Etiket: 84. yıl

  • 1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 84. Yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Ülkenin her tarafında katliamların yaşandığını vurgulayan Alevi kurum başkanları, katliamlar yaşanmasının nedenin tekçi, ırkçı anlayış olduğunu vurguladılar. 

    1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Zini Gediği İnisiyatifi, HDP Erzincan İl Örgütü, EMEP Erzincan İl Örgütü, CHP Erzincan İl Örgütü, PSAKD Erzincan Şubesi, Eğitim-Sen Erzincan Şubesi ve Erzincan Dersimliler Kültür Derneği katıldı.

    Anma programında ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Program Kureyşan Ocağı’ndan Derviş Erdemin okuduğu gülbeng ile başladı.

    Zini Gediği İnisiyatifi adına anma programının açılış konuşmasını yapan Kenan Düzgünkaya, “8 Ağustos 1938’de herhangi bir sorgulama ve yargılama olmadan köylerinden toplanan 100’e yakın insan aç, susuz bir halde saatlerce yürütülerek Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildi” ifadelerini kullandı.

    “TARİHİMİZİN KATLİAMLAR TARİHİ OLMASI TESADÜFİ DEĞİL”

    Ülkenin her tarafında katliamların yaşandığını vurgulayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Katliamlar yaşanmasının nedeni tekçi, ırkçı anlayış. Bu topraklar içerisinde herkes Türk ve Sünni olacak, bunun dışındaki bütün kimlikleri tanımayan bir devlet üst aklı var. Tarihimizin katliamlar tarihi olması tesadüf bir durum değil, artık katliamları anmaktan başka bir şey yapamaz durumdayız” dedi.

    “BİZİ YOK SAYAN TEKÇİ ANLAYIŞA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Bu topraklarda yaşanan katliamların tek nedeninin kendi dışında herkesi yok sayan anlayış olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Tekçi, inkârcı anlayış bu ülkede 84 yıldır iktidarda ve iktidarda olmaya da devam ediyor. 84 yıl önce inancından dolayı katledilen atalarımıza saygıdan dolayı kendi inancımızdan ödün vermeyeceğiz, kimseye benzemeyeceğiz ve kimseye de benzeşmeyeceğiz. Biz bugün kendi inancımızdan uzaklaştık, bizi yok sayan tekçi, ırkçı anlayışa karşı birlikte mücadele etmeliyiz” diye belirtti.

    “ÖRGÜTLENMEDİĞİMİZ SÜRECE KATLİAMLARI YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Örgütlenmedikleri sürece katliamları yaşamaya devam edeceklerini söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de, “Niçin katlediliyoruz, niçin sürekli baskıya, şiddete, ayrımcılığa uğruyoruz sorularının yanıtını bulmak zorundayız. Çünkü biz bu zihniyetin değişiminden yana olanlarız” diye konuştu.

    Anma, konuşmaların ardından lokmalar pay edildikten sonra sona erdi.

    PİRHA/ERZİNCAN

     

  • Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan Kılıçkaya köyünde anılacak-VİDEO

    Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi Erzincan Kılıçkaya köyünde anılacak-VİDEO

    PİRHA-1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde anılacak. Zini Gediği Katliamı’nın Dersim Katliamı’nın bünyesinde gerçekleşen katliamlardan birisi olduğunu söyleyen Hasan Ali Düzgünkaya, “Mağduriyetimizle alakalı adaletin yerine getirilmesi ve devletin özür dileyip anıt mezar yapılması için engellemelerin yapılmamasını istiyoruz” dedi.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan bir dağ köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan yaklaşık 100 köylü, saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

    Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti. Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler Erzincan’ın Kılıçkaya köyünde saat 16.00’da anılacak. Anmaya, Alevi kurum temsilcileri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve çok sayıda yurttaş katılacak.

    “ADALETİN YERİNE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Zini Gediği Katliamı’nın Dersim Katliamı’nın bünyesinde gerçekleşen katliamlardan biri olduğunu söyleyen Hasan Ali Düzgünkaya, “Çevre köylerden toplanan insanlar Kılıçkaya’da bulunan ahırda toplanarak Zini Gediği’ne götürülerek katlediliyor. Mağduriyetimizle alakalı adaletin yerine getirilmesi ve devletin özür dileyip anıt mezar yapılması için engellemelerin yapılmamasını istiyoruz” dedi.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Zini Gediği Katliamı tanığı Gökdemir: Askerler insanları kurşuna dizdiler; çok çile çektik-VİDEO

    Zini Gediği Katliamı tanığı Gökdemir: Askerler insanları kurşuna dizdiler; çok çile çektik-VİDEO

