Etiket: 68 kuşağı

  • 68 Kuşağı devrimcilerinden İbrahim Çenet: Mücadele etmekten hiç usanmadık – VİDEO

    68 Kuşağı devrimcilerinden İbrahim Çenet: Mücadele etmekten hiç usanmadık – VİDEO

    PİRHA – 68 kuşağının önemli isimlerinden İbrahim Çenet, Amanoslar’ın isyancı geleneğinden Deniz Gezmişlerle olan hukukuna, cezaevi yıllarından Yılmaz Güney ve Yaşar Kemal ile olan dostluğuna dair konuştu. 1972’de Denizlerin idamını protesto ederken kollarını ve bacağını kaybeden Çenet, “Onlar bizi tutuklamaktan, biz de mücadele etmekten usanmadık” dedi.

    Çukurova’nın, Amanos Dağları’nın yetiştirdiği devrimcilerden İbrahim Çenet, hem aile geçmişini hem de Türkiye’nin fırtınalı yıllarına dair tanıklıklarını PİRHA’ya paylaştı. Köklerinin Amanoslar’daki Ulaşlı topluluklarına dayandığını belirten Çenet, devrimci kimliğinin bu coğrafyanın isyancı ve bağımsızlıkçı ruhuyla şekillendiğini vurguladı.

    “AİLEM OSMANLI’YA DA İŞGALCİYE DE BOYUN EĞMEDİ”

    Ailesinin 1865 yılına kadar Osmanlı’ya karşı özerk bir yapıda yaşadığını, sonrasında ise zorunlu iskânla ovaya indirildiğini anlatan Çenet, bu tarihsel mirasın kendisini politik bir figür haline getirdiğini ifade etti:

    “Amanos Dağları’ndaki Ulaşlı Türklerini 1865’e kadar ele geçirememişler. Ahmet Cevdet Paşa ve Derviş Paşa vasıtasıyla bu bölge insanlarını ovaya indirmişler. Fransızlar bölgeyi işgal ettiğinde de ailem, Çenetler onlara karşı savaşmış, büyük fedakarlıklar göstermiştir. Dedem, babam ve abim politikti; dolayısıyla ben de politik oldum. Sol görüşleri bu uzun ailevi ve toplumsal gelenek dolayısıyla benimsedim.”

    DENİZLERİN İDAM GECESİ ÖDENEN BEDEL

    İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yıllarında Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin ve Mahir Çayan gibi isimlerle yakın çalışan Çenet, 6. Filo protestolarından THKP-C’nin kuruluş aşamasına kadar birçok kritik süreçte yer aldığını belirtti. 6 Mayıs 1972 gecesinin hayatının dönüm noktası olduğunu söyleyen Çenet, o geceyi şu sözlerle anlattı:

    “6 Mayıs 1972’de Denizlerin idam gecesinde sokaklara çıkmıştık. Güvenlik güçleriyle devrimcilerin çatıştığı o gecede yaralandım. İki kolumu ve bir bacağımı kaybettim. Yaralanmamıza rağmen bizi Selimiye Toplama Kampı’na götürdüler. 1974’te afla çıktık ama mücadelemiz bitmedi. Onlar bizi tutuklamaktan, hüküm vermekten usanmadı; biz de mücadele etmekten usanmadık.”

    YILMAZ GÜNEY VE YAŞAR KEMAL İLE GEÇEN YILLAR

    Cezaevinde Yılmaz Güney ile 1,5 yıl aynı koğuşta kaldığını belirten Çenet, Güney’in devrimcilere olan derin ilgisini anlattı: “Yılmaz Güney güzel bir insandı. Selimiye’de aynı koğuştayken bana ‘Kahraman Abi’ derdi. ‘İbrahim Kaypakkaya ve senin belgeselini yapmadan ölürsem, ölürüm’ derdi. Mahir Çayanları evinin çatısında saklayacak kadar yürekli bir adamdı.”

    Yaşar Kemal ile olan hemşehrilik ve mücadele hukukuna da değinen Çenet, “Yaşar Kemal, Türkiye insanının önemli bir güzelliğidir. 1965’te TİP adayıyken tanışmıştık, asıl yakınlığımız 1975’ten sonra oldu. 2007’de akademimizle ona ‘Özgür İnsan Ödülü’nü vermiştik” dedi.

    “SANAT DEVRİMCİLİĞİN VAZGEÇİLMEZİDİR”

    Devrimciliği “yaşam, üretim, çalışma ve kültürün birleşimi” olarak tanımlayan Çenet, her devrimcinin bir miktar sanatçı olması gerektiğini savundu: “Sanat yaşamın parçasıdır. Nazım Hikmet, Abidin Dino, Yaşar Kemal… Bunlar hem büyük devrimci hem de büyük sanatçılardı. Biz de 2000 yılından beri Anadolu Halk Bilim Kültür Akademisi olarak Özgür Film Festivali yapıyoruz, dergiler çıkarıyoruz. Hiçbir bankadan, zenginden veya devletten destek almadan, gönüllü insanların katkılarıyla bir ‘Yerel Halk Üniversitesi’ gibi çalışıyoruz.”

    “BİN ÇİÇEKLİ BAHÇE: KARDEŞÇE YAŞAM”

    Türkiye’nin çok kültürlü yapısını “bin çiçekli bahçe” olarak niteleyen İbrahim Çenet, toplumsal barışın emek ekseninde kurulması gerektiğini belirtti: “Ülkemiz Kürtlerden Arnavutlara, Lazlardan Araplara kadar 20’nin üstünde halkın yaşadığı bir mozaiktir. Emek ekseninde birlikte mücadele etmeliler. En küçük kültürel yapıların bile kültürel özerkliği savunulmalı. İnsanların Türkiye içinde sosyalist anlayışa saygılı olarak kardeşçe yaşamaları bizim dileğimiz ve karakterimizdir.”

    Cevahir FINDIK/OSMANİYE

  • Kızıldere Katliamı’nın 53. yılı; ‘Dönmeye değil ölmeye geldik’ demişlerdi

    Kızıldere Katliamı’nın 53. yılı; ‘Dönmeye değil ölmeye geldik’ demişlerdi

    PİRHA- Bugün 30 Mart 1972 Kızıldere Katliamı’nın 53. yılı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemek isteyen Mahir Çayan ve 9 devrimci yoldaşı, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledildi.

    Mahir Çayan, 68 Kuşağı denilince akla gelen ilk isimlerdendir. Türkiye’de emperyalizme ve faşizme karşı mücadelede kararlılıkla yola çıkan on binlerce devrimcinin önderlerinden biri.

    Yaşadığı dönemin dünyasındaki siyasal gelişmelerden etkilenen Çayan, kah okullarda boykot, kah emekçilerle fabrikalarda grev örgütledi. Çayan’ın, son sözleri de aynı kararlılıkta idi: “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik!”

    İDAMLARI ENGELLEMEK İSTEDİLER

    Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (THKP-C) kurucularından Mahir Çayan, yoldaşları Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Hüdai Arıkan, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru’yla birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) üyesi devrimciler Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarını engellemek için 27 Mart 1972’de Ordu’nun Ünye İlçesi’ndeki NATO’ya ait radar istasyonunda çalışan iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni kaçırdı.

    “DÖNMEYE DEĞİL, ÖLMEYE GELDİK”

    İdam kararlarını engellemek isteyen Mahir Çayan ve 9 yoldaşı, Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyüne geçti. Köy muhtarı, gizlenen devrimcileri ihbar etti ve ev ihbar üzerine çevrildi. Çayan, “Teslim olun” çağrısına “Erleri çekin üst düzeyler gelsin! Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik!” diye yanıt verdi.

    Mahir Çayan ve yoldaşları 30 Mart 1972’de yani tam 53 yıl önce bugün Kızıldere’de katledildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İktidarın kayyım politikasına karşı bir tepki oluşmazsa sıra CHP’li belediyelere gelecek’-VİDEO

    ‘İktidarın kayyım politikasına karşı bir tepki oluşmazsa sıra CHP’li belediyelere gelecek’-VİDEO

    PİRHA-Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren 68 Kuşağı önderlerinden Sinan Cemgil’lin mücadele arkadaşı Mustafa Yalçıner, “AKP-MHP iktidarı, kazanamadığı yerlerde kendi egemenliğini kayyım politikasıyla kurmaya çalışıyor” dedi.

    Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıdık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyım atanmasının ardından tepkiler devam ediyor.

    68 Kuşağı önderlerinden Sinan Cemgil’lin mücadele arkadaşı Mustafa Yalçıner, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösterdi.

    “İKTİDAR, KAYYIM POLİTİKASINI DEVAM ETTİRİYOR, BİRLİKTE MÜCADELE ŞART”

    İktidarın kayyım politikası izlediğini belirten Mustafa Yalçıner, “İktidar, geçmişte Kürtlere uyguladığı kayyım politikasını devam ettiriyor. Kayyım politikasını 31 Mart seçimlerinden sonra ilk önce Van’da denediler sonra da Hakkari Belediyesi’ne kayyım atadılar. İktidarın kayyım politikasını Hakkari’den sonra da devam ettireceği anlaşılıyor. AKP-MHP iktidarı, kazanamadığı yerlerde kendi egemenliğini kayyım politikasıyla kurmaya çalışıyor. Eğer kayyım politikasına karşı bir tepki oluşmazsa sıra CHP’li belediyelere gelecek. AKP-MHP iktidarının saldırgan politikalarına karşı birlikte mücadele edilmesi gerekiyor” dedi.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • Devrimci önder Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    Devrimci önder Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-1968 Kuşağının devrimci önderlerinden Hüseyin Cevahir, katledilişinin 53. yılında Mazgirt ilçesine bağlı Şowag (Yeldeğen) Köyü’ndeki mezarı başında anıldı.

    Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) önder kadrosu içerisinde yer alan Hüseyin Cevahir, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi ardından, İstanbul’da Mahir Çayan ile birlikte saklandıkları evin kuşatılması sonucu polislerle girilen çatışmada 1 Haziran 1971’de hayatını kaybetmişti.

    68 Kuşağının önder isimlerinden Hüseyin Cevahir, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Şowag (Yeldeğen) Köyü’ndeki mezarı başında anıldı. Anmaya siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “DEVRİMCİ YOLUMUZU AYDINLATMAYA DEVAMA EDİYORLAR”

    Hüseyin Cevahir ve arkadaşlarının büyük bir devrimci gelenek yarattığını vurgulayan Sol Parti Hozat İlçe Başkanı Hıdır Dilekçi, “Onları fikirlerinden soyutlayarak, uğruna mücadele ettikleri düşüncelerinden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. O yüzden Mahir Hüseyin’dir, Hüseyin Mahir’dir onlar DEV-GENÇ’tir. Onlar Türkiye halklarının devrimci yolunun kutup yıldızıdır. Mahirle birlikte Hüseyin Cevahir, Maltepe’de bu ışığı gökyüzüne yükseltiler. Omuz omuza, kardeş kardeşe karanlığa meydan okudular. Mertliğin, dürüstlüğün insana dair en güzel duyguları çıkarsız, pazarlıksız bir biçimde nasıl yaşanabileceğini canları pahasına gösterdiler. Onların mücadele birikimi bugün devrimci yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 68 kuşağı öncülerinden Hüseyin Cevahir belgeseli Köln’de gösterildi-VİDEO

    68 kuşağı öncülerinden Hüseyin Cevahir belgeseli Köln’de gösterildi-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağı öncülerinden THKP-C kurucusu Hüseyin Cevahir anısına çekilen “Aşkla Sana” belgeseli Almanya’nın Köln kentinde gösterildi. Ertuğrul Kürkçü, “Dönemin mücadelesine örnek teşkil ettiği için Hüseyin Cevahir’in belgeselini yapmak ve üzerine konuşmak önemli” dedi. 

    68 kuşağı öncülerinden THKP-C kurucusu Hüseyin Cevahir anısına çekilen “Aşkla Sana” belgeseli Almanya’nın Köln kentinde gösterildi.

    “Aşkla Sana”, 12 Mart 1971’de yönetime fiilen el koyan askeri cunta rejimine karşı direnişin ilk kayıplarından Hüseyin Cevahir’in yaşamı ve mücadelesinden kesitler ve arkadaşlarının anlatımlarını kapsıyor. Dersim-Mazgirt doğumlu Hüseyin Cevahir, 1 Haziran 1971 sabahı, üç gün süren kuşatmanın ardından İstanbul-Maltepe’de Mahir Çayan ile birlikte kuşatıldıkları evde vurularak öldürüldü.

    Belgeselin Köln’deki gösterimine Yönetmen Arin İnan Arslan, Yapımcı ve Cevahir’in yeğeni Filiz Özkan ile Hüseyin Cevahir’in mücadele arkadaşı Ertuğrul Kürkçü de hazır bulundu.

    Gösterimin ardından Yönetmen Arslan ve Yapımcı Filiz Özkan belgeselin çekimine ilişkin bilgi verirken, Kürkçü ise Cevahir ile ilgili anısını anlattı.

    “DAYIMI VE MÜCADELESİNİ TANIMAK İSTEDİK”

    Filiz Özkan, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Dayım Hüseyin Cevahir’i annesinin duvardaki siyah beyaz fotoğrafa bakarak ağladığı biri olarak tanıdım. Büyüdükçe de dayımı ve mücadelesini tanımak istedik. Öldürülüşünün 50. Yılında belgeseli tamamlamak istedik, ancak pandemiden dolayı gecikti. Dayımın birçok arkadaşına ulaşamadık.”

    “DÖNEMİN YARATTIĞI ETKİ 50 YILDIR SÜRÜYOR”

    Dönemin çok hızlı olduğunu ve 8 aylık bir süreçte çok olayın gerçekleştiğini söyleyen Ertuğrul Kürkçü, “Belgeselin bir dönemin önemli bir kesitini aktardığı için belgesele emek verenlere teşekkür ediyorum. Dönemin mücadelesine örnek teşkil ettiği için Hüseyin Cevahir’in belgeselini yapmak ve üzerine konuşmak önemli. Belgeselde konuşan arkadaşlar süreci anlatmış. Dönemin yarattığı etki 50 yıldır sürüyor. Bunu bu belgeselle de hatırlamak önemlidir” diye konuştu.

    Belgeselin Avrupa gösterimi, Avrupa Devrimci 78’liler tarafından organize edildi.

    PİRHA/ALMANYA

  • Devrimci önderlerden Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    Devrimci önderlerden Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağının devrimci önderlerinden Hüseyin Cevahir, katledilişinin 52. yılında Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Şowag (Yeldeğen) Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı. Emek ve Özgürlük Cephesi adına konuşan Gökmen Yeşil, “Hüseyin Cevahir’in fikirleri, kavgası o günden bugüne yaşamaya devam ediyor” diye belirtti.

    Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı ile birlikte önder kadrosu içerisinde yer alan Hüseyin Cevahir, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi eyleminin ardından aranırken, İstanbul Maltepe’de Mahir Çayan ile birlikte saklandıkları evin kuşatılması sonucu polislerle girilen çatışmada 1 Haziran 1971 günü hayatını kaybetmişti.

    68 kuşağının önder isimlerinden Hüseyin Cevahir, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Şowag (Yeldeğen) Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı. Anma programına Emek ve Özgürlük Cephesi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşiller Gelecek ve Sol Parti (Yeşil Sol Parti), Partizan, Sol Parti, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Hüseyin Cevahir’in mezarına karanfiller bırakılıp, devrim şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından siyasi parti temsilcileri tarafından konuşmalar yapıldı.

    “HÜSEYİN CEVAHİR’İN KAVGASI YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR”

    Emek ve Özgürlük Cephesi adına konuşan Gökmen Yeşil, “Bundan 51 yıl önce Hüseyin Cevahir’i katlederek mücadeleyi ve isyanı bastıracaklarını zannedenler büyük bir yanılgıya düştüler. Hüseyin Cevahir’in fikirleri, kavgası o günden bugüne yaşamaya devam ediyor” diye belirtti.

    “YOLDAŞÇA BİR ARADA MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”

    ‘Bu süreç içerisinde sosyalizm mücadelesinde ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin yaşadığı bütün zulme karşı mücadelemiz devam edecek’ diyen Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ise, “Zulüm her dönemde vardı ama bizi bir arada tutan İbrahimlerden, Denizlerden, Mahirlerden ve Mazlumlardan aldığımız güç ve mücadele ruhudur aslında. Sosyalist mücadelenin gelişmesi ve ezilenlerin kurtuluşu için hepimizin omuz omuza yoldaşça bir arada mücadele etmemiz lazım. Hüseyin Cevahir yoldaşların bizlere bıraktığı bayrağı daha da ileriye götürmemiz lazım” dedi.

    “DEVRİMCİ TAVIR ORTAYA KOYDUKÇA MUTLAKA BİR ÇIKIŞ YOLU BULACAĞIZ”

    Partizan Temsilcisi Yusuf Topçu, “68 kuşağının 71 yılındaki çıkışı nasıl o dönemde Hüseyin Cevahir ve yoldaşları nasıl bir devrimci çıkış yaptılarsa bu sönümlenmiş bu süreçte de devrimci bir çıkış ciddi bir çıkış olacaktır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Biz her zaman ezilenlerden yana tavrımızı ortaya koydukça mutlaka bir çıkış bulacağız çünkü haklı olan biziz. Geldiğimiz bu sürecin içerisinde şehit düşenleri saygıyla anıyorum” diye ifade etti.

    “HÜSEYİN CEVAHİR VE ARKADAŞLARININ MÜCADELESİ SÜRÜYOR”

    Hüseyin Cevahir ve arkadaşlarının verdiği mücadelenin sürdüğünü belirten Sol Parti Temsilcisi Murat Çelikdağ ise, “Bizler onların devrimci mücadelesini örnek alıyoruz. Bugün Hüseyin Cevahir’i anmak sömürü düzenine son vermek demektir. O yüzden onların mücadelesini büyüteceğimize söz veriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Genel Merkezi: Ser verip sır vermeyen yiğit önder seni unutmayacağız!

    PSAKD Genel Merkezi: Ser verip sır vermeyen yiğit önder seni unutmayacağız!

    PİRHA-Devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımlayan PSAKD Genel Merkezi, “Doksan gün maruz kaldığı insanlık dışı işkencelere direnip, ser verip sır vermeyen yiğit önder, seni asla unutmayacağız” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, “Faşizmin zindanlarında ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı saygıyla anıyoruz” başlıklı yazılı bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada, Yoksul Türkiye emekçi halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudunu, patron ağaya korku salan çelikten iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın tam bağımsız, laik ve demokratik Türkiye” denildi.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Katledilişinin 50. yılında ser verip sır vermeyen devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’yı anıyor onun şahsında yitirdiğimiz Haki Karer ve dörtler başta olmak üzere yaşamını halkın haklı davasına adayan, hak ve hakikat mücadelesinde gözünü kırpmadan ölümsüzleşen halkın yürekli evlatlarını saygı ve özlemle anıyoruz. Hepimizi insanlığımızdan utandıran işkencelerin ve vahşiliğin karşısında destansı direnişin zindanı olan Diyarbakır Cezaevi’nden İbrahim, dörtler ve sayamadığımız nicesinin yaşamı ağıt olarak dilden dile aktarılıyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız.

    Pir Sultan Abdal’dan, Şah Kalender Çelebi’ye, Seyit Nesimi’den Şeyh Bedrettin ve yoldaşlarına, Deniz’den Mahir’e uzanan hak ve hakikat mücadelesinin en önemli önderlerinden biridir İbrahim Kaypakkaya. Dünyayı ve özelinde ülkemizi saran 68 gençlik hareketi ile başlayan ve devam eden yolda İbrahim’in ulusal sorundan, sosyo-ekonomik yapıya ilişkin Türkiye devrimine ilişkin belirlemeleri ve tahlilleri onu egemenler nezdinde “çok tehlikeli” kılmıştı.

    O yaşamı uğruna görüş ve düşüncelerini saklamamış, her koşul ve durumda davasına sahip çıkmıştır. “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak” sözüyle geleceğe yani bugünlere olan inancını daha o günden ifade etmiştir.

    Doksan gün maruz kaldığı insanlık dışı işkencelere direnip, ser verip sır vermeyen yiğit önder, seni asla unutmayacağız. Yoksul Türkiye emekçi halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudunu, patron ağaya korku salan çelikten iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın tam bağımsız, laik ve demokratik Türkiye.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı

    Hüseyin Cevahir, Dersim’de mezarı başında anıldı

    PİRHA-68 kuşağının önder isimlerinden ve Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hüseyin Cevahir, katledilişinin 51. yılında Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Şobek Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı.

    Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı ile birlikte önder kadrosu içerisinde yer alan Hüseyin Cevahir, İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi eyleminin ardından aranırken, İstanbul Maltepe’de Mahir Çayan ile birlikte saklandıkları evin kuşatılması sonucu polislerle girilen çatışmada 1 Haziran 1971 günü hayatını kaybetmişti.

    68 kuşağının önder isimlerinden ve Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hüseyin Cevahir, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Şobek Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı. Cevahir’i anmak için bir araya gelen HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP Dersim İl Örgütü ve çok sayıda yurttaş mezara çiçekler bıraktı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Denizler bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyorlar’-VİDEO

    ‘Denizler bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyorlar’-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağının devrimci önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın katledilişlerinin 50’nci yılında Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada, “Onları idam edenler hatırlanmazken denizler yeni doğan yüzbinlerce çocuğun isminde, gençliğin gelecek mücadelesinde, işçi sınıfının özgürlük mücadelesinde yaşıyorlar” denildi.

    68 kuşağının devrimci önderleri ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucuları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan katledilişlerinin 50’nci yılında birçok yerde anılmaya devam ediyor.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, parti önünden Seyit Rıza Meydanı’na yapmak istediği yürüyüşü polis engellemeye çalıştı. Dersim’de Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü öncülüğünde Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun da destek vermesiyle Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Kitle sürekli ‘Yaşasın Devrim ve Sosyalizm’, ‘Yusuf, Hüseyin, Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz’ sloganları atıldı.

    Basın açıklamasını Emek Gençliği Dersim İl Yöneticisi Yusuf Akın okudu. Açıklamada ‘Yaşasın Devrim ve Sosyalizm’ pankartı açıldı.

    “DENİZLER ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDE YAŞIYORLAR”

    Denizlerin yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi kahrolsun emperyalizm dediklerini ifade eden Emek Gençliği Dersim İl Yöneticisi Yusuf Akın, “Onlar bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyorlar. Onları idam edenler hatırlanmazken denizler yeni doğan yüzbinlerce çocuğun isminde, gençliğin gelecek mücadelesinde, işçi sınıfının özgürlük mücadelesinde yaşıyorlar” diye belirtti.

    Geleceğe ışık tutarak devrimci bir halk yaratacaklarını söyleyen Eski EMEP Dersim İl Başkanı Salih Gündoğan, “Halkımızın mücadelesini bize miras bırakanlar şunu iyi bilirler ki devrim sosyalizm mücadelesi tarih boyunca susmamıştır ve susmayacaktır” dedi.

    “BİRGÜN ELBET ZAFER GÜNÜ OLACAKTIR”

    EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ise, “Her kim zulüm ve zorbalığa, sömürü ve baskıya karşı yürekli bir öfke duyuyorsa emperyalistlerin ve işbirlikçilerin barbarlığına karşı bağımsızlık, siyasal demokrasi ve sosyalizm için birleşmelidir. Kızılderede, Ulucanlarda, Nurhaklarda, Diyarbakır işkencehanelerinde ve ülkenin diğer yerlerinde yitirdiğimiz devrimcilerin uğruna can verdikleri dava ancak milyonlara mal edilerek zafere ulaştırılabilir. Şu bilinsin ki bir gün elbet zafer günü olacaktır” diye ifade etti.

    Dersim’de OHAL zamanından kalan alışkanlığın devam ettiğini söyleyen Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin, “Denizler üniversitede alanlara inip emperyalistleri protesto ederken bağımsız bir ülke düşü vardı. 50 yıl sonra burada gördüğümüz manzarada bugün ülkeyi yönetenler kendi anayasalarını tanımamaktadırlar. Ülkeyi ve ili yönetenler kolluğa verdiğiniz emirle kitle örgütlerini, siyasi partileri, gençleri ve kadınları genelgelerle kaldırıma çıkartamazsınız. Bu ülke halkların özgürlüğüne, demokrasiye kavuşacaktır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Teslim Töre binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    Teslim Töre binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- 68 kuşağının devrimci önderlerinden Teslim Töre, binlerce kişi tarafından, mücadele arkadaşı olan Sinan Cemgil’in de kabrinin bulunduğu Karacaahmet Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dünyaya yön veren 1968 kuşağının devrimci hareketin önemli isimlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuran, sonrasında THKO MB ve TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi) kurucularından olan Teslim Töre Üsküdar’da son yolculuğuna uğurlandı. İlk olarak Karacaahmet Sultan Cemevi’nde dini vecibeleri yerine getirilen Töre, daha sonra binlerce kişi tarafından, mücadele arkadaşı olan Sinan Cemgil’in de kabri bulunan Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.

    Birçok kurum ve derneğin çelenk gönderdiği cenaze merasimi saygı duruşuyla başladı.

    KIZI MUAZZEZ TÖRE: BİR ÖMÜR BABAMI ÖZLEYEREK GEÇİRDİM

    Merasimde ilk olarak konuşan Teslim Töre’nin kızı Muazzez Töre, anmaya katılanlara teşekkür etti. Babasını uğurlarken kendi aralarındaki anılardan bahsetmek istediğini ama Türkiye’deki sorunların her yeri kapladığını ifade eden Töre, “Bir ömür babamı özleyerek geçirdim. Hiçbir zaman yan yana kalamadık. Babam ya illegal hayattaydı ya da hapishanedeydi” dedi. Babasının kendisine “Benim geri vitesim yoktur, ben hep ileriye giderim” sözünü söylediğini hatırlatan Töre, “Ben bunu öğrendim ve hayatımda uygulayacağım. İki gün önce mezar bakmaya geldiğimde çok ümidim yoktu. Sinan yoldaşının yanında belki mezar bulumayız dedim. Ama çok yakınında bulduk. Babam sağlığında devlet tarafından hiç torpil görmemişti. Ama bugün Sinan’ın yanına defnedilecek” diye konuştu.

    TEMELLİ: FAŞİZMİ YIKACAĞIZ, ZULMÜ BİTİRECEĞİZ

    Ardından konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Töre ailesine ve yoldaşlarına baş sağlığı dileyerek, 68 kuşağının büyük bir devrimcisini yitirdiğini söyledi. Töre’nin Devrim mücadelesinin en önünde yürüdüğünü belirten Temelli, “Aslolan tarihi değiştirmektir. Çok az bir süre kendisi ile çalışma olanağı buldum. Umut yüklü mücadelesi ile hepimize örnek oldu. 68 kuşağı olarak anılıyor ama her kuşakta mücadelesi ile var oldu. Kuşaklar arası kopukluğu gideren bir anlayışın öncüsüydü. Türkiye demokrasiye, barışa ve Teslim Töre’ye hasret. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Yitip gidenler bize faşizme karşı omuz omuza olmayı bıraktı. Bu mirasa kıskançlıkla sahip çıkmalıyız. Faşizmi yıkacağız, zulmü bitireceğiz. O günden önce ölenlere sözümüz bu olsun. Mahir’in, Deniz’in, İbrahim’in yoldaşına şimdi ışıklar yoldaşlık etsin diyorum” diye belirtti.

    TAŞ: MUTLAKA BİR GÜN FABRİKALAR TARLALAR EMEĞİN OLACAK

    Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş ise, Teslim Töre’nin partilerinin kurucusu olduğunu hatırlatarak, “Onu tanıdığım günden beri moralliydi. Umut ve sevgi doluydu. Ve her zaman anlamaya ve uygulamaya yatkın bir kişiliği vardı. Geçmişe yaslanmayan bir insandı” dedi. Özeleştiride bulunan Taş, “Bugün kendimizi daha fazla geliştirebilseydik, bugün Türkiye bu durumda olmazdı. Buna yürekten inanıyorum. Önem verdiği Kürt meselesi bu noktada olmazdı. Bunu el birliği ile beceremedik. Hayat ve tarih devam ediyor. Mutlaka ama mutlaka bir gün fabrikalar tarlalar, emeğin olacak” diye konuştu

    KOÇYİĞİT: ANISI MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit de, bütün devrimci mücadelesine baş sağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Teslim Töre ile birebir tanışmamanın kendisi için bir kayıp olduğunu belirten Koçyiğit, “Ama mücadelesini ve yaptıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bize onurlu bir yaşamı, mücadeleyi, toplumsal bir hayat, kurtuluşumuz için bir miras bıraktı. Bugün burada hepimizin bu mirasa sahip çıkması gerekir. Bizim Teslim Töre’ye mücadele sözümüz bu bayrağı ilerletmektir. Ne olursa olsun halklarımızın kurtuluşu için dün de olduğu gibi bugünde, yarın da mücadele edeceğiz. Yıldızlar yoldaşı olsun. Anısı mücadelemizde yaşayacak. Sözü sözümüzdür”  diye belirtti.

    GÜNAY: YİTİRİLENLERE SELAM OLSUN

    Türkiye devrim tarihinin en önemli önder isimlerinden birinin uğurlandığını söyleyen Halkevleri Eşbaşkanı Nuri Günay, “Verdikleri mücadeleyi biliyoruz. Sosyalist ve devrimci olmak en yüce değerimizdir. Teslim Töre yoldaşımızdır. Abimizdir. Anısını mücadelemizde yaşatacağız. Yitirilenlere selam olsun, mücadelemizde yaşamaya devam edecekler” dedi.

    Anma etkinliğinden sonra mezarlığa doğru yürüyüş gerçekleşti. Defin sırasında binlerce kişi tarafından slogan ve enternasyonal şiirlerle Töre son yolculuğuna uğurlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mehmet Tüm Deniz Gezmiş’i övdüğü gerekçesiyle hakim karşısına çıkacak-VİDEO

    Mehmet Tüm Deniz Gezmiş’i övdüğü gerekçesiyle hakim karşısına çıkacak-VİDEO

    PİRHA- CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Deniz Gezmiş’i övdüğü gerekçesiyle yarın Balıkesir Adliyesi’nde hakim karşısına çıkacak. Tüm, “Deniz Gezmişler ile ilgili gelecek her türlü ceza başım üstüne. Biz Denizleri her zaman sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Denizler dün bizim için kahramandı bugünde kahramandır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm hakkında, CHP Altıeylül İlçe teşkilatının Balıkesir Şoförler Odası toplantı salonunda yaptığı konuşmada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaret ettiği iddiasıyla ve Deniz Gezmiş’i övdüğü gerekçesiyle 2018 yılında soruşturma açılmıştı.

    “Hakaret, suç ve suçluyu övmek” gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan CHP’li Mehmet Tüm yarın saat 13:30’da Balıkesir Adliyesi’nde hakim karşısına çıkacak. Tüm, herkesi bu davaya sahip çıkmaya çağırdı.

    Kendisine açılan davaların tamamının milletvekilliği döneminde yaptığı konuşmalardan dolayı olduğunu aktaran Tüm, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “O dönem hem Balıkesir 25-26 dönem milletvekiliydim hem de parlamentoda görev yapıyordum. Parlamento da konuştuğum dile getirdiğim sorunları, konuları bir ilçe kongresinde dile getirdim. O ilçe kongresinde yaptığım bir konuşmadan 4-5 tane dava açıldı. Bunlardan biri  Cumhurbaşkanı tarafından açılan hakaret davasıdır. Ayın 6’sında hakim karşısındaydım. 9 Temmuz’da da Deniz Geçmişlere ‘kahraman’ dediğim için yine hakim karşısında olmuştum. Süleyman Soylu ve Devlet Bahçeli’yi eleştirdiğim için ayrı davalar açıldı. FETÖ darbesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclis Üyesi olarak bir bildiri yayınlamıştık. Ondan dolayı da dava açıldı. Aslında toplu bir dava. Tek bir bildirim ama nedense  hepimize tek tek dava açıldı. Ama ilk davayı bana açtılar.”

    Kendisine açılan davaların amacının belli olduğunu ifade eden Tüm, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu davaların amacı belli. Benim o ilçe kongresinde konuşma yaptığım dönemde gündemde Man Adaları ile ilgili tartışmalar vardı. Süleyman Soylu ağza alınmayacak sözlerle sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaretlerde bulundu. Bu hakaretlere cevap verdim. Bir de Devlet Bahçeli Deniz Gezmiş’e ‘terörist’ dedi ona cevap verdim. Bir İçişleri Bakanı’nın görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Ve o ülke huzurunu sağlamaktır. Bir İçişleri Bakanı ana muhalefet partisi genel başkanını tehdit ediyorsa bu ülkede kimsenin güvencesi olamaz. Ve bir İçişleri Bakanı çete reisi ağzı ile konuşmamalıdır. Sizin soy isminiz ‘Soylu’ ama ‘soylu davranmıyorsunuz’ dediğim için dava açıldı. Bunun dışında Rıdvan Dilmen Tayip Erdoğan için ‘Tayip Erdoğan’a baktığım zaman parkasız Deniz Gezmiş’i görüyorum’ demişti. Devlet Bahçeli’de ‘Türkiye Cumhuriyet’i Cumhurbaşkanını nasıl bir teröriste benzetirsiniz’ demişti. Ben ise tüm bunlara karşılık ‘Deniz Gezmiş bu ülkenin bağımsızlığı için demokratik bir Türkiye için emperyalizme karşı idam sehpasına gitti. O bir kahramandır, o bir devrimcidir, o bir sosyalisttir’ dediğim için bana dava açıldı.”

    “DENİZ GEZMİŞLER MİLYONLARCA İNSAN İÇİN KAHRAMANDIR”

    Deniz Gezmişler’in tam 47 yıl önce inandığı dava için idam sehpasına gittiğini hatırlatan Tüm, şöyle devam etti:

    “Bildiğiniz gibi yukarıdan bir emirle idam sehpasına gittiler. O dönemde bağımsız bir yargı yoktu. Deniz Gezmişler hiç kimsenin burnunu kanatmadı. Ama kendi davalarının uğruna idam sehpasına gitti. Yani Deniz Gezmiş birileri için terörist olabilir ama milyonlarca insan için kahramandır. Milyonlarca insan kendi çocuklarına Deniz’in adını koydular. Deniz’in adı şu an parklarda toplumun değişik yerlerinde anıtlarda, kitaplarda ve şiirlerde yaşıyor. Deniz Gezmiş bırakın Türkiye’yi Dünya tarafından bilinen bir kahramandır. Onları yargılayan adaleti bugün sorgulamak gerekiyor. Bu ülkenin aslında Deniz Gezmişlere özür borcu var. Eğer suç işlemişlerse bu suçun karşılığı idam değildi. Adnan Menderes’te o dönem idam edildi. Biz bütün idamlara karşıyız. Çünkü o da doğru değil. Adnan Menderes’i kahraman ilan ediyorsunuz ama Deniz Gezmiş’i halen terörist ilan ediyorsunuz. Deniz Gezmişler o dönem idam edilen Adan Menderes’e karşılık yapıldı. Yani intikam alındı.”

    “DENİZLER İLE İLGİLİ GELECEK HER TÜRLÜ CEZA BAŞIM ÜSTÜNE”

    47 yıl sonra Denizler’e kahraman dediği için yargının önüne çıkmasının aslında kendisini yargılayanlar için utanç verici olduğunu sözlerine ekleyen Tüm, “Çocuklarıma bırakacağım bundan daha büyük bir onur olamaz. Denizleri onların sayesinde yeniden yeniden öğrenmeye başladım. Yeniden anlamaya başladım. Denizler ile ilgili ne kadar kitap makale varsa onları okudum. Ve bu davalar sonucu yaptığım savunmayı da kitap haline getireceğim. Denizler ile ilgili gelecek her türlü ceza başım üstüne. Biz Denizleri her zaman sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Deniz dün bizim için kahramandı bugünde kahramandır” şeklinde konuştu.

    “DENİZLERİN DÜNYA GÖRÜŞÜ İLE BÜYÜDÜK”

    Denizlerin dünya görüşü ile büyüdüklerini söyleyen Tüm, “Biz Denizlerden etkilenerek devrimci ve sosyalist olduk. Onlar demokratik bir Türkiye istiyorlardı. Emperyalizme ve 6. Filo’ya karşıydılar. Bugün Denizlerin ne kadar haklı olduğunu yaşadığımız dönemde görüyoruz. Trump ‘Ben istediğim zaman sizi bitirim’ diyor. İşte eğer Denizlerin görüşüne ve davasına sahip çıksaydık bugün Amerika bunları yapmazdı. Bugün ekonomik, siyasi ve askeri anlamda Amerika’ya bağlıyız ve Denizler bunları o gün söylediler. Amerikan emperyalizmine karşı ondan mücadele ettiler. Bağımsız, demokratik bir Türkiye istedikleri için o gençleri anlamak yerine astık.  Aynı dönem Avrupa’da 68 hareketine önderlik eden insanlar bugün Avrupa’yı idare ediyorlar. Onlar da o dönem isyan ettiler baş kaldırdılar. Çünkü gençlik budur, gençlik tabi baş kaldıracak düzeni sorgulayacak. Sınıfsız sömürüsüz bir dünya için mücadele ettiler. Dünyanın her yerinde Denizler  gibi herkes ayağa kalkmıştı” diye konuştu.

