PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve Yol Yürütücüsü Baba Süleyman Demir, Hızır inancına dair değerlendirmelerde bulunarak, “Hızır denince zorda olanların zoruna, darda olanların darına, hastaların haline şifa olmak gelir. Hızır bir eren, bir pir, bir mürşit, bir rehber ve bir candır” dedi.
“HER CAN BİR HIZIRDIR”
Şubat ayının Hızır ayı olduğuna dikkat çeken Demir, Hızır inancının Alevi yolunda taşıdığı anlamı şu sözlerle ifade etti:
“Hızır denince zorda olanların zoruna, darda olanların darına yetişen; hastalara şifa olandır. Hızır bir erendir, bir pirdir, bir mürşittir, bir rehberdir. En önemlisi her can bir Hızır’dır.”
“ZOR ZAMANLARDA BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLMALIYIZ”
Çocukluğunda köyde yaşadığı Hızır geleneklerini de paylaşan Demir, dayanışma kültürünün altını çizdi:
“Çocukluğumuzda Hızır oruçlarından sonra kömbeler, çörekler pişirilirdi. Bu lokmalar özellikle ihtiyacı olan ailelere götürülürdü. Hızır’ın özü paylaşmaktır, dayanışmadır.”
Pir Sultan Abdal’ın Hızır’a dair dizelerini hatırlatan Demir, Hızır olmanın gündelik yaşamda somutlaştığını vurguladı:
“Pir Sultan’ın dediği gibi; sağımızda, solumuzda, çevremizde ihtiyacı olanlara Hızır olmak çok kıymetlidir. Bir hastaya ilaç parasını yetiştiren kişi, o hastanın Hızır’ıdır. El ele, el Hakk’a diyerek zor zamanlarda birbirimizin Hızır’ı olmalıyız.”
ANTALYA’DA HIZIR CEMİNE ÇAĞRI
Antalya’daki Alevi canlarına da çağrıda bulunan Demir, Hızır Cemi’nde birlik ve beraberliğin güçleneceğini belirtti:
“Hızır cemimizi yapacağız. Cemevimizde Hızır coşkusunu hep birlikte yaşayacağız. Lokmalarımızı paylaşacak, semahlarımızı aşk ile dönecek, sevgi ve muhabbetle gönüllerimizi birleştireceğiz.”
“DİLİ, IRKI, MEZHEBİ NE OLURSA OLSUN HER İNSAN HAKK’TIR”
Türkiye’nin ve bölgenin zor bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Demir, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Sadece ülkemizde değil, çevremizdeki coğrafyalarda özellikle İslam ülkeleri tarumar edilmeye çalışılıyor. Bu nedenle birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Dili, dini, ırkı, mezhebi, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun her insan Hakk’tır.”
Demir, “Her ayı Hızır ayı bilerek sevgi, muhabbet ve aşkla yaşamayı diliyor, bütün dünyaya barış temenni ediyorum. Hızır Bayramımız kutlu olsun. Aşk ile eyvallah” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Suriye’de Alevilere yönelik saldırı ve katliamlara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Demir, yaşananların açık bir soykırım olduğunu vurgulayarak, Alevi kurumlarının ve demokratik kamuoyunun pasifliğini eleştirdi; tüm kurumlara acil ve ortak mücadele çağrısı yaptı.
“ÖLDÜRÜLEN HER CAN HAKK’IN ZUHURUDUR”
Suriye’de Alevilere dönük saldırıların insanlık suçu olduğunu belirten Demir, inanç merkezli bir perspektifle konuştu. “Düşüncesi, dili, dini, mezhebi, rengi ne olursa olsun öldürülen her can Hakk’ın zuhurudur” diyen Demir, bir cana kıymanın insanlığa ve inanca aykırı olduğunu söyledi.
Demir, “Hakk; Allah, Rab ya da başka adlarla ifade edilebilir. Ona cemalinden cemal, nefesinden nefes katılmıştır. ‘Şah damarından yakınım’ diyen Hakk’ın katledilmesi insanlık dışıdır. Bir canı katletmek, aslında Hakk’ı katletmektir” ifadelerini kullandı.
“ALEVİ KURUMLARI PASİF, ÖLÜ TOPRAĞINI ATMALIYIZ”
Suriye’de süren katliamlar karşısında Alevi kurumlarının bütünlüklü bir tutum alamadığını belirten Demir, “Sanki ‘bize sıra ne zaman gelecek’ diye bekler durumdayız. Bu kabul edilemez. Ölü toprağını bir an önce üzerimizden atmamız gerekiyor” dedi. Demir, çözümün birlikte hareket etmekten geçtiğini vurgulayarak, Avrupa’daki Alevi kurumlarının insan hakları örgütleri nezdinde girişimlerde bulunduğunu, Türkiye’deki kurumların da benzer biçimde Dışişleri Bakanlığı, hükümet ve ilgili tüm merciler nezdinde sesini yükseltmesi gerektiğini söyledi.
“BİRLİKTE HAREKET ETMEDEN BU KATLİAM DURDURULAMAZ”
Katliamların durdurulabilmesi için güçlü bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Demir, “Ne yapmamız gerekiyorsa yapmalıyız. Sessiz kalmak, bu suça ortak olmaktır. Sesimizi her platformda duyurmak zorundayız” dedi.
Türkiye’nin rolüne de dikkat çeken Demir, AKP-MHP iktidarının bu süreçte sorumluluk alması gerektiğini belirtti. “1978-1980 döneminde Türkiye’de yaşananlar bugün Suriye’de yaşanıyor. Aleviler kırdırılmaya devam ediliyor. Cana kıymaktan vazgeçin; çünkü can Hakk’ın kendisidir” diyen Demir, iktidara açık çağrıda bulundu.
“AKP-MHP iktidarı isterse bu katliamı hemen durdurabilir. Suriye’de yaşananlara artık ‘yeter’ demeleri gerekiyor” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
PİRHA – Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine yönelik tepkiler sürüyor. Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, söz konusu girişimin Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu belirtti.
Hakis’te planlanan cami yapımına ilişkin PİRHA’ya konuşan Demir, geçmişten bugüne Alevilere yönelik sistematik bir asimilasyon politikası yürütüldüğünü ifade etti. Demir, “Daha öncesinde dergâhların yanına camiler yapılarak başlayan asimilasyon politikası bugün de devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın, Veli Baba Türbesi’nin, tekkelerimizin ve türbelerimizin hemen dibine yapılan camiler bunun örnekleridir” dedi.
“ALEVİLERİ ÖLDÜRE ÖLDÜRE BİTİREMEDİLER”
Yüzyıllardır devletin Alevileri asimile etmeye çalıştığını vurgulayan Demir, “Alevileri öldüre öldüre bitiremedikleri için şimdi Aleviliği bitirmek amacıyla asimilasyon politikalarını devreye soktular. Bunun asıl sebebi; Alevilerin ikrarını, sorgusunu, görgüsünü yerine getiren, cemini yapan, eşit paylaşımdan yana olan bu inancın ve kültürün özünü bozmak istemeleridir” diye konuştu.
“Aleviler asimilasyon politikalarıyla Sünnileştirilmek isteniyor” diyen Demir, Selçuklu’dan Cumhuriyet dönemine kadar süren baskılara dikkat çekerek, “Kestiler, astılar, yaktılar ama bitiremediler. Şimdi Aleviliği bitirmek için asimilasyon politikasını devreye soktular” ifadelerini kullandı.
Özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra cami yapma girişimlerinin Dersim’den başlatıldığını belirten Demir, “Dersim’deki köylere yol, su, elektrik getireceğiz ama bunun için cami yapacağız denilerek altı köyden başlayan cami projesi hâlâ devam ediyor” dedi.
Devletin, tekkelerin ve dergâhların yanına cami yapma anlayışından vazgeçmediğini vurgulayan Demir, “Hacı Bektaş Dergâhı’nın hemen dibinde yapılan camiden sonra Veli Baba Türbesi’nde de aynı anlayış sürdürüldü. Tekkelerimizin, dergâhlarımızın, türbelerimizin yanı başına camiler yapıldı” diyerek tepki gösterdi.
Devletin Alevileri asimile etmek için her yolu denediğini söyleyen Demir, “Her köye bir cami, her köye bir hoca, her köye bir imam, her köye bir müezzin anlayışı yetmedi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle, içimizden çıkan çürük elmaları da yanlarına alarak her yerde cemevi ya da dernek açtırdılar. Bu derneklere Erenlerimizin ve Evliyalarımızın isimlerini vererek bir yapı oluşturdular” dedi.
Pir Sultan Abdal’ın idam edilirken Ali Baba’ya söylediği “Dostun bir tek gülü yâreler beni” sözünü hatırlatan Demir, “Yola ve bu kültüre hizmeti olmayan, sadece siyasi ve maddi çıkar uğruna bu yapılar içinde yer alanlar bizim için birer düşkün, birer Hızır Paşa’dır” ifadelerini kullandı.
Son dönemde Antalya başta olmak üzere çeşitli kentlerde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı girişimiyle “düşkün Alevilere” farklı isimler altında dernekler açtırıldığını belirten Demir, “Kendi toplumunu üç kuruşluk çıkar için satanın düşmana da hayrı olmaz. Tarih, bu tür kişiliksizlerin ilk fırsatta nasıl harcandığını defalarca göstermiştir” dedi.
“BİZ KORKUYU KERBALA’DA BIRAKTIK”
Her koşulda yollarını yaşatmaya devam edeceklerini vurgulayan Demir, “Alevi köylerine cami yapma projesini şiddetle kınıyoruz. Hiçbir zaman başarıya ulaşamayacaklar. Çünkü bizim günlük yaşamın içinde var olan bir kültürümüz ve yüzyıllardır pirlerimizden aldığımız yol düsturuyla şekillenen bir yaşam biçimimiz var” diye konuştu.
Deniz Gezmiş’in idam sehpasına giderken Hüseyin İnan’ın ‘Korkuyor musun?’ sorusuna verdiği “Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık” yanıtını hatırlatan Demir, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Asimilasyona karşı durmak için elimizden geleni yapacağız ve mücadelemizi sürdüreceğiz. TBMM’de bulunan Alevi ve sol-sosyalist kimliğe sahip milletvekilleriyle ve Alevi kurum temsilcileriyle ilişkilenerek, iktidarın yürüttüğü bu politikalara karşı ne yapılması gerektiğini konuşmalıyız. ABF ve genel merkezlerin bu konuda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü onlar bizim sözcülerimiz. Bu ülkeyi şeriat gericiliğinden kurtarmak için hep birlikte taşın altına elimizi koymalıyız.”
PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde düzenlenen muhabbet ceminde Alevi inancının temel felsefesi, rızalık, eşitlik ve doğayla uyum ekseninde ele alındı. Muhabbet ceminde, Aleviliğin kendi içinde sorgulayan ve “72 millete bir nazarla bakan” bir inanç olduğu vurgulandı.
Antalya’da gerçekleştirilen muhabbet cemine Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, Kızıldeli Sultan Ocağı yol yürütücüsü Mustafa Sazcı ile Ersin Genç katıldı.
“ALEVİLER MÜŞKÜLÜNÜ KENDİ İÇLERİNDE ÇÖZER”
Muhabbet ceminde konuşan yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Hacı Bektaş Veli’nin “72 millete bir nazarla bakmayan bizden değildir” sözünü hatırlatarak Alevi-Bektaşi öğretisinde muhabbet erkânının önemine dikkat çekti. Demir, cem başlamadan önce rızalığın esas olduğunu belirterek şunları ifade etti:
“Alevi-Bektaşi öğretisinde muhabbet erkânı kurulduğunda, öncelikle varsa müşkülün giderilmesi gerekir. Küskünlük, dargınlık ya da bir alacak-verecek meselesi varsa, o kişiler meydana gelir, özünü ortaya koyar. Meydanda bulunan canlar da hep birlikte çözüm üretir. Rızalık alınmadan, müşküller giderilmeden cem hizmeti başlamaz. Bu yolun kuralı, meydanda görgü ve sorguların yapılmasıdır.”
“BİZİM İNANCIMIZDA BAŞKA BİR DÜNYA YOK”
Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek ise Alevi inancında ahiret anlayışının farklı bir yerde durduğunu vurguladı. Şimşek, Yunus Emre’nin dizelerine atıf yaparak, insanın gönül kazanmasının esas olduğunu söyledi:
“Bizim için öteki dünya yoktur. Eğer bir dostun gönlüne girmişsek, bizim en büyük cennetimiz odur. Yunus Emre’nin dediği gibi, bir gönül kırdıysan kırk kez de hacca gitsen o hac, hac sayılmaz. Pirlerimiz, mürşitlerimiz makamı dört kapıda tanımlar: Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat.”
Dört kapının günümüzdeki anlamlarının doğru okunması gerektiğini belirten Şimşek, Şeriat makamının kurallar silsilesini ifade ettiğini, bu aşamada benlik duygusunun ağır bastığını dile getirdi. Tarikat makamında ise ikilik hâlinin sürdüğünü belirterek, “Yola girilmiş ama henüz gönül birliği sağlanamamıştır. Asıl amaç birliktir” dedi.
“ALEVİLİK RIZALIK VE EŞİT PAYLAŞIM ÜZERİNE KURULUDUR”
Marifet makamının ise eşit paylaşımı esas aldığını söyleyen Şimşek, bu anlayışın sosyalizmle örtüştüğüne dikkat çekti:
“Sosyalizm eşit paylaşımı savunur ama bizim atalarımız bunu yüzyıllar önce marifet kapısında tarif etmiştir. Alevi inancında her şey rızalık ve eşitlik üzerinedir. Lokma paylaşımında da böyledir. Herkes eşit pay alır ama herkes ürettiği kadar katkı sunar.”
Alevi inancı ile doğa arasındaki bağa da değinen Şimşek, arıları örnek göstererek üretimin önemini vurguladı:
“Arılar birlikte üretir, birlikte tüketir. Üretmeyen arı peteğin dışında bırakılır. Bizim inancımızda da temel felsefe üretimdir. Doğayla uyum içinde yaşamak esastır.”
Hakikat makamının ise “ne senin ne benim, her şey herkesindir” anlayışını ifade ettiğini belirten Şimşek, insanın doğanın bir parçası olduğunu söyledi. Asıl hedefin bu dünyayı yaşanılır kılmak olduğuna dikkat çekerek şunları dile getirdi:
“Bu dünya binlerce yıldır var. Biz onun sadece bir zerresiyiz. Önemli olan bu dünyayı güzellikle, barışla ve sevgiyle gelecek kuşaklara bırakabilmek. Cennet ya da cehennem beklentisiyle değil, bu dünyada dostlarımızla, ailemizle barış içinde yaşayabiliyorsak zaten cennetin içindeyiz. Kimsenin hakkını yemediğimizde, mazlumdan yana durduğumuzda özel bir cennet yaratmaya gerek kalmaz.”
Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasının ardından Türkçe ve Kürtçe deyişler ile nefesler söylendi, semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasının ardından lokmalar pay edilerek cem sona erdi.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yapılan muhabbet ceminde, Aleviliğin kendi içerisinde kendi sorgusunu yapan ve 72 millete bir nazarda bakan bir inanç olduğu vurgulandı.
Antalya’da yapılan muhabbet cemine Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Hüseyin Abdal ocağı Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek ve Ersin Genç katıldı.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, yaptığı konuşmasında, “Bugün hepimiz karşılıklı bir muhabbet edip bir muhabbet açıp bir iki kelam söyleyip dağarcığımıza bir şey alıp gidebilirsek ne mutlu” dedi.
“ALEVİLİK 72 MİLLETE BİR NAZARDA BAKAN BİR İNANÇ BİÇİMİDİR”
Hacı Bektaş Veli’nin “72 millete bir nazarda bakmayan bizden değildir” sözünü hatırlatan Demir, “Bizim inancımızda dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun insan olması bizim için önemli. Cemlerimizde sadece 12 imamın veya Muhammed’in hayatını anlatmıyoruz. Bir araya geldiğimiz muhabbetlerimiz, ülkemizde ne oluyor gelecekte neler yapabiliriz de konuştuğumuz yerdir” diye belirtti.
Alevi Bektaşi öğretisinde muhabbet erkanı kurulduğunda öncelikle var olan müşkülün giderilmesi olduğunu belirten Demir konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Eğer burada bir küskün bir dargın bir alacak verecek davası varsa o kişiler meydana gelir, özünü meydana koyar. Hazırda bulunan canlar da hep birlikte sorun çözerler. Rızalık alınmadan müşküller giderilmeden cem hizmeti başlamaz. Herkesin piri, mürşidi, dedesi ve yolun kuralları vardır Bu yolun kuralı da meydanda yıllık görgüler sorgular yapılarak yapılır. Cezaevi yok, hâkimi yok, savcısı yok, avukatı yok, dosya parası yok.”
“TARİH BOYUNCA EĞEMENLER ALEVİLERİ KÖTÜLEDİR”
Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek ise, Alevilerin baskın olan yönetimlerce kara propaganda haline getirildiğini söyleyerek, “Aleviler tarih boyunca her zaman egemen sistemler, siyasal sistemler tarafından kötü bir biçimde topluma lanse edilmişler. Ki bugün Osmanlı’da Aleviler ‘mum Söndü ‘yapıyorlar denildi” diye konuştu.
Aynı sistemin dini literatürlerle, fetvalarla Yunus Emre için bile bu propagandayı yatığını ifade eden Şimşek, “Üç beş kişi toplanmışlar “Bana seni gerek seni” sözlerinden dolayı Yunus ve arkadaşlarına ‘Işık tayfası’ diyerek katli vaciptir demiş” dedi.
Işık tayfasının Osmanlı’da muhalif bir kelime olduğunu belirten Şimşek, şunları ifade etti:
“Biz de kendimizi Işık insanları olarak Işık tayfasından görürüz. Yunus Emre’de bunun piridir deyişlerimizin ilk başlaması Kaygusuz ve Yunus Emre’dir. Devlet kendi işine gelmeyene fetva verir. Bugün nasıl yeri geldiğinde Diyanet’e verdiriyorsa aynı egemen sistem Şeyhülislam’dan fetva alıp bunları katlİ vaciptir diyebiliyor. Alevilere karşı verilen ve bunun tarihte yüzlerce binlerce örneği var.”
Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasın ardından söylenen deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdal’ın yaşamı, direnişi, duruşu anlatıldı. Cemde Pir Sultan’ın egemenlere ve haksızlıklara karşı yürütmüş olduğu mücadelenin Aleviler için bir başkaldırışın, bir direnişin simgesi olduğu belirtildi.
Antalya’da bulunan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen cemde Pir Sultan Abdalın yaşamı, mücadelesi anlatıldı. Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya ve Taylan Doğan katıldı.
“PİR SULTAN ALEVİ TOPLUMUNUN BAŞ KALDIRIŞ VE DİRENİŞ SİMGESİDİR”
Cemde, Pir Sultan Abdal’ın haksızlığa baş kaldırışın, direnişin simgesi oluğunu belirten Kureyşan Ocağı evlatlarından Güven Gürkan Kaya,“Pir Sultan Abdal diğer adıyla Haydar Dede, Sivas’ın Banaz köyünde dünyaya geldi. Pir Sultan Alevi toplumunun başkaldırış, diremiş simgesidir. Yaşadığı dönemde Beyazıt, Selim ve Kanuni dönemine denk gelen bu dönemler Osmanlı’nın yükseliş dönemleri. En geniş topraklara sahip olduğu bir dönem. Bu dönemler Alevilere yönelik her türlü zulmün ve kıyımların yapıldığı bir dönem. Pir Sultan’ın yaşamının böyle bir döneme denk gelmesi bizim için Pir Sultan’ı daha değerli kılıyor. Çünkü o dönemde Osmanlı’ya baş kaldırmak, Osmanlı’ya direnmek, Osmanlı’ya parmak sallamak her baba yiğidin harcı değil. Pir Sultan Abdal o dönem boyunca bütün başkaldırılarda en ön saflarda yer alan bir pirimiz, bir önderimizdir” dedi.
“PİR SULTAN BİR İSYANIN ÖNCÜSÜ, AYNI ZAMANDA BİR YOL ERKAN YÜRÜTÜCÜSÜ BİR PİRDİR”
“Pir Sultan Abdal’ın bir isyanın öncüsü, Yol erkan yürütücüsü, Ocak kurucusu, bir pir olduğunu vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustasfa Sazcı ise şunları ifade etti:
“Pirlik, sultanlık, şahlık her önüne gelene dağıtılabilecek bir unvan değil. Çünkü bunlar taliplerin dedeye, dede evladına, ocak evladına verdiği misyonlardır. Tıpkı Şah Hüseyin’e verildiği gibi. Başkasına Şah denmez ama Hüseyin Kerbela’da başını verdiği için Şahlık verilmiştir. Bugün Anadolu’da aslında Pir Sultan denince aklımıza ilk gelmesi gereken İmam Hüseyin’in duruşu. İmam Hüseyin’in duruşunu sahiplenen Pir Sultan kendi döneminde Osmanlı Devleti ile hareket eden, iş birliği yapan dedelere “Bire dedem yağmadan mı gelirsin” diye bir nefes yapıyor.