    PİRHA-8 Ağustos 1938’de yaklaşık 100 köylü, Zini Gediği’nde katledildi. Zini Gediği Katliamı tanığı Yadigâr Gökdemir, “Askerler insanları Zini Gediği’nde kurşuna dizerek öldürdüler. Bizi trenlere bindirdiler Balıkesir’e gönderdiler. Bu süreçte çok zor şartlarda yaşadık. Aç kaldık, susuz kaldık” dedi.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan bir dağ köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan yaklaşık 100 köylü, saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

    Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti. Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

    92 yaşındaki Zini Gediği Katliamı tanığı Yadigâr Gökdemir, yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “O ZAMANLAR ÇOK ÇİLE ÇEKTİK”

    Zini Gediği Katliamı tanığı Yadigâr Gökdemir, “Askerler köydeki erkekleri toplayıp bir ahıra götürdüler. Daha sonra askerler insanları Zini Gediği’nde kurşuna dizerek öldürdüler. Katliamdan sonra Erzincan köprüsünde 15 gün kaldık, ondan sonra da bizi İliç köprüsüne sürdüler. 1 ay da orada kaldık. Bizi trenlere bindirip Balıkesir’e gönderdiler, herkesi bir tarafa dağıttılar. Bizi Susurluk’ta bir köye, ardından da bir Çerkez köyüne verdiler. Annemle birlikte 9 kişiydik. O zamanlar çok çile çektik. Bu süreçte çok zor şartlarda yaşadık, aç kaldık, susuz kaldık” dedi.

    Cihan BERK/ERZİNCAN

  • 1938’de Zini Gediği’nde katledilenler anıldı-VİDEO

    1938’de Zini Gediği’nde katledilenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- 1938’de Zini Gediği’nde 84 yıl önce katledilenler anıldı. İnsanların köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledildiğini söyleyen Kenan Düzgünkaya, “İçimiz kan ağlıyor, 84 yıl önce yaşanan katliam bugün yaşanmış gibi hissediyoruz” dedi.

    8 Ağustos 1938’de Erzincan’ın Munzur’a bakan bir dağ köyünde, Surbahan ve çevre köylerden toplanan yaklaşık 100 köylü, saatlerce aç, susuz yürütülerek “yasak bölge” ilan edilen Erzincan Zini Gediği’nde kurşuna dizildiler. Mezarları hiç olmadı; kurda kuşa yem olmak üzere o dağ başında toz ve toprak içerisinde öylece bırakıldılar.

    Uzun yıllar boyunca Zini Gediği bölgesine gidilmesi yasaklandı, geride kalanlar yakınlarının kemiklerine sahip çıkamadı, yas hep devam etti. Geride kalan aileler köyleri boşaltmak zorunda bırakıldı; Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları illere 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderildiler.

    1938’de Zini Gediği’nde 84 yıl önce katledilenler anıldı. Zini Gediği’nde katledilenler için çerağlar uyandırıldı.

    “KATLEDİLENLERİN MEZAR YERLERİNİN OLMASINI İSTİYORUZ”

    İnsanların köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledildiğini söyleyen Kenan Düzgünkaya, “İçimiz kan ağlıyor, 84 yıl önce yaşanan katliam bugün yaşanmış gibi hissediyoruz. Sorumluların cezalandırılması ve katledilen yakınlarımızın mezar yerlerinin olmasını istiyoruz” diye belirtti.

    Yaşanan katliamın failinin devlet olduğunu ifade eden Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, “Devlette süreklilik vardır o yüzden insanlar nerede öldürülmüşse yerleri bellidir. Bizim yapmamız gereken bundan sonra mücadeleyi omuzlayarak birbirimizle dayanışarak yürütmeliyiz” dedi.

    Genç Ali Düzgünkaya ise, “Buradaki kemiklerin toplanarak bir anıt mezarı yapılması ve öldürülen insanların isminin yazılmasını istiyoruz. Biz de katledilen yakınlarımızı ziyaret ederek lokmalarımızı dağıtıp, öldürülen insanları anıp gidelim” diye konuştu.

    PİRHA/ERZİNCAN

     

  • İsviçreli parlamenterler, Dersim Soykırımı’yla yüzleşilmesi çağrısında bulundu

    İsviçreli parlamenterler, Dersim Soykırımı’yla yüzleşilmesi çağrısında bulundu

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümü dolayısıyla değerlendirmede bulunan İsviçre Yeşiller Partisi (Grüne Schweiz) üyesi Federal Parlamenter Sibel Arslan soykırımda evlatlık verilen çocukların akıbeti ile birlikte Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin hala saklanmakta olduğuna dikkat çekerken, Sosyal Demokrat (SP) üyesi Federal Parlamenter Mustafa Atıcı ise soykırımın bir devamı olarak Dersim coğrafyasının hala bir talan kuşatması yaşadığını kaydetti.

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e askeri harekatlar düzenlenmiş, bu harekatlarda da on binlerce Dersimli katledilmişti.

    İsviçre Federal Parlamento Yeşiller grubu (Grüne Schweiz) üyesi Parlamenter Sibel Arslan ve Sosyal Demokrat Partisi (SP) üyesi Federal Parlamenter Mustafa Atıcı, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında PİRHA’ ya değerlendirmelerde bulundu.

    Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümü dolayısıyla değerlendirmede bulunan İsviçre Yeşiller Partisi(Grüne Schweiz) üyesi Federal Parlamenter Sibel Arslan soykırımda evlatlık verilen çocukların akıbeti ile birlikte Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin hala saklanmakta olduğuna dikkat çekerken, Sosyal Demokrat (SP) üyesi Federal Parlamenter Mustafa Atıcı ise soykırımın bir devamı olarak Dersim coğrafyasının hala bir talan kuşatması yaşadığını kaydetti.

    İsviçreli parlamenterler 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, soykırım ile yüzleşilmesi çağrısında bulundu.

    “COĞRAFYAMIZ HER SENE DAHA FAZLA TALAN EDİLİYOR”

    Sosyal Demokrat Partisi (SP) üyesi Federal Parlamenter Mustafa Atıcı, uluslararası arenada Dersim 37-38’in soykırım olarak tanınmasını için çabalar sarf ettiklerini belirtti. Dersim coğrafyası üzerindeki talan politikalarının her geçen gün arttığına işaret eden Atıcı, “Maalesef bugün de 84 senedir içimiz yanıyor. Tabi büyük bir öfke içerisindeyiz. Ama aynı zamanda da tarihi sorumluluğumuz gereği neler yapabiliriz, içerisinde yaşadığımız Batı Avrupa’da kendi isteklerimizi, bu katliamı nasıl kabul ettirebiliriz diye tartışmalar yürütüyoruz. Kabul ettirdikten sonra hukuki olarak hangi mücadeleler ile sahip olduğumuz bu dili, bu kimliği, bu inancı koruyabiliriz? Bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.

    Dersim coğrafyasının her sene daha fazla talan edildiğine, insanların kültürüne daha fazla saygısızlık gösterildiğine ve asimile edildiğine dikkat çeken Atıcı, “Şu anda Dersim’de değiliz ama Dersim’de yaşayan her canımız, her arkadaşımız, her dostumuz bilsin ki onlarla mücadele içerisindeyiz. Onlarla dayanışma içerisindeyiz ve ne olursa olsun sonunda haklarımızı alacağız. Başaracağız ve bu katliamın tanınması için de son güne kadar mücadele edeceğiz” diye  konuştu.

    “TALEPLER GÜN GEÇTİKÇE BÜYÜYECEK VE CİDDİLEŞECEK”

    Federal Parlamento Yeşiller grubu (Grüne Schweiz) üyesi Parlamenter Sibel Arslan ise, askeri operasyonlar sonucu alıkonulan kız çocuklarının akıbeti ile birlikte Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklaması taleplerinin halen güncel olarak yerini koruduğunun altını çizdi.

    Arslan, taleplerin gün geçtikçe daha da büyüyerek ciddileşeceğini kaydederek, “Dersim’de yaşanan olaylar bizleri sadece Dersim’de kalmamaktan, başka ülkelere yerleştirmekten dolayı etkilemiyor. Güzel olan haberler; birçok Dersimli, dünyanın her tarafında söz hakkı sahibi olabiliyor. Fakat önemli olan tarihi ele almak, bu tarihi ele alırken aynı zamanda orada yapılan hataların, haksızlıkların, eşitsizliklerin, insanların yurdundan edilerek öldürülmelerinin, genç kızların hala nerede oldukları, Seyit Rıza ve  arkadaşlarının mezarının hala nerede olduğunu bilmemek gibi konular bizleri bugün de meşgul ediyor. O yüzden tarih gerçekten de ele alınmalı. Gün geçtikçe sanılıyor ki bu talepler dile getirilmeyecek. Oysaki ele alınmazsa daha da büyüyecek daha da ciddileşecek. O yüzden taleplerimiz elbette bunların ele alınması” ifadelerini kullandı.

    “YARALAR GÜN GEÇTİKÇE AZALMIYOR, DAHA SESLİ ÇOĞALIYOR”

    Dersim’e dönük insansızlaştırma politikasından vazgeçilip, yapımı süren HES ve diğer barajların iptal edilerek doğal ve kültürel tahribata son verilmesi çağrısında bulunan Arslan, “HES ve baraj projeleri ve projelere el atan insanlar oranın doğasını, insanların kültürel gelişimini, bir arada olmasını engellemek istiyor. Biz her gücümüzle, her tarafta bu projelerin doğaya, insanlara zarar vermesini engellemeye çalışacağız. Aynı zamanda insanların da bu taleplere kendi talepleriymiş gibi saygı duyup, bunları sahiplenmesini istiyoruz. Gün geçtikçe bu yaralar azalmıyor, duyulmadıkça daha da sesli çoğalıyor” ifadelerine yer verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim İnşa Kongresi İsviçre, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında anma gerçekleştirecek

    Dersim İnşa Kongresi İsviçre, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında anma gerçekleştirecek

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi (DİK) İsviçre, Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde katledilenler için anma gerçekleştirecek.

    Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde bir çok yerde anma etkinlikleri gerçekleşiyor. Dersim İnşa Kongresi İsviçre, soykırımın 84. yılında bir anma gerçekleştirecek.

    7 Mayıs günü saat 16.00’da Bern Kantonu Bahnhofplatz’da gerçekleşecek anma etkinliğine katılım çağrısında bulunan DİK İsviçre örgütlülüğü, “Dersim İnşa Kongresi (DİK) İsviçre örgütlülüğü olarak Dersim 1937/38 Soykırımını anmasına çağrıda bulunuyoruz. Dersim İnşa Kongresi İsviçre olarak 7 Mayıs günü (bugün), saat 16:00’da Bern kantonunda Bahnhofplatz’da yapacağımız Dersim Soykırımı anmasına tüm duyarlı kesimleri ve demokratik kitle örgütlerini davet ediyoruz” mesajı paylaştı.

    İlgili link: https://fb.me/e/1dTA9q6bz

    (HABER MERKEZİ)

  • DİK’ten bugün saat 19.37’yi gösterdiğinde mum yakmaya, ağıt söylemeye davet

    DİK’ten bugün saat 19.37’yi gösterdiğinde mum yakmaya, ağıt söylemeye davet

    PİRHA-Dersim’i Yeniden İnşa Kongresi, Dersim Tertelesi’nin 84. yılında bir açıklama yaparak, “Arşivlerin açılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, Dersim adının iade edilmesi, toplu katliam yerlerine anıtların yapılması, Dersim dili ve inancı üzerindeki baskılara son verilmesi öncelikle atılması gereken adımlardır” dedi.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınmıştı. Bu karar ile Dersim Katliamı resmi olarak başlatılmıştı. Şimdi ise Dersim Tertelesi’nin 84. yıl dönümündeyiz. Her yıl terteleyi lanetlemek ve hayatlarını kaybedenleri anmak için Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerinde anma etkinlikleri ve açıklamalar düzenleniyor.

    Dersim İnşa Kongresi yaptığı açıklamayla tertelede hayatlarını kaybedenleri anarak katliamcıları kınadı.

    Dersim coğrafyasında yaşanan soykırımlar, ‘’Tertele wo veren’’ (önceki tertele) 1. dedikleri 1915 Ermeni Soykırımı’yla başladığının altının çizildiği açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmi olarak kurulmadan önce Batı Dersim’e (Koçqiri) saldırılar başladı. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduktan sonra ilk iş olarak 1926‘da Dersim’i ‘yok edilmesi gereken bir çıban’ ilan etti. Bu tanımla birlikte 1926’da Qoco (Koçuşağı) köylerinde, 1930‘ta Pulemuriye (Pülümür) köylerine ilk saldırıları başlattı. 25 Aralık 1935 yılında TBMM’de 2884 sayılı kanunla ‘’Dersim’’ adı değiştirilerek, Tunceli yapıldı. Dersim coğrafyası küçük parçalara ayrılarak, faklı illere dağıtıldı” dedi.

    “YÜZLERCE KÖY HARİTADAN SİLİNDİ”

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nun, “1937 Yılında Yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı” adıyla alındığına vurgu yapılan açıklamanın devamında, “Gayet Gizlidir” ibareli yarım sayfadan oluşan karar Tertele’nin resmi belgesidir. Emre göre; ‘’Taş üstünde taş, gövde üstünde baş’’ kalmayacaktı. ‘’Tenkil Harekâtı’’ 12 Mayıs 1937 tarihinde başladı. Dersim’e havadan ve karadan askeri saldırı başlatıldı. 2 yıl süren soykırımda; on binlerce insan katledildi, binlerce insan vagonlara bindirilerek Türkiye’nin batı ilerine sürüldü. Yüzlerce köy haritadan silindi. Kadınlara tecavüz edildi, kız çocukları ailelerinden kopartılarak “ganimet” diye subaylara verildi. Seyit Rıza ve 6 dava arkadaşı Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. Geride kalanlar ise “beyaz ölüm” denilen acımasız asimilasyon programına tabi tutuldu.

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ DERSİM COĞRAFYASINDA SOYKIRIM UYGULAMALARINI SÜRDÜRÜYOR”

    Osmanlı’nın ’’Ateş kuyuları’’, ‘’Yavuz’un keskin kılıcı”, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘’zehirli gazları’’, ‘’Sabiha Gökçe’nin bombaları’’ ile çözülemeyen Dersim sorununun halen kan ile çözülmek istendiği dile getirilen açıklamada şunlar söylendi:

    Türkiye Cumhuriyeti, Dersim Soykırımı’yla yüzleşmediği gibi; dili, kimliği, inancı, kültürü, insanı ve coğrafyası üzerinden soykırım uygulamalarını sürdürüyor. Soykırımı engellemek ve geriletmek ancak etkin ve güçlü mücadeleye bağlıdır. Bu konuda herkese sorumluluk düşmektedir. Her Dersimli yüz yıllara yayılmış, 1937-38 yıllarında yaşananları, kurbanların acılarını hissederek mücadeleye dört elle sarılmalıdır. Dersim‘in yeniden inşa edilmesi için mücadele etmelidir. Soykırımın içeride ve dışarıda tanınması için çalışmalıdır. Dersim İnşa Kongresi olarak; arşivlerin açılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, Dersim adının iade edilmesi, toplu katliam yerlerine anıtların yapılması, Dersim dili ve inancı üzerindeki baskılara son verilmesinin öncelikli atılan adımlar olduğunu belirtiyoruz. Dünyanın her yerinde halkımızı Dersim’de saatler 19.37’i gösterdiğinde mum yakmaya, niyaz dağıtmaya, ‘Daye Daye’, ‘Xatırbe To Welat’ ağıtlarını söylemeye davet ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, 84 yıl önce Dersim’de gerçekleştirilen katliamın insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biri olduğunu belirtti. Açıklamada, “Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. Yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaparak, yaşamını yitirenleri andı.

    Açıklamada, Dersim Soykırımı’nın insanlık tarihinin en korkunç soykırımlarından biri olduğuna işaret edilerek, tek tipçi politikaların bugün Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmekte olduğu ifade edildi.

    Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenlerin, ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalıştığına vurgu yapılan açıklamada, Dersim’in doğasını katleden ve insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmaması gerektiği dile getirildi.

    Ayrıca, devletin adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemesi, Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılarak Dersim ismi iade edilmesi ve Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılarak hakikat ile yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.

    “DERSİM KATLİAMI İNSANLIK TARİHİNİN EN KORKUNÇ KATLİAMLARINDANDIR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bundan 84 yıl önce Dersim’e dönük olarak Bakanlar Kurulu tarafından alınan “Tunç Eli tenkil harekatı” kararları sonucu başlatılan saldırılarda binlerce Dersimli katledilmiş, binlercesi yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderilmiş, yine binlerce Dersimli çocuk ailelerinden koparılarak başkalarına verilmişlerdir. Dersim’de gerçekleştirilen katliam insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biridir. Dersim halkının yaşadığı tarifsiz zulmün acısı halen yüreğimizdedir. Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir. Her türden farklılığı reddeden ve yok etmeye çalışan tek tipçi iktidar anlayışı bu katliamların ve acıların asıl nedenidir. Bu tek tipçi politikalar bugün hakim olan Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmektedir.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREK OLARAK DERSİM YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Mevcut iktidar Dersim’e dönük olarak çok yönlü bir yok etme politikası uygulamaktadır. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları Dersim’in doğasını planlı bir şekilde katlederek ve Dersim’i yaşanmaz hale getirme çabalarıyla devam etmektedir. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları iktidar desteğiyle birtakım gerici tarikatları ve yapıları Dersim’e sokma çalışmalarıyla devam etmektedir. Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenler ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalışmaktadırlar. Dersim’de her köye cami ve zorla ezan okutulması gibi dayatmalar bu politikaların bir yansımasıdır. Devlet ayrıca Dersim içinden bulup devşirdiği birtakım hain unsurlar eliyle de asimilasyon çalışmalarını devam ettirmektedir.

    “DERSİM ADALET BEKLEMEKTEDİR”

    Ancak Dersim bugüne kadar yaşadığı bu saldırıların ve katliamların hiçbirine boyun eğmemiştir, bundan sonra da boyun eğmeyecektir. Dersim Alevilerin gözbebeğidir. Dersim kadim bir Alevi toprağıdır. Dersim halkı zengin bir kültürel, inançsal ve ekolojik mirasın taşıyıcıdırlar. Bu mirası sahiplenip yaşatmak her şeyden önce bir insanlık görevidir.

    Bu miras bu topraklar için egemenlerin inandırmaya çalıştığı gibi bir tehdit değil, bir zenginlik kaynağıdır. Bu kadim mirasın taşıyıcı olan Dersim bugün adalet beklemektedir.

    “DEVLET ÖZÜR DİLEMELİ, DERSİM İSMİ İADE EDİLMELİ VE ARŞİVLER AÇILMALI”

    Devlet adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemelidir. Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir. Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılmalıdır. Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin, sürgün edilenlerin, evlatlık verilenlerin ve kayıpların listeleri tam olarak açıklanmalıdır. Dersim’in kültürüne ve kimliğine dönük inkârcı politikalara son verilmelidir. İdam edilen Seyid Rıza ve diğer Dersimlilerin mezar yerleri açıklanmalı, bu idamların haksız ve hukuksuz kararlar olduğu resmi olarak kabul edilmelidir. Dersim’de gerici tarikatların ve yapıların desteklenmesine son verilmelidir. Köylere cami yapılması ve zorla ezan okutulması dayatmalarından vazgeçilmelidir. Dersim’in doğasını katleden ve Dersim’i insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmalıdır.

    Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı bir kez daha özlemle anıyoruz. Katledilen, sürgün edilen, ailelerinden koparılan ve kaybedilen tüm Dersimliler için adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz. Dersim Katliamı’nı Unutmadık Unutturmayacağız!

    (HABER MERKEZİ)

  • Ferhat Tunç: Dersim Katliamı kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünüdür-VİDEO

    Ferhat Tunç: Dersim Katliamı kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünüdür-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84’ncü yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuşan sanatçı Ferhat Tunç, Dersim Katliamı’nın kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünü olduğunu belirterek, “Dersim’de yaşananlar kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünüdür” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Halen birçok yönü gizli tutulan katliamda yaşananların bir kısmı ise, o dönemde görevli olan kimi yetkililer tarafından uzun yıllar sonra açıklandı. Katliama bizzat tanıklık eden dönemin emniyet müdürü ve eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattığı, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti, hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi, böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça girebiliyoruz” sözleri o dönemde yaşananları özetliyor.

    “KEMALİSTLER OSMANLI’NIN DERSİM POLİTİKASINI DEVRALMIŞTIR”

    Toplumsal hafızamızda tertele olarak yer eden ve soykırım düzeyinde yaşanan katliamı bir kez daha lanetleyerek sözlerine başlayan Santçı Ferhat Tunç, “Başta Seyit Rıza olmak üzere idam edilen Dersim ileri gelenlerinin ve bir bütün olarak tertelede yitirdiklerimizin hatıraları önünde saygı ve minnetle eğiliyorum. Şu bilinsin ki yaşanan zalimliği asla unutmayacağız, unutturmayacağız. 84. Yılında terteleyi bir kez daha lanetlerken 1937 ve 1938’in olmuş bitmiş bir süreç olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Dersim’in bir bütün kültürel kimliği ile düşman bellenmesi ve mutlak suretle halledilmesi gereken bir sorun olarak görülmesi yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip ve bu gerçeklik bugünde ne yazık ki en yakıcı haliyle devam ediyor. Kadim Dersim tarihsel olarak Kürt-Alevi-Kızılbaş itikatının serçeşmesi olup kendine özgü kültürel bir hafızadır. Bunun için Yavuz Selim’den itibaren Osmanlı’nın hedefinde olmuştur. Özellikle tazminattan itibaren sosyal ve kültürel yapıyı parçalayıp dağıtmak için kimisi yıllar sürmüş ardı arkası kesilmeyen ancak tamamı sonuçsuz kalan büyük askeri harekatlar düzenlenmiştir Dersim’e. Cumhuriyet ile birlikte Kemalist kadro Osmanlı’nın Dersim politikasını miras alarak sürdürmüştür. Onun için Dersim politikasında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bir devamlılık söz konusudur” dedi.

    “DEVLETİN DERSİM POLİTİKASI BUGÜN DE DEĞİŞMEMİŞTİR”

    Dersim’de yaşanan olumsuzlukların kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünü olduğunu vurgu yapan Tunç sözlerine şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla bir devlet politikasıdır. Bu politika bugünde değişmemiştir hal böyleyken tertelenin sorumlusu kimdi gibi meseleye kişiler üzerinden tartışmak aslında bir biçimiyle hakikati ters yüz etmektir. Elbette yaşananların sorumlusu devlettir. Devlet dediğimiz sürekliliği olan aygıt ve bu aygıtı yönetenlerden oluştuğuna göre aynı zamanda sorumlular devlet adına kararları alan ve bu kararları uygulayanlardır. Dolayısıyla kişiler bazında sorumluluk hiyerarşik olarak yukarıdan aşağıya doğrudur. Ancak sorunlara neden olan politikaların değişmesini sağlayabilmek temel öncelik olmak durumunda. Üzerinden 84 yıl geçmesine rağmen neden özür dilenmediği konusu da oldukça önemlidir. Dersim’de yaşananlar kesintisiz devam eden bir zihniyetin ürünüdür. Devletlerin özür dilemesi geçmişteki suçların bir suçla geçiştirilmesi bir dönemi kapatıp yola devam edilmesi anlamında değildir elbette. Yaşananların bir daha asla yaşanmamasının koşullarının sağlanmasını, sorunlara neden olan politikaların süratle terkedilmesini gerektiriyor. Bu yönüyle geçmişte yaşanan ve zalimlerle yüzleşme ve özür dileme yeni bir gelecek kurma ile doğrudan alakalıdır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • İzmir Dersim Dernekleri’nden Dersim Tertelesi nedeniyle bu akşam hashtag eylemi

    İzmir Dersim Dernekleri’nden Dersim Tertelesi nedeniyle bu akşam hashtag eylemi

    PİRHA- İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde herkesi 3 Mayıs Pazartesi günü (bugün) saat 20.00’de sosyal medyada hashtag eylemi ile ses çıkarmaya davet ederek, sorumlulara katliamla yüzleşme çağrısında bulundu.

    İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Soykırımı’nın 84. Yıldönümünde sosyal medyada hashtag eylemi düzenliyor.

    “IRKÇI KARANLIĞA IŞIK TUT, YÜZLEŞ”

    3 Mayıs Pazartesi günü (bugün) saat 20.00’de düzenlenecek hashtag eylemine ilişkin yapılan açıklamada, “Şimdi ise Dersim Tertelesi’nin 84. yıldönümündeyiz. Her yıl terteleyi lanetlemek, hayatlarını kaybedenleri anmak, yapılan bu tarihi hatayla yüzleşmeleri için Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde anma etkinlikleri ve açıklamalar düzenleniyor. Bizler de İzmir Dersim Dernekleri olarak bu yıl, “Irkçı karanlığa ışık tut yüzleş” talebi ile 1937-38’de yitirdiklerimizi anacağız. Bunun için 3 Mayıs saat 20:00’de Twitter’da hasthtag eylemi, 4 Mayıs günü saat 21:00’de İzmir Dersim Derneği Facebook sayfasında canlı olarak anma etkinliği yapacağız. Halkımızı ve dostlarımızı asimilasyona ve inkara karşı hak ve hakikat mücadelemizde birlikte olmaya çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/ İZMİR

     

  • Yazar Taş: Dersim Katliamı’yla yüzleşmeli, devletin bu halka özür borcu var-VİDEO

    Yazar Taş: Dersim Katliamı’yla yüzleşmeli, devletin bu halka özür borcu var-VİDEO

    PİRHA-Dersim Tertelesi’nin 84’ncü yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuşan Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, Dersim Katliamı’nın devletin projesi olduğunu belirterek, “Bir yüzleşme sağlanmalı çünkü devletin bu halka ve bu halkın çocuklarına bir özür borcu var” dedi.

    Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekatı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.

    Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Halen birçok yönü gizli tutulan katliamda yaşananların bir kısmı ise, o dönemde görevli olan kimi yetkililer tarafından uzun yıllar sonra açıklandı. Katliam bizzat tanıklık eden dönemin emniyet müdürü ve eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattığı, “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti, hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi, böyle bitti. Bugün Dersim’e rahatça girebiliyoruz” sözleri o dönemde yaşananları özetliyor.

    “YAŞLILARIMIZ TEKRAR EVLAT ACISI YAŞAMAMAK İÇİN ANLATMADILAR”

    Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, Dersim Tertelesi’nin 84’üncü yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    “Dersim Katliamı 84 yıl önce yapılmasına rağmen bugüne kadar mağdurlar cephesinde bizler kendimizi katliama, soykırıma uğradığımızdan dolayı sürekli  bunu ispatlamaya çalışıyorduk” diyen Yazar Cemal Taş, “Çünkü yıllardan beri dedeleri, babaları öldürülen katledilen insanların ya da cesetler altında kurtarılan insanların vücutlarında kurşun yaraları olarak dolaşan insanların çocukları olarak biz yıllar sonra bunu öğrenmeye başladık. Zaten ilkokula gittikten sonra, Türkçeyi okulda okuduktan sonra resmi tarih üzerinden okumalar yapmaya başladık. Ama bizim doğduğumuz günden 7-8 yaşına gelene kadarki tarihimiz kayıp ve silik bir hafızaydı. Yaşlılarımız, annelerimiz, babalarımız bu meseleyi öğrenip öç alma duygusuyla hareket ederiz korkusuyla  çocuklarına anlatmadı bunda da haklılık payları vardı. Çünkü biliyorlardı ki çocukları bunları öğrenirse  bu davanın peşine düşecekler. Haklı oldukları için sonuçta biz bunları gözümüzle gördük ama ikinci bir defada evlat acısını tekrar yaşamayalım endişesiyle bunu anlatmadılar ve onların dedikleri de sonradan çıktı” dedi.

    Dersimli gençlerin okullara gittikten sonra bir aydınlanma süreci yaşadığını ve bugüne kadar sayısı bilinmeyen on binlerce genin dağlarda, hapishanelerde, işkencelerde öldürüldüğünü, kaybedildiğini belirten Taş, “Bunlar neden kaybedildi çünkü bu insanlar bu meseleleri öğrenmeye başladılar. Çünkü eğer adalet sağlanmazsa, bir hesap verilmezse insanlar kendi adaletini kendisi sağlamaya çalışır. Dolayısıyla bizim çocuklarımız, gençlerimizde adaleti sağlamak açısından yeni bir düzen, yeni bir yönetim biçimi için davaları uğruna öldüler. Çoğu öldü yaşayanlar da hapishanelerde geri kalanlar da başa ülkelerde mülteci” diye konuştu.

    “DERSİM KATLİAMI DEVLET PROJESİDİR”

    Dersim Katliamı’nın 3-5 kelimeyle anlatılamayacağını, birilerinin üzerine atılarak hedef şaşırtılacak bir mesele olmadığını vurgulayan Taş, şöyle devam etti:

    “Biz artık bunun bilincindeyiz bu Türkiye Cumhuriyeti’ nin meselesidir. Dersim Katliamı devlet projesidir. 1935 yılında çıkartılan Tunceli kanunu ile daha sonra Dersim’de toplatılan silahlarla bu proje yavaş yavaş hayata geçirilmeye başlandı. Askeri operasyonlar yapıldıktan sonra görüyoruz ki 1935 yılında buraya atanan korgeneral rütbesindeki Abdullah Aldoğan’ın iki üç yıl çalışması sonucunda bazı aşiret liderlerinin 70’e yakınının götürülüp Elâzığ’da yargılanması, yedisinin idam edilmesi geriye kalanlarının da hapislere atılması ve akabinde de silahlar toplanıp da bu bölgenin ileri gelenleri seçilip alındıktan sonra geriye kalan savunmasız kadın ve çocuğun da 38′ de hepsinin soykırıma uğratıldığı bir askeri operasyonun sonuçlarını görüyoruz.”

    “DEVLET, KATLİAMI POLİTİK ANLAMDA İSTİSMAR MESELESİ YAPTI”

    Katliamın üzerinden 84 yıl geçmesine rağmen devlet cephesi tarafından son zamanlarda sadece politik anlamda bir araçlaştırma, istismar meselesi yapıldığına vurgu yapan Taş, “Bu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin en tepesindeki kişi burada bir katliam yapılmıştır dedi ama bunun sadece istismar meselesi olduğunu gördük neden çünkü bir yüzleşme sağlanmadı. Yüzleşmenin sağlanması demek bu cinayetlerin işlendiği topraklardaki insanların o topraklarda tekrar özgürce yaşayabilmesi, dillerini özgürce konuşabilmeleri, eğitimlerini o dille yapmaları, inançlarını bağımsız ve özgür bir şekilde diledikleri gibi yapmaları gerekiyor bunun da devlet tarafından yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor.  Dünyada bunun örnekleri var, gerçekten bir yüzleşme sağlanacaksa bu yüzleşmenin ancak demin anlattığım çerçevede bu koşullar yaratılırsa bir yüzleşme sağlanır ve bir daha hem bu topraklarda hem de dünyanın başka ülkelerinde böyle acılar yaşanırsa sonuçlarının bunlar olacağına dair bir deneyim olacaktır. Bir yüzleşme sağlanmalı devletin bu halka ve bu halkın çocuklarına bir özür borcu var. Bunun tek yolu ise mağdurlarla faillerin karşılıklı bu meselede yüzleşmeleri gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM