PİRHA- Çekmeköy’de bir grup sanatçının, şairin öncülüğünde düzenlenen Şiirle Karşılaşmalar’ın üçüncüsünde Gülten Akın’dan şiirler okundu.
Medine Ayten Sarıbal, Gül Yağız, Haydar Yağız, Işın Coşkun, Abbas Karakaya’nın düzenlediği Şiirle Karşılaşmaların üçüncüsünde Şair-Yazar Gülten Akın ağırlandı. Gülten Akın’ın Kestim Kara Saçlarımı şiirinin ardından Kadın Olanın Türküsü, Şu Giden Atlıya Türkü, Savaşı Beklerken, Sardunya, Dereye İlahi, Büyü Eller İlahisi, Atın Türküsü, Ertuğrul Ağıdı okundu. Gültekin Tetik de gitarıyla okunan şiirlere eşlik etti.
Çekmeköy’ün tanınmış simalarından şair, çocuk kitabı yazarı Mustafa Işık da programa bir şiirini okuyarak katıldı. Çekmeköy’ün bilinen bazı siyasi yüzleri, Boğaziçi Üniversitesinden iki akademisyen ve ABD’de yaşayan, Çekmeköylü tarihçi Ayfer Karakaya Stump da şiir akşamına katıldı.
Etkinliğe katılan çocuklar da kendi yazdıkları şiirleri okuyarak geceye renk kattılar.
Şiirle Karşılaşmalar Ekibi, 30 yıllık haksız mahpusluktan sonra 26 Kasım 2024’de 51 yaşında özgürlüğüne kavuşan Şair İlhan Sami Çolak’ı selamladı. Çolak’ın annesi Zeytun Çolak’ın 30 yıllık dirençli, mücadeleci duruşunun Gülten Akın’ın 1980’lerde, oğlunun uzun tutukluğu, müebbet ve idamla yargılanışı, uzayan hapislik ve yargı sürecindeki desteği ve direncine benzediğine dikkat çekildi.
Şiir okuyanlara Gülten Akın’ın Kestim Kara Saçlarımı adlı kitabı hediye edildi. Şiirle Karşılaşmalar’ın müdavimlerine de aynı kitap hediye edilirken, şiir okuyan ikisi ilkokul, biri ortaokul öğrencisine de hikaye kitapları verildi.
Öte yandan etkinlikte Çekmeköy Çamlık Mahallesi’nde inşaatı devam eden kültür merkezine, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Ata Önder Atabay ve Güney Doğan adlarının verilmesinin Çekmeköylülerin bir talebi olduğu ifade edildi.
PİRHA- Çekmeköy’de bir grup sanatseverle CHP Çekmeköy Kadın Kolları tarafından yapılan “Şiirle Karşılaşmalar” adlı etkinlikte Ülkü Tamer şiirleri okundu. Etkinlikte Haydar Yağız ve Gül Yağız, Ülkü Tamer’in bestelenmiş şiirlerden ikisini bağlamayla çalıp söylediler.
“Şiirle Karşılaşmalar” adlı şiir etkinliğin ikincisi Cumartesi günü Çekmeköy Hamidiye Kültür Merkezi salonunda yapıldı. Bir grup sanatseverle CHP Çekmeköy Kadın Kollarının ortak etkinliğinde bu kez Ülkü Tamer şiirleri okundu. Etkinliğin adı Tamer’in şiirinden alındı: Güneş Topla Benim İçin.
Etkinlikte Haydar Yağız ve Gül Yağız, Ülkü Tamer’in bestelenmiş şiirlerden ikisini bağlamayla çalıp söylediler.
Şiirlerin okunması ve şairin şiirinin, hayatının tanıtılması Şair Abbas Karakaya, Medine Ayten Sarıbal ve Işın Coşkun tarafından yapıldı.
Program Tamer’in çok bilinen “Ben Sana Teşekkür Ederim” şiiriyle başladı. Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün/ Ben uyurken benim anlımdan beni sen öptün;/ Serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim/ Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata/ Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta/ Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.
Tamer’in Yunus Emre’ye ithaf ettiği “Selam Olsun” adlı şiiri ise salondaki izleyicilerle hep beraber okundu.
10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Çekmeköylü genç öğretmen Önder Atabay’ın ailesi de etkinliğe katılanlar arasındaydı. Önder Atabay’ın ablası Özgür Atabay Acun, kardeşi Önder için yazdığı şiiri okudu ve kardeşi hakkında konuştu.
Etkinliği düzenleyenler de Önder Atabay adının Çekmeköy’de kamusal bir mekana verilmesi için çalışacaklarını söylediler.
Sanatsız, güzel-duyusuz hayatın eksik ve marazlı olacağını belirten düzenleyici ekip, “Şiirle Karşılaşmalar”ın üçüncüsüne, Aralık ayında ‘Kestim Kara Saçlarımı’ diyen Gülten Akın’ı konuk edecekler.
PİRHA- Bir grup şiirsever, Çekmeköy Cemevi ile birlikte “Şiirle Karşılaşmalar” adlı etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlikte Şair Melih Cevdet Anday tanıtılarak, Anday’ın şiirleri okundu. Ayda bir yapılması planlanan etkinlikte bağlama virtüözü Haydar Yağız ve Gül Yağız deyiş ve türküler seslendirdiler.
Işın Coşkun, Medine Sarıbal, Gül Yağız, Haydar Yağız ve Abbas Karakaya’dan oluşan Çekmeköylü bir grup şiirsever, hafta sonu Çekmeköy Cemevi yönetimiyle beraber Hamidiye Mahallesi Kültür Merkezi salonunda bir şiir akşamı gerçekleştirdi. “Şiirle Karşılaşmalar” adıyla ayda bir kez yapılması planlanan etkinliğin ilk şairi Melih Cevdet Anday’dı. Etkinliğin ilk bölümünde Anday tanıtılırken, konuşmalar arasında 12 tane şiiri okundu. Anday’ın bestelenmiş iki şiirine ve kendi sesinden bir şiirine de yer verildi.
Etkinliğin ikinci bölümünde ise seyirciler arasından isteyenler şiir okudu. Gecede, bağlama virtüözü Haydar Yağız ve Gül Yağız deyiş ve türküler seslendirdiler.
Programı düzenleyip sunan Işın Coşkun, Medine Sarıbal, Gül Yağız, Haydar Yağız ve Abbas Karakaya, “Çekmeköy’de Çekmeköy Rönesansına doğru insanları şiirle karşılaştırmak istiyoruz” diye belirttiler.
Sanatsız bir hayatın eksik olduğunu düşünen ekip, Şiirle Karşılaşmaların ikincisinde yani gelecek ay, “Güneş Topla Benim İçin” diyen Ülkü Tamer’den şiirler okuyacaklarını belirttiler.
Etkinliğe özellikle gençlerin ilgisinin olması dikkat çekti. Şiir okuyanlar arasında gençler ve iki ilkokul öğrencisi de vardı.
PİRHA- Şair-Akademisyen Abbas Karakaya, Alevilerin dejenerasyonu ve asimile edilmesini hızlandırma amaçlı kurulduğuna işaret ettiği Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin sorunlarını çözemeyeceğini söyledi. Karakaya, “Bu yapılanların amacı Alevilerin arasında (yeni) gerilimler yaratmak, bölmek ve daha kolay yönetmek. Alevilerin sorunu siyasetle çözülür, hukuk mücadelesiyle, kültürünü yaşatmaya, aktarmaya çalışmakla çözülür” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?
Şair-Akademisyen Abbas Karakaya sorularımızı yanıtladı.
“NİHAİ AMAÇ ALEVİLERİN DEJENERASYONU”
PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
ABBAS KARAKAYA: ‘Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor.’ saptamanıza katılıyorum. O zaman bu yapılanların amacı Alevilerin arasında (yeni) gerilimler yaratmak, bölmek ve daha kolay yönetmek. Nihai amaç ise Alevilerin dejenerasyonunu, asimile olmasını hızlandırmaktır bu başkanlığın hedefi.
“ALEVİLERİN SORUNU SİYASETLE, HUKUK MÜCADELESİYLE ÇÖZÜLÜR”
-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Alevilerin sorunu siyasetle çözülür, hukuk mücadelesiyle çözülür. Kültürünü yaşatmaya, aktarmaya çalışmakla çözülür. Tabii, siyaset derken uzun dönemli hedefleri, stratejisi olan, taktiklerini güncelleyen bir siyaset benim kastettiğim. Siyasi partilerin siyasetine, günlük siyasetin mide bulandırıcı pragmatizmine kapılmamış bir siyaset yapma biçimi öneriyorum. Bir insan MHP’li ve benzeri bir yerden geliyorsa, onun Aleviliğinde yanlış, karanlık giden bir şey var demektir. Alevilerin ağzına bir parmak bal çalmaktır bu yapılan. Bunu isteyen, kendine yakıştıran kişiler varsa öyle yapsınlar. Bırakın Alevi olmaklığı, insan olmanın haysiyetine de yakışmayan bir şeydir bu. Zaten başkanlığın amacının Alevi toplumunu silmek, eritmek olduğunu ilk soruya verdiğim cevapta belirttim.
-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
Haddini bilmezliktir bu. Alevi örgütlerinin yazılı açıklaması iyidir, doğrudur. Ama orada kalmamak lazım. Ansiklopedi gibi daha bir sürü uzun soluklu, sabırlı işlere girişmeliler. Bunu yapabilecek insanlarımız vardır. Yeter ki Alevi örgütleri istesin, niyet etsinler böyle işlere.
“ALEVİ KURUMLARI ANMA, KINAMA VE BASIN AÇIKLAMASI ÇIKMAZINDAN ÇIKMALILAR”
-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
‘Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi.’ Ne yazık ki bu değerlendirmeniz de doğru. Bu konuda neler yapılabilire geçmeden önce Alevi kurumlarının katliam anma ve kınama basın açıklamaları çıkmazından çıkmaları gerekiyor. Ancak ondan sonra yapılabilecekleri konuşabiliriz. Ayrıca, konuşabilmek için de önce insanları cemevlerine getirtebilmek gerekir. Yüz yüze konuşmakla başlanabilir, diyorum her şeye.
“PROTESTO EDİLMELİ”
-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
Zaten ‘ihtiyaç’ fazlası on binlerce Kuran kursu yok mu? Kartal Cemevi’nin yaptığın işgüzarlıktan başka bir şey değil. Cemevinin idarecileri protesto edilmeli. İfşa edilmeli, yazılmalı, söylenmeli; duyurulmalı ve böylece insanların oraya gitmeleri önlenmeli.
-Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
Gardrop Atatürkçülüğü diye bir ifade vardı ya, Alevi kurumlarının da anma, kınama Aleviliciliğini artık bırakmaları gerekiyor. Cemevlerinin yaşayan mekanlar haline dönüştürülmesi gerekir. Cem ve ölü kaldırma hizmetleri dışında insanlar başka şeyler de bulabilmeli bu kurumlarda.
Ne yazık ki toplumsal çürümeden Alevi toplumu da azade değil. Kurum ve dernek yöneticilerine buraların siyasi partilerin arka bahçesi olmadıklarını, buraların milletvekilliğine sıçrama tahtası olmadığının hatırlatılması gerekiyor.
Kurumların ‘sözcüleri’ olmalı, başkanları değil. Sözcülerin hizmet etme süreleri 2-3 dönemle sınırlanmalı.
Zorunlu din derslerinin kaldırılması için ciddi çalışmalara başlanmalı. Olup biteni bir iki kınama, basın açıklamasıyla geçiştirmekle yetinirsek, çok yakın zamanda Aleviliği öğretecek, aktaracak çocuklar, gençler bulamayacağız.
Yeni cemevleri yapmak yerine var olanları cesaretle, bilgi ve dayanışmayla idare etmeliyiz. Oraları bağlamayla, tiyatroyla, sanatla, bilimle, felsefeyle, sinemayla, sporla soluk alan yerler haline getirmeliyiz. ”
PİRHA- Şair-Akademisyen Abbas Karakaya, ana sınıfına da din derslerinin getirilmek istenmesine karşı yürütülen kampanyayı ve Kadıköy’de yapılan Demokrasi be Laiklik Buluşmasın’nı değerlendirdi. Karakaya, “Kampanya, lafı eğip bükmeden ‘laiklik, laik eğitim istiyoruz’ dedi. Özellikle de Alevi çocukları için sesimizi çıkardık, sesimizi çıkarmaya çalıştık, çalışıyoruz. Bunun onuru ve sevinci az şey değil” dedi.
Şair-Akademisyen Abbas Karakaya, 27 Şubat’ta İstanbul Kadıköy’de Demokrasi ve Laiklik Buluşması’nı PİRHA‘ya değerlendirdi.
Aynı zamanda kampanyanın yürütücülerinden olan Karakaya, buluşmanın 28 Aralık 2021’de başlatılan ‘Ana sınıflarında zorunlu din dersi bir faciadır’ başlıklı kampanyanın bir ara durağı olduğunu belirterek, mücadelenin süreceğini söyledi.
“BU BİR TABAN HAREKETİ”
Bu kampanyanın bir ‘taban hareketidir’ olduğunu vurgulayan Karakaya, “1-3 Aralık 2021’deki 20. MEB şurasından çıkan ‘ana sınıflarına zorunlu din dersi (ZDD)’ tavsiye kararına karşı bir cevap, tepki olarak başlamıştır. 28 Aralık 2021’de yayımlanan, imzaya açılan metinle kampanya başlatılmıştır. Aralık 2021’deki şuranın kapanışında Milli Eğitim Bakanı 3 Mart 2022’de şurada alınan kararlar hakkında açıklama yapacağını; kararların kesinleşmesi yönünde ne adımlar atıldığına dair toplantı yapacağını söyledi. Biz de bu tarihten önce bir sokak etkinliğiyle MEB’e seslenmek istedik” dedi.
MEB 20. Şurası’nın anaokullarına zorunlu din dersi tavsiye kararına Alevi kurumları da dâhil kimsenin ses çıkarmadığı için bu kampanyanın başlatıldığını belirten Karakaya, “Bu fecaat karara karşı çıkmak, bir şey yapmak istedik. Kimseden ses gelmeyince bir şey yapalım dedik. Kurumlardaki susma hali bizi harekete geçirdi” ifadelerini kullandı.
Kampanyanın amaçlarından birinin zorunlu din derslerine karşı mücadeleyi ortaklaştırmak, Alevi olmayanları da bu işin içine katmak olduğunu ifade eden Abbas Karakaya, şöyle devam etti:
“Bu kampanya bütün olumsuzluklara rağmen ses çıkarmaya devam etti, edecek. Laikliğin neredeyse ayıplı bir söz mertebesine indirildiği, siyasi partilerin ağızlarına almaktan kaçındığı bir konjonktürde bu kampanya lafı eğip bükmeden ‘laiklik, laik eğitim istiyoruz’ dedi. Eğitim- Sen’i, Veli-Der başta olmak üzere bir dizi STK ve sendikayı yanına alarak. Bu sendikalar, Alevi kurumları zayıf bir temsiliyet gösterdiyseler ne diyelim? Şansızlık. Çağrıcı kurumların nedense gönülsüzlükleri, gönülden sahiplenmemeleri vardı. Ancak, kampanya yürütücüleri olarak kendimize daha mütevazı bir ara durak, eylem de seçebilirdik.
“ALEVİ ÇOCUKALR İÇİN SESİMİZİ ÇIKARDIK”
Her şeye rağmen bu kampanyanın, daha 27 Şubat Kadıköy’e gelmeden önce etkileri ve sonuçları oldu. Kartal Cemevi’nde, o zamana kadar pek de bir araya gelmeyen Alevi kurumlarını bir araya getirdi. O bir araya gelmeden, yani basına açık toplantıdan hukuk komisyonu kurma, 27 Şubat’tan sonra iki toplantı düzenleme kararları da çıktı. Bunlar bu kampanyanın esinti ve etkilerindendi. Evet, Alevi olmayanları işe katmakta başarılı olamadık ama Alevi kurumlarında bir hareketlenme başlattık. Sonuç olarak, hiçbir şey yapamadıysak bile bu ülkenin, özellikle de Alevi çocukları için sesimizi çıkardık, sesimizi çıkarmaya çalıştık, çalışıyoruz. Bunun onuru, küçük gururu ve sevinci az şey değil.”
PİRHA-Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçlerinin, ana sınıfına kadar zorunlu din dersinin dayatılmasına karşı başlattığı imza kampanyası 4. gününde. Kampanyaya ilişkin Abbas Karakaya, Songül Tunçdemir ve Cuma Erçe, “Çocuklar dünyanın geleceği, evlerimizin güneşidir. Okul öncesi eğitimde din dersleri faciadır, kabul edilemez. Bakanlık bu konudaki kararını derhal geri çekmelidir” mesajını verdiler.
Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri, ana sınıfına kadar indirilmek istenen zorunlu din dersine karşı “Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz” başlığıyla 28 Aralık 2021’de bir imza kampanyası başlattı.
Başta Türkiye’de olmak üzere Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Alevi çatı örgütleri ve şubeleri, Alevi yurttaşlar, aydınlar, sanatçılar, şairler, gazeteciler, demokratik kitle örgütlerinin, bazı siyasi partilerin büyük destek verdiği kampanya devam ediyor. Kampanya 3 Mart 2022’ye kadar devam edecek.
Kampanyayı yürütenler ve destek verenler paylaştıkları kısa videolarla zorunlu din dersinin kaldırılmasını ve laik bir eğitim sisteminin getirilmesini istiyor.
“BAKANLIK BU KONUDAKİ KARARINI DERHAL GERİ ÇEKMELİDİR”
Şair Abbas Karakaya paylaştığı mesajında; “Çocuklar dünyanın geleceği, evlerimizin güneşidir. Okul öncesi eğitimde din dersleri faciadır, kabul edilemez. Bakanlık bu konudaki kararını derhal geri çekmelidir” ifadelerini kullandı.
“TEKÇİ, İNKÂRCI, ÖTEKİLEŞTİRİCİ VE CİNSİYETÇİ YAKLAŞIM ANA SINIFINA KADAR İNDİRGENEMEZ”
KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen üyesi öğretmen ve eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ise şu mesajı aktardı:
“Bir eğitimci olarak diyorum ki tekçi, inkârcı, ötekileştirici ve cinsiyetçi yaklaşım ana sınıfına kadar indirgenemez.”
“OKULLARDA SÜRDÜRÜLEN DİN EĞİTİMİ BİR İNSAN HAKKI İHLALİDİR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe de mesajında zorunlu din dersinin insan hakkı ihlali olduğunu vurgulayarak; “Bir eğitimci olarak diyorum ki, hiçbir çocuk bilimden ve akılcılıktan mahrum bırakılamaz. Okullarda sürdürülen din eğitimi bir insan hakkı ihlalidir” dedi.
KAMPANYAYI DESTEKLEYEN VE İMZALAYANLAR
ALEVİ ÇATI KURUMLARI: Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Amerika Alevi Kurumları (Pir Sultan Abdal Culturel Association Washington D.C. Winwest Alevi Cultural Center, -Pir Sultan Abdal Cultural Associates, USA), Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu, Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı, Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu.
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ, SİYASİ PARTİLER ve SENDİKALAR: Adam -Der, Anadolu Kadın Hareketi, Antikapitalist Müslümanlar, Çekmeköy Dayanışma Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi Konferansı Bileşenleri, Demokrasi İçin Birlik, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Divriği Kültür Derneği, EMEK Partisi, Eşitsiz -Eşitlik İnceleme Kadın Platformu, İnsan Hakları Derneği (İHD), İstanbul Barosu Çağdaş Avukatlar Grubu (ÇAG), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Halkevleri, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, Jineps Gazetesi, Kadın Partisi, Kırmızı Biber Derneği, Mersin 68’liler Derneği, Nor Zatronk, Silivri Demokrasi Platformu, Sol Parti Borçka, SYKP( Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi), Veli-Der, KESK, EĞİTİM SEN.
SİYASETÇİLER: Adnan SOYLU (Sol Parti Bartın İL Başkanı), Ahmet ŞIK (TİP İstanbul Milletvekili), Ali KENANOĞLU (HDP istanbul Milletvekili), Ali İbrahim TUTU (19. Dönem Milletvekili), Ali Şeker (CHP İstanbul Milletvekili), Barış ATAY (TİP Hatay Milletvekili), Feleknaz UCA (HDP Batman Milletvekili), Hüseyin AYGÜN (24.Dönem CHP Tunceli Milletvekili)
Hüseyin ÇAMAK (25., 26. Dönem CHP Mersin Milletvekili), Kemal BÜLBÜL (HDP Antalya Milletvekili), Mehmet TÜM (25. , 26. Dönem CHP Balıkesir Milletvekili), Müslüm SARI (24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili), Nesimi ADAY (HDP Halklar ve İnançlar Kom. Sözcüsü), Orhan SARIBAL(CHP Bursa Milletvekili), Oya ERSOY (HDP İstanbul Milletvekili)
Özgür Karabat (CHP İstanbul Milletvekili), Rıdvan TURAN (HDP Mersin Milletvekili), Serpil KEMALBAY (HDP İzmir Milletvekili), Süleyman Solmaz, (CHP Beyoğlu Meclis üyesi)
Tur Yıldız BİÇER (25., 26. Dönem CHP Manisa Milletvekili), Turabi KAYAN (CHP Kırklareli Milletvekili), Zeynel ÖZEN (HDP İstanbul Milletvekili), Zeynep ALTIOK (25., 26. Dönem CHP İzmir Milletvekili)
SANATÇILAR: Ali ÇAĞAN (Halk Ozanı), Ali Ekber EREN (Müzisyen), Arif SAĞ(Sanatçı), Ayfer DÜZDAŞ (Müzisyen), Belkıs AKKALE (Sanatçı), Burhan ŞEŞEN (Sanatçı), Erdal ERZİNCAN (Sanatçı), Esra ÖZTÜRK (Sanatçı, Akademisyen), Gani PEKŞEN (Sanatçı, Akademisyen), Gülşen ALTUN (Sanatçı), Hakan TOSUN (Belgesel Yönetmeni), Haluk ÜNAL (Film Yönetmeni-Yazar), Hasan Ali (Sanatçı), Hüseyin AYDIN (Müzisyen, Senarist, Yönetmen), Hüseyin TURAN (Sanatçı), Hilal NESİN (Sanatçı), İbrahim KARACA (Şair), Kemal KAHRAMAN (Sanatçı), Kutsal EVCİMEN(Sanatçı), Mazlum ÇETİNKAYA (Şair), Mehmet GÜMÜŞ (Sanatçı), Mercan ERZİNCAN ( Sanatçı), Metin KARATAŞ (Sanatçı), Metin KAHRAMAN (Sanatçı), Muharrem TEMİZ (Sanatçı), Murat MUSLU (Oyuncu), Mustafa IŞIK (Şair, Yazar, Ressam), Mustafa ÖZARSLAN (Sanatçı), Mustafa KORKMAZ (Şair, Yazar), Nilgün KIVIRCIK (Mimar), Nurşen URAL (Şair, Yazar), Onur AKIN (Sanatçı), Orhan AYDIN(Oyuncu), Önder Birol BIYIK (Şair, Yazar), Pınar AYDINLAR (Sanatçı), Ruhi KARADAĞ (Film Yönetmeni), Samiye DEMİR (Sanatçı), Sedat AKIN (Reklamcı), Serap YAĞIZ (Sanatçı), Sinan GÜNGÖR (Sanatçı), Şenol AKDAĞ (Sanatçı), Şevda Çelebi ÇİÇEK (Halk Ozanı), Turan ALICI (SANATÇI), Turan KARATEPE (Yazar, Şair, Senarist), Tolga SAĞ (Sanatçı), Yılmaz ÇELİK (Sanatçı), Zeki GÜMÜŞ (Şair), Zeynel DEMİR (Sanatçı)
AKADEMİSYENLER: Abdullah KÖKTÜRK (Akademisyen), Ahmet Kerim GÜLTEKİN (Akademisyen), Ayça ALEMDAROĞLU (Akademisyen), Ayfer KARAKAYA (Akademisyen, Bedriye POYRAZ (Akademisyen), Erol KÖROĞLU (Akademisyen), Hasan DEMİRTAŞ (Prof. Dr.; İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi), Hülya DOĞAN( Akademisyen), Kağan İŞMEN (Öğretim Üyesi), Mustafa ŞENER (Akademisyen), Mustafa DURMUŞ (Prof. Dr.), Necla KURUL (Prof. Dr.), Neşe ÖZGEN (Akademisyen), Osman AKKAN (Yazar), Ümit ÇETİN(Akademisyen), Dr. Semiha Özalp Günal(Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Genel Yönetim Kurulu Üyesi ), Selim sırrı KURU (Akademisyen), Zehra F. KABASAKAL ARAT (Prof. Dr.), Yılmaz KAHRAMAN (Akademisyen), Zeliha ALTUNTAŞ (Akademisyen, Yazar)
GAZETECİ VE YAZARLAR: Abbas TAN (Yazar), Ali Rıza Şimşek (Yayıncı), Ahmet AYDIN (Yazar), Abbas KARAKAYA (Yazar), Ahmet KOÇAK (Yazar), Ali BALKIZ (Yazar), Ali Ergin DEMİRHAN(Gazeteci), Ali YILDIRIM (İlahiyatçı, Yazar), Ayşegül DEVECİOĞLU (Yazar), Alaattin TOPÇU (Yayıncı-Yazar), Azat SAĞNIÇ (Yazar), Aziz Tunç (Yazar), Dilek ODABAŞ BAKIR (Gazeteci), Diren KESER (Gazeteci, Yönetmen), Erdal YILDIRIM (Yazar), Erdoğan AYDIN (Yazar), Esat KORKMAZ (Yazar), Ferhat AKTAŞ (Araştırmacı Yazar), Fuat ATEŞ Gazeteci), Hatice ÇEVİK (Gazeteci, Editör), Hasan HARMANCI (Yazar), Hayko BAĞDAT (Gazeteci), Hüseyin DEMİR (Yazar), İbrahim VARLI (Gazeteci), İlhami ALGÖR (Yazar), İsmet ALICI (Yazar), İsmail Cem ÖZKAN (Gazeteci), Kelime ATA (Gazeteci), Kemal DERİN (Yazar), Kazım GÜNDOĞAN (Yazar), Mehmet Ali DEMİR (Gazeteci-Medya.Com), Mehmet KABADAYI (Yazar), Mehmet TANLI (Gazeteci), Metehan AKBULUT (Yazar), Murtaza DEMİR (Yazar), Musa Kazım ENGİN (Araştırmacı-Yazar), Mustafa Kemal ERDEMOL (Gazeteci, Yazar), Nadir SAYIN (Yazar), Necdet SARAÇ (Gazeteci-Yazar), Nilgün METE (Gazeteci), Nihat ZİYALAN (Şair, Yazar), Nurcan GÖKDEMİR (Gazeteci), Piri ER (Yazar), Ragıp D. KONFER (Yazar, Tasarımcı), Ragıp ZARAKOLU (Yazar), Recai AKSU(Gazeteci), Recep MEMİŞOĞLU (Yazar), Rıza AYDIN (Yazar), Salih Zeki TOMBAK (Siyasetçi, Yazar), Saniye METE (Öykü Yazarı), Sevim ALAGÖZ (Yazar), Şehriban TEYHANİ (Araştırmacı, Yazar), Şükrü YILDIZ (Gazeteci), Turabi SALTIK (Yazar), Tevfik USLUOĞLU (Araştırmacı, Yazar), Zafer İŞÇİ (Yazar), Zafer YILMAZ (Yayıncı), Zeynep KURAY (Gazeteci), Zeynep TOZDUMAN (Araştırmacı Yazar), Zeynel GÜL (Gazeteci).
