Etiket: 9. yıl

  • Newroz’da vurulmuştu: Kemal Korkut’un ölümünün üzerinden 9 yıl geçti, tartışmalar sürüyor!

    Newroz’da vurulmuştu: Kemal Korkut’un ölümünün üzerinden 9 yıl geçti, tartışmalar sürüyor!

    PİRHA- 21 Mart 2017 Diyarbakır Nevroz’unda polis kurşunuyla yaşamını yitiren Kemal Kurkut dosyası aradan geçen yıllara rağmen yargı kararları, güvenlik uygulamaları ve görüntülerin yarattığı tartışmalarla gündemde kalmayı sürdürüyor.

    Diyarbakır’da Newroz kutlamaları sırasında güvenlik noktasında polis müdahalesiyle açılan ateş sonucu hayatını kaybeden Kemal Kurkut’un ölümünün üzerinden 9 yıl geçti. 23 yaşındaki üniversite öğrencisinin yaşamını yitirdiği an, olay yerinde kaydedilen görüntülerle birlikte kısa sürede ülke gündeminde geniş yer bulmuş, resmi açıklamalar ile sahadaki görüntüler arasındaki çelişki tartışmaları büyütmüştü.

    OLAYIN ARKA PLANI VE KAMUOYUNA YANSIMASI

    Adıyaman doğumlu olduğu belirtilen Kemal Kurkut’un, 2015’te Ankara’daki 10 Ekim Barış Mitingi’ne katıldığı ve saldırıdan sağ kurtulduğu biliniyor. İki yıl sonra Diyarbakır Newroz’una katılmak üzere alana gelen Kurkut, girişte kurulan güvenlik noktasında durduruldu.

    Olayın hemen ardından yapılan resmi açıklamalarda Kurkut’un “canlı bomba” olabileceği ileri sürülse de, gazeteci Abdurrahman Gök’ün çektiği görüntüler bu iddiayı tartışmalı hale getirdi. Görüntülerde Kurkut’un çıplak halde bulunduğu ve vurulma anına ilişkin kareler yer aldı. Bu kayıtlar, olayın seyrine ilişkin kamuoyunda ciddi bir sorgulama başlattı.

    YARGI SÜRECİ VE KARARLAR

    Olay sonrası başlatılan soruşturmada polis memuru Yakup Şenocak hakkında dava açıldı. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yargılamada sanık, 17 Kasım 2020’de delil yetersizliği gerekçesiyle beraat etti.

    Dosya daha sonra istinaf incelemesine taşındı. 2022 yılında Diyarbakır Bölge İstinaf Mahkemesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Yeniden görülen davada ise 17 Ocak 2023’te mahkeme, sanık hakkında “kanun hükmünü yerine getirdiği” gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.

    TARTIŞMA VE HAFIZA

    Kemal Kurkut’un ölümü, her Newroz döneminde yeniden gündeme geliyor. Olay; güvenlik güçlerinin güç kullanımı, kimlik kontrol uygulamaları, delil değerlendirmesi ve yargı süreçleri açısından tartışılmaya devam ederken, Kurkut dosyası Türkiye’de benzer vakalarla birlikte insan hakları ve adalet tartışmalarının merkezinde yer almayı sürdürüyor.

    HABER MERKEZİ

  • PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz tutuklandı

    PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz tutuklandı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi Saymanı Şimal Deniz, itirafçı tanık beyanıyla hakkında açılan davanın karar duruşmasında tutuklandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi Saymanı Şimal Deniz, dün akşam saatlerinde Küçükarmutlu Mahallesi’nde gözaltına alınmıştı.

    26 Eylül Cuma günü Çağlayan Adliyesi’nde İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Şimal Deniz’in itirafçı tanık beyanı ile açılan davanın karar duruşması görüldü. İtirafçı Neslihan Albayrak’ın beyanlarıyla mahkeme heyeti Şimal Deniz’e 9 yıl hapis cezası verdi.

    “HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE 9 YIL HAPİS CEZASI VERİLDİ”

    Mahkeme başkanının hukuksuz bir şekilde 9 yıl hapis cezası verdiğini ifade eden Şimal Deniz’in avukatı Naim Feyzullah Eminoğlu, “Mahkeme başkanı, hükmen tutuklama vermiyorum istinaf baksın dedi ve bize de duruşma tutanağını vermedi. Ancak aslında hükmen tutuklama kararı vermiş ertesi gün de Şimal Deniz gözaltına alınıp bugün adliyeye çıkarılıp tutuklandı. Mahkeme başkanı bize tutuklama kararı vermedim dedi ama arka planda tutanağa tutuklama kararı yazmış” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz gözaltına alındı

  • Tahir Elçi, katledildiği Dört Ayaklı Minare önünde anıldı

    Tahir Elçi, katledildiği Dört Ayaklı Minare önünde anıldı

    PİRHA- Tahir Elçi, 9 yıl önce katledildiği Diyarbakır Dört Ayaklı Minare önünde anıldı. Anmada, Elçi’nin faillerinin hala açığa çıkarılmamasına tepki gösterildi. 

    Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçti. Elçi, katledilişinin 9’uncu yıl dönümünde anıldı. Diyarbakır Adliyesi önünde bir araya gelen avukatlar ve yurttaşlar, Elçi’nin katledildiği Dört Ayaklı Minare önüne yürüyüş yaptı.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, baro başkanları, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve çok sayıda kişi yürüyüşte yer aldı. Yürüyüşte, “Em te ji bîr nakin/Seni unutmayacağız” pankartı açıldı. Yürüyüş boyunca sık sık “Tahir Elçi ölümsüzdür” ve “Şehid namirin” sloganları atıldı.

    Dört Ayaklı Minare önünde yapılan anmada, Ahmet Kaya’nın “Diyarbakır Türküsü” ile Tahir Elçi’nin katledilmeden önce yaptığı son konuşma dinletildi.

    “TOPLUMUN ADALETE OLAN İNANCI ZEDELENDİ”

    Diyarbakır Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, Tahir Elçi davasındaki hukuksuzluklara dikkat çekti. Keşif taleplerinin reddedildiğini anımsatan Güleç, yaşanan suikaste dair gerçeklerin egemenlerin karanlık dehlizlerinde tutulduğunu söyledi. Güleç, “Bakanların ‘failleri bulunacak’ söylemlerinin aldatmaca olduğu görülmüştür. Tahir Elçi suikastı karanlık bir dönemin başlangıcı olarak zemin hazırlanmış, o günden bugüne kadar hukukun üstünlüğü ciddi zarar görmüş, toplumun adalete inancı zedelenmiştir. Siyasi kriz o günden bugüne derinleşmiştir” dedi.

    Tahir Elçi’nin Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için çaba gösterdiğine dikkati çeken Güleç, “Bu noktada söz kuran, düşüncelerini özgürce ifade eden Tahir başkanımızın bu tutumunu sahipleniyoruz. Tahir Elçi suikastının aydınlatılması için bütün gücümüzle mücadele etme kararlılığımız yineliyoruz. Ölümsüz başkanımızı saygı ve minnetle anıyoruz” diye konuştu.

    “ZULME UĞRAYAN, HUKUKUN GÜCÜNE İNANAN BZİLER BURADAYIZ” 

    Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, “Zulme uğrayanlar, başkaları için de huzur isteyenler, hukukun gücüne inananlar, kardeşçe ülke hayal edenler, yaşam ve adalet hakkımızın talebi için mücadele eden bizler buradayız. Hukuku yok sayanlara, kardeşi kardeşe kırdırtanlara, şehirlerimizi savaş meydanına çevirenlere, yaşam hakkının kutsal olduğunu ve hukuka inandığımızı, kardeşçe bir ülke tahayyülümüzün olduğunu anlatmak için yine bu sokaktayız. Toplumu kandırma niyetiyle türlü türlü hileye, kandırmacaya teveccüh etmeden, insanın yaşam hakkının kutsallığını anlatmak için kardeşçe geldik. Barışa inananlar olarak geldik. Her yıl biraz daha inanarak geleceğiz. Kürt, Türk, Laz ve Çerkes geleceğiz. Rengimiz, dilimiz mezhebimiz bir birimizden farklı olsa da insan olduğumuz için geldik, gelmeye devam edeceğiz. İnsan ve yurttaş olmaktan, haklarımızın var olduğunu, bu memleket hepimizin demek için geldik, gelmeye devam edeceğiz. Kimlerin hatıralarımızda, zulüm tahtında oturduğunu anlatmak için geleceğiz. Bu dünyadan hiç kimsenin vebalini boynumuza yüklemeden geleceğiz. Değil 9 yıl, yıllar geçse de derdimizi bu sokakta, bu topraklar için dilinden barış dökülürken düşene anlatmak için geleceğiz. Mazlumun yanında durarak, zalimlerin zulmünün karşısında durmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    SAĞKAN’DAN CEZASIZLIĞA TEPKİ

    TBB Başkanı Erinç Sağkan da “9 yıldır bizden ne olduğunu bilmemiz esirgendi. Bu esirgeme, yargı kılıfı ardına saklandı. 9 yıldır anmaya değil, bu mücadeleyi devam ettirmek için toplanıyoruz. Tahir Elçi’nin bugüne kadar verdiği mücadeleden bahsediyoruz, cezasızlığa karşı verdiği mücadeleden bahsediyoruz. Burada Dört Ayaklı Minare önünde verdiği kültürel değerlere karşı mücadeleden bahsedeceğiz. Onun eşini, çocuklarını düşünün, bunların bilme hakkı yok mu? 10 yıldır çocuklarından, eşinden Tahir Elçi’nin nasıl kaybettirildiğini bilmesini esirgiyoruz. Duyduğum mahcubiyet bundandır” dedi. Sağkan, “Söz veriyorum; belki 19 yıl, belki 29 yıl sonra, belki 99 yıl sonra bu sokak binlerce avukatla dolacak. Onlar ne olacağını bilerek, Tahir Elçi’yi anmak için gelecek” diye belirtti.

    Anmada Dört Ayaklı Minare önüne karanfiller bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara Gar saldırısında katledilen 104 barış insanı Kadıköy’de anıldı: Barış, kazanacak – VİDEO

    Ankara Gar saldırısında katledilen 104 barış insanı Kadıköy’de anıldı: Barış, kazanacak – VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden 104 kişi, Kadıköy İskele’de anıldı. Yapılan ortak açıklamada, “Barış içinde, kardeşçe, özgürce, insanca yaşanan bir ülke için mücadeleyi sürdürmek, 10 Ekim’de yitirdiğimiz barış güvercinlerimize borcumuzdur. Er ya da geç, katiller kaybedecek, emek, barış, demokrasi kazanacak!” denildi.

    Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırının üzerinden 9 yıl geçti.
    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı önünde IŞİD’e yaptırılan saldırıda katledilen 104 kişiyi anmak ve katliamı protesto etmek için Kadıköy İskelede bir araya geldi.

    “10 Ekim’i unutmadık unutturmayacağız” pankartı açılırken, sık sık “10 Ekim’i unutma, unutturma”, “Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap vercek”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Amed, Suruç Ankara katil sarayda”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin yanı sıra, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişinin katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin isimleri okunarak ‘yaşıyor’ denildi.

    “BİZ BARIŞ DEDİKÇE SALDIRANLAR EKONOMİK FATURAYI HALKA ÖDETİYOR”

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB adına basın açıklamasını, DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu okudu. Arslanoğlu şunları kaydetti:

    “Biz barış dedikçe saldıranlar, Filistin’de, Ukrayna’da, Libya’da, Sudan’da, Lübnan’da, Afganistan’da, Irak, İran ve Suriye’de yaşanan ve bazıları halen devam eden savaşların ağır ekonomik faturalarını da halka ödetiyorlar. Savaşların faturasının işçiler, emekçiler tarafından nasıl ödendiğini de gizlemek için faşist, ırkçı propagandanın dozunu artırıyorlar. Her savaşın kazananları ve kaybedenleri vardır. Savaşların kazananları belli, silah üreticileri, silah satıcıları, onlarla işbirliği yapanlar kazanırken, her ne hikmetse dünyanın neresinde olursa olsun bu faturayı ödeyenler de çocuklar, kadınlar, emekçiler, yani halklardır.

    10 EKİM ANKARA KATLİAMI’NIN GERÇEKLERİ

    Bundan dokuz yıl önce 10 Ekim 2015’te Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingini kana bulayanlar, 104 canımızı, yoldaşımızı, arkadaşımızı, eşimizi, dostumuzu, çocuğumuzu, her yaştan onlarca insanı vahşice, hunharca, acımasızca katlettiler. Her yıl vurguladığımız gerçekleri bir kere daha tekrar etmek istiyoruz:

    -Katliamın ardından bugüne kadar hiçbir sorumlu mahkemelerde hesap vermedi, tek bir kişi bile istifa etmedi.
    -Dava avukatları somut delilleri ortaya koyduğu halde, katliamın sorumlusu olmasına karşın kimliği tespit edilemediği iddia edilen, fotoğraflarda, videolarda apaçık görünen ve X-Y diye kodlanan kişiler hakkındaki dosyada hiçbir şey, tek bir işlem bile yapılmadı.
    -Katliamla bağlantılı oldukları tespit edilen ve açık kimlikleri bilinen İŞİD militanları hakkında hiçbir işlem yapılmadığı gibi, bütün evraklar avukatlar tarafından mahkemeye sunulmasına karşın savcılığın aldığı kısıtlılık kararıyla dosya gizlenmeye çalışıldı.
    -Katliamın planlayıcısı şahıs ihbar edildiği, katliamdan bir gün önce kimlik bilgileri tespit edildiği halde hakkında hiçbir işlem yapmayan ve yargılama boyunca delilleri gizleyerek, evrak göndermekten imtina ederek görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında da tek bir işlem yapılmadı.
    -Katliamın doğrudan faili olan kişiler hakkında görevlerini yapmayan ve hakkında suç duyurusunda bulunulan Gaziantep Emniyeti personeli hakkında soruşturma dahi açılmadı.
    -Katliama ilişkin görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmeyen Ankara Emniyeti personeli hakkındaki suç duyurusunda ise hiçbir inceleme yapılmaksızın dosya kapatıldı.

    “KATİLLER KAYBEDECEK; EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ KAZANACAK”

    Sekiz yıl süren dava boyunca avukatlar ısrarla sordular: ‘Neyi gizliyorsunuz, kimi koruyorsunuz?’ diye. Siyasi iktidar ve onun mahkemesi buna cevap vermedi, veremedi. Üstelik davada, sürekli hale gelen heyet değişikliği dava dosyasının sürüncemede kalmasına neden oldu ve katliamın aydınlatılmasına engel oldu. Katillerin kim olduğunu anlamak için katliamın kimleri ve neyi hedef aldığını görmek yeterlidir. Katliamı planlayanları, engel olmayıp destek verenleri, katliamın ardından ambulans yerine TOMA gönderenleri, yaralılara ve kitleye gazla saldıranları ve onları yönlendirenleri asla ve asla unutmayacağız. Gerçek failleri koruyanları, gizleyenleri unutmayacağız! Tek tek hesap soracağız ve bir bir hesap verecekler! 9 yıl önce yüreklerimize, evlerimize, ocaklarımıza düşen acıyı unutmadık, unutturmayacağız! 10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızı anarken şunu bir kez daha hatırlatalım ki; barış içinde, kardeşçe, özgürce, insanca yaşanan bir ülke için mücadeleyi sürdürmek, 10 Ekim’de yitirdiğimiz barış güvercinlerimize borcumuzdur. Er ya da geç, katiller kaybedecek, emek-barış-demokrasi kazanacak!”

    “BU ÜLKEDE ACIMIZIN YOK SAYILMASINA DEFALARCA TANIK OLDUK”

    Açıklama sonrasında 10 Ekim Aileleri adına Faik Deli, konuşma yaptı. Deli’nin konuşmasında şu ifadeler yer aldı:

    “Bizler ölmeden önce açılmazsa gözümüz açık gider” dediğimiz anıt, biz olmadan açılarak, bir kazanımdan çok, bir haksızlığa neden olunarak içimizde bir ukde daha kalmasına sebep olunmuştur. Annelerin Çığlığı adlı anıt, biz olmadan açılarak annelerin gözyaşına neden olmuştur. Gözyaşı döktüğümüz bilinmesine karşın anıt açılışı konusunda taleplerimizi yok sayan konunun muhatapları anıt açılışını sadece bir iş olarak görerek, siyasi bir üstünlük yarışına girmiştir. Bu ülkede acımızın yok sayılmasına defalarca tanık olan bizler, olay mahalline inşa edilen anıtın biz olmadan açılışına da tanık olduk. Unutulmasın ki, hele hele katliamlar gibi vicdanlarda derin iz bırakan konularda öznesi olmadan oluşturulan sözcüklerden bir cümle kuramazsınız, öznesi olmayan sözcüklerin cümle olmadığını bugün burada anıtın yanında da söylemek için buradayız.

    “104 İNSANIN HATIRASI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ”

    9 yıl oldu; evlerimize sığınmadan, eşya gölgelerinde saklanmadan, korkmadan ve metanetle geçen onca zamanda sözümüz bitmedi. Geride kalanlar olarak, daha nelere tanıklık edeceğimizi bilmeden ve bizi yok sayan her şeye rağmen unutturmama ve adalet mücadelesinin bir parçası olmanın iyi hissi içimizde, devam ediyoruz. Sadece sevdiklerimizi anmak, unutturmamak gayesinde değiliz, 9. yılında da dayanışmamızı büyütmek; aynı zamanda umutlu bir gelecek hayalini de taşısın diye çocuklarımız, katliamların üzerini kapatmaya çalışanlara, zalimlere cezasızlık ön görenlere ve bizi tümden yok etmeye çalışan bu sisteme de sözümüzün bitmediğini belirtmek istiyoruz. Adalet ve unutturmaya dair sözümüzü yineliyor; 9. yılında 104 insanın hatırası önünde saygıyla eğiliyor; 10 Ekim’i unutma unutturma diyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de Gar Katliamı protestosu: Katliamın gerçek sorumluları yargılanmalı-VİDEO

    Dersim’de Gar Katliamı protestosu: Katliamın gerçek sorumluları yargılanmalı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada katliamın arka planının aydınlatılması istenerek, “Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, karanfillerimize armağan edeceğiz” denildi.

    10 Ekim 2015’te Ankara Garı’nda IŞİD tarafından yapılan katliamda yaşamını yitiren 104 kişi Dersim’de kitlesel bir basın açıklamasıyla anıldı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan açıklamaya Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “10 Ekim Ankara Katliamı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız” pankartının açıldığı açıklamayı, Büro Emekçileri Sendikası Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu okudu.

    “KATLİAMIN ARKA PLANI ADINLATILSIN”

    Gar Katliamı’nın üzerinden 9 yıl geçtiğini belirten Sinan Ulu, “Dokuz yıl önce bugün binlerce yurttaşımız emek, barış ve demokrasi mitingine katılmak için ülkenin dört bir yanından yola çıkmış, Ankara Garı önünde buluşmuştu. Ancak saat 10.04’te birbiri ardına patlayan iki bomba gözlerindeki gülümsemeyi, dillerindeki barış türkülerini hedef aldı. IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı ile bağrımıza adeta onlarca kara saplı bıçak saplandı. Gar Katliamı, Türkiye tarihinin en büyük katliamı olarak kapkara bir sayfa olarak tarihimize geçti. Bu dava bizler için bitmemiştir. Katliamın sadece maşası olanlara, tetikçilere ceza verilmesi yeterli değildir. Bizler en başından beri katliamın arka planının aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumlularının yargılanmasını istiyoruz” dedi.

    “10 EKİM KATLİAMI’NIN UNUTTURULMAK İSTENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    10 Ekim’de yaşamını yitiren barış karanfillerine verdikleri sözleri unutmadıklarını ifade eden Sinan Ulu, şöyle devam etti:

    “Bu topraklarda katliamlar ile hesaplaşmak için mücadele verenlerin karşısına dikilen duvarları, konulan engelleri en iyi bizler biliyoruz. Barış karanfillerimize sözümüz var. O duvarların tuğlalarını çekip çıkaracağız. 10 Ekim Katliamı’nda rolü olan, görevini ihmal eden, katliama yol veren, hangi mevki ve makamda olursa olsun tüm sorumlular yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar adalet yürüyüşümüzü hep birlikte sürdüreceğiz. 10 Ekim Katliamı’nın unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, karanfillerimize armağan edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD: Ankara Gar Meydanı bizim için Madımak’tır, Maraştır unutmadık, affetmeyeceğiz!

    PSAKD: Ankara Gar Meydanı bizim için Madımak’tır, Maraştır unutmadık, affetmeyeceğiz!

    PİRHA-PSAKD Genel Merkezi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılında yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “10 Ekim Ankara Gar Meydanı, bizim için Kerbela’dır, Sivas Madımak’tır, Maraş’tır, Suruç’tur, Roboski’dir, Gazi’dir, Gezi’dir. Unutmadık, affetmeyeceğiz” denildi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından yapılan canlı bombalı saldırıda 104 kişi hayatını kaybetmiş, 20’si çocuk yaklaşık 500 kişi de yaralanmıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılı sebebiyle yazılı açıklama yaptı.

     “ANKARA GAR KATLİAMI’NI 9. YILINDA DA UNUTMUYORUZ, AFFETMİYORUZ”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 9 yıl geçtiği belirtilen açıklamada, “İnsanlık tarihinin ve 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en korkunç katliamlardan biri olan Ankara Gar Katliamı’nı 9. yılında da unutmuyoruz, unutturmayacağız, affetmiyoruz. İnsanlığa karşı işlenmiş bu korkunç suçun, bütün sorumlularından, azmettiricilerinden, suça yardım ve yataklık edenlerden, bu karanlık zihniyete kol kanat geren iktidar sahiplerinden mutlaka hesabını soracağız. 10 Ekim Ankara Gar Katliamı, başkentin tam ortasında, bütün devlet ve güvenlik bürokrasinin gözleri önünde gerçekleşti. Gelinen aşamada ortaya çıkan gerçekler, bu katliamın önünün açıldığını ve katillere bizzat yardım edildiğini gösteriyor” denildi.

    “10 EKİM ANKARA GAR MEYDANI BİZİM İÇİN KERBELA’DIR, MADIMAK’TIR, MARAŞ’TIR”

    10 Ekim Katliamı’nın sorumlusunun kendi iktidarını korumak için ülkeyi kaosa sürüklemekten çekinmeyen AKP iktidarı olduğu belirtilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “10 Ekim Ankara Gar Meydanı, bizim için Kerbela’dır, Sivas Madımak’tır, Maraş’tır, Suruç’tur, Roboski’dir, Gazi’dir, Gezi’dir. Unutmadık, affetmeyeceğiz. 10 Ekim davası sonuçlandı. Ne yaralıların üstüne gaz sıkan polisler, ne ihmali olan kamu görevlileri yargılandı. Ne vali, ne bakan, ne emniyet müdürü, ne jandarma, hiçbiri hakkında dava açılmadı. Ankara Katliamı’nın sorumlularını tanıyoruz. Sorumlusu 7 Haziran seçimlerinde umduğunu bulamayan AKP iktidarıdır.

    Bizler, tarih boyunca karanlığa ve siyasi ikbalini katliamlara bağlayanlara teslim olmadık, olmayacağız. İktidarın tüm baskılarına rağmen emek, barış ve demokrasiye inananların mücadelesi sürüyor ve sürecektir. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak 10 Ekim Ankara Katliamı davası devam ediyor. Bu dava gerçek sorumlular yargılanana kadar devam edecektir. Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli emanet olan emek, barış, demokrasi mücadelesini de hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Suruç’ta katledilen Çağdaş Aydın, Dersim’de anıldı-VİDEO

    Suruç’ta katledilen Çağdaş Aydın, Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın, mezarı başında anıldı. Anmada Suruç Aileleri İnisiyatifi adına konuşan Yalçın Demir, “33 düş yolcumuzu unutturmayacağız. Hesap soracağız ve hiçbir düş yarım kalmayacak. Bu davanın sonunda biz kazanacağız” dedi.

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın Dersim’in Ovacık ilçesinin Çaxperi (Güneykonak) köyünde mezarı başında anıldı.

    Anmaya Çağdaş Aydın’ın ailesi, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Suruç Aileleri İnisiyatifi, 10 Ekim Barış Derneği üyeleri, Barış Anneleri, ESP Dersim İl Örgütü, DEM Parti Dersim İl Örgütü ile DEM Parti Ovacık İlçe Örgütü yöneticileri, PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.

    “33 DÜŞ YOLCUMUZUN MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Rojava’ya kardeşlik köprüsünü kurmak isteyen sosyalist gençlerin 20 Temmuz’da Suruç’ta katledildiklerini söyleyen Orhan Çelebi, “Bugün 33 düş yolcumuzu anmak ve onların mücadelesini sürdürmek için bir aradayız” dedi.

    “BİZ KAZANACAĞIZ”

    Suruç Aileleri İnisiyatifi adına konuşan Yalçın Demir ise şunları söyledi:

    “Mücadelemizi şimdiye kadar sürdürdük bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz. 33 düş yolcumuzu unutturmayacağız. Hesap soracağız ve hiçbir düş yarım kalmayacak. Bu davanın sonunda biz kazanacağız.”

    “50 YILDIR KÜRDİSTAN’DA KİRLİ BİR SAVAŞ YÜRÜTÜLÜYOR”

    50 yıldır Kürdistan’da kirli bir savaş yürütüldüğünü söyleyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Bu durum Türkiye’de yaşayan bütün halkları etkileyen bir savaş politikası haline getirildi. Özgürlük mücadelesinde çok büyük kayıplar yaşadık. Diyarbakır, Suruç ve Ankara Gar Katliamı Türkiye tarihindeki en büyük sivil katliamlar olarak tarihe geçti. Suruç’ta yaşanan katliamla kardeşlik köprüsüne darbe vurmak istediler. Bu mücadele bitmedi, bundan sonra da mücadelemiz devam edecek” diye konuştu.

    Anma Çağdaş Aydın’ın mezarına karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • 1938’ de katledilen ailesini toplu mezardan çıkarmak istedi, mahkeme ‘zaman aşımı’ dedi

    1938’ de katledilen ailesini toplu mezardan çıkarmak istedi, mahkeme ‘zaman aşımı’ dedi

    PİRHA- Hüseyin Akgün, Dersim Katliamı’nda öldürülen ve toplu mezarda bulunan ailesine mezar yeri yapmak için hukuk yoluna başvurdu. 9 yıl sonra gelen ret kararına Akgün tepki gösterdi.

    Akgün’ün tüm ailesi 1938 Dersim Katliamı’nda Nazimiye’nin Avlosan Deresi’nde katledildi. Akgün, ailesine ait toplu mezarın açılması talebiyle 2015 yılında Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.

    Toplu mezar yerini aile büyüklerinin aktarımı ile öğrenen Akgün’ün, akrabaları Emine Altıntaş, Hetip Altıntaş, Ali Cemal Altıntaş, Suzan Altıntaş, Ahmedi Altıntaş, Hatice Altıntaş, Mehmet Altıntaş, Elif Altıntaş ve Humar Altıntaş’a ait toplu mezarın açılması ve inanca uygun defin talebi 9 yılın sonunda “zamanaşımı” gerekçesiyle reddedildi.

    “DAVAMIZI SONUNA KADAR TAKİP EDECEĞİZ”

    Duvar’dan Duygu Kıt’ın haberine göre, akrabalarının kemiklerini kefene sarıp inancına göre defnetmek istediğini söyleyen Akgün karara tepki gösterdi. “Davamızı sonuna kadar takip edeceğiz” diyen Akgün şunları söyledi:

    “Biz 1938’de ailece çok bedel ödedik. Ailemden herkesi öldürdüler; bebeklerin, yaşlıların, kadınların cesetlerini kurda kuşa yem ettiler. O dönem sadece babamla amcam kalmış, onları da Kütahya Tavşanlı’ya sürgüne gönderiyorlar. Buradaki bütün mal varlıklarımıza da el konuluyor. Ayrıca ailemin devlet tarafından imha edildiğine ilişkin belgeye eski Dersim vekili Hüseyin Aygün aracılığıyla ulaşmıştım. Ben de tüm bunlara ilişkin Nazımiye Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdum. ‘Akrabalarımın kemiklerini kefene sarıp dini usullere göre define etmek istiyorum’ dedim. ‘Zamanaşımı’ dediler.”

    İLK BAŞVURUYA ZAMANAŞIMI YANITI İTİRAZLA KALDIRILDI

    Akgün’ün avukatı Cihan Söylemez’in aktardığına göre, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı ilk soruşturma dosyasında zamanaşımını ileri sürerek, dosyada kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi. Fakat Akgün ve avukatı karara ilişkin itirazda bulunarak, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını kaldırttı. Böylece Akgün’ün 9 yıl sürecek adalet talepli bekleyişi başladı.

    KEŞİF KARARINA GÜVENLİK ENGELİ

    Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kalkması üzerine Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nca toplu mezar mahallinde keşif yapılması planlanıyor fakat o tarihten bugüne kadar keşif yapılmıyor. Sebebi ise keşif için güvenlik verilmemesi. Avukat Söylemez şöyle devam etti:

    “2015 yılında Tunceli Sulh Ceza Hakimliği, savcılığın ‘zamanaşımı’ gerekçesini yerinde görmemiş ve etkin soruşturma yürütülmediği için kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı kaldırmıştı. Aynı hakimlik 2014 yılında da Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararını kaldırmış ve Hozat’ın Sekesure adlı mevkiinde 1938 Katliamı’na ait toplu mezarı açmış, mezarda çocuklara ve kadınlara ait kemikler çıkmıştı. Nazımiye’de de Tunceli Sulh Ceza Hakimliği kararınca 9 senedir toplu mezarın açılmasını bekliyorduk.”

    SAVCIDAN TEKRAR ZAMANAŞIMI TALEBİ

    Cumhuriyet savcısının müracaatı üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından ikinci kez verilen zamanaşımı kararı ile toplu mezar soruşturmalarının kapatılmak istendiğini belirten Söylemez, “Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 9 yıl sonra ikinci kez ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle Tunceli Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını kaldırması hukuk devleti ilkesine vurulmuş büyük bir darbedir. Bu kararın en üstten Yargıtay’dan aldırılması ile 1938 Dersim Katliamı toplu mezar soruşturmaları kapatılmak istenmiştir. Bosna’da ya da Kosova’da bir toplu mezar açıldığında verilen tepki ile Dersim 1938 Katliamı’na ait bir toplu mezarın açılması konusunda aynı olumlu tepki verilmesi gerekmez mi?​” diye soruyor.

    “ETKİN SORUŞTURMA İÇİN İTİRAZLARA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Toplu mezar soruşturmaları, resmi tarihin ‘isyan’ savını çürüttüğü için tarihle yüzleşme ve demokratikleşme açısından önemli bir konu” diyen Söylemez son olarak şunları kaydetti:

    “Yargıtay’ın ‘Dersim İçtihadı’ sonucu savcılık yıllar sonra ikinci kez takipsizlik verdi. Bu karara karşı itirazımızı yaptık. İşin dikkat çeken yönü olarak bu itiraza da yine Tunceli Sulh Ceza Hakimliği bakacak ve karara bağlayacak. Tunceli Sulh Ceza Hakimliği 2015 yılında verdiği kararın arkasında durmaz ise Anayasa Mahkemesi’ne etkin soruşturma ağır ihlali gerekçesiyle müracaat edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • TÜİK: Cinsel istismara maruz kalan çocuk sayısı son 9 yılda yüzde 287 arttı

    TÜİK: Cinsel istismara maruz kalan çocuk sayısı son 9 yılda yüzde 287 arttı

    PİRHA-Türkiye’de elde edilen veriler doğrultusunda cinsel istismara maruz kalan çocuk sayısı 9 yılda yüzde 287 arttı. Verilere göre 2014’te 11 bin 95 olan bu sayı geçen yıl 31 bin 890’a yükseldi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2022 yılında 601 bin 754 oldu. Bu olaylarda çocukların 259 bin 106’sı mağdur, 206 bin 853’ü kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla, 100 bin 490’ı bilgisine başvurma amacıyla, 16 bin 499’u hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunması sebebiyle, 12 bin 684’ü kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 122’si ise kalan diğer nedenlerden dolayı emniyete geldi veya getirildi.

    259 BİN 106 ÇOCUK

    Cinsel istismara maruz kalan 259 bin 106 çocuğun, yüzde 89,8’ini suç mağduru, yüzde 10,1’ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu.

    Suç mağduru olarak gelen veya getirilen 232 bin 739 çocuğun yüzde 13,7’sinin cinsel istismara maruz kalan çocuklar olduğu belirtildi. Geçen yıl çocuk istismarı sayısının 4 bin 151’i erkek, 27 bin 739’u kadın olmak üzere 31 bin 890 olarak kayıtlara geçti ve 9 yılda yaklaşık 3 katına çıktı.

    Çocuk istismarı sayısı 2014’te 11 bin 95, 2015’te 16 bin 258, 2016’da 22 bin 655, 2017’de 23 bin 713, 2018’de 32 bin 759, 2019’da 31 bin 445, 2020’de 18 bin 450, 2021’de 24 bin 432 olarak kayıtlara geçti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ezidi Sosyolog Azad Barış: Anadolu ve Mezopotamya Ezidiler için bir cehennem- VİDEO

    Ezidi Sosyolog Azad Barış: Anadolu ve Mezopotamya Ezidiler için bir cehennem- VİDEO

    PİRHA – Şengal’de Ezidilere yönelik IŞİD çetelerinin yaptığı katliamın 3 Ağustos’ta 9. yılı. Ezidi Sosyolog Azad Barış, “Bizim için bu coğrafya bir cehennem! Bize neden bu kadar düşmansınız?” diye sordu. Barış, “Bu soykırımın üzerinden 9 yıl geçti. Bu katliamın, soykırımın Türkiye parlamentosunda bir jerosit (soykırım) olarak kabul edilmesi için girişimlerde bulunacağız” dedi.

    IŞİD çeteleri tarafından Ezidilere yönelik yapılan katliamın 9. yılı. IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidilerin ana yurdu olan Şengal’e saldırdı. Saldırılarda 2 bin 213 Ezidi katledildi, 390 binden fazlası yerinden edildi, 7 bini kaçırıldı.

    Ezidi Sosyolog Azad Barış, Şengal’de Ezidilere yönelik IŞİD katliamının 9. yıl dönümü dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Ezidi soykırımının iktidar yanlısı gruplara cesaret verdiğini belirten Barış, Ezidiler’in hem katliama uğrayıp hem de korucular tarafından evlerine el konulması gibi birçok zulüm ile karşı karşıya kaldıklarını da kaydetti. Barış, Ezidi halkına yönelik hava saldırıları konusunda açılan ilk dava olma özelliği taşıyan Türkiye’nin Irak’ta bir hastaneye düzenlediği hava saldırısının BM’ye şikayet edilmesi davası üzerine de konuştu.

    “BU BİR SOYKIRIMDIR”

    Azad Barış, 2014 yılında Şengal’de Ezidilere yönelik IŞİD katliamının sıradan bir saldırı olmadığını, örgütlü olduğunu dile getirerek, “Bir soykırımdır ve soy-kütüksel olarak bizleri ortadan kaldırmak için yapılan bir kurgudur. Türkiye başta olmak üzere İran’ından, Suudilerine, Katar’ına kadar herkes bu işin içindedir. Çünkü tek tipleştirmek istiyorlar. Biz de bunu reddediyoruz. İşte bugünü böyle anlıyor, böyle hatırlıyoruz. Bir daha olmasın diye kendimizi öz gücümüzle savunacağız” dedi.

    Ezidilerin mallarına, mülklerine el koyma girişimlerinin, maruz kaldıkları bunca katliamın bir devamı aynı zamanda bir dışa vurumu olduğunu ifade eden Barış, “Eğer Ezidiler’in tarihi olarak geçen ferman ve sürgünlerin önüne geçilmiş, bir yüzleşme olmuş olsaydı ve inançsal olarak da toplumlar arasında bir helalleşme olmuş olsaydı en azından bu zebanilerin bu tür girişimlerini engelleyebilirdik” ifadelerini kullandı.

    “CİHATÇILAR BU SOYKIRIMDAN DESTEK ALIYORLAR”

    Ezidi soykırımının iktidar yanlısı gruplara cesaret verdiğinin de altını çizen Barış, şunları kaydetti:

    “Bu sürekli devam ettiği ve normal bir süreçmiş gibi karşılandığından dolayı sadece Şengal’de, Irak’ta, Rojava’da, Afrin’de olanlarla sınırlı kalmıyor. Bu dalga dalga her yere yayılıyor. Onun için de cihatçıların bu girişiminden, bu soykırımından destek alınarak bizim geride kalmış olan mallarımıza, mülklerimize el konuluyor. Ve bu sözüm ona uluslararası protokollere, anlaşmalara imza atmış bir hukuk devleti olan Türkiye’de oluyor. Yani Türkiye, cihatçıların bir lojistik merkezi haline geldi. Şengal’de alıkonulmuş kadınların, çocukların birçoğu hala Türkiye’de. Davalar var istiyoruz, peşine düşüyoruz ancak vermiyorlar.”

    “BİZİM İÇİN BU COĞRAFYA BİR CEHENNEMDİR”

    Anadolu ve Mezopotamya’nın Ezidiler için bir cehennem olduğunu söyleyen Barış, Türkiye’ye kendi tarihiyle yüzleşme çağrısında bulundu. Barış şunları kaydetti:

    “Buradaki hukuka güvenmiyoruz. Buradaki komşulara güvenmiyoruz. Topraklarımızı gittiğimizde kirvelerimize verdik. Geri geldiğimizde bütün kirvelerimiz yılan gibi oldu, soktu bizi. Şengal’de de öyleydi. Bize ilk bıçağı sokan kirvelerdi. Bin yıldır bir Mezopotamya, Akdeniz, Anadolu dayanışmacılığıyla, ruhuyla, mozaiğiyle, kardeşliği yaşamıştık. Ne yazık ki öyle olmadığını gördük. Yani bu Anadolu, Mezopotamya sanıldığı gibi halkların ya da tarihin beşiği değil. Halkların bahçesi değil, halkların mezarıdır. Halkların tabutudur. Bizim için bu coğrafya bir cehennemdir. Onlara çağrımız kendi tarihleriyle yüzleşmeleridir. Eğer yapmazlarsa bizim ellerimiz yakalarında olacak.”

    “NEDEN BİZE BU KADAR DÜŞMANSINIZ”

    Dünyanın birçok parlamentosunda Şengal Katliamı’nın bir soykırım olarak kabul gördüğünü, 1980’lere kadar 50 bin Ezidi vatandaşı olan Türkiye’nin ise bunun karşısında üç maymunu oynadığını söyleyen Barış, “Üstelik Türkiye sürekli bombalıyor. Gerekçe ise Ezidileri kendi tanımıyla terörizmle ilişkilendirmeleri. Bu kadar mazlum bir halk resmen kasaplar korosuyla bıçaklar bilenerek kesilmiş. Neden bu kadar bize düşmansınız? Lobimiz olmadığı için mi, finans kapımız güçlü olmadığı için mi? Dolayısıyla Türkiye burada suç işlemiştir ve yaşanan trajedinin içinde de payı vardır. Ve kendisiyle yüzleşip süreci yeniden değerlendirmesi gerekiyor” dedi.

    “KÜRESEL OLARAK TÜRKİYE SAVUNMA YAPMAK ZORUNDA”

    Türkiye’nin Irak’ta bir hastaneye düzenlediği hava saldırısının BM’ye şikayet edildiğinin hatırlatılması üzerine Ezidi halkına yönelik hava saldırıları konusunda açılan ilk dava hakkında da konuşan Azad Barış, şunları dile getirdi:

    “Şimdi bu davanın da BM’ye intikal etmesiyle beraber küresel olarak da Türkiye artık savunma yapmak zorundadır. Çünkü suçludur. Bizim bütün amacımız bu katliamların tekrarlanmamasıdır. Bütün devletlere Ezidiler’in inançlarına, kültürlerine, kendini savunma haklarına saygı duyun ve yaşananlarla yüzleşin çağrımız vardır. En azından bu soykırımın üzerinden 9 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye parlamentosunda kabul edilmesini talep ediyorum. Bu katliamın, soykırımın Türkiye parlamentosunda bir jerosit (soykırım) olarak kabul edilmesi için de girişimlerde bulunacağız.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Binler Gündoğdu’da: Milyonların eseri Gezi ruhunu yok edemediler-VİDEO

    Binler Gündoğdu’da: Milyonların eseri Gezi ruhunu yok edemediler-VİDEO

    PİRHA- İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri öncülüğünde, Gezi Parkı Direnişi’nin yıl dönümü dolasıyla binlerce kişinin katıldığı eylemde, polis müdahalesine rağmen “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganı yükseldi.

    İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi eylemlerinin yıl dönümüne ilişkin kitlesel basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde toplanan kitle, basın açıklamasının yapılacağı Gündoğdu Meydanı’na kadar yürüyüş yaptı. “Gezi bitmedi sürüyor. Her yer Gezi her yer direniş”, “Gezi biziz, geri geleceğiz” ve “Karanlık gider, Gezi kalır” pankartlarının açıldığı açıklamada, “Direnmek yaşamaktır” ve “Biz Geziciyiz siz gidici” dövizleri taşındı. Açıklamada sık sık “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Direne, direne kazanacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Gezi bitmedi, mücadele sürüyor” ve “Gezi umuttur, umut bugün sokakta” sloganları atıldı. Açıklamaya HDP Milletvekili Murat Çepni ve kentte bulunan kurum temsilcilerinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı.

    Gençlik örgütlerinin eski Halkbank önünde bekleyen kitlesine, caddede yürüyüşleri sırasında polis müdahalesi yaşandı. Müdahale sırasında çok sayıda öğrenci gözaltına alınırken, yaşanan sert müdahaleden kaynaklı yaralanan öğrenciler oldu. Daha sonra kitle önüne de barikat kuran polislerin gözaltına aldığı öğrencileri bırakması ve barikatı açması sonucu yürüyüş devam etti.

    Açıklamayı yapan KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Necip Vardar, milyonların eşitlik, özgürlük ve demokrasi talebinin kısa sürede tüm ülkeyi sandığını hatırlattı. Bu direnişin iki kere beraat kararı almasına rağmen cezalandırılmak istendiğini söyleyen Vardar, “Gezi değerlerini kendi değerleri olarak gören emek demokrasi güçleri olarak, her geçen gün daha yakıcı hale gelen bu ihtiyaca cevap vermek için, eşitliğin, özgürlüğün, barışın, laikliğin, dayanışmanın, insanca yaşamın hakim olduğu bir ülke için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Açıklama konuşmaların ardından Praksis müzik grubu sahne aldı.

    PİRHA/İZMİR

  • Gezi Direnişi 9. yaşında

    Gezi Direnişi 9. yaşında

    Tarihi ağaçların sökülerek yerine AVM yapılacak projeye karşı tüm toplumun meydanlara indiği ve Türkiye tarihine geçen Gezi Direnişi 9’uncu yaşına girdi. 

    Gezi Parkı’nda tarihi ağaçların kesilerek yerine AVM projesinin yapılacağının duyulmasıyla 31 Mayıs 2013’te başlayan ve Türkiye tarihine geçen direnişin üzerinden 9 yıl geçti. Toplumun bütün kesimlerinin katıldığı direniş hafızalardaki yerini korurken, ilk kıvılcımlarının atıldığı 27 Mayıs’tan günümüze kadar yaşananları derledik.

    EYLEMLER BAŞLADI

    2013 yılında AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilen Taksim Gezi Parkı’nda, İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi ile 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararına rağmen parktaki tarihi ağaçlar kesilmek istendi. Buna karşı 27 Mayıs 2013’te protestolar başladı. Parkın Asker Ocağı Caddesi’ne bakan duvarının 3 metrelik kısmı gece 22.00 civarlarında yıkılırken, 5 ağaç ise taşınacağı iddiasıyla yerinden söküldü. Bu haberi alan Taksim İçin Ayağa Kalk Platformu üyeleri ve ekolojistlerden oluşan 50 kişilik grup, ağaçların kesilmemesi için parkta çadır kurarak nöbet eylemi başlattı. Nöbet eylemcileri sayesinde o gece yıkım ertelendi. Fakat parktan ayrılan polisler, yıkım için yeniden geleceklerini söyledi. Olaylar yaşanırken bir yandan da sanal medya üzerinden geniş kesimlere duyarlılık oluşturulması yönünde çağrılar yapılmaya başlandı.

    ÇALIŞMALAR DURDURULDU 

    Geceyi çadırda geçiren eylemcilerin yaptığı çağrılar karşılık buldu ve çok sayıda eylemci Gezi Parkı’na geldi. Öğle saatlerine doğru duvar yıkımına devam etmek isteyen ekipler ile eylemciler arasında gerginlik yaşandı. Öğle saatlerinde dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, parka gelerek eylemcilerle birlikte çalışmaları durdurdu. Çalışmaların durması sonrasında parkta duran eylemcilere polis müdahale etti. Eylemcilerin tüm müdahalelerine rağmen duvarın bir bölümü yıkıldı. 28 Mayıs’ta ise yapılan müdahalelerde çok sayıda yurttaş yaralandı. Giderek kitleselleşen eylem, çadır nöbetiyle sürdürüldü.

    TAKSİM BİZİM

    Eylemcilerin parktaki nöbeti devam ederken, 29 Mayıs sabah saatlerinde polis müdahalesi gerçekleşti. Müdahalede çadırlar kaldırılsa da öğlen saatlerinde doğru kalabalıklaşan eylemciler çadırları yeniden kurdu. Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının açılışı sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, “Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik. Yapacağız” derken, aynı saatlerde Gezi Parkı içinde açıklama yapan Taksim Dayanışma ise, “Bu mücadele tüm canlılar için; Taksim bizim, İstanbul bizim” diyerek, direnişte ısrar mesajını verdi.

    ÇADIRLAR YAKILDI

    Eyleme karşı polis müdahalesi arttıkça, tepkiler hem sokakta hem de sanal medyada yankı bulmaya devam etti. 30 Mayıs’ta da nöbet eylemine yönelik polis müdahalesinde, bu kez çadırlar ateşe verildi. Buna rağmen devam eden eylemler ülkenin dört bir yanına yayıldı. Aynı gün parkta büyük bir kitle forum düzenledi. Her geçen gün eylemcilerin sayısı artarken, yaşananlara yönelik uygulanan medya sansürü tepkileri büyüttü. Tepkilerin yansımasını bulduğu Twitter’da, #DirenGeziParkı hastagıyla 2 milyon paylaşım yapıldı.

    DİRENİŞ YAYILDI

    31 Mayıs’ta sabaha karşı gerçekleşen polis müdahalesi ise tüm toplumsal kesimlerin sabrını taşırdı. Müdahalenin ardından İstanbul ilçeleri başta olmak üzere, tüm Türkiye’de halk alanlara aktı. Ülkenin dört bir yanında polis müdahalesi yaşandı. Müdahalelerde çok sayıda kişinin yaralanması üzerine Türk Tabipler Birliği (TTB), “Acil Müdahale Birimi” oluşturdu. Aynı gün yapılan bir başvuru sonrasında İstanbul 6’ıncı İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası Projesi hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.

    DÜNYA GÜNDEMİNDE

    Eylemcilerin korku duvarını yıkarak İstanbul’un ilçelerinden Taksim’e akın etmesiyle, Gezi Direnişi dünya gündemine oturdu. Birçok uluslararası basın kuruluşu, Taksim’de yaşananları canlı olarak duyururken, Türk medyasının büyük çoğunluğu ise üç maymunu oynamayı tercih etti. 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan günün ilk saatlerinde ise artık tüm Türkiye ayaktaydı.

    BİNLER AKIN ETTİ

    1 Haziran sabahı İstanbul’un Anadolu Yakası’nda toplanan on binlerce kişi, Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyüşe geçti. Yetersiz kalan polise, jandarma dahil edildi. Taksim’e girişler engellenmeye başlandı, metro seferleri durduruldu. Bu kez eylemcilerin gözaltına alınması üzerine Taksim’de kurumlar adına yapılan açıklamada, “Taksim’i kazanana kadar evimize gitmeyeceğiz” mesajı verildi. Aralarında milletvekillerinin de bulunduğu binlerce kişi, Gezi Parkı’na yürüdü ve Gezi Parkı’nın Mete Caddesi tarafına giriş yaptı. Ardından yurttaşlar dört bir yandan Gezi Parkı’na akın etti.

    MÜCADELEYE DEVAM

    Taksim Meydanı ve çevresindeki polisler öğle saatlerinden sonra araçlarını ve ekipmanlarını bırakarak geri çekildi. Taksim ve İstiklal Caddesi’nde devlet ve polis müdahalesinin olmadığı günler yaşanmaya başlandı. Akşam saatlerinde açıklama yapan Gezi Parkı Direnişi Koordinasyonu, direnişin park nöbetine dönüştürüldüğünü duyurdu. Gezi Parkı’nda katılımcı örgütler tarafından nöbet tutulmaya başlandı. Ertesi gün aydın ve sanatçıların katılımıyla direniş zaferinin kutlanacağı şölen gerçekleştirileceği duyuruldu. On binlerce kişi alana yapılacak olası polis müdahalesine karşı Taksim’e çıkan tüm yolları barikatlarla kapattı.

    KOMÜNLER KURULDU

    Parkta kalan on binlerce kişi, ihtiyaçlarını kurulan komünden karşılamaya başladı. Tamamıyla halkın desteğiyle işleyen ve ilk gün bir duvar üzerine bırakılan su, bisküvi, meyve suyu gibi malzemelerin bulunduğu komün, günler içerisinde gelişti ve onlarca komün masasına dönüştü. Ülkenin dört bir yanında direnişe destek eylemleri yapılırken, dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan ise her konuşmasında, “Yasadışı eylemlere izin verilmeyecek, gerekenler yapılacak” tehditlerinde bulundu.

    TERK ETMEDİLER 

    Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde, polis müdahalesi bir kez daha kendisini gösterdi. Sabahın erken saatlerinde Taksim’e çıkan polis, şiddetin dozunu arttırdı. Bütün müdahalelere rağmen on binlerce kişi meydanı terk etmedi. Bu müdahaleden sonra da eylemler Gezi Park’ı başta olmak üzere birçok kentte sürdü. Yapılan tüm eylemlerde polis müdahalesi yaşanırken, Taksim Dayanışması, “Gezi Parkını terk etmiyoruz” açıklaması yaptı.

    YÜZLERCE GÖZALTI 

    Emek ve meslek örgütleri Gezi Parkı direnişine destek vermek için 17 Haziran günü greve çıktı. Polis yurttaşların Taksim’e çıkışını engellemek için meydana çıkan yollarda müdahalelerini sürdürdü. Bu müdahalelere karşı, “duran insan” eylemleri başlatıldı. Kentlerin tüm meydanlarında eylem yapan yurttaşlar da polis müdahalesinden nasibini aldı. Haziran ayı boyunca yurttaşların Gezi Parkı’na yapmak istedikleri yürüyüşler, polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. İktidarın direnişe karşı yaptığı operasyonlarda yüzlerce kişiyi gözaltına alındı, onlarcası tutuklandı.

    10 BİN YARALI

    Haziran ayı boyunca süren direnişte yaklaşık 10 bin kişi polis müdahalesi sonucu yaralandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı, 10 kişi gözünü kaybetti. Polis, 15 günde 150 binin üzerinde gaz bombası kullandı, tonlarca tazyikli su sıktı.

    11 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    1 Haziran tarihinde Ankara Kızılay’daki gösteride polis kurşunuyla kafasından vurulan Ethem Sarısülük, 12 Haziran 2013’te beyin ölümü gerçekleşti. Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran’da göstericilerin İstanbul Ümraniye TEM Otoyolu’nu kapatma eylemi sırasında bir aracın kasıtlı olarak çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de 3 Haziran 2013’de uğradığı saldırıda geçirdiği beyin kanaması sonucu 9 Haziran’da yaşamını yitirdi. Abdullah Cömert, Hatay’da 3 Haziran’da polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu yaralandı, 22 Haziran’da yaşamını yitirdi. İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz bombası kafasına isabet eden 14 yaşındaki Berkin Elvan, 269 gün verdiği yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti.

    22 yaşındaki Ahmet Atakan da 9 Haziran’da Hatay’da polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu çatıdan düşerek yaşamını yitirdi. Mehmet İstif, Serdar Kadakal, İrfan Tuna, Zeynep Eryaşar, Selim Önder olmak üzere 11 kişi Gezi direnişi sırasında yaşamını yitirdi.

    GEZİ DAVASI 

    Gezi direnişi nedeniyle 2017’den beri tutuklu olan iş insanı Osman Kavala ve beraberindeki 16 isim hakkında dava açıldı. Davada iki defa beraat kararı verildi. Ancak  25 Nisan’da görülen davada, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet; sanıklardan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası verildi.

    AYM’DEN RET KARARI

    Gezi davası nedeniyle Kavala’nın başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 22 Mayıs 2019’da kararını verdi. AYM, raportörün aksi görüşüne rağmen, Kavala hakkında oyçokluğu ile “ihlal yok” kararı verdi.

    AİHM: İHLAL VAR

    Kavala, daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, Kavala’nın bireysel başvurusuyla ilgili ihlal kararını 10 Aralık 2019’da açıkladı. Kavala’nın “makul şüphe bulunmadan siyasi gerekçelerle tutuklandığına” hükmederek, tutukluluğun sona erdirilmesini istedi. Ancak, yerel mahkeme, AİHM kararını “kesinleşmedi” gerekçesiyle dikkate almadı. Kavala’nın tutukluluğunun devamı kararı verildi.

    AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM tarafından 10 Aralık 2019 tarihinde açıklanan ve geçen yıl Mayıs ayında kesinleşen Kavala kararının uygulanmadığına dikkat çekerek, Kavala’nın keyfi tutukluğunun devam etmesi halinde Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal sürecini başlatacağını açıkladı. Komite, Kavala için Türkiye’ye Eylül ayı sonuna kadar süre verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP: Rojava devrimi halklar için ortak yaşamı mümkün kıldı

    HDP: Rojava devrimi halklar için ortak yaşamı mümkün kıldı

    PİRHA- HDP MYK, yazılı açıklama yaparak 9’uncu yılında Rojava devrimini selamladı. 19 Temmuz 2012 tarihinde Rojava’da başlayan devrimin, Kürt halkı ve Kuzey Suriye halklarının umudu olduğu belirtilen açıklamada, “Rojava Devrimi sadece Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları için değil, bütün dünya halkları için büyük bir tarihi görevdir” denildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Rojava devriminin 9’ncu yıldönümüne ilişkin Kürtçe ve Türkçe yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, 19 Temmuz 2012 tarihinde Rojava’da başlayan devrimin, Ortadoğu Suriye ve Kürt tarihinde büyük bir dönüm noktası olduğu, bugün de sonuçları ve yansımaları itibariyle bölgedeki gelişmeleri etkilediğine dikkat çekildi.

    “TOPLUMSAL MODEL İNŞASI SURİYE HALKLARI İÇİN UMUT OLMUŞTUR”

    Suriye iç savaşının başladığı 2011 tarihinin üzerinden 10 yıl geçtiği ve Suriye halklarının büyük bedel ödediği belirtilen açıklamada, “Bir tarafta Kürt halkı ve bölge halklarının her türlü demokratik ve temel haklarını gasp ve inkar eden Esad rejimi, öte tarafta her türlü insanlık dışı uygulamaları halklara reva gören cihatçılar, aradan geçen zamanda bölge halklarının huzurunu teminat altına alan yeni bir birlikte yaşam modeli sunamadılar. 19 Temmuz 2012’de Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları Esad rejiminin otoriter ve tekçi anlayışına ve cihatçıların insanlık dışı uygulamalarına karşı kendi kaderini tayin edecekleri üçüncü bir yolun temelini attı. Eşitlik ve demokratik ilkeler üzerine inşa edilen, kadınların, halkların, inanç gruplarının ve gençlerin özgürlüğünü esas alan bu yeni toplumsal model inşası, daha sonra Rojava’dan da taşarak bütün Suriye halkları için yeni bir umut olmuştur” ifadelerine yer verildi.

    “ROJAVA DEVRİMİ  HALKLAR, KADINLAR VE GENÇLİK DEVRİMİDİR”

    Devrimin sadece Kürtler için değil tüm halklar için ortak bir yaşamı mümkün kıldığı vurgulanan açıklamanın devamı şöyle:

    “Rojava devrimi halklar, kadınlar, inançlar ve gençlik devrimidir. Bu kurucu ve alternatif yeni yaşam karakterinden ve iddiasından dolayı da aradan geçen 8 yılda hem Esad rejimi, hem cihatçılar hem de Erdoğan rejimi ve onun bölgesel ortaklarının saldırılarına, işgal girişimlerine ve ablukasına maruz kaldı. Bu işgal girişimlerinin bir sonucu olarak devrim boğulmaya çalışıldı. Efrîn, Serêkanî, Girêspî’de cihatçı gruplarla, emperyalist ve bölgesel güçlerin rızası ve teşvikiyle işgal edildi. Binlerce insan katledildi, yüzbinlerce insan yerinden yurdundan edildi, bölgenin demografik yapısı üzerinde nüfus mühendisliği yapılarak insanlığa karşı suçlar işlendi. Bölgenin doğal zenginlikleri ve tarihi varlıkları talan edildi.

     ROJAVA DEVRİMİ SELAMLANDI

    9’uncu yıl dönümünde bölgede üçüncü bir yolun mümkün olduğunu bütün dünya halklarına gösteren Rojava devrimini selamlıyoruz. Rojava devrimi önemli tarihsel bir deneyim olarak halklar için Ortadoğu devriminin ilhamı olarak bugün de korunması, kalıcılaştırılması gereken bir devrimdir. Dolayısıyla bu devrimin taçlandırılması sadece Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları için değil, bütün dünya halkları için büyük bir tarihi görevdir. Savaş ve çözümsüzlüğe karşı özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi veren Kürt halkı ve Suriye halklarıyla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.”

    ÖZERK YÖNETİMDEN KUZEY VE DOĞU SURİYE’NİN TANINMASI İÇİN KAMPANYA

    Rojava Devrimi’nin 9’uncu yıldönümünde, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin BM tarafından resmi olarak tanınması talebiyle dijital medyada kampanya başlatıldı.

    Rojava Devrimi’nin 9’uncu yıldönümünde, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin statüsünün Birleşmiş Milletler (BM) tarafından resmi olarak tanınması talebiyle kampanya başlatıldı. #Status4NorthAndEastSyria (Kuzey ve Doğu Suriye için statü) etiketiyle başlatılan kampanyanın startını, Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî verdi.

    Kampanya sosyal medyada yoğun ilgi gördü.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • ‘Roboski Katliamı’nın failleri yargılanmadan toplumsal huzur sağlanmayacaktır’-VİDEO

    ‘Roboski Katliamı’nın failleri yargılanmadan toplumsal huzur sağlanmayacaktır’-VİDEO

    PİRHA- Roboski Katliamı’nın 9. yılına dair Dersim ve Mersin’de yapılan açıklamalarda, hala adaletin yerini bulmadığı vurgulanarak, “Roboski Katliamı’nın üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, bu katliamın failleri yargı önüne çıkarılarak cezalandırılmadan kalıcı, adil ve onarıcı bir toplumsal huzur sağlanamayacaktır” denildi.  

    28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişi yaşamını yitirdi. Ailelerin verdiği hukuk mücadelesinde son olarak AİHM, 17 Mayıs 2018’de aileler adına başvuruyu reddetti.

    Roboski Katliamının 9. yılına dair bir çok kentte eş zamanlı açıklamalar yapıldı.

    DERSİM

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, Roboski Katliamı’nın 9’uncu yılında Sanat Sokağı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “ROBOSKİ’DE YAŞANAN KATLİAMIN UNUTTURULMASINA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    Açıklamayı okuyan Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil, “9 yıl önce, devletin savaş uçakları, çoğu çocuk ve genç 34 insanı bombalayarak katletti. Roboski Katliamı’nın üzerinden dokuz yıl geçti, ancak sorumlular yargı önüne çıkarılmadı. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı’na bu harekat için teşekkür etti” dedi.

    Meclis’te kurulan komisyonun AKP’li çoğunluğunun da, katliamın üstünün örtülmesi için raporlar yazdığını hatırlatan Yeşil, şunları kaydetti:

    “O günden bugüne, başta Roboski’li aileler olmak üzere toplumdaki tüm vicdanlı bireylerin ve demokratik kurumların talebi, sorumluların yargı önüne çıkarılması oldu. Roboski’de öldürülen sivil yurttaşların hesabını vermeyen siyasi iktidar, bugün Van da Hakkari’de devlet eliyle işlenen suçlara da kayıtsız kalıyor. Roboski Katliamı’nın üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, bu katliamın failleri yargı önüne çıkarılarak cezalandırılmadan kalıcı, adil ve onarıcı bir toplumsal huzur sağlanamayacaktır. Bizler Demokrasi ve insan haklarından yana olan güçler olarak Roboski’de yaşanan katliamın unutturulmasına müsaade etmeyeceğiz.”

    MERSİN

    İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi tarafından Roboski Katliamı’nın 9’uncu yılına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirildi. HDP İl Eş Başkanları, DKÖ ve STK temsilcilerinin katıldığı açıklamayı Şube Sekreteri Tahir Tüyben okudu.

    “ROBOSKİ AYDINLATILMADIKÇA DEMOKRATİKLEŞME SÖZ KONUSU OLMAYACAKTIR”

    19’u çocuk, 34 yurttaşın, 9 yıl önce sınır yerleşkesi Roboski’de, TSK uçaklarından atılan bombalarla katledildiğini hatırlatan Tüyben, şunları ifade etti:

    “Ne yaparsak yapalım, katledilen insanlarımızı geri getiremeyeceğiz elbet! Bugüne kadar, ne sorumlular açığa çıkarıldı, ne de katledilen bu köylülerin ailelerinden özür dilendi. Bırakalım devletin bunları yapmasını, aksine ölenlerin aileleri yargılandı ve para cezalarına çarptırıldı. Roboski aydınlatılmadıkça, Roboski’de yaşananlar halka açıkça anlatılmadıkça Türkiye siyasetinde sivilleşme ve demokratikleşme söz konusu olmayacaktır. Adalet olmadan barışın mümkün olamayacağı, adaleti tesis edemeyen rejimlerin değişime direnerek, haritaların da yeniden çizileceği kanlı iç savaşlara ortam hazırladıkları açıkça görülmektedir. Roboski’nin üstü örtülerek, Roboski’de yaşanan insanlık dramı unutturularak, yeni demokratik bir anayasanın yapılamayacağını biliyoruz. Öncelikle, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”nun kurularak; sadece Roboski’yi değil bütün katliamları, faili belli cinayetleri, karanlık sabotajları, gözaltı kayıplarını ve tüm insanlık suçlarını ortaya çıkartıp, suçluların adil mahkemelerde yargılanması sağlanmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM-MERSİN

     

  • 19’u çocuk 34 kişinin öldürüldüğü Roboski Katliamı’nın 9. yılı

    19’u çocuk 34 kişinin öldürüldüğü Roboski Katliamı’nın 9. yılı

    28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişi yaşamını yitirdi. Ailelerin verdiği hukuk mücadelesinde son olarak AİHM, 17 Mayıs 2018’de aileler adına başvuruyu reddetti.

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 kişi yaşamını yitirdi.

    Roboski Katliamı’nın ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılsa da 1,5 yıl sonra görevsizlik kararı verilerek Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderildi. Askeri savcılık da dosya hakkında Ocak 2014’te takipsizlik kararı verdi. Avukatların itirazı ise reddedildi.

    Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru da reddedilince Roboskili aileler, 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Ancak AİHM, 17 Mayıs 2018’de aileler adına başvuru yapan avukatların eksik belgeleri geç göndermelerini gerekçe göstererek başvuruyu “kabul edilemez” buldu ve başvuruyu reddetti.
    Katliamın üzerinden 9 yıl geçse de hiçbir sorumlu yargılanmadı.

    Katliamın ardından yaşananlara ilişkin CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı kronoloji şöyle:

    *28 Aralık: Televizyonlar, olayın üzerinden ancak 12 saat geçtikten sonra TSK’dan yapılan açıklamanın ardından haberi verebildi.

    *29 Aralık: Cenazeler defnedilirken dönemin Başbakanı, “40 kişilik bir grubun olması daha önce Gediktepe ve Hantepe baskınlarında silahların katırlarla taşınmasını hatırlatıyor. O zaman da niye bunlara müdahale edilmemişti denmişti” dedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi.

    *30 Aralık: Dönemin Başbakanı, “Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine bu konudaki hassasiyeti nedeniyle medyaya rağmen teşekkür ediyorum” dedi.

    2012
    *3 Ocak: Bölgeye giden insan hakları savunucuları, sendikacılar, doktorlar ve avukatların hazırladığı raporda, katliamın ardından saatlerce yardım ulaşmadığı için donarak ölenler olmuştu.

    *9 Ocak: Soruşturmada Gülyazı Sınır Alay Komutan Vekili görevinden alındı. 17 muvazzaf askere de sınır kaçakçılığına göz yumdukları gerekçesiyle “görevi ihmal” gerekçesiyle soruşturma açıldı.

    *11 Ocak: TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Uludere Alt Komisyonu kuruldu.

    *16 Ocak: Bombardımandan sağ kurtulan Davut, Servet ve Hacı Encü Gülyazı Alay Komutanlığı’nda “pasaport kanununa muhalefet”, “sınırı yasadışı yollarla ihlal etme” ve “ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” iddialarıyla ifade verdi.

    *26 Ocak: BDP, Roboski Katliamı’nı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdı.

    *4/6 Şubat: Komisyon üyeleri Roboski’de incelemeler yaptı.

    *16 Şubat: Katliam öncesinde çekilen Heron görüntülerini izleyen komisyon üyeleri “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler” dediler.

    *1 Mart: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Uludere’de kasıt yok” dedi.

    *6 Mart: ASELSAN komisyona sunduğu raporunda “kasıt olmadığı” iddiası taşıdığı açıklandı.

    *5 Nisan: Milli Savunma Bakanlığı komisyona sunduğu raporda, Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığı’nın ve Uludere Sulh Ceza Mahkemesi’nce konulan gizlilik kararını gerekçe göstererek sorulara yanıt vermedi. Komisyon üyesi, BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, raporda “elle tutulur hiçbir bilgi ve belge olmadığını” söyledi.

    *6 Nisan: Öldürülen 34 kişinin aileleri Meclis’te BDP, AKP, CHP ve MHP gruplarıyla görüştü.

    *30 Nisan: İçişleri Bakanlığı raporunda “Ya ikinci bir Heron var ya F-16’lardan verilen koordinatlar girildi, ya da başka bir ülkeden görüntü desteği alındı” değerlendirmesini yaptı.

    *16 Mayıs: Wall Street Journal (WSJ) Roboski Katliamı’ndaki hava bombardımanı öncesinde insansız hava aracı Predatörden görüntü alındığını yazdı.

    *18 Mayıs: Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasında ise “Grubun ilk görüntü tespiti Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait insansız hava aracı tarafından yapılmıştır” dendi, haberin gerçeği yansıtmadığı iddia edildi. Başbakan’ın da haberi yalanmasının ardından WSJ ikinci bir haberle, haberlerinin doğru olduğunu ve kaynaklarının ABD Savunma Bakanlığı olduğunu vurguladı.

    *21 Mayıs: Başbakan’ın yaptığı açıklamada, haberin “uydurma olduğunu” bir kez daha tekrarladı ve istihbaratın TSK’dan alındığını, WSJ’deki haberin ABD’deki seçimlerle ilgili olduğunu öne sürdü. Genelkurmay Başkanlığı da konuyla ilgili adli ve idari soruşturma açıldığını açıkladı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Roboski Katliamı’yla ilgili Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    *23 Mayıs: İçişleri Bakanı bombardımanın emrini, “Ankara’da Hava Kuvvetleri’nde görüntüleri analiz eden komutanların verdiğini” söyledi.

    *25 Mayıs: Başbakan, Roboski Katliam’ını gündemde tutanların “terör örgütü ve uzantıları olduğunu” söyledi.

    *27 Mayıs: Milli Savunma Bakanı konuyla ilgili ilk kez konuştu. Yargı sürecinin devam ettiğini söyleyen Bakan, sürecin etkilememesi veya bu yönde bir algı doğurmaması için bugüne kadar “Uludere olayı” konusunda Bakanlık tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığını ifade etti.

    *28 Haziran: Sivil toplum örgütleri ile Roboski Katliamı’nın yaşandığı yere yürümek isteyen ailelere polis tazyikli suyla müdahale etti.

    *5 Ağustos: Roboski Katliamı’nı araştıran Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Wall Street Journal’ın haberini doğruladı, Predatörlerin de olaydan önce görüntü aldığını ve görüntülerde köylülerin seçildiğini açıkladı.

    *21 Ağustos: Asker taşıyan sivil araç Uludere’de şarampole yuvarlandı, dokuz asker ve minibüsün şoförü hayatını kaybetti. Kazada yaralanan askerlere, Roboski’de katledilen yurttaşların yakınları yardım etti.

    *16 Ağustos: Roboski Katliamı’nda 11 akrabasını kaybeden Ferhat Encü, bir formalite yerine getirilmediği ve sistemde “aranıyor” göründüğü için de altıncı kez aynı sebeple gözaltına alındı.

    *12 Ekim: Aynı dosyadan altı kez gözaltına alınıp “yanlışlıkla oldu” diyerek bırakılan Encü’nün açtığı tazminat davası, “hakkınızda soruşturma var” denilerek reddedildi.

    *6 Aralık: Roboski Katliamı’nın sorumlularının yargılanması ve hükümetin resmi özür dilemesi talepleriyle imza kampanyası başlatıldı.

    *26 Aralık: Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı. Şener, olayda kasıt bulunmadığını ancak zincirleme hata olduğunu açıkladı. Şener, soruşturma sırasında Genelkurmay’ın olayla ilgili tüm belgeleri komisyonla paylaşmadığını da belirtti.

    *6 Mart: Uludere Alt Komisyonu’nun hazırladığı rapor taslağı, üç muhalefet oyuna karşı beş AKP’li üyenin oylarıyla kabul edildi. Gizlilik kararı alınan raporu milletvekillerinin sadece okumasına izin verildi. Raporda, “Kasıt yok, sivil irade ile yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var” denildi.

    *27 Mart: Rapor İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda kabul edildi.

    *29 Nisan: Alt komisyonun raporuna karşı CHP’li üyelerin hazırladığı muhalefet şerhi kitapçık haline getirildi.

    *11 Haziran: “Taksirle ölüme sebebiyet vermek” gerekçesiyle açılan soruşturmayı 1,5 yıldır yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, görevsizlik kararı verdi, dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi. 34 kişinin ailelerinin avukatları, dosyanın Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderilmesine tepki gösterdi…

    *20 Haziran: Roboskili Ailelerin avukatları, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın görevsizlik kararı vermesine ve dosyayı askeri savcılığa yollamasına itiraz etti. Görevsizlik kararına ilişkin 10 sayfalık itiraz dilekçesinde, savcılığın bu kararının hukuksuz ve insan haklarına aykırı olduğu belirtilerek, kararın kaldırılması talebinde bulunuldu. Avukatlar, soruşturmadaki gizlilik kararının da kaldırılmasını istedi.

    2014
    *7 Ocak: Genelkurmay Askeri Savcılığı, “takipsizlik” kararı verdi.

    *15 Ocak: Güvenlik yolu ve kalekol çalışmalarını denetlemek için valinin sınıra geleceğini haber alan Roboski ve Gülyazi Köylüleri, protesto için sınıra gitmek istediler. Köylülerin önünü kesen askerler, yoğun bir biçimde gaz ve gerçek mermi kullandılar. Olayda Serhan Çiya Encü, başına aldığı mermi ile ağır yaralandı.

    *19 Ocak: Sabah saat 05.00’te Gülyazi ve Roboski köylerine baskın yapan askerler katliamdan sağ kurtulan Servet Encü de dahil dokuz kişiyi gözaltına aldı.

    *20 Haziran: Askeri savcılığın 7 Ocak 2014 tarihli takipsizlik kararına avukatların itirazı reddedildi.

    *8 Temmuz: Genelkurmay Başkanı’nın bir basın açıklamasında “ölenlerin arasında terör örgütü mensupları olduğunu” söylemesi nedeniyle yapılan suç duyurusu da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla sonuçlandırıldı.

    *18 Temmuz: Avukatların karara itirazının reddedilmesi üzerine dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

    2015
    *16 Şubat: Milliyet gazetesi yazarı Kemal Göktaş’ın haberi… 2013 yılında Askeri Savcı tarafından ifadesi alınan 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Albay Aygün Eker, “Roboski’de sınırı geçen grubun kaçakçı olduğunu üstlerine bildirdiklerini ama dikkate almadığını söylediği” ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın Uludere’ye ilişkin takipsizlik kararında olayın “kaçınılmaz bir hata” olduğu savunulmuştu.

    *24 Şubat: Anayasa Mahkemesi, başvuru dilekçesi ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde eksiklikler tespit etti. Başvuru, “eksikliğin süresinde giderilmemesi” nedeniyle reddedildi.

    *23 Mart: Uludere’de “kaçakçılıkta kullanıldığı” iddia edilen katırların askerler tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Kamuoyunda büyük tepki yaratan olay CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından bir soru önergesi ile TBMM gündemine getirildi.

    *14 Nisan: Olay nedeniyle hayvan hakları savunucuları, dernek ve platformlar hem askerlerin cezalandırılması için hem de katırların öldürülmesiyle ilgili suç duyurusunda bulundu.

    *15 Nisan: CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur ile birlikte Şırnak’a giden HAYTAP üyeleri, Şırnak Valisi Ali İhsan Su ile görüştü.

    *29 Mayıs: Tanrıkulu’nun soru önergesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker tarafından yanıtlandı. Bakanlık yazısında, Tanrıkulu’nun hiçbir sorusu doyurucu bir biçimde yanıtlanmadı.

    2016
    *9 Mart: Katliamın üçüncü yılında yapılan anma sonrasında, anmada görev alan yedi köylüye soruşturma açıldı. Roboskililer, TCK’nın 262. maddesi uyarınca “kamu görevini yerine getirmekle” suçlanıyor. Ferhat Encü bianet’e yaptığı açıklamada, suça konu olan olayın, “Roboski anmasında trafiği düzenleyerek anayolun kapanmaması için uğraşmak, köye gelen misafirleri karşılayarak araçlarını park etmek” olduğunu söyledi. Roboski İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneği (Roboski Der) Üyesi ve Roboski Katliamında yakınlarını kaybeden Sıddık Encü, Oktay Encü, Hacı Encü, Mesut Encü Gülyazı Karakoluna giderek suçlamalarla ilgili ifade verdi. İfade işlemlerinin tamamlanmasının ardından dosya savcılığa gönderilecek. Encü, anma günü köyde trafiği düzenleyecek bir kamu görevlisi olmadığını, yolun kapanmaması ve araçların park edilebilmesi için Roboski Der üyelerinin gönüllü olduğunu anlattı.

    *23 Mart: Anayasa Mahkemesi’nin 24 Şubat 2015 tarihli kararın gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı.

    *23 Ağustos: İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Roboski’de öldürülen 34 kişinin yakını 281 kişi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yaptı. HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, yaşam hakkı ihlalinin yanı sıra sorumluların tespit edilmemesi ve yargı önüne çıkarılmamasının başvurusu konusu yapıldığını söyledi. “Roboski ailelerine yönelen temel hakların ihlalini içeren haksızlıklar, hukuksuzlukların hepsi başvuru dilekçesinde yer alıyor. Dün mahkemeye iletilen dilekçede 281 başvurucu var.” Encü başvuruda ayrıca faillerin yargı önüne çıkarılmadığına da dikkat çekerek “Katliamdan sorumlu olanların yargı önüne çıkarılması yönünde bir karar verilmesini talep ettiklerini” de ifade etti, “Önceliğimiz faillerin bulunması” dedi.

    *31 Aralık: 34 kişinin ailelerinin kurduğu “Roboski İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneği (Roboski-Der)”, İçişleri Bakanlığı kararıyla mühürlendi.

    2017
    *10 Ocak: Roboski-Der’e jandarma eşliğinde giden Dernekler Şırnak İl Müdürlüğü görevlileri, derneğin malvarlığına el konuldu.

    *12 Ocak: Faaliyeti durdurulan Roboski İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneği, 679 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı.

    *29 Eylül: Her ayın 28. günü Roboski Katliamı’nı gündemde tutmak için basın açıklaması yapan Roboski İçin Adalet Girişimi, Cumhuriyet gazetesinde 20 Eylül günü başlayan ve dört gün süren yazı dizisinde ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelere dikkat çekti.

    *15 Kasım: 2015 yılında gerçekleştirilen katır katliamlarında emir veren ve katliamı gerçekleştiren askerlerin tespit edilerek cezalandırılması için Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tarafından yapılan suç duyurusu “görevsizlik” kararıyla askeri savcılığa gönderildi. Bu konuda Sezgin Tanrıkulu’nun yazılı soru önergesi Kasım Ayında Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli tarafından yanıtlandı. Yanıtta, konuyla ilgili olarak bakanlıkta herhangi bir bilgi ve belge olmadığı belirtildi.

    *21 Aralık: Roboski Katliamı’nın ardından 34 yurttaşın aileleriyle dayanışmak için Roboski Köyüne yerleşen insan hakları aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı, tutuklu bulunduğu Elazığ Cezaevinde bir haftalık açlık grevi eylemine başladı.

    2018
    17 Mayıs: AİHM, Roboskili ailelerin başvurusunu reddetti.

    (HABER MERKEZİ)