Osmanlı Devleti Alevileri zaten yeterince sömürüyor. O dönemin hakkullahçı dedeleri var, Yol bilmez, erkan bilmez, edep bilmez. Bunu Mahmut Dede şöyle ifade ediyor:
Şu Mahmur elinden bıktım usandım,
Gerçeği yok, yalanları çok bir düzen var,
Edep kalktı, erkan kalktı, Yol kalktı,
Dedesinden talibinden bezen var, diyor.
O dönem de dedelerden beziliyor. Niçin? Osmanlı’nın hakkullahçı dedelerinin işi gücü talibinden akçe almak. Pir Sultan; ocakta pişmeyen, o ocakta narını yakmayan, özünü kemalete eriştirmemiş dedelerden bahsediyor ve sonrasında Pir Sultan o dedelere de karşı çıkıyor.
Sazcı, “Pir Sultanın bizim için önemi ne? Pir Sultan’ın nefesinde de belirttiği şey, AKP eliyle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye başkanlık kuruldu. Güya dedelere maaş verilecek, zakirlere maaş verecekler. O maaşlar doğrultusunda cemevlerini finanse ederek ‘maaşınızı, ekmeğinizi biz veriyoruz, artık bu saatten sonra bizim sözümüzü söyleyeceksiniz, bizim söylediğimiz duaları okuyacaksınız, bizim söylediğimiz zamanlarda cem yapacaksınız, bizim istediğimiz gibi erkan yürüteceksiniz’ diyor. Bunu kabul eden dedeler şu an Ankara’da sıralanmış Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısının önünde. Ancak biz şuna eminiz ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapısına, Yezidi’n, Muaviye’nin sarayına gidip mevki için yağlı aşa kaşık sallayanlar, bizim için Yezide biat edenlerden, Muaviye’ye biat edenlerden, Hüseyin’i arkasından hançerleyenlerden bir farkı yok.
“TARİHTEN BİZE MİRAS KALAN ŞEY İMAM HÜSEYİN’İN, PİR SULTAN’IN ZEYNEP ANANIN DİRENCİDİR”
Pir Sultan da İmam Hüseyin gibi direndi, Şah İsmail Hatayi de İmam Hüseyin gibi direndi, Şah Kalender Çelebi de, Hamdullah Çelebi de İmam Hüseyin gibi direndi.
Dolayısıyla bize miras olarak kalan şey İmam Hüseyin direnci, Zeynep Ananın direnci, Celal Abbas’ın direnci. Biz o direnci kendi vücudumuzda kendi benliğimizde yaşatırsak İmam Hüseyin’i Pir Sultan’da yaşatmış olur, Pir Sultan’ın söylediği nefeslerde anlamış oluruz.”
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir ise, “Pir Sultan ile Hızır Paşa arasında geçen olayı anlatmadan olmaz. Günümüzde Hızır paşalar o kadar çoğaldı ki Muaviye’nin yağlı pilavını görenler koşuyor. Bu bir hikâye de olsa gerçek ve yaşanmış ve hep anlatılagelmiş bir şeydir. Hınzır Pir Sultan Abdal’ın ocağında yetişmiş bir kişidir. Hınzır Paşa Pir Sultan’ın yanında belli bir seviyeye geldikten sonra der ki prim bana bir destur ver de İstanbul’a gideyim mektep medrese göreyim, orada öğretimlerimi alayım gelip ondan sonra burada canlarımıza daha fazla hizmet edeyim der. Pirimiz de dedi ki ‘Hızır gidersin mektep medrese görüp gelirsin, Sivas’a da vali olarak atanır sonra da beni asarsın der” diyerek sözlerini tamamladı.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerindeki girişimlerinin Alevi kurumlarının birlikte hareket etmesiyle engellendiğine dikkat çekti. Demir Saray’a, Cemevi Başkanlığı’na bağlı dedelere, analara, babalara, zakirlere pirim verilmemesi için topluma çağrıda bulundu.
Devlet/AKP hükümeti protokolü tarafından, 61. Ulusal, 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne yönelik müdahalenin tartışmaları sürüyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından alternatif/korsan anma programı geliştirilmesi, Alevi toplumunun büyük tepkisine neden oldu.
Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde yaşananlara dair Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
Süleyman Demir, son süreçte Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarının devam ettiğini vurguladı.
Demir, Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinden önce, gerek Abdal Musa gerekse Isparta Senirkent’te, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının emarelerini gördüklerini söyledi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLİĞİ ŞİALAŞTIRMAK İSTİYOR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacıbektaş ‘ta emrivaki bir etkinlik yaptıklarını belirten Demir, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasındaki amaç Anadolu’da bulunan Alevi Bektaşi Kültür ve inancını biraz daha Şialaştırmak, İslamlaştırmak, Alevi kültüründen uzaklaştırmaktır” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedeleri, anaları, babaları ve zakirleri kendilerine bağlayarak bir imam gibi yönlendirmek istediklerini vurgulayan Demir, şunları söyledi:
“Çünkü biz bunu Abdal Musa’yı anma etkinliğimizde görmüştük. Biz semah hizmeti için oraya gittiğimizde bizden önce Kültür Bakanlığı’nın korosu çıkmıştı. Kültür Bakanlığı kendi korosunun eline bir konuşma metni yazıp vermiş. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın selamı ile hem türkülerini hem deyişlerini hem de ellerine verilen metni okudular.”
Abdal Musa Anmasında yapılanların aynısının Cemevi Başkanlığı’na bağlı olan dedelere, analara, babalara zakirlere de yapılacağına dikkat çeken Demir, “Ellerine yazıyı verecekler cemlerde şunları yapın bunları okuyun şunları söyleyin diye. Bu bir asimilasyon politikasıdır. Daha ileride şöyle olmayacağı ne malum. Cemlerde Arapça Kur’an okutun, Arapça şöyle yapın böyle yapın. Dedeler siz Arapça bilmiyorsunuz yanınıza bir de hoca atayalım derlerse ne yapılacak” diyerek tepki gösterdi.
“HACI BEKTAŞTAKİ ORTAK VE KARARLI DURUŞ ANLAMLI VE SONUÇ ALICI OLDU”
Hacıbektaş’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın etkinliğine karşı kurumların duruşlarının çok anlamlı olduğunu dikkat çeken Demir, “Kurumlarımız o dik duruşlarıyla hep beraber oturma eylemi yapmaları ve dergâhın avlusunda cem tutmaları, hep birlikte güçlü bir ses getirdi. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın etkinliğine bir nevi engel olundu. Bunda başarılı olundu” dedi.
Cemevi Başkanlığı’nın etkinliğine katılan dedelere Hızır Paşa benzetmesi yapan ve Alevi kurum üyelerine ve halka çağrıda bulunan Demir, şöyle devam etti:
“Saraydan maaş alan ana, dede, baba, zakir sarayın sözünü dinlemek zorunda. O yüzden bulunduğumuz bölgelerde halka büyük görev düşüyor. Eğer bu kişileri siz düşkün sayıp onları dışlamazsanız yarın gelecekte çocuklarınızın, torunlarınızın hepsi asimile olacak. Çünkü bu devlet eliyle yapılıyor. Sarayın dedelerine prim vermeyelim.”
PİRHA- Lise öğrencisi Melis Bingöl, Muharrem Ayı’nda ilk kez cemevine gittiğini, katıldığı cem sonrasında ise inançsal anlamda aldığı kararları PİRHA’ya anlattı. Bingöl, cemevlerinde gençlerin oranına değinerek, Alevi inancının yaşatılması için ailelerin, çocuklarını cemevlerine göndermesi çağrısında bulundu.
İlk defa cem erkanına katılan lise son sınıf öğrencisi Melis Bingöl, 1 aylık süre içerisinde yaşadıklarını anlattı.
Aslen Yozgatlı olduğunu belirten Melis Bingöl, ailesinin ekonomik nedenlerden dolayı Antalya’ya göç ettiğini ifade etti. Antalya’da dünyaya geldiğini söyleyen Bingöl’ün, kendisinden küçük olan bir de kardeşi bulunuyor.
Bağlama çalmaya ilkokul 5. sınıfta başladığını söyleyen Bingöl, daha sonrasında ise Canlar Saz evinde Duğuhan Karasu hocanın verdiği bağlama kursuna devam etiğini belirtti.
Bingöl, saza başlamasına vesile olan gelişmeyi ise “Bir Alevi genci olarak Özlem Özdil’i çok severek dinliyordum. Kendime örnek aldığım bir sanatçı Özlem Özdil ve Erdal Erzincan. O yüzden bağlamaya olan sevdam buradan geliyor” sözleriyle anlattı.
“ARTIK CEMEVİNE SÜREKLİ GELMEYE KARAR VERDİM”
Çocukluğundan beri cemevine gelmediğini de belirten Bingöl, “Anneme ‘Daha önceleri neden cemlere gitmiyoruz?’ diye söylüyordum. Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nin Facebook sayfasından anneme bildirim gelmiş, Yass-ı Muharrem ayı nedeni ile aşure verilecek diye… Sonra annemle derneğin verdiği aşureye geldik. Aşureden sonra cem var dediler ve katıldık. Cemde birçok kişiyle tanışıp kaynaştım. O andan sonra cemevine gelmeye devam edeceğime karar verdim. Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nin yaptığı cemlere ve semah eğitimi almak için 1 aydır çalışmalara geliyorum. Ancak ceme katıldığımda gençlerle pek karşılaşmıyorum. Genelde 45 yaş üzeri insanlarla karşılaşmaktayım. Gençler var ama bir elin parmağını geçmiyor” diye konuştu.
Kültürünü ve inancını benimseyen insanların cemevine gelmesi gerektiğine vurgu yapan Bingöl, “Burada bilmediğiniz birçok şeyi öğrenebilirsiniz. Ben semah dönmeyi bilmiyordum, arkadaşlarım vasıtasıyla öğrenmeye başladım” diye ifade etti.
Melis Bingöl, Alevilik konusunda sadece küçük yaştayken anneannesinden birkaç bilgi öğrendiğini belirterek şöyle devam etti:
“Yaşım ilerledikçe Ahmet Kaya’nın, Deniz Gezmiş’in Mahir Çayan’ın hayatını büyüklerim bana anlattı. Bunları dinledikten sonra daha çok kültürümü, inancımı benimsedim.
Küçüklüğünden beri hep türkü dinlerdim. Çevremdekiler başka şeyler dinlerken ben, Neşet Ertaş, Arif Sağ dinlerdim. Çocukluğum türkü dinlemekle geçti. O yüzden bağlamayı bu sebepten dolayı çok seviyorum.
Arkadaşlarım genelde Kürt. Ben Kürt değilim. Benim için ırkın hiçbir önemi yok. Irk, ayrım yapılacak bir şey değil. Önemli olan insanın karakterli olmasıdır. Bir insan çok kötü ise ona ayrımcılık yapılabilir ama bir insanın kimliği, dili, inancı sebebiyle ayrımcılık yapılamaz. Arkadaşlarım da benim gibi düşünen insanlar. Okuldaki öğretmenler de genel olarak ayrımcılık yapmıyorlar. Hocalarım Sünni’dir, benim Alevi olduğumu bilirler. Hocalarımla oturur deyiş söyleriz. Ben Türküm ama Kürtçe türkü de söylerim.”
“ALEVİLİĞİ ÖĞRENMEK AİLEDEN BAŞLIYOR”
Gençlere ve annelere yönelik çağrıda bulunan Melis Bingöl, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
Ceme ilk geldiğimde beklerken bir teyze bize matem orucunun nedenini, Hz. Hüseyin’in şehit olmasını anlatmıştı. Gençseniz inancınızı, kültürünüzü benimsiyorsanız ve de bir şeyler öğrenmek istiyorsanız cemevlerine gelmelisiniz. Aslında ilk başta iş ailede bitiyor. Ailelerin, Aleviliği çocuklarına anlatması gerekiyor. Buradan ailelere sesleniyorum, çocuklarınızı yönlendirecek olan sizlersiniz”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi, Kadıpaşa’da aşure lokmalarını paylaştı. PSAKD Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroplu, “Artık gelinen noktada toplumsal birliği güçlendirmek, kardeşlik ve barış duygularını pekiştirmek, zulme ve haksızlığa karşı çıkmak gerekir” dedi.
Muharrem orucunun ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi aşure lokmasını paylaştı.
“YEZİT’İN VAHŞETİNİ LANETLERİZ”
Aşure paylaşımından önce Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroğlu yaptığı konuşmada, “Alevi toplumu olarak bugün burada Kerbela Katliamı’nı ve İmam Hüseyin’i anmak için Aşure ile varlığımızı, birliğimizi simgelemek amacı ile siz değerli dostlar ve canlarımızla lokmamızı paylaşmak istedik. Alevilere göre oruç denildiğinde öncelikle 12 İmamlar akla gelir. Muharrem ayı dendiğinde ise katliam aklımıza gelir ve imam Hüseyin’in Kerbela’daki direncini anarız, Yezid’in İmam Hüseyin’e ve ailesine yaptığı vahşeti ise lanetleriz” dedi.
“ALEVİ YOLUNA, İNANCINA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Şaroğlu, şöyle devam etti:
“Bizler Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çakan bireyler olarak Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz .Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi semalarda kol geziyor. İşte tam bugünlerde fikirlerimiz, duruşumuz net olmalı. Bu konuda şüpheye düşmeden, korkmadan, bu Yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok. Bu Yol varoluştan beri bizim yaşam kanunumuzdur. Elimizin, belimizin, dilimizin, içtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.
“GEÇMİŞİN VE BUGÜNÜN KATLİAMCI ZİHNİYETİNİ TEŞHİR EDELİM”
Yaşadığımız katliamları hatırlayarak ve canlarımıza anlatarak, dünün ve bugünün Yezid’inin katliamcı zihniyetini teşhir ederek birlikteliğimizi büyütüp güçlendirerek, bu zalimlerin sevgisizliğine, katliamcılığına karşı onurlu insan sevgisini rıza şehrine çevirerek cevap olabilmeliyiz. Tuttuğumuz oruçlar, verdiğimiz lokmaları, şehitlerimize adayarak büyük bir sahiplenme duygusu geliştirmeyiz.”
Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol Yürütücüsü Süleyman Demir’in söylediği deyişlerle semah dönüldü, okuduğu lokma gülbenginin adından lokmalar paylaşıldı.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı /Yol yürütücüsü Süleyman Demir, AKP iktidarının Alevi inancını tanımadan, cemevlerinin kısmen elektrik faturalarını ödemek için yönetmelik çıkarmasına tepki gösterdi. İktidarın Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumunu Yol- erkan öğretisinden uzaklaştırmak istediğini belirten Demir, “Cemevlerinin elektrik parası üzerinden iktidar Alevileri kendine bağlamak istiyor” dedi.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/Yol yürütücüsü Süleyman Demir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla, cemevi faturalarının Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından uygun görülen koşullar sağlandığı takdirde ödenmesine ilişkin karara tepki gösterdi.
“DEVLET CEMEVLERİNİN ELEKTRİK PARASI ÜZERİNDEN ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İSTİYOR”
Cemevlerinin elektrik paralarının ödenmesine ilişkin “devlet üzerine düşeni yapıyor” diyen Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, “Devlet Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumunu Anadolu ritüelinden, Anadolu öğretisinden, Yol erken öğretisinden uzaklaştırıp Şia Arap İslamiyet’ine, kendine benzetmeye çalışıyor” dedi.
Elektrik paralarından önce dedelere, babalara, analara, zakirlere maaş ile işe başladığını vurgulayan Demir, “Örneğin Abdal Musa Dergahımıza geliyorlar, Anadolu’daki köy cemevlerine gidiyorlar. Orada bulunan bağımsız cemevlerini parayla destekleyip, yavaş yavaş istediklerini yaptırmak istiyorlar. Bu tür girişimlere karşı dirençli bir şekilde çıkılmalı. Elektrik parası vererek işe başlayacaklar. Yarın Alevi İslam diye başlayacaklar ve Alevi’yi de kendi istedikleri gibi yönlendirecekler. Kendi istedikleri gibi olursa sorun yok. Kendisine karşı gelen bağımsız cemevinin veya karşı gelen kurumların elektriğini ödemeyecekler. Yarın bu elektrik parasını alanlar eninde sonunda iktidarın istediğini yapacaklar” diye belirtti.
“DEVLETTEN ELEKTRİK PARASINI ALANLAR DEVLETİN HER SÖYLEDİĞİNİ YAPMAK ZORUNDALAR”
Devletten elektrik parasını alanların bağımsız hareket edemeyeceğini vurgulayan Demir, şunları kaydetti:
“Elektrik parasını alıp devlet güdümüne bağlanan kişiler eninde sonunda iktidarın istediğini yapacak, yapmadığı takdirde elektriği kesilecek. Onun için çok iyi düşünmeleri gerekir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi kurumlarını çatıştırmak istiyor. Genel merkezlerle şubelerin arasını bozmak, kopmasını sağlamak istiyor. Yıllar önce Osmanlı’nın Hacı Bektaş Veli Dergahına yönelik yapmış olduğu oyun, bugün yapılan oyunun bir parçası. İktidar aynı oyunları oynamaya devam ediyor. Bunun görülmesi gerekiyor.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen Muhabbet Ceminde Hızır’ın elimizden tutan, dar günümüzde carımıza yetişen, halkın konuşan dili, uzanan eli olduğu vurgulandı.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen Muhabbet Ceminde Hızır’ın Alevi toplumundaki önemi konuşuldu.
Muhabbet Cemine, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ve Deniz Ada katıldı.
Zakir Barış Karabatak Şah Kalender Çelebi ile ilgili yaptığı kısa sunumun ardından söz alan Kızıdeli Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “İçinde bulunduğumuz aylar Hızır ayları. Belki Hızır’la ortak görülmesi gerekirse Şah Kalender o dönemde Anadolu halklarının, Anadolu’daki Kızılbaş halifelerin Hızır’ı olmuştu. Hacı Bektaş Veli Dergâhı da varlığı itibariyle öyle bir dergâhtı. Çünkü Anadolu’da Kızılbaşlar buğday bulamadıklarından Hacı Bektaş Dergahı’nda bulunan ‘Kara kazan’ payıyla geçimlerini sağlamışlar, kara kazandan giden lokmalarla aşını almışlar. Pir Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı Anadolu coğrafyasında Hızır’ının kurumsallaşmış hali olarak görmekte mümkün” dedi.
“HIZIR, HALKIN KONUŞAN DİLİ, UZANAN ELİDİR”
Sazcı, Hızır’ı halkın konuşan dili, uzanan eli olarak görmek gerektiğini vurguladı.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından Kürtçe ve Türkçe söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Antalya’da Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Kızıldeli Ocağı talipleri muhabbet cemi yürüttü. Cemde İstanbul’da 10 Aralıkta Kadıköy’de yapılacak olan “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitinge katılım çağrısı yapıldı.
Antalya’da bulunan Kızıldeli Ocağı talipleri, Kızıldeli Sultan Ocağı’nın rehberi Mahmut Baba Sultan’ın, Ali Koca Baba Sultan’ın ve Hanım Ana’nın adına lokmalarını paylaşmak için Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürüttü.
Ceme, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanları Gülçin Akça ve Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı ve Zakir Barış Karabatak katıldı.
Cemde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/ Yol yürütücüsü Süleyman Demir yaptığı konuşmada, “Okullara imam atadıktan sonra şimdi de mescit kararı alındı. Alevi federasyonları İstanbul’da 10 Aralık’ta bir miting düzenliyor. Buradan otobüsler kalkacak, mitinge gitmek isteyenler olursa cemevimize isimlerini yazdırabilirler” dedi.
Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, “Cemi sadece lokma için yapmıyoruz. Biz burada gönüllerimizi birleyebilmek için cemimizi yapıyoruz” dedi.
“ALEVİLİK ŞERİAT, TARİKAT, MARİFET VE HAKİKAT KAPISINDAN OLUŞUR”
Alevilikte 4 temel sacayağının olduğunu söyleyen Sazcı, “Bunlar Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapsıdır. Talip, Rehber, Pir ve Mürşit. Biz ocaklarımızı tarif ederken ocak kelimesini “Pişiren” olarak adlandırırız. İnsanı da insani kamillik mertebesine taşıyan, insanı insan yapan o ocakta pişmesidir. Ocakta pişmeyen insana yol mahlûk gözüyle bakıyor” şeklinde ifade etti.
Geçmişte Aleviler olarak cemlerini, ibadetlerini, hizmetlerini ve varlıklarını görünür kılamadıklarını belirten Sazcı, “1993’te Madımak’ta yaşanan katliamla birlikte artık Aleviler dedi ki Dersim’de katlettiniz sustuk, Maraş’ta katlettiniz sustuk, Çorum’da sustuk, Malatya’da, Hatay’da katlettiniz sustuk ama Madımak’ta 33 canımızı yaktınız bu saatten sonra susmayacağız. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Ankara’da bir şubesi vardı. O şube büyütüldü, dernekler kuruldu. Akabinde birçok Alevi Bektaşi kurumları oluştu” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet arasında yapılan protokolde okullara din görevlileri atandığını belirten Sazcı, şöyle devam etti:
“Siyasal İslamın içtihatlarına uygun bir şekilde eğitim yapılıyor. Ondan sonraki hedef, harem selamlık kadın okulları gibi duruyor. Ülke gittikçe AKP’nin, siyasal İslamın çizdiği o tuzağın içerisine girmeye meyilli.
10 Aralık mitingine son 8 gün kaldı, bir çalışma yapılmıyor ve Alevi toplumunun bundan haberi yok. Hiçbir dernekte bunun çalışması yapılmıyor. Dolayısıyla bu da başarılı bir şekilde geçmeyecek. Burada bulunan herkesin aslında gitmekle yükümlü olduğu bir durum söz konusu. Çünkü siyasal iktidar bizim her geri adım atışımızda bir geri adım attırmadı, ikişer geri adım attırdı.
Bizler gerçekten kurumlarda etkin ve söz sahibi olamıyoruz. Söz sahibi olamadığımız için 2- 3 tane başkanın ağzının içinden çıkan kelimelere maalesef ki boyun bükmek zorunda kalıyoruz.”
“10 ARALIK MİTİNGİNE MUTLAKA KATILALIM”
10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de saat 14.00’te yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine katılmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Sazcı, “Bu yalnızca bizim için değil, kadınlar için hayati önem taşıyor” dedi.
PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürütüldü. Alevi inancının rızalık yolu olduğu, kamil insan yaratmanın hedeflendiğinin belirtildiği cemde, Seyit Rıza ve yoldaşları da anıldı.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürütüldü. Ceme, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ve Ali Aksoy katıldı.
“ALEVİLİK YOL’U RIZALIK YOLUDUR”
Cemde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir yaptığı konuşmada, “Cemlerde yapılan hizmetleri sembolik olarak yapıyor olsak da aslında bunların yaşam biçimine uyarlanması gerekir. Ceme girdiğin zaman eğer burada bir küskün, bir dargın birbirinden alacaklı, verecekli varsa hizmet başlamıyor, hizmet yürümüyor. Niye? Gönüllerin birlenmesi gerektiği için. Buradaki rızalaşmamız birlik ve beraberlik içinde birbirimizden hoşnut ve razı olmamızdır. Onun için Alevilik Yol’u bir rızalık yoludur” diye belirtti.
“ALEVİLERE YÖNELİK YAŞANAN BASKI VE ZULÜMLER AŞIK SADIKLARIN SÖZLERİNE SIRLANMIŞ”
Söylenen nefeslerin içerisinde Kur’an’ın özü olan âşıkların, sadıkların sözleri olduğunu belirten Demir, “Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu öyle baskı, öyle zulüm görmüş ki yaşadıklarını bu nefeslerin içerisine gizlemişler. Nefeslerin her biri her bir dörtlüğü sırdır” dedi.
“KUŞDİLİNDEN ANCAK BU YOL’DA PİŞENLER ANLAR”
“Alevi Yol’unun güzelliği nefesleri söylerken kuş dili ile söylemesidir” diyen Demir, “Kuş dilinde söylenenleri ancak yolda pişerek, belli bir aşamaya, belli bir seviyeye gelen kişiler hemen anlar” diye konuştu.
“SEYİT RIZA VE YOLDAŞLARINI SAYGI İLE ANIYORUZ”
İdam edilişinin 86. yılı nedeniyle Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygıyla anarak konuşmasına başlayan Kızıldeli Ocağı yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı da, “Dersim’de şehit düşenleri saygıyla anıyoruz. Onlar var olduğu sürece Kerbela’nın acısını, Dersim’in acısını, Maraş’ın, Çorum’un, Gazi’nin, Gezi’nin acısını yaşamımız boyunca sürdüreceğiz. Nasıl ki Kerbela’da direnen Şah Hüseyin’i unutmadıysak, iktidara karşı egemen güçlere karşı boyun eğmeyen Seyit Rıza ve onun yoldaşlarını unutmayacağız. Önce onları anarak başlamış olalım” diye belirtti.
“İNSANİ KAMİL OLMAK ELİNE BELİNE DİLİNE SAHİP OLMAKTIR”
İnsani kamil insan olmak için Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin üç cümlesinin cümle cihana yeteceğinin altını çizen Sazcı, şöyle devam etti:
“Karşımıza çıkacak her şeye ve herkese yetecek, tek feyz alabileceğimiz şeylerden birisi edep kelimesinin açılımı olan eline, beline, diline sahip olabilmek. Rehberimiz ne diyor? Bu Yol kıldan İnce, kılıçtan keskin, ateşten gömlek giyemezsin, demirden leblebidir, yiyemezsin. Gelme gelme, dönme dönme. Gelenin malı, dönenin canı diyor. Sonra diyor ki bu Yol’a girdikten sonra eğer ikrar verirsen eline, beline, diline, eline eşine, işine, özüne, sözüne, gözüne, sahip ve sadık olman gerekir.”
Alevi Bektaşiliğin bir kamil insan yaratma inancı olduğunu hatırlatan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Sazcı, “İnsanlar hakka hizmeti cennet cehennem için yapmasın, ona duydukları aşk için yapsın. Bizim hizmetimiz de aslında birbirimize duyduğumuz aşk. Erenlere, evliyalara, âşıklara, sadıklara duyduğumuz aşktan dolayı bu hizmeti yapıyoruz” diye belirtti.
Alevilerinin cennet cehennem gibi bir beklentisi olmadığını belirten Sazcı, “Öyle bir beklentimiz olmadığı için burada muhabbet ediyoruz. Aksi takdirde bir şekil ve şemaile tabi olan bir hizmet görürdük. Biz şuna inanıyoruz. Bizim yapacağımız ibadete bizim yapabileceğimiz namaza veya herhangi bir hizmete ihtiyacımız yok. Ancak bizim bu muhabbetlere ihtiyacımız var. Bizim yolumuz, bizim erkânımız, bize bunu buyuruyor hizmetlerimizi de bunlar üzerine icra ediyoruz” dedi.
Cemde gülbenglerin okunmasın ardından söylenen nefes, deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde muhabbet cemi yürütüldü. Güncel meselelere değinilen muhabbet ceminde; Aleviliğin, ekoloji, kadın meselesi ve savaşlara değin çeşitli problemlere ışık tutabilecek nitelikte bir Yol olduğu belirtildi.
Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Kader Bahadır, Ali Aksoy ve Özde Canlar Semah topluluğu katıldı.
Yürütülen muhabbet ceminde Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir, yaptığı konuşmada, “Yol’un bir güzelliği var, Yol’un ikrarı, Yol’un görgüsü, Yol’un sorgusu, Yol’un bir dar hizmeti var, bizlerin birbirimizle rızalığı var, hepsini aşama aşama yapıyoruz” diye belirtti.
Süleyman Demir ceme gelmenin Yol’a girme manasında olduğunu ifade ederek, “İkrar verip Yol’a girdikten sonra kişinin Aleviliği Yol’a olan ikrarı, görgüleri başlar sonra müsahip olabiliyorsa olur bu süreç Hakk’a yürüyene kadar gider. Hangi ocağa, hangi mürşide bağlıysa, o ocak kapısında görülerek görgüsü sorgusu yapılarak bir nevi 72 millete bir nazarda bakarak hiç kimsenin inancını ötekileştirmeden saygı duyarak Rıza Şehri yaratmak, komin bir yaşam biçimi ile paylaşımcılığı bunların alt temellerini açarak cem muhabbetlerinde kendi kendimizi pişirecek, gönülleri birleşerek, gönlümüzü hoş ederek, sazımızla sözümüzle, muhabbetimize, Yolumuza, kültürümüze hizmet ederek, bu Yol’un taşıyıcısı olmaya çalışıyoruz” dedi.
“BAĞNAZLIĞA KARŞI DİRENEN BİR KESİM VAR”
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise yaptığı konuşmasında, “Bu kadar bağnaz, bu kadar yobaz, bu kadar gerici karşı duruşa rağmen hala buna karşı direnen bir kesim var. Ben kadın hakları dersi alıyorum. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını nasıl aldıklarını, o dönemde verilen bir mücadele var, onları öğrendik. O dönemde de kadınlar hep darp edilmiş ler, gözaltına alınmışlar. Parti kurmuşlar partileri kapatılmış, dernek kurmuşlar dernekleri kapatılmış Cumhuriyetin ilanından sonra kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış” dedi.
Uygarlığın beşiği olarak kabul edilen İsviçre’de dahi kadının seçme ve seçilme hakkının 1971 yılında alındığına dikkat çeken Akça, “İngiltere’de Amerika’da müthiş bir kadının mücadelesi vererek kadınlar o kadar büyük işkence görmüşler öldürülmüşler hapse atılmış açlık grevine girerek müthiş bir mücadele vermişler. Çok büyük bir kırım olmuş. Elbette bu topraklarda kadınlar darp edilmiş gözaltına alınmışlar. Cumhuriyette her şey dört dörtlük değil, dört dörtlük yaşamıyoruz ama yine de bu coğrafyada bir mücadele var” diyerek sözlerini tamamladı.
“ÖLMÜŞ BİR CUMHURİYETİ KUTLADIK”
Cumhuriyet Bayramı’nın 2. yüzyılında sokaklara çıkarak aslında ölmüş bir cumhuriyeti kutladıklarını belirten Mehmet Gündoğdu, “Neyi kutladık biz, ölmüş bir cumhuriyeti kutlamaya çalıştık, bu en büyük yanlıştır. Çünkü adam en sonunda sultanlığını ilan etti. Etmedi mi? Şu anda tek padişah, sultan değil mi? Adına başkan diyorlar. Ama onlar kendi aralarında sultan diyorlar, padişah diyorlar. Buna müsaade eden biziz. Demokrasiyi özümseyemedik. Çünkü Atatürk bunları getirirken hep tepeden getirdi. Biz hak etmedik mücadele ederek hak ederek kazansaydık bugün bunların hiçbiri olmazdı” diye belirtti.
“KARA BULUTLARI ORTADAN KALDIRACAK TEK GERÇEKLİK RIZA ŞEHRİ’Nİ İNŞAA ETMEK”
Ardından söz alan Kızılderili Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Alevi Bektaşi Yol erenlerinin, aşıkların, sadıkların, rehberlerin, pirlerin, mürşitlerin kelamları anlaşıldıktan sonra bugün dünya üzerinde çökmüş olan bu kara bulutları temizleyecek bir ideoloji ortaya çıkıyor. Bu ideolojiye biz Rıza Şehri felsefesi diyoruz, ilmi, hakikat, sırrı hakikat diyoruz” dedi.
Aleviliğin cumhuriyete, ekolojiye, kadın meselesine ve çeşitli birçok problemlere ışık tutabilecek nitelikte bir Yol olduğunu belirten Sazcı, “Biz bu Yol’un aslında evlatlarıyız bu Yol’un sürdürücüleriyiz. Hünkâr Hacı Bektaş’ı, Balım Sultan’ı, Kızıldeli’yi, Abdal Musa’yı, Budala Sultanı, Yunus Emre’yi, Seyit Nesimi ve Hallacı Mansur’un nasıl yaşadığı, niçin Hakk’a yürüdüğünü düşünmek, bu konuda Yol ne demek istiyor, bu konuda bize neler söylüyor, kulak vermek gerekir” şeklinde ifade etti.
“FİLİSTİN’E SES ÇIKARIP ROJAVA’YA SUSMAK İKİ YÜZLÜLÜKTÜR”
“Biz bir İslam topluluğuyuz Müslüman oldukları için Filistin halkını katledilmesine karşı çıkıyoruz. Ama Rojava’daki halk farklı etnik kimliğe mensup oldukları için hakir görebiliyoruz” diye tepki gösteren Sazcı, “Rojava’da yaşayan halkı kendi ellerimizle katledebiliyoruz ama Filistin’deki kan bağı olmasa da dinen kardeşimiz o yüzden onların katledilmesine karşı çıkıyoruz, biz iki yüzlüğe düşüyoruz. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi nefsimize ağır gelen şeyi başkasına tatbik etmemeliyiz, bunun güncel siyasette de, politikada da, ülkeler arasındaki savaş durumlarında da göz önünde bulundurulması gerekiyor” diye konuştu.
“HER HALKIN ALEVİSİ VARDIR”
Dersim’de Erzincan’da Erzurum’da, Malatya’ya Adıyaman’da Kürt Kızılbaşlar olduğunu belirten Sazcı, şu sözleri kullandı:
“Mesela Anadolu’da da Türkmenlerin tahtacıların olduğunu yerde bunu anlattığın zaman onlar da öz Alevi biziz, hakiki Alevi biziz. Ama buraya geldiğinde de burada diyorlar ki Kürtlerden Alevi mi olur. Evet var Alevinin Kürdü de var, farklı halklardan Aleviler de var.
Bizim Rıza Şehri taahhüdümüz var. O taahhüdü de yerine getirebilmek için yapmamız gereken şey, bu muhabbet ortamlarını, muhabbet meclislerini çoğaltabilmek. Muhabbet meclisleri ile Bedrettin, Börtlüce Mustafa ve Torlak Kemal’in Karaburun coğrafyasında kurmuş olduğu Rıza Şehri’ne bakıyorsun, içinde Hristiyan din alimleri, Yahudi din alimleri, Şamanlar, Türkmen Kızılbaşlar müteşerri İslam’a inanan Sünni canlarımız, farklı farklı dilden, inançtan kimlikten topluluklar orada Karaburun coğrafyasında bir Rıza Şehri oluşturmuşlar, hepsi ak libas giymiş, kiminin nasıl ve neye inandığı, neye taptığı, nasıl ibadet ettiğini hiçbirinin umurunda değil, tek bir davalar var; ay herkesin ayı, güneş herkesin güneşi, su herkesin suyuysa, bu ekmek de herkesi ekmeği olsun”
Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe söylenen nefes, deyiş ve mersiyelerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, son günlerde Alevi kurum başkan ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Demir, ÇEDES projesi ile ilgili İzmir mitinginden sonra kurum başkanlarına yönelik gözaltıların artması Alevilere yönelik bir sindirme girişimidir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube/Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in 27 Eylül’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasını izleyen Alevi kurumların yöneticilerine ters kelepçe takılarak gözaltına alınmalarına, sonrasında ise PSAKD üyesi Halil Aksu ve Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Kadriye Doğan’ın evleri basılarak gözaltına alınmalarına tepkiler sürüyor.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı/Yol Yürütücüsü/Zakir Süleyman Demir, Alevi kurum temsilcilerine yönelik yapılan gözaltıları PİRHA’ya değerlendirdi.
“İZMİR MİTİNGİNDEN SONRA ALEVİLER ÜZERİNDE BASKILAR ARTTI”
AKP hükümetinin Alevi Bektaşi toplumuna yönelik baskılarının son dönemlerde artış gösterdiğini belirten Zakir Süleyman Demir, “Önce Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Pir Sultan Abdal üyesi Halil Aksu ve en son Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı Kadriye Doğan canlarımızın gözaltına alınması aslında Alevilere yönelik bir baskı, bir zulüm, bir korkutmadır” dedi.
“Bu dönem zulüm biraz daha artacak” diyen Demir, “Bunun nedeni, AKP’nin ÇEDES projesi ile ilkokullardan başlayarak, İslam ve şeriat üzerine imam hatip hocalarını, hafızları okulları atayarak, aslında Sünni İslam’a dayalı bir devlet projesini yaymaya çalışıyor” ifadesini kullandı.
AKP hükümetinin Alevi Bektaşi kurumlarını kendisinin yönetmek istediğini belirten Demir, “İmamlara nasıl maaş veriyorsa dedelere, zakirlere, analara maaş vererek kendi Alevi Bektaşisini yaratmaya çalışan bir hükümet var. Buna karşı gelen bütün genel merkez örgütlerimiz, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonları ve ismini sayamadığımız kurumlar buna karşı gelince, baskılar, gözaltılar, zulümler, tutuklamalar devam ediyor” diye belirtti.
İktidarın Alevilere Şialığı ve Sünniliği dayattığını ifade eden Demir, şöyle devam etti:
“Birimiz gözaltına alınırsa diğer canımız mücadeleye devam etmeli ve bu süreci böyle götürmeliyiz. Yoksa AKP’nin veya hükümetin Alevisi olarak maaşlarımızı alacağız perşembelik cemlerimizde bize ne verirlerse onları söyleyeceğiz. AKP’nin ‘eğer benim Alevim olacaksanız olun, Aliyi sevmek Alevilik ise bunu yaşayacaksınız bunun dışında 4 Kapı 40 Makam, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, kadınları okutunuz, kadın erkek farkı yoktur bizim nazarımızda, dediği gibi bir Aleviliği size yaşatmam’ demek istemektedir.”
“HER BİRİMİZİN PİR SULTAN OLMA ZAMANI”
Bugün herkesin Pir Sultan olması gerektiğini söyleyen Demir, “Hepimiz birer Pir Sultan olup “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyip birimiz gidersek başka birimiz bayrağı alıp bu mücadeleyi devam etmeliyiz. Eğer etmezsek, bu baskı ve zulme boyun eğersek sonumuz asimile olmaktır, AKP’nin Alevi’si olarak kalırız. Çok acı verici bir durum, böyle olmamamız için hepimiz birer Pir Sultan olmalıyız” dedi.
PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen Muhabbet Ceminde, Sivas Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması ve Alevi kurum temsilcilerinin ters kelepçe ile gözaltına alınmasına dikkat çekildi.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Ceme Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı ve Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem katıldı.
“ARAP İSLAMİYETİ’Nİ YERLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir cemde yaptığı konuşmada, “Cemler toplanıp yalvarıp yakarmak değil, muhabbet etmektir. Memleketin halinide görüyorsunuz, yerlerde. Baskılar zulümler tekrar başladı, hükümet seçimi zorla aldı. Son bir 5 yıl içerisinde Arap İslamiyet’ini ülkeye yerleştirmeye çalışıyor” dedi.
Her köye bir cami projesi kapsamında Alevi köylerinin asimilasyona uğratılmak istendiğini belirten Demir, “Cami yapılmasına köy muhtarı ve halk bir şey olmaz ne olacak yolumuzda yapılacak, okulumuzda yapılacak camiden ne zarar gelecek öyle başlandı. Sonra bütün Türkiye’ye yayıldı bütün Alevi Bektaşi köylerine de imam atandı. Önce herkes güldü geçti, şu anda öyle bir hal aldı ki köylerinde namazlar başladı, çünkü camisi var” şeklinde ifade etti.
” İSLAMİ RİTÜELLERLE HAKK’A YÜRÜME ERKANI YÜRÜTÜLÜYOR”
“Hakka yürüyen canların cenazeleri hocalar Arapça İslami ritüellerle kaldırmaya başladı” diyen Demir, “Bizim dedeler babalar kendisini geliştirip yetiştirilmedi ya da ekmek derdinden köyler terk edildi, hizmetler tam Sünni İslam inancına göre yürümeye başladı” dedi.
Günümüzde okullarda derslere çokça din dersinin eklendiğini ifade eden Demir,” Bu da yetmedi, şimdi bir müezzin, bir imam okullara atayarak, bir de ilkokullardan başlayarak kendi İslam anlayışına uygun bir nesil yetiştirme projesi uygulanmaya konuldu” diyerek sözlerini tamamladı.
Yol’un Alevilere bir dert verdiğini bu derdin ise çağımızdaki birçok sorunla ilgilenmekle yükümlü olduğunun altını çizen, Kızıldeli Sultan OcağındanSazcı, “Biz mevcut düzenin hafif güzelleştirilmiş halini, mevcut düzenin bize dokunmayan halini talep eden bir inancın, bir Yol’un sürücüleri, Yol’un devamcıları, ardılları değiliz. Bizler bu cihanda Rıza şehri dediğimiz aslında barış içerisinde, kardeşlik içerisinde yaşandığı, sömürünün olmadığı bir cihanı var etmek için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
Sivas Katliamı faillerinin, katillerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel izniyle birlikte serbest bırakıldığını hatırlatan Sazcı, “Yıllardır bir Sivas Katliamı’na gittiğimizde şunu diyorduk, yobazlar yaktı, devlet baktı. Devletin hep aklayıcı pozisyonda olduğunu söylüyorduk. Bu da bunun tescillenmiş hali oldu. Bundan önce bir katili daha serbest bırakmıştı. Yine Sivas Katliamı’nın faillerini serbest bırakıyor” dedi.
“PİR SULTAN’IN GÜZEL NEFESLERİNİ, DEYİŞLERİ SÖYLEMEK DEĞİL, PİR SULTAN OLMA ZAMANI”
“Bu aslında bize bariz bir şekilde mücadelemizi bastırma girişimidir” diyen Sazcı şöyle devam etti:
“Artık bu devirde, bu durumda iktidar bizi inkâr ederken bizim mücadelemizi bastırmak için elinden gelen bütün aygıtları kullanırken bize bir çağrıda bulunuyor. Bir zalim varsa ona karşı mazlumların direnişini göstermek bizlerin boynunun borcu. Hüseyin’i analım ama, Hüseyin olabiliyor muyuz? Pir Sultan her nefesini söylüyoruz. Pir Sultan’ı sadece nefeslerini güzel diye veya bağlamayla nefesleri güzel gidiyor diye söylemiyoruz. Yapmış olduğumuz cemlerde sürekli isimlerini andığımız Şeyh Bedrettin, Börtlüce Mustafa, Torlak Kemal, Kalender Çelebi (Şah Kalender) bunlar kendi döneminde bir mücadelenin öncüsü. Elbette ki Yol, erkan sürmüşler cem civat yapmışlar, görmüşler görgüden, sorgudan, geçmişler talipleriyle ilişkileri geleneksel Aleviliğin içerisinde yerine getirmişler ama kendi döneminde egemenlere yönelik ciddi mücadele vermişler.”
“ÇOCUKLARIMIZ ALEVİ DÜŞMANI EBU SUUD FETVALARIYLA EĞİTİLMEK İSTENİYOR”
“Eğitim eskiden de dinciydi. Mütedeyyin İslam’ın anlatıldığı 7 yaşından tutun lise mezunu olacak 18 yaşındaki gence kadar İslam’ın dayatıldığı bir eğitim durumu söz konusu. Bu ilk defa bu kadar resmileştiriyor, bu kadar radikalleştiriliyor 6 yaşındaki çocuk da yine derslerinde din dersleriyle büyüyecek yine cennet cehennem korkusuyla geçirip yetiştirilecek, Allah’ın azabından korkacak ya da huri kılman gibi ödüllendirme ile bir ödüllendirmeyle büyüyecek. Bir Alevi Bektaşi genci olarak bir ocak evladı olarak benim değerim Ebu Suud’un fetvaları, ayetleri değildir.
“BİZİM DEĞERLERİM EBU SUUD DEĞİL, ŞEYH BEDRETTİN, TORLAK KEMAL BÖRTLÜCE MUSTAFALAR”
Benim değerime bakıyorum benim değerlerim Hünkar Hacı Bektaş Veliler, Şeyh Bedrettinler, Torlak Kemaller, Börtlüce Mustafalar Baba İshaklar günümüzde ise cümle aşık-ı sadıklar, rehberler pirler, müşrikler benim değerim onların söylemleri ile çelişen hiçbir şey benim değerim değildir. Bu değer AKP’nin kindar ve dindar nesil yaratma projesinin değerleri, Ebu Suud’un, Yavuz Sultan Selim’in, 2. Mahmut’un değerleridir.”
“ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNİN SEBEBİ BARIŞÇIL VE ORTAK YAŞAMI ESAS ALMASIDIR”
Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise, Alevilere yönelik katliamlara işaret ederek, “Aleviler bir tane karıncaya bile rızasız dokunmazken Selçuklu’dan bu yana Alevilere yönelen bu katliamlar sebebi ne? Bunları bilmez bunları kavramazsak kendimizi de tanıyamayız. Bu kadar zulmün, bu kadar imhanın, bu kadar asimilasyonun sadece Türkiye’de değil Orta Doğu’da ve Alevilerin yaşadığı her coğrafyada bu zulme maruz kalmalarının tek sebebi Alevilerin barışçıl olması, Alevilerin ortak yaşamı esas alması, paylaşımcı olmasından kaynaklıdır” diye belirtti.
“SÖMÜRÜ SİSTEMLERİ HALKLARI BİRBİRİNE ÇATIŞTIRMADAN İKTİDARDA RAHAT EDEMEZLER”
Sömürüyü reddetmek baştan devlet organizasyonunu reddetmek anlamına geldiğini söyleyen Deprem,” Hiçbir devlet yapısı sömürüsüz yaşayamaz, savaşsız hiçbir devlet ayakta duramaz. İlle bir düşman yaratmak zorundadır. Onun için Aleviler kadimden bu yana neden Alevi devleti kurmaya ihtiyaç duymamışlardır, çünkü klasik devlet yapısında her zaman sınıf çelişkisi, zengin fakir çatışması, yapay bir düşman belirleme, kahpe Yunan, pis Ermeni, kuyruklu Kürt gibi düşmanları yaratarak onlar üzerinden kendi iktidarlarının sürdürme gayretidir. Sömürü sistemi savaş olmadan, toplumlar birbiriyle çatışmadan iktidarlar rahat edemez; onun için biz birbirimizle kavgalı olmalıyız ki onlar tepede rahat etsin” şeklinde konuştu.
Muhabbet Ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, AKP’nin ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevileri bölme hamlesine tepki gösterdi. Demir,” Bunun sadece Tokat’ta değil, Türkiye genelinde devlet eliyle başlatılmış durumda. Acilen Federasyon ve Genel merkezlerin yazılı bir açıklama yaparak birlikte hareket etmeli” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEVLET MAAŞ VERECEK DİYE KRTAVATINI TAKIP GELENLER, BEN DEDE SOYUNDANIM DİYENLER ÇOĞALDI”
Cemevi başkanlığını reddettiklerini belirten Demir, “Türkiye genelinde bu çalışma devlet eliyle başlatılmış durumda. O yüzden çoğu kişi de kayıt olmak için sıra olduğunu biliyoruz. Kravatını takıp gelenler, dede soyundanım diyenler devletten maaş almak için belli bölgelerde çok şeyler oluyor. Bu para alınır mı, alınmaz mı? Hak mı, değil mi? Bu tartışmalar şimdi başlayacak. Dergâhtan olsun, genel merkezlerden olsun, federasyonlardan olsun bir genelge yayınlanması gerekiyor” diye ifade etti.
Genelge yayınlanmaz ise şahıslar bireyler küçük bağımsız cemevlerine gidip kayıt olabileceğini ifade eden Demir, Alevi kurumlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Kimsenin ne yaptığını bilmediğini ifade eden Demir,” Şu anda devlet tarafından görevlendirilen kişiler Türkiye’nin her yerindeki cemnevlerini geziyorlar. Bunun anlatılması gerekiyor. Dedeler aşıklar, Zakirler, babalar, analar veya kurumdaki yetkin kişiler ona göre hareket etsin” dedi.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:
“Devletin kurduğu Alevi daire Başkanlığından gelen memurların cemevlerindeki yönetim kurullarının karar defterine isimlerini yazdığı dede ve Zakir’in bu evrakla Alevi daire Başkanlığına maaş için başvurmasını yeterli olduğunu, yönetim kurulu değişti yeni bir kararla biz bu dedeyle devam ediyor ya da çalışmıyorsa tekrar yeniden karar alması gerektiğine dair böyle bir çalışmanın olduğunu duyumunu aldık” dedi.
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütlen Muhabbet Cemi’nde, Alevilerin yüzyıllar boyunca zalime karşı direndiği belirtilerek, eşit yurttaşlık için mücadele edilmesi gerekitiği vurgulandı.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça, yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Barış Karabatak ve Mehmet Gündoğdu katıldı.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça yaptığı konuşmasında, “Zor bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’de yaşayan toplum olarak tam bıçak sırtındayız aslında. Bu süreçte herkesin sandığa gitmesi için mutlaka teşvik edelim. Bizi özellikle kadın hakları konusunda çok büyük bir tehlike bekliyor. Özellikle kadınların yaşam savaşı var olma savaşı bunu hiçbir zaman unutmayalım” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun ‘Aleviyim’ çıkışının çok değerli olduğunu belirten Akça, “Biz yıllarca Alevi kimliğimizi hiç söyleyemedik. Kılıçdaroğlu’nun bunu gayet güzel bir şekilde dile getirmesi çok değerli. Bence bu toplumun bu fırsatları değerlendirmesi çok önemli. 15-16 günlük süre içerisinde ikna edebildiğimiz herkesi ikna edip o sandığa götürüp kadın hakları için özellikle ezilenler için mutlaka orada oyumuzu kullanalım geri durmayalım” diyerek sözlerini tamamladı.
Ardından Kızılderili Ocağı yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Alevilerin tarih boyunca nerede bir haksızlık varsa nerede bir sömürü varsa nerede bir zulüm varsa onun karşısında, haklının mazlumun yanında olduğunu ve mücadele sürdürdüğünü ifade ederek, “Biz Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi gibi bir mücadelesi var. Bu mücadele ancak politika yaparak kazanılabilecek doğrudan siyasal mücadele vermekle kazanılabilecek bir haktır. Bugün Alevilerin ibadeti zalime karşı mücadele etmektir. O nedenle bu bilinçle bizlerinde bugünkü mücadelesi diri tutması gerekiyor” diye konuştu.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Süleyman Demir ise, “Aşıklar sadıklar gereğini söylemiş, biz onların izinden gidip de burada bir gönül birliği bir can olup da çıkabiliyorsak ne mutlu bize” dedi.
Muhabbet Ceminde gülbenglerin okunmasın ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, “Cumhur İttifakı’nın Hizbullah’ın devamı olan bir parti ile daha İslamcı, daha bağnaz, daha yobaz bir hale dönüşme tehlikesi var. Öncelikle bundan kurtulmamız gerekiyor. Bunun için sol güç birliği ile gerektiğinde Millet İttifakı ile birlikte el ele verip, bu düzeni yıkıp, en azından meclis çoğunluğunu elde etmek gerekiyor” dedi.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve Yol yürütücüsü zakir Süleyman Demir ile 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimlere ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“BU DÜZENİ DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”
AKP ve MHP’nin başını çektiği Cumhur İttifakı’na değinen Demir, “İttifaklara baktığımızda özellikle Cumhur İttifakı’nın Hizbullah’ın devamı olan bir parti ile daha İslamcı, daha bağnaz, daha yobaz bir hale dönüşme tehlikesi var. Öncelikle bundan kurtulmamız gerekiyor. Bunun için sol güç birliği ile gerektiğinde Millet İttifakı ile birlikte el ele verip, bu düzeni yıkıp, en azından meclis çoğunluğunu elde etmek gerekiyor. Çoğunluğu elde ettikten sonra bunların düzelebileceğine inanmak istiyorum” dedi.
“SES ÇIKARACAK VEKİLLERİN OLMASI GEREKİR”
Demir, Alevi milletvekillerinin Meclis’te Alevi toplumunun taleplerini yansıtması gerektiğini belirtirken, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alevi olup, seçilip meclise giden ve sesini çıkarmayan özellikle CHP’de bir sürü vekil var. HDP’deki Alevi milletvekilleri gibi gümbür, gümbür ses çıkarabilecek vekillerin olması gerektiğine inanıyoruz. O vekillerin de en azından yeni dönemde kurumları dolaşarak “Talepleriniz nedir?” diye sormaları gerekir. Ayrıca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın lağvedilmesi ile zorunlu din dersi kaldırılması noktasındaki düşüncelerimizi aktarmaları gerekiyor. Dini sevgi, kabesi insan olan Alevi Bektaşi toplumunun vekilleri oraya gidiyorsa göğsünü gere gere savunması gerektiğine inanıyoruz. Beklentimiz bu. Özellikle genel merkezlerimizin ayrım yapmadan bir araya gelerek belli taleplerimizi sıralayarak şimdiden seçilebilecek milletvekilleri adayları ile ya da seçildikten sonra milletvekilleri ile görüşerek bizlerin bu taleplerinin yerine getirilmesi ile ilgili çalışmalar yapması gerektiğine inanıyorum.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Dedenin devletten maaş aldığı zaman diyanetteki hocadan farkının kalmayacağını belirten Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, “Alevi köylerine cami yapıp hoca atadılar ama bizi asimile edemediler, şimdi de devlet Alevi dedeleri kendisine bağlayıp istediği gibi yönetmek istiyorlar” dedi.
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Cem erkanına Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı ve yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından yol hizmetkârı Mustafa Sazcı, Zakir Hayri Aslanboğa, Zakir Barış Karabatak ve Mehmet Gündoğdu katıldı.
“DEVLET ALEVİ İNANCNI YÖNETMEK İSTİYOR”
Devletin Alevi inancını Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak yönetmek istediğini söyleyen Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Süleyman Demir, “Dede devletten maaş aldığı zaman diyanetteki hocadan farkının kalmıyor. Ben senin paranı veriyorum cemleriniz de şunu okuyacaksınız bunu böyle yapacaksınız bunun muhabbetini yapacaksınız derse Alevileri öldüre öldüre bitiremediler, Alevi köylerine cami yapıp hoca atadılar ama bizi asimile edemediler, şimdi de devlet Alevi dedeleri kendisine bağlayıp istediği gibi yönetmek istiyorlar. Bizleri niye astılar kestiler çünkü Kalu Bela’dan beri burada Ali’yi Hasan’ı Hüseyin’i Ehli Beyti çok sevdiğimiz için değil dergâhlarımızda bir komin bir yaşam sistemi olduğu için rıza şehri dediğimiz yarın yanağından gayri her şey ortaktır denen bir sistemi savunduğumuz için katlediliyoruz. Yola gelince yola giriyor musahiplik tutuyor görgüsü yıllık sorgusu yapılıyor insan merkezli bir inanış olduğu için. Neden çünkü jandarması yok, polisi yok, savcısı yok, cezaevi yok, hiçbir şey yok. Bir yaşam biçimi bir yaşam sistemi bunun şahlar, padişahlar böyle bir sistemi isterler mi istemezler bu sistem kurulursa egemenler kendi işlerini yürütemeyecekler o yüzden de asılıp kesilip yüzülüyoruz” diye belirtti.
“İKTİDAR ALEVİLİĞİ İNANÇ OLARAK GÖRMÜYOR”
Abdal Musa Derneği yol hizmetkârı Mehmet Gündoğdu ise konuşmasında şunları ifade etti:
“İstanbul’da bütün Alevi kurumları bir araya gelerek kurultay gerçekleştirdi ve devletin Alevileri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamasına ilişkin tespitler yapıldı. İktidar Aleviliği bir inanç olarak görmüyor Alevilik bir kültürdür deniliyor. Dedelere maaş bağlanması meselesi bizi yolumuzu asimile etmek için kullanılan bir olaydır. Dertleri bizi Müslüman yapabilmek çünkü Aleviler Müslüman değiller Aleviler Müslüman olsaydı Sivas’ta yakılmazdı Maraş’ta, Çorum’da öldürülmezlerdi kadınların göğüslerini kestiler kadınlarımızın karnındaki cenini çıkarıp duvara çiviyle çaktılar.
Onlar senin kafir olduğunu Müslüman olmadığını söylüyor ama bizim canlarımızda dönüyor dönüyor biz Müslümanız biz Müslümanız. Nereniz Müslüman namaz kılmazsın, oruç tutmazsın, hacca gitmezsin bunların hiçbirini yapmıyorsun sen nasıl Müslümansın. O zaman Müslüman değilsen Müslüman değiliz diyeceğiz, biz Aleviyiz diyeceğiz. Yolumuz var 4 kapı 40 makamımız var müsahiplerimiz, pirlerimiz, aşıklarımız sadıklarımız, sazımız, sözümüz var biz bunların dışına çıktığımız anda zaten yolu kaybederiz.
İstanbul’da yapılan kurultayda bu konulara pek girilmedi. Genellikle devletin üzerine konuşuldu ne istediğimizi de söyleyemedik. Diyanet kapatılsın demekle olmuyor kapatılmıyor. Evet, oraya 8000’e yakın canlarımız geldi güzel daha öncesinde Ankara’da, İstanbul’da ve İzmir’de mitingler yapıldı yüzbinleri topladık ama hiçbir şey olmadı. Seni tanımıyorlar kendimizi tanıttırmak için örgütlü olmak gerekiyor. Alevilik bir tane ise örgütlülüğün de bir tane olması lazım 5 tane 10 tane federasyon olmaz bir tane federasyon olur. Onun için çevremizde eğer Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gidip kaydını yaptıran dede varsa ifşa edin yüzüne söyleyin utanmıyor musunuz deyin. Biz bunu demediğimiz sürece bunlar devam edecek” dedi.
“ALEVİLER KURULTAYDA İKTİDARIN YOK ETME ÇALIŞMALARINI BERTARAF ETMEK İÇİN SESLENDİLER”
Muhabbet ceminde amaçlarının muhabbet ederek akıl birliğiyle gönül birliğine varmak olduğunu ifade eden Kızıldeli Sultan Ocağı hizmetkârı Mustafa Sazcı, “Bizlerin Alevi kurultayında bir amacı vardı o amacı bence kısmen gerçekleştirebildik. Alevi kurultayına giderken 8000 kişilik kitleyi toplayabileceğimize olan inancım çok düşüktü ancak oraya gittiğimizde canlarımızın inancında gözlerinde gördüğüm yola olan bağlılıklarının var olduğunu görmek beni çok sevindirdi. Bunun yanı sıra farklı süreklerden insanlar orada iktidarın Alevi inancını yok etmek üzere yapmış olduğu çalışmaları bertaraf etmek adına orada iktidara seslendiler. Siz yıllarca bizim inancımızı hakir gördüğünüz inancımızı imha etmek için asimile etmek için elimizden gelen çabayı harcadınız, bugünden sonra sizlere geçit yok. Aslında bu mesajı vermek için orada yapılan kurultayda oldukça önemliydi. Elbette eksikleri çok fazlaydı orada sadece sorunlarımızı dile getirdik ama nihayetinde tıpta da öyledir teşhisi koyarsın evet ama tedavi olmadan o teşhisi koymanın da bir anlamı yok. Teşhisi koyduk ama tedavi de ne yapmamız gerekiyor. Sonuçta güzel bir sonuç metni çıktı ve evet metinde sorunlar var çözümleri aramamız gereken yerler ise aslında buradaki muhabbet meydanında bulunan kitleler bunun çözümlerini yaratabilir” diye ifade etti.
“ALEVİLERİ YOK ETMEK İÇİN ELLERİNDEN GELEN MÜCADELEYİ HARCIYORLAR”
Sazcı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sorunlarımızı yan yana gelen iki Alevinin birbirine anlatıyor. İnancımızı yok saymaya çalışıyorlar, diyanet gibi bir zorba var başımızda, din dersleri zorunlu hale geldi birbirimize bu dertleri yanalım çözüm iki Alevinin birbiriyle konuşması iki devrimcinin birbiriyle konuşması değil. Çözüm bizim gibi düşünmeyenlerle konuşabilmek aslında onlarla tartışarak taleplerimizi onlara da ileterek çözüme ilişkin adımları atmış olmamız gerekiyor. Onun dışında Aleviler niçin düşmanlar bunu da sorgulamak gerekiyor Osmanlı döneminde de Selçuklular döneminde de bizleri asmışlar, kesmişler, yüzmüşler, yakmışlar insana değil hiçbir canlıya yapılmayacak muameleyi Alevilere göstermiştir. Burada maksat ne hepimiz onlar gibi aynı inancın parçaları isek onlar gibi düşünüyor isek onlar gibi yaşıyorsak niye biz asıp kestiler bunu sorgulamak gerekiyor. Cumhuriyet döneminde geliyoruz Cumhuriyet döneminde de bizler Dersim ‘de Alevi ocaklarını çoğunluğunun bulunduğu yerdir. Dersim Ağuçan, Baba Mansur’un Düzgün Babanın Cemal Abdal’ın Derviş Cemal’i birçok ocağın merkezidir. Dersim’de bizler inancımızı yol Erkan’ımızı ocaklarımızda birlikte el ele el hakka düsturuyla orada yürütürken cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türk İslam sentezcileri tarafından büyük bir katliamı büyük bir soykırıma varan bir katliama kalkıştılar. Daha sonrasında da Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Gezi’de Alevileri yok etmek için ellerinden gelen mücadeleyi harcıyorlar.”
“BİZİM MÜCADELEMİZ SADECE CEMEVLERİ İBADETHANE OLSUN MÜCADELESİ DEĞİL”
Alevilerin mücadelelerini bugüne göre güncellemeleri gerektiğini vurgulayan Sazcı, “Son süreçte bizi sıkıştırdıkları bir alan var Aleviler ne yapsınlar pilav şenlikleri yapsınlar, Aleviler ne yapsınlar bir araya gelsinler semah dönsünler Alevler ülkenin gidişatına karışmasınlar, seslerini kesip sussunlar. Aleviler cumhurbaşkanı adayı göstermesinler Kemal Kılıçdaroğlu Alevi kimliğine sahip olduğu için aday olmasın. Alevilerin sıkıştıkları belli başlı alanlar var ve bizler bu alanlardan çıkmak zorundayız. Bizim mücadelemiz sadece cemevleri ibadethane olsun mücadelesi değil, bizim mücadelemiz elektrik ve su paraları karşılansın değil, bir elektriğimizde suyumuzda dedemizin hak kullahını da gönlümüzden kopan lokmalarla karşılayabiliriz geçmişten bugüne karşıladığımız gibi” diye konuştu.
Muhabbet ceminde gülbenglerin okunmasın ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.