ALEVİ KURUMLARI: Aalen AKM, AABF Kuzey Bölge Kadınlar Birliği, AABF Baden Württemberg Bölge Temsilciliği, Alevi Düşünce Ocağı, Alevi Kadınlar Birliği, Alevi Gazetesi, Al-i Aba İlim Eğitim Araştırma Kültür Ve Sosyal Dayanışma Vakfı, Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi, Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği, Avusturya Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Aziz Baba Cem Evi, Bahçeşehir Hakikat Cemevi, Balıkesir Alevi Güçbirliği, Cem Vakfı Kavakpınar Cemevi, Cem Vakfı Sülüntepe Esenler Cemevi, Cenevre AKM, Enfield Alevi Kültür Merkezi, Cralsheim AKM, Çağdaş Alevi Birliği Platformu, Çorum Alevi Kültür Merkezi, Çipil Köyü Derneği, Danimarka Alevi Kadınlar Birliği, DAD İzmir Şubesi, DAD Kadın Meclisi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Esslingen AKM, Fransa Alevi Kadınlar Birliği, Freiderickhafen AKM, Freudenstadt AKM, Filderstadt AKM, Güvenç Abdal Ocağı, Kangal-Kocakurt Köyü Derneği, Hazreti İmam Ali Vakfı Cemevi, HAKEN Aydınlı Cemevi, Hacı Bektaş Veli Derneği Lüleburgaz Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sancaktepe Şube Emek Cemevi, HBVAKV Sancaktepe Şube Emek Cemevi, HAKEN Aydınlı Cemevi, HBVAKV Aydın Şube, Heilbronn AKM, Heidenheim AKM, Hubyar Sultan Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Hubyar Kadın Meclisi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, İsveç Alevi Kadınlar Birliği, İsviçre Alevi Kadınlar Birliği, İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, Kahramanmaraş Erenler Kültür Derneği Cemevi, Karlsruhe AKM, Kartal Cemevi, Kalander Çelebi Derneği, Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Kehl AKM, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Lauda AKM, Ludwisburg AKM, Mannheim AKM, Masource (Fransa Alevi İşverenler Birliği) Mersin Alevi Çalışma Grubu, Metz AKM, Midwest Alevi Cultural Center, Mosbach AKM, Mühlacker AKM, Nagold Altsteig AKM, Nantes AKM, Narlıdere Cemevi, Neufen AKM, Norveç Alevi Kadınlar Birliği, Ortadağ Erenler Cemevi Kültür ve Dayanışma Derneği, Pforzheim AKM, PSAKD Yol Erkan Kurulu, PSAKD Kadın Meclisi, Piri Baba Kültür Ve Dayanşma Derneği, Pişmeden Pişirilmez Alevi Çalışma Grubu, Rawensburg AKM, Remscheid Alevi Toplumu, Reınfelden AKM, Sarıgazi Cemevi, Sarısaltık Cemevi, Seyit Süleyman Aziz Baba Cemevi, Stuttgart AKM, Sultanbeyli Kul Himmet Cemevi, Strasbourg AKM, Taşdelen Cemevi, Topçu Baba Cemevi, Tübıngen AKM, Ümraniye Cemevi, Winnenden AKM, Wieloch AKM, Villingen Schwennıngen AKM, Yol Erenleri, Zeki Kaya Adalar Cemevi, Zeynep DEMİRDÖĞEN(Metz AKM Başkanı), 2 Temmuz Vakfı.
MESLEK GRUPLARI, AKTİVİSTLER, VELİLER: Adnan TİRYAKİ ( Pforzheim Akm ), Ahmet DEĞER(Aktivist), Ahmet AYDOĞAN (Kamu emekçisi),Ahmet TATAR (Dede), Ali ARSLAN (Neufen Akm), Ali GÖKOĞLU (Aktivist), Ali KOÇAK (Dede), Ali SOLAK (Crailsheim AKM), Ali PALA, Alișer ASLAN (Eski Heidenheim AKM Bşk), Ali Kemal FIRAT( Aktivist), Ali SÖNMEZ(Aktivist), Arif Tilki (Aktivist), Aydın T. KÜÇÜK (Doktor), Aysel KILAVUZ(Alevi Aktivist), Aysel SEVER, Arif BELGİN (Emekli Bankacı), Bahar ALTUN (Aktivist), Behzat NERGİZ (Cenevre AKM Bşk.), Bereket KAR (Artı tv), Bilal KILIÇ (Yol, Erkan Hizmetlisi), Birol Aydın ( Pforzheim AKM), Binali İPEK( Aalen AKM), Cansel BİÇER (Karlsruhe AKM), Cemal ŞAHİN (Yol Hizmetlisi), Cuma ERÇE (Eğitimci, PSAKD Tarsus Şb. Bşk), Deniz KAPLAN(Aktivist), Doğan ESER(İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu), Dursun ZEYREK ( Neufen AKM), Ecevit UĞURLU (Bremen Alevi kültür Merkezi), Efe ENGİN(Yol Hizmetlisi), Emel UZMAN, Ercan KARA, Erdal KILIÇKAYA (AABK Genel Sekreteri), Ergül ŞANLI (Dede), Erol TAŞDELEN (Ekonomist), Delil KARAKAYA (Emekli işçi), Faik HARMANCI(Aktivist), Fevzî ÇELİK ( Stuttgart AKM), Feriha MAVİGÖZ (Stuttgart AKM), Filiz KOÇ (İngiltere AKM Ve Cemevi Eşit Bşk.), Gökmen KIRKGÖZE ( Lauda AKM), Gülşen Türk(Aktivist), Gülten UZUNOVA (Rheinfelden KM), Gönül TAŞYÜREK (Aktivist), Gözde ÖZDİKMENLİ (Psikolog), Hakan YILDIRIM(Aktivist), Hali, POLAT (Mühlacker AKM), Halil İbrahim ÖZCAN (PEN 2. Bşk.), Hamza TAHMAZ (Dede), Hasan ÇAKMAK (Böblingen AKM), Haydar BUGA (Dede), Hasan DOĞAN(Yol Hizmetlisi), Hüseyin ÇAMAN (Dede), Hüseyin ELMAS (Dede), Hüseyin ÇETİN (ED -BEL Genel Müdürü), Hüseyin DEMİRDİZEN (Hekim), Hasan KAPIKIRAN (Mersin68liler), Hasan KOZLUDERE, İbrahim HAS (İngiltere AKM Ve Cemevi Eşit Bşk.), İbrahim SİNEMİLLİOĞULLARI (Avukat), İlyas ÇAĞLA(Eski AABF BW BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ BȘK), İrfan TAŞKIN (WinnendenAKM), Kamil İÇÖZ ( Dede), Kasım KAPLAN (Avukat), Kazım AÇIKTEPE (Dede), Kenan TAŞKESEN ( AABF KSK Eski Bşk), Fatoş ALGUR( Hak-Der Hollanda Alevi Federasyonu), Fatma POLAT, Nurhan DEMİRHAN (Tıp Doktoru, Avukat), Mahir ARDUÇ (Avukat), Mahir DURMAZ ( Kehl AKM), Metin ARSLANOĞLU (Remscheid AKM), Mehmet AKTAŞ (Avukat), Mehmet BOZGEYİK (KESK Eş Genel Bşk.), Mehmet DOLU, Mustafa ATEŞ (Eğitimci, CHP Önceki Dönem İst. Yön.Kur. Üyesi), Mehmet TURAN (Dede), Mehmet Ali ÖKMEN(Aktivist), Mehmet ŞAHİN (Ludwigsburg AKM), Mehmet Zeki DEMİR(Av.Aktivist), Melek DOLAR KARAKAYA, Memet KILIÇ (Avukat), Mustafa CAN (Alevi Aktivist, ABF Eski Yöneticisi), Muharrem AKTAŞ (Avukat, Eski ABF MYK Üyesi), Muharrem ERKAN (Dede), Musa KULU (DAD Eş Genel Başkanı), Mustafa Aksan (Nantes AKM Başkanı), Mustafa ASLAN(Strasbourg AKM Başkan), Münir KORKMAZ (Eğitimci), Narin GÜLÇİÇEK (Ana), Nazlı AKGÜÇ (Ana), Dr.Nazmi Algan(İTO Denetleme Kurulu Üyesi), Nedim YILDIZ (Weil am Rhein AKM), Nuran KILIÇKAYA(Aktivist), Öner ÖNDER (StuttgartAKM)), Önder Cömert(Mulhouse AKM Başkanı), Özlem ALTUNOK (Sosyolog), Övge AKBULUT (Karlsruhe AKM), Pakize GÜRHAN (Emekli), Sami DOĞAN (Sosyal Demokrat Derneği Genel Başkanı ), Sabit Kemal BAYILDIRAN (şiirsever), Saime TOPÇU (Eski DAD Eş Genel Başkanı), Sadık ERENLER ( Laichingen AKM), Selma GÜRKAN (EMEP Genel Bşk. Yrd.), Sedat BİCAN (LaudaAKM), Serap DALKILIÇ (Kuşadası Kent Konseyi Yöneticisi), Servet DEMİR(Aktivist), Seyit SÖNMEZ (Avukat), Sertap ÇOLAK (Aalen AKM), Sevim SAVUNMAZ (Eski AKD Manisa Şube Başkanı), Şakir YALÇINKAYA ( Mosbach AKM), Songül TUNÇDEMİR (KHK’lı Eğitimci), Şerife Ceren UYSAL (Dünya İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupa Av. Birliği Eş Genel Sekreteri), Şükran KABLAN (KESK Eş Genel Bşk.), Şükrü ŞAHİN (PSAKD Genel Başkan Yardımcısı), Taner BOYRAZ (Kehl AKM), Tunç KOÇ (Doktor), Turgut ÖKER (AABK Onursal Başkanı), Turan ESER, Vakıf ÇAĞIN (Psikolog, Psikanalist, Filolog), Varol AZİRET ( Aalen AKM), Vedat TEKDEN (Yol Hizmetlisi), Veli AY (Esslingen AKM), Veli Güneş (Aktivist), Yağmur KAVAK (Avukat), Yılmaz ATEŞ (Esslingen AKM), Yusuf DOĞAN(Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı), Zabit KARACAOĞLAN (WisslochAKM), Zeynep ERDOĞAN.
ADAM-DER(Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği üyeleri ve diğer yurttaşlar:
Abdullah KÖKTÜRK, Abdullah ŞENER, Ali GÖRKEM, Altan Aydın KADAYIF, Bahadır ALTAN, Burhan ERSAN, Cengiz KARAKUŞ, Celal SAYARER, Cihan PELEN, Çetin Ali NERGİZ, Erdoğan TANYERİ, Fahrettin ATALMIŞ, Faruk KOSTEL,Galip YAZGAN, Gülsen TATAR, Hasan KÖSE, Hasan TİLTAK, Hulusi GÖKDEMİR, Hüseyin TOPALOĞLU, Hüsamettin ERSÖZLÜ, Hüsniye ŞAROĞLU, İbrahim COŞKUN, İsmail Hakkı SABAT, Levent SERT, Kazım ŞAROĞLU, Kemal AKIROĞLU, Kudret ÜNAL, Kurtuluş KAYA, Mehmet Ali COŞKUN, Mehmet Fatih ÇAM, Mehmet Fatih KAYAGİL, M. Necati BEŞLER, M.Rıza YALÇIN, Muammer SAĞIR, Muhsin DALFİDAN(Emekli), Murat SAKLAYICI, Neftun YÜCEL, Nizamettin SEVİM, Nuriye ÜNAL, Orhan ALTAN, Osman Sular, Ömer Faruk KIRNIŞ, Serhat KARAGÜLLE, Süleyman ÜLKER, Süleyman Sadi GÜR, Süleyman KARATAŞ, Şentürk GÜCENER, Tayfun YAZICI, Tuna ATALAY, Turhan CEM, Rahmi YILDIRIM, Üstün GÜVENER, Üzer ÜLGEN, Şirin BABA, Vedat ŞENTÖREGİL, Veysel DUMAN, Yalçın ALACA, Yusuf ÇAKIR, Z. Murat GÜNEŞ.
(İmza Kampanyamız 3 Mart 2022 Tarihine Kadar egitimdefirsatesitligi13@gmail.com Adresinden Devam Edecektir. Sizin de İmzanızı Bekliyoruz. Birlikte Daha Güçlüyüz. )
PİRHA- Şair, Yazar, Çevirmen Abbas Karakaya, “Alevi dedelerine maaş bağlanırsa, ne Alevi dedeleri Aleviliği anlatabilecek, ne de talipler Aleviliği yaşayabilecekler” dedi. Karakaya, dedelerin maaşlı devlet memuru olunca kendilerine çizilecek sınırların dışına çıkamayacaklarına dikkat çekti ve ekledi: Aleviler açısından adaletsizliği gidermenin yolu 20-25 milyon Alevi içinden 1585 cemevi dedesini maaşa bağlamak olmamalı!
Kendisi de bir Alevi olan Şair, Yazar, Çevirmen Abbas Karakaya, son günlerde AKP hükümetinin basına sızdırdığı ‘dedelere maaş verilmesi’ meselesine ilişkin bir yazı kaleme aldı.
“Alevi dedeleri ve havlu atmış iktidar” başlıklı PİRHA’ya gönderdiği yazıda, “Alevi dedelerine maaş bağlanırsa, ne Alevi dedeleri Aleviliği anlatabilecek, ne de talipler Aleviliği yaşayabilecekler” dedi.
Karakaya, “Açık konuşalım: İşin içine maaş girince, Alevi dedeleri artık Alevilikteki içkin Tanrı anlayışını, yani Tanrı’nın yarattığı yeryüzünü terk etmediğini, canlar için günah-sevap defteri tutmadığını; Ene-l Hak kavramını, Alevilikte öbür dünya, cennet, cehennem kavramlarının olmadığı gibi Aleviliği Alevilik yapan özgün fikirleri anlatamayacaklar ya da anlatmakta zorlanacaklar. Çünkü dedeler maaşlı devlet memuru olunca kendilerine çizilecek sınırların dışına çıkamayacaklar” ifadelerini kullandı.
“Aleviler açısından adaletsizliği gidermenin yolu 20-25 milyon Alevi içinden 1585 cemevi dedesini maaşa bağlamak olmamalı” diyen Karakaya, “Yirmi milyonluk bir kitle içinde 2-3 bin Alevi’ye maaş vermek bu sorunu çözecek mi? Ne yazık ki çözmeyecek. Zaten bu maaş önerisini getiren devletin böyle bir amacı da yok. Asıl amaç Alevi asimilasyonu derinleştirmek, hızlandırmak” diye vurguladı.
Karakaya’nın yazısının tam metni şöyle:
“Alevi dedelerine maaş bağlanırsa, ne Alevi dedeleri Aleviliği anlatabilecek, ne de talipler Aleviliği yaşayabilecekler.
Aynı zamanda yüksek bir ahlak ve kültür olan, tüm canlıların hakkını gözeten, korku değil, sevgiyle, muhabbetle mayalanmış bu neşeli inanç biraz daha hırpalanmış olacak. Bu da, en son çözümlemede, Aleviliğin asimilasyonuna (eritilme ve unutturulmasına) hizmet edecek. Ama bu toplum buna müsaade etmeyecek.
Açık konuşalım: İşin içine maaş girince, Alevi dedeleri artık Alevilikteki içkin Tanrı anlayışını, yani Tanrı’nın yarattığı yeryüzünü terk etmediğini, canlar için günah-sevap defteri tutmadığını; Ene-l Hak kavramını, Alevilikte öbür dünya, cennet, cehennem kavramlarının olmadığı gibi Aleviliği Alevilik yapan özgün fikirleri anlatamayacaklar ya da anlatmakta zorlanacaklar. Çünkü dedeler maaşlı devlet memuru olunca kendilerine çizilecek sınırların dışına çıkamayacaklar. Çıktıkları takdirde hukuki, idari, cezai yaptırımlarla karşılaşacaklar. Yani Alevilik konuşulamayacak ve aktarılamayacak. Çünkü size maaş veren makam sizi kendi istediği kalıba dökmek isteyecek. Açık konuşalım: Sazımız, sözümüz, gülbenkler ve nefeslerimiz yavaş yavaş söylenmez olacak. Şiirin, müziğin inançta, dinde yeri olmaz diyecekler. Bektaşi fıkralarındaki neşemize bile daha sert itirazlar gelecek. Hakk’a yürüme erkannamelerimizi değiştirmemiz istenecek. Cemevlerine zamanında ‘cümbüş evi’ diyen Diyanet zihniyet bizi kendilerine benzetecek. Namaz dinin direğidir, kılana bu kadar sevap, kılmayana şu kadar ceza yazılır teranelerini daha sık ve sistematik duyacağız. Oysa yolumuzun mihenk taşlarından Şeyh Bedrettin yüzyıllar öncesinden Varidat’da şunu yazıyor: “Bütün namazlar ve niyazlar ahlakın düzeltilmesi ve iç yüzün arınması için bir vasıtadan ibarettir. Hakiki ibadetin hiçbir kayıt ve şartı yoktur. Hangi tarz ve türde yapılırsa yapılsın, Tanrı’nın dileğine uygun olur.”[1] Kısaca, Alevi dedeleri devlet memuru olurlarsa bu ve benzeri özgün, insanın dünyadaki gizemli yolculuğunu kolaylaştıran, doğayla uyumlu güzel Alevi bakış açılarını, çağımızın sorunlarına da cevaplar veren barışçıl, dayanışmacı, toplumcu incelikleri aktarmakta zorlanacaklar. Dedelerimiz parayı veren makamların yazdıkları reçetevari Sünni program ve propaganda alanı içinden seslenmeye ve davranmaya mecbur bırakılacaklar.
ALEVİLERİN TALEPLERİ
Alevilerin talepleri on yıllardan beri biliniyor. Bu talepler Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) internet sayfasından görülebilir. Taleplerin en acil olan ikisi şudur: Zorunlu din derslerine son verilmeli ve cemevlerinin Alevilerin inanç merkezi olduğu yasalara geçirilmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2014 yılında cemevlerinin ibadethane olduğuna ilişkin karar vermiş, ardından Yargıtay 2018 yılında cemevlerinin ibadethane olduğuna, tıpkı diğer ibadethaneler gibi elektrik faturalarının da devlet tarafından karşılanması gerektiğine hükmetmişti. Aleviler için bir şey yapmak isteyen iktidar önce mahkeme kararlarını yerine getirsin demek gerekmez mi? Geçerken şu özeleştiriyi de not edelim: Alevi örgütleri ve kurumları son yıllarda Alevilerin Eşit Yurttaşlık talepleri için mücadeleyi tavsatmış görünüyorlar. Cemevi inşaatları ve belediyelerden kaynak bulma ana meşgaleleri olmuş. Geçenlerde yaşanan Isparta Cemevi Vakası bu gidişatın yanlışlığını, çıkmaz bir sokak olduğunu gösterdi.
Kamu kaynaklarının son derece adaletsiz dağıtıldığı; Aleviler dâhil geniş halk kitleleri aleyhine politikalar izlendiği aşikâr. Buna mukabil büyük şirketler ve sermayenin açıkça kollandığını özellikle bu salgın döneminde herkes gördü, acılarla tecrübe etti, ediyor. Bu durumda, Aleviler açısından bu adaletsizliği gidermenin yolu 20-25 milyon Alevi içinden 1585 cemevi dedesini maaşa bağlamak olmamalı. Yirmi milyonluk bir kitle içinde 2-3 bin Alevi’ye maaş vermek bu sorunu çözecek mi? Ne yazık ki çözmeyecek. Zaten bu maaş önerisini getiren devletin böyle bir amacı da yok. Asıl amaç Alevi asimilasyonu derinleştirmek, hızlandırmak. İktidarın tek taşla vurmak istediği ikinci kuşsa, kendisine doğru artan sosyal ve ekonomik haklar temelli muhalefeti, mücadeleyi zayıflatmak ve bölmektir.
HAVLU ATMIŞ BİR İKTİDAR
Dedelere maaş bağlama teşebbüsünün manidar bir zamanlaması olduğu Alevi olsun, olmasın herkes farkında. Başka bir yol ulumuzun, Pir Sultan Abdal’ın “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” sözünü hatırlayalım: Rant için ormanını yakmaktan, deresini, suyunu zehirlemekten çekinmeyen, ülkesini kara para aklama ve uyuşturucu ticaretinin merkezine çevirmiş bir iktidardan bahsediyoruz. Berkin Elvanlar, Ali İsmail Korkmazlar için vur emri çıkarmış bir iktidarın dedelerimizi maaşa bağlamasını konuşuyoruz. Kendi seçmeni bile partilerini terk ederken Alevi dedelerine maaşa bağlamak isteyen de aynı iktidar. Halkın vergilerini beş büyük müteahhit çetesine aktarmakta beis görmeyen, halkını açlıkla terbiye eden iktidarın İçişleri bakanlığının resmi olmayan danışmanların 1585 cemevi ziyareti yapmış. En başta taliplerin, bu ziyaretlerde görüşülen dede ve yöneticilerin ezici çoğunluğunun dedelere maaş cinliğine karşı çıkacaklarını düşünüyorum. Çok küçük bir azınlık uzatılan bu havuca tamah edebilir. Ama her toplumda o kadar fire olur. Alevi toplumu önderleriyle beraber kendini arındırmayı da başaracak; bu aldatmaca, bu pespaye fırsatçılığı elinin tersiyle itecektir. Aleviler bunu birçok kez başardı, tarihimiz, günümüz ve ‘geleceğimiz’ de alın açıklıkları ve onurlu davranışlarla doludur.
SONUÇ YERİNE: YENİ BİR SAPTIRMACA
Alevilerin mücadelesi haklar ve özgürlükler mücadelesidir. Tekrarlayalım, dedelere maaş bağlanması bir Alevi talebi değildir. Yaklaşan seçimde oy alma yatırımıdır. Aynı zamanda Alevilerin ve Türkiye’nin gündemini fuzuli işlerle meşgul etme girişimidir. Yoksulluk, işsizlik, kadın cinayetleri, doğa kırımları, madencilik ve HES’lerle ülke insanı ve kaynakları tarumar edilirken, ayyuka ulaşmış bu suç ve kötülükleri dikkatlerden kaçırma girişimidir. Ayrıca, ‘Alevilik İslam içi mi, dışı mı’ gibi yanlış bir sorunun benzeridir. Yani devleti yöneten bölücü, tek tipçi zihniyet şimdi de istiyor ki Aleviler ‘dedeler maaş alsın mı, almasın mı’ gibi anlamsız, yanlış bir sorunun peşine takılsınlar, birbirleriyle münakaşaya başlasınlar. Ama sevgiye inanmış, paraya tapmayan Aleviler bu oyuna gelmeyecekler.”
PİRHA- Çevreci/Şair Abbas Karakaya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetmeliğinde, müslüman mezarlıklarında mezar yeri ebatlarının 1,20x 2,20= 2,64 m²; müslüman olmayanların mezarlıklarında 1×2=2 m² olduğunu belirtti. Karakaya bu eşit olmayan durumun bir an önce İBB tarafından giderilmesi gerektiğini dile getirdi.
Çevreci, Şair Abbas Karakaya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetmeliğinde mezar ebatları hususunda ayrıma gidildiğini bildirdi.
Karakaya, PİRHA’ya gönderdiği yazıda, Sağlık Bakanlığının 19 Ocak 2010 tarih, 27467 numaralı resmi gazetede yayımlanmış, Mezarlık Yerlerinin İnşaası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkındaki Yönetmeliği’nin aksine İBB yönetmeliğinde müslümanlara daha büyük mezarlar, ekalliyetlere (Müslüman olmayanlar) daha küçük mezarlar öngörüldüğünü kaydetti.
Karakaya, İBB yönetmeliği madde 5’te durumun şöyle düzenlendiğini belirtti:
“Mezar yeri ebatları MADDE 5- (1) Tüm Müslüman mezarlıklarında mezar yeri ebatları azami: 1,20x 2,20= 2,64 m²; (2) Gayrimüslim mezarlıklarında mezar ebatları: 1×2=2 m² dir.”
“YÖNETMELİKTEKİ BU ÇİFTE STANDARDIN GİDERİLECEĞİNİ UMUYORUM”
Şair Abbas Karakaya, İBB’nin her inanca eşit hizmet söylemini hatırlatarak şöyle devam etti:
“Yeni İBB yönetimi Aralık 2019 yılında ‘her inanca eşit hizmet’ şiarıyla İBB çatısında İnanç Masası adlı bir birim oluşturdu. Bu birimin yasal statüsü ve amaçlarını, ‘hizmetlerinin’ ne olduğu kamuoyunca tam olarak bilinmese de yönetmeliğindeki mezar boyutlarındaki çifte standardı gidereceğini bekliyor ve umuyoruz.”
“DİĞER İLLERDE BU AYRIM YOK”
Sivas, Konya, Mersin ve Ankara, İzmir belediyelerinde böyle bir ayrımın söz konusu olmadığını ifade eden Karakaya, “Bu belediyeler, Sağlık Bakanlığı yönetmeliğindeki mezar boyutlarını, Müslüman, Müslüman olmayan lafzına girmeden, tüm yurttaşlarına tatbik ettiklerini görüyoruz. Hakeza İzmir belediyesi de, Madde – 6 MEZAR EBATLARI: a) Tüm İslam mezarlıklarında mezar yeri ebatları azami: 0,80m x 2m = 1.6 m² dir. b) Azınlık mezarlıklarında mezar ebatları azami: 0,80m x 2m = 1,60 m² dir, şeklinde bahsetmektedir” diye belirtti.
MEZAR EBATLARI VE 1931’DE BAKANLAR KURULU KARARI
Abbas Karakaya, mezarların ebatlarının 1/7/1931 tarihli ve 11410 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Mezarlıklar Hakkındaki Nizamnameye uygun olarak yapılacağının belirtildiğini hatırlatarak şunları kaydetti:
“Mezarların ebatları MADDE 14 – (1) Mezarların büyüklüğü 1/7/1931 tarihli ve 11410 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Mezarlıklar Hakkındaki Nizamnameye uygun olarak yapılacaktır.
(2) Mezarların ebatları ile ilgili olarak; a) Bir mezarın uzunluğunun 2 metre, eninin 80 santimetre, derinliği en az 1.5 metre olacaktır, b) Hazır beton mezarların cenaze defninden sonra koku çıkışını önlemek için üzerleri en az 60 santimetre toprakla örtülebilecek şekilde inşa edilecektir, c) İki mezarın yan yana aralığı, baş ve ayak taraflarından birbirine mesafesi, küçük ve muntazam bir yol teşkil etmek üzere 50 santimetre olacaktır, ç) Yedi yaşına kadar olan çocuklara mahsus mezarlar aynı ada içerisinde 1 metre uzunluğunda, 50 santimetre eninde ve en az 1.5 metre derinliğinde olacaktır.”
PİRHA- Çekmeköy Deresi (Soğuk Su Deresi) Islah Çalışması Projesi kapsamında ev yıkılarak mağdur edilen Suna Duman ve diğer mağdurlar, İBB önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polisin engellemesi üzerine Saraçhane Parkı’na gitmek zorunda kalan yurttaşlar, AKP döneminde İSKİ tarafından yıkılan evlerini geri istediler. Dere ıslahının korsan ve kaçak yapıldığını belirten mağdurlar, Ekrem İmamoğlu’nun seslerini duymasını istediler.
İstanbul’da 5 mahalleden oluşan Çekmeköy’de Farabi Sokak Serindere’de ıslah çalışmasının mağdur ettiği insanların direnişi sürüyor.
Çekmeköy Deresi Islah Çalışması Projesi kapsamında Farabi Sokak’taki evi yıkılarak mağdur edilen Suna Duman ile diğer mağdurlar ve kendilerine destek veren çevreciler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması yapmak üzere bir araya geldi.
Ancak polis burada açıklama yapılmasına izin vermezken, mağdurlarla polis arasında tartışma yaşandı. Mağdurlar, kamusal alanda açıklama yapmalarının bir sakıncası olamayacağını belirtirken, polis izin vermemekte diretti.
Polisin engellemesi üzerine Saraçhane Parkı’na geçildi. Burada “İBB, İSKİ’nin eski suçuna ortak olma”, “Evimi neden yıktınız”, “İSKİ beton lobisi için çalışıyor, halkın su faturası zamlanıyor”, “Projesi olmayan dere nasıl yarılır, evlerimizi yıkan İSKİ projen nerede?” yazılı pankartlar açan Çekmeköy Farabi Sokak Mağdurları burada bir açıklama yaptılar.
SUNA DUMAN: EKREM BAŞKAN EVLERİMİZ NEDEN YIKILDI?
1129 gündür evini isteyen ve bir kulübede direnen Suna Duman, “Benim evi neden yıkıp 5 katlı bina diktiler. Adalet arıyorum” diyerek tepki gösterdi. Duman, “Neden dere bandında olmadığımız halde evlerimiz yıkıldı? Ekrem başkana soruyorum. 16 milyonun içinde ben yok muyum. Evimizi istiyoruz. Neden İSKİ’yi durdurmuyor. Burada bir rant hırsızlığı var. Bir kadın olarak sokaktayım. Yeter artık adalet istiyorum” dedi.
“HER ŞEY KAÇAK, HER ŞEY KORSAN”
Bir başka mağdur yurttaş ise Ekrem İmamoğlu’na seslenerek, “Ortada çok büyük bir adaletsizlik var. Koskoca İBB 6 yoksul gecekondu sahibinin sorununu çözemiyorsa istifa et. Tam iki sene sabrettik. Ekrem başkanın işi çoktur dedik., haberi yoktur dedik. ama haberinin olduğunu artık biz biliyoruz. Ama sen suç işleyenlere çanak tuttun. Suç işleyenler senden cesaret alarak korsan bir dere yapıyorlar. Üstüne bir de korsan peyzaj yapıyorlar. İSKİ bu dereyi hangi projeye göre evlerimizin dere bandında kaldığına karar verdi. Biz bu projeyi istiyoruz İSKİ vermiyor. İBB’ye dilekçe yazıyoruz cevap vermiyor. Üç senedir üç tane mahkeme bu projeleri istiyor ama proje yok. Her şey kaçak” diye konuştu.
“İSKİ DERELERİ BETONA BOĞUYOR”
Açıklamayı ise mağdurlar adına Doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya okudu.
Karakaya, “Bir gün uyandığımızda elimizde doğal dere kalmamış olabilir. İSKİ dereleri betona boğuyor. Bu yanlıştır. İklim krizini, su krizini yaşadığımız bu günlerde su kaynaklarımızı yok ediyor. Buna dur dememiz lazım. Eğer beton lobisini durdurmazsak dereler, doğa, biz, siz kaybedeceksiniz. Hepimiz kaybedeceğiz. Sadece beton lobisi kazanacak.” dedi.
Suna Duman’ın evinin dereye uzaklığının 26,5 metre olduğunu belirten Karakaya, İSKİ ve İBB yetkililerinin gelmediğini, korsan bir ıslah ve peyzaj olduğuna dikkat çekti.
Karakaya, “Evlerin yıkılmasından iki yıl sonra Ağustos 2020’de dere ıslahının fiili kısmı başladı. İnşaat tabelası bile yoktu. Durumu yargıya taşıdık. Dere bitti. Ama hala İSKİ mahkemeye proje sunamadı. Ortada proje yok” ifadelerini kullandı.
Mağdurlar, “Bizi perişan ettiniz, bu işin arkasını bırakmayacağız” diye bağırdı.
NE OLDU?
İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından AKP döneminde dere ıslah çalışması başlatıldı. Çekmeköy’de Köy-içi deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi.
Çekmeköy Merkez Mahallesi’ne bağlı Farabi Sokak’taki evler, 2 Ağustos 2018 tarihinde su havzası alanı olduğu gerekçesiyle yıkılmıştı. Mahallede 30 yılı aşkın süredir yaşayan ancak belediye tarafından evleri yıkılan aileler, çadırlarda yaşamaya başlamıştı. Belediye görevlileri çadırları da zorla sökünce, aileler konteynerlere sığınmıştı.
Dere çalışmasıyla ilgili tabelada yapı çalışmalarıyla ilgili yer alan bilgiler şöyleydi:
“Çekmeköy Köy İçi Deresi Peyzajlı Dere Islahı ve Peyzaj Projelendirme İşi; İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, İSKİ, İstanbul Ağaç ve Peyzaj. En son aylar önce İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu bir video paylaşarak derenin taştığını söyleyip, burada çalışmalara başlanacağını belirtti. Ancak dere 30 yıldır taşmamıştı. Doğal bir dere olan Soğuk Su deresi kokmayan ve bugüne kadar mahallelinin herhangi bir konuda şikayetçi olmadığı dere.
Çekmeköy’de doğal dere olan Soğuk Su deresinin (Köy içi) ıslah çalışmaları tepkilere neden oldu. Mağdurlar, 30 yıldır kadar taşmayan, kokmayan derenin ıslah edilme çalışmalarının kaçak olduğunu vurguluyor.
Evinin yıkılmasına karşı direnen Dersimli Suna Duman, 2 Ağustos 2018 yılından bu yana 6 metrekarelik barakada adalet nöbeti tutuyor.
Çekmeköylüler, “Durup dururken kendi halinde akan bir dereyi neden kuruttunuz?” diye soruyor.
PİRHA-Çekmeköy’de Köy-içi deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi. Doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya, Farabi Sokağın altında, Serindere’de bir süreden beri korsan dere ‘ıslahı’ yapıldığını belirterek, “Sayıları gittikçe azalan doğal bir dereyi betonlayarak imara açma işidir. Çoğu Alevi olup ciddi sağlık sorunları olan bu insanlara reva görülen yeni bir Sulukule zulmüdür” dedi.
İstanbul, Çekmeköy’de deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi. Üç yıldır evinin yıkılması üzerine direniş başlatan Dersimli Suna Duman, 2 Ağustos 2018 yılından bu yana 6 metrekarelik barakada adalet nöbeti tutuyor.
Çekmeköy Hamidiye Mahallesi’nde oturan, doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya da Çekmeköy deresi ıslah çalışması projesi karşı çıkan isimlerden.
5 mahalleden oluşan Çekmeköy’de dere ıslah çalışmasının mağdur ettiği insanların direnişlerini destekleyen Karakaya, Serindere’deki bu sözde dere ıslahın tamamen civardaki dere vadisini, su havzalarını, dere kenarlarını imara açmanın bir kılıfı olduğunu vurgulayarak, “Dere boyundaki kısa bir gezinti bile deredeki ıslahın aslında dere vadisinde yükselmiş apartman ve sitelere sosyal donatı alanı sağlamak için yapıldığını gösterecektir” dedi.
“BU DERE ISLAHI DOĞAL BİR DEREYİ BETONLAYARAK İMARA AÇMA İŞİDİR”
Farabi Sokağın altında, Serindere’de bir süreden beri korsan bir ‘dere ıslahı’ yapıldığını belirten Karakaya, “Bu ıslah derenin, çevrenin, iklimin talep ettiği bir ıslah; yani iyileştirme, özüne döndürme değildir. Sayıları gittikçe azalan doğal bir dereyi betonlayarak imara açma işidir. Dere ‘ıslahı’ bahanesiyle şimdiye kadar Farabi Sokak adresindeki altı ev yıkılmıştır. Yıkılan hiçbir ev dere koruma bandında kalmamasına rağmen, mahkeme kararı beklenmeden yıkılmış, ev sahipleri Pendik’e göçe zorlanmıştır. Resmi yazışmalarda bu göçtürmenin sözleşme yapılarak yapıldığı yazılsa da hakikat böyle değildir. İçinde kolluk kuvvetlerinin de olduğu, siyasilerin, karar vericilerin inatla üç maymunu oynadıkları, olup biteni anlamamakta ayak dirediği, verilen sözlerin de tutulmadığı bir süreç sonucunda gerçekleşmiştir bu göç” dedi.
“KORSAN DERE ISLAHI İNSANLARI BURADAN GÖÇTÜRMENİN KILIFIDIR”
Alın terleriyle yaptıkları, otuz yıldır yuva bildikleri, dereyle uyumlu evlerini kimsenin kendi isteğiyle terk etmeyeceğini ifade eden Karakaya, şöyle devam etti:
“Bu evlerin arsaları Çekmeköy köy statüsündeyken, muhtar imzalı köy senetleriyle satın alınmıştır. Yasal yoldan edindikleri arsalara ev yapan insanlara adres verilmiş, evlerinin önünden yol geçirilmiş, vergi toplanmış, seçimlerde oy kullandırılmıştır. Korsan dere ‘ıslahı’ bu insanları buralardan göçtürmenin kılıfıdır. Ayrıca, teknik, yasal, insani ve vicdanı hiçbir dayanağı olmadan, polis ve zabıtanın zoruyla evleri başlarına yıkılmış bu insanlar nereye gidecekti? Evleri yıkıldıktan sonra, ‘size daire tahsis ediyoruz’ deyip kandırılmışlardır. Gerçekte bedelsiz verilmesi gereken daha küçül daireler bu insanlara satılmıştır; satış sözleşmesi yapılmaya zorlanmış, mecbur bırakılmışlardır.”
“HERKESİ ADALETSİZLİĞİ GÖRMEYE VE BU DURUMU DEĞİŞTİRMEK İÇİN HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Evleri polis, zabıta terörüyle yıkılmış bu insanların ücretli işlere mahkûm edilen insanlar olduğunu belirten Karakaya, şunları kaydetti:
“Çoğu Alevi olup ciddi sağlık sorunları olan bu insanlara reva görülen yeni bir Sulukule zulmüdür. Bu bakımdan, öncelikle Alevi dernek ve kurumları olmak üzere doğaya ve yoksulluğa kendine dert edinmiş vicdan sahibi, eşit yurttaşlık hakkına inanan herkesi, dernek ve kurumları buradaki haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliği görmeye ve bu durumu değiştirmek için harekete geçmeye çağırıyoruz. Yıkılmış altı ev ve akıbeti belli olmayan on-on iki evin arsaları bu apartmanlara sosyal donatı alanı olarak kullanılacaktır. Böylece, dere manzaralı apartmanlardaki daireler daha yüksek ederlere satılacak. Kısaca, dere ıslahı adındaki inşaat faaliyeti, doğadan ve arkasızlardan çalınanların beton lobisine aktarmanın vasıtasıdır.”
PİRHA-Çekmeköy’de Köy-içi deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi. Doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya, dere ıslah çalışmasının elzem olmadığını ve bu projeden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Karakaya, dere ıslahında ısrar edilmesinin sebebini ise şöyle açıklıyor: Islah işlemi, sitedeki dairelerin değerini, imar rantını artırmanın aracıdır. Çalınan minarenin kılıfıdır.”
İstanbul, Çekmeköy’de deresi ıslah çalışması projesi kapsamında birçok aile mağdur edildi.
Üç yıldır evinin yıkılması üzerine direniş başlatan Dersimli Suna Duman, 2 Ağustos 2018 yılından bu yana 6 metrekarelik barakada adalet nöbeti tutuyor.
Çekmeköy Hamidiye Mahallesi’nde oturan, doğa ve yaşam hakları savunucusu Şair-Akademisyen Abbas Karakaya da Çekmeköy deresi ıslah çalışması projesi karşı çıkan isimlerden.
5 mahalleden oluşan Çekmeköy’de deresi ıslah çalışmasının mağdur ettiği insanların direnişlerini destekleyen Karakaya, eski adıyla Soğuksu; Köy-içi ya da Çekmeköy olarak da bilinen derenin İstanbul’un sayıları gittikçe azalan son doğal derelerinden biri olduğunu belirtti.
“BU DERENİN ISLAHINI GEREKTİRECEK BİR DAYANAK, İHTİYAÇ YOKTUR”
Bu dere ıslahının gerekli olmadığını, ıslah edilmezse çevreye, insanlara, hayvanlara zarar verecek bir durum arzetmediğini vurgulayan Karakaya, “Bu derenin bilinen tarihi içinde çevreye, insanlara verdiği bir zarar yok. Herhangi bir taşkın hadisesi bilinmiyor. Çünkü derenin geçtiği yerlerde çok yakın zamana kadar ev yoktu, mekan yoktu. Bu dere kokmuyor. Çünkü dere boyunda ağır bir yapılaşma veya sanayi tesisi yoktu, hala yok. Burası Eskişehir’deki Porsuk çayı gibi değil. Kısacası burada ıslahı gerektirecek bir dayanak, ihtiyaç söz konusu değil” dedi.
“İSKİ’NİN İNTERNET SAYFASINDA BİLGİ YOK”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geçen günlerde yayınladığı videoda derenin koktuğu ve taştığı için ıslah edildiğinin iddia edildiğini söyleyen Karakaya, İBB’nin dere kesitinin üç katına çıkarılacağını söylemesini garipsediğini çünkü elde bir istatistiki bir veri olmadığını kaydetti.
İSKİ’nin internetteki sayfasında da proje hakkında hiçbir bilgi olmadığını belirten Abbas Karakaya, 30 Eylül 2018’de Çekmeköy ilçesine yağan yağmurda kimi siteleri su basmasına rağmen derede hiç bir taşkınlık olmadığını dile getirdi.
“DERE BOYUNDA BİTMİŞ VEYA DEVAM EDEN İNŞAATLAR VAR”
Çekmeköy Köy-içi deresinin kokmayan, taşmayan, kendi halinde bir dere olduğunu ifade eden Karakaya, şöyle devam etti:
“Dere boyu ciddi bir betonlaşmaya maruz kalmaktadır. Örneğin, ıslah çalışmasının başlangıç noktasının 500-600 metre yukarısında, dere boyundaki bitmiş ya da devam eden inşaatların varlığı gibi. (Cihangir okulları, Maks okulları, Serinvadi Evleri, Köy-içi Evleri). Bu yapıların dere yatağına ya da dere kıyı çizgisine sıfır olarak nasıl yapıldıkları bir yana, sosyal donatı, otopark gibi mekânlardan yoksun oluşları ilçede nüfus yoğunluğuna, ulaşımda sorunlara yol açacaktır.”
Abbas Karakaya, dere ıslahının yapıldığı alanın başlangıç ya da herhangi bir noktasında şantiyelerde görülen bilgilendirici bir tabela olmadığına da işaret ederek, “Yani dere vadisine sokulan iş makinelerinin hangi rapor, hangi analiz, proje ya da ruhsata göre sokuldukları, ıslahın ne amaçla yapıldığı, şantiye sorumlusu, yüklenici kim ya da kimler olduğuna dair tek bir satır bilgi yok. Dere ıslahında Devlet Su İşleri’nin (DSİ) rolü, katkısı ya da onayı olup olmadığını da bilmiyoruz” diye konuştu.
DERE VADİSİNE İŞ MAKİNALARI 17 AĞUSTOS 2020’DE GİRDİ
Dere vadisine iş makinelerinin 17 Ağustos 2020 tarihinde girdiğini ve vadide çalışmaya başladıklarını aktaran Karakaya, şunları kaydetti:
“Doğal derenin tabanının en geniş yeri 1.5- 2 metreyken, bu 8-9 metreye kadar genişletiliyor, hatta derinleştiriliyor. Derenin doğal yatağı tamamen değiştirtildiği gibi, akış istikameti (hidroliği) de kasıtlı olarak, teknik verilerin hilafına değiştiriliyor. En vahimiyse, dere yatağına demirlerle tahkim edilmiş, devasa beton bloklar döşeniyor. Bu çalışmaya ıslah demek yanıltıcı ve yanlıştır. Çekmeköy Deresi ve vadisinde durumu iyileştirilen, iyiye giden, düzeltilen hiçbir şey ya da canlı organizma yoktur. Tersine, dere yatağının doğal bitki örtüsü kazınıyor, vadideki meşelikler, meşe ağaçları ve yamaçlarda insanların elleriyle diktikleri ağaçlar kesiliyor.”
DERE ISLAH ÇALIŞMASINDA NEDEN ISRAR EDİLİYOR?
Abbas Karakaya, dere ıslahında ısrar edilmesini ise şöyle açıklıyor:
“Son 5-6 yıl içinde dere ıslahının duyulmasıyla eşzamanlı olarak ıslahın yapılacağı vadinin teraslarında siteler yükselmeye başladı. Kimileri bitti, kimilerinin inşaatı sürüyor. Bu siteler dar alanlara yapıldıklarından sosyal donatı alanları, sitelerden beklenen sosyal tesis, park vb. sunamıyorlar; yine bu yüzden terk alanlarını başka yerlerde göstermek zorunda kalmışlardır. İşte, derenin geçtiği vadi bu sitelere özel yeşil alan olarak hazırlanmaktadır. Bu iş için peyzaj yeterli değildir. Çünkü dere vadisinde otuz yıldan beri 16 gecekondu vardı. Sitelerin manzarası bozulmasın diye bu gecekondudaki insanların göç ettirilmeleri gerekmektedir. İşte, ıslah işlemi, sitedeki dairelerin değerini, imar rantını artırmanın aracıdır. Çalınan minarenin kılıfıdır.”