Etiket: 8 yıl

  • Kemal Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut: Barışın en temel taşı adalettir, adaletin gelmesi gerekiyor!- VİDEO

    Kemal Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut: Barışın en temel taşı adalettir, adaletin gelmesi gerekiyor!- VİDEO

    PİRHA-21 Mart 2017’de Diyarbakır Newroz’unda vurularak katledilen Kemal Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut, kardeşinin vurulduğu zamandan bugüne 8 yılın geçtiğini vurgulayarak, “Devlet cinayeti aydınlatmadı, aydınlatmak istemedi. Şu anda konuşulan barış sürecinin içinde adalet vurgusu var. Barışın en temel taşı adalettir, adaletin gelmesi gerekiyor. Bir daha Uğurlar, Ceylanlar, Roboskiler yaşanmasın, bir daha bunlar olmasın” diyerek adaletin sağlanmasını istedi.

    21 Mart 2017 tarihinde Diyarbakır’daki Newroz Bayramı kutlamalarına katılmak üzere şehre gelen 23 yaşındaki Kemal Kurkut, kontrol noktasındaki barikatları geçtikten sonra polisin açtığı ateş sonucu katledildi. Diyarbakır Valiliği Kurkut’un canlı bomba olduğunu kamuoyuna servis etmişti.

    Kurkut’un öldürülmesiyle ilgili Diyarbakır Valiliği tarafından yapılan açıklamada, “Şahıs, etkinliğin yapılacağı yöne doğru koşmaya başlamıştır. Şahıs, güvenlik güçlerinin tüm uyarılarına rağmen elindeki bıçağı atmamış ve alana doğru koşmaya devam etmiştir. Söz konusu şahsın canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden ve alanda bulunan katılımcıların can güvenliği göz önünde bulundurulduğundan dolayı, arama noktasında görevli güvenlik güçlerince müdahale edilmiştir. Meydana gelen olay sonrasında yaralanan ve etkinlik alanına çağrılan ambulans ile hastaneye kaldırılan şüpheli şahıs, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir” denilmişti.

    FOTOĞRAFLAR GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI

    Ancak kutlamayı takip etmek üzere alanda bulunan Gazeteci Abdurrahman Gök’ün, Kurkut’un vurulduğu ana ilişkin çektiği fotoğraf kareleri Valiliğin açıklamasını yalanlayıp soruşturmanın seyrini değiştirdi. Fotoğraflar sonrası Kurkut’un ölümüne ilişkin iki polisin ifadesinin alınmasının ardından hazırlanan iddianame ile sanık polis Yakup Ş. hakkında 9 ay sonra “olası kastla öldürmekten” müebbet hapis istemiyle dava açıldı.

    Kurkut ailesinin tazminat talebiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davanın yerel mahkemece geri çevrilmesi üzerine itiraz edilen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi, Ocak ayında aldığı kararda, Kemal Kurkut’u “saldırgan eylemci” olarak değerlendirmişti. Mahkeme, cinayetin “yasal sınırlar içinde işlendiğine” hükmederek tazminat ödenmesini yer olmadığına karar vermişti.

    Kardeşinin katledilişinin üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen adaletin yerine getirilmediğini belirten Kemal Kurkut’un ağabeyi Ercan Kurkut, kardeşi hakkında Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuştu. Ağabey Kurkut, “Öncellikle bütün halkımızı selamlıyorum, Newroz’unu kutluyorum. Dilerim bu Newroz barışa evrilir ve artık kanın dökülmediği, herkesin özgürce konuşabildiği, herkesin özgür olabildiği bir ülke olur” temennisinde bulundu.

    “DEVLETLE İLK OLARAK GEZİ’YLE TANIŞTI”

    Kardeşinin Gezi eylemlerinde devletle tanıştığını, Ankara Gar Katliamı’ndan sonra da çok etkilendiğini ifade eden Ercan Kurkut, şunları söyledi:

    “Kemal 4 kardeşten en küçük olanıydı, küçük yaşta babamızı kaybettiğimiz için babasız büyüdü. Biz kendisine hem abi olduk hem baba olduk. Kemal’in çocukluğu çok sakin geçti. Kimseye dokunmazdı, kavgacı değildi. İçimizde dokunmaya kıyamadığımız biriydi Kemal, bizim inci tanemizdi, küçük kemancımızdı; yani bizim evimizin neşesiydi. Bir dönem okula gittikten sonra benim yanıma İstanbul’a geldi. Burada Gezi’yle tanıştı. Devletle ilk karşılaşması burada oldu. Daha sonra Ankara Gar Patlaması’yla tanıştı, bu süre sonunda okula devam etmeye karar verdi. Yetenek sınavlarıyla girerek Güzel Sanatlar Fakültesini kazandı, burada Müzikoloji Bölümü’ne yerleşti.

    Ankara Gar Katliamı, Kemal’i çok derinden etkiledi. Gar Katliamı kanlı bir eylem olduğu için Kemal’i sarstı, kan onun yüzüne sıçramıştı. Yerde gördüğü insan parçaları, arkadaşlarının gözü önünde ölümünü izlemek onu uzun süre psikolojisinde etkiler bıraktı.

    2017’de birçok kişi kendi bayramını kutlamak için Amed’e giderken kendisi gitmek istemişti. Bazıları, “Niye gitti, neden gitti” gibi konuşmaları bizim de sınırlarımızı zorluyor. Herkes Newroz’a gidebilir. Bu ülkede her insan her yere gidebilir.”

    ATEŞ ETMEYİN EMRİNE RAĞMEN POLİSLER ATEŞ AÇTI

    Polis amirinin, “ateş etmeyin” ikazına rağmen polislerin ateş açtığını belirten Kurkut, devamında şunları konuştu:

    “Amed Newroz’unda arama noktasında polislerle tartışmasıyla beraber Kemal dayanamadı artık, patladı orada ve “Ne istiyorsunuz, üzerimde ne var?’ diye sorduktan sonra alana doğru koşmaya başladı. Polis amirlerinin dur emrine rağmen, ateş etmeyin emrine rağmen oradaki bazı polisler ateş etmeye devam ettiler ve yerden seken bir kurşun Kemal’in canını aldı. Bu bir bayram sabahında oldu. Biz acaba kimler geldi? Kaç kişi katıldı? 1 milyon kişi katılmış mıdır? diye tartışma yürütürken bir haberde ‘Diyarbakır Newroz’unda alana girmek isteyen bir canlı bomba etkisiz hale getirildi’ haberleri geçiyordu ekranlardan. Biz haberi duyarken endişelendik, alanda Kemal gibi yüzlerce genç vardı.

    ABDURRAHMAN GÖK CANI PAHASINA FOTOĞRAFLARI SAKLADI

    Sabah saatlerinde insanlar gelmeye başladı bize, aklımın ucundan bile geçmedi Kemal’in vurulacağı. O gün polisler gazetecilerin kameralarına, fotoğraf makinelerine el koyuyor. Tabi bu sırada gazeteci olan Abdurrahman Gök elindeki fotoğrafları canı pahasına saklayıp basına verdikten sonra olayın iç yüzü ortaya çıkıyor ve anlaşılıyor ki Kemal bir polis kurşunuyla vuruluyor.

    VALİLİK CENAZENİN GÖMÜLMESİNİ ENGELLEDİ

    Bu esnada Kemal’in cenazesinin gömülmemesi için devlet tarafından problem oluşmaya başladı. Devlet, mezarlık vermemekle, taziye çadırı açtırmamakla, yalanlarla cenazeyi gömdürmemeye çalıştı. Bu sadece Diyarbakır Valiliği tarafından değil Malatya Valiliği de aynı şekilde Kemal’in cenazesinde engeller koyarak gömülmesine engel olmaya çalıştı. Güya hukuk devletinde yaşıyoruz. Elinden geleni yapması gereken emniyet güçleri delilleri kararttılar. Devlet Kürtler için aynı adaleti sağlamadı. Devlet eğer devletse Kürt’ün de, Türk’ün de devleti olmalı. Kim o gün orada suç işlemişse ortaya çıkarılmalı, olması gereken şey budur.

    BİR TİYATRO OYNATILDI VE KATİL BERAAT ETTİ

    İddianame yaklaşık bir sene sonra hazırlandı ve biz bu iddianameyi beklerken bile bir sürü sıkıntı yaşadık. Sonrasında mahkeme oldu, formaliteden bir mahkeme yaşandı. Polisin kasten öldürdüğüne dair bir rapor hazırlandı ve sonra tekrar geri gönderildi, değiştirildi. Bir tiyatro oynatıldı ve katil beraat etti.”

    “8 YILDIR ADALETİN GELMESİNİ BEKLİYORUZ”

    8 yıldır adaletin gelmesini beklediklerinin altını çizen Ercan Kurkut, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Devlet, 8 yıldır devlet bu cinayeti aydınlatmadı, aydınlatmak istemedi. Şu anda konuşulan barış sürecinin içinde adalet vurgusu var. Biz adalet istiyoruz. Artık bundan sonra başka Kemaller ölmesin ya da başka polis, asker cenazesi gelmesin istiyoruz. Yorulduk, hepimiz yorulduk. Barışın en temel taşı adalettir, adaletin gelmesi gerekiyor. Bir daha Uğurlar, Ceylanlar, Roboskiler yaşanmasın, bir daha bunlar olmasın. Bizim temennimiz böyle bir barışın gelmesi. Kemal için de, kaybettiklerimiz için de… ”

    Kamber YILDIZ/ALMANYA

  • Ergin Doğru: Ağır bedeller ödendi ancak bıraktığımız yerden devam edeceğiz-VİDEO

    Ergin Doğru: Ağır bedeller ödendi ancak bıraktığımız yerden devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-2016 yılından bu yana Elazığ Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan BDP Dersim eski il Eş Başkanı Ergin Doğru, dün tahliye edildi. Tahliye olduktan sonra PİRHA’ya konuşan Doğru, “Uzun yıllar sonra hem memleketimle hem de arkadaşlarımla bir araya gelmek güzel bir duygu. Zindanda olduğum 8 yılda ilgilerini esirgemeyen tüm halkımıza teşekkür ediyorum” dedi.

    “Örgüt Üyeliği” ve “Örgüt Propagandası” suçlamasıyla tutuklanan ve 2016 yılından bu yana Elazığ Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Dersim eski İl Eş Başkanı Ergin Doğru, tutukluluğun gözden geçirilmesi değerlendirilmesiyle mahkemece dün tahliye edildi.

    Ergin Doğru, tahliye olduktan sonra duygularını PİRHA’ya anlattı.

    “HERKES AÇISINDAN ZORLU BİR SÜREÇ YAŞANDI, ZİNDANLARDA BUNUN BİR PARÇASIYDI”

    Uzun yıllar sonra hem memleketiyle hem de arkadaşlarıyla bir araya gelmenin güzel bir duygu olduğunu söyleyen Ergin Doğru, “Ancak her güzelliğin buruk olan bir yanı da var. Mücadelenin bir alanından başka bir alanına geçmek yeni başlangıçlar olsa da geride bırakılanların bıraktığı bir hüzün de söz konusu. Herkes açısından zorlu bir süreç yaşandı, zindanlarda bunun bir parçasıydı. Kendi siyasal kimliğimizi, onurumuzu ve değerlerimizi korumak için çok zorlu dönemler geçirdim. Bu süreçte ağır bedeller de ödendi ve bunun sonucunda halen kendimizi var edebiliyoruz. Bundan sonraki süreçte çok önem verdiğimiz kendi ikrarımızı yaşayabilmek ve o ikrarı var edebilmek noktasında çabamız elbette devam edecek” dedi.

    “DEĞİŞİMİN OLUMLU MU YOKSA OLUMSUZ MU OLDUĞUNA DAİR İYİ TESPİT YAPILMASI GEREKİYOR”

    Bıraktıkları yerden devam edeceklerini ifade eden Doğru, “Dersim’de henüz gezebilme imkânım olmasa da birçok şeyin değiştiğini söylemek mümkün ancak değişimin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu iyi tespit edebilmek gerekiyor. Değişimden korkmamak gerekiyor ama değişmek adına da her türlü değerden de kopmamak gerektiğine inanıyorum. Zindanda olduğum 8 yılda ilgilerini esirgemeyen ve bu noktada gerek mektuplarla gerekse de gönderdikleri selamlarla tüm halkımıza teşekkür ediyorum. Dersim ikrarımızın sembolü olan bir yer o yüzden Dersim’de tekrardan ikrarımızı yaşamak mutluluk veriyor. Bu yolu devam ettirmek ve kendi erkanımızı sürdürebilme bu noktada bunu daha da yücelterek var olan saldırılar karşısında durabilmek önemlidir” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Ergin Doğru, tahliye edildi-VİDEO

  • Pir Haber Ajansı (PİRHA) 8 yaşında

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) 8 yaşında

    PİRHA- 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren Alevi toplumunun sesi Pir Haber Ajansı (PİHA) 8 yaşında.  Ajansımız, 9 Mart 2022’de erişim engeli getirilmesinin ardından pirha.org adresi üzerinden yayın hayatına devam ediyor. 

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan ajansımız Pir Haber Ajansı (PİRHA) 8’inci yılında.

    OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen hizmet etmeyi sürdürüyor. PİRHA, 8 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve Alevi toplumunun sesi olmaya çalıştı.

    Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız büyümeye devam ediyor.

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıkları hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

    PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine korsan hoparlör takılması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

    Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

    AJANSIMIZA ERİŞİM ENGELİ İLE ALEVİLERİN SESİ SUSTURULMAK İSTENDİ

    Pir Haber Ajansı, 9 Mart 2022’de Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişime kapatıldı. Aralarında siyasetçi, yazar, Alevi kurum başkanları, analar, pirler ve birçok Alevi yurttaşın olduğu çok sayıda isim PİRHA’ya erişim engeline tepki göstererek, Alevilerin sesinin kısılmak istendiğine işaret etmişti.

    Erişim engelinden hemen sonra gerek sosyal medya üzerinden ve gerekse basın açıklaması gibi değişik yol ve yöntemlerle sesini yükselten, PİRHA’ya sahip çıkan çok sayıda  takipçinin, basın ve ifade özgürlüğüne inanan demokratik kamuoyunun, Alevi kurumunun, Pirin/Dedenin, Ananın gösterdiği tepki çığ gibi büyüdü.

    Erişim engeli ve sansüre karşı hukuki mücadele başlatan ajansımız PİRHA, pirha.org ile yol yürümeye devam ediyor.

    AJANS NASIL KURULDU?

    15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini bastırma adı altında yaşanan karşı darbe süreci ile gelişen OHAL ve KHK’ler süreci, en çok demokratik muhalefeti, dezavantajlı toplumsal kesimleri ve inançları etkilerken, basın yayın araçları da darbe almaktan kendisini kurtaramadı.

    15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra 120’yi aşkın gazete, radyo, televizyon Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Alevi toplumunun sesini yansıtan Tv10 da bunlardan biriydi.

    Tv10 kapatılmadan önce de Alevi toplumunu yansıtan medya organları arasında bir ajans kurma tartışmaları vardı. Ancak kimi imkansızlıklardan ötürü hep ertelendi. OHAL adı altında TV10 da dahil onlarca televizyon, gazete, radyo kapatılınca doğal olarak çok sayıda gazeteci de işsiz kaldı. Ajans fikri bu ortamda olgunlaştı. Bir araya gelen gazeteciler haber ajansta karar kıldılar. Adeta su akıp yatağını buldu.

    KOLAY OLMADI

    Bu karar elbette kolay olmadı. Alevi gazeteciliğinin tarihi zaten çok eski değil. Bir ajans deneyimi, tecrübesi de yoktu. Bu bir ilk olacaktı. Bunun için maddi imkanlar da çok sınırlıydı. Öte yandan diyelim ki ajansı kurdun haberlerini yaptın. Bu haberleri kime servis edebilirdin ki?

    Ortada ne haberini servis edebileceğin bir radyo, ne bir gazete ne de bir televizyon kalmıştı. Hepsi mevcut baskıcı AKP rejimi tarafından kapatılmış, kapılarına mühür vurulmuş, TV10’a yapıldığı gibi varlıklarına da el konulmuştu.

    Böyle koşullarda birçok risk göze alınarak kuruldu Pir Haber Ajansı. Alevi toplumunun da beklentileri, gerçeğe ulaşma talepleri vardı. Gazetecilik refleksi bu toplumsal beklentilerle buluşunca işe koyulduk. Uzun tartışmalar sonucu Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) karar kılındı. Bildiğiniz gibi ‘Pir’ kavramı yaşlı bilge anlamına gelir. İnancımızda yol gösteren, Yola öncülük yapan, Yolu sürdürerek kuşaktan kuşağa taşıyan, Yola hizmet eden anlamına gelir. En son bu anlamı derin isimde karar kılındı.

    YAYIN POLİTİKAMIZ

    Yayın politikası üzerine yapılan tartışmalarda birkaç ana ilke üzerinde duruldu. Her şeyden önce Alevi toplumunun en temel beklentisi olan demokratikleşme talebinde ısrar edilecekti. Bu çerçevede çaba harcayan tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yayın politikasını esas alacaktı.

    Demokratik toplumsal varlığına, özerk yaşamına, kendi kendisine yeten ve kendi sorunları ne olursa olsun kendi öz dinamikleriyle çözme karakterine sahip yapısına saygılı yaklaşacaktı. Bu anlamda sömürü mekanizmalarından, zulmü esas alan iktidar odaklarından uzak duran, koşullar ne olursa olsun mazlumun ve emeğin yanında duran karakteri bir yayın ilkesi olarak benimsenecekti. İnancımızın “Yol bir sürek bin bir” düsturu esas alınarak ülkemizdeki inanç ve etnik çoğulculuk başta olmak üzere farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edilecek, bu temelde yayın çizgimize yedirilecekti.

    Bu esaslar üzerinden “Kadın Alevidir” denildi. “Çevre Alevidir” denildi. “Emek Alevidir” denildi. “Çocuk Alevidir” “Yaşam alanı bulamayan diller Alevidir” denildi. Egemen zihniyet tarafından yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan, yaşam alanı daraltılan ne varsa bu ajansta kendisini ifade etme koşullarını elde etmelidir, denildi.

    BİR KAÇ KİŞİ BİRARAYA GELEREK İŞE KOYULDUK

    Küçük bir ofiste birkaç arkadaş bir araya gelerek işe koyulduk. Bir ajansın üç beş kişiyle yürütülemeyeceğinin elbette farkındaydık. Ancak ne mali ne teknik ne de başka imkanlarımız vardı. Ama “Kervan yolda dizilir” misali bir başlayalım dedik.

    Önümüzde bir TV10 örneği vardı. Ciddi bir ihtiyaca cevap verdiği ve topluma gerçekten dokunduğu için Aleviler onu lokmalarıyla sahiplenmiş, gün gün gelişmesine katkı sunmuştu. PİRHA da TV10 gibi toplum tarafından kabul gördü, sahiplenildi.

    HERKES DOĞAL MUHABİRİMİZ

    İnsanlar, kurumlar, faaliyetlerini kamuoyuna yansıtmak istedikleri eylem ve etkinliklerini ajansımıza iletiyor. Yayın ilkelerimizi benimseyen herkes doğal muhabir ağımızın bir parçası durumunda. Şu anda Çukurova, Adıyaman, Dersim, Ankara, İzmir, Antalya gibi merkezlerden düzenli haber akışımız var. Amasya, Çorum, Tokat, Malatya gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde ise kısmen iletişim kurduğumuz ilişkiler üzerinden gelişiyor.

    Bu koşullarda gazetecilik yaparken işimizin kolay olmadığını biliyoruz. Bu toplumun sorunları aynı zamanda bizim de sorunlarımız. Gazetecilik anlamında yaşadığımız zorluklar, zorlanmalar toplumsal zorlanmalarımızın bizdeki yansımalarıdır. Bunun farkındayız.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Alevilerin lokmalarıyla kurulan TV 10, Alevi medya geleneğinde bir çığır açarak ihtiyaca cevap olmuştu.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalgada İMC TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayınının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.

    KARARTMA SIRASI TV10’DA!

    4 Eylül 2016 tarihinde polislerin TV 10’u mühürlemek üzere binaya geldiği sırada, Alevi kurumları yöneticiler, sanatçılar ve Alevi pirlerinin oturma eylemiyle karşılaşmış, sanatçılar ve TV 10 çalışanları kapatma kararını türkülerle protesto etmişlerdi.

    TV10’a polis ve maliye ekipleri tarafından ikinci baskında bina mühürlenmek istenmiş, polis ve TRT görevlileri içeride sayım yaparak Alevilerin lokmaları ile alınan teknik malzemelere el konulmuştu.

    TV 10 binasının olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece-gündüz insanlar orada nöbet tutup açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler okundu, şarkılar, türküler söylendi.

    OHAL KOMİSYONU REDDETTİ

    TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’ye başvurma kararı alınmıştı. Ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.

    Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.

    82 HAFTA BOYUNCA EYLEM YAPILDI

    TV 10’un KHK ile kapatılmasının ardından mücadelelerini sokağa taşıyan TV 10 çalışanları, 82. hafta boyunca eylemlerini de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    Alevi medya geleneğini lokmaları ile yaratan TV 10 çalışanları ve Alevi toplumu 82. hafta boyunca kürsü açarak ayrıca ülke gündemini de işledi. TV 10 çalışanları aşurelerini, Hızır lokmalarını bu meydanda dağıtarak paylaştı. Bu kolay teslim olunmayacağının da göstergesiydi.

    TV10’un çalışanları, televizyonlarının açılması için 82 hafta sürdürdükleri eylemi 28 Nisan 2018 tarihinde sonlandırdı.

    “ALEVİ MEDYASI TV 10’UN AÇMIŞ OLDUĞU YOLDAN BÜYÜK TECRÜBELER EDİNDİ”

    TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya verdiği demeçte, TV10’un Aleviler için önemini şu sözlerle dile getirmişti:

    “Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.

    2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde bir çığır açtı, Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10’da, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevilerin tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar, Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı Alevi medya kuruluşları varsa bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Dilek Doğan’ın, evinde polis kurşunuyla katledilmesinin 8. Yılı

    Dilek Doğan’ın, evinde polis kurşunuyla katledilmesinin 8. Yılı

    PİRHA-Dilek Doğan’ın İstanbul Küçükarmutlu’da ailesiyle birlikte yaşadığı eve yapılan polis baskınında,  polis Yüksel Moğultay tarafından göğsünden vurularak katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Polis Moğultay’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi tepkilere neden oldu. Ailenin adalet talebi sürüyor. 

    Dilek Doğan 18 Ekim 2015’te, İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde arama yapan Özel Harekât polislerinden Yüksel Moğultay tarafından gösünden vurularak katledildi.

    ABD Başkonsolosluğu’na yapılan silahlı saldırıya karıştığı ileri sürülen bir zanlının yakalanması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinden 13 polis, biri zırhlı, dört sivil araçla Doğan Ailesi’nin evine gitti.

    POLİS GÖĞSÜNDEN VURMUŞTU

    Dilek Doğan, polislere ayakkabılarıyla eve girdikleri için uyararak, galoş giymelerini söyledi. Polis evde arama yaparken Dilek Doğan polis tarafından göğsünden vuruldu.

    45 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Doğan, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak bir hafta sonra, 25 Ekim 2015’te, hayatını kaybetti. Cenazesi, polis ablukası altında hastaneden alınarak Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Dilek Doğan’ın cenazesi, Maraş’ın Afşin ilçesinde Türkçayırı Mahallesi’ndeki cemevinde düzenlenen törenin ardından toprağa verildi.

    DAVA SÜRECİ

    Dilek Doğan’ı vuran polisin, ekibin amiri Yüksel Moğultay olduğu belirlendi. Polis Yüksel Moğultay hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 83. Maddesi’ne dayanılarak “ihmal suretiyle kasten öldürme” suçundan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı ve iddianame kabul edildi.

    Dilek Doğan öldürüldüğü sırada başka bir odada kayıt yapan polis kamerasından alınan seslerin dökümüne de iddianamede yer verildi. Yapılan ilk duruşmada sanık, tetiğe basmadığını, aileyi salona ittirdiği sırada silahının patladığını savundu ve patlamaya Dilek Doğan’ın ağabeyi Mehmet Doğan’ın neden olduğunu iddia etti.

    Davanın ilerleyen aşamalarında, Doğan’ın vurulmasından hemen sonra kayda alınan, özel harekat polislerinin kendi aralarında Moğultay’ın Dilek Doğan’ı vurduğuna yönelik konuşmalarının, ailenin tepkisinin ve başka silah seslerinin de duyulduğu görüntülere ulaşıldı.

    Savcı mütalaasında, “neticesi öngörülemeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanan taksir” tanımını yaparak sanığın 3 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dilek Doğan’ın ailesinin avukatı, dosyadaki delillerin yok sayıldığını ve gerçekle ilgisi olmayan, sanıkları koruyan bir mütalaa verildiğini kaydetti.

    Dava sonucunda sanık Yüksel Moğultay’ın taksirle öldürme eylemine uyan TCK’nın 85/1 maddesi uyarınca suç konusunun önem ve değeri, olayın meydana geliş şekli, kusurunun yoğunluğu, sonucun ağırlığı dikkate alınarak 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.

    Moğultay, olay günü OHAL bölgesinden geldiğini, çok yorgun olduğunu, bir an önce aramayı bitirip dinlenmek istediğini anlattı. Dosyayı karara bağlayan heyet, Moğultay’ı bilinçli taksir suçundan önce 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ardından da iyi hal indirimi yaparak cezayı 6 yıl 3 aya indirdi.

    Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, “Karardan sonra paramparça oldum. Dilek’in yarası buramda duruyor. O yaram tekrar kanıyor şimdi. Her şeyimize zehir kattılar adeta. Bize dünyayı dar ettiler” diyerek karara tepki göstermişti.

    Anne Doğan, “Maraş’tan ölümden kaçtık, burada dizimizin dibinde öldürdüler” ifadelerini kullanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Bektaşi Federasyonu: 10 Ekim’in emrini verenler yargılanmalıdır

    Alevi Bektaşi Federasyonu: 10 Ekim’in emrini verenler yargılanmalıdır

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu, 10 Ekim Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu katliamı yapan örgüt bellidir, üstlenmiştir. Ülke tarihinin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim’in emrini verenler yakalanmalı ve yargılanmalıdır” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 8. yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Dün barış isteyenlerin katledilmesini izleyenler, bu gün Filistin güzellemesi yapıyor. 10 Ekim katliamının üzerinden 8 yıl geçti ama failler yargılanmadı. Bizi bombalarla katledenler için, “onlar bir grup öfkeli gençler, bombalar patladıkça oylarımız artıyor” diyenler bu gün demokrasi havarisi kesiliyor. Sadece barış istedikleri için Ankara’ya gelen binlerce insanın üzerine bombalarla saldıranlar, bu ülkenin başkentine ellerini kollarını sallayarak gelmişlerdi” denildi.

    “ALEVİLER OLARAK HER ZAMAN BARIŞIN TARAFINDA OLDUK”

    Açıklamanın devamı şöyle:

    “Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak kımıldamaz diye hamasi açıklamalar yapanlar, dolayısıyla bu katliamdan da sorumludurlar. Yetkililerin yaptığı açıklamalarda adeta katledilenler suçlanmış, saldıran barbarlar hakkında övgüye varan cümleler kurulmuştur ve bugün de değişen bir şey yok.

    Barış istemenin suç sayıldığı, yüzlerce politikacı, gazeteci, öğrenci hukuksuzca tutsak edilmişken iktidar yeni anayasadan bahsediyor. Okulları bilimsel eğitimden tamamen uzaklaştırıp, tüm müfredatı İslami eğitime yönlendiren zihniyet, kindar ve dindar nesilleri yetiştirme peşinde. ÇEDES ve benzeri projeler altında diyanet işleri başkanlığı, milli eğitim bakanlığını da yönetmeye başlamıştır. Bu eğitim sistemi çağdaş ve bilimsel eğime düşman nesiller yetiştirmektir. Bu da ülkemizin Ortadoğululaştırılması anlamına gelmektedir.

    Tarihin her döneminde biz Aleviler barışın ve eşitliğin tarafında olduk. İsrail Filistin savaşının döktüğü kanı hep birlikte gördüğümüz şu günlerde, bilimsel ve Laik eğitimin önemini bir kez daha anlıyoruz. Bu katliamı yapan örgüt bellidir, üstlenmiştir. Ülke tarihinin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim’in emrini verenler yakalanmalı ve yargılanmalıdır. Yeni katliamlar olmasın diye ne 10 Ekim’i ne de bu katliamın yolunu açanları unutmadık unutmayacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ’10 Ekim, bugünkü çatışmalı sürecin bir başlangıcıydı’

    ’10 Ekim, bugünkü çatışmalı sürecin bir başlangıcıydı’

    PİRHA-10 Ekim’de barış havasını karanlığa çeviren ve bugünün Türkiye’sinin temelini oluşturan iki patlama gerçekleştiğini belirten Hasan Basri Sucu, “Patlamaya çok yakın bir alandaydık, patlama olduğunda arkamıza baktığımızda arkadaşlarımızın bedenlerinin havaya sıçradığını gördük. Yaralı olan arkadaşlarınıza müdahale ederken polisler biber gazı sıkmaya başladı. O gün polis müdahale etmeseydi daha az insan hayatını kaybedebilirdi” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMOBB ve siyasi partilerinde aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne düzenlenen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti. IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti.

    Ankara Katliamı’nda bulunan ve o zaman Eğitim-Sen Adıyaman Şube üyesi olan Hasan Basri Sucu, patlamadan önce ve sonra yaşadıklarını, dava sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MİTİNG ALANINDA BARIŞ HAVASI VARDI”

    KESK, TMMOB, DİSK, HDP ve birçok sivil toplum örgütünün barış mitingi çağrısı olduğunu dile getiren Hasan Basri Sucu, “2015 yılında çözüm sürecinin bitmesi üzerine çatışmaların tırmanışı bir süreçti ve savaşın bitmesi adına barış mitingi düzenleme kararı alındı. Bende o süreçte Adıyaman Eğitim-Sen Şubesi üyesiydim. O zaman toplumda ciddi anlamda barışa olan bir inanç vardı, coşku vardı. Her zaman yapılan eylemlerden farklıydı, büyük bir coşku vardı. Barış mitingine gidilirken halaylarla, türkülerle Ankara’ya gittik. Miting alanına giderken bir bahar havası vardı ve insanlarda yeniden bir barış ortamının sağlanacağı yönünde bir inanç vardı” diye belirtti.

    “10 EKİM BUGÜNKÜ ÇATIŞMALI SÜRECİN BAŞLANGICIYDI”

    Miting alanında hiçbir polisin olmamasının dikkatlerini çektiğini belirten Sucu, “Ben Ankara’da Eğitim-Sen üyesi olarak gittiğim eylemlerde çok sayıda polis olurdu ve eyleme gelen kitleyi kameralarla çekerlerdi. Ama o gün alanda polislerin olmaması dikkatimi çekti. Alana doğru yürüyüşler başlarken 10.04′ te barış havasını karanlığa çeviren ve bugünün Türkiye’sinin temelini oluşturan üç saniye ile iki patlama gerçekleşti. Patlamaya çok yakın bir alandaydık, patlama olduğunda arkamıza baktığımızda arkadaşlarımızın bedenlerinin havaya sıçradığını gördük. Patlamanın ardından Ankara Gar’ının 500 metre ilerisinde bulunan Güven Park’ında polisler alandakilere saldırmaya başladı. Yaralı olan arkadaşlarımıza müdahale ederken polisler biber gazı sıkmaya başladı. O gün polis müdahale etmeseydi daha az insan hayatını kaybedebilirdi. İnsanlarda çok büyük bir panik vardı. Alanda başka canlı bombalarında olabileceği söylendi ve herkes kendi kitlelerine alandan çektiler. Bizim için kara bir gündü ve 10 Ekim bugünkü çatışmalı sürecin bir başlangıcıydı” dedi.

    “8 YILDIR HUKUKİ SÜREÇ TAMAMLANMADI”

    Katliamın üzerinden 8 yıl geçtiğini ancak işleyen bir hukuk sisteminin olmadığını vurgulayan Sucu, sözlerini şöyle bitirdi:

    “Her zaman dava karar aşamasına geldiği zaman mahkeme heyeti değişiyor. Yeni mahkeme heyeti ile birlikte yargılamalar yeniden başlıyor ve 8 yıldır süren bu davada hukuki süreç tamamlanmış değil. Bizler Ankara’ya gelirken kaç yerde polis gbt yapıyor ama Gaziantep’e çıkan İŞİD’liler ellerini, kollarını sallayarak Ankara’ya gelip kendilerini patlatıyorlar. Hukuki sürecin uzatılmasının bilinçli olduğunu düşünüyoruz.”

    Cihan BERK/ADIYAMAN

  • Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Dersim’de anıldı-VİDEO

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın, Ovacık’ın Güneykonak köyündeki mezarı başında anıldı. Anmada konuşan baba Fethi Aydın, “Suruç mücadelesi adalet kürsülerinde, sokaklarda devam ediyor. Eğer Suruç’un failleri yargılansaydı Ankara Gar Katliamı olmazdı. Sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın, Ovacık’ın Güneykonak köyünde mezarı başında anıldı.

    Anmaya Çağdaş Aydın’ın ailesi, Yeşil Sol Parti Dersim İl Eş Sözcüsü Eylem Yamaç, HDP İl Eş Başkanları Ferhat Yıldız ve Nazlı Çelik Öz, HDP Ovacık İlçe Eş Başkanı Ali Asker Özden, PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, Suruç Aileleri İnisiyatifi, Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu ve çok sayıda kişi katıldı.

    “33’LERİN İDEALLERİNİ YAŞATMALIYIZ”

    “Kürtlere her kesimden yardım eli uzatıldığı için korkmuşlardı” diyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Bu ülkede 33’lerin başardığı birleşik mücadele bütün halklar ve inançlar arasında geliştirilirse düzenin sonu gelir korkusu yaşıyorlardı. Bizler bu nedenle 33’lerin ideallerini yaşatmalıyız ve birleşik mücadelemizi güçlendirmeliyiz” diye belirtti.

    “8 YILDIR ADALET ARIYORUZ”

    33 düş yolcusu için 8 yıldır adalet aradıklarını söyleyen Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın, “Suruç mücadelesi adalet kürsülerinde, sokaklarda devam ediyor. Eğer Suruç’un failleri yargılansaydı Ankara Gar Katliamı olmazdı. İnsanların mücadele azmiyle büyütmemiz gerekiyor. Şu anda Amara Kültür Merkezi’nde özgürlük ateşleri yanıyor, şehitlerimiz için karanfiller bırakılıyor. Sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    “KATLİAMIN HESABINI SORACAĞIZ”

    HDP Dersim İl Eş Başkanı Ferhat Yıldız ise, “Kerbela’da Yezid’in İmam Hüseyin ve yoldaşlarına uyguladığı zulüm Yezid soyluları tarafından Suruç’ta gençlerimize uygulanan bir katliamdır. Bu davayı divana bırakmayız, bu katliamın hesabını soracağız” diye ifade etti.

    “ADALET MÜCADELESİ KARARLILIKLA DEVAM EDİYOR” 

    2000 yılı Ölüm Orucu Gazisi Nihat Göktaş da, şunları dile getirdi:

    “Suruç Katliamı’nın 8. yılında ailelerimizin sorumların yargılanması için başlattığı adalet mücadelesi kararlılıkla devam ediyor. Gençlerimiz Suruç Katliamı için yapılacak anmalara insanlara çağrı yaparken saldırıya uğradı ve 6 kişi tutuklandı. Suruç Katliamı’na destek verenler sorumluların açığa çıkmasından da korkuyorlar.”

    PİRHA/DERSİM

  • Kılıçkaya’dan Soma mesajı: Katledilen madencilerin yakınlarının acısını yaşamaktayız

    Kılıçkaya’dan Soma mesajı: Katledilen madencilerin yakınlarının acısını yaşamaktayız

    PİRHA- Soma Maden Katliamı’nın 8. yılında yazılı açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, “İnancımız gereği; katledilen her bir madencinin, yakınlarının ve emekleri sömürülen binlerce maden işçisinin acısını, Soma Maden Katliamı’nın 8. yılında hüzünle yaşamaktayız” dedi. 

    Bundan 8 yıl önce Türkiye’nin en büyük maden facialarından biri olan, 301 madencinin yaşamını yitirmesiyle katliama dönüşen, Soma Katliamı’nın yıl dönümü. 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin işlettiği maden ocağında çıkan yangın katliama dönüştü, 301 madenci hayatını kaybetti, 700 işçi ise yaralandı.

    Uzun yıllar süren dava sürecinde patronun ihmalleri ve katliamın göz göre göre geldiği mahkeme tutanaklarına, bilirkişi raporlarına da yansıdı. Ailelerin yüreği soğumamışken dava sonucunda patrona ve diğer sorumlulara ödül gibi cezalar verildi. Kamu görevlilerin yargılanması engellendi, madenci ailelerinin avukatı ise tutuklandı. Geriye ise gözü yaşlı aileler, kadınlar, babasız büyüyen çocuklar kaldı.

    “SOMA MADEN KATLİAMININ 8. YILINDA HÜZÜNLE YAŞAMAKTAYIZ”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Soma maden faciasının yıldönümü nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Bir halkın toplumsal, siyasal, kültürel, inançsal, ekonomik değerlerini sömüren, yok sayan anlayış, katliamı kaza gibi gösterme çabasında olduğunu vurgulayan Kılıçkaya, “Bunların ellerindeki kanı, alınlarındaki lekeyi gün yüzüne çıkarmak için mücadele eden her bir emekçi cana selam olsun. Emeğin kutsal görüldüğü, Kâbe’sine insanın konduğu inancımız gereği; katledilen her bir madencinin, yakınlarının ve emekleri sömürülen binlerce maden işçisinin acısını, Soma Maden Katliamı’nın 8. yılında hüzünle yaşamaktayız. Hak yolundan dönmeyen her bir mücadeleci ile can cana durduğumuzu, örtbas çabalarının karşısında dayanışma içerisinde olduğumuzu, katliamın her bir mağduruna ve kamuoyuna saygı ile duyururuz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Berkin Elvan mezarı başında anıldı-VİDEO

    Berkin Elvan mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Berkin Elvan katledilişinin sekizinci yılında mezarı başında anıldı. Elvan Ailesi, sanık polisin hala görevi başında olduğunu hatırlatırken, “Berkin’i vuran değil, biz yargılanıyoruz. Adalet mücadelemiz devam edecek” dedi.

    Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydan’ında polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu hastaneye kaldırılan ve 9 ay komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014 tarihinde hayatını kaybeden Berkin Elvan mezarı başında anıldı.

    Şişli Feriköy Mezarlığı’ndaki anmaya Elvan Ailesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile çok sayıda kişi katıldı.

    “BERKİN’İ VURAN DEĞİL, BİZ YARGILANIYORUZ”

    Mezar başında yapılan konuşmalarda Berkin’i vuran Fatih Dalgalı’nın müebbet hapis cezası almasına rağmen tutuklanmadığını belirten Sami Elvan, Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla yargılandıklarını söyledi.

    Gülsüm Elvan ise adalet mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini kaydederken, “Anayasayı tanımıyorum” diyene biz yasaları er ya da geç tanıştıracağız. Biz yine ölüme karşı yaşam, savaşa karşı barış demeye devam edeceğiz. Hiçbir çocuk ölmesin” dedi.

    Avukat Çiğdem Akbulut da, sanık polisin yalnızca yurt dışı çıkış yasağı aldığını belirtirken, görevine devam ettiğini söyledi. Akbulut, “Bir gün bile gözaltında kalmamış, bir gün bile Berkin’i vurmasının cezasını çekmemiş bir sanık ile karşı karşıyayız. Elinde hala silah taşıyan bir polis ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

    Grup Yorum, Berkin Elvan için bestelediği türküyü söyledikten sonra anma sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gezi Direnişi 8. yılında sosyal medyada

    Gezi Direnişi 8. yılında sosyal medyada

    PİRHA-Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine Topçu Kışlası yapılmasına karşı onbinlerce yurttaşın başlattığı Gezi Direnişi’nin üzerinden 8 yıl geçti. 

    Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda bir kısım ağaçların kesilerek alışveriş merkezi yapılması girişimine karşı başlatılan protesto eylemlerinin üzerinden tam 3 yıl geçti. Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın yaklaşık 2 hafta süren işgali sırasında, birbirinden çok farklı siyasi görüş ve kesimlerden insanlar bir araya geldi, dayanıştı. Burada, bir ruh oluştuğu söylendi, adına “Gezi ruhu” denildi.

    Onlarca insanın yaşamını yitirdiği, 36 kişinin gözlerini yitirdiği ve binlerce insanın yaralandığı Gezi’nin direniş ruhu devam ediyor.

    Gezi Direnişi’nin 8. yıldönümü dolayısıyla #Gezi8Yaşında hastagi ile sosyal medya üzerinden mesajlar paylaşılmaya devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Topçu Baba Cemevi’nin bitmesi için destek bekliyorlar -VİDEO

    Topçu Baba Cemevi’nin bitmesi için destek bekliyorlar -VİDEO

    PİRHA – Kırklareli’nde 8 yıl önce yapımına başlanan ancak hiçbir destek alınmadığı için yapımı duran Topçu Baba Cemevi’nin yapımına halkın desteği ile tekrar başlandı.

    Kırklareli merkezde 8 yıl önce Bektaşiler tarafından ilk kez yapılmaya başlanan Topçu Baba Cemevi destek alınmadığı için durmuştu. Halkın desteği ile yeniden yapımına başlanan Topçu Baba Cemevi’ne ilişkin Kırklareli Topçu Baba Derneği Başkanı Mustafa Can Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    8 yıldır kaba inşaatı ile duran Topçu Baba Cemevi’nin yapımına yeniden başlandığını belirten Can, “Topçu Baba Cemevi’nin yapımına kendi imkanlarımız ve vatandaşların desteği ile devam ediyoruz. Topçu Baba Cemevi’nin yapımında hiçbir destek alamadık, tamamen kendi imkanlarımızla ve vatandaşların kısmi desteği ile yapmaya çalışıyoruz. Cemevinin 48 camı var ve her camın maliyetini bir vatandaşımız üstlendi” diye konuştu.

    Topçu Baba Cemevi bittikten sonra Eylül ayı gibi birlik ceminin yapılacağını belirten Can, “Topçu Baba Cemevi’nin bitmesi için herkesten maddi ve manevi destek  bekliyoruz” dedi. (HABER MERKEZİ)