    Tüm, son olarak yarın Balıkesir Adliyasi’nde saat 13:30’da tekrar yargılanacağı davaya destek vermesi ve sahiplenmesi için tüm dostlarına  çağrı yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ortaca olayları, devrimcilerin müdahalesiyle sonlandırıldı/3-VİDEO

    Ortaca olayları, devrimcilerin müdahalesiyle sonlandırıldı/3-VİDEO

    PİRHA – Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5 Haziran 1966 yılında yaşanan olayları durdurmak için Ortaca’ya giden devrimci öğrencilerin arabuluculuk yapmasıyla ‘Ortaca Barış Belgesi’ imzalandı. Hem Alevi hem de Sünnilerle görüşen devrimci öğrencilerden İTÜ Talebe Birliği Başkanı Baykan Kalaba, bir röportajında, “Olay henüz, kıvılcım aşamasında, çok büyümeden önlendi. Dostluk ve barış yeniden sağlandı” diyor. 

    Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5 Haziran 1966 yılında bazı Sünni ve Alevi yurttaşlar arasında çıkan toprak kavgasıyla başlayan olayların bir katliama dönüşmeden nasıl sona erdirildiğini ‘Ortaca Olayları Dosya 3’te okuyacaksınız.

    Bu bölümde, Alevi Sünni çatışmasının nasıl yaratılmak istendiği ve devrimcilerin olası bir katliamı nasıl durdurduklarına işaret ediliyor.

    İşte tanıkların anlatımıyla Ortaca olayları ve olayların sona erdirilmesi…

    “VALİNİN YAPTIĞI TOPLANTILAR HİÇ İŞE YARAMADI”

    O dönem Mergenli Köyü’nde okul müdürü olan Bahri Ersoy, “Muğla Valisi Hasan Basa köye gelip bir toplantı yaptı. Ben okul müdürü olduğumu söyleyip söz istedim. Bana okulda neden beklediğimi sordu. Kendisine 222 Sayılı Kanun gereği okulu beklediğimi söyledim ve konuşmama şöyle devam ettim: ‘Ben Fevziye Köyü’nde doğdum ve bir Aleviyim. Bu olayda kabahatli olan Alevi değil, Sünni hiç değil! Asıl suçlu vali olarak, hükümet olarak sizsiniz! Alevi ya da Sünni vatandaş anlaşmazlık yaşadığında, birbirlerinden şikayetçi olarak size geldiği zaman onları dinlemediniz ve kulak ardı ettiniz. İnsanlar da bu kez kendi sorunlarını kendileri çözmeye kalktı ve anarşi doğdu. Olay bu kadar basit’ dedim” diye belirtti.

    Daha sonra Vali Hasan Basa’nın bir Cuma günü Cengiz Topel İlkokulu’nda toplantı düzenleyeceğini duyduğunu ve o toplantıya katıldığını sözlerine ekleyen Ersoy, “Bir ara söz istedim, beni hatırladı ve ‘söz hakkın yoktur’ dedi. İstanbul’dan gelen gazeteci Murat Sertoğlu Hasan Basa’ya ‘Vali Bey, Bahri Hoca ile daha önce nasıl karşılaştınız ne oldu’ gibi sorular sordu. Vali sert bir şekilde ‘mülakat yok’ dedi ve polisler beni toplantıdan dışarı çıkarttılar. Bana göre valinin yaptığı toplantılar hiçbir işe yaramadı.” dedi.

    “SÜNNİLER BİR ALEVİ HEMŞİREYE SAHİP ÇIKTILAR” 

    İşin bir Alevi ve Sünni çatışması olmadığının altını çizen Ali Altın da “Öyle olsaydı barış bu kadar erken sağlanmazdı. Ben olaylar sırasında asla bir Ortacalı’dan korkmadım. Dışarıdan gelebilecek yabancılardan çekindim. Olayların olduğu gün oğlum Süleyman Altın, öğretmeni Ahmet Ağartan’ın Ortaca merkezindeki evindeydi. Ben çekinmeden onu almaya gittim. Ertesi gün Ahmet Ateş’in arabasıyla Fevziye Köyü’ne gidip akrabalarımızla görüştük. Ahmet Ateş arabasıyla döndü, ben kaldım. O gün akrabalarım, Ortaca’ya yaya gitmememi söylediler. Ancak ben, yürüyerek Güzelyurt, Akıncı Köyü içinden Ortaca’ya dönmeye karar verdim ve ‘korkunun ecele faydası yoktur’ deyip yola çıktım. Birkaç cahil insanın mezhep çatışmasına dönüştürmek istediği olaya karşı direnmeliydim. Güzelyurt Köyü’ne geldim. Bu köyde Günlükbaşı Alevileri’nden ebe olarak görev yapan Sevim Hanım vardı. Onun durumunu öğrenmek için yanına uğradığımda şaşırdım, çünkü Sünni Güzelyurt köylüleri, Alevi olan hemşirelerini korumak için nöbet tutuyorlardı. Buna çok sevindim ve hem Sevim Hanım ile hem de Güzelyurtlu köylülerle gayet samimi sohbetler edip ayrıldım. Buradaki Sünnilerin bir Alevi hemşireye sahip çıkmaları olayların mezhep çatışmasından ne kadar uzakta olduğunu gösteriyordu. Çıkan hadiseler sonrasında Sünnilerle Alevilerin arasını açmak isteyenler oldu” diye konuştu.

    “DEVRİMCİLER ARABULUCULUK YAPTI”

    Daha sonra Ortaca’ya İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Baykan Kalaba ve arkadaşlarının geldiğini ifade eden Altın, “Bunlar 68 kuşağının temellerini oluşturan çocuklardı. Onlar her iki grubun insanlarıyla görüşüp arabuluculuk yaptılar ve barış sağlandı” diye belirtti.

    21 Haziran 1966 tarihli Devrim Gazetesi’nin sürmanşetine “Ortaca’ya giden Teknik Üniversite Talebe Temsilcileri olaylarla ilgili temaslar yaptı, bugün bir barış toplantısı daha yapılacak” başlığı atıldığını söyleyen Altın, “Bu başlığın altında özetle şunlar yazmaktadır: ‘Bir süre önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir heyetin Ortaca’ya gideceği haberini bildirmiştik. Olayları yerinde tetkik etmek üzere İTÜ’den bir heyet önceki gün Ortaca Bucağına gitmiştir. Teknik Üniversite Talebe Birliği Başkanı Baykan Kalaba, Üniversite Elektrik Bölümü Başkanı Hasan Yalçın, Haydar Gürbüz ve Osman Saffet Arolat isimli talebelerden kurulu heyet, önceki gün Ortaca’ya gelerek her iki tarafla da temaslarda bulunmuştur” dedi.

    “BARIŞ İMZALANDI”

    Ortaca’ya gelen devrimci öğrencilerden Osman Saffet Arolat, Ege Yolcu Dergisi’nde geldikleri zamanı şöyle anlatmış:

    “O dönemde biz üniversite öğrencileri ülkemizdeki olaylar karşısında büyük duyarlılık içindeydik. İstanbul Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği bu duyarlılığı yoğun hisseden gençlerin yönetimde olduğu bir kuruluştu. Ben ise gazeteci olarak onların bildirilerini yazan, katıldıkları olayların röportajlarını kaleme alan kişiydim. İTÜTB kantin gelirleri nedeniyle sahip olduğu imkanı, olayları yerinde inceleme ve kendi yayın organı Oturum Yayınları’nda öğrencilere ve kamuya duyurma olanağı sağlıyordu. Bir dönem bir aylık bir gezi ile Harran’da sosyal yapı araştırması yapmış ve onu benim ve Güney Dal’ın imzasıyla ‘Oy Cehennem İlleri’ başlıklı röportajla Akşam Gazetesi’nde yayınlamıştık. 1966 yılında Ortaca’daki çatışmayı öğrendiğimizde de İstanbul’dan 13 saatlik bir otomobil yolculuğuyla o güne kadar hiç bilmediğimiz ve gittiğimizde ‘Yeşil bir cennetle karşılaştığımız’ Ortaca’ya ulaştık. Benim dışımdakiler İTÜTB Başkanı Baykan Kalaba, daha sonra İTÜTB başkanlığı yapacak rahmetli Hasan Yalçın ve sonradan Alevi olduğunu öğrendiğim İTÜ öğrencisi Haydar Gürbüz’dü. Bir kovboy kasabası alanı gibi gördüğüm, Ortaca meydanında önce kahveden alıp koyduğumuz masaya oturduk. Yarım saat kadar Ortacalılar bizi etraftan izlediler. Yarım saat sonra ilk gelenleri sonra başkaları izledi. Olayları Alevilerden de Sünnilerden de dinledik. Bir jeeple çevre gezisi yapıp olayların geçtiği yerleri gördük. Cengiz Topel Okulu’nda iki tarafın katıldığı toplantı yaptık. Ülkede hakim olması gerekenin ‘Dostluk içerisinde Alevisi Sünnisi ile bir arada yaşamak olduğunu, bizim bu dostluğu yeniden pekiştirmek için geldiğimizi’ anlattık. Toplantı sonunda ‘Ortaca Barış Belgesi’ni onlara imzalattık, sanırım biz de taraf olarak imzaladık. Bu toplantı sonrası çıkıp açık alanda çay içtiğimiz sırada bölge jandarma komutanı albay geldi, bize teşekkür ederken, ‘Sizin için komünist öğrenciler geldi’ demişlerdi. Ama siz ülkesini seven gençlermişsiniz. Çok önemli bir iş başardınız teşekkür ederim’ dedi.

    Ben, dönüşte Akşam Gazetesinde ‘Ortaca’da Barış Toplantısı’ röportajımda yayınladım.”

    “NEDEN ALEVİ-SÜNNİ BİRBİRİNE DÜŞSÜN”

    Ortaca’ya gidenler arasında bulunan İTÜ Talebe Birliği Başkanı Baykan Kalaba Ege Yolcu Dergisi’nde tarafları nasıl barıştırdıklarını anlatmış. Ege Yolcu Dergisi’nin Kalaba ile yaptığı röportaj şöyle:

    “İstanbul’daki gazetelerden Ortaca’da bir mezhep çatışmasının çıktığını okuduk. 4 arkadaş Ortaca’ya gittik. Olayların taraflarıyla görüşünce işin özünde mezhep kavgası olmadığını bir arazi çatışması olduğunu öğrendik. Bir arkadaş bize jeep tahsis etti (Mehmet Aysel) ve onun eşliğinde Fevziye Köyü’ne, oradan da söz konusu arazinin bulunduğu bölgeye gidip olay yerinde incelemeler yaptık. Arazi sahibinin (Nazmi Yavuz) zarar verilen traktörünü gördük. O gün köyde kaldık. Daha sonra bütün köylülere haber yollayıp ertesi gün için Ortaca’daki bir okulda (Cengiz Topel İlkokulu) toplantı düzenledik.” Toplantıda yaptığım konuşmada şunları söyledim; ‘Sevgili Ortacalılar, bizler buraya sizden ne oy istemeye geldik ne de kişisel bir çıkarımız var. Bizim bir tek düşmanımız var o da emperyalizm ve dış güçler. Biz, ülkemizin bağımsızlığını tehdit eden, bölüp parçalamak isteyenlere karşı bu savaşı Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürt’üyle yani sizlerle birlikte vereceğiz. Bu nedenle neden Alevi-Sünni birbirine düşsün? Sizden beklentimiz, birlik ve beraberlik ile huzur içinde yaşamanızdır. Biz evlatlarınız olarak sizleri örnek almak durumundayız. Sizler ne kadar dost ve kardeşçe yaşarsanız bize güzel örnekler sergilemiş olursunuz ki; biz de yarınları dostça yaşamaya devam ederiz.’

    Kendilerine bir barış metni hazırladık ve onu okuduk. Köyün ileri gelenleri bu metni imzaladılar. Toplantı sonunda herkes birbiriyle kucaklaştı ve öpüştü. Olay henüz, kıvılcım aşamasında, çok büyümeden önlendi. Dostluk ve barış yeniden sağlandı.

    “TOPLANTIYA ÇOK SAYIDA KİŞİ KATILDI”

    Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda tertiplediğimiz barış toplantısına Köyceğiz Kaymakam Vekili Muammer Bey, Nahiye Müdürü Kamil Korkmaz, Belediye Başkanı Hüseyin Yılmaz, Muhtar Mehmet Yıldırım, Ortaca İmamı Muhammet Kundakçı, Alevi ve Sünni vatandaşların ileri gelenleri ile köylüler katıldı. Her iki grubun ileri gelenleri tarafından Muğla Valisi Hasan Basa toplantıya davet edildi. Toplantı sonunda şu barış metni okunup taraflarca imza altına alındı.”

    İmzalanan barış metni şöyle:

    “Hepimizin atalarının sınırını kanlarıyla çizdikleri güzel yurdumuzun bu yeşil köşesinde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra ve her zaman dostça, kardeşçe, el ele, omuz omuza, ulusun ve ülkenin yücelmesine çalışacağımıza, olmuş ufak olayları unutup, suçluların bulunmasını adliyeye bırakarak, tahrikçilere uymayacağımıza, onlara mani olacağımıza, Türk ulusu ve yöneticileri ve gençliği önünde söz veriyoruz.”

    Rohat EMEKÇİ/İsmail SİVASLI

    Ortaca Olayları Dosya 1

    Ortaca Olayları Dosya 2

     

  • Gazeteci Bayar: Aleviliğe en büyük zararı ‘Yol yıkım ekibi’ veriyor-VİDEO

    Gazeteci Bayar: Aleviliğe en büyük zararı ‘Yol yıkım ekibi’ veriyor-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Yahya Kemal Bayar, Alevi inancının içerisinde olduğu tartışmalara dikkat çekerek “Yola, erkana en büyük zararı Alevi kurumları verir hale geldi. Makam mevki sahipleri Aleviliği karartıyor” dedi.

    Alevi-Bektaşi dünyasını yakından izleyen Gazeteci Yahya Kemal Bayar, Alevi inancı içerisinde süre giden tartışmaları Yazar Ayhan Aydın’a değerlendirdi.

    Aleviliği var eden esas ilkenin; yaşamın bir bütün olarak ele alınmasından geçtiğini söyleyen Bayar, 68 Kuşağının Alevilikteki rolüyle birlikte, inancın yaşamaktan çok tartışılır hale getirilmesine ve kurum temsiliyeti olanların rollerine dair birçok başlıkta değerlendirme yaptı.

    “ALEVİLİK TOPLUMSAL BİR ERKANDIR”

    Gazeteci Bayar, Aleviliği var eden esas ilkelere dikkat çekerek, “Yolda bazı problemler gündeme gelebilir. Ancak kendi içinde sorunsuz yaşayan bir hayatı mevcuttur” diyerek şunları aktardı:

    “Alevilerin cemleri, talipleri, pirleri, görgüleri, sorguları ve esasları var. Bunlar yüzyıllarca devam etmiş ve türlü bedeller ile taviz verilmeden korunmuş. Bu şekilde sahip çıkıldığı için bugüne kadar gelinmiştir. Dış faktörlerden karşı saldırılar olabilir. Yine de bu onları yollarından vazgeçirmiyor çünkü bu toplumsal bir erkandır. Ulularına, taliplerine, pirlerine sahip çıkıyorlar ve yolu sürüyorlar. Bundan dolayı da Alevi’ler ‘Yol cümleden uludur’ cümlesini esas alıyor. ‘Gönül kalsın yol kalmasın diyorlar.’ Yani kişilerin problemleri yola yansımıyor.”

    “68 KUŞAĞI ALEVİLERİN İNANCINA SİRAYET ETTİ”

    Gazeteci Yahya Kemal Bayar, “68 Kuşağı, Alevilerin ilkelerini esas alarak inanca dair birtakım olumsuzluklara da sebep oldu” diyerek söz konusu dönemin inanca yansımasını da şu sözlerle aktardı:

    “Esas kırılma 1960’lardan sonra oluyor. Alevilerin yolunda ciddi bir problem, iç tartışma sürmeden geliniyor. 1960’tan sonra 68 kuşağı dediğimiz furya özellikle Anadolu’da Alevilerin inançlarına bir şekilde sirayet ediyor. Aslında bu benim gözlemim ve çok dillendirilmiş değil. Ben 68 kuşağına eleştiri getirmek için söylemiyorum. Ancak o kuşağın aktörleri ekseriyetle Alevilerin içinden çıktı. Bu bir tesadüf müydü? Hayır. Yolun kendisi adalet arayan bir yol ise dünyanın huzurunu arayan bu yolda aktörler de; sosyalizm söylemlerini, özgürlük, barış, eşitlik, kardeşlik ilkelerini esas alarak Alevilerin felsefesini de ortaya koymuştur. İşte bu kuşağın Aleviliğe getirdiği olumsuzluk şuydu: Alevilik erkanını bırakarak daha çok kendi görüşlerini Alevilerin önüne dayamak. Bu noktada Aleviliğin inanç sistemini, dedelerini, ritüellerini küçümsediler. Bilerek veya bilmeyerek bozulmaya yol açtılar. Bu yol bir şekilde karşılık buldu ve Alevilerin inançları ile dalga geçilir hale gelindi. O zaman kendilerine “devrimci, sosyalist” diyen bazı unsurlar veya çevreler bu inanç sistemini batıl inanç olarak addettiler. Bir dini faktör gibi düşünerek talipleri, dedeleri, erkanı görmezden geldiler. 12 Eylül darbesinden daha farklı etkilenildi. Dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, geçtiğimiz günlerde askeriyedeki Alevilerin tasfiye operasyonuna hedef olduklarını açıkladı. Devletin, özellikle Demokrat Parti ile gelen İslamcı- Ortodoks kesim Aleviliği zaten devre dışı bıraktı. Dolayısı ile Aleviler en fazla rahat edecekleri zamanda en fazla asimilasyon ile karşılaştılar. Dedeleri, pirleri, ocakları itibarsızlaştırma ile yolun taşıyıcıları arasındaki köprüler koptu.”

    “ALEVİLİĞİ YAŞAMAK YERİNE TARTIŞILIR HALE GETİRDİLER”

    Alevilerin, Madımak Katliamı sonrasında yeni bir örgütlenme yoluna gittiğini söyleyen Yahya Kemal Bayar, “İnancımızı tamamen ameliyat masasına yatırdılar” diyerek, gündemin artık Alevilik olduğu vurgusunu şu cümlelerle anlattı:

    “Alevilerin 1993’teki yenilenişi ile şöyle bir tablo ortaya çıktı; 68 kuşağının aktörleri yenilgiye uğradı, darbe yaşadı, devre dışı kaldı. Aktörler kendi yapıları dağıldığı için Alevilerin içinde, cemevlerinde görev aldılar. En büyük makamlarda söz sahibi haline geldiler. Alevilerin sıkıntıları burada gündeme geldi. Geçmişte dış faktörlerden tehdit alan Aleviler bu tehlikeyi atlatsa da bitmez tükenmez iç tartışmalara maruz kaldı. Bu aktörler bugün Alevilerin içerisinde ‘Alevilik bu mu, şu mu? İslam içinde mi dışında mı? Ali taraftarı mı Veli taraftarı mı?’ demekten Aleviliği tamamen ameliyat masasına yatırdılar. Aleviliği yaşamak yerine tartışılır hale getirdiler. Bugün nereye giderseniz gidin Alevilik tartışılıyor. Alevilik nedir, kimse yaşamak istemiyor çünkü zor bir yol. Önce nefisten, çıkar ve menfaat ilişkisinden arınmak lazım. İşte bu aktörler, evvela o çıkar ve menfaat ilişkisinden kurtulamadıkları için Aleviliği bitmez tükenmez tartışmaların içine sürüp tartışmaları normalleştirdiler.”

    “MAKAM MEVKİ SAHİPLERİ YOLU VE ERKANI KARARTIYOR”

    Gazateci Yahya Kemal Bayar, Aleviliğin büyük bir tahribat içerisinde olduğunun da altını çizdi. “İnancımızı Alevilerin kendisi bozuyor” diyen Bayar, sözlerine şöyle sürdürdü:

    Yol bir defa yara alınca yola uymayan görüşler, aktörler monte oldu. Bu dedelerden, yazarlardan kaynaklı olmak üzere herkes Aleviliği kendi esasıyla yorumlar hale geldi. Oysa Alevilik yorumlanacak bir şey yerine tamamen yaşanılması gereken bir erkandır. Dedem ve babamdan şunu duydum; ‘ne olursa olsun hiç kimse Aleviliğe zarar veremez, Aleviliğe bir tek Alevilerin kendisi zarar verir. Eğer bu yol, bu erkan bozulursa buna bir tek Aleviler sebep olur’ Şimdi bugünkü görüntü de o. Dışarıdan kimse Aleviliğe bir şey yapamaz. Geçmişte örnekleri var. Aleviler belki bir dönem canları ve malları ile bunu ödediler ama şimdi yolunu kurban verir hale geldiler.

    “YOL YIKIM EKİBİ CESARETİ NEREDEN ALIYOR?”

    Birtakım batın adı altında; Zerdüştlük, Şaman adı altında bir takım ezoterizm söylemleri ile Aleviliğin tamamen içini boşaltır hale geldiler. İşte bunlar kim? Alevilerin cemevlerinde konuşan kitlesi. Yani Aleviliğe en büyük zararı Alevi kurumları verir hale geldi. Mesela biri konuşacak: “Niye kırk?” diyor. Çünkü “bilmem neredeki kırk buraya girmiş” diyor. Beşler, yediler… Niye üç, beş, yedi? Çünkü bunlar Hristiyanlıktan gelme, diyor. Aleviliğin kendisini ortadan kaldırıyor ve bunu kendi eliyle yapıyor. Kaba bir benzetmeyle hırsız evin içindeyse kilit bir işe yaramıyor. Ben bu tür insanlara “yol yıkım ekibi” diyorum. Çünkü onlar Alevilik adına konuşup, anlatıyorlar. İtiraz noktam şu: Cemevlerinin bu tarz kişileri buralara sokmaması lazım. Böyle söylediğim zaman arkadaşlar alınganlık gösteriyor. Ben bozgunculuğa karşıyım. Aleviliğin içini boşaltıp esasında bir şeylerin toplamı ve kandırılmışlık olarak lanse etmeye hakları yoktur. Yol yıkım ekibi, şu anda başarılı bir şekilde çalışıyor ve elini güçlendirerek devam ediyor. Peki bu cesareti nereden buluyorlar? Çünkü oraların başındaki aktörler de kendilerine ‘dedeyim’ diyen dernek veya vakıf başkanları… Makam mevki sahibi olarak yolu erkanı karartıyorlar. Karartmadıkları zaman zaten orada duramazlar. Çünkü yol onları asla kabul etmez.”

    Ayhan AYDIN/PİRHA

  • 68’in 50. yılı: 68, çarpık düzene karşı isyan, başkaldırı ve okuldur-VİDEO

    68’in 50. yılı: 68, çarpık düzene karşı isyan, başkaldırı ve okuldur-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Alibeyköy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi’nde “68’in 50. yılı” konulu panel düzenlendi. Panelde “Bu bir yürüyüştü. O yüz metre koşunun yenisini başlatmamız gerekiyor. Bu toprak hala Berkin Elvanları yetiştirebiliyorsa bizim hala bir şeyler yapabilme gücümüz ve kapasitemiz vardır. 68’den 50 yıl sonra diktatörlüğü alt edebilecek misiniz?” diye soruldu. 

    İstanbul Alibeyköy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi’ndeki ‘Bahar Şenliği’ kapsamında ‘68’in 50. yılı’ konulu panel düzenlendi.

    Gazeteci yazarlar Temel Demirel ve İhsan Çaralan’ın katılımıyla gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Mesut Gerçek yaptı.

    İlginin yoğun olduğu panelde ilk konuşmacı Gazeteci -Yazar Temel Demirel, Berkin Elvan ve mücadeleden yaşamını yitirmiş tüm çocukların anneleri nezdinde tüm kadınların Annelerin Gününü kutlayarak başladı konuşmasına. Bugünün ayrıca 1980’de Karakoçan’da ölümüzleşen Orhan Bakır’ın ölüm yıldönümü olduğunu da hatırlattı. 68 konuşulacaksa Murathan Mungan’ın dizelerinin paylaşılması gerektiğini söyleyen Demirel, 68’in baharın isyancı olduğunu hatırlatan bir gerçek olduğunu söyledi.

    Demirel, “68 isyanı hepimize önce eylem diyen Engels’i hatırlatır. Gerçekten 68 bir eylem, özgürlük hareketidir, kapitalist toplumun muhafazakarlığına karşı bir isyan hareketidir. İnsanlığın belleğinde derin izler bırakmıştır. Dünyanın hiçbir yerinde özgürlük hareketleri akıllı dengeli olamaz özgürlük hareketlerinden başka bir şey düşünmez. 68 radikal bir kopuştur. Bunların hepsi özgürlük talebidir” dedi.

    “DİKTATÖRLÜĞÜ ALT EDEBİLECEK MİSİNİZ?”

    Demirel konuşmasına şöyle devam etti:

    “Söz konusu hareket elbette gökten zembille inmedi. Fransiz ihtilali, işçi ayaklanmaları vardır. Bir anarşi, başıboşluk değil, Avrupa’daki hareketin yansımasıydı. O günler özgürlük günleri idi. Çocukların daha çok ekmek yemek istemesinin mücadele günüydü. Kardeşlik öyküsüdür. Yoksulların yeniden tarihin sahnesine çıkıp zincirlerini kırdığı gündür.

    Avrupa’daki ile bizim 68’imiz arasında fark idi. Başka bir 68 idi. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakaya’yı hatırlayın. Düzenin yıkılmasına yönelik bir özgürlük hareketiydi. En önemli karesi Deniz Gezmiş’in İstanbul Üniversitesi’ndeki boykot kararıydı benim için 68. Öğrenciler Amerikan emperyalizmine hayır, dedi.

    “68, ÇARPIK DÜZENE KARŞI BİR MÜCADELEDİR”

    Sadece bir özgürlük hareketi değil çarpık düzene karşı bir mücadeledir de 68. Bu hareketin vardığı yerde 6 Mayıs’ta idama giden Deniz, Yusuf, Hüseyin vardır. Kızıldere’de ‘teslim olmaya değil ölmeye geldik’ diyen Mahir Çayan var. Nurhak dağlarından ‘askerlere siz geri çekilin rütbeliler gelsin’ diyen Sinan Cemgiller var. 68 bizim için Mayıs ayıdır.
    1 Mayıs ile başlar bizim mayısımız. 4 Mayıs tertele günleri vardır. Bütün Aleviler 4 Mayıs’ı bilir en iyi de Dersimliler bilir.

    Bu bir yürüyüştü. O yüz metre koşunun yenisini başlatmamız gerekiyor. Bu topraklar hala Berkin Elvanları yetirtişebiliyorlarsa bizim hala bir şeyler yapabilme gücümüz ve kapasitemiz vardır. 68’den 50 yıl sonra diktatörlüğü alt edebilecek misiniz?”

    “68; İSYAN, BAŞKALDIRI VE OKULDUR”

    Gazeteci Yazar İhsan Çaralan ise şöyle konuştu:

    “Geçmişte böyle mücadeleler oldu, bugün de oluyor. İçinde olduğumuzdan pek fark etmiyoruz. Geleceğe dair umutsuz olmak geçmiştekileri de unutmamamız gerekiyor.

    68’in bir özelliği de emperyalist dünyanın geri cephesindeki bir isyan olmasıdır. Burjuvazinin şiddetini çekmiştir. Burjuvazinin bütün yerleşik değerlerine bir isyan olduğu gibi emperyaliste karşı arkadan kurulduğundan o dönemdekiler tarafından şiddetle cezalandırılmak istendi.

    Bu kuşak 68 ile gökten inmedi. 68’e gelen dünyanın sosyalizme gelen mücadele ile şekillenmiştir. Çin, Cezayir, Küba ve Filistin devrimi gibi 68’in ateşi yükselmiştir.

    Bunun önemi, Deniz’lerden bugüne 46 yıl geçmesine rağmen o günden bu yana her yıl anılmaktadır. Onların şahsında yaptığımız anma aslında bir muhasebedir. Her yıl yarım yüzyıllık bir dönem boyunca mücadelenin ön saflarında yer alanların geçmişteki mücadeleyi anmışlardır.

    Geçmişte yaşadıklarını unutmayan bir toplum olduklarını da gösteriyor. Devrimciler ilericiler unutmuyorlar. Hafızalarını taze tutmak üzere bu mücadele içinde nerede olduklarını tartışmaya devam ediyorlar.

    Baskının artmış olması, demokratik kazanımların ortadan kaldırılmış olması aslında bizim mücadelemizin önemini kavramak ve yeni kuşaklara da bunu aktarmalıyız.

    Bu dönem en dikkat çekilecek şu: 68’deki antiemperyalist mücadeledir. 68, bir isyan, başkaldırı ve okuldur.” (HABER MERKEZİ)

     

  • ’68 kuşağından alacağımız en büyük ders hayatın içinde olarak hayatı dönüştürmek’-VİDEO

    ’68 kuşağından alacağımız en büyük ders hayatın içinde olarak hayatı dönüştürmek’-VİDEO

    PİRHA-İdamlarının 45. yılında Gezmiş, Aslan ve İnan’ı unutmayan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç ve Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) eski milletvekili Ufuk Uras, geçmişte Denizlerin savunduğu değerleri şimdi kendilerinin savunduğunu ve bir adım ileriye götürmeye çalıştıklarını kaydettiler. 

    68 kuşağının devrimci öğrenci liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinin üzerinden 45 yıl geçti. Ancak geçen uzun yıllara rağmen devrimci, sol sosyalist, demokrat kesim, Gezmiş, Aslan ve İnan’ı anmaya ve onların mücadelelerini ayakta tutmaya devam ediyor.

    İdamlarının 45. yılında Gezmiş, Aslan ve İnan’ı unutmayan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç ve Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) eski milletvekili Ufuk Uras, geçmişte Denizlerin savunduğu değerleri şimdi kendilerinin savunduğunu ve bir adım ileriye götürmeye çalıştıklarını kaydettiler.

    “BUGÜN AYNI DEĞERLER İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Deniz ve arkadaşlarının döneminde mücadele eden bütün devrimcilerin demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve halkların kardeşliği için mücadele ettiklerini vurgulayan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç, kendilerinin de bugün aynı değerler için mücadele ettiklerini kaydetti. 68’den bugüne çok şeyin değiştiğini, mücadele edenlerinin sayısının ve kararlılıklarının arttığını belirten Oluç, ancak Türkiye’nin sorunlarında çok büyük değişikliklerin olmadığını ekledi. Bazı yasal düzenlemelerle zaman zaman kısmen nefes alma alanlarının sağlandığını ifade eden Oluç, bunun da mücadeleyle elde edildiğini de vurguladı.

    “MUTLAK İKTİDAR HEDEFLERİ VAR”

    Türkiye’deki iktidarın tek kişi yönetimine ve faşizmin kurumsallaştığı bir sisteme doğru adım adım ilerlediğini kaydeden Oluç, 24 Haziran seçimleriyle de buna ilişkin son eksiklerini tamamlamaya çalıştıklarını belirtti. “Bir mutlak iktidar hedefleri var. Türkiye’de demokrasinin, demokratik hak ve özgürlüklerin, insan hak ve özgürlüklerinin hiçbir şekilde kullanılamadığı bir dönemi yaşamak istiyorlar bu mutlak iktidar dönemlerinde” diyen Oluç, Kürtlere yönelik baskılara da değindi.

    “EN ÖNEMLİSİ KAZANIMLARI KALICI HALE GETİRMEK”

    Denizlerin mücadelesinin Türkiye’de çok büyük adımlar atılmasını sağladığına işaret eden Oluç, “Türkiye’de de Ortadoğu’da da dayanışmanın, halklar arası kardeşliğin ve ortak mücadelenin nasıl olması gerektiğine dair çok önemli örnekler yarattılar. Biz onların yarattığı örnekler üzerine, o anlayış üzerine, o fikirler üzerine bugün inşa ettiklerimizi büyüttük. Onları her zaman kalbimizde ve fikirlerimizde yaşatıyoruz.” dedi.

    Denizlerin başlatmış oldukları özgürlük, eşitlik mücadelesini bir adım ileriye götürmeye çalıştıklarını ifade eden Oluç, “Öyle düşünüyorum ki hem Türkiye’de hem Kürdistan coğrafyasında çok önemli kazanımlar elde edildi bu mücadele sürecinde. Bu kazanımları büyütmek en önemlisi kalıcı hale getirmek. Çünkü her iktidar ve devlet yapısı bu kazanımları ortadan kaldırmak için bir kez daha saldırıyor. Bunları kalıcı hale getirmek için de bizler elimizden geleni yapıyoruz. Önümüzdeki seçimlerde de bunun için mücadele edeceğiz.” şeklinde konuştu.

    “DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI YAŞASAYDI BÖYLE DAVRANIRLARDI”

    BDP Eski Milletvekili Ufuk Uras da “Yaşadığımız seçim ortamında bir kere daha görüyoruz ki geçmişi olmayanın geleceği olmuyor” dedi. OHAL şartlarında HDP’lilerin neredeyse topyekun hapiste olduğu bir ortamda insanların hala “Onu mu destekleyeyim, bunu mu destekleyeyim?” kararsızlığı içinde olduklarını kaydeden Uras,  “Halbuki HDP’ye destek vererek, HDP’nin barajı aşmasını sağlayarak, Türkiye demokrasi, barış, özgürlük, emek güçlerinin ortaklığı sağlanarak biz bu badireyi atlatabiliriz. Deniz Gezmiş ve arkadaşları da yaşasaydı herhalde böyle davranırdı diye düşünüyorum” şeklinde ifade etti.

    “68 KUŞAĞI TELEVİZYON ÖNCESİ SON KUŞAK”

    HDP’nin yüzde 10 barajını aşamadığı taktirde Türkiye’yi çok büyük bir felaketin beklediğini belirtti. Yapılması gerekenin demokrasi, barış mücadelesi içerisinde HDP’ye her zeminde omuz vermek olduğunu kaydeden Uras, “68’in 50. yılında Denizlerin bıraktığı mücadelenin bugün güncellenmesi böyle bir siyasi tutum almayı gerektiriyor” dedi. 68 kuşağının televizyon öncesi son kuşak olduğuna dikkat çeken Uras, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şimdi medyada yoksanız neredeyse hiçbir yerde yoksunuz. O dönemin solcuları, devrimcileri bir sosyal ilişki ağı üzerinde siyaset oluşturuyordu. Şimdi daha işin kolayına kaçma var. Yani o sosyal ilişki ağı içerisinde olacaksınız ki toplumun devrimci dönüşümünü gerçekleştireceksiniz. En temel fark bu.”

    “HAYATIN İÇİNDE OLARAK HAYATI DÖNÜŞTÜRMEK”

    68 kuşağı döneminde nüfusun ağırlığının köylerde olduğunu belirten Uras, “Şimdi ise neredeyse yüzde 85’i, 90’ı kentlerde yaşıyor ve biz kentlerde sadece pozisyon deklere ediyoruz. Pozisyon deklere ederek insanlar siyaseten sizi desteklemiyor ki size Japon turist muamelesi yapıyor. Yani 68 kuşağından alacağımız en büyük ders hayatın içinde olarak hayatı dönüştürmek. Öbür türlü sadece reçete okuyoruz. Reçete okumak da hastayı iyileştirmiyor” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • 68 kuşağının simge ismi Deniz Gezmiş 71 yaşında

    68 kuşağının simge ismi Deniz Gezmiş 71 yaşında

    PİRHA – 25 yaşında idam edilen Türkiye devrimci hareketinin ve 68 kuşağının sembol isimlerinden Deniz Gezmiş 71. yaşında…

    Türkiye devrimci hareketinin simge isimlerinden bir haline gelen Deniz Gezmiş; arkadaşları Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972’de idam edilmişti.

    Yaşamını Türkiye’nin eşit ve özgür geleceği için mücadeleye adayan, ülkenin ilerici ve yurtseverlerinin yüreklerinde ölümsüzleşen Deniz Gezmiş, kendisine yönelik saldırıların hiç eksilmediği bu dönemde yine 6. Filo ile cisimleşen emperyalizme ve ona secde eden gericiliğe karşı bir sembol olmayı sürdürüyor.

    Deniz Gezmiş kimdir?

    Deniz Gezmiş Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucusuydu. İlk ve orta öğretimini Sivas’ta tamamlayan Deniz Gezmiş lise öğretimini ise İstanbul’da tamamladı. Gezmiş’in Sosyalist düşünce ile tanışması ise lise yıllarına dayanıyor. 1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Deniz Gezmiş, ilk olarak, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum temizlik işçilerinin eylemlerini destekledi ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri içinde yer aldı. Sonrasında ise gözaltına alındı.

    Serbest kalan Gezmiş bir süre sonra 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla Devrimci Hukukçular Örgütü’nü kurdu. Sonrasında 6. Filo’yu protesto ederken tekrar gözaltına alındı, yargılandı ve beraat etti. Bir süre sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşan Gezmiş, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu.

    4 Mart 1971’de ise Amerikalı dört erin Balgat’taki tesislerden kaçırılması eyleminde yer aldı. Ancak Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan eylemden sonra Sivas’a kaçtı. Aslan o esnada Elmalı’da iken, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas’ın Gemerek ilçesinde etrafı sarılarak yakalandı.

    16 Temmuz 1971 günü başlayan mahkeme 9 Ekim’de sona erdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında idam kararı verildi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte 6 Mayıs 1972 gecesi saat 01.00-03.00 arası Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde asılarak idam edildi. (HABER MERKEZİ)