Etiket: abdal musa derneği

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Muhabbet Cemi’nde, Aleviliğin, rızalık yolu olduğu, Alevi-Bektaşilik’te bilinmesi gereken kaynakların 1925’ten sonra yazılmış eserler olmadığı, dergahlar kapatılmadan önce dergahlarda, ocaklarda hizmet yürüten rehberlerin pirlerin mürşitlerin aşıkların sadıkların kelamları olduğu belirtildi.

    Muhabbet Cemi erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Ali Aksoy ve Zakir Barış Karabatak katıldı.

    Yürütülen muhabbet ceminde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir, “Cemdeki mana bir araya gelmek toplanmak gönülleri birlemek rızalık almaktır. İkrar cemi kişi reşit olduktan yola ikrar verdikten sonra Alevilik öyle başlar. İkrar veren kişi Hakk’a yürüdükten sonra da o kişinin Dar Cemi yapılır. Alevilik insanlık üzerine kurulu bir yaşam biçimidir. Alevi Bektaşi inancı hizmetlerinde hepsinin ayrı ayrı bir anlamı vardır” diye belirtti.

    “BİZİM TEK KAYNAĞIMIZ AŞIKLARIN SADIKLARIN KELAMLARIDIR”

    Alevi Bektaşiliğin anlatılmasında ki eserlerin kesinlikle 1925’ten sonra yazılmış eserler olmadığını belirten Kızıldeli Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı,”1925’ten önce yazılanlar aşık sadıkların kelamları bizim tek kaynağımız. Onun dışında bizim hiçbir kaynağımız yok. Buyruk diyoruz en az 5 tanesini okudum 5’inde birbirinden farklı. Alevi Bektaşi gençliği Alevi Bektaş toplumu bu yazılı eserler üzerinden kendilerini tanıyamazlar. Dergahlar kapatılmadan önce var olan dergahlarda, o ocaklarda hizmet yürüten rehberlerin pirlerin mürşitlerin aşıkların sadıkların kelamları var. Yol ancak onlardan anlaşılır” dedi.

    “LAİK EĞİTİM, İNSANCA YAŞAM, DEMOKRATİK TÜRKİYE MİTİNGİ İÇİN CİDDİ ÇALIŞMA YAPILMADI”

    Kadıköy’de yapılan “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye’ mitingi” ilişkin hiçbir çalışmanın yapılmadığına tepki gösteren Sazcı, Son bir haftaya kadar hiçbir kurum çağrıda bulunmadı. Ne bir afiş, ne bir pankart, ne bir duyuru. Sadece WhatsApp gruplarında üyelere bir hafta öncesinden atıldı Dolayısıyla ciddi bir örgütlenme  olmadı ve 5000 kişiyle bir miting gerçekleşti. Acınası bir durum Türkiye genelinde Alevi Bektaşi kurumlarının katıldığı bir mitinge 5000 kişi katılıyor. Sadece İstanbul bunun fazlasını çıkarmalıydı” dedi.

      Alevi Bektaşi cemevi başkanlığının   başına getirilen kişinin hem faşist hem gerici hem yobaz aşırı derecede sinsi ve tehlikeli olduğunu belirten Sazcı, Ali Rıza Özdemir

    Alev Bektaşilere sapkın diyen bir adam. Türban takmayan Alevi kadınlarını ceme girmemesi gerektiğini iddia ediyor cemi de bir kültürel aktivite olarak görüyor. Asıl ibadeti namaz olduğunu söylüyor bunu söyleyen kişi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının başına getiriliyor” diye belirtti.

    “ALİ RIZA ÖZDEMİR ASIL İBADETİN NAMAZ OLDUĞUNU SÖYLEYEN BİR KİŞİLİK”

    Ocak zadeler meclisini kurdular bu mecliste ne yaptılar Hacı Bektaş dergahında Veliyettin Hürrem Ulusoy’a Dertli Divani babaya karşı bir açıklama yayınladılar onları düşkün addetmeye çalıştılar yine Ehlibeyt aşıkları Dergâhı gibi bir dergâh oluşurdular ciddi bir örgütlenmeler var. Tehlikeli olarak görülmesi gereken bir kişilik” diye belirtti.

    Alevi Bektaşi cemevi Başkanlığını ABF’nin tabanından daha fazla Alevi nüfusuna sahip olduğunu da vurgulayan Sazcı, “Özellikle kurumlar içerisinde var olan üniversite gençliğine hukukçulara söylenen şu ki AİHM’deki çıkan kararları biz de onaylatmak için mücadele edeceğiz. Biz Aslında iyi niyetliyiz iktidar yanlış yaptı şimdi düzeltmek istiyor görüşmelerde bunu beyan ediyorlar” dedi.

    “DEDELER BABALAR DONAMINMLI OLMALI  GENÇLERİ AYDNLATMALI IŞIK SAÇMALI”

    Murat Aşuroğlu ise, Cemi yürüten dedeler babalar hizmetlerinin anlamını çok iyi bilmeli ve bunu çok iyi anlatmalılar. 60 70 sene önce köylerimize gelen dedeler bize cemlerde barışı kardeşliği anlatırlardı. Cemler o zaman yasaktı. Hizmetlerin ne anlama geldiğini çok iyi anlatmanız gerekiyor. Niye, neden bugün hala Alevilerin üzerinde bu katmerli baskılar devam ediyor. 1500 sene önceki şeyleri anlatarak insanlarımız ileriye taşıyamayız, ışık saçamayız. Alevilik ışık saçmaktır. Biz bilimin temsilcileriyiz. Gençlerimize aydınlatmamız birbirimize bir şeyler vermemiz gerekiyor”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • Antalya’da Muhabbet Ceminde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısı yapıldı – VİDEO

    Antalya’da Muhabbet Ceminde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısı yapıldı – VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen Muhabbet Ceminde, 7 Ağustos günü Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılmak istenen muhabbete polisin ve güvenlik görevlilerinin müdahale etmesi konuşuldu. Mehmet Turan dedenin polise direnç gösterip nefesler söylemesinin öneminin vurgulandığı cemde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısında bulunuldu. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Ceme Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanları Zakir Süleyman Demir ve Gülçin Akça, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı ve Zakir Kader Bahadır katıldı.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE EDEMEDİLER ŞİALAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı, yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir cemde yaptığı konuşmada, “Alevilik, şeriat mahkemesine bugüne kadar gitmeyen, hep kendi içerisinde mahkemesini kurmuş, yıllık sorgusunu görgüsünü yapmış, bir düşkünlüğü var ise toplumdan uzaklaştırmış, jandarması olmayan, polisi olmayan, hâkimi, savcısı olmayan, kendi öz kültürü ve inancıyla yaşam biçimini sürdürmüş ve bu güne kadar gelmiş olan bir yol” dedi.

    AKP’nin Aleviliği, Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlayarak Cemevi Başkanlığı kurmasına ve cemevlerine memurlar göndermesine tepki gösteren Demir, “Dedelere, zakirlere maaş bağlamak, cemevlerinin elektrik su paraları ve giderlerini karşılamak için çalışmalar yürütülüyor. Alevileri Sünnileştiremedikleri için biraz daha Şialaştırmak Şia kültürüne biraz daha uyarlamak için çabaları, çalışmaları var”şeklinde konuştu.

    “KENDİ DERGÂHIMIZDA KENDİ NEFESLERİMİZİ SÖYLEYEMEDİK”

    Demir ayrıca,  7 Ağustos tarihinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda 3 tane nefes söyleyecektik bize engel oldular, nefesi söyletmediler. Orada cami var, camide namaz kılınıyor. Biz kendi dergâhımızda saz çalıp nefesimizi söyleyemedik” diye hatırlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SİNİR UÇLARI İLE OYNUYORLAR”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise, AKP’nin Hacı Bektaş Veli portresinde aslan ile ceylanı kaldırmasını eleştirerek, şunları kaydetti:

    “Bizim bu gördüğümüz resimlerde Ali aslında gerçek Ali değil, Hünkârın posterindeki ceylan ile aslanlı resim gerçek Hünkâr değil. 1950’li yıllarda kişilerin çizmiş olduğu resimler. Onlar yayılarak bir şekilde Alevi toplumu içerisinde yer edinmiş, yer bulmuş semboller. Oradaki aslan bir güç bir kuvvet, diğer taraftaki ceylan ise bir mazlum. İkisini de bir arada tutarak mazlumu koruyan bir fikir. Hacı Bektaş Veli’nin resmindeki aslanı ve ceylanı posterden alarak bir şekilde Alevi toplumunun sinir uçlarına dokunmaya çalışıyorlar.”

    “MEHMET TURAN DEDE DERGAHTA NEFESİ SÖYLEDİ, MÜDAHALE EDEMEDİLER”

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na gelmeden önce Fikret Otyam’ın mezarı başında anma yaptıklarını sonrasında ise dergâha geçtiklerini ifade eden Akça, dergahta muhabbet etmelerine izin verilmemesine karşı kararlı duruş sergilediklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Mehmet Turan dede ile birlikteydik. Dergâhın bahçesindeki kalabalığın da bizi desteklemesi, bizden bir beklenti içerisinde olmaları üzerine orada toplandık. Mehmet Turan dede ile beraber dergâhın içerisinde bir nefes dahi söyleyemedik. Oradaki görevli üzerimize yürüdü ve burayı terk edin dedi ve çok ağır bir dil kullanarak oradan bizi çıkardılar. Mehmet Turan dedenin orada güzel bir tavrı oldu. ‘Ben çıkmıyorum, ben bir Alevi dedesiyim. Ben burada bir nefes söyleyeceğim, gücün yetiyorsa sen beni tutukla’ dedi. Bence Alevi dik duruşu bu olmalı. Orada nefesini söyledi, hiçbir şekilde müdahale edemediler. Çevremizde İlçe Emniyet Müdürü görevli polislere, oradaki güvenlik korumalarına rağmen Mehmet Turan dede müthiş bir duruşla orada o nefesi söyledi.”

    “SİVİL İTAATSSİZLİK EYLEMLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

    Yapılması gerekenin sivil itaatsizlik olması gerektiğine vurgu yapan Akça, “Basın açıklamalarının, yürüyüşlerin getirisinin olduğuna inanmıyorum. Bu toplum eğer bir şekilde direniş gösterecekse eğer ancak sivil itaatsizlik yöntemleriyle geliştirmesi gerekiyor. Bu tartışılır. Ne yapabiliriz ne yöntemler çıkartabiliriz ama basın açıklamaları bu işi bir şekilde savuşturuyor, bunun ötesine gitmiyor, hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Alevi toplumunun dergâhlarına yönelik müthiş bir işgal var müthiş bir asimilasyon var. Buna karşı farklı yöntemler geliştirilmek zorunda” dedi.

    “DERGAHLARIMIZDA HÜZMET YÜRÜTMEK İÇİN ONLARDAN İZİN BEKLEMİYORUZ”

    Kızılderili Ocağı yol hizmetkârlarından Mustafa Sazcı da “Biz Hacıbektaş’ta Hünkârın dergâhına vardığımızda bizi Ana bacı çevirdi ve dedi ki uzun süredir cem görmedik, bize saz çalın, nefes söyleyin, biz de semah dönelim. İçinden geleni söyledi. Daha sonra Mehmet Turan dede ile birlikte topluca dergâhın avlusuna girdik. Orada tam nefese başlayacağız, etrafımızda kültür bakanlığının atadığı güvenlik görevlisi ‘hey hey burada böyle şeyler olmaz’ deyip girdi. Hiçbir şekilde edebe erkâna sığmayacak, o dergâhın maneviyatına sığmayacak bir hal ve hareketle ‘burada böyle şeylere izin yok’ dedi. Sanki Alevi Bektaşiler kendi dergâhlarında hizmet yürütebilmek için onlardan izin bekliyormuş, bekliyormuşuz edasıyla bunu yaptılar” dedi.

    “BU DERGÂHLAR BİZİM; NE KÜLTÜR BAKANLIĞI’NIN NE DEVLETİN”

    Mehmet Turan ‘dedenin burası bizim! Bizim çöplüğümüzde siz ötemezsiniz, bu dergâh Alevilerin, bu dergâh hiçbir zaman Kültür Bakanlığı’nın ve devletin olmadı’ şeklinde tepki gösterdiğini ifade eden Sazcı, “Burası Abdalların, Türkmen Kızılbaşların, Kürt Kızılbaşların dergâhı. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın girişinde yazıyor. Bu kapı âşıkların kapısı, eksik gelen tamam olur. Orası âşıkların, dervişlerin, sadıkların, topyekûn Alevi Bektaşilerin dergâhı. Bunun adını koymak gerekiyor” dedi.

    “BİZE YAPILAN SALDIRIYA KARŞI SADECE PSAKD, PİR HABER AJANSI, CAN TV VE WELG MEDYA SAHİP ÇIKTI”

    “Buralarda devlet zaten bizim varlığımıza karşı varlıklarını güçlendiriyorlar” diyen Sazcı konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Dergahta yapılan müdahaleye, bu yaşanan duruma, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi dışında hiçbir Alevi Bektaşi kurumu tepki göstermedi, hiçbir Alevi Bektaşi kurumu bu olayın üzerine gitmedi. Aleviler kendi dergâhlarından kovuldu, hiçbir Alevi kurumunun gündemine dahi girmedi. Ancak Pir Haber ajansı, Can TV, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve Avrupa’da yayın yapan Welg Medya olayın duyulması için çaba harcadı.

    “ALEVİ İNANCINA ABDALLAR GİBİ BAĞLI OLMAK LAZIM”

    Bu böyle gidecek. Bugün biz engellendik, yarın bir başkası engellenecek! Açık söyleyeyim o Abdalların gösterdiği itikadı, dergâha olan bağlılıkları, o direnci gösterdiğimiz sürece başarılı olabileceğimize inanıyorum. Abdalları sivil polisler, güvenlik görevlileri kovmaya çalışıyorlar, o nefes bitinceye kadar oradan çıkmadılar. Burada bizim asıl ihtiyacımız olan dergâhlarımıza samimi bir şekilde gönülden bağlı olmak.”

    Muhabbet Ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-Muharrem ayı dolayısıyla Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde Muharrem Cemi yapıldı. Cemde Akbelen Ormanı’ndaki ağaçların kesilmesinin Kerbela olduğu vurgulanarak, “Kerbeladan hiçbir farkı yoktur. Ha bir ağacı kesmişsin ha bir genci kesmişsin aynı şey” ifadelerine yer verdi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yapılan cem erkanına Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı,yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Zakir Ferhat Kilit katıldı.

    Yürütülen Muharrem ceminde Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı, yaptığı konuşmasında, “Biz İmam Hüseyin’i yalnızca yaşamı ile yaşamını anlatmakla yeterli bulmuyoruz. Çünkü Alevi Bektaşi  inancı ve öğretisi Alevi Bektaşi felsefesi İmam  Hüseyin’i Kerbela’da şehit edilmiş bir kişi olmaktan çıkartarak Kalu Bela’dan beri hakkın varlığı ve birliği olan belli dediğimiz günden bugüne yaşanan Adem oğlunun yapmış olduğu cümle zulme, cümle karanlığa karşı bir direnişin bir mücadelenin bir iyiliğin sembolüdür. Mazlumun sembolü olmasa hasebi ile Alevi Bektaşi öğretisi İmam Hüseyin’i Şahı Şehidan Şahlık mertebesine yükseltmiş, İmam Hüseyin bizim için mazlumların sembolü olmakla beraber o zalimlere karşı bir direnişin de bayrağı haline gelmiştir. İmam Hüseyin bizim için bilincimiz, bizim bu yola duyduğumuz aşk olmalı” dedi.

    İmam Hüseyin’in mirasını Dersimde Seyit Rıza’nın aldığına da dikkat çeken Sazcı, Onun mirasını “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana ders oldu, ancak ben de sizin önünüzde boyun eğmedim bu da size dert olsun” diyen evladı Kerbeladır. Ayıptır, zulümdür, günahtır yapmayın diyen Şehit Rıza bizim için İmam Hüseyin’in mirasını devraldı” dedi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir ise, İmam Hüseyin hiçbir zaman taviz vermeden süregelen ve Anadolu’ya doğru yayılan her yerin Kerbela olduğu bu süreçti. Kerbela oradan Denizlere kadar geldi. Denizlerin duruşları Hüseyin bir duruştu” diye konuştu.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise, Kerbeladen bu tarafa katliamlar hiç bitmediğine işaret etti.

    Muğla Akbelen’de Alevi Bektaşi öğretisinde cana kıymak cana dokunmak böyle bir şey düşünülemez ağaçların kesildiğine dikkat çeken Akça, “İnsanlar ağaçlara sarılıyorlar. Çünkü bizim inancımızda ağaçta bizim bedenimizden bir parça canımızdan bir can, biz onlardan farklı değiliz. Bugün müthiş bir kıyım var. Kapitalistler kendi çıkar ve menfaati için asırlık ağaçları kıyıyor” diye ifade etti.

    Akbelen’de ağaçlara sarılan yaşlı kadınlara işkence edildiğini vurgulayan Akça,” Bu da bir katliamdır, bu da bir Kerbeladır. Kerbeladan hiçbir farkı yoktur. Ha bir ağacı kesmişsin ha bir genci kesmişsin aynı şey” ifadelerine yer verdi.

    Muharrem ceminde gülbenglerin okunmasının ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık Alevi toplumunun dedesi değildir’-VİDEO

    ‘Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık Alevi toplumunun dedesi değildir’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Seyit Ali Sultan Ocağı  Mensupları Muhabbet Cemi yürüttü. Cemde yapılan konuşmalarda, Alevilerin inancına ve değerlerine sahip çıkılması çağrısında bulunuldu. Cemde ayrıca dedelere maaş verilmesinin de kabul edilmeyeceği belirtilerek, “Devletin veya sarayın dedesi olduğu zaman artık toplumun dedesi değildir” denildi.

    Kızıldeli Seyit Ali Sultan Ocağı  Mensupları Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde  Muhabbet Cemi yürüttü. Muhabbet Cemi, Hacı Bektaş Veli Ocağı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Gülçin Akça, Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı ve Muhammet Sazcı tarafından yürütüldü.

    Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir cem meydanında bulunmanın anlam ve içeriğine ilişkin yaptığı konuşmasında, “Cem meydanına galipte bu meydanda özümüzü dara koyup bir mürşit huzurundan geçip eğer aklanıp paklanıyorsak, cennetimiz budur” dedi.

    “Aleviler hiçbir zaman Osmanlı’nın kadısına, müftüsüne gitmemiş, şikâyette bulunmamış” diyen Demir, “Jandarması yok, polisi yok, cezaevi yok, hâkimi yok, savcısı yok, hiçbir şey yok. Bir düşkünlük makamı var, bu düşkünlük makamında da kişi yoldan düşerse onunla konuşmamak, ilişki kurmamak; bir nevi cezalandırma var” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER BAKANLIĞA BAĞLANIRSA YA HINZIR PAŞA OLACAK YA DA PİR SULTAN GİBİ”

    Dedelere maaş verilmek istenmesine de tepki gösteren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son dönemlerde Alevilerin Kültür Bakanlığına bağlı bir daireye bağlanmasına ilişkin çalışmalar var. Alevilerin inançlarını, ritüellerini tanımıyor. Aleviler yapsa yapsa kültürel faaliyet yapar şeklinde yaklaşım var.  Oradan bir alan açarak dedelere maaş verecek, elektriğimizi, suyumuzu verecek, kapımızın penceremizin boyasını yapacak hepsi bu onun dışında hiçbir şey yok. Ama oradan dedeye verdiği maaş ile buraya hutbe gönderecek perşembelikte “şunu okuyun, bu cemlerde bunu söyleyin” diyecek. Devletin dedesi veya sarayın dedesi olduğu zaman artık toplumun dedesi değildir. Aleviler Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir daireye bağlanırsa ya Hınzır Paşa olacak ya da Pir Sultan gibi özünden kopmayıp saraya karşı duracak.”

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı da, “Bizlerin eskiden olduğu gibi ocaklarımıza, rehberlerimize, pirlerimize, mürşitlerimize sahip çıkarak ocaklarımızda yürüttüğümüz geleneksel yol erkan hizmetlerini yürütebilmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    “Biz ne kadar Aleviyiz ne kadar Aleviliği biliyoruz?” diye soran Sazcı, şunları aktardı:

    “Bugün hepimiz imam Hüseyin’i, Şeyh Bedrettin’i, Börtlüce Mustafa’yı, Torlak Kemal’i, Abdal Musa’yı, Kızıldeli Seyit Ali Sultan’ı anıyoruz. Anmak güzel ama anlamaya çalıştık mı bir kere olsun. Bu insanların hiç işleri yok muydu? Yol erkan hizmeti yürütmüşler, kellelerinin gideceğini bile bile bu sisteme karşı mücadele etmişler, yolu, erkanı sürmüşler. Bizim ocağımızda da söylerler İmam Cafer buyruğunda da yazıyor” Rıza şehri mücadelesi” yani herkesin bir olduğu, birlikte üretip, birlikte tükettikleri mücadeleyi vermişler bu topraklarda.”

    12 hizmet tamamlandıktan sonra Yol Hizmetkarı Zakir Süleyman Demir ve Mustafa Sazcı’nın söylediği deyişler ve nefeslerin ardından lokma gülbengi ve lokmaların pay edilmesi ile cem tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Aleviler Abdal Musa Türbesindeydi; ‘Zalimliğe boyun eğmemek için Aleviyiz’-VİDEO

    Aleviler Abdal Musa Türbesindeydi; ‘Zalimliğe boyun eğmemek için Aleviyiz’-VİDEO

    PİRHA- Antalya’daki Alevi örgütleri, Tekke Köyü’nde yer alan Abdal Musa Türbesi’ni ziyaret etti. Burada lokmalar pay edilirken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Alevi olmanın önemini vurgulayan bir konuşma yaptı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ile Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubeleri, Elmalı ilçesindeki Tekke Köyünde yer alan Abdal Musa Türbesine ziyaret düzenledi.

    Ziyaretin ardından katılımcılar, kendi aralarında lokmalar topladı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda Hakk’a yürüme erkanlarını yürüten Ali Ünsal, lokma gülbengi okudu. Ardından toplanan lokmalar pay edildi.

    HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, program dahilinde Abdal Musa Tanıtma Derneği idari binasına asılan “Cemevleri İbadethanemizdir” pankartının altında konuşma yaptı. “Neden Aleviyiz?” sorusunu dair Erdoğan, şunları söyledi:

    “Evreni, dünyayı, insanı, en doğru bir şekilde tanımlamak, kavramak, anlamak ve yaşamak için Aleviyiz.

    Neden Aleviyiz?

    Asırlardır baskılara, katliamlara, itiraflara, maruz kalan bir toplumun mazlum bireyleri olarak haksızlığa ve zalimliğe boyun eğmemek için Aleviyiz.

    Neden Aleviyiz?

    İnsanlığa ışık saçmış erenlerin evliyaların, cümle kâmil insanların şerefi ve aydınlık yolunda yürümek için Aleviyiz.

    Neden Aleviyiz?

    Elimize, belimize, dilimize sahip olmak için aşımıza, işimize, eşimize sadık olmak için özümüze, gözümüze, sözümüze bağlı kalmak için Aleviyiz.

    Neden Aleviyiz?

    Yozlaşıp da değerlerimize yabancılaşmamak için yozlaşıp da gerici geleneklere inanç dememek için Serçeşme’den yoksun kalmamak için Aleviyiz.”

    Yapılan konuşmaların ardından toplanan yurttaşların hep birlikte attıkları “Cemevleri ibadethanemizdir” sloganlarından sonra ziyaret son buldu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Antalya’da aşure lokması dağıtıldı-VİDEO

    Antalya’da aşure lokması dağıtıldı-VİDEO

    PİRHA – Matem oruçlarının ardından HBVAKV Antalya Şube ve Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği birlikte aşure lokması dağıttı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube ile Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği, 12 gün süren matem oruçlarının ardından birlikte aşure lokması dağıttı. Cemevinde yapılan lokma dağıtımına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya ve Altınova Şube başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, Alevi Kültür Dernekleri Zeytin köy, Kepez Şube Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit başkanları ve üyeleri, Antalya Büyükşehir, Muratpaşa Belediyesi temsilcileri, CHP Kadın ve Gençlik Kolları, HDP il eş başkanları, Halkevleri Antalya Şube Başkanı, İyi Parti Kepez ilçe yönetimi ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “MUAVİYE ZİHNİYETİNE KARŞI BERABERLİĞİMİZ DAİM OLSUN”

    Açılış konuşmasını yapan HBVAKV önceki başkanlarından Zeynel Can “Yass-ı matem günü sevgili peygamberimiz Hazreti Muhammed’in torunu Hazreti Ali’nin sevgili oğlu, şehitler Şah-ı Hüseyin’in katledilişi nedeniyle bu aşure günü Alevi toplumumuzda bir gelenek haline gelmiştir” dedi.

    Aşurenin iki manasının olduğunu belirten Zeynel Can, “12 gün boyunca tutulan oruçlar ve yastan olan anlam ile Hazreti Zeynel Abidin’in sağ kalması adına da aynı zamanda bir müjde haberi içerir. Bu nedenle aşure biz Aleviler için önemlidir” dedi.

    Abdal Musa Tanıtma Derneği Antalya Şube eşit başkanı Süleyman Demir ise konuşmasına Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin

    “Hararet nardadır sacda değildir,

    Keramet baştadır tacda değildir

    Her ne arar isen kendinde ara

    Kudüs’te Mekke’de hacda değildir.” sözleriyle başladı. Alevi toplumunun birliğine vurgu yapan Demir, “Herkes kendi vicdanında, özünde sevgiyi ve doğruyu bulduğu zaman kimseye zarar veremez. ’72 Millete bir nazarda bakmayan bizden değildir’ der. Bizi yoldan düşürmeye çalışan Muaviye zihniyetine karşı birliğimiz, beraberliğimiz daim olsun.” dedi.

    Program dahilinde Zakir Süleyman Demir ve Aytekin Keskin de deyişler çalıp seslendirdi. Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Usluer’in okuduğu gülbeng ardından lokmalar paylaştırıldı.

    PİRHA/ANTALYA

  • ABF yöneticilerinden, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’ne ziyaret -VİDEO

    ABF yöneticilerinden, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’ne ziyaret -VİDEO

    PİRHA- ABF Basın yayın ve Marmara Bölgesi Sorumlusu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’ni ziyaret etti. Deniz, “Bileşenlerimizi ziyaret ederek ve onlarla iletişim kurarak sorularını, önerilerini dinleyeceğiz. Uzun zamandır Alevi hareketi içerisindeki kurumlar ve çatı örgütleri arasında bir ayrılık, bir mesafe durumu var. Bunların giderilmesi lazım” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Basın yayın ve Marmara Bölgesi Sorumlusu, Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’ni ziyaret etti.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’ne yapılan ziyarette, örgütsel sorunlar üzerine konuşuldu. Ardından Aydın Deniz, kısa bir konuşma yaptı.

    “İNANCIMIZIN ÖZÜNÜ KORUYARAK YARINLARA AKTARILMASI İÇİN ÇABALAMALIYIZ”

    “Bizler Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yeni yönetim kurulu olarak bölgede kendi kurumlarına bağlı tüm dernekleri ziyaret edeceğiz” diyen Deniz, şunları dile getirdi:

    “Bileşenlerimizi ziyaret ederek ve onlarla iletişim kurarak sorularını, önerilerini dinleyeceğiz. Uzun zamandır Alevi hareketi içerisindeki kurumlar ve çatı örgütleri arasında bir ayrılık, bir mesafe durumu var. Bunların giderilmesi, Alevi hak mücadelesinin daha iyi bir şekilde verilmesi, inançsal olarak inançlarımızın geleceğe daha iyi ve daha sağlıklı bir şekilde özünü koruyarak aktarılması için çatı örgütlerimize ciddi işler düşüyor.”

    “KADIN TEMSİLİYETİMİZ ÇOK AZ, EŞİT TEMSİLİYET OLMALI”

    Aydın Deniz’in konuşmasının ardından Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Gülçin Akça söz aldı.

    Akça yaptığı konuşmasında, “Alevi örgütlülüğündeki bir önceki döneme dair çok büyük kaygılarımız vardı. Federasyon örgütlülüğü sıkıntılı bir dönemden geçti. Bu yeni kan, yeni oluşan yönetim bize umut verdi. Ama kongrede söylediğimiz gibi kadın temsiliyeti çok az. Bundan sonraki süreçte kadın temsiliyetine daha çok ağırlık verilmesi, eşit temsiliyetin daha çok gündeme gelmesi bizim talebimizdir. Onun dışında inançsal anlamdaki çalışmalarda tekrar çatı örgütü olarak bir örgütlenme oluşturulmasını da istiyoruz” diye konuştu.

    “SORUNLARIMIZI PAYLAŞMAK, BİRLİKTE ÇÖZÜM ÜRETMEK ÇOK KIYMETLİ”

    Yol yürütücüsü Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şube Eşit Başkanı Süleyman Demir ise şunları ifade etti:

    “20 yıldır Abdal Musa Derneği’ne ilk defa böyle bir ziyaret gerçekleşiyor. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Şubelere gidilerek fikir alışverişleri yapılması çok önemli. Tabandan başlayan örgütlenme yukarıya doğru geldiğinde sorunların tartışılması, paylaşılması çok güzel olur. Yoldaki eksikliklerimizi görmüş oluruz. O anlamda kurum yöneticileri olarak milletin huzuruna çıkıyoruz ama yoldan haberimiz yoksa bir kıymetimiz kalmıyor. Dedelerimizin evrenselleşmesi, çağa göre kendilerini yetiştirmeleri önemli. Aşıklarımızın, zakirlerimizin eksikliklerini görerek orada ne yapılabilirliğinin paylaşılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı bizi ziyaret ettiğiniz için tekrar teşekkür ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Anaların postta olmamasının nedeni ‘devlet baskısı, İslam inancı ve Alevi erkekleridir’-VİDEO

    ‘Anaların postta olmamasının nedeni ‘devlet baskısı, İslam inancı ve Alevi erkekleridir’-VİDEO

    PİRHA-Cem yürüten anaların yetersizliğine dair açıklamalarda bulunan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, Aleviliğin kadıncıl bir inanç olduğunu söyledi. Akça, “Onlar yapamazlar, beceremezler şeklinde bir müdahale ile yine analarımızın önü kesildi. Eğer siz burada posta oturuyorsanız mutlaka yanınızda bir ananın olması gerekiyor” dedi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, cemi yürüten anaların sayıca yetersizliğine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİLİK KADINCIL BİR İNANÇ SİSTEMİ”

    “Alevilik, kadıncıl bir inanç” diyen Akça, Alevi deyişlerine değinirken, “Kandildeki nurda Fatma Ana der. Buradan yola çıkarsak Alevi inancı kadıncıl bir inanç sistemi. Anadolu’daki ocaklarımızı düşünelim. Ocaklarımızda dedelerimiz var ama dedelerimizle birlikte analarımızın da olması gerekiyor. Eğer 100 dede varsa mantıken 100 de ana olması gerekiyor. Alevilik inancında bize aktarıldığı kadarıyla kadın, erkek eşit. Böyle aktarılıyor. Teorik olarak böyle ama pratikte kadın erkek eşit değil. Tamamen erkek dilinin hâkim olduğu şu anda bir inanç sisteminin içinde bizler mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ŞU ANDA DEDELER VAR AMA ANALAR YOK”

    Akça, eşitsizliğe neden olan etmenleri ise şöyle sıraladı:

    “Eril dile dönmesindeki en büyük etkenlerden birisi devletin baskısıdır. Diğer taraftan İslam inancının baskısı ve üçüncü seçenek de Alevi erkekleri.”

    Cem yürüten ana sayısının çok az olduğunu belirten Akça, “Alevi erkekleri sistemin etkisi altında kalarak örgütlerde, ailede, sosyal alanlarda kadınların görünmesini istemiyorlar. Ocaklardaki dedelerle birlikte analar, ana bacılarımız bu geleneğini sürdürüp, Alevi inancını yürüten kişilerdi. Ama maalesef şu anda sadece dedelerimiz var, analarımız yok. Cem yürüten şu anda bildiğim kadarıyla 5-6 Türkiye’de, yine o civarda 5-6 da Avrupa’da anamız var” dedi.

    “KADINLARIN POSTTA OLMASI GEREKİYOR”

    “Maalesef dedeler, erkek zihniyeti burada da anaların önüne geçti” diyen Akça, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onlar yapamazlar, beceremezler şeklinde bir müdahale ile yine analarımızın önü kesildi. Eğer siz burada posta oturuyorsanız mutlaka yanınızda bir ananın olması gerekiyor. Eşi olmasa da bacısı olabilir ya da bir kadın kimliğinin bu postta olması gerekiyor. Bizi bu şekilde görünmez kılıyorlar.

    Ocakların o dönemlerinde kadınlar vardı, kadınlar sorunları çözüyorlardı. Müdahale edilmesi gereken yerde müdahale ediyorlardı. Benim büyük annem Kayseri’de kendisine Efili Ana derler. Dedemin annesi öylesine güçlü kimlikli bir kadınmış ki, yöredeki kadınların sorunları olduğu zaman “Efili bacıya gidelim o çözer” derlermiş. Atına atlar köyden köye gider; danışılacak, gerekirse müdahale edilecek bir iş varsa yaparmış. Çok güçlü bir kadınmış ve dedemin adını “Efili’nin Yusuf” diye yani annesinin kimliği ile anlatırlar. Böylesine güçlü bir gelenekten gelmişiz ama maalesef şimdi analarımız yok. Var fakat yok.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Çocuğumuzun bağlamaya olan aşkı sayesinde Alevi yolunun ne olduğunu öğrendik’-VİDEO

    ‘Çocuğumuzun bağlamaya olan aşkı sayesinde Alevi yolunun ne olduğunu öğrendik’-VİDEO

    PİRHA-Alevi oldukları halde Aleviliğin ne olduğunu (özünü ) bilmeyen ve uzun yıllar arayış içerisinde olan Zehra ve Murat Çoğal çifti arayış yolculuklarını PİRHA’ya anlattı. Çoğal çifti, “Oğlumuzda bağlama aşkı vardı, ona bir kurs yeri araştırırken Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’ni bulduk. Çocuğumuzun bağlama aşkı ve burayla olan iletişimimiz sonucunda gördük ki Alevilik ve Alevi kültürü inanılmaz güzelliklere sahip. Yani bu anlatılmaz, sadece yaşanır” dedi.

    Alevi inancına yönelik süren asimilasyon politikaları ve yasaklamalar Alevi toplumunun inancını öğrenmesini, yaşanmasını engelliyor. Bunun sonucu olarak da özellikle şehirlerde yaşayan Aleviler, inancından uzaklaşıyor.

    Alevi oldukları halde Aleviliğin ne olduğunu bilmeyen ve uzun yıllar arayış içerisinde olan Çoğal ailesi de bu ailelerden sadece biri.

    Çoğal ailesi çocuklarının bağlamaya olan ilgisi sonucunda saz kursuna yazdırmak için yer ararken, tesadüfen Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğine yolu düşer.

    Zehra ve Murat Çoğal çifti, yaşadıkları süreci PİRHA mikrofonuna anlattı.

    “BİZ SÖZ VERDİK YOLA GİRDİK”

    Zehra Çoğal, arayış içerisinde olduğunu, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği ile iletişim kurduktan sonra özüne kavuştuğunu belirterek, “35 yaşındayken bir yol arayış içerisindeydim bir şeyler arıyor ama bulmaya çalışıyordum. En sonunda Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı, rehberim Gülçin Akça sayesinde yola girdim ve her perşembe gerçekleştirilen cemlerine katıldım. 1 yıl boyunca neler yaptıklarını takip ettim. Yaklaşık yedi yıldır da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneğinde ikrarlı canlar olarak eşitimle birlikte yolumuzu sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün de çok heyecanlıyız, çünkü pandemi dolayısıyla görgüden geçemiyorduk. Biz söz verdik yola girdik ve bir yıl boyunca zaten görgüden geçiyoruz” dedi.

    “BİR ŞEY BİLMİYORDUM Kİ ÇOCUĞUMA NE ÖĞRETEBİLİRİM”

    Büyükşehirlerde cem hiç görmediğini ve Aleviliği bilmediğini aktaran Zehra Çoğal, “Sekiz yaşında bir oğlum vardı ve ben ona Alevilik konusunda ne anlatacağımı da bilmiyordum. Ben bir şey bilmiyordum ki çocuğuma ne öğretebilirim. Biz aslında çocuğum sayesinde yolun ne olduğunu öğrendik. Çünkü oğlumda bir bağlama aşkı vardı. Ona bir kurs yeri araştırırken Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneğini bulduk ve çocuğumuzu bağlama kurslarına  getirip götürürken gördük ki gerçekten kültürümüz inanılmaz güzelliklere sahip. Yani bu anlatılmaz yaşanır” diye konuştu.

    “CEMEVİNDE BİR PAYLAŞIM VARDI VE BİZİ ETKİLEDİ”

    Cemevine gelip gittikçe, cemevindeki dayanışmayı ve birlikteliği gördüğünü ifade eden Zehra Çoğal, “Niçin gelip gidiyorlardı? Orada ne paylaşıyorlardı? Ne konuşuyorlardı? Bizdeki bu merak sonrasında  onların içine girerek, güzelliğini gördük, onların birlikteliği, beraberlikleri ve her şeyi hep beraber yapmaları bizim çok hoşumuza gidiyordu. Orada bir paylaşım vardı. Bizim en çok dikkatimizi çeken ise birlikte paylaşımlarıydı” diye belirtti.

    “BÜYÜKŞEHİRLERDE DOĞUP BÜYÜDÜĞÜM İÇİN ALEVİ KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ BİLGİM YOKTU”

    Murat Çoğal da, Çorumlu Alevi bir ailenin çocuğu olduğunu, ancak büyükşehirlerde doğup büyüdüğü için Alevi kültürü ile ilgili bilgisinin olmadığını söyleyerek, “Ama Alevi olduğumuzu  klasik anlamda  kulaktan dolma bildiğimiz sadece Aleviyiz, Ali, Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa gibi belli isimler adı altında bir yaşam tarzımız vardı. Nihayetiyle aileden gelen Alevilik kültürünün özü olan doğruluk, dürüstlük, insanlık, hak hakikat vardı ama anlam ve derinliğini bilmeden yaşıyorduk. Ben 38 yaşlarındaydım ve çocuğumuz sayesinde kendime ait hissettiğim bir şeyi aramak ve anlamak ihtiyacı hissettim. Çünkü hiçbir şey bilmiyormuşum” ifadelerini kullandı.

    “EKSİKLİKLERİMİZİ GÖREREK KENDİMİZİ GELİŞTİRMEYE ÇALIŞTIK”

    Murat Çoğal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tabi biz bunu yapabilmek, bilinçlenmek için de önce  kitaplar okumaya, cemevinde bulunan arkadaşlarla sohbet etmeye başladık. Bir zaman sonra ise bizi her perşembe yapılan cemlere almaya başladılar. Cem içerisindeki muhabbetlerde bilginin derinliğine sahip olmamız gereken eksiklikler olduğunu görerek ve bilerek kendimizi geliştirmeye çalıştık.

    Aslında buradaki temel öge yapılan cemlerimizde bir muhabbet ortamının olması ve özellikle gençlere ve bizim gibi arayış içerisinde olan insanlara şu şöyleydi, bu böyleydi şeklinde anlatmak yerine pratik anlamda tartışarak, bilgileri paylaşım içerisine girerdik. Bizim bu aşka, bu yola başlamamızdaki en önemli olgu; yürütülen cem erkanlarında, muhabbet meydanı açıldıktan sonra hem felsefeyle ilgili, hem sosyal, siyasal yaşamla ilgili hem de insanların hayat içerisindeki problemleri üzerine yapılan tartışmalar, paylaşımlar bizi etkiledi.”

    “HER CANIN BU YOLA İKRAR VERMESİ LAZIM”

    Semahta aşk ile döndüklerini dile getiren Murat Çoğal, “Evrenle bütün olmak, Hakk’la Hakk olma düşüncesiyle baktığın zaman adeta bir aşk bir şevk oluyoruz” dedi.

    Murat Çoğal son olarak, “Geçmişte Alevi olduğumuzu yaşadığımız dönemin şartlarına göre bazen ifade edebildik, bazen saklamak zorunda kaldık ama bir insanın söylemleri ile yaşamı  kesinlikle birbirleriyle örtüşmesi lazım. Eğer biz kendimize Alevi diyorsak Aleviliğin ne olduğunu öğrenmemiz ve Alevice yaşamamız lazım. Nihayetinde her Alevi kamillikten, Rıza Şehri’nden bahseder ama bunları anlayabilmek, yaşayabilmek ve yaşatabilmek için insani değerlere, evrene, doğaya, saygı duyan, değer veren her canın bu yola ikrar vermesi lazım” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’nde görgü cemi gerçekleştirildi-VİDEO

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’nde görgü cemi gerçekleştirildi-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi’nde Ayfer-İbrahim Şimşek ve Zehra-Murat Çoğal eşitlerinin talepleri üzerine görgü cemi gerçekleştirildi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesinde gerçekleştirilen görgü cemine yol yürütücüsü aynı zamanda Zakir olan Süleyman Demir, Gülçin Akça ve Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı katıldı.

    Yol yürütücüsü aynı zamanda Zakir olan Süleyman Demir yaptığı konuşmasında, “Bu Alevilik yolu Muhammed’in bile tacını tahtını attırdığı can olanların içerisine (Kırklar cemi) aldıran bir yoldur. Bunu gençlerimize bu doğru şekilde aktarılırsa gençlerimiz koşarak buraya gelir. Birlik ve beraberlik içeresinde bir arada olduğumuz sürece de çok güzel şeyler olur diye düşünüyorum” dedi.

    “BU CEM MEYDANLARINDA BÜTÜN MÜŞKÜLLÜKLERİMİZİ ÇÖZELİM”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şube Başkanı Gülçin Akça özellikle kadınların cem meydanlarında sorunlarına dair çözüm istemeleri gerektiğine vurgu yaparak, “Birçok yerde Aile içerisinde de tatsızlıklar oluyor, aile içerisinde şiddet, psikolojik şiddet, fiziksel şiddet özellikle kadınlarımız bu konuda çok mağdurlar. Onların da gelip bu cem meydanında dertlerini dökmesini gönül arzu eder. Madem bu meydanda alacağımızı vereceğimizi komşuyla olan kavgamızı anlatabiliyorsak ev içerisinde uğradığımız sıkıntıları, eşimizden çocuğumuzdan yaşadığımız sıkıntılar da bu meydana dökerek cem erenlerinden bir çözüm isteyebiliriz. Aleviliği bu yola da getirmemiz gerekir. Alevilik aslında kadıncıl bir inanç ve bu deyişlerde de söyleniyor. Ama zaman içeresinde tamamen kadının yok edildiği, yok sayıldığı, kadınların sorunlarının tartışılmadığı, kadınların görünmez hale getirildiği bir inanç sistemine bir yaşam biçimine dönüştürüldü. Gönül ister ki bu meydanda bir kadın gelsin kocasını da şikayet edebilsin; o cesareti biz kadınlarımıza verebilmemiz gerekir” ifadelerini kullandı.

    Akça, son olarak Hakk meydanı olan ceme meydanlarında konuşulanların sır edilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Bu meydan halk meydanı burada her şey konuşulabilmeli buradan giderken diyoruz ya Sırrı sır edelim. Burada ne konuşulduysa bu kapının içerisinde bu meydanda kalacak artık dışarıya aktaramayacak. Bu cemreleri içinde adamın suçu da varsa burada gerekli uyarı yapılacak biraz da bunları hayata geçirebilirsek çok daha iyi olur diye düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİLİĞİN YOLU 4 KAPI 40 MAKAMDAN GEÇER”

    Mehmet Gündoğdu, ateş, su, toprak ve havanın varlığı yaratan ve varlığın birliğini meydana getiren elementler olduğunu açıklayarak, “Bizim yolumuz 4 kapı 40 makamdan geçiyor. 4 kapı 40 makam dediğimiz bizim şeriat kapısı, tarikat kapısı, marifet kapısı, sırrı hakikat kapısıdır. Burada hizmetler görüldüğü gibi yeri süpürdüler toprağı kutsadık, çerağ uyandırdık. Ateşi kutsadık, su ile elimizi yıkadık suyu kutsadık, nefesler, deyişler söyledik havaya kutsadık. Bu dört element zaten varlığı yaratan elementler, varlığın birliğini meydana getiren elementler. Hak, hukuk kapısı; yani rüzgar, yani hava. Yolun kapısındaki işaret ise ateş. Çünkü yola girene biz şunu söylüyoruz; gelme, gelirsen dönme, gelenin malı dönenin canı burada!  Aynı zamanda bu yol demirden leblebi, ateşten gömlektir; yenilemez giyilmez yani bir zorluğu var diyor. Yola gelelim o marifet kapısı da su gibi arıdır. Sırrı hakikat kapısı da topraktır. Çünkü ne deriz; biz toprağa türap olduk, toprakla bir olduk. Toprak bize her şeyi verendir. Bizim büyümemiz gelişmemiz hep topraktandır gıdamızı da topraktan alıyoruz. Hepsi bu topraktan geldiği için içimize işledi, biz de geliştik insan olduk. Ama bir gün gelecek bu toprağın bize verdiklerini biz geri toprağa vereceğiz. Aslında kamil insan olup kemale erip hakkı özünde bulup Enel Hakk demektir. Yani Hakk benim demektir ”diye ifade etti.

    “HAKK VE HAKİKATİ SÖYLEMEKTEN GERİ DURMAYALIM

     Mustafa Sazcı ise Hallac-ı Mansur’dan anekdotlar vererek, “Mansur dara çıkarken diyor ki dar dediğin erenler için miraçtır. O yüzden dara çekilen canlarımızı miracı mübarek olsun. Kızıldeli Seyit Ali Sultan ocağı evlatlarından Pir Mahmut babanın güzel bir kelamı var. Taliplerinden birisi bir gün Mahmut Babanın boynundaki asılı küçük bir urgan ipinin manasına sorar. Mahmut Baba ise, ‘Erenler bu yola giren kişi hallacı Mansur gibi dara çekilse de ölmeyi göze alarak Hakk’ı ve hakikati söylemekten imtina etmemeli. Hakk’ı ve hakikati söylemiyorsa o posta oturmamalı, bu yolu sürmemeli’ cevabını veriyor” diye belirtti.

    “DARA ÇEKİLEN HER CANIN İÇİNDEKİ HERŞEYİ DİLE GETİRMESİ GEREKİR”

    Dara çekilen her canın cem meydanında içindeki her şeyi dile getirmesinin doğru olacağını belirten Sazcı, “Aslında bütün mevzuda burada başlıyor bu dara çıkan kişilerin de hakkı ve hakikati içindeki gördüğü her şeyi dile getirmesi gerekiyor. Bizler burada birbirimizi dara çekemediğimiz, muhabbetten gıda alamadığımız sürece yaptığımız şeyler klasik ritüelden öteye gitmeyecek. Bu yüzden biz bu meseleyi ortadan kaldırabilmek adına bugün yaptığımız muhabbet meydanlarını oluşturmamız, birbirimizle muhabbet edebilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bugüne kadar yaptığımız cemlerde de kastımızın, manamızın, amacımızın da muhabbet olduğunu hepimiz biliyoruz” şeklinde konuştu.

    “CEMLERDEN MUHABBET KAVRAMININ ÇEKİLMESİ ALEVİ TOPLUMUNUN ÖLÜMÜ DEMEKTİR”

    Sazcı, son olarak şunları vurguladı:

    “Hüdai babanın dediği gibi bugün bu toplumdan cemlerin içerisinden muhabbet kavramını çekilmesi bu toplumun ölüme gitmesi demektir. Oksijensiz bir insan yaşayabilir mi? O besinler vücuduna girmeden bir insan yaşayabilir mi? Doğal olarak yaşayamaz. Muhabbeti olmayan Alevi toplumunun da yaşayamayacağını düşünmek gerekir.”

    Katılımın oldukça yoğun olduğu görgü ceminde konuşmaların ardından rızalık alınarak başlatılan cemde 12 hizmet erkanı görüldü. Çerağların yakılması ve Zakirlerin deyişleri sonrasında görgüsü yapılan canlara ‘Pençei- Ali Aba vuruldu. Okunan  gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağlar sırlanması ardından lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Akça’dan kampanyaya destek çağrısı: Bilimsel, laik eğitim için mücadele etmeliyiz -VİDEO

    Akça’dan kampanyaya destek çağrısı: Bilimsel, laik eğitim için mücadele etmeliyiz -VİDEO

    PİRHA-4-6 yaş grubu öğrenciler için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına tepki gösteren Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şube Başkanı Gülçin Akça, “Bunun karşısında susmamamız gerekiyor. Bilimsel ve laik bir eğitim için tüm demokrasi güçlerinin el ele, dayanışma ile birlik olup mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şube Başkanı Gülçin Akça, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan din eğitimi tavsiye kararına tepki gösterdi. PİRHA‘ya konuşan Akça, “Buna tepki olarak bir imza kampanyası başlatıldı. Bu imza kampanyasına bütün emek, demokrasi güçlerinin, partilerin destek vermesi gerekiyor” dedi.

    “ALINAN KARAR ÇOK YANLIŞ”

    Akça sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alınan bu karar çok yanlış. 4-6 yaş grubu henüz soyut kavramlara alışmamış, daha somut objeleri öğrenmeye çalışan bir yaş grubu. Bu yaş grubunda olan çocuklara siz, cennet, cehennemi ya da diğer kavramlarla kafalarını karıştırmaya hakkınız yok. Ben torunlarımın böyle bir din eğitimi almasını istemiyorum. Kaldı ki ben 12 Eylül öncesi ortaokul, lise dönemlerinde sınıfımızdaki din dersi almayan tek öğrenciydim. O dönemde bizim din dersleri seçmeliydi ve bir tek ben din dersine girmezdim.

    “İMZA KAMPANYASINA HERKES DESTEK VERMELİ”

    Çocuklarımın da aynı şekilde bu eğitimi almasını istemedim. Bunun zorunlu hale getirilmiş olması bir baskı unsuru, bir zulümdür. Buna tepki olarak bir imza kampanyası başlatıldı. Bu imza kampanyasına bütün emek demokrasi güçlerinin, partilerin destek vermesi gerekiyor. Sadece imza kampanyasına bağlı kalınması yeterli değil. İllerde milli eğitim müdürlükleri, başkentte Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde emek, demokrasi güçleri, muhalif güçlerinin toplu bir protesto eylemi gerçekleştirmesi lazım. Sadece basın açıklaması veya imza kampanyası kanımca yeterli değil. Daha farklı tepki yöntemlerini belirlememiz gerekir. Bunun karşısında susmamamız, sessiz kalmamanız gerekiyor. Bilimsel ve laik bir eğitim için tüm demokrasi güçlerinin el ele dayanışma ile birlik olup mücadele etmesi gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Semah eğitmeni Turgay Satılmış: Aleviliğin felsefesini öğrenince kendimi buldum -VİDEO

    Semah eğitmeni Turgay Satılmış: Aleviliğin felsefesini öğrenince kendimi buldum -VİDEO

    PİRHA-Antalya’da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde semah eğitmenliği yapan Turgay Satılmış, Alevilik inancıyla tanışmasını ve sonrasında yaşadığı yolculuğu anlattı. Alevilik felsefesini öğrenince kendisini bulduğunu belirten Satılmış, “Alevilikte sevgi var, mutluluk, huzur var. Her şeyden önce bilgi ve muhabbet var. Muhabbetin, sevginin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Bu aşk başka bir aşk” dedi.  

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde semah eğitmenliği yapan Turgay Satılmış, Alevi inancıyla tanışmasını ve sonrasında yaşadığı yolculuğu anlattı.

    Alevilik aşkının kendisinde çok küçük yaşlarda başladığını söyleyen Satılmış, Alevi inancını araştırarak öğrendiğini ve bu inançta kendini bulduğunu söyledi. Alevi yurttaşlara da seslenen Satılmış, evlatlarınıza kendi yolunuzu, erkanınızı öğretin çağrısında bulundu.

    “ALEVİLİK AŞKI BENDE ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDA BAŞLADI”

    Alevilik aşkının nasıl başladığını anlatarak sözlerine başlayan Turgay Satılmış, “Alevilik aşkı benim hep içimdeydi, küçüklükten başladı bu aşk. 11-12 yaşlarındayken Alacahöyük’te dediler ki, Hacı Bektaş’a (Dergaha) ceme gidilecek -eskiden kamyonlarla giderlerdi- geceleyin kalktım kimseden habersiz o köye gittim, kamyona bindim tek başıma ve Hacı Bektaş’a gittim. Gittik oraya canlarla birlikte gezdik ama ne yaptığımı ne ettiğimi bilmiyorum, o bilinçte değilim. 16-17 yaşlarındayken inşaat sezonu açıldığında Antalya’ya geldim. Ben de Alevi aşkı, Alevi düşüncesi olduğu için burada derneklere gitmeye başladım. Aynı zamanda inşaatlarda çalışıyorum, inşaatlarda yatıyorum ama akşamları dernek arıyorum. Alevi derneklerini buldum. Dedim ki, ben de Aleviyim, semah dönmek istiyorum. Alevi kurumlarının içerisine girerek birlikte semahlar dönmeye başladım” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİĞİ ARAŞTIRARAK ÖĞRENDİM”

    Sorgulamayı çok sevdiğini ve Alevilik inancı üzerine sürekli araştırmalar yaptığını kaydeden Satılmış, “Arada toplantılar yapardık. Orada hep sorgulardım, siz nasıl Alevisiniz? Niye ibadet yapmıyorsunuz? Başta Aleviliği yalvarmak yakarmak sanıyorum, Müslümanlık gibi. Camiye gidiyordum önceleri. Aleviliği tam bilmiyordum. Öğreten olmadı. Oraya varınca diyordum ki benim ibadetim bu değil, ben niye buradayım? Daha sonra zaman geçti saz kursuna yazılayım, dedim. Saz kursuna yazıldım. Orada Seyfettin hocamız vardı, o bize bilgiler verdi. Daha sonra yine aradığımı bulamadım. Ben illaki ibadet yapacağım, dedim. Gittim hocaya danıştım. Hocaya kuran öğreneceğim, dedim ve kurana başladım. Kuran öğrenirken yanlışlar karşıma çıktı. Kadın, erkek eşitsizliği falan gibi. Nasıl dedim cemevine gidiyorum, kadın posta oturuyor. Öbür tarafa gidiyoruz, orada erkek egemenliği var. O konunun üzerine araştırdım ama kafam allak bullak oldu. Daha sonra Gülçin anneyi (Gülçin Akça), Süleyman babayı (Süleyman Demir) tanıdım. Saza, sen benim telli kuranımsın ama sen şurada biraz dur ben kendimi bir bulayım ondan sonra gene öğrenirim, dedim” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİĞİN FELSEFESİNİ ÖĞRENİNCE KENDİMİ BULDUM”

    Sazı neden bir kenara bıraktığını da anlatan Satılmış, önce Alevilik inancını tam olarak anlamasının daha sonra saza yönelmesinin daha doğru olacağını düşündüğü için böyle bir karar verdiğini belirtti. Alevilik inancını tam olarak kavramadığı taktirde sazı da anlamayacağını vurgulayan Satılmış sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Aleviliği anlamak için Abdal Musa Derneği içeresinde hizmet yürütmeye başladım. Daha önce gidip geliyordum ama tam bilmiyordum. Onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Onlar bana kitaplar verdiler, kitaplar önerdiler. Daha sonra semah çalışmaları vardı. Zaten içimde yanan bir ateşte vardı. Bana gel sen semah hocalığı yap, dediler. Semahın ne olduğunu, doğanın, evrenin, tüm canlıların nasıl var olduğunu bana yol göstererek, araştırarak öğrettiler. Tüm canlıların ve kaynaklarının nasıl oluştuğunu öğrendikten sonra kendimi bulmaya başladım. Daha sonra dediler ki, sen biraz yol kat ettin artık ikrar vermen lazım. Dertli Divani Baba sağ olsun, onunla birlikte görgü cemi yaptık. Görgüye girdim daha sonra eşimle konuştum ve eşimle birlikte girdim.”

    “İNSANLIK ÜZERİNE BİRÇOK ŞEY ÖĞRENDİM”

    Görgü cemine girmenin, ikrar vermenin çok güzel bir duygu olduğunu dile getiren Satılmış yaşadığı hisleri şöyle aktardı:

    “Burada en çok mutlu olduğum şey kendimi tanımam oldu. Ben kendimi tanımasaydım, çocuklarıma kendimi ifade edemeyecektim ve çok üzülecektim buna. Çünkü benim 40 yılımı aldı. Hünkarın kapısında yazıyor ya ‘Ara bul’ diye, işte bu söz benim 40 yılımı aldı. İkrardan sonra Divani Baba’nın (Dertli Divani) söylediği bir deyiş vardı, dedi ki;

    Ben beni bilmezdim hatır kırardım,

    Meğer ilmim noksan imiş bilmedim.

    Ben insanda başka ilah arardım,

    Meğer ilah insan imiş bilmedim.

    Bunu aldım o sırların kendimde olduğunu öğrendim. ‘Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme.’ Kendimin de bir Ali olduğunu öğrendim. O gücün, o sırların bende de olduğunu öğrendim. Her ne ararsan kendinde ara deyişlerine girdik daha sonra. Büyüklerimiz, rehberimiz Gülçin Akça ve Süleyman Baba bu deyişlerin içeriğine girerken her birimize birer görev verdi. Ve dedi ki, Mahsuni kimdir? Yoksuli  kimdir? Nesimi kimdir? Hallacı Mansur kimdir? Bu gibi hep örnek aldığımız ve bize yol gösteren kişilerin söylediklerinin içeriğini açtık. Deyişlerini öğrendik, 7 ulu ozanımız kimdir? Bunlar neler söylemiş? Bunları hep bize anlattılar. İnsanlık üzerine bize eğitimler verdiler.”

    “TÜM ANNE BABALAR EVLATLARINA YOLU, ERKANI ÖĞRETMELİ”

    En az 15 yıldır semah eğitmenliği yaptığını belirten Satılmış, 8 yıldır daha bilinçli bir şekilde yoluna devam ettiğini söyledi.

    Turgay Satılmış, Öncelikle bütün anne ve babalara söylüyorum, evlatlarımıza kendi yolumuzu, erkanımızı öğretin. Başta siz gelin ki evlatlarınız da peşinizden gelsin. Anne babalar bu işin yaşı yok. Alevilikte sevgi var, mutluluk var, huzur var, her şeyden önce bilgi ve muhabbet var. Muhabbetin, sevginin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Bu aşk başka bir aşk. Bu aşk insanı kamil aşkı. Hacı Bektaş bizim üniversitemizdir, cemevleri bizim okulumuzdur. Bu okulda gelin birlikte pişelim. Sizler bizleri tamamlayın, bizler de sizleri tamamlayalım. Gelin canlar bir olalım. Aşk ile…”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA