Etiket: abdallar

  • Abdalların yaşam savaşı: Geleneksel meslekler bitti, gençler madde bağımlılığının pençesinde!-VİDEO

    Abdalların yaşam savaşı: Geleneksel meslekler bitti, gençler madde bağımlılığının pençesinde!-VİDEO

    PİRHA – 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan Abdal toplumu; derinleşen yoksulluk, deprem sonrası ağırlaşan yaşam koşulları ve bitmek bilmeyen ayrımcılıkla mücadele ediyor. Kendilerini Orta Asya’dan gelen “Abdal Türkmen Alevileri” olarak tanımlayan topluluk üyeleri, hem kimliklerinin doğru tanınmamasından hem de ekonomik imkansızlıklardan şikayetçi.

     

    Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği temsilcileriyle yaptığımız görüşmeler, deprem felaketinin ardından dezavantajlı grupların nasıl daha da görünmez kılındığını ve sosyal bir dışlanmışlığa itildiğini ortaya koyuyor.

    DEPREMDE BİLE AYRIMCILIĞA MARUZ KALDIK”

    Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği Başkanı Veysel Toplar, yaşadıkları kimlik mücadelesini ve maruz kaldıkları önyargıları şu sözlerle dile getiriyor:

    “Abdal Türkmen Alevisi olarak tanınırım. Çünkü atalarımızdan böyle gördük, öyle yaşıyoruz. Başkası ne derse desin, bizim için hepsi aynıdır, saygımız vardır. Alevi, Roman veya Dom olmak… Önemli olan eşit ve kardeşçe yaşamak. Alevi veya Abdal olmak, benim için maalesef ayrımcılığa maruz kalmak, önyargılarla karşılaşmak ve insanların size farklı gözle bakması demektir.”

    Toplar, 6 Şubat depremi sonrası yaşadıkları en acı tecrübenin, insani yardımlara erişimde karşılaştıkları engeller olduğunu vurguluyor:

    “En son depremde ağır bir ayrımcılığa maruz kaldık. Evler yıkılmış, herkes soğukta kalmış… Bir çadır almak için gidenlere, ‘Nasıl olsa bunların evleri yıkılmadı, bunlara çadır vermeyin’ denilerek büyük bir dışlanma yaşatıldı. Marketlerde yağmalamalar oldu; her mahallede bu olaylar yaşanırken Abdallara, ‘Çingeneler gelip marketleri yağmaladı’ dediler. Böyle bir nefret söylemine maruz kaldık.”

    MESLEKLERİMİZ ELİMİZDEN ALINDI, GENÇLER MADDE BAĞIMLILIĞINA İTİLİYOR”

    Ekonomik krizin ve değişen sistemin Abdalların geleneksel geçim kaynaklarını yok ettiğini belirten Toplar, geleceğe dair kaygılarını şöyle özetliyor:

    “Erkeklerimiz davul zurna işinin haricinde hurdacılık yapıyorlardı. Kadınlar ise evlere temizliğe giderdi; artık bu meslekleri de yapamaz duruma geldiler. İnsanlar artık geçim derdi yüzünden kâğıt işçiliğine ve göçe zorlanıyor. Gençlerimizin iş bulması çok zor; sadece kaba güç gerektiren işleri yapabiliyorlardı, onlar da ellerinden alındı. Şu an işsiz gencimiz çok. Devlet kurumlarından bu gençlere iş gücü ve meslek sağlamasını bekliyoruz. Çocuklarımız, ailelerin geçim sıkıntısı ve göç zorunluluğu nedeniyle daha ilkokul 2. veya 3. sınıftayken okuldan kopuyor. İşsizlik ve yoksulluk; erken evliliklere, boşanmalara ve maalesef madde bağımlılığına sebep oluyor. Eğer bu insanlara iş imkanı sunulmazsa, korkarım ki eski göçebe döneme geri dönecekler.”

    BİZ ROMAN DEĞİL, ORTA ASYADAN GELEN ABDALLARIZ”

    Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği Üyesi Mehmet Gizlenir ise kimlik tartışmalarına açıklık getirerek, kökenlerinin Horasan ve Orta Asya erenlerine dayandığını ifade ediyor:

    “Bize burada ‘Roman’ diyorlar ama biz Roman değiliz. Bizim kökenimiz Abdal’dır. Abdal demek; Pir Sultanlar, Hacı Bektaş-ı Veliler, Hoca Ahmet Yeseviler, Abdal Musalar demektir. Biz Orta Asya’dan sazıyla, sözüyle gelen Türk soyuyuz.”

    Gizlenir, Kırıkhan’daki inanç ve kültür iklimindeki eksikliklere dikkat çekiyor:

    “Kırıkhan’da bulunan topluluğun yüzde 99’u Abdal diyebilirim. Abdal; Pir Sultan, Bektaşi ve Alevi demektir. Ancak diğer büyükşehirlerdeki gibi burada Kültür Evi, Cemevi, semahlar olmuyor. Biz yine de kendi ışığımızı yaşatmaya çalışıyoruz.”

    KENDİ MEMLEKETİMDE EKMEK YİYEMİYORUM”

    Hurdacılık faaliyetlerine getirilen yasakların Abdalları açlığa mahkum ettiğini söyleyen Gizlenir, yetkililere şu sözlerle sitem ediyor:

    “Hurdacılık işi geri dönüşüm şirketlerine verildiği için bitti. İnanır mısınız, geçim hiç yok. Haftada bir davul-zurna işi çıkarsa şükrediyoruz. Her yer yasak olmuş. Hurdaya gidiyorsun ‘yasak’ diyorlar. Ben Hataylıyım, oyumu buradaki yöneticilere verdim ama kendi memleketimde ekmek yiyemiyorum. Başka şehre gitsem ‘Senin memleketin yok mu?’ diyorlar. Bize bir imkan sağlasınlar, belirli bir düzen çerçevesinde ekmeğimizi kazanmamıza izin versinler.”

    GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ”

    İşsizliğin yarattığı en büyük yıkımın uyuşturucu olduğunu belirten Gizlenir, mahalledeki acı tabloyu paylaşıyor:

    “Kırıkhan depremden sonra daha kötü oldu. Gençlerin yüzde 80-90’ı madde bağımlılığına düşmüş durumda. Sadece Barbaros mahallesinde 20-25 yaş arası 15 gencimizi bu yüzden kaybettik. Bizim beklentimiz; hurdacılık yasağının kalkması veya bize yasal bir çalışma alanı gösterilmesi. Biz ‘eline, beline, diline sahip ol’ felsefesiyle büyüdük; kimseyi incitmeyiz ama artık sesimizin duyulmasını istiyoruz.”

    Gizlenir, son olarak toplumdaki “Abdal” ve “Aptal” kelimeleri üzerinden kurulan yanlış algıya değinerek çağrıda bulunuyor:

    “Düğüne gidiyoruz, ‘Çalın lan Abdallar’ diyorlar ama aslında ‘Aptallar’ demek istiyorlar. Biz o laflara alıştık çünkü Abdal’ın ne demek olduğunu, ne büyük bir mertebe olduğunu bilmiyorlar. Bu Dünya Romanlar Günü’nde çağrımız şudur: Gelin birlik olalım, bizi tanıyın, bizi dinleyin. Kapımız herkese açık.”

    Cevahir FINDIK/HATAY

  • Ezilenin dahi ezdiği bir halk: Roman Aleviler!-VİDEO

    Ezilenin dahi ezdiği bir halk: Roman Aleviler!-VİDEO

    PİRHA – Yazar Ozan Doğan, ‘Roman Aleviler’ isimli kitabında ötekileştirilme durumunun detaylarını ortaya serdi. Alevi toplumu içerisinde hiyerarşik bir önem sıralamasının olduğunu söyleyen Doğan, “İslamiyeti benimseyen Romanlar nasıl camilerde veya gittikleri yerlerde dışlanıyorlarsa Alevi inancını benimseyen Romanlar da cemevlerinde, Hacıbektaş gibi önemli alanlarda düzenlenen törenlerde çok ciddi ve keskin ayrımcı pratiklere maruz kalıyorlar” diye belirtti.

    Alevi toplumu içerisindeki tahakküm ilişkilerinin görünür kılındığı “Roman Aleviler” adlı kitap çalışması, İletişim Yayınlarından çıktı. Ozan Doğan imzalı kitap, Roman Aleviler hakkında birçok bilinmeyene de ışık tuttu.

    Uşak’ta yaşam süren Roman Aleviler üzerinden araştırmasını başlatan Yazar Ozan Doğan, Roman olmayan Aleviler tarafından oluşturulan tahakkümün boyutunu gözler önüne sermekte.

    “Ötekinin ötekisi olmak” durumunu irdeleyen Ozan Doğan ile araştırması hakkında konuştuk.

    ROMANLAR DIŞINDA KİMSENİN GİTMEDİĞİ BİR CEMEVİ!

    PİRHA – Roman Aleviler ve Abdallar için daima ‘Ötekinin de ötekisi’ tarifi yapılır. Kitap çalışmanıza başlamadan önce bu ayrımı görüyor muydunuz? Kitabı nasıl bir ihtiyaç doğrultusunda yazma gereği duydunuz?

    Ozan Doğan: Kitabı yazmadan önce ötekinin ötekisi olma haline çok fazla tanık oldum. Lisans eğitimi esnasında bir arkadaşım sayesinde Uşak’taki cemevine gitmiştim. Gerçekleştirilen cemlere, orada yaşayan halkın cemevi ile kurduğu ilişkilere tanık olmuştum. İnsanların ezici çoğunluğu, kendisini ‘Roman Alevi’ olarak ifade ediyordu ve 2000’li yılların başıydı bu ifade ettiğim tarih.

    Cemevine gelen kitlenin etnik kültürel özelliklerine baktığımızda ise Romanlar dışında kimsenin gelmediği ifade edilmişti. ‘Neden Roman Aleviler dışında başka Aleviler gelmiyor?’ diye sorduğumda ise Çingeneliği atfedilen kötücül imajlardan kaynaklı kentte yaşayan, Roman olmayan Alevilerin cemevine gelmediğini duymuş oldum. Sonraki yıllarda Hacı Bektaş Veli’yi anma törenlerinde Roman ve Abdallara yönelik gerçekleşen dışlayıcı tutumlar, başka kentlerde Abdal ve Roman Alevilerin maruz kaldığı şeyleri görünce bir ötekinin ötekisi olma halini de gördüm. Bunları tabi biliyordum, haberdardım fakat bunu bir ön kabul olarak almadım. Belli veriler bende vardı ama bunun bilimsel bir düzlemde araştırılması, yani bir soru olarak mesela ‘Aleviler içerisinde Roman Aleviler, kendilerini öteki olarak görüyorlar mı? Eğer Aleviler içerisinde ötekilik durumu varsa Roman Aleviler bunu nasıl yaşadılar ve bu ötekileştirme tutumunu nasıl algılayıp ne tür pratikler ürettiler?’

    Bunlar saha çalışması içerisinde birer soru olarak şekillenip bireylerin Uşak, Kütahya, Afyon, Elazığ ve Malatya’da ifade ettiği şeyler çerçevesinde şekillenerek bilimsel bir teze ve sonrasında da kitaba vesile oldu.

    TOPLUMUN YABANCILIĞI VE ‘ÇİNGENE’ KATEGORİSİNDE GÖRÜLEN GRUPLAR!

    PİRHA – Çalışmanızı Uşak merkezli yürüttüğünüzü söylediniz. Diğer illerde de yerinde, bire bir görüşerek mi ilerlediniz?

    Tezin temel odağı Uşak merkezdi. Bunun bazı nedenleri var. Uşak merkezde Roman Alevilerin kullandığı yaklaşık 40 yılı bulan bir cemevi pratiği var. Bununla birlikte kentte yaşayan 10-12 bin dolayındaki nüfusun tamamı Alevi. ‘Roman’ adını kullanıyoruz ama tabii genel olarak toplum, Romanlara yabancı olduğu için onların fiziksel görünümlerine, geçim stratejilerine bakarak Roman olmayan grupları da Çingene kategorisi altında toparlıyor ya da Roman olarak ifade ediyor. Ama sahaya gittiğimde benim dahi tanıdığımı düşündüğüm aslında grupları tanımadığımı fark ettim. Çünkü Uşak gibi nispeten küçük bir yerde dahi kendisini Roman olarak adlandıran üç farklı grup var.

    Abdallar roman değil! Abdallar da işin içerisine dahil olduğunda Uşak’ta yedi farklı grup karşımıza çıkıyor. Bu farklar bir kere ana dilden kaynaklanıyor. Abdallarla Roman grupların konuştuğu diller birbirinden farklı. Göç yolları, etnokültürel özellikleri farklı. Bununla birlikte romanlar içerisinde yer alan üç grubun da ana dilleri farklı. Göç yolları farklı noktalardan geliyor. Alevi inancıyla tanışma serüvenleri farklı. Dolayısıyla aslında göçebe olanın zengin bir kültürü birikimi olmadığını düşünen ya da öyle tahayyül eden, ona bir birikim atfetmeyen o genel algının ya da genel yargıların Uşak’ta tuzla buz olduğunu gördüm. Uşak’ta elde ettiğim veriler, bu verileri başka illerle kıyaslama, zenginleştirme tutumuna itti beni. Afyon, Manisa, Elazığ, Malatya’da da görüşmeler gerçekleştirdim ve burada yine farklı gruplarla gerçekleştirilen görüşmelerde hakikaten de hem dil özellikleri bakımından, hem göç yolları bakımından, hem de kültürel özellikler bakımından önemli farklar olduğunu gördüm.

    “TOPLUMUN ALGISI ‘ROMANLARIN ALEVİ OLAMAYACAĞI’ YÖNÜNDE”

    PİRHA – Kitap hazırlık sürecinde, bireyleri dinlemenin ötesinde size önemli anlamda yol açan bir argüman elde edebildiniz mi?

    Sahaya çıkmadan önce önemli bir zamanım literatür taramasıyla geçti. ‘Roman Alevi’ tanımlamasını yaptığımızda işin içerisine bir etnik özellik bir de inanç bakımından Alevilik dahil oluyor. Dolayısıyla karşımızda iki ayrı büyük literatür var. Alevilik üzerine yapılmış çalışmaları okumam önemli bir zamanımı aldı. Burada Roman Aleviler genellikle ele alınmamış. Ya birkaç paragraf atıflar ya da Alevilerin etik kimliği üzerine yapılan okumalarda belli değiniler olmuş. Dolayısıyla Roman Aleviler aslında şimdiye kadar ciddi düzeyde bir araştırma konusu yapılmamış. Hem etnik kültürel özellikleri, hem Alevi inancıyla tanışma tarihleri, serüvenleri, Alevi ocak sistemine bağlılıkları, bunlar irdelenmemiş. Düşünülenin aksine Türkiye’de kendisini Alevi olarak ifade eden gruplar; yani Roman gruplar çok sınırlı değil. Bir nüfusun az ya da fazla olması, onun birikiminden bir şey götürmez. Türkiye’de kendisini Alevi olarak ifade eden Rom, Dom, Lom ve bu gruplara dahil olmayan göçebe kökenli grupların sayısı çok fazla. Şöyle somutlaştıracak olursak Romanlara ilişkin Türkiye’de yapılmış çalışmalarda 2 ile 5 milyon arasında bir nüfustan bahsediliyor. Genel olarak yapılan tartışmalarda bu nüfusun ezici çoğunluğunun Sünni inancı benimsediği, sınırlı bir kısmının ise Alevi, Bektaşi inancını benimsediği söylenmiş. Bu ifadeler genel bir kabul olarak tezlerde, kitaplarda hep söylenegelmiş. Bunları bir veri olarak aldım ama net bir yargıyla, ‘bu böyledir’ diye sahaya çıkmadım.

    Dolayısıyla tam da ifade ettiğiniz gibi sahada hem bireylerle görüşerek; yani onların Alevi inancıyla tanışma, birikimleri, farklı illerdeki akrabalık ilişkileri, hem de bağlı oldukları Alevi ocağının dedesiyle ve cemevi ile görüşmeler yaparak değerlendirme yaptık. Hem cemevi dedesinin aktarımları, hem de yerelde görüştüğüm bireylerin aktarımları oldu.

    Uşak özelinde somutlaştıracak olursak; 1800’lü yılların başına uzanan bir Alevi ocak sistemine bağlılık durumu söz konusu. Bu tarihi önceye götürmek de mümkün. Örneğin İran’da 1960-70’lerde yapılmış çalışmalara baktığımızda yerelde yaşayan ve ‘âşık’ diye adlandırılan gruplar içerisinde yer alan bazı kesimlerin örneğin Seyit soyundan geldiklerini ifade ettiğine tanık oluyoruz. Şimdi bu durum aslında yine bazı genel kabullere eleştirel bir şekilde yaklaşma Romanlara atfedilen işte ‘Onlar Alevi değiller, Alevi olamazlar’ ya da ‘Bektaşiler. Sonradan Aleviler’ gibi benim hem saha görüşmeleri esnasında Roman olmayan Alevilerden duyduğum hem de özellikle kitap basıldıktan sonra sosyal medyada tanık olduğum çok fazla söylem oldu. Genel bir algı olarak Türkiye’de yaşayan Romanların Alevi olamayacağı, en fazla Bektaşi olabilecekleri ifade ediliyor. Aleviliğin doğumla kazanılan bir durum olduğu, dolayısıyla etnik köken olarak bakıldığında Romanların soyunu Hindistan’a dayandıran o genel anlatı ekseninde işte Hint kökenli oldukları, Hindistan’dan belli yüzyıllar ekseninde başka bölgelere dağıldıkları ve genel olarak da gittikleri ülkelerde hakim olan dini inanışı benimsedikleri rivayet edilir ve dolayısıyla Türkiye’de yaşayan Romanların da Alevi olamayacağı dile getirilir. Fakat İran’da ifade edilen bu durum, bu genel kabulü de eleştirel yaklaşmamızı sağlayan, farklı pencereler açan bir durum getiriyor. Elbette ‘Romanların bir kısmı Seyit soyundan gelir’ gibi bir iddiada da değilim.

    Arşiv belgelerin oluşturulma biçimleri, politik sistemler ve bu eksende tutulan kayıtların niteliğine baktığımızda yüzyıllar önce oluşturulan belgeler ekseninde herhangi bir topluluğun etnik ve dini kökenine ilişkin net ifadeler kullanmanın bizi çok da doğru sonuçlara ulaştırmayacağını düşünüyorum. Bir grup ya da bireyin, kendi etnik kimlik ve dini inancını nasıl tanımlıyorsa ona saygı göstermek ve o eksende değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

    DÜNYANIN DÖRT BİR YANINA DAĞILAN TOPLUM!

    PİRHA – Dünya genelinde dağınık yaşayan Romanlar içerisinde Alevi olan gruplar, daha çok hangi coğrafyada görülmekte?

    Roman Aleviler daha çok Anadolu coğrafyasında dağınık yerlerde yaşıyorlar. Tabii göç yollarının uzunluğu dikkate alınırsa, bu göç yılları 5 ila 15. yüzyıl arasında farklı dönemlerde farklı kuşaklar boyunca gerçekleşiyor. Dolayısıyla Hindistan’dan İran’a, Suriye’ye, Filistin’e, Avrupa’ya, Amerika’ya; yani dünyanın dört bir yanına dağılan bir durum söz konusu.

    Dolayısıyla kaynakları okurken, literatür taramasını gerçekleştirirken özellikle sadece Türkiye için değil, Türkiye dışı alanlarda da örneğin Romanlar ve Gipsi çalışmalarında da genel olarak Çingenelerin gittikleri yerin dini inancını kabul eden, herhangi bir dini inanca sahip olmayan gruplar olarak tarif edildiğini gördüm. Yani bu Türkiye’ye has bir şey değil. Yani Afrika’ya da gitseniz, Avrupa’nın herhangi bir yerine de gitseniz bu imaj ya da bu yargı her tarafta ortak bir şekilde çalışıyor. Roman Alevi gruplar, Türkiye’de de dağınık olarak hemen her yerde yaşıyorlar. Ama hem Roman Aleviler, hem Dom Aleviler, hem de Dom Aleviler var ve çok geniş bir alanda yaşayan ve büyük bir nüfusa tekabül eden bir topluluktan bahsediyoruz.

    “ÇİNGENELERİN DEDESİ’

    PİRHA – Roman Alevilerin inanç önderleriyle konuştuğunuzda bu ‘öteki olma halini’ nasıl tarifliyorlar?

    Yanıtlayanlar açısından da gerçekten çok incitici sonuçlar gördüm. Örneğin Uşak’ta Işık Çakır Sultan Ocağı dedesi ile çeşitli görüşmeler gerçekleştirdim. Uşak’ta Zakir Nuri Demirel ve yine Alevi Kültür Derneği’nin yönetim kurulu üyeleriyle yaptığımız görüşmelerde hem Uşak’ta hem Uşak dışı alanlarda bahsini yaptığınız bu ötekileştirme pratiklerine ilişkin çok fazla şey aktarıldı. Belki de bunların en çarpıcısı Işık Çakır Sultan Ocağı Dedesi Nazmi Aydedeoğlu’nun maruz kaldığı dışlanma biçimi… Alevi inancında kutsallık atfedilen bir makam, sırf talipleri arasında Romanlar var diye ötekileştirilmeye maruz kalıyor. Dedenin de ‘Çingenelerin dedesi’ olarak adlandırıldığı, Çingeneye yüklenen kötücül imajların dedenin arkasından Uşak’ta, Kütahya’da, Manisa’da, Denizli’de Roman olmayan Aleviler tarafından dile getirildiği durumlar yaşanıyor. Sırf Roman olmak ya da Roman Alevi inancıyla bağdaştırdığı düşünüldüğü için Çingenelik, Aleviliğe yakıştırılmadığı için ya da Çingenilik atfedilen o bütün bildiğimiz kötücül imajların Aleviliği kirleteceği düşünüldüğü için bu topluma önderlik ettiği düşünülen dede de Çingene olmaktan nasibini alıyor. Aslında dede de onlarca yıldır Roman olmanın ya da genel bu topluma yabancı olanların söylemiyle Çingene olmanın nasıl bir dışlayıcı biçimi olduğunu çok çarpıcı bir şekilde yaşıyor. Bu durumun dedede nasıl bir duygusal kırılmaya yol açtığını çok bizzat yaşayarak gördüm.

    Yaptığım görüşmelerde ifade edilen çarpıcı şeylerden bir tanesi de ‘Biz, ezilenin dahi ezdiği biz halkız’ ibaresiydi. Yani Aleviler yüzlerce yıldır inançlarından kaynaklı ötekileştiriliyor, eziliyor. Fakat ötekileştirilen Alevi toplumu aynı ötekileştirme pratiklerini kendi içerisinde de üretiyor. Aslında tezimin ve kitabın temel odak noktası buydu. Yani ötekileştirilme biçimi sizi ötekileştirmeye maruz kalan gruplarla ya da bireylerle daha empatik ilişkiler kurmaya sevk edebilir. Fakat ötekileştiren bir pratiğe maruz kalmak sizi bir anda bütün sorunları aşmak, bütün meselelere adil bir biçimde yaklaşma durumunu beraberinde getirmiyor. Dolayısıyla Türkiye’de Çingene olmakla Alevi toplumu içerisinde Çingene ya da Roman olmak arasında kayda değer bir fark göremedim. Sünni inancı benimseyen Romanlar nasıl camilerde veya gittikleri yerlerde dışlanıyorlarsa Alevi inancını benimseyen Romanlar da cemevlerinde, Hacıbektaş gibi önemli alanlarda düzenlenen törenlerde çok ciddi ve keskin ayrımcı pratiklere maruz kalıyorlar. Bu yönüyle bu toplumu inciten ve aslında büyük bir duygusal kırılma yaratan Alevi toplumu içerisinde maruz kaldıkları bu dışlama biçiminin ya da uygulamalarının değişmeyeceğine kanaat getiren bir durum söz konusu. Çünkü bu pratikler münferit değil. Elazığ’a da gitseniz, İstanbul’a da gitseniz bu durum değişmiyor.

    Dolayısıyla aslında mesele Roman Alevilere anlatacağımız bir durumdan ziyade, Roman olmayan Alevilerin yüzleşmesi gereken bir durum olarak önümüzde duruyor.

    ALEVİ TOPLUMU İÇERİSİNDE HİYERARŞİK BİR ÖNEM SIRALAMASI VAR”

    PİRHA – ‘Çingenelik Aleviliğe yakıştırılmıyor’ dediniz. Bu durumda olan başka halklar, topluluklar da var. Mesela Kürt Aleviler… Örneğin Kürt Alevilerin, Roman Alevilere bakışını gözlemleyebildiniz mi?

    Kitabın önemli kısımlarından bir tanesi de katmanlı ötekiliktir. Romanlar açısından benim tartıştığım şey temel olarak bu. Yani katmanlı bir ötekilik var. Yani roman olmanızdan kaynaklı bir kere toplumun genel ifadesiyle ‘Çingene’ imajı hatırlanacak olursa işte hırsız, tehlikeli, kirli, yılışık gibi akla gelebilecek bütün kötücül imajlar Anadolu’nun dört bir yanında yüzlerce yıldır çalışıyor. Dolayısıyla Türkiye’de Roman olmak başlı başına bir ötekileştirilme durumu. 2009 yılında gerçekleştirilen ‘Roman açılımı’ ve sonrasında gerçekleştirilen çalıştaylarda ortaya konulan belgeler incelendiğinde bu ötekileştirme pratiklerinin devlet tarafından da kabul edildiği ve bunları ortadan kaldırmaya yönelik kimi kararlar alındığını görüyoruz. Dolayısıyla Roman olmak başlı başına büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte hem Roman hem Alevi olduğunuz zaman bu yine dini inanıştan kaynaklı bir ötekileştirmeyi beraberinde getiriyor. Aleviler içerisinde Kürt Alevi ile Türk bir Alevi karşı karşıya geldiğinde Kürt Alevilerin, Türk Aleviler tarafından dışlanabildiğini görüyoruz. Fakat şöylesi ilginç bir durum var; dışlanan Kürt Alevi, Roman bir Aleviyle karşı karşıya geldiğinde ise o da dışlayabiliyor. Yani kabul etmiyor. Dolayısıyla Uşak’ta karşılaştığımız durum neyse Malatya’da Elazığ’da Kürt bir Alevi’nin Dom ya da Roman bir Aleviyle karşı karşıya kaldığındaki durum aynı. Tabiri caizse Alevi toplumu içerisinde hiyerarşik bir önem sıralaması olduğunu ifade edebiliriz. Türk Alevilerin en üstte görüldüğü, altında Kürt Alevilerin, Arap Alevilerin geldiği ve en alta Roman Alevilerin ve Abdalların yerleştirildiği bir durum var.

    Roman Aleviler ve Abdallar, Kürt, Türk ve Arap Alevilere de ön yargıyla yaklaşmıyor. Ama herkes tarafından ortak şekilde dışlandıklarını düşünüyorlar. Bu durumun değişmeyeceğini Malatya, Uşak ve Akhisar’da farklı bireylerden de dinledim.

    “EVVELA BU YABANCILIĞIN GİDERİLMESİ GEREK”

    PİRHA – Anadolu’da artık hemen hemen her süreğin, örgütlü olduğu bir kurum mevcut. Ve bu kurumları kimi zaman yan yana görmek de mümkün. Peki kurumsallaşan bir Roman Alevi örgütlülüğünden bahsedebilir miyiz?

    Uşak’ta örneğin kurumsal bir durum söz konusu. Yani bir cemevi var. Uşak Işıkçakır Sultan Cemevi ve cemevi bünyesinde Alevi Kültür Derneği mevcut. Haricinde yerelde iki Roman derneği var. Dolayısıyla Uşak’ta örgütlü bir yapı var. Yine Afyon’da benzer bir yapılanmanın olduğunu biliyoruz. Özellikle 2009 sonrasında roman derneklerinin birçok yerde kurulduğuna şahit oluyoruz. Dolayısıyla Romanlar içerisinde hem Alevi inancı ekseninde hem de etnik ve kültürel özellikler bakımından bu örgütlenme meselesi oluştu. Fakat şöyle bir fark söz konusu; ekonomik ve sosyal imkanlar bakımından Alevi Romanlar, Abdallar; tabii bu Alevi olmayan topluluklar için de geçerli, yani Romanlar ve Abdallar çok büyük sorunlar yaşıyor. Yani yaşanan sorunlar hepimizin malumu. Dolayısıyla en temelde yaşanan, gerçekten çok ciddi ekonomik sorunlardan kaynaklı inanç kurumlarında bir araya gelebilme, Alevi kurumlarıyla ortak hareket etme konusunda çabalar geliştirme konusu ikinci planda kalıyor. Çünkü hayatta kalmak, çocuğunun karnını doyurmak gibi çok temel çok insani sorunlar var. Uşak, Elazığ ve Malatya’da da bu durumları bir araştırmacı olarak gördüğüm. Dolayısıyla o etik karşılaşma da sizi belli yönüyle rahatsız eden bir şeye de dönüşebiliyor. Bu yönüyle daha ekonomik temelli sorunların ön plana çıktığı, toplumun bunları aşmaya yönelik çabalar gösterdiği bir durum var. Bu bir araya gelme konusunda Alevi kurumlarının adım atması gerekiyor. Çünkü çok büyük bir ön yargı söz konusu. Dolayısıyla bu yargılar var olduğu için de bu kurumlarla diyalog geliştiren, onlarla ortak etkinlik örgütleyen, kendisini onunla eşit gören bir durum daha söz konusu değil. Aslında en büyük sorumluluğun Alevi kurumlarına düştüğü kanaatindeyim. Şayet bu sorun görülür, daha hakim bir dil kullanmak yerine tepeden bakan onun adına konuşan bir dil yerine, gören, anlamaya çalışan, dinleyen bir dilin hakim olması gerekir. Dolayısıyla evvela bu yabancılığın giderilmesi gerektiği kanaatindeyim. Şayet bu yabancılık giderilirse ve Roman olmayan Alevilerin kurumları tarafından adımlar atılırsa da bunun sahada çok önemli sonuçları olacağı kanaatindeyim.

    “ÖZNELEŞME SÜRECİ BAŞLADI”

    PİRHA – AKP, MHP iktidarının Alevi toplumuna, kurumlarına olan yaklaşımı ortada. Roman Alevilerin, devletle olan ilişkileri konusunda bir çıkarımda bulundunuz mu?

    Kurumsallaştıkça; yani dernekler, federasyonlar, cemevleri kuruldukça artık bu toplumun da kendisini temsil etme kabiliyeti gelişiyor. Kabiliyet geliştiği oranda da bulunduğunuz alanda valilik, belediye, baro, üniversiteler, diğer devlet kurumları tarafından da muhatap alınmaya başlıyorsunuz ve bu muhataplık ilişkisi hem sizin taleplerinizi iletme hem de bu talepleri takip etme konusunda bir durum açığa çıkartıyor. Bu yönüyle de Roman Alevilerin, devlet kurumlarıyla olan ilişkilerinde de belli değişimlerin olduğunu ifade edebiliriz. Ama bu değişimler kurumsallaşmanın, kendisini kurumsal bir kimlik etrafında ifade etmenin getirdiği değişimler. Örneğin Uşak’ta 10-12 bin dolayında bir nüfus var ve bu nüfus cemevi, dernekler etrafında bir araya geldikçe kendi taleplerini daha güçlü bir şekilde dile getirebilen bir özne olarak öne çıkmaya başlıyor. Dolayısıyla Alevi Romanlar açısından da genel olarak Roman toplumu açısından da bir özneleşme sürecinin başladığını, bu sürecin geliştiğini ifade edebiliriz.

    ZENGİN BİR KÜLTÜRÜN TAŞIYICILARI!

    PİRHA – Özden uzaklaşmayan, başkalaşmayan, itikatli olan topluluklar konuşulduğunda Abdallar hep anılır. Roman Aleviler nezdinde bu konuda ne söylersiniz?

    Çalışma esnasında da Roman olmayan Alevilerden örneğin ‘Çingene’den Alevi olur mu?’ söylemini çok duydum. Çünkü belli klişeler var. ‘Çingene’ kullandığım bir kavram değil, dışarıdakinin söylemi olarak kullanıyorum! Genel yargı, inançsız oldukları, kimseye söylemedikleri gizli inançları olduğuydu. Dolayısıyla o pencereden baktığınızda genel olarak toplumun ya da Alevi toplumu içerisinde de önemli bir grubun, Çingenelerin itikatsız olduğu, maruz kaldıkları şeylerden kaynaklı Alevi inancını bir basamak olarak kullandıkları, sonradan Alevi oldukları, onların Aleviliğinin şüpheli olduğunu ifade eden yaygın fikirler söz konusu. İşte bu, Alevi Romanları ve genel olarak Roman toplumuna aslında ne kadar yabancı olduğumuzu gösteren bir şey.

    Bu toplumun çok zengin bir kültürü, birikimi olduğunu, çok kayda değer toplum önderleri olduğunu kabul etmiyor, çünkü kafada bir imaj var. Kafamızdaki ‘Çingene’ imajı, göçer olanın zengin bir kültür ve birikimi olacağına müsaade etmiyor. Dolayısıyla önce kafamızdaki yargıları dağıtmak gerekiyor. Yani eğer o yargıların bizde yarattığı etnik sınırları aşabilirsek Roman Alevilerin ne kadar zengin bir kültüre ve birikime sahip olduğunu görebiliriz.

    Uşak özelinde 1800’lere uzanan bir Alevi ocak sistemi söz konusu ve bir teyzemiz ‘Oğlum, sen bu çalışmayı 20 sene önce yapsaydın daha neler bulacaktın. Maalesef artık büyüklerimiz yaşamıyor’ demişti. Dedenin, Kütahya’dan at sırtında gelip, göçebe durumda olan o grupların bir araya geldiğinden, belli noktalarda çadırlarda cemler düzenlendiğinden bahsetmişti. Dolayısıyla kuşaklar boyunca aktarılan çok zengin bir birikim söz konusu.

    ‘Çingeneler, Alevi inancına bağlı mı? gibi bir soruyu ciddi ciddi yanıtlamaya kalkmak da aslında farkında olmadan bir dışlama pratiği olarak karşımıza çıkıyor. Yani kendisini Alevi olarak ifade eden bireyler ya da diğer gruplar ne kadar Alevi ise kendilerini Alevi olarak ifade eden Roman gruplar da Alevi inancına o kadar bağlılar. Görmek, tanışmak isteyen, yaşadığı bütün kentlerde şayet bu sese kulak verirlerse bunu çok rahat görebileceklerini düşünüyorum.

    “KAPSAMLI BİR SORUNLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    PİRHA – İnanç önderleri, günümüzde inançsal ritüelleri yaşatma konusunda bir zayıflamadan bahsederken, Yol’a girmek, müsahip tutmak, görgüden geçmek gibi geleneklere de pek başvurulmadığını söylüyor. Peki Roman Alevilerde bu yönlü işleyiş nasıl?

    İşleyiş süre gidiyor. Orada tabii ocak sisteminin de değişimini irdelemek gerekiyor. O da bizi başka bir tartışmaya götürüyor tabii. Ocak sistemi de kentleşme ile birlikte belli çözülmeler geçiriyor, evriliyor. Yerelde yaptığım çalışmalarda Ege Bölgesi’nde Işık Çakır Sultan Ocağı’nda müsahiplik uygulamasının 1970’lerde bir dede tarafından kaldırıldığını öğrendim. Dolayısıyla eskiden var olan ama 70’li yıllarda o geleneğin son bulduğu bir durum gerçekleşiyor. Sebep, sürekler arasındaki fark, yaşanılan bölgenin, durumuna, koşullarına göre değişiyor. 1826 sonrasında dergahların kapatılmasından sonra Kütahya’da, Afyon’da, Ege’nin diğer illerinde açığa çıkan durum. Aslında karşımızda çok büyük ve kapsamlı bir olgu var. Tek bir olguyla açıklayamayacağımız kapsamlı bir sorunla karşı karşıyayız. Ama bölgedeki hakim yapı, artık hakim inanç sisteminin etkisi ve tesiri ile birlikte 70’lerde musahiplik sistemi kalkıyor. Yani kalmıyor bu uygulama. Ama onun haricinde Alevi inancında var olan ritüellerin tamamı Roman Aleviler tarafından da hayata geçiriliyor. Yani mateminden diğer uygulamalara kadar bir süreç söz konusu. Kuşaklar boyunca aktarılan bir gelenek söz konusu ve bu Roman Alevileri arasında çok canlı bir şekilde yaşıyor.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Akademisyen Melih Duygulu: Abdallar herhangi bir topluluk değildir; deruni yanı vardır-VİDEO

    Akademisyen Melih Duygulu: Abdallar herhangi bir topluluk değildir; deruni yanı vardır-VİDEO

    PİRHA – Akademisyen Melih Duygulu, Şahkulu Sultan Dergahı Söyleşileri’nde “Abdallar” başlıklı sunum yaptı. Duygulu, Abdal toplumuyla ilgili birçok bilinmeyenin olduğunu vurgulayarak “Abdallar herhangi bir topluluk değildir. Bir yandan derunidirler diğer yandan normal yaşayan; kalaycılık, elekçilik yapan bir topluluktur” dedi.

    Şahkulu Sultan Dergahı’nda her cumartesi yapılan sohbetlerin bu haftaki konuğu Etnomüzikolog-Akademisyen Melih Duygulu oldu.

    Sohbetin sunumunu Yazar Ayhan Aydın yaptı. Aydın, “Anadolu’nun solmaz topluluğu” olarak ifade ettiği Abdal topluluğu hakkında birçok bilinmezin olduğunu söyledi. Ayhan Aydın, “Yaşadığımız coğrafyada ne kadar kültüre, inanca yönelirsek o kadar zenginleşiriz. Melih Duygulu, hep insana dair yapılarla ömrünü geçirdi. Daima bir eli bilimde ve sahada oldu” diye de ekledi.

    ABDALLARIN GİZLİ DİLİ, ABDOLİ!

    “Abdallar” başlıklı sunumda konuşan Melih Duygulu, konuşmasına Şahkulu Sultan Dergahı’nın “gerçek bir Abdal mekanı” olduğunu belirterek başladı. Duygulu, ‘Abdal’ kelimesinin “Özel bir zümreyi” ifade ettiğinin altını çizerek şu konuşmayı yaptı:

    “Felsefe ile inanç zaman zaman iç içe geçiyor. Bunu büyük ozanlarda görürsünüz. ‘Bir insan hem pir, hem sultan hem de abdal nasıl olur?’ diye bir dedeye sormuştum. Bu üç sıfatın da ayrı ayrı ele alınması gerektiğini söylemişti. Bazen ‘Sultan’ ifadesi olmadan ‘Pir Abdal’ olarak da duyarız. Ama bu iki sıfat Abdal topluluğunda ayrılmaz.

    Abdalların kendini var etme biçimi İslam içine doğru olmuş. Ama bizim İslam’dan anladığımız sadece oruç, namaz, kitap değil. Alevilikte ise bir ‘görgü’ kavramı var. Eğer görgüden geçmemişseniz boyuta girememişsinizdir. Her görgüden geçen tabi o deruniliğe ulaşamayabilir. İşte o derinliğe ulaşılabildiği takdirde kişiye ‘Abdal’ denilmekte.

    Abdallar, bugün Anadolu içlerinde; Yozgat, Çorum, Tokat, Antep, Afyon dairesel hattı içinde yaşıyor. Anadolu’daki özellikleri ise blok olarak Aleviler. Abdallıktan dönüp başta toplumlara gidenler de var tabi. Örneğin Kürtlere yönelen Mıtrıplar var. Abdallar, ‘biz aslında Türkmeniz’ diyorlar ama gerçekten öyle olduklarını bilemiyoruz. Abdalların kendi içlerinde ‘Abdoli’ isimli bir de gizli dilleri var.

    “ABDALLIĞI ANLAMAK KOLAY DEĞİL”

    Akademisyen Melih Duygulu, Abdal kültürünün derinliği hakkında şöyle devam etti:

    “Abdal olarak hep Neşet Ertaş’ı gösterildi ve bilimi tam da orada çökerttik. Abdallığı Neşet Ertaş’la tariflemek meselenin özü değildir. Neşet Ertaş’tan başka Pir Sultan Abdal, Abdal Musa akla gelmeli. Bu konuyu araştırmak çok derin bir mevzu. Abdallığı anlamak kolay değil.

    Abdallar sepetçilik, elekçilik, müzisyenlik, kalaycılık gibi işler yapıyorlar. Ayrıca Hacı Bektaş ocağına bağlılar. Fakat şöyle bir şey var, Abdallara yönelik hep başka toplumlar tarafından kendisine benzetilme gayreti vardır. Abdallara her işi yaptırırsınız ama aile olma durumuna gelince iş değişir! Abdallar hep Çingenelerle eşit pozisyonda tariflenir. Peki Abdalların, Çingenelerle ilgisi nedir?

    Abdallar kendilerini çoğu kez Türkmenlerle bir görür fakat Aleviliklerinden ötürü müdür ama tam bir Türkmen gibi de değillerdir. Türkmenlerden bir farkları var. Çünkü inanç içerisinde de tariflenirken ‘Abdal’ oldukları özellikle belirtilir.”

    “ABDALLAR HERHANGİ BİR TOPLULUK DEĞİLDİR”

    Melih Duygulu, Abdallarda müziğin yerine de değindi. “Tam anlamıyla bir Sünni Türk ve Kürt için müzik çok sıkıntılı bir alandır” diyen Duygulu, Aleviler tarafından müziğin değerli bir alan görüldüğünü ifade etti.

    Melih Duygulu, konuşmasında “Abdallarla birlikte karşımıza bir batıni dünya da çıkıyor. Dışarıdan okumak ise pek mümkün değildir. Poşalar da Abdalların bir koludur ama Ermenice konuşup Abdolice bilmezler. Güneyde ise Qerecîler olarak karşımıza çıkarlar. Abdallar herhangi bir topluluk değildir. Bir yandan derunidirler diğer yandan normal yaşayan; kalaycılık, elekçilik yapan bir topluluktur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda semah döndü-VİDEO

    Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda semah döndü-VİDEO

    PİRHA- 61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri başladı. Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda semah döndü.

    61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bugün başladı. Etkinlikler 16-17-18 Ağustos’ta olmak üzere 3 gün sürecek.

    Alevi Bektaşilerin Yol önderlerinden Pir Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri bugün Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Hünkarın dergahının önünde başladı. Etkinliğe; Alevi dedeleri, analar, Alevi kurum başkanları ve Yola gönül veren Aleviler katıldı.

    Hacı Bektaş veli’yi anmak için Türkiye’nin pek çok kentinden Hacıbektaş’a gelen Abdallar da Pirin huzurunda. Abdal Aleviler, çocuklarıyla birlikte Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda semah döndü.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-“2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı. Konferansta Tahtacılar, Abdallar, Çepniler ve Arap Alevilerin inanç ritüelleri ve yaşadıkları sorunlara ilişkin konuşmalar yapıldı.

    “2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, Prof. Dr. Şükrü Aslan koordinatörlüğünde, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı.

    Prof. Dr. Şükrü Aslan moderatörlüğünde gerçekleştirilen Alevi Topluluklar Konferansında Doç. Dr. Volkan Ertit, ‘Arap Alevilerin Dönüşen Dinsel Yaşamları’ , ‘Prof. Dr. Ayten Kaplan, ‘Tahtacı Aleviler’ , Elmas Aruz, ‘Dünden Bugüne Anadolu Abdalları’, Dr. Mustafa Aslan, ‘Sosyo-Kültürel tarihin izinde Çepni Alevileri: Gaziantep Çepnileri Örnekleri’ konularına ilişkin konuşma gerçekleştirdi.

    “TAHTACILAR, İNANCA DAYALI SOSYO-KÜLTÜREL BİR SİSTEM GELİŞTİRMİŞLER”

    ‘Tahtacı Aleviler’ konusu üzerine sunum yapan Prof. Dr. Ayten Kaplan, “Alevi inancında yolun bir sürek bin bir. Babam dar cemini ailemiz için uyguluyordu. Babam inancımızı bize gösterdiği için biz birbirimize küskün olmuyorduk. Birlikteliğin, kucaklaşmanın, birbirimize saygının ne olduğunu gördük. Tahtacıların iki ocakları var bunlar İzmir’de Yanyatır Ocağı diğeri de Aydın’da Hacı Emir Ocağı var. Ben doktora tezimi yazarken ben o kültürün içinden gelmeme rağmen bazı bilgilerin saklandığını hissettim. Tahtacılar inanca dayalı sosyo-kültürel bir sistem geliştirmişler. Alevilikten farklı noktası ise musahiplik Tahtacılar da sadece yol kardeşliği musahiplikle sınırlı değildir. Dar cemleri keşke devam etseydi, Aleviler mahkemelere gitmezdi kendi aralarında sorunları çözerdi. Ülkedeki adalet olmadığı için yeniden halk mahkemelerini kurmamız lazım” diye belirti.

    “ÇEPNİLER OSMANLI’NIN POLİTİKALARIYLA SÜNNİLEŞTİ”

    Çepniler’in Anadolu’da az bilinen Alevilerden olduğunu belirten Dr. Mustafa Aslan, “Çepniler ne yazık ki Osmanlı’nın politikalarıyla birlikte Sünnileşti. Günümüzde köylerde yaşayan Çepniler olmakla birlikte yaş aralığı yaşlılar oluşturmaktadır. Çepniler göçebe yaşam sürdükleri için genelde hayvancılıkla uğraşmışlardır. Çepnilerin iki ocağı Dede Garkın Ocağı ve İmam Musa-i Kazım Ocağı var” dedi.

    “ARAP ALEVİLİK ESKİSİ GİBİ YAŞANMAYACAK”

    ‘Sekülerlik’ kavramının topluma ait bir tanımlama olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Volkan Ertit, “Sekülerleşme bir toplumsal döngünün ismi. Sekülerleşme modernleşme demektir. 1950’lerden sonra Arap Alevilerde daha modern bir gündelik yaşam sürüyorlar. Arap Alevilerinde musahiplikte olduğu gibi amcalık kurumunda inanç öğretiliyor. Arap Alevisi olacağınız süreç bu ritüelle başlar, bu ritüel 9 ay sürer. 9 ayın sonunda o kişi artık amcasının evinin bir üyesi olur. Amcalık kurumunda günümüz şartlarında bazı değişiklikler oluştu. Eğer modernleşme süreci bu süreçte devam ederse geleneksel Arap Alevilik eskisi gibi yaşanmayabilir” diye belirtti.

    “ABDALLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İNANÇ”

    Abdal Alevilerin en çok dışlananlardan olduğunu ifade eden Elmas Aruz, “Abdallar, kendilerini ve inanç ritüellerini dışarıya yansıtmıyorlardı, kendilerini gizliyorlardı. 5 yıldır Abdal Alevilerin temel sorunlarını görünür kılmaya çalışıyorum. Alevi inancı içerisinde Abdal Alevilerin yeri yok çünkü her sene Hacı Bektaş’ta yaşadıkları ortada. Çok hızlı bir şekilde kültürün dejenere olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden geleneksel kültürel taşıyıcılarının kayıt altına alınması gerekiyor. Abdal Aleviler, inanç ritüellerine bakıldığında Tahtacı Alevilerle benzerlikleri var. Yaşadıkları olumsuzlukları dışarıya yansıtmıyorlar, kendi aralarında sorunları çözüyorlar. Hacı Bektaş’a gitmek Abdallar için çok önemli. Abdallarda musahiplik halen devam ettiriliyor. Abdalların en büyük sıkıntısı ise cemevlerinin olmaması. Diğer cemevlerine gitmeyi de dışlandıkları için tercih etmiyorlar. Kentlerde büyük bir ev bulup ibadetlerini öyle yürütüyorlar. Abdalları ayakta tutan tek şey inanç. Türkiye’deki Abdalların en büyük sorunları hor görülme. Abdalların en büyük talepleri Hacı Bektaş’taki sorunlarının çözülmesini istiyor, Aleviler içerisinde en çok ötekileştirilenler arasında” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Alevi Topluluklar Konferansı’ Garip Dede Cemevi’nde başladı-VİDEO

  • Fethiye’de 30 yıl sonra cem yapıldı-VİDEO

    Fethiye’de 30 yıl sonra cem yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi  Dede Tarık Etçioğlu, 30 yıl aradan sonra ilçede cem yürüttü. Etçioğlu, “Amaç geleneklerimizi sürdürmek” dedi. 

    Antalya’nın Finike ilçesinden gelip Fethiye’ye yerleşen Yağmurlu Ocağı’nda yaklaşık 30 yıldır cem erkanı yürütülmüyor. Kara Yağmurlu Ocağı Yol Yürütücüsü ve aynı zamanda Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi  Dede Tarık Etçioğlu, Alevilik geleneğinin 30 yıldan sonra sürmesine katkı sunuyor.

    Etçioğlu; Abdalların Fethiye’de bulunan nüfusu, cemevi ile olan ilişkileri, Alevi inancını, ritüellerini ve inancı ne boyutta yaşadıklarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “AMAÇ GELENEKLERİMİZİ SÜRDÜRMEK”

    Çocukluk yıllarında cem erkanı yürütmek için yönlendirildiğini söyleyen  Tarık Etçioğlu, “Kara Yağmurlu Ocağı’nda Yağmur dede Hakk’a yürüdükten yaklaşık 30 yıl kadar Fethiye’de cem erkanı yürütülmedi. Çocukluğumdan bugüne kadar hep atalarımız, büyüklerimiz bu yolu erkanları yürütmem için beni yönlendirdiler. Bu yolda cem erkanlarında bulunmama, deyişlerde, nefesleri söylemem de vesile oldu” diyerek bu yola nasıl başladığını anlattı.

    Etçioğlu, Alevi inancının geleneklerini sürdürmenin önemine vurgu yaparak, “Fethiye Alevi Kültür Derneği olarak bir araya geldik. Burada tüm canlarımızla birlikte daha güzel, daha iyi ve Aleviliğimizi, erkanımızı geleceğimize nasıl taşırız amacıyla bir araya geliyoruz. Fethiye’de fazla kalabalık bir nüfusumuz yok. Abdallar olarak 120-130 haneyiz burada. Biraz azınlığız. Lakin burada yaşayan diğer Türkmen tahtacılar diye nitelendirdiğimiz bir aşiretimiz var. Onlar da çoğunluk olmak üzere 5-6 binlik bir nüfusa sahipler. Birlikte hareket ediyoruz, birlikte yol alıyor, birlikte cemlerimizi yapmaya çalışıyoruz” dedi.

    “BU YOLUN ÖĞRETİLERİNİ AKTARIYORUM”

    Alevilik kültürünü yansıtmaya çalışırken geçmişte yapılan cemlerin bazı insanlara ağır gelebildiğini belirten Etçioğlu, “Çünkü yörenin dışından gelen canlarımız bu yolu, bu felsefeyi, bu kültürü benimsemiş. Merak edenler var. Bunlara bu yolun tarikat yolu, şeriat yolu olmadığını, bu yolun ehlibeyt yolu, sevgi yolu, gönül yolu olduğunu bildirebilmemiz açısından ritüelleri uygulamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Cem erkanı yürütmenin iyiye, güzele, gönül yoluna meylettiğini dile getiren Etçioğlu şunları söyledi:

    “Cem erkanında dede de dahil rızalık alır. Toplumsal konular, bireysel konular ele alınır. Varsa kırgın olanları bir araya getirip, müşkülünü halledip, insanları birbiriyle barıştırmak, akabinde buraya gelen canların getirmiş olduğu lokmaları hep birlikte paylaşmak, ardından, varsa bir kötü olay o konuyu çözmek önemli.

    Burada sadece 12 hizmeti yerine getirmek değil, zaten her can bir mumdur, her can yanabilir lakin aydınlatabilmek çok önemlidir. Mum gibi yanmak bitmek değil, yanarken mum gibi çevremizi çevremizdekilerin çevresini aydınlatabilmektir.”

    Abdal Alevileri olarak Fethiye’de Hakk’a yürüme erkanlarına ilişkin de bilgi veren Tarık Etçioğlu, “Burada Hakk’a yürüyen canlarımız, erkan isteyen canlar bize ulaşıyorlar. Hakk’a yürüme erkanını Türkmen geleneklerine uygun bir şekilde yapıyoruz. Hakka yürüyen canımızın döşeğine alınmasından tutun, sırlanmaya kadar olan bütün erkânı yürütebiliyoruz. Hakk’a yürüyen canımız musahipse müsahip kardeşi varsa cem erenleri toplanır Hakk’a yürüyen canımızın başında delil uyandırılır. Delil uyandırıldıktan sonra tın tın diye nitelendirdiğimiz üç nefesler duaz-ı imamlar okunur, onun ardından Türkmen ve Abdal geleneklerinde geçmişte yapılan Hakk’a yürüyen canımız öncelikle kadınsa 3 eteği dediğimiz gelinken giydiği kıyafeti, erkekse özne dediğimiz damatlık olarak  giymiş olduğu kıyafeti cenaze yıkandıktan sonra  giydirilir ondan sonra Hakk’a yürüme erkanı mezarlıkta devam eder” diye belirtti.

    Abdallarla Tahtacılar arasındaki benzeşme olduğunu belirten Etçioğlu, “12 erkanu birlikte yürüttüklerinden dolayı tahtacılar 2 oymaktan oluşur. Bir Hacı Emirli  bir de Yan Yatır olmak üzere. Abdallar ise dedelerinin, pirlerinin Çorum’da olduğu Tozlu Ocağı, bizim sahil bölgesinde yaşayan Abdalların ise Yağmurlu Ocağı’na bağlı olmaları ve birlikte 12 erkan  yürütmeleri birbirlerinden kız alıp vermelerinden kaynaklı büyük rol oynamıştır.

    Fethiye Alevi Kültür Derneği Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi  Dede Tarık Etçioğlu, Yağmurlu Ocağı’nın, Gaziantep, Hatay, Adana’dan Mersin Antalya ve İzmir’e kadar olan sahil bölgesinde ve Isparta’da, Denizli’de bulunduğunu, Yağmurlu Ocağı’nın en yoğun olduğu bölgenin Antalya Adana ve Mersin olduğunu kaydetti.

    “ABDALLARDA ÖRGÜTLENMEK İÇİN 4 KAPI MEVCUTTUR”

    Abdallarda musahipliğin ikrarla başladığını belirten Etçioğlu, şöyle devam etti:

    “Bizim Abdal Alevilerin bir kısmında örgütlenmek için  4 kapı mevcuttur. 4 kapının birinci kapısı söz verme ikrar alma, ikincisi musahiplik kapısı, üçüncü kapı aşinalık kapısı, dördüncü kapı ise peşinalık kapısı.
    Peşinalık, bu 4 kapıda var olan ritüelleri tamamlamış yerine getirmiş kişilere denir. Abdallarda ikrar verme ikrar alma Alevilik yoluna her zaman bağlı kalacağına, toplumunun adaletine hukukuna saygı duyacağına, bu yolda ilerleyeceğine dair verilen sözdür.

    “MUSAHİPLİK ÖRGÜTLENMENİN BİRİNCİ ADIMIDIR”

    Musahiplik ise örgütlenmenin birinci adımıdır. Örgütlenirken birbirimizin eksikliğini tamamlayarak bir kuvvet oluşur, bu toplumun kendi arasındaki bir dayanışma metodudur.

    Musahipliğin geçmişten günümüze kadar çok güzel bir şekilde işlevi vardı. Çünkü köy yaşantısında insanlar birbirlerini daha çok tanıyordu, daha çok birbirlerine ihtiyaçları vardı ama şehir yaşantısında insanlar dairelerde, apartmanlarda yaşadıkları için kopukluk oldu.

    Gerçekten bizim için önemli olan şu ocak bu ocak, şu memleketin insanı, bu memleketin insanı değil, önemli olan Hünkâr Hacı Bektaş’ın 72 milleti bir gözle görmeyen bizden değildir dediği gibi, ilim ilim bilmektir, ilim irfan insan bilmektir.

    Cem olmak için meydana geldiğinde -bizde dedenin yardımcısına mürebbi denir- mürebbi o köyün gündemini dedeye aktarır. Dede de gezmiş olduğu köylerden aldığı bilgileri gündemleri birbirine harmanlayarak burada talipler ile paylaşır.

    Cem erkanında canlar eşikten geçtikten sonra delil uyandırılınca hizmetler yürür. Ta ki delil sırlanana kadar. Delil sırlandıktan sonra muhabbetler başlar, bu muhabbetler coşmak için değil, gerekli ve öncelikli olan konular, o günün yaşam koşulları, yani köyün, şehrin, ülkenin içinde bulunduğu sorunları veyahut da o köyde bulunan iki canın müşkülü öncelikle ele alınır.

    Dede, pir, mürşit hiç fark etmez. Senin benden benim senden bir üstünlüğümüz yok hepimiz bir canız. Dede görevi postun gerekliliklerini 12 hizmet ritüellerini  insanlara düzgün bir şekilde gösterebilmesidir. Onun için diğer canlardan hiçbir farkı yoktur.

    Erkan’ı yürütenler ise (Sazandanlar)  taliplerdir.  O bulunduğu yeri yöneten, bulunduğu yerin sorunlarını dile getiren kişi de mürebbi dediğimiz rehberlerimizdir.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Abdal Musa’ya niyaz olan Abdallar: Dergahta dışlanıyoruz, gizli gizli ibadet ediyoruz-VİDEO

    Abdal Musa’ya niyaz olan Abdallar: Dergahta dışlanıyoruz, gizli gizli ibadet ediyoruz-VİDEO

    PİRHA- Her yıl Abdal Musa Dergahı’na niyaz olmaya gelen Abdallar, hem toplumun hem de Alevilerin kendilerini dışladıklarını söyleyerek, barınma ve lavabo gibi ihtiyaçlarının karşılanmadığı belirttiler. Dergah etrafındaki kurdukları çadırların kolluk güçlerince sökülerek çıkarılmak istendiğini kaydeden Abdallar, ‘Abdal Musa’da gizli gizli ibadet yapıyoruz. Dışlanıyoruz’ diyerek ötekileştirmeye veryansın ediyorlar. 

    Yüzyıllar boyunca Anadolu coğrafyasına değer katan Abdallar, ezilmişliğe, yok saymaya, haksızlığa karşı direnişin adı olarak tarih sayfalarından yerini alırken, günümüzde, zayıf, ezilmiş, şehrin yok sayılanı, ev verilmeyeni ve daha birçok hak etmedikleri tanımlamayla karşı karşıya kalıyorlar.

    Her yıl geleneksel olarak Antalya’nın Elmalı İlçesi Tekkeli köyünde yapılan 39 . Abdal Musa anma etkinlikleri kapsamında farklı yerlerden gelen binlerce yurttaş lokmalarını pay ederek ziyarete niyaz ettiler.

    Abdal Musa’ya gelen binlerce Abdalın en önemli sorunları barınma. Yetkililerin gösterdiği yerde (Abdal Musa Dergahı arkasındaki ormanlık alan) çadır kurmalarına rağmen polis ve jandarmanın müdahalesine maruz kaldıklarını da aktaran Abdallar, bilinçli olarak dışlandıklarını ancak hiçbir baskının Abdalları Abdal Musa’ya gelmekten vazgeçiremeyeceğini vurguladı.

    Konya, Mersin, Karaman, Antep, Adana gibi illerden gelen ve Abdal Musa Dergahı’nın etrafında kendi imkanlarıyla konaklayan Abdallar, yaşadıkları ötekileştirmeye dair PİRHA‘ya konuştu.

    “PİKNİĞE DEĞİL İBADET ETMEYE GELİYORUZ”

    1993 yılından bu yana ailecek Abdal Musa’ya niyaz olduklarını söyleyen Metin Akkaş, Abdallara konaklayacak yerin sağlanmadığını söyleyerek, “1993’ten bu yana Abdal Musa ziyaretine geliyoruz. Abdallar olarak geldiğimizde bizleri hep dışlıyorlar. Konaklayacak bir yer vermiyorlar. Türbenin dışında kalan ormanlık alana çıkmamızı istiyorlar. Çocuklarımızı böcekler ısırıyor. Gidebileceğimiz bir lavabo yok. Elektrik yok. Biz buraya piknik yapmaya değil ibadet etmeye, dergahı ziyaret etmeye geliyoruz. 30 yıldan bu yana değişen yok” diye konuştu.

    “GİZLİ GİZLİ İBADET EDİYORUZ, KONAKLAMAMIZA İZİN YOK”

    Hüseyin Akkaş ise, Abdalların sadece 3 günlük anma etkinliklerinde hatırlandıklarına veryansın etti. Abdal Musa Dergahı’nın kendi deyimiyle ‘gizli gizli ibadet ediyoruz’ diyen Akkaş, “Biz Abdal Musa’da neredeyse gizli gizli ibadet ediyoruz. Tekke köyündekiler bizleri sevmiyor. 3 günlük yemek yerleri kuruluyor. 3 gün boyunca Abdallar alışveriş yapıyor. Ama o 3 gün sonra her şey bitiyor. Bizler yine kötü oluyoruz. Biz burada gece kalıp ibadet etmek isterken elektrikleri kapatıyorlar. Dergahın içerisinde konaklamak istiyoruz ama akşam olunca kapılarını kapatıyorlar. Akşam ibadet yapılamaz mı? Bu ayrımcılık her yerde aynı. 3 gün boyunca anma törenleri yapılıyor. Törende, ‘Alevileri, Abdalları çok seviyoruz’ diyorlar tören bitince de hadi yolunuza diyorlar”  dedi.

    “BAYRAM GELİR GİBİ SEVİNÇLE GELİYORUZ”

    Konya’dan gelerek Abdal Musa’ya niyaz olan Belkıs Şendoğan, en büyük sorunun bulaşıkları yıkamak için uzaklardan su getirmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Dergaha ‘bayram’ havasında geldiklerini söyleyen Şendoğan, “Konya’dan geldik. 3 gün boyunca burada kalmak istiyoruz ama ne kalacak yer ne ihtiyaçlarımızı karşılayacak mekan yok. Kendi aracımızla gelemediğimiz için yanımızda hiçbir şey getiremedik. Otobüslerle geldiğimiz zaman rezil oluyoruz. Lavabolar çok daha sıkıntı. Öğle vakti su yok. Bulaşıkları yıkamak için uzaklardan su getiriyoruz. Tekkenin her yeri pislik içerisinde kalıyor. Burada tanıdıklarımızı, akrabalarımızı görüyoruz. Abdal Musa’ya gelirken bayrama gelir gibi sevinçle geliyoruz” diye konuştu.

    Zeynel Şendoğan da lavabo, barınma ve elektrik sorununun çözülmesine dair çağrıda bulunarak, “Lavabolar burada çok sıkıntı. Sabun daha yok. Kendi çocuklarımızı yolumuza göre yetiştirmek istiyor. Bu sorunlar çözülsün ki bizlerde rahat edelim” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/ Cebrail ARSLAN – ANTALYA

  • Muhammed Sezgin: Aleviliği bilmiyoruz; gençler isteyince mahalleye cami yapıldı-VİDEO

    Muhammed Sezgin: Aleviliği bilmiyoruz; gençler isteyince mahalleye cami yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Antalya’nın Serik ilçesinde yaşayan Muhammed Sezgin, bölgedeki Abdal Alevilerininin inancı yaşayamadığını anlattı. Sezgin, “Mahalle olarak Alevi inancı konusunda çok bilinçli değiliz. Bu mahalleye bilgi vermesi için bilgili insanlar bekliyoruz. Alevi derneklerimizden bu bilgili kişileri buraya göndermesini istiyoruz. Bir de mahallemizde dernek kurmak istiyoruz” dedi.

    Antalya’nın Serik ilçesinde yaşayan Muhammed Sezgin, bölgedeki Abdal Alevileri anlattı.

    Aleviler olarak inançlarına dair bilgi sahibi olmadıklarını söyleyen Sezgin, Alevi kurumlarına çağrı yaparak Alevilik inancını yaşatabilmeleri için bilinçli insanların mahallelerine gönderilmesini istedi.

    “BİZE ALEVİLİK ANLATILMIYOR”

    Abdal Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Serik Merkez Mahallesi’nde ikamet eden Sezgin, “Bizim mahallemizde yeni yetişen gençlerimize Alevilik konusunda tam bilgi aktarılmıyor. Bu yüzden birkaç büyüğümüz cemevi istediler eski belediye başkanından. Ancak gençlerin geneli cami isteyince mahallemize cami yapıldı. Alevilik bize anlatılmadı, tam olarak bize öğretilmedi. Şu an ben Aleviliğin 1000’de 10’unu ancak bilebilirim. Çünkü büyüklerimiz bize anlatmadı. Büyüklerimizden çok istedik Aleviliği bize anlatmalarını ama uğraşmadılar. Bazı dedelerimiz geldi, sağ olsunlar anlattılar. Ancak yeterli değildi. Tam anlatılmadığı için biz bu yola yolcu olamıyoruz. Hüseyin abimle beraber birçok ceme katıldık. Hüseyin abimden bir şeyler öğrendim, o olmasa ben de hiçbir şey bilmiyordum” diye konuştu.

    “ALEVİ DERNEKLERİNE SESLENİYORUM, BURAYA YOLU ANLATACAK DEDELER GÖNDERİN” 

    Aleviliğin çok güzel bir inanç olduğunu ve yaşatmak istediklerini vurgulayan Sezgin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada bulunan tahtacı Aleviler kardeşimiz. Onlarla sürekli irtibatlıyız. Genelde düğünlerine biz gidiyoruz. Tahtacıların düğünlerinde genelde semah oluyor. Şu an kendi mahallemi söylüyorum, bizim mahallemizde semah dönülmüyor, dönmüyorlar. Bizimkiler genelde Roman kültürüne dönüktür. Roman havası çalarız. Biz burada Alevilik kültürünü yürütemiyoruz. Ben de içinde dahil. Alevilik üzerinden de tam bilgimiz yok. Alevi kültür derneklerine sesleniyorum; işi bilen, anlatabilen dedeler, bilinçli insanlar gelsin buraya. Biz de toplanalım anlatsınlar. Biz de tam olarak Aleviliği yürütmek istiyoruz. Biz de musahiplik yapmak istiyoruz, cem yapmak istiyoruz. Bölgede bulunan türbelere gücümüz yettiğince gidiyoruz. Elmalı’da bulunan Abdal Musa zamanına, Hacı Bektaş Veli zamanına mahallemizdeki Aleviler olarak en az bin kişi katılırız.”

    “ALEVİLİĞİ TAM ANLAMIYLA ÖĞRENMEK İSTİYORUZ”

    ‘Alevilik gerçekten doğru yoldur, Allah Muhammed Ali yoludur’ diyen Muhammed Sezgin, son olarak şunları aktardı:

    “Mahalle olarak Alevi inancı konusunda çok bilinçli değiliz. Bu mahalleye bilgi vermesi için bilgili insanlar bekliyoruz. Alevi derneklerimizden bu bilgili kişileri buraya göndermesini istiyoruz. Bir de mahallemizde dernek kurmak istiyoruz. Bu dernek nasıl kurulur, ne yapmamız gerekir onu da öğrenmek, bilgi almak istiyoruz. Büyüklerimiz bize bilgi aktarmamış. Gerçi onlara da bilgi aktarılmamış. Onlar da bir şey bilmediği için bize bilgi verememiş. Şu an başta ben olmak üzere tüm gençliğimize bugünden sonra Alevilikle ilgili bilgileri aktarmak istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    > Hüseyin Durmaz: Aleviyiz, cemevi ve dede olmadığından yolumuzu bilmiyoruz-VİDEO

  • Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    Erçe: Hacıbektaş’ta yapılacak toplantı en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacak

    PİRHA –Hacıbektaş ilçesinde 17-18 Eylül’de yapılacak toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, şu ana kadar ki en geniş çaplı toplantı olacağını belirterek, Alevi toplumunda oluşan birlikteliğe vurgu yaptı. Erçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Alevilere dair açıklama yapacağını öğrendiklerini belirterek, “İktidara ve iktidar adaylarına Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum” dedi.

    Yedi çağırıcı Alevi kurumu olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) organize ettiği “Aleviler bugünü ve geleceği tartışıyor” şiarıyla düzenlenen büyük toplantı 17-18 Eylül’de saat 10.00’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde başlayacak. Davetliler arasında akademisyenler, yöre dernekleri, yazarlar, hukukçular ve daha birçok kesimden yurttaş yer alıyor.

    Alevi örgütleri tarafından ‘Tarihi toplantı’ olarak adlandırılan programda AKP’nin Aleviler ile ilgili son hamlesi değerlendirilecek. Toplantıda ayrıca “Cumhuriyetin birinci yüz yılında neler yaşadık? İkinci yüz yılından ne bekliyoruz?” soruları da tartışılacak.

    “TOPLANTI SONRASINDA BÖLGE GEZİLERİNİ PLANLADIK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının içeriğine dair PİRHA’ya bilgi paylaştı. “Daha öncesinde ‘17 Eylül’e kadar tüm yöre ve Alevi kurumlarını Hacıbektaş’a dahil edeceğiz’ demiştik. Alevi ve yöre derneklerini tek tek aradık ve davet ettik” diyen Erçe, geniş katılım beklediklerini söyledi. Cuma Erçe, Hacıbektaş’ta yapılacak etkinlikten sonra çalışmalarını bölgelere taşımayı düşündüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Bölge toplantıları yaparak, bölgelerden henüz buraya katılmamış ve bu gelişmeleri henüz bilmeyen tüm kurumları bilgilendirmek amaçlı bölgelere gidebileceğimizi söylemiştim. O planımız dahilinde duruyor. Bu toplantıyı öne çekmiş olmamızın sebebi ise Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde bir açıklama yapma beklentisinden kaynaklandı. Biz daha toplanamadan Tayyip Erdoğan çıkıp bir plan dahilinde bir programını açıklayacağı haberleri ulaştı. ‘Bunun acaba önünü kesebilir miyiz?’ düşüncesi ile önce toplantıyı sonrasında ise bölge gezilerini planladık.”

    “BAĞIMSIZ CEMEVLERİNDEN DE DAVET ETTİKLERİMİZ OLDU”

    Cuma Erçe, toplantıya katılım konusunda ayrım gözetmeksizin tüm örgütleri davet ettiklerini vurgulayarak, “Yöre dernekleri, federasyonlar; Vartolular, Kangal Dernekleri Federasyonu, Sivaslılar, Tokatlılar, Yozgatlılar, Karslılar; yani aklınıza gelecek bütün federasyonlara da haber verdik. Katılımlar temsili düzeyde olacak. Ayrıca Arap Alevilerinden temsilen çağırdığımız isimler de oldu. Yine Abdallar derneğini, bunların haricinde akademisyen arkadaşlarımızı, yazarlarımızı ve Alevi örgütleri içerisinde geçmişte katkı sunmuş, değer biçtiğimiz dostlarımızdan çağırdıklarımız da oldu. Federasyonumuzun eski genel başkanlarını da davet ettik. Onun dışında Avrupa Alevi Konfederasyonu ve tüm bileşenlerini, Alevi Dernekleri Federasyonu’nun tüm bileşenlerini, Alevi Vakıflar Federasyonunun tüm bileşenlerini, Alevi Bektaşi Federasyonunun tüm bileşenlerini, Pir Sultan Abdal ve Alevi Kültür Derneği’nin tüm şubelerini, disiplin ve denetleme kurulu üyelerini, basından YOL TV, CAN TV, PİRHA gibi kurumları davet ettik. Şu haliyle hem Avrupa hem de Türkiye’deki tüm federasyonların bileşenlerini, ayrıca federasyon dışında kalmış olan bağımsız cemevlerinden de davet ettiklerimiz oldu” dedi.

    “ALEVİ CAMİASI BU BİRLİKTELİKTEN MEMNUN”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, yapılacak toplantının bu zamana kadarki en geniş çaplı Alevi birlikteliği olacağını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Benim bilgim, nazarım dahilinde bir ilk. Daha önceden böyle bir program oldu mu bilemiyorum ama benim nazarımda bu ilk. Geçmişi tarıyorum, böyle tümüyle ortaklaşılan bir toplantı olmamıştı diye biliyorum.

    Yapılan tabii ki heyecan verici bir durum. Asıl heyecanı kamuoyundaki karşılığı olacaktır. Yani şunu hissediyoruz; özellikle Alevi camiası bu birliktelikten ötürü fotoğraf vermekten son derece memnun. O açıdan olumlu görüşler de alıyoruz. Eskiden beri özlenilen ‘Gelin canlar bir olalım’ felsefemizin karşılığı olduğunu düşünüyorum. Yani bu açıdan değerli bir çalışma. Özellikle yönetenlere, iktidara ve sadece iktidarı da değil, iktidar adaylarına da Alevi dünyasının tek ses olarak yanıt vermesi önemli bir durum. Bir küçük ayrıntı da şu; biz orada konuşmaya değil dinlemeye gideceğiz. Yani federasyonlar, genel merkezler orada toplantının başlangıcında konuşarak toplantıyı boğan değil, tam tersine dinleyen, düşünen, geleceğe yön vermeye çalışan bir pozisyonda olacak. Asıl yayınlayacağımız sonuç bildirgesi kıymeti oluşturuyor. O da sonrasında kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • PSAKD Tarsus Şubesi, Abdalların yaşadığı Akgedik Köyü’nde aşurelerini pay etti -VİDEO

    PSAKD Tarsus Şubesi, Abdalların yaşadığı Akgedik Köyü’nde aşurelerini pay etti -VİDEO

    PİRHA- PSAKD Tarsus Şubesi, Abdal yurttaşların yaşadığı Akgedik Köyü’nde aşurelerini pay etti. Köy meydanında bir araya gelen yurttaşlar, kazanlarla aşurelerini pişirdi ve köy meydanında cem oldu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şubesi, Abdal yurttaşların yaşadığı Akgedik Köyü’nde aşurelerini pay etti.

    Köy meydanında bir araya gelen yurttaşlar kazanlarla aşurelerini pişirdi. Lokma dağıtımından önce şube başkanı Feyzullah Metin, birlik ve beraberliğin önemine vurgu yapan konuşma yaptı.

    Konuşmaların ardından dede Haydar Arkovan ve Cumali Can lokma gülbengi okudu. Gülbenglerin ardından lokmalar pay edildi.

    Daha sonra Zakir Metin Şahin’in söylediği deyişler eşliğinde semah dönüldü.

    “ALEVİ HAK MÜCADELESİNİ BİNALARA HAPSETMEDİLER, KÖY MEYDANINDA CEM OLDULAR”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe de lokma paylaşımını sosyal medya hesabından paylaşarak şu ifadeleri dile getirdi:

    “Tarsus şubemizin güzel insanlarını ve yönetimini yürekten kutluyorum. Alevi hak mücadelesini binalara hapsetmeyen ve köy meydanlarını cem meydanına dönüştürme geleneğimizi devam ettiren şubemiz, çok önemli bir işi daha başardı. Hak lokması aşuremizi geçen hafta cemevinde pay eden canlar, dün de ötekileştirilen, itilen, kakılan, hakir görülen Abdal köylerimizden Tarsus Akgedik Köyü’nde cem olup, aşure lokmalarını esmer yüzlü canlarla paylaştılar.

    Başta şube başkanımız Feyzullah Metin, dedelerimiz Haydar Arkovan ve Cumali Can, zakirimiz Metin Şahin, yönetim kurulu ve kadın canlarımız olmak üzere emeği geçen cümle canlara aşk olsun. Sizinle onur duyuyorum güzel canlar. Sırada Bağlarbaşı köyü var.”

    PİRHA/TARSUS

  • Hacıbektaş Belediye Başkanı: Abdalların barınma sorunu çözülüyor, kendilerinden özür diliyoruz

    Hacıbektaş Belediye Başkanı: Abdalların barınma sorunu çözülüyor, kendilerinden özür diliyoruz

    PİRHA- Hacıbektaş’a dergaha niyaz olmaya giden Abdalların barınma sorunu kısmi olarak çözüldü. Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, konuk olduğu CAN TV canlı yayınında, “Bu konularla ilgilenen Alevi kurum başkan yardımcılarıyla görüştüm. Şu anda çadırları kuruluyor. Masa, sandalyeye diğer ihtiyaçları elimizden geldiğinde karşılanıyor” dedi. 

    Büyük ekonomik sıkıntı yaşamalarına rağmen her yıl Hacıbektaş’a niyaz olmaya gelen Abdallar barınma sorunu yaşıyor. Bugün de kurdukları çadırlar polis tarafından sökülerek mağdur edildiler.

    Abdalların yaşadıkları sorunları Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve CAN TV gündeme getirdi.

    Adana Teberler Derneği Başkanı Suat Kömür, PİRHA‘da yaptığı konuşmada, her yıl Hacıbektaş’a yüzlerce Abdalın geldiğini söyleyerek, en önemli sorunlarının barınma olduğunu ve bu sorunun çok basit bir şekilde istenirse hemen çözülebileceğini belirtmişti.

    Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, konuk olduğu CAN TV canlı yayınında, “Bu konularla ilgilenen Alevi kurum başkan yardımcılarıyla görüştüm. Şu anda çadırları kuruluyor. Masa, sandalyeye diğer ihtiyaçları elimizden geldiğinde karşılanıyor” dedi.

    Altıok Türkiye’de ve dünyada pandemi sorunu yaşandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

    “Bununla ilgili de bazı önlemler almak gerekiyordu. İlçe Hıfzıssıhha kararı alındı. Hacıbektaş’ta mücavir alanlarda çadır kurulmasını yasaklayan bir ilçe hıfzıssıhha kararı alındı. Biz iki yıldır onları belli bölgelere sevk ediyorduk. Ve oralarda bir düzen içerisinde  oluyorlardı. Bu sene biraz daha yoğun geçti. Cumhurbaşkanının gelmesinin yoğun hazırlığı, çok ciddi güvenlik güçleri artışı oldu. Sonra bir iletişim kopukluğu oldu. Biraz mağdur oldu Abdallar. Bununla ilgili Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı Elmas Arus ile genel merkezimizde bu konularda görüştük. Gücümüzün yettiğince yardımcı olmaya çalıştık ama sadece 10 bin Abdal var. Hacıbektaş’ın nüfusu 5 bin. Ama 50 binin üzerinde ziyaretçi şu anda Hacıbektaş’ta. Aşırı yoğunluktan dolayı yetişemediğimiz durumlar oluyor ama istemeyerek de olsa hatamız olduysa canlarımızdan özür diliyoruz.”

    Abdallar için bir bölge oluşturulduğunu belirten Altıok, “O bölgede acil  bir peyzaj çalışması yaptık. Masa, sandalye, çadır kurma devam ediyor. Çok ciddi anlamda da münferit gelen gruplar var. Bu grupları hep aynı yere yönlendiremiyoruz. Bir birleriyle husumetli olanlar da var. İki yıl önce Sıfır Ayrımcılık Derneği ve 25 kanaat önderiyle toplantı yapmıştık. Bu toplantıda bizim taleplerimizi iletmiştik. Ama bu gruplar arasındaki sorunlardan dolayı, çok farklı alanlarda kalmak istiyorlar. Bu da ilçe hıfzıssıhha kararı dolayısıyla çok gerçekleşemiyor. Bu sene böyle bir karmaşa yaşadık. Kısmi olarak çözdük. Bu konuyla ilgili Vali ve kaymakamla da görüştük. Herkes elinden gelen gayreti göstermeye çalışıyor” diye konuştu.

    PİRHA/ HACIBEKTAŞ

    İLGİLİ HABERLER
    > Adana Teberler Derneği Başkanı: Hacıbektaş’ta önemli sorunumuz barınma; dışlanıyoruz-VİDEO
    > Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde semah döndü-VİDEO
    > Hacı Bektaş Veli anmasına katılmak için gelen Abdalların çadırlarını polis söktü -VİDEO

  • Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde semah döndü-VİDEO

    Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde semah döndü-VİDEO

    PiRHA- Abdal yurttaşlar Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde semah döndü.

    Her yıl Hacıbektaş’a gelen Abdallar, Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde semah döndü.
    Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri kapsamında Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine gelen Abdallar dergah önünde bir araya geldi. Abdallar, Zakir Hüseyin Durmaz’ın söylediği deyişler eşliğinde semah döndü.

    PİRHA/ HACIBEKTAŞ

  • Adana Teberler Derneği Başkanı: Hacıbektaş’ta önemli sorunumuz barınma; dışlanıyoruz-VİDEO

    Adana Teberler Derneği Başkanı: Hacıbektaş’ta önemli sorunumuz barınma; dışlanıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Adana Teberler Derneği Başkanı Suat Kömür, büyük ekonomik sıkıntı yaşamalarına rağmen her yıl Hacıbektaş’a niyaz olmaya gelen Abdalların yaşadıkları sorunları anlattı. En önemli sorunlarının barınma olduğunu ve polisin saldırısına maruz kaldıklarını söyleyen Kömür, “Sürekli ötekileştiriliyoruz. Temel ihtiyaçlarımızın sağlandığı, çadır kurabileceğimiz bir yer istiyoruz sadece. Ama bizi yıldırmak için bilinçli olarak yapmıyorlar” dedi.

    Adana Teberler Derneği Başkanı Suat Kömür, büyük ekonomik sıkıntı yaşamalarına rağmen her yıl Hacıbektaş’a niyaz olmaya gelen Abdalların yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattı.
    Her yıl Hacıbektaş’a yüzlerce Abdalın geldiğini söyleyen Kömür, en önemli sorunlarının barınma olduğunu ve bu sorunun çok basit bir şekilde istenirse hemen çözülebileceğini belirtti.
    Yetkililerin gösterdiği yerde çadır kurmalarına rağmen polisin saldırısına maruz kaldıklarını da aktaran Kömür, bilinçli olarak dışlandıklarını ancak hiçbir baskının Abdalları Hacıbektaş’a gelmekten vazgeçiremeyeceğini vurguladı.

    “35 YILDIR BURAYA GELİYORUZ VE HER YIL AYNI SORUNLARI YAŞIYORUZ”

    Adana’daki Teberlerin, Abdalların temsilcisi olan Suat Kömür, Hacıbektaş’ta her yıl aynı sorunları yaşadıklarını ifade etti. Kömür, pandemiden bu yana katılımın en fazla olduğu yılın bu yıl olduğunu belirterek, “Yoğun bir Abdal Alevi katılımı söz konusu. 3 gün içerisinde 50 bine yakın Abdal Alevi burayı ziyaret edecek. Bizler buraya 35 yıldır gelip gidiyoruz. Her yıl aynı sorunları yaşıyoruz. Burada her zaman ötekileştirilmeye maruz kalıyoruz. Çadır kuruyoruz, kurdurmuyorlar. Barınacak yer istiyoruz yer göstermiyorlar. Buraya gelen insanlar şartlanarak geliyorlar. Abdallar genelde yoksul insanlar. Hacıbektaş’a gideceğim diye şartlanıyorlar ve para biriktiriyorlar. Bütün birikimleri ile de buraya geliyorlar. Abdalların en önemli sorunu barınma sorunu. İnsanlar barınacak yer bulamadıkları zaman kamp çadırları alıyorlar ve uygun buldukları yerlere, kimseye zarar vermeyecek şekilde kuruyorlar. Bu durum da şehirde nedense yetkililerin gözüne batıyor” diye konuştu.

    “POLİS, KAHVALTI YAPAN ABDALLARIN ÇADIRLARINI DAĞITIP, HAKARETLER ETMİŞ”

    ‘Bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Açık açık gelmeyin diyorlar’ diyen Kömür, sözlerine şöyle devam etti:

    “Diğer Alevilerin gözünde Abdallara karşı bir ön yargı yaratmaya çalışıyorlar. Bunlar Abdal, bunlar Çingen, bunlar hırsızlık yapar, diyorlar. Herkesin bu gözle Abdallara bakmasına neden oluyorlar. Bu yıl buraya geldiğimizde 5-6 dernek olarak belediye başkanıyla görüştük. Çadırlar bizden, bu çadırlarımızı kurabileceğimiz bir yer verin, dedik sadece. Ama belediye başkanı bunu çözemedi. Hala çözülmüş de değil. Çeşitli illerden 10 otobüs geldi şu an. Bu insanları barındıracak yer bulamıyoruz ve yetkililerden bir çözüm üretmesini bekliyoruz. Belediye çadır kurmamız için Babapınar diye bir köyü adres gösterdi. Biz de gittik gösterilen alana çadırlarımızı kurduk. Ancak daha sonra köylülerin şikayet ettiği gerekçesiyle polisler geldi ve sabah kahvaltı yapan Abdallara müdahale etti. Çadırlarını dağıttı. Hakaret etmişler ve insanların çadırlarını başlarına yıkmışlar. Orayı dağıtarak şiddetin bir türlüsünü uygulamış oldu polis. ‘Buradan gidin, şehir içine çadır kurmak yasak, şehrin dışına gidin. Biz mi çağırdık sizi, gelmeyin’ gibi laflar etmişler.”

    “DÜN GELEN ABDALLAR KESİMHANEDE YATMAK ZORUNDA KALDI”

    Sürekli bu şekilde dışlandıklarını ve ötekileştirildiklerini vurgulayan Kömür, 3 gündür sorunlarını dile getirmeye, seslerini duyurmaya çalıştıklarını aktardı.
    Abdalların, Hacıbektaş’a inançlarının ritüellerini yerine getirmek için geldiklerini ve maddi anlamda çok fazla zorluk yaşadıklarını kaydeden Kömür, “Evinde ekmeği olmasa bile 3 ay çalışıyor, biriktiriyor ve gelip burada niyaz oluyor. Barınmanın yanı sıra su sorunu da yaşıyoruz. En temel ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Dün gelenler kesimhanede yatmak zorunda kaldılar. Hiç hijyenik olmayan durumlarda yaşamlarını idare ettirmek zorunda kalıyorlar. Çünkü nereye gitseler dışlanıyorlar ve yerlerinden ediliyorlar. Abdallar kimseden bir şey istemiyor. Bize dokunmayın başka bir şey istemiyoruz. Yani gölge etmeyin başka ihsan istemez diyoruz. Bu insanlardan vergi alınıyor. O zaman niye dışlıyorsunuz? Belediye Başkanı çözüm bulsun diye girişimlerde bulunduk. Şimdi yine aynı köye çadır kurmamız için bizi yönlendirdiler. Oradaki köylüler de bizim orada çadır kurmamızı istemiyor. Geldiler ve bize sataştılar. Orada durursak kavga çıkacak, kan dökülecek. Bunu da istemediğimiz için o köye gitmek istemiyoruz. Şimdi aradılar ve tekrar aynı yere çadır kurmamızı, güvenlik görevlisi ve polislerin de orada bekleyeceğini belittiler. Biz böyle bir çözüm istemiyoruz” dedi.

    “İSTERLERSE ÇADIR KURMAMIZ İÇİN BİR ALAN AYIRABİLİRLER”

    Hacıbektaş’ta yapılan etkinliklerin tarihlerinin önceden belli olduğunu, buraya Abdalların barınması için temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir yer ayrılabileceğini dile getiren Kömür, şunları anlattı:

    “İsterlerse çadır kurmamız için bir alan ayırabilirler. Oraya bir su çekebilirler ve mobil bir tuvalet koyabilirler. Çok basit ama bunu bilinçli olarak yapmıyorlar. Bunu bir yıldırma politikası olarak uyguluyorlar. Bu etkinliklere elit insanlar gelip gitsin istiyorlar. Abdalları öyle görmüyorlar, yakıştırmıyorlar buraya. İnançtan ziyade görünüşe önem veriyorlar.

    “BU POLİTİKALAR BİZİ YILDIRAMAZ, HER YIL GELMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Belediye Başkanıyla yüz yüze görüşemedik. Bizimle 5 dakika görüşme lütfunda bulunmadı. Biz buranın yetkililerinden, mülkiye amirlerinden, belediye başkanından her yıl geldiğimizde çeşmesi olan, tuvaleti olan, bir çadır kurma alanı vermelerini istiyoruz. Buraya her yıl geliyoruz ve en az 3 gün kalıyoruz. Onu bile bize çok görüyorlar. Şunu da söylüyorlarmış, bunlara çadır alanı verirsek bunlar burada kalır, gitmezler. Burada Hacı Bektaş Veli Hünkar efendimizin türbesi olmasa Hacıbektaş’tan kimse arabayla bile geçmez, dolanıp geçerler. Öyle bir yer. Biz kendilerinden atla deve istemiyoruz, imkansız bir şey istemiyoruz. Barınma yeri istiyoruz sadece. Alevi kurumları ile de görüştük, konuştuk. Onlar da görüşmeler yaptıklarını söylüyorlar. Kim ne yaparsa yapsın biz Abdallar yılmayacağız. Her yıl buraya gelmeye devam edeceğiz. 2 gün dışarıda kalırız, bununla kimse ölmez. Polis müdahalesi de bizi korkutmaz. İnsanları dışlamasınlar, insanları hor görmesinler, ayrımcılık yapmasınlar. Türkiye’de 2 milyon Teber Abdal nüfusu var. Bunların bir milyonundan fazlası seçmen nüfusu. Kimse bizi yok sayamaz. Yarın seçim olduğunda da kapımıza gelmesinler.”

    Melis CİDDİOĞLU/HACIBEKTAŞ

  • Hacı Bektaş Veli anmasına katılmak için gelen Abdalların çadırlarını polis söktü -VİDEO

    Hacı Bektaş Veli anmasına katılmak için gelen Abdalların çadırlarını polis söktü -VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli anmasına katılmak için gelen Abdalların çadırları sabah saatlerinde polis tarafından söküldü. Çadırların kaldırılmasına tepki gösteren Abdallar, “Dergahımıza girmemize izin vermiyorlar. Çadırlarımızı söktüler ve buradan gidin, dediler. Ellerinde gelse uçaktan bakıp dönün diyecekler. Bu zulümdür” dedi.

    Her yıl binlerce kilometre yol kat edip Hacı Bektaş Veli Dergahına niyaz olmak isteyen Abdal Aleviler bu yıl da ayrımcılığa maruz kaldı. Sabah saatlerinde kurdukları çadırlar polis tarafından sökülürken, Abdallar bu duruma tepki gösterdi.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl yıl da Hacı Bektaş Veli Dergahına niyaz olmaya geldiklerini ifade eden Abdallar, “Bizim buraya gelmemizi kimse engelleyemez. Bizi sürseler de biz dergahımıza geleceğiz. Yatacak bir yeri bile bize çok görüyorlar. Biz konaklamak için yer istiyoruz, başka bir şey değil” dediler.

    Hacı Bektaş Veli Dergahının talibi olduklarını ancak ayrımcılığa uğradıklarını belirten Abdallar, “Biz neden dışlanıyoruz? İçeceğimiz su yok. Bir çay içmemize bile izin vermiyorlar. Bu zulümdür. Dergah herkesindir. Bu ayrımcılık niye?” diye sorarak, ayrımcılığa son verip, sorunlarına çözüm istediler.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Çinçinli Abdal yurttaşlar: Hükümetten şikayetçiyiz; bizim yaşamaya hakkımız yok mu?-VİDEO

    Çinçinli Abdal yurttaşlar: Hükümetten şikayetçiyiz; bizim yaşamaya hakkımız yok mu?-VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları geçim sıkıntısını PİRHA’ya anlattılar. Yurttaşlar, “Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısıyla ilgilenmiyor” dedi.

    Yeni yılla birlikte birçok temel ürüne fahiş oranlarda zamlar geldi. Yaşanan zam furyası yurttaşın alım gücünü iyice düşürdü.

    Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Burada yaşayan insanların çoğu işsiz ve sosyal güvenceden yoksun. Çoğunun devamlı bir işi ve düzenli bir geliri yok.

    Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları ekonomik zorlukları ve geçim sıkıntısını PİRHA mikrofonuna şu sözlerle anlattılar:

    “DÜZENLİ BİR İŞİMİZ YOK”

    Bir Abdal yurttaş, “5 tane çocuğum okula gidiyor. Geçinemiyoruz. Düzenli bir gelirimiz yok. Her şeyimiz borç, ödeyemiyoruz” dedi.

    Bir başka yurttaş, “Bizim buradaki gecekondularımızı yıktılar. Yerine apartmanlar diktiler. Onları da bize yüksek fiyatlardan satmaya çalıştılar. Bizim onları alacak gücümüz yok. Burada yaşayan insanların hiçbirinin düzenli bir işi yok. Bir dolmuş olmuş 5 lira. Taksinin açılışı 20 lira. Mazot desen almış başını gitmiş. Benim arabam var. Bir haftadır kapının önünde yatıyor. Bir yere gidemiyorum. Ben boya işleriyle uğraşıyorum. İş olursa yapıyorum, olmazsa boştayım. Kiramı falan eş, dost, büyüklerden borç alıyorum. Sonra ödüyorum. Bazı zamanlar oluyor ki elektriğimizi, suyumuzu ödeyemiyoruz. Ekonomimiz çok kötü durumda” diye konuştu.

    “HÜKÜMETE ÇOK KIZIYORUZ”

    Abdal yurttaşlar şöyle devam ettiler:

    *“Biz evde 10 kişi yaşıyoruz. İnanın ekmek, yağ alacak gücümüz yok. Bir yağ 120 lira olmuş. Bunu nasıl alabiliriz? Biz küçücük yağ alıyoruz iki günlük yemeğimiz çıkıyor. 10 kişiye yetmiyor. Kendimizden kısıp çocuklarımıza yediriyoruz. Ben emekliyim. Emekli maaşımla 10 kişiye bakmaya çalışıyorum. Çocuğum işsiz. Sadece emekli maaşı ile elektrik, doğalgaz, su, gıda harcamamızı karşılayamıyoruz, yetiştiremiyoruz. Çocuğuma çeyiz yaptım. Onun parasını ödeyemedim. O yüzden icra geldi. Fakir fukarayı artık devlet görsün. Devlet bizi öldürdü. Artık yeter. Bu zamlara bir son versinler. Hükümete çok kızıyoruz.”

    “ÇİNÇİN’E HİÇ HİZMET GELMİYOR”

    *“Burası ötekileştirilmiş bir mahalle. Biz Çinçinliyiz dediğimizde insanlar bizden uzak duruyor. Bizimle arkadaşlık etmek istemiyorlar. Ailemiz çok zor geçiniyor. Gecekondularımızı yıkıp yerine TOKİ yaptılar. Bize ev vermediler. O yüzden buradaki insanların çoğu daha uygun fiyatlardaki yerlere taşındı. Mahalleyi terk etmek zorunda kaldılar. Buraya hiç hizmet gelmiyor. Yollarımızın halini görüyorsunuz. Çukurambar’a bakın, Çankaya’nın diğer yerlerine bakın bir de buraya bakın. Neden buraya hiçbir şey yapılmıyor?

    Buraya kentsel dönüşüm geldi. Biz gecekondularımızdan memnunduk. Burada herkes birbirini tanıyordu. Dayanışma vardı. Bir evde yemek pişti mi diğer evlere de giderdi. Şimdi buradakilerin yarısı başka yerlere gitti. TOKİ’den ev alabilenler de oraya geçti ama mahallemizin yapısı bozuldu. Eski belediye başkanı Melih Gökçek zamanında buraya hiçbir şey gelmiyordu. Şimdi yine biraz geliyor. Mansur başkan kömür, doğalgaz, gıda yardımları yapıyor burada yaşayanlara. Gelecekten hiçbir umudum yok. Ben bir genç olarak burada yaşamanın zorluklarını her zaman hissediyorum.”

    “ÇOCUĞUMA İSTEDİĞİM GİBİ GIDA ALAMIYORUM”

    *“Benim yeterince yakacağım yok. O yüzden komşunun atacağı gardırobu aldım, parçaladım. Onu eve götürüp yakacağım. Rahatça ısınamıyoruz. 24 saatte sadece bir kere sobayı yakabiliyoruz. Belediye yardım ediyor ama yeterli gelmiyor. 600 lira veriyorlar. 600 TL zenginlerin çocuklarının kahvaltı parası ama bize verip bir ay geçinin diyorlar.”

    *“Ben işsiz bir babayım. Çocuğuma istediğim gibi gıda alamıyorum. Onun bez gibi ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Anne baba olarak kendimizden kısıyoruz ama yine de yetiştiremiyoruz. Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısı ile ilgilenmiyor.”

    “BURADAKİ İNSANLARIN YAŞAMAYA HAKKI YOK MU?”

    *“Burası Altındağ Çinçin. Burada her evde 5 tane mahkum, 10 tane çocuk var. Bu insanlar ne yiyip ne içecek? Dolmuş parası 5 lira olmuş. İnsanlar hapishaneye görüşe gidemiyor. 10 liraya 3 ekmek alabiliyoruz. Burası Altındağ Çinçin diye buradaki insanların yaşamaya hakkı yok mu? Hırsızlık mı yapalım, banka mı soyalım? Nasıl yaşayabiliriz? Asgari ücret 4 bin 250 TL oldu. Bunu yapsan ne olur? Her şeye iki katı zam geldi. İkametgah adresimiz Çinçin olduğu için kimse bize iş de vermiyor. İşe almak da istemiyor. Buranın insanıyız diye farklı gözle bakıyorlar bize.”

    Melis CİDDİOĞLU/Eren GÜVEN-ANKARA

  • Mustafa Sazcı: Zeytinköy’de Abdalların feryadına kulak vermek hepimizin boyun borcu

    Mustafa Sazcı: Zeytinköy’de Abdalların feryadına kulak vermek hepimizin boyun borcu

    PİRHA-Antalya Zeytinköy’de uyuşturucunun bilinçli şekilde yaygınlaştırıldığını belirten Mustafa Sazcı, “Alevi Mahallesi Antalya Zeytinköy’deki Uyuşturucu Politikası” başlığıyla bir yazı kaleme aldı. 

    Kızıldeli Ocağı yol hizmetkârı gençlerinden Mustafa Sazcı, Antalya Zeytinköy’de yaygın olan uyuşturucu ile ilgili PİRHA‘ya bir yazı gönderdi.

    Sazcı, uyuşturucu ve fuhuşun Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları mahallelerde tarih boyunca bilinçli olarak yayıldığını öne sürdü.

    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ZEYTİNKÖY

    “Geçmiş; her zaman geçmişte kalması gereken kötü şeyler değil, özlenen ve gözlenen şeyleri de içinde barındırır” diyen Sazcı, “Öyle ki yaşı kemalete ermiş bir Kızılbaş iseniz köyden kente göçle dağılan ve yıkıma uğrayan inancınızı yaşayamama sizi iyisiyle, kötüsüyle geçmişe özlem duymaya sevk eder. Hakeza kentsel dönüşümden öncesini aklı kesen bir erişkin veya genç Kızılbaş iseniz gecekondularda yaşadığınız yoğun asimilasyona maruz kalmış ancak samimi ve itikatlı insanların yürüttüğü yol-erkân “keşke” ile başlayan cümleler kurmamıza vesile oluyor” diye belirtti.

    “AKRANLARIMA NAZARAN AVANTAJLIYDIM”

    Mustafa Sazcı çocukluğunda inancı nasıl öğrendiğini ve Yola ilgisini şöyle ifade etti:

    “Ben birçok noktada akranlarıma nazaran avantajlı bir çocuk oldum. Birçok Pir’in muhabbetine nail oldum, sohbetlerinden gıdalandım. Ama en önemlisi de neydi biliyor musunuz itikatı bütün ve samimi talibanın, muhibanın yaşadığı döneme eriştim.

    Hanemizin, Kızıldeli Sultan Ocağı’nın dede ailelerinden birisi olması hasebiyle Adana, Adıyaman, Osmaniye, Malatya dahil birçok mihmanın uğrak noktası oluyordu. Kimisi talip ailelerden kimilerinde farklı ocakların talip ve Ocak zadelerinden. Bu geniş skalada farklı süreklerden canların hanemize mihman olması elbette beni çok etkiledi, her süreğinin söylemlerine kulaktan aşina olmuştum. O küçük yaşlarda artık kendimi bu yolun bir hizmetkarı olarak görüyordum. Tabii burada o büyüklerimin sadece bana özel torpil geçmelerini es geçmemeliyim. O yüzden hepsine müteşekkirim.

    “HER PERŞEMBEYİ İPLE ÇEKERDİM”

    Evimizin bir başka özelliği de dedemin Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan’ı, Bozatlı Hızır’ı ve Kızıldeli Sultan’ın cemalini görmesi üzerine bir ziyaret olan yaşlı incir ağacının yanına yaptırdığı halk tarafından “Çırağhana” olarak bilinen nişangâhdır. Her Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece diğer ocaktan insanlar elinde mumu ile gelir, dedem gülbengini verir, canlar niyaz eder, gönül kabesini ısıtacak delilini uyarırdı. Lokması olan lokmasını dağıtır, kimisi kurban tığlardı. Her perşembeyi iple çekerdim o güzel insanların “Sıdk ile kara daşa bağlanmasını” görmek, dedemin okuduğu gülbengi tekrar tekrar dinlemek için.

    “ZEYTİNKÖY’ÜN TAMAMI ALEVİLERDEN OLUŞUYORDU”

    Mustafa Sazcı, Zeytinköy’de yaşanan olumsuzlukları şöyle anlattı:

    “Antalya Zeytinköy geçmişte tamamı Kızılbaş Aleviler’den oluşan bir nüfusa sahipti. Çoğunluğu Himmetçi Ali Baba Evlatlarından Karayağmurlu Ocağının talipleridir ancak bunun yanı sıra 30-40 hane civarında aslen Malatya- Tencili Kızıldeli Ocağı evlatları (Sazcı’lar) ve talipleride vardır. Aslında yazının genel amacı olan Zeytinköy’ün tarihsel süreçteki evrimini incelemek için iki dönemde ele alacağım.

    Zeytinköy, uyuşturucu satıcılığı, fuhuş ile bilinen bir Alevi mahallesi. O bölge ıslah edilmek için çeşitli projeler geliştiriliyor. Birçoğu da son 2 yılda hayata geçirildi. Peki asıl amaç; yoksulluğun azaltılması ve uyuşturucu ile mücadele mi? O halde cevabı öğrenmek için yazıya geçelim.

    1985  VE ÖNCESİ ZEYTİNKÖY 

    Antalya şehir merkezine sadece 3 kilometre uzaklıkta bulunan Zeytinköy (Yeşildere), şehrin en köklü yerleşim yerlerinden biridir. Bilinen 600 küsur yıllık bir geçmişe sahip olan Zeytinköy tamamı Alevi inancına mensuptur. 70’lerin sonuna kadar inançlarını dışarıya kapalı da olsa sürdüren Zeytinköylüler, 1980 faşist askeri darbe ile tüm Alevi- Kürt yerleşim yerleri gibi büyük bir yıkıma, inançsal ve kültürel dejenerasyona maruz kalmıştır. Zeytinköy’de artan siyasi hareketlenmenin farkına varan iktidar, halka zulüm üstüne zulüm yaşatmıştır. Alevi oldukları için büyük bir psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan Zeytinköy halkının inançsal faaliyetleri o yıllarda sekteye uğramış, inançsal ve kültürel kopuşun ilki bu dönemde gerçekleşmiştir.

    Kısacası 85 öncesi Zeytinköy’deki durum 80 darbesine kadar, merkezde olmasına rağmen inançsal faaliyetlerini yapan ek olarak tarla işçiliği, çelenkçilik ve çalgıcılık yapan geleneksel bir Kızılbaş/Abdal yerleşim alanıydı. Fakat darbeden sonra büyük bir yıkıma sürüklenecekleri bir sürecin içerisine gireceklerdi.

    1985 SONRASI ZEYTİNKÖY

    1980’de yaşanan büyük hezimetin ardından Zeytinköy halkı yeniden bir toparlanma içerisine giriyordu ki Antalya’nın merkezinde genel tablonun dışında geleneksel inanç ve kültürünü yaşatan insanların varlığının rahatsız ettiği siyasiler, Zeytinköylü Kızılbaşlar üzerindeki yeni oyunlarını devreye soktu.

    Neydi bu oyunlar? Elbette ki birçoğunuzun aşina olduğu üzere uyuşturucu, fuhuş ve tarikatlar.

    1990’ların başı Zeytinköy’e normalde hiç olmadığı kadar polis girmekte ve gençlerin birkaçında uyuşturucu kullanımı tespit edilmektedir. 90’ların sonlarına doğru gelindiğinde Zeytinköy’ün büyük bir nüfusunu oluşturan bir ailenin uyuşturucu ticaretine başlamasıyla birlikte gençlerde uyuşturucu kullanımı artmış ve bunun yanında mahalleye dışarıdan da insanların girmesi ile kozmopolitan bir uyuşturucu merkezi hâline gelmiştir. Dışarıdan getirilen uyuşturucu taciri ailelerle birlikte, Zeytinköylü birkaç ailenin de uyuşturucu satıcılığına başlaması Zeytinköy’ün, Zehirköy (!) olma sürecinde büyük bir ivme kazandırdı. Uyuşturucunun getirdiği kültürel ve inançsal erozyon, fuhuşu da beraberinde getirdi. Mahalle gündüzleri uyuşturucunun merkezi, geceleri ise fuhuşun merkezi haline gelmişti. İnançsal faaliyetler durma noktasına gelmiş, Abdal kültürü ise dejenere olmuştur.

    Uyuşturucular mahalleye sokulurken, 2005’ten sonra artık bu süreç daha da hızlandı. Halkın bir kesimi çoktan bu kervana katılmışken, içlerinden bir kesimde gençlerini, inançlarını ve kültürlerini korumak adına çok çabalıyordu. 2010’lu yıllara geldiğimizde ise bütün bu çabaların boşuna olduğunu görüyoruz. Uyuşturucu ticaretine devletin gizli-kapaklı destekleri ile teşvik ediliyordu, bu yüzden kolayca sökülüp atılmayacaktı.

    “2010’DAN SONRA TARİKATLAR ÇALIŞMALARA BAŞLADI”

    Zeytinköy’de uyuşturucu ve fuhuş sorunu devam ederken 2010’lu yıllardan sonra tarikatlar da daha sonradan faaliyetlerinde kullanacakları yerel işbirlikçileri yetiştirmek için çalışmalara başladı. İlk önce mahallenin büyük ailelerinden kişileri toplayıp “Din sohbetlerine” çağırdılar. Her birinin evinden farklı günlerde sohbetler düzenlediler. Mahallede önceden merdiven altı daha sonra resmi Kur’an kursları açtılar. O mahalle içerisinde sivrilen tarikat üyelerini de “Hac ve Umre” ile ödüllendirdiler. Burada çalışma yürüten tarikat, Nakşibendi tarikatına bağlı İsmailağa Cemaati’dir.

    2014 yılında F.A. tarafından başlatılan semah, cem ve THM koro çalışmaları, bu grup için büyük bir tehdit oluşturdu. Çocuklar müteşerri İslam’ın öğretileri ve ritüelleri ile değil; sazla, semahla, cemle vakitlerini geçiriyor kendilerini geliştiriyorlardı. Bu tehdide karşı harekete geçen cemaat, farklı söylenceler ve iftiralar çıkardılar. Bunlardan başlıcaları:

    “Cemevinde şeytanlar ibadet eder.”, “Cem uydurmadır.”, “Başınızı açarsanız yanarsınız.”, “Onlar Alevi değil, Hz. Ali namaz kılardı.”, “Çocuklarınıza Allahsızlığı (ateizmi) anlatıyorlar.”, “Bunların uçkuru düşük, imanı zayıftır.”

    Bunun üzerine birçok aile çocuklarını geri çekti. Bazı öğrenciler ile birebir görüşmeler alan tarikatçılar küçük yaşlarını fırsat bilerek onları cehennemle korkuttular. İslam’a yönelmelerini eğer yönelmezlerse helak olacaklarını, dönerler ise ileri ki dönemlerde Umre’ye göndereceklerini, Allah’ın ise onları cennetle ödüllendireceğini söylediler. Eninde sonunda bu faaliyette bununla beraber birçok nedenden dolayı sönümlendi.

    “ZEYTİNKÖY’Ü RANTA AÇTILAR”

    Devlet 2012’den itibaren bir başka yüzünü daha gösterdi, uyuşturucu ile mücadele ve toplumsal refahın ikame edilmesi için “Kentsel Dönüşüm” adı altında Zeytinköy’ü ranta açtı. 2010 öncesine kadar sıkıntılı birçok yönü de olsa inancını ve kültürünü yaşamak isteyen gecekondu sakinlerini hem inançsal ve kültürel dejenerasyona uğratmak ve onları merkezden taşralara sürmek asıl hedefti. Merkezi bir konumda Kızılbaş Abdalların bulunması elbette ki hoşlandıkları bir durum değildi.

    Peki tüm bunlar bize mahalleye uyuşturucunun bilinçli bir şekilde sokulduğunu kanıtlamaya yeterli mi?

    Ben yeterli olmayacağını düşündüğümden dolayı alanda yaptığım çalışmada şu bilgilere de eriştim. Zeytinköylülerden M.H. ile yaptığımız röportajda bize şu bilgiyi verdi:

    “97-98 yıllarında köye bir grup yetkili geldi ve köyü boşaltmamız karşılığında bizlere maddi destekle birlikte kurulu bir ev vereceklerini söylediler. Halkın tepkisinin üzerine, gittiler. Ne şaşırtıcı ki onlar gittikten 1-2 yıl sonra uyuşturucu satıcıları yerleştirilmeye, gençlerimizi tuzaklarına düşürmeye başladılar. Ardından fuhuş ve dinci örgütlerde beraberinde girdi.”

    Tıpkı İstanbul Gülsuyu ve Gazi Mahallesi gibi, Antalya’daki hedefte Zeytinköy’dü. Nitekim başarılı olduklarını söyleyebiliriz.

    ZEYTİNKÖY’DE SON DURUM NE?

    Geçmişte Alevi inancının samimi bir şekilde yaşandığı otantik bir Abdal yerleşim yeri olan Zeytinköy, günümüzde; uyuşturucunun, fuhuşun merkezi ve çocuk evliliğinin, aile içi istismarın olduğu kısacası kültürel ve inançsal dejenerasyonun sonucunu yaşayan bir mahalle haline geldi. İnançsal ve kültürel yapısı değişirken Romanların gelmesi ile birlikte demografik açıdan da değişime uğradı.

    Eski Zeytinköy’den geriye kalan egemenlerin rant uğruna yaptıklarının bedelini ağır ödeyen ve ödemeye devam eden bir halk. Köyün yaşlılarının dediği gibi “Eskiden polis bile giremezdi. Herkes birbirine saygı duyar, korur, kollar, gözetirdik; ne zaman devlet girdi uyuşturucu bizi bitirdi, şimdi canını kimseye güvenemiyorsun.

    “Gazetelerde hep diyorlar, Zeytinköylüler uyuşturucu satıyor, fuhuş yapıyor. Hayır kardeşim, hayır. Zeytinköy’ü bu duruma düşüren sizin iktidarlarınız, bizi ötekileştiren, mücadelemize destek vermeyen halkınızdır tüm bunlara sebep olanlardır.

    TEKZİP

    “Yazının içeriği ve amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni düşman görmek, ayrıştırmak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamak değil, aksine kültürel değerlere sahip çıkılarak toplumun sağlıklı gelişiminin sağlanması yönünde sorumluluk alınması, tarih bilinciyle geleceğin şekillendirilmesinde ihtiyatlı davranılmasıdır. Bu hususta rivayetlerin aktarımı ve yorumlanmasında hata ile devlet terimi yanlış kullanılmış olup bu yanlışın yayılarak çoğalmasının önüne geçmek adına bu tekzip metni yayınlanması zarureti hasıl olmuştur. Kamuoyunun bilgisine sunulur.”

    PİRHA /ANTALYA

     

  • Bu semtteki Abdalların hepsi birbiriyle müsahip!-VİDEO

    Bu semtteki Abdalların hepsi birbiriyle müsahip!-VİDEO

    PİRHA-Ankara’nın Çinçin semtinde yaşayan Abdallar, “Bizim için yol kardeşliği; yani müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir” diyerek Alevi toplumuna müsahip olmaları yönünde çağrı yaptılar. 

    Altındağ ilçesinde yeralan Çinçin semti, Ankara’nın en eski gecekondu yerleşkelerinden biriydi. 2000’li yıllardan sonra bölge sakinleri, TOKİ eşliğinde yapılan yıkıma engel olamadı. Yılların komşuluk ilişkisi, büyük ölçüde yok olup gitti.

    Yaşananlara karşı koyan bir kesim var ki onlar da Çinçinli Abdallar oldu. Nüfus olarak çok az kalsalar da halen bölgedeki sınırlı sayıdaki gecekondularda hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Bunu hem de Aleviliğin temel kuralı olan müsahipliği yaşantılarından hiç çıkartmayarak yapabiliyorlar.

    BÖLGENİN TEK CEMEVİ DE YIKILDI!

    Çinçin semti bir Alevi yerleşkesiyken bugün o izlenimde bulunmak çok zor. Bölge sakinleri, geçmişte nüfusun yarıdan fazlasının Alevi olduğunu vurgulayarak, kentsel dönüşüm sonrasında dengelerin de değiştiğini söylüyor.

    Yurttaşların geçmişte cemlerini yapmak için inşa ettiği tek yapı, önce yakılıyor ardından ise TOKİ eliyle yıkılıyor. Aradan yıllar geçmesine karşın o molozlar yerinden de kaldırılmıyor. Cemevine yönelik yapılan bu yıkım camiler konusunda ise bir hayli ‘yapıcı’ oluyor! Bölgede kentsel dönüşüm sonrası 10’a yakın cami inşa ediliyor.

    TÜM MAHALLELİNİN MÜSAHİP OLDUĞU BİR SEMT!

    Çinçinli Abdal Aleviler, tüm bu baskılara rağmen inançlarının temeli olan ‘ikrar verme ve müsahiplik’ kültüründen hiç uzaklaşmadı. Bölgede yaklaşık 60 müsahibin olduğunu belirten Bayram Toplayan, “Bizim için yol kardeşliği, müsahiplik, yaşam kavramından da daha üstündür” dedi. Toplayan, müsahipliğin kendileri için ne anlam ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:

    “Biz Abdalların gözünden değil, Muhammed ve Ali’den bu tarafa müsahip kardeşliği, ahiret kardeşliği, ikrarı vardır. Biz bu kavramın üzerinde halen devam etmekteyiz. Şu anda Ankara Altındağ bölgesinde halen müsahip olmayı bekleyenler var. ‘Eline, beline ve diline sahip ol’ kavramı müsahiplik içerisindedir. Müsahiplik, Hakk, Muhammed, Ali’ye bağlılıktır. Onların verdiği ikrar üzerinde müsahipliğimiz devam eder. Aynı ikrarı verip hiçbir zaman için de o yoldan çıkılmaz. Yoldan saptığınız zaman yol düşkünlüğüne girilir.”

    “DÖRT CAN BİR CAN OLDUK”

    Bayram Toplayan, 1993 yılında müsahip olduklarını belirterek, müsahipleri ile 30 yıl içerisinde sıkı bir birliktelik kurduklarını anlattı. “Hiçbir şekilde, ne müsahip kardeşlerim beni incitmiştir ne de ben müsahip kardeşlerimi incitmişimdir” diyen Toplayan, şunları anlattı:

    “Müsahiplerim, öz kardeşlerimden daha bana yakınlar. Ali’nin ve Muhammed’in yolunda Hakk’ın birliğinin altında birbirimize öz kardeşlerden daha yakınız. Çünkü dört can bir can oluyoruz. Bir avuç tuzda dahi hak geçmeyecek. Tuz hakkı çok önemlidir. Eğer ki ‘bu tuzdan bir parça fazla alıp müsahip kardeşime eksik vereyim’ dersen müsahipliğin değil, kabrin karadır!

    Müsahibin müsahibine senede 3 sefer söz hakkı vardır. Bunlardan 3’ü de müsahip kardeşini denemektir. Örneğin müsahip kardeşinizin bir zorluk karşısında gücü yetmiyor ve benim gücüm yetiyor. Mesela yıl kurbanı keseceğiz ve müsahip kardeşim bana gelip diyor ki ‘gel bu sene kurbanımızı keselim, yolumuza, erkanımıza devam edelim’. Ben de diyorum ki ‘benim param yok, gücüm yetmiyor, seneye olsun’. İşte o zaman olmuyor. Dört can bir can oldun ya bu sene müsaip kardeşimin parası var ise ve benim param yoksa seneye benim olur müsahip kardeşime ben giderim. İşte kardeşlik bağı burada. Yani müsahip kardeşime gidip halini hatırını sormazsam o müsahiplik değildir.”

    “KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN, SEN BU YOLU GÜDER MİSİN?”

    Bayram Toplayan, kentsel dönüşüm sonrası müsahip kardeşleri ile mesafe olarak biraz uzak kaldıklarını belirterek “Müsahiplerimizle her gün görüşemesek de sık sık telefon açıyor ya da görüntülü arama yapıyorum. Birbirimizin durumunu, sağlığını soruyoruz. 30 senedir bu şekilde devam eder” dedi.

    Bayram Toplayan, müsahipliğin zor bir yol olduğu vurgusunu da sözlerine ekledi. Toplayan, müsahipliğe ilk nasıl adım attığını da anlatarak şu aktarımı yaptı:

    “Bazı tanıdıklarım ‘ben de müsahipliğim, ikrar verdim’ diyorlar. Ben de bazen ‘nasıl müsahip oldunuz?’ diye soruyorum. ‘Dede geldi, bizlere pençesini vurdu ve müsahip olduk’ diyorlar. Ama müsaihiplik öyle olunmaz. Müsahipliğin erkanı, yolu, süreği vardır. Dedenin, babanın, cemaatin huzuruna çıkmak vardır.

    Müsahip olacağım zaman ben çok ağır hastaydım. Doktorlar, bana yaşama şansı da vermiyordu. Müsahip kardeşim gelip ‘müsahip olalım’ diye söyledi. Aynı günün sabahı anne ve babamız, elimize kurban parası verdi. Kış ayıydı ve Ankara’da kar yağıyordu. Çıktık, kurbanı alıp geldiğimiz gibi aynı gece örtüye girdik. Ali’nin Muhammed’e, Muhammed’in Ali’ye verdiği ikrarı, dede ve babanın huzurunda verdik ve biz müsahip olduk.

    Tabi o gün bize sordular;

    ‘Ey talip, demirden leblebi yiyemezsin

    Ateşten gömlek giyemezsin

    Kıldan ince kılıçtan keskin

    Sen bu yolu gidemezsin. Var git’ deyip bizi kovdular.

    Ardından tekrar içeri alındık ve bize ‘Neden geldiniz?’ diye sordular.

    ‘Biz, Allahın yolu üzerinde, Hakk’ ın buyruğu üzerine, Muhammed’in Ali’ye, Ali’nin Muhammed’e verdiği ikrarı vermeye geldik’ dedik. Bizi üçüncü kez içeri alıp

    ‘Kıldan ince kılıçtan keskin

    Sen bu yolu güder misin’ diye sordular.

    ‘Eyvallah’ dedik. Bu kapı eyvallah kapısıdır. Eğer ki ‘eyvallah’ diyemiyorsan bu yolu güdemezsin. Eğer ki ‘eyvallah’ demiyorsan ne ceme girebilirsin ne müsahip olabilirsin ne de bu yolu güdebilirsin.”

    GİT ÇORABININ TEKİNİ BUL!”

    Bayram Toplayan, geçmişte bütün büyüklerinin de müsahip olduklarını belirterek, müsahip olmayanı ise ‘taraatlı’ olarak isimlendirdiklerini söyledi. ‘Taraatlı’ teriminin kendilerinde ‘inanç konusunda eksik olan’ anlamı taşıdığını belirten Toplayan, “Müsahip olmayana ‘Git çorabının tekini bul’ derlerdi. Yani ‘git müsahip kardeşini bul’ mesajı veriliyordu” ifadelerini kullandı.

    Toplayan, şehirde müsahipliğin yaşanmasının zor olduğu söylemine de karşı geldi. “Hiçbir zorluğu yok” diyen Toplayan şöyle devam etti:

    “Olabildiğince çocuklarımızı da müsahip olmaları yönünde yönlendiriyoruz. Çocuklarım da şu an müsahipli. Bizler Türkmen Abdallarıyız. Aslımız Horasan’dan geliyor. Ve halen bizde ikrarsız yola girilmez. Büyüklerimiz Ankara Altındağ’ın Aktaş Mahallesi’nin temelini atan kişilerdi. Cemlerimizi de hep gecekondularda yaptık. Kesintisiz olarak cemlerimize, müsahipliğimize, ikrarımıza, yol ve birliğimize devam ediyoruz. Bundan dönüşümüz de yok.”

    “DARDA KALDIĞIMIZDA BİRBİRİMİZE KOŞARIZ”

    Bayram Toplayan’ın müsahibi Veli Doğanoğlu da duygularını paylaştı. 30 yıla yakın müsahip olduklarına vurgu yapan Doğanoğlu, ‘Ali’nin, Muhammed’in kurmuş olduğu yoldan gidiyoruz” dedi. Doğanoğlu, müsahipliği öz kardeşlikten daha üstün gördüğünü belirterek “O benim şefaat kardeşim. O nedenle en mühim olan müsahip kardeşliğidir.

    Darda kaldığımızda, başımıza bir iş geldiği zaman birbirimize koşarız. Bu yola giren bir daha kopmaz. Kesinlikle tüm topluma da öneriyorum. Çocuklarıma da hep bunun güzelliklerini anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

    “MÜSAHİPLİĞİ GÖNÜL GÖZÜ İLE GÖRMELİ, YAŞAMALI”

    Müsahip kardeşlerden Filiz Toplayan ise “Müsahip olmadan önce insan, bir boşluk içerisinde gibi. Müsahip olunca insan olduğunu da anlıyorsun. Dünyaya nasıl ve neden geldiğine anlam veriyorsun” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.

    Müsahipleri ile olan bağını da anlatan Filiz Toplayan, “Her gün olmazsa da birbirimizi arıyor, gidip geliyoruz. Müsahip kardeşim şu an hasta. Elimizden geldiğince yanına gidiyoruz. Acımızı, tatlımızı paylaşıyoruz. İnsanlar, müsahipliği gönül gözü ile görmeli, yaşamalı.

    Filiz Toplayan, “Toplumumuz gittikçe Sünnileşiyor” diyerek Alevi inanç değerlerinin yok olmaması için şunları söyledi:

    “İnsanlarımız yaz boyunca tatile gidiyor. Sonrasında ise görülecek kurbanlar oluyor ve cem vakti geliyor. ‘Hadi cem yapalım’ deyince ‘para yok’ deniyor. Zevke sefaya para var da neden hizmete gelince para yok?

    Şehir ya da köy fark etmez, uzayda da yaşasan insan aynıdır, içinde ne varsa o. Bizler yeri geldiğinde dairede ‘Erkan altı’ yapıyorduk. ‘Şehirde hizmet yürütülmüyor’ da ne demek? İstersem evimde, istersem de bir baraka altında ibadetimi yaparım, kim ne diyebilir?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevimizi önce soydular, yaktılar, sonra da yıktılar; cemevi istiyoruz’-VİDEO

    ‘Cemevimizi önce soydular, yaktılar, sonra da yıktılar; cemevi istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinde yapılan kentsel dönüşüm nedeniyle gecekondularla birlikte bölgedeki tek cemevi de yıkıldı. Alevi yurttaşlar, cem hizmeti için uygun mekanlarının olmadığını belirterek “Şu an civarda 9 cami var. Tek cemevimiz ise önce soyuldu, ardından yakıldı; en son kentsel dönüşüm sebebiyle de tümden yıkıldı” açıklamasını yaptı.

    Ankara’nın varoş semti olarak tanımlanan Çinçin, kentsel dönüşüm adı altında adeta moloz yığınları içerisinde bırakıldı. Gecekonduların yoğun olduğu bölgede yaşayan Abdallar, bugün yüksek blokların arasında hapsolmuş durumda.

    ÇİNÇİN’DEKİ TEK CEMEVİYDİ!

    Abdal yurttaşlar, civardaki gecekondularla birlikte yakılıp yıkılan mahalledeki tek cemevi için yeniden kolları sıvadı. Kendisi post babası olan Bayram Toplayan, mahalledeki cemevine dönük saldırıları şu sözlerle özetledi:

    “Çinçin’de, Aktaş Mahallesi’ndeki Abdallar Cemevi, bir gecekondu içerisinde, 1986 yılından 2017’ye kadar kesintisiz hizmet sürdürdü.
    Kentsel dönüşümle birlikte cemevini yıktılar. Tabii cemevini önce soydular, sonra yaktılar, ardından da yıktılar. O günden sonra cemlerimiz tamamen bitti. Bunun üzerine biz de köhne evleri bularak tadilattan geçirdik. Ardından da o evlerde cemlerimizi yürüttük. Fakat günümüzde gecekondu kalmadığı için daire ve binalarda cem yapamıyoruz. Cem yapamadığımız için de bizden sonra gelecek çocuklarımızın hepsi yozlaşıp Alevilikten uzaklaşıyor. O yüzden bizim buraya bir cemevi ihtiyacımız var.

    Ben bir rehber, post babası olarak, canları topluyorum. Bizim ‘erkan altı’ veya ‘perşembelik’ dediğimiz günlerde 50-60 kişi toplanacağımız yerde 8-10 kişiyle erkanlarımızı devam ettiriyoruz. Fakat yetmiyor, çünkü çocuklarımıza yol gösteremiyoruz.”

    “ALEVİLİK SÜNNİLİĞİN İÇERİSİNDE RESMEN ERİTİLİYOR”

    Bayram Toplayan, Altındağlı Aleviler olarak cemevi yapmak için çabalarının sürdüğünü de belirtti. Toplayan, “Cemevi yapımı için maddi gücümüz yok. Yardım ve birliğe ihtiyacımız var” diyerek şunları dile getirdi:

    “Geçmişte Altındağ Belediyesi’ne giderek cemevi talebimi ilettim. Belediye başkanı ile görüşmek istediğimi belirttim. Nedenini sordular, ben de cemevi talebimiz olduğunu söyledim. Bunun üzerine görüşme yapamadım. Kaymakamlık, Valilik ve daha birçok adrese de giderek taleplerimi belirttim. Ayrıca CHP’li arkadaşlarımız da bizlere söz verdi. ‘Size cemevi yaptıracağız’ dediler. Zaten oylarımız CHP’lilerin ama yolundan dönen arkadaşlarımıza da diyoruz ki ‘bu verdiğiniz söz ikrardır’. Bize hiçbir şekilde yardım etmediler,ki Alevilikten, birlikten, beraberlikten bahsediyoruz. Hani birlik, beraberlik? Alevilik nerede? Alevilik bu ülkede azınlık mi? Hayır değil. Hatta çoğunluktur. Alevilik cumhuriyetin temel direğidir. Ama bize yolumuzu unutturuyorlar. Alevilik Sünniliğin içerisinde resmen eritiliyor.

    Örneğin mahallemizde bir gencimiz evlenecek. Nikah kıyılacağı zaman bir dede ya da babayı çağıracakları yerde Hoca çağırıyorlar. Hoca da Hanefi ya da Şafi mezhebi üzerine nikah kıyıyor. Böylelikle o gençleri ya Şafi ya da Hanifileştiriyorlar.”

    “ÇİNÇİN’E BİR CEMEVİ AÇILMASI İÇİN DESTEK OLSUNLAR”

    Bayram Toplayan, mahallelerinde cemevi olmadığı için gençlerin yozlaştığına da vurgu yaptı. “İnsanlarımızın Alevilikten önce talipliğini bilmesini istiyoruz” diyen Toplayan, şunları söyledi:

    “Taliplik, Alevilikten de öncedir. Taliplik, Ehlibeyt’e hizmet etmektir. Eğer Ehlibeyt’in süreğini süremiyorsak ne talibiz ne de Alevi. Bu yüzden acilen bütün Alevi derneklerine, vakıfların, belediye başkanlarına ricamız, bize yardım ve destek olsunlar. Çinçin bölgesine bir cemevi açılması için destek olsunlar. Madem Aleviysek, madem birlik ve beraberlik içerisindeysek, birliği ve beraberliği burada görmemiz lazım.”

    “GENÇLERİMİZ YOZLAŞIP, YOBAZLAŞMASIN”

    Bayram Toplayan, Alevi örgütlerinin, Çinçin bölgesindeki Alevi yurttaşlar ile herhangi bir bağ kurmadıklarını da ifade etti. Toplayan, asimilasyon vurgusu yaparak şu yorumda bulundu:

    “Alevi örgütleri en son 2010 yılında bu bölgeye gelmişlerdi. Geçmişte Abdallardan ders alan dedeler, sonra buraya uğramadı. Biz Abdallar, yıllarca dedelere yol gösterdik. Onlardan tek isteğim, Aleviliğin, Ehlibeytin, 12 İmamların süreğini sürmek için bize el uzatsınlar. Sadece Hakk, Muhammed, Ali’nin yolundan, birliğinden, beraberliğinden bizim de çocuklarımız eksik kalmasın. Gençlerimiz yozlaşıp, yobazlaşmasın. Yani tek kelime ile Yezitleşmesinler.”

    AKP’Lİ VEYSEL TİRYAKİ, “CEMEVİ İBADETHANE DEĞİLDİR!” DEMİŞ

    Bölge sakinlerinden Hakan Kaya da Alevi toplumunun yıllardan beri ezildiğini ifade etti. Kaya, uzun yıllardır Çinçin bölgesine bir cemevi yapmak için mücadele ettiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Bu ülkede her vatandaşın olduğu gibi bizim de anayasal hakkımız var. Herkesin ibadethanesi varken bizlerin neden cemevi yok? Mahallemizde yaklaşık 9 tane cami var ama bir tane cemevi yok. Bölgenin yaklaşık yüzde yetmişi Alevi. Biz yıllardan beri valiliklerden, kaymakamlıklardan, hükümetten gerekse de Alevi toplumundan destek almak istedik ama yıllarca Abdal topluluğu hor görüldü. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, ben de vergi ödüyorum.

    Örnek olarak 2019 yılında yaşadığım bir anımı anlatmak isterim. Veysel Tiryaki’nin (AKP’li) Altındağ Belediye Başkanlığı’na aday olduğu toplantıya gitmiştim. Orada kendisine ‘Neden bir cemevi yok? diye söylediğimde ‘Cemevi ibadethane değildir’ karşılığını verdi. Bir cemevi talebimize dahil her zaman dirsek gösterildi.

    “BİR ŞUBE DE ÇİNÇİN’DE YAPILAMAZ MIYDI?”

    Abdal topluluğu olarak biraz daha eğitimden uzağız, okuyamıyoruz. Zaten insanlar, ekonomik güçlük çekiyor. Bu süreçte örgütlenip bir cemevi açma gibi şansımız da yok. Ama örgütlü yapı olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni düşünelim. Bir şube de Çinçin’de yapılamaz mıydı? Çok da güzel olurdu. Ama biz burada yalnız bırakıldık. Biz de artık çocuklarımızı eğitebilelim. Bizim çocuklarımız yozlaştırılmasın, asimile edilmesin. Ankara’nın birçok bölgesinde Abdal toplulukları var ama sahipsiziz. Gittiğiniz her yerde ‘Aman işte Abdal değil mi ya’ tavrı ile karşılaşıyoruz. Her dönem bizim ağzımıza bir bal çalınıp sonrasında toplumumuz ötekileştirilmiş. Artık yeter. Cemevi olmadığı için gençlerimiz öğrenemiyor.

    Ama işin bir de şu boyutu var ki başka bölgelere gittiğinizde bu kadar müsahibi bir arada bulamazsınız. Örneğin Muharrem ayında tek bir Abdal’a dahi et yedirip su içiremezsiniz.”

    “ASİMİLASYON İÇİN ÇİNÇİN’E FARKLI ROLLER BİÇİLDİ”

    Hakan Kaya ise, son olarak kentsel dönüşüm projesi ile asıl amaçlananları da şu sözlerle sıraladı:

    “Bölgedeki sol yapıyı bozmak için öncelikle bölgedeki evlerimiz yıkıldı. Ardından Çinçin için farklı roller biçildi. Amaçları ‘asimile yapalım ki yolundan ve örgütlülüğünden kopsunlar’ yönündeydi. Bu bir projeydi ve iyi başardılar diye düşünüyorum.

    Bunların önüne geçebilmek için bölgede Abdallar derneğini açabilmemiz için bizlere destek olunmalı. Ardından cemevimizi açmamız için de yine yardım edilmesi gerekir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

  • Mersin’de yaşayan Abdallar cem oldu-VİDEO

    Mersin’de yaşayan Abdallar cem oldu-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Abdal Aleviler, muhabbet cemi yürüttü. Kadın ve çocukların yoğunlukta olduğu cemde aşk-ı muhabbet edilip, semah dönüldü.

    Yüzyıllar boyunca Anadolu coğrafyasına değer katan Abdallar, ezilmişliğe, yok saymaya, haksızlığa karşı direnişin adı olarak tarih sayