Etiket: 6’lı masa

  • 6’lı masanın toplantısı başladı-VİDEO

    6’lı masanın toplantısı başladı-VİDEO

    PİRHA- Yaşanan cumhurbaşkanı adaylığı krizinin ardından İyi Parti Genel Başkanı Akşener bugünkü toplantıya katılma kararı aldı. Toplantı Saadet Partisi Genel Merkezi’nde başladı. 

    İyi Parti’nin çıkardığı cumhurbaşkanı adaylığı krizinden sonra 6 siyasi partinin yapacağı kritik toplantı başladı.
    Saadet Partisi Genel Merkezi’nde yapılan toplantıya sırasıyla Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Deva Partisi lideri Ali Babacan, Demokratik Parti lideri Gültekin Uysal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geldi.
    Toplantıya en son İyi Parti lideri Meral Akşener, beraberinde çok sayıda partili ile geldi. Partililer sık sık Başbakan Akşener sloganı attı. Toplantının ardından millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı açıklanacak.
    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday gösterileceği açıklamayı çok sayıda CHP’li yurttaş sloganlarla bekliyor. CHP’liler sık sık halkın umudu Kılıçdaroğlu sloganı atıyor.

    6’lı masanın kritik toplantısı sürerken Saadet Partisi Genel Merkezi önünde CHP ve İyi Partililerin de bekleyişi devam ediyor.
    CHP’liler “Halkın umudu Kılıçdaroğlu” diye slogan atarken, karşılığında İyi Partililer “Halkın umudu Meral Akşener” sloganı atıyor. Sloganların ardından gergin bir hava yaşanırken, daha sonra “Birlikte kazanacağız” sloganları atılıyor.

    Bu arada, toplantı öncesi 6 partinin genel başkan yardımcısı açıklama yaptı. Bekleyen kalabalığa seslenen parti temsilcileri yaşanan yıkıcı depremleri hatırlatarak slogan atılmaması ve davul zurna çalınmaması konusunda uyardı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doğan: 6’lı masadaki zihniyet, Alevilerin sorunu dahil hiçbir sorunu çözemez

    Doğan: 6’lı masadaki zihniyet, Alevilerin sorunu dahil hiçbir sorunu çözemez

    PİRHA- 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “100 yıllık Cumhuriyet tarihine baktığımızda o masadaki zihniyetler bu ülkenin son 20 yılını AKP iktidarına teslim eden, onun yolunu açan ve Türkiye’yi bu noktaya getiren siyasi yapıların temsilcileridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik kodları, kurucu kodları o masada mevcuttur. Hiçbir sorunu çözemezler” dedi.

    Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri de ortak mutabakat metni yayınladı.

    Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnine dair konuştu.

    “6’LI MASA BU ÜLKENİN SORUNLARINI ÇÖZEMEZ”

    Doğan konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “Mutabakat metninden çok bir şey beklemiyorduk. Ne yazık ki toplumumuzun hafızası zayıf olduğu için fazla beklentiye girdiler. Kişisel olarak tüm taleplerin yer aldığı bir metin ben beklemiyordum zaten. Çünkü 100 yıllık Cumhuriyet tarihine baktığımızda o masadaki zihniyetler bu ülkenin son 20 yılını AKP iktidarına teslim eden, onun yolunu açan ve Türkiye’yi bu noktaya getiren siyasi yapıların temsilcileridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik kodları, kurucu kodları o masada mevcuttur. O masada mevcut olan zihniyetler zaten bugüne kadar ne Kürt dilini ne Kürt kimliğini ne Alevi inancını ne kadının özgürlüğünü ne toplumsal eşitliğini savunan bir yerde olmadılar.

    “AKP’NİN BIRAKTIĞI YERDEN DEVAM EDECEKLERDİR”

    İktidara gelmek, iktidarın nimetlerinden yararlanmak için bugün demokrasi havarisi kesilmiş durumdalar. Hatırlarsınız AKP de aynı söylemlerle iktidara gelmişti ve sonuçları görüyoruz. Yoksulluğun bu kadar artmasının, ahlaki değerlerin bu kadar çökmesinin sebebi olanlar hiçbir sorunu çözemez. 6’lı masanın bu ülkeye verebileceği en ufak bir vaadinin olduğunu da söylemek mümkün değil. Geçmişte yaptıklarını bu partiler revize ederek önümüze sundu. AKP’nin bıraktığı yerden devam edeceklerdir diye düşünüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Mutabakat metni oy kaygısıyla hazırlanmış!

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Mutabakat metni oy kaygısıyla hazırlanmış!

    PİRHA- 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “6’lı masanın mutabakat metni birçok açıdan eksik. Tamamen oy kaygısı ile yapılmış, hazırlanmış bir metin. Bu mutabakatın daha geniş kesimlere hitap etmesi ve daha cesur kararlar alınarak Türkiye’deki tüm sorunlarla yüzleşilmesi gerekir” dedi. 

    Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri de ortak mutabakat metni yayınladı.

    Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnine dair konuştu.

    “MUTABAKAT METNİ TAMAMEN OY KAYGISIYLA HAZIRLANMIŞ EKSİK BİR METİN”

    Deniz konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “6’lı masanın mutabakat metni birçok açıdan eksik. Tamamen oy kaygısı ile yapılmış, hazırlanmış bir metin. Türkiye’nin çok acil sorunları var. Laiklik konusu, Aleviler, Kürtler yok sayılmış. Özellikle tarikatlar konusunda bir yol haritası yok. Türkiye’deki tüm ötekilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin de hiçbir söylem yok. Bu açılardan eksik kalmış bir metin. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi başta olmak üzere diğer taleplerinin de metinde yer almaması bizleri hem üzdü hem de umutlarımızı kırdı diyebiliriz. Bu eksik kalan noktalar konusunda bir düzenleme yapılacak mıdır ya da ek yapılacak mıdır bilemiyoruz da. Bu mutabakatın daha geniş kesimlere hitap etmesi ve daha cesur kararlar alınarak Türkiye’deki tüm sorunlarla yüzleşilmesi gerekir.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Eşitlik İçin Kadın Platformu, mutabakat metnini eleştirdi, 8 öneride bulundu

    Eşitlik İçin Kadın Platformu, mutabakat metnini eleştirdi, 8 öneride bulundu

    PİRHA- Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 6’lı masanın açıkladığı mutabakat metninde kadın haklarına yeterince yer verilmediğini, LGBTİ+’ların yok sayıldığını dile getirerek metine bu konularla ilgili eklemeler yapılması gerektiğine dair bir açıklama yaptı.

     Millet ittifakını oluşturan 6 siyasi partinin ortak hükümet programı niteliğindeki mutabakat metni 30 Ocak Pazartesi günü yayınlandı.

    Birçok kesim metne yansımayan çok temel bazı eksikliklerin olduğunu belirterek eleştirilerde bulundu. Eksiklerin giderilmesi için metnin genişletilmesi ve düzeltilmesi çağrısında da bulundular.

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), söz konusu metinde kadın haklarına yeterince yer verilmediğini, LGBTİ+’ların yok sayıldığını dile getirerek metine bu konularla ilgili eklemeler yapılması gerektiğine dair bir açıklama yaptı.

    “METİNDE EŞİT TEMSİL İLKESİ YER ALMAMIŞTIR”

    EŞİK, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    Son yıllarda sokağa çıkmamıza bile izin verilmeyen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kadınlar için tatil ilan edilmesinden, hijyenik petin vergilendirilmemesine, 7/24 ücretsiz kreşten, cinsel şiddet kriz merkezine, doğum kontrolü araçlarına erişimden, cinsiyetçi dil kullanmamaya kadar geniş bir yelpazede, eşitliği sağlamaya dönük pek çok alt başlığa yer verilmesine karşın, metinde seçim ve atamayla gelinen tüm mekanizmalarda % 50 eşit temsilin sağlanması konusunun yer almamış olması önemli bir eksikliktir. Eşit temsili sağlayacak bütünlüklü program anahtar konumdadır. İşyerinde terfide eşitlik, eşit temsilin sadece bir yönüdür bütününü ikame etmez.

    “KADIN, AİLE VE ÇOCUK BAKANLIĞI EŞİTSİZLİĞİ DERİNLEŞTİRECEK BİR ÖNERİDİR”

    2011 yılında Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın adının “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirilmesi, o zamanki Başbakanın yani bugünkü tek adamın, “Kadın, erkek eşitliğine inanmıyorum, fıtrata aykırı” sözünü resmi devlet politikasına yansıtan ilk adımdı. Sorumluluk alanı ve içeriği doğrudan kadın hareketinin emeği ile oluşturulmuş olan bakanlığın adındaki “politikalar” ibaresinin gereği olan, eşitliğe yönelik politika ve eylem planları da süreç içinde adım adım yok edildi. 2018 yılında Çalışma Bakanlığı ile birleştirildi, kısa sürede bundan da vazgeçildi ve adı “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” olarak yeniden değiştirildi. Bu değişiklikle bakanlığın işlevi; yoksullaştırılan, kreş desteği verilmeden 3 çocuk politikalarıyla istihdam dışı bırakılan, hiçbir güvence içermeyen yaşlı-hasta bakım desteği ile “evde kalmaya” teşvik edilen kadınlara “sosyal yardım”a indirgenmişti.

    Kadınların toplumsal konumunu aile ve çocuğa endeksleyen, onları eşit bireyler olarak görmeyen bir yaklaşım, eşitsizliği gidermek bir yana derinleşmesine sebep olur. “Yardıma muhtaç kılınmış, evindeki erkeklere ve eril devlete emanet edilmiş dezavantajlı sosyal grup” fikriyatını pekiştiren her cümle eşitsizliğin derinleştirilmesi sonucunu doğurur. Bu da İstanbul Sözleşmesi gibi vazgeçilmezimizdir. Asla siyasi pazarlık konusu yapılmamalıdır ve bakanlığın adı “Kadın ve Eşitlik Bakanlığı” olarak değiştirilmelidir. Eşitliğin hayatın her alanında kurulması için tüm bakanlıklar arasında ortak ve uyumlu çalışmayı sağlayacak koordinatör bir bakanlık olarak yapılandırılmalıdır.

    METİNDE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE AÇIK ADIYLA YER VERİLMEMİŞTİR”

    Mutabakat metninde İstanbul sözleşmesinin bazı önemli hükümlerine yer verilmesine ve ittifakı oluşturan 5 partinin sözlü beyanlarına karşın, uygulanacağının açıkça yazılmamasını önemli bir eksiklik olarak görüyoruz.

    İstanbul Sözleşmesi temel insan hakları ve yaşam hakkı ile ilgilidir ve halen hem Mecliste kabul edilen 6251 Sayılı Kanun’a hem de 6284 Sayılı Kanun’a göre yürürlüktedir. EŞİK olarak 20 Mart 2021 tarihinden beri her yerde dile getirdiğimiz üzere verilen çekilme kararı yok hükmündedir. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş iddiasıyla yola çıkan ittifakın, Meclis iradesi yok sayılarak ve Anayasanın başta 90. Maddesi olmak üzere onlarca maddesi ihlal edilerek verilmiş olan çekilme kararını iptal ederek, İstanbul Sözleşmesini uygulamaya koyma konusunu açıkça programa yazmayıp, dolambaçlı yollara başvurmasını ve pazarlık konusu yapmasını önemli bir çelişki olarak değerlendiriyoruz. Bu durum her şeyden önce ittifaka duyulan güveni zedelemektedir.

    “LGBTİ+’LAR REDDEDİLİYOR”

    Öte yandan, kadınlar ve LGBTİ+ lar özellikle İstanbul Sözleşmesinden çekilme sürecinde yükseltilen nefret dili ve eşitlik karşıtlığının sonuçlarıyla her gün gündelik hayatlarında karşılaşıyorlar, hatta canlarından oluyorlar. İŞİD yöntemleriyle boğazı kesilerek, kızının “Anne ölme!” çığlığı eşliğinde katledilişine tanık olduğumuz Emine Bulut cinayetinden sonra topluma mal olan “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganı, kadınlar için bir slogan olmanın çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Böylesi bir can meselesinin uzlaşma konusu, pazarlık unsuru yapılması inciticidir.

    Yerli ve milli olduklarını iddia edenlerin Macaristan, Brezilya, Rusya gibi ülkelerden kopya ettikleri, LGBTİ+ varoluşu inkar etme ve düşman yaratma siyasetinin sonuçları toplumsal barışı tehdit eden boyutlardadır. İstanbul Sözleşmesine karşı yürütülen karalama kampanyası ile ayyuka çıkan, evrensel hukuk normları ve bilimden uzaklaşma durumundan bir an evvel çıkılması, başta ülkeyi yönetmeye aday siyasi partiler olmak üzere tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Demokrasiden ve insan haklarından yana herkesin ama öncelikle siyasetçilerin sözleşmenin adını anmamak yerine cesaretle anarak yaratılan bilgi kirliliğini gidermesi yalnız kadınların değil tüm kamuoyunun beklentisidir.

    YAŞAMIN TÜM ALANLARINDA LAİK SİSTEMİN YENİDEN İNŞASI YER ALMAMIŞTIR”

    Bu başlıkların altında pek çok olumlu önerinin yer aldığı mutabakat programında, tarikatlar ve Diyanet İşleri Başkanlığına eğitim ve sosyal hizmetler sisteminde sınırsız rol verilmesine; hukuksal, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın dini kurallarla düzenlenmesine son verileceğine dair açık ve net bir bahsin yer almaması da önemli bir eksikliktir. Devletin tüm din ve inançlar karşısında eşit mesafeli bir tutum almasının sağlanacağına ilişkin bir vaatte bulunmamaktadır.

    Aile Bakanlığı’nın 17 Ocak’ta Diyanet İşleri Başkanlığı ile yaptığını duyurduğu 4 -6 yaş aralığındaki çocukların eğitimi ile ilgili protokol, eğitim alanındaki laikliğe aykırı onlarca fiili uygulamanın güncel örneği idi. Protokolün ailelere aylık 150’şer TL verilerek, yani yoksullukları kullanılarak uygulanacak olması bir yana, çocukların tek taraflı, bilimden uzak eğitime tabi tutulmasına daha fazla seyirci kalınmamalıdır. Konu başka bir zamanda ve zeminde uzlaşma aranabilecek bir ayrıntı değil, acil ve temel bir sorundur. Siyaset; bu ülkede tarikat yurdunda, kız kardeşini topluma emanet ederek intihar eden Enes Kara gibi gençlerin varlığını hesaba katmak zorundadır. Diyanet İşleri Başkanlığının ve tarikatların bakanlıklar ve devlet kurumlarıyla yapmış bulunduğu tüm protokollerin iptal edileceği açıkça ilan edilmelidir.

    Siyasetçiler, hiçbir suretle ayrımcılık yapmamayı seçim stratejisi olarak değil, Anayasal görev olarak görmeli; başını isteyerek örten kadınların özgürlüğü kadar aile ve toplum baskısıyla örtünmeye zorlanan ve/veya şort ya da tayt giymeye korkar hale getirilen kadınların özgürlüklerini de önemsediklerini göstermelidirler. Milletvekilleri, ettikleri yeminin gereği olarak; eşitliği ve laikliği anayasal düzeyde ortadan kaldıracak ve Doç. Dr. Murat Sevinç’in deyimiyle “laikliğin tabutuna çakılacak son çivinin” ifadesi olan iktidarın Anayasa değişikliği teklifine net ve tartışmasız bir HAYIR diyerek topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmelidirler. TBMM’de yapılacak oylamaya katılmayarak teklifin referanduma götürülmesinin önünü kesin olarak kapatmalıdırlar.

    ÖNERİLER SIRALANDI

    Eşitlik İçin Kadın Platformu’nda bir araya gelen yüzlerce örgütün temsil ettiği kadın ve LGBTI+ lar olarak; vatandaşlık görevimizi kararlılık ve cesaretle yerine getiriyoruz.

    Aynı kararlılık ve cesareti siyasetten de bekliyor; hazırladıkları hükümet programı niteliğindeki mutabakat metninde;

    • Seçim ve atama ile gelinen tüm mekanizmalarda eşit temsile yer verilmesini,
    • İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar taraf olunacağının ve etkin uygulanacağının açık olarak yazılmasını,
    • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının “Kadın ve Eşitlik Bakanlığı” olarak koordinatör bakanlık sıfatıyla yeniden yapılandırılacağının belirtilmesini,
    • Hukuk, eğitim, sosyal hizmetler ve tüm toplumsal alanlarda fiili olarak yok edilen laik sistemin yeniden inşasını sağlayacak önerilerin netleştirilmesini,
    • Programlarında, tüm toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık hakkını garantiye almayı; temel hak ve özgürlükleri tehdit eden her türlü söylem ve fiili uygulamalara son vermeyi;
    • Başta cinsiyeti, cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılık olmak üzere her türlü ayrımcılıkla etkin şekilde mücadeleyi;
    • Eğitimi her türlü ayrımcılıktan uzak, laik ve parasız hale getirmeyi;
    • Bağımsız sivil toplumun yönetim süreçlerine katılmasını sağlamayı; net olarak yazmaya çağırıyoruz.

    Bizler, laik ve demokratik bir ülkede, barış içinde, eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşamdan asla vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ADFE Genel Başkanı Fırat: 6’lı masada Alevilerden rahatsızlık duyanlar var

    ADFE Genel Başkanı Fırat: 6’lı masada Alevilerden rahatsızlık duyanlar var

    PİRHA- 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnine ilişkin konuşan ADFE Başkanı Celal Fırat, “6’lı masada Alevilerden rahatsızlık duyanlar var. Demokrasinin tüm güzellikleri ile bu ülkede artık yaşamasını arzuluyoruz. Bu ülkenin iki temel sorunu var; Alevi ve Kürt sorunu. Yine aynı şekilde yoksulluk ve yolsuzluk sorunu var. Artık tüm sorunların çözülüp gerçek anlamda bir demokrasinin bu ülkeye gelmesi gerekiyor” dedi.

    Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri ortak mutabakat metni yayınladı.

    Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendirdi.

    “6’LI MASADA ALEVİLERDEN RAHATSIZLIK DUYANLAR VAR”

    ADFE Başkanı Celal Fırat, mutabakat metninde Alevilerin 6’lı masa tarafından görülmediğini belirterek, “Aleviler burada kendilerini de sorgulamalı. Bizim oylarımızı ceplerindeki misketler gibi görüyorlar. Bir çocuk topladığı misketleri cebine koyar ve başka misketlerin peşinden koşar ya durum bu. Bizi de böyle görüyorlar. Aleviler bunu kabul etmemeli. İtirazlarını dile getirmeli. Şimdiye kadar yüzeysel anlamda sorunlarımıza ilişkin bazı kelamlar dile getirdiler ancak geniş yelpazede bir söylem de bulunmadılar. Demek ki 6’lı masada Aleviler ile ilgili ciddi bir rahatsızlık var. Biz 6 parti ile de bireysel görüşmeler yaptık. Tüm partiler Alevilerin talepleri konusunda olumlu konuştular. Torba Yasa ve Daire Başkanlığı kurulması konusunu Anayasa Mahkemesi’ne taşıma konusunda bir irade belirlemişlerdi. Şimdi baktığımızda görülüyor ki bu masada Aleviler ile ilgili rahatsızlık duyanlar var. Biz onlara rahatsızlık vermeye devam edeceğiz” dedi.

    “BU ÜLKEYE GERÇEK ANLAMDA DEMOKRASİNİN GELMESİNİ ARZULUYORUZ”

    Ülkede Alevi ve Kürt sorunu, yoksulluk ve yolsuzluk olduğunu belirten Fırat şöyle devam etti:

    “Yarın iktidar olduklarında Alevilerin taleplerini, sorunlarını yine görmezden gelecekler. Bu acı bir şey. Gerçekten samimilerse, tüm sorunları gerçek anlamda çözmek istiyorlarsa bunu programlarına koymaları gerekiyor. 6’lı masa seçim iradesini belirlediğinde Aleviler de buna göre oylarını kullanacaklardır. Demokrasinin tüm güzellikleri ile bu ülkede artık yaşamasını arzuluyoruz. Bu ülkenin iki temel sorunu var; Alevi ve Kürt sorunu. Yine aynı şekilde yoksulluk ve yolsuzluk sorunu var. Artık tüm sorunların çözülüp gerçek anlamda bir demokrasinin bu ülkeye gelmesi gerekiyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ABF Başkanı Aslan: Yolunu, inancını bilen gerçek dedeler maaşa tenezzül etmeyecekler

    ABF Başkanı Aslan: Yolunu, inancını bilen gerçek dedeler maaşa tenezzül etmeyecekler

    PİRHA- Cemevlerinde görev yapan dedelere 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’yla kadro verilerek, maaş bağlanmasını ve 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “İktidarın dedelerimize, pirlerimize maaş vermek yerine onların inancı olan, yolu olan Aleviliği tanıması ve onu anayasal güvence altına alması gerekir. Bu toplumu yok sayan, bu toplumun taleplerini görmezden gelenleri biz de görmezden geleceğiz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararnameyle Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlı dedelere maaş bağlanması yasalaştı. Yasaya göre, cemevlerinde görev yapan dedelere 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’yla kadro verilecek ve maaş bağlanacak.

    Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri de ortak mutabakat metni yayınladı. Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, cemevlerinde görev yapan dedelere 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’yla kadro verilerek, maaş bağlanmasına ve 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendirdi.

    “İKTİDAR ÖNCE ALEVİLİĞİ TANISIN VE ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALSIN”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’nda yaptığı konuşmada dedelere maaş bağlanacağı konusunu gündeme getirdiğini ve o zaman bu yana bu konuyu eleştirdiklerini ve karşı çıktıklarını kaydeden Aslan, “Cemevlerine ibadethane statüsünü vermeyen, inancımızı kabul etmeyen, yok sayan bir anlayışın bu tür samimiyetten uzak tavırları, attıkları adımları doğru bulmuyoruz. Her platformda bu duruma karşı olduğumuzu dile getirdik. İktidarın dedelerimize, pirlerimize maaş vermek yerine onların inancı olan, yolu olan Aleviliği tanıması ve onu anayasal güvence altına alması gerekir. Aksi halde sadece kendi kontrolünde bir dede hegemonyası yaratmaya çalışırlar. Yol erkanına sahip, itikat sahibi, yolunu, inancını bilen dedenin, pirin, ananın buna tenezzül etmeyeceğini biliyoruz. 9.500 TL maaşa tamah eden zaten bu yolu bilmeyen, bu inancı bilmeyen sözde dededen başka bir şey değildir. Gerçek dedelerimiz, babalarımız, pirlerimiz, analarımız asla böyle bir şeye tamah etmezler” dedi.

    “YOLUN GERÇEK SAHİPLERİ BÖYLE BİR ŞEYE TENEZZÜL ETMEZLER”

    Aslan şöyle devam etti:

    “Bizim çağrımız şu ki; hangi ocaktan olursa olsun buna tenezzül edene bu yolun gereği olan cezanın verilmesi gerekir. Onların bu yolun temsilcileri olmadığını her fırsatta deklare etmeliyiz. Attıkları adımlara bakılırsa bu işi tutturamadıklarını da görüyoruz. Önceden her isteyene dediler, şimdi 65 kişi diye konuşuluyor. Kendilerine yakın sözde Alevi dedeleriyle ancak bu rakama ulaşabildiler. Yolun gerçek sahipleri hiçbir zaman böyle bir şeye tenezzül etmezler, etmeyeceklerdir de. İktidar kendine sözde dede, yandaş kişiler bulabilir ancak biz asla böyle bir şeye onay vermeyeceğiz.”

    “TALEPLERİMİZİ YOK SAYANLARI BİZ DE GÖRMEZDEN GELECEĞİZ”

    6’lı masayı oluşturan muhalefet partilerinin yayınlamış olduğu mutabakat metnini de değerlendiren ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, şunları kaydetti:

    “Muhalefet mevcut iktidarın hukuksuzluk, yok sayma, inkar politikaları izlediğini söylüyor. Bunları dile getirirken bu ülkeyi yönetmeye aday olan siyasi partilerin de aslında başta Aleviler olmak üzere toplumun farklı kesimlerine, farklı dinamiklere iktidardan farklı bir gözle bakmadıklarını görüyoruz. Güvenlik konseptli bir mutabakat metni yayınlandı. Dış politikadan savunma sanayine kadar birçok şey söylediler ama laiklikten, demokrasiden, özgürlüklerden, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sorunlara dair bir çözüm önerisinden bahsetmediler. Toplum bunu gördü, biliyor. Biz iktidara söylediğimiz sözleri kendilerine de söylüyoruz. Bu toplumu yok sayan, bu toplumun taleplerini görmezden gelenleri biz de görmezden geleceğiz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Ağçal: Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde Alevilerin geçmeyeceğini zaten biliyorduk-VİDEO

    Ağçal: Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde Alevilerin geçmeyeceğini zaten biliyorduk-VİDEO

    PİRHA-Altılı Masa’yı oluşturan partilerin kamuoyuna duyurduğu Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni değerlendiren PSAKD Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal, “Aleviler olarak biz bu metinde Alevilerin geçmeyeceğini zaten biliyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin, kadının birey olarak değil sadece aile içerisinde görüldüğü, LGBTİ+’ların haklarının yok sayıldığı bir metin” dedi.

    Millet İttifakı olarak seçim işbirliğini somutlaştıran Altılı Masa’da yer alan siyasi partiler, ortak cumhurbaşkanı adayının seçim bildirgesi ile hükümet programının ana eksenini oluşturacak Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni kamuoyuna açıkladı.

    İttifak bileşeni parti temsilcilerinin “krizden kurtuluş reçetesi” olarak ifade ettiği metin 9 ana başlık 75 alt başlık ve 2 bin 300’den fazla vaatten oluşuyor. Fakat metin kamuoyuna duyurulduktan sonra eleştirileri de beraberinde getirdi. Özellikle Kürt sorunu, Alevi sorunu, İstanbul Sözleşmesi, eşcinsellerin yaşadığı hak ihlalleri başta olmak üzere birçok konuya değinilmemiş olması tartışma yarattı.

    “ALEVİLER GÖRÜLMEZDEN GELİNİYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Basın Yayın Sekreteri Hüseyin Ağçal açıklanan metni PİRHA‘ya değerlendirdi. Mutabakat metninde Alevilerin görülmemesinden dolayı şaşkın olmadıklarını belirten Ağçal, şunları söyledi:

    “Altılı Masa’nın böyle bir mutabakat metni çıkarması kendi iç tutarlılıkları açısından mantıklı. Ama özellikle AKP’ye direnen toplumsal kesimleri tatmin ediyor mu bu mutabakat metni? Etmiyor. Zaten AKP içerisinden çıkmış partilerin olduğu, AKP ile benzer düşünce birliğinin de olduğu siyasi yapılar var. O açıdan bütün hepsinin yansıtması mümkün değil. Aleviler olarak biz bu metinde Alevilerin geçmeyeceğini zaten biliyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin, kadının birey olarak değil sadece aile içerisinde görüldüğü, LGBTİ+’ların haklarının yok sayıldığı bir metin. Aleviler de görmezden geliniyor.”

    “İLK HEDEFİMİZ SARAY İKTİDARININ YIKILMASIDIR”

    Mücadeledenin aslında tam da burada başladığını belirten Ağçal, “Sistemin eşitsizliklerinin ortadan kalkması için bu mücadeleyi veriyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında birinci hedefimiz saray iktidarının yıkılmasıdır. Bu gerçekleştikten sonra mücadelemizin ikinci evresinde haklarımızın anayasada geçmesi için mücadeleye devam edeceğiz. Bütün her şeyi altılı masadan bekler bir tavrımız yok. AKP’ye karşı mücadele veren toplumsal dinamikleri Altılı Masa zaten temsil etmiyor. Kadınları, Alevileri, işçileri temsil etmiyor. Türkiye’de parlamenter demokrasiye geçilmesi burjuva demokrasisi açısından bir adım ama bizler açısından büyük bir adım değil. Sistemin değişmesi, daha eşitlikçi, özgürlükçü bir sistemin açığa çıkması için Aleviler olarak mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Millet İttifakı, ‘Ortak Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu

    Millet İttifakı, ‘Ortak Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu

    PİRHA-Millet İttifakı, ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni kamuoyuna duyurdu. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi (GP), İYİ Parti ile Saadet Partisi’nin (SP) oluşturduğu Millet İttifakı, bir süredir üzerinde çalıştıkları ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni, Ankara’da kamuoyuna duyurdu. Sağlıktan eğitime, yargıdan dış politikaya 2 binin üzerinde vaat Millet İttifakı’nın mutabakatında yer aldı.

    Millet İttifakı’nın ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nin kamuoyuna açıklandığı toplantıya CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ile Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal birlikte geldi.

    “KONTROLSÜZ GÜÇ FELAKETTİR”

    Kamuda liyakate ve yolsuzluklara dair atılacak adımlara ilişkin ilk olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak konuştu. Sözlerine “Kontrolsüz güç güç değildir, felakettir. Milletimiz bunu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde gördü. Milletimiz için beka sorunu oldu” diyerek başlayan Öztrak, yeni bir Meclis iç tüzüğü hazırlayacaklarını, torba kanun uygulamasına son vereceklerini, milletler arası sözleşmelerden çekilme yetkisinin sadece Meclis’e verileceğini söyledi.

    Meclis’te kesin hesap komisyonu kuracaklarını, cumhurbaşkanının yedi yıl için sadece bir kez seçileceğini, Başbakan’ı yönetimde etkili hale getireceklerini, OHAL işlemlerinin yargı denetine bağlı olacağını, Hakimler ve Savcılar kurulunu kaldırarak iki kurul kuracaklarını ve Adalet Bakanı’nın kurullarda yer almayacağını belirten Öztrak, “Özel yetkili mahkemelere son vereceğiz. Tutuklamanın istisna olması ilkesi için gerekli tedbirleri alacağız. Anayasa Mahkemesi üyeliklerine hülle yoluyla atama yapılmasını önleyeceğiz. Seçim barajını yüzde 3’e düşüreceğiz. Basın özgürlüğünü sağlayacağız. Kamu yönetiminin eşitlik, tarafsızlık, liyakat ilkelerine göre yeniden düzenleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki ofisleri ve kurulları lağvedeceğiz” dedi.

    “CUMHURBAŞKANINA TAHSİSLİ SARAYI, KÖŞKÜ HALKIN KULLANIMINA AÇACAĞIZ”

    Ekonomi finans ve istihdam alanına dair atılacak adımları ise DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı paylaştı. Hayat pahalılığını sonlandıracaklarını, enflasyonla tavizsiz mücadele edeceklerini, kişi başı milli geliri beş yılda iki katına çıkaracaklarını, 5 milyon yeni istihdam yaratacaklarını ve yoksulluğu bitireceklerimi belirten Çanakçı, “Kur korumalı mevduatta yeni hesap açmayacak mevcut hesapları vadeleri dolduğunda kapatacağız. Cumhurbaşkanlığını Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Cumhurbaşkanlığına tahsisli yalı sarayları halkın kullanımına açacağız. Cumhurbaşkanlığına kayıtlı uçakları satıp orman yangını için uçak alacağız. Ülkemizin kaynaklarını Kanal İstanbul gibi rant projeleri yerine tarım için sulama projelerine kullanacağız” ifadelerini kullandı.

    “YÖK’Ü KALDIRACAĞIZ”

    Eğitim ve bilim alanına dair vaatleri içeren sunumu Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp yaparken, şunları söyledi:

    “YÖK’ün kaldırılacağını, akademisyenlerin ifade özgürlüğünün sağlanacağını, köy okullarında taşımalı eğitime son verileceğini belirten Şahinalp, “Tüm öğrenci ve gençlere aylık 5 GB ücretsiz internet vereceğiz. Her okula fiber internet bağlantısı sağlayacağız. Sosyal medya üzerindeki ifade özgürlüğünü koruyacağız. Dijital varlıkların ödeme sistemleriyle entegrasyonunu sağlayacağız. Fikri, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Eğitimi tüm paydaşların katılımıyla yeniden yapılandıracağız. 4+4+4 eğitim sistemine son vereceğiz. 1+5+4+3 sistemini hayata geçireceğiz. Yeni yurt binaları yapılacak.

    “YEŞİL ALAN SAYISINI İKİ KATINA ÇIKARACAĞIZ”

    Millet İttifakı’nın kültür sanat, tarım, enerji ve çevre alanına dair atılacak adımları Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feridun Bilgin anlattı. Bilgin konuşmasında şunlara değindi:

    “Yeşil enerji dönüşümünü dikkate alarak, yenilenebilir enerjiye sağlanacak teşvikleri düzenleyeceğiz. Rüzgar enerjisinde; yatay, dikey, kara ve deniz üstü olmak üzere tüm alternatifleri değerlendirecek, AR-GE ve yatırım faaliyetlerini destekleyeceğiz. Yüksek fiyatlı mevcut doğal gaz anlaşmalarını yeniden müzakere edeceğiz. Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nin mevcut durumunu ve sözleşme detaylarını, anlaşma dışında verilmiş olan hakları ve üstlenilen yükümlülükleri, gözden geçireceğiz. Türkiye’nin sahip olduğu maden kaynaklarının aranmasına hız verecek, sektörün milli gelirdeki payını artıracağız.

    “BİLİYORUZ Kİ, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”

    Sosyal politikalar başlığında sunum yapan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, şu adımları sıraladı:

    “Devlet okullarına giden öğrencilere ücretsiz kahvaltı ve öğlen yemeği verilecek. 8 Mart’ta kadınlar idari izinli olacak. Gençlerden pasaport ücreti alınmayacak. Sosyal yardımlar için de hak temelli bir sistem kurulacak. Yabancıların konut satın alarak vatandaşlık kazanmasının önüne geçilecek. Yurt dışına giden sağlık personeli için ‘Yurda Dönüş Projesi’ni hayata geçirilecek. İlaç krizi sonlandırılacak. Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığı kurulacak. Tüm uluslararası sözleşmelere geri dönülecek. Biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi yaşatır.

    Kürtleri, Ermenileri, Musevileri, Arapları, Alevileri hatırlatan Özlale, konuşmasını Nazım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerine atıfta bulunarak sonlandırdı.

    “GAYRİMENKUL KARŞILIĞI VATANDAŞLIĞA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Dış politika ve göç alanında atılacak adımlara dair Millet İttifakı’nın vaatlerini Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir anlattı. Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde ilgili ülkelerle tam diyalog içerisinde çalışılacağını, İsrail-Filistin arasındaki sorunlara çözüm bulunması için ilgili taraflarla görüşeceklerini ifade eden Tekir, “Düzensiz göçü engelleyip, ülkemizin tampon bölge olmasına izin vermeyeceğiz. Geri gönderme merkezlerinin sayısını ve kapasitesini artıracağız. Gayrimenkul alımı karşılığı vatandaşlık almalarına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Millet İttifakı’nın açıkladığı beyanların tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

    (HABER MERKEZİ)

  • EŞİK’ten 6’lı masaya çağrı: İktidarın teklifine net ve ortak bir ‘hayır’ deyiniz

    EŞİK’ten 6’lı masaya çağrı: İktidarın teklifine net ve ortak bir ‘hayır’ deyiniz

    PİRHA- Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), bu şartlarda özgürlükçü, kapsayıcı, barış ve huzur getirecek bir anayasa yapılamayacağını vurgulayarak, 6’lı masaya iktidarın teklifine ‘hayır’ demeleri yönünde çağrıda bulundu.

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), iktidarın önümüzdeki günlerde Meclis’e getirmesi planlanan başörtüsü konusundaki anayasa değişikliği teklifi ile ilgili muhalefet partilerinin oluşturduğu 6’lı masaya çağrıda bulundu.

    Platform tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Başörtülü veya başörtüsüz tüm kadınların kendi iradeleri ile verecekleri bir kararı siyasetin konusu olmaktan çıkarınız. Alternatif anayasa değişikliği teklifi hazırlamaktan vazgeçiniz, iktidarın teklifine net ve ortak bir ‘hayır’ deyiniz” denildi.

    ”‘MÜZAKERESİZ HAYIR’ TALEBİMİZİ MECLİS’E İLETTİK”

    Platformun yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Siyasetten acil beklentimiz; eşit, özgür ve şiddetsiz bir hayatı güvenceye alan düzenlemelerdir. EŞİK Platformu olarak, anayasada kıyafet ve aile konusunda değişiklik yapılmasının gündeme getirildiği Ekim 2022’den itibaren iki konunun altını çok net biçimde çizmiştik. Bu şartlarda özgürlükçü, kapsayıcı, barış ve huzur getirecek anayasa yapılamaz.

    Ülkede, özgür bir anayasa tartışmasının yapılabileceği; ifade, örgütlenme ve aynı zamanda herkes açısından din, inanç ve ibadet özgürlüğü ortamı yoktur. Başlattığımız ‘Anayasa Değişiklik Teklifine Hayır’ kampanyası çerçevesindeki çağrı metnimize yüzlerce kadın ve LGBTİ artı örgütü ile birlikte hukuk, barış, çevre, çocuk, demokrasi, eğitim, ekoloji, emek, engelli, eşitlik, gençlik, göçmen, hayvan, hukuk, inanç, insan, katılım, kent, yaşlı hakları gibi çok çeşitli alanlardan ve Türkiye’nin her köşesinden yüzlerce örgüt imza verdi. Türkiye çapında 33 sendikanın üye olduğu iki konfederasyona ek olarak sekiz sendika ve onlarca şehirden il-ilçe teşkilatları, çok sayıda meslek örgütü, kent konseyi kadın meclisleri ve birçok siyasi parti ile birlikte 700’e yakın örgütlenme olarak; antidemokratik bir ortamda anayasa tartışılamayacağını belirtmiştik. İmzaları ve ‘müzakeresiz hayır’ talebimizi TBMM içindeki ve dışındaki çok sayıda partiye iletmiş, kamuoyu ile de paylaşmıştık.

    “MUHALEFET BU SİYASİ KOŞULLARDA ANAYASA YAPILAMAZ GERÇEĞİNİ ANLATAMAYACAĞINI DÜŞÜNÜYOR”

    İktidar bloğunun anayasa değişikliği teklifini TBMM’ye sunduğu günlerde bütün ülke, bir tarikat çevresinde 6 yaşındaki bir kız çocuğunun ‘evlilik’ adı altında yıllar süren istismarını konuşuyordu. Bu olay karşısında sessiz kalanların anayasa teklifini Meclis’e sundukları 9 Aralık tarihinden sonra siyasette gelişen sadece birkaç örnek, bütün ülkeyi daha da kaygılandırıp karanlığı daha da karartırken bu ortamda anayasa konuşmanın koşullarının olmadığını net olarak gösterdi. Sadece son bir ayda, adı cumhurbaşkanlığı adayları arasında geçen, birçok ülkeden büyük İstanbul’un belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun siyaset yapma hakkı ve belediye başkanlığı elinden alınmak istendi. Eski Ülkü Ocakları Başkanı, karanlık bir suikasta kurban gitti. Ülkenin üçüncü büyük siyasi partisi olan HDP’nin oy verenleri adına Hazine yardımından aldığı paya, savunması bile alınmadan el konuldu. Bu koşulların oluşmasının sorumlusu iktidarın neden Anayasa tartışması açtığı, yoksulluk ve gelecek kaygısı ile boğuşan milyonlar nezdinde gayet açıktır. Muhalefetin bu siyasi koşullarda anayasa yapılamaz gerçeğini anlatamama endişesiyle hareket etmesi, aklımızı hafife almaktır.

    “KADINLARIN NEREDE NASIL NE GİYECEĞİ NE SİYASETİN NE ANAYASANIN KONUSU”

    Kadınların nerede, nasıl, ne giyineceği ne erkek ağırlıklı siyasetin ne de anayasanın konusu değildir. Altını defalarca çizdiğimiz ikinci önemli konu; kılık kıyafet düzenlemesinin yerinin anayasa olmadığı, anayasa metinlerinin haklar ve özgürlükleri eşitlik, laiklik gibi temel evrensel normlar çerçevesinde garantiye alan genel metinler olması gerektiğidir. Anayasada belli bir dinin belli bir yorumu olan başörtüsüne ve onu tamamlayan kıyafetlere mutlak özgürlük getirmenin ilerleyen süreçlerde varabileceği noktayı bütün açıklamalarımızda vurgulamış, tek tek vekillere gönderdiğimiz mektuplarda altını çizmiştik. Ayrıca, bir anayasa metninde sadece kadınların ne giyeceğinin tarif edilmesi, bu tarifin ne tür bir kıyafet hakkında olduğundan bağımsız olarak başlı başına ayrımcılıktır demiştik. Eril siyasetin, konunun esas özneleri olan kadınların ve kadın örgütlerinin görüşünü bile sormadan neyi, nasıl, nerede giyeceğimizi düzenlemeye, bu konuda anayasal düzeyde devlete tedbir alma yetkisi vermeye girişmesi, biz kadınları yok saymak, inançlı-inançsız, başörtülü-başörtüsüz olarak ayırmak, bedenlerimiz ve yaşamlarımız üzerinde tahakküm kurmak anlamına gelir, kabul edilemez demiştik.

    “BAŞÖRTÜSÜ SORUNU YAKIN GEÇMİŞTE YANLIŞ UYGULAMALARLA SORUN HALİNE GETİRİLDİ”

    Geleceklerine, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkan, bunlar için mücadele eden kadınlar sanki hiç yokmuş gibi yaşamımızı ilgilendiren bir konuyu hem de anayasal düzlemde gündeme getirmek, en naif ifadeyle siyasi kibirdir. Kadınların kılık kıyafetini düzenleme gerekçesiyle anayasa değiştirmeyi gündemde tutmak, içinde bulunduğumuz karanlığı aydınlatacak, halkın gelecek kaygısını giderecek bir konu değildir. Yakın geçmişte yanlış uygulamalarla sorun haline getirilmiş olan başörtüsü sorunu, toplum içinde büyük oranda çözülmüştür. Bu yapay gündemin, tahrip edilen demokrasinin, adaletin, laiklikten uzaklaşılan sosyal yapının yeniden inşasının konuşulduğu bir masada olmaması gerekir. Kurucu Meclis’in görevi olması gereken anayasa yapma süreci, seçime günler kala ne iktidarın ne de muhalefetin gündeminde olmamalıdır.

    “İKTİDARIN TEKLİFİNE NET VE ORTAK BİR ‘HAYIR’ DEYİNİZ”

    Mevcut anayasayı defalarca ayaklar altına alan iktidarın teklifini rötuşlamak, yukarıda belirttiğimiz iki temel unsur açısından siyasi hatadır. Ülkenin getirildiği nokta, siyasi hata yapma riskini kaldıracak durumda değildir. Sanılanın aksine, iktidarın teklifine net ve ortak bir ‘hayır’ denmesi ve konunun Altılı Masa’nın da gündeminden kaldırılması; masadaki partilerin ülkeyi normalleştirerek laik, özgürlükçü, çoğulcu bir anayasa yapma koşullarına kavuşturacağına duyulan güveni güçlendirecektir.

    Kadınların acil gündemi; eşit, özgür ve şiddetsiz bir hayatı garanti altına alacak acil ve bütünlüklü eylem planlarıdır. Beş acil talebimizi Altılı Masa’nın mutabakat programında görmek istiyoruz. Kadınlara verilecek en değerli söz, kıyafetlerini düzenleyen yeni anayasa teklifi değil, eril şiddetten arındırılmış, her alanda eşitliğin sağlandığı bir hayattır. Masayı oluşturan partilerin tek tek programlarında kadın ve LGBTİ artı haklarına yer vermeleri ve İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden hayata geçireceklerine dair beyanları, bu sözün inandırıcı olması için yeterli değildir. Başörtülü veya başörtüsüz tüm kadınların kendi iradeleri ile verecekleri bir kararı siyasetin konusu olmaktan çıkarınız. Alternatif anayasa değişikliği teklifi hazırlamaktan vazgeçiniz, iktidarın teklifine net ve ortak bir ‘hayır’ deyiniz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Altılı masa liderleri İmamoğlu kararı sonrası Saraçhane’de binler ile buluştu

    Altılı masa liderleri İmamoğlu kararı sonrası Saraçhane’de binler ile buluştu

    PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verdiği 2 yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası kararının ardından altılı masanın siyasi parti liderleri İBB’nin Saraçhane binası önünde bir araya geldi. Kendilerini buraya getiren şeyin yaşadıkları adaletsizlik olduğunu söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hepinizin huzurunda söz veriyorum adalet ya gelecek ya gelecek. Adaleti dağıtacak kişi hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar vermek zorundadır bu yapılmazsa adaletsizlik olur. 16 milyon İstanbullunun iradesine bir yargıç aracılığıyla darbe vurulmuştur” dedi.

    İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verdiği 2 yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası büyük tartışma yarattı. Kararın ardından altılı masanın siyasi parti liderleri İBB’nin Saraçhane binası önünde bir araya geldi.

    Buluşmaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal katıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ise hastane randevusu nedeniyle buluşmada yer almadı. Altılı masa dışında farklı partilerden de birçok kişi Saraçhane’ye geldi.

    “SİZİN SEÇTİĞİNİZ BELEDİYE BAŞKANINI GÖREVDEN ALMAK İÇİN KARAR ÇIKARDILAR”

    Mitingde ilk konuşmayı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu yaptı. İmamoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

    Bu ülkeyi yönetenlerin milletimizle ne alıp veremediği var diye soran İmamoğlu, “31 Mart’ta oyunuzu kullandınız saymadılar geçersizdir dediler. Sizin helal oyunuzu iptal ettiler, seçimi yenilediler. Sizin seçtiğiniz büyükşehir belediyesine, eskiden bol bol kredi verirlerdi. Sizin seçtiğiniz yönetime tam 3,5 yıldır millete ait bankalardan bir kuruş vermiyorlar. Sizin seçtiğiniz yönetim çok daha uygun koşullardan, dışarıdan fonlar bulup getiriyoruz. 16 milyon insanımızdan ne istiyorlar? Taksilerle ilgili kararları sizin seçtiğiniz büyükşehir belediyesi alırdı, artık Ankara’dan alınacak diyorlar. Onlar sizin seçtiğiniz belediye başkanını görevden alıp hapse atmak için karar çıkardılar. Bu ülkeyi yönetenlerin sizinle ne dertleri var? Bu ülkeyi yönetenlerin sizinle derdi ne biliyor musunuz? Bunlar hasta hasta hem de çok hasta. Sizlere söyleyeyim, bunlar milletin iradelerine karşı alerjisi olan insanlar. Milli irade kendilerinden yana bir karar verirse hiç sorun yok ama başka türlü bir karar çıkarsa başka türlü şekillenirse bütün arızalar başlıyor. Ellerinden geleni yapıyorlar ama nafile. Ne hukuk ne ahlak gözetiyorlar ne din ne iman gözetiyorlar gözleri hiçbir şey görmüyor” dedi.

    “İSRAF DÜZENİNE SON VERDİK”

    Haksızlığa ve adalete karşı burada olduklarını ifade eden İmamoğlu konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Milyonlarca insan harekete geçiyor, demokrasi için ayağa kalkıyor. Demokrasi ve özgürlük için, hak hukuk ve adalet için ayağa kalkıyor. Bu bir adalet refleksidir. Bu rızanın kalktığının kanıtıdır. Bunlar açıkçası vicdansızlığın olduğu, milletin mağdur edildiği anlarda olur. Milletin iradesine alerjin varsa, seçim sonuçlarını hazmedemiyorsan tavsiyemiz; siyaset yapmayacaksınız. 16 milyon İstanbullu senin gözünde eşit değilse, 85 milyon vatandaşımızı eşit görmüyorsanız siz yönetemiyorsunuz demektir. Bu ülkeyi yönetmiyorsunuz, sadece bir takım çıkar gruplarını, bir takım karanlık odakları yönetiyorsunuz. İstanbul’da bir israf düzeni kurdular ve sonsuza kadar sürsün istiyorlar. Bir avuç insanın zenginliğine zenginlik katan bir düzendi bu. Görevi verin bu israf düzenini yok edelim dedim. Hatta hepinize hesap vereceğimizi ilave ettim. Kişilere gruplara, devletlere, vakıflara, cemaatlere, partilere kişisel yakınlığınızın olduğu, sadece kayırmacılık yaptığınız gruplara ve kurumlara yakın olmayacağız dedik. İstanbullular beni bu yüzden seçtiler, israf düzenine son verdik.”

    “ADALET YA GELECEK YA GELECEK”

    Kendilerini buraya getiren şeyin yaşadıkları adaletsizlik olduğunu söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hepinizin huzurunda söz veriyorum adalet ya gelecek ya gelecek. Adaleti dağıtacak kişi hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar vermek zorundadır bu yapılmazsa adaletsizlik olur. Milletin iradesine bugün darbe vurulmuştur. 16 milyon İstanbullunun iradesine bir yargıç aracılığıyla darbe vurulmuştur. Adalet bugün temel bir Türkiye sorununa dönüşmüştür. Çünkü sokakta herhangi bir vatandaşa sorun bu ülkede adalet var mı diye emin olun büyük bir kısmı bu ülkede adalet yoktur diyecek. Biz altılı masa olarak adaleti bu ülkeye mutlaka ama mutlaka getireceğiz. Bugün Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku var bu manzarayı bitireceğiz. Şunu herkes çok iyi bilsin Ekrem Başkan hakkında verilen karar bize bir milim geri adım attırmayacaktır. Adalet ağacının içindeki kurtları tek tek temizleyeceğiz. Açık ve net ifade edeyim hiç kimse hiçbir güç Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’a hizmet etmekten alıkoyamaz. Adaletsizliği kural haline getirenleri göndereceğiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenleri göndereceğiz, milli iradeye darbe yapanları göndereceğiz. Hiç endişe etmeyin, altılı masa kararlı bu ülkeye huzuru, bereketi, adaleti getireceğiz. Hiç kimse unutmasın ve umutsuzluğa kapılmasın” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’da konuşma yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Türmen’den 6’lı masaya eleştiri: Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacaklar, belli değil

    Türmen’den 6’lı masaya eleştiri: Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacaklar, belli değil

    PİRHA- 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı değerlendiren Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, “6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır” dedi. Türmen ekledi: Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.

    CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti liderlerinin oluşturduğu 6’lı masa, aylardır üzerinde çalıştığı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin anayasa değişikliği çalışmasını geçen hafta Ankara’da ilan etti.

    84 madde ve 9 başlıkta toparlanan anayasa taslağının içeriğinde hak ve özgülüklerin genişletilmesinden devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına kadar birçok konuda değişiklik yer alıyor.

    Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı PİRHA’ya değerlendirdi.

    Söz konusu taslakta eksiklikler olduğunu belirten Türmen, taslağın içeriğinde Alevilere, Kürtlere, emekçilere dair bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Taslağın umut verici olmadığını da ifade eden Türmen, zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunun 6’lı masanın AİHM kararlarını uygulamadaki samimiyetinin bir göstergesi olacağını söyledi.

    “BU TASLAK TÜRKİYE’NİN HİÇBİR SORUNUNA ÇÖZÜM GETİRMİYOR”

    Masanın etrafında oturan 6 siyasi partinin tamamen farklı dünya görüşlerinden ve ideolojilerden olmalarına rağmen ortak hareket ediyor olmalarının önemli olduğunu vurgulayan Türmen, “Seçimlere giderken kurulan bu ortaklık insanlara güven veren, umut veren bir şey. İnsanlar içinde bulunduğumuz koşullardan çok rahatsızlar. Bu 6’lı masa iktidara gelirse yaşanan sorunlara çözüm bulabilecek mi? Bununla ilgili soru işareti var kafalarda. Bu soru işaretine yanıt olması bakımından açıklanan anayasa taslağı büyük önem arz ediyor. Taslağın içinde önemli sorunlar var. Bu taslak Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm getirmiyor. Ne Alevi sorununa ne Kürt sorununa ne tahıl sorununa ne emekçilerin, işçilerin sorunlarına ne de başka sorunlara” şeklinde konuştu.

    “6’LI MASA, AİHM KARARLARINA NE KADAR SAYGILI OLDUĞUNU GÖSTERMELİ”

    Açıklanan taslağın bir anayasa değişikliği olduğunu anımsatan Türmen, Alevilerle ilgili meselelerin en çok değişiklik yapılması gereken ve en kolay değişiklik yapılabilecek konuların başında geldiğini söyledi.

    Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarının olduğunu ifade eden Türmen, şunları dile getirdi:

    “Türkiye bu AİHM kararlarını uygulamak zorunda. Şu ana kadar uygulanmadı. Bunlar 6’lı masa olarak uygulayacağını söylüyor. 6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır. Açıklanan taslağa baktığımızda bu konuya hiç yer verilmemiş. İdeolojilerin de ötesinde çocuklarla ilgili problem var. Alevi çocukları evde öğrendikleriyle okulda öğrendikleri arasında büyük fark görüyor. Okullarda verilen din kültürü dersleri doğrudan doğruya din dersi niteliği taşıyor. Dini pratikler öğretiliyor. Bu durum çocuklara zarar veriyor, travma yaşıyorlar. Küçük çocukların iyi yetişmesi, iyi eğitim alması meselesi var.

    “6’LI MASA ALEVİLERİN SORUNLARINI NASIL ÇÖZECEK, BUNA DAİR BİR ŞEY YOK”

    Bir anayasa değişikliği yapılacaksa halihazırda verilmiş kararlar var. Bu kararlar hemen uygulamaya konulabilir. Açıklanan taslakta ne yazık ki bunlara yer verilmemiş. Bu açıdan bu taslak umut vermedi. Alevilerin cemevi sorunu var, Aleviliğin tanınması sorunu var. 6’lı masa iktidara geldiğinde bu sorunlar ne olacak? Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa, iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.”

    “YASALAR ÇIKARTILIRKEN ALEVİLERLE GÖRÜŞÜLMELİ, NE İSTEDİKLERİ SORULMALI”

    Hükümetin torba yasa içerisinde Meclis’e getirerek yasalaştırdığı cemevleri ile ilgili düzenlemeye de değinen Türmen, “Bu çok ayıp bir yasa. Devlet Aleviliği tanımaktan tamamen vazgeçti artık. Alevilik kültürel bir mesele değil. Alevilik bir inanç. Bu AİHM kararlarında da yazıyor. Hala devletin Aleviliği kültürel bir hareket olarak, İslam’ın bir kolu olarak görmesi kabul edilebilir bir şey değil. Aleviler de bu yasaya karşı itirazlarını dile getirdiler. İktidar Alevileri memnun etmek, oylarını almak için böyle bir yasa çıkardı ancak yapmasa daha iyiydi. Kaş yapayım derken göz çıkardı. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde okutulan kitaplarda defalarca değişiklik yapıldı ama Alevileri tatmin eden bir sonuca ulaşılamadı. Çünkü bütün yapılanlar Alevilere sorulmadan, onların görüşü alınmadan, tepeden aşağıya doğru yapılıyor. Halbuki bunlar yapılırken Alevilerle konuşulsa, Alevilerin ne istediği sorulsa ve ondan sonra yasalar çıkartılsa sonuç başka türlü olurdu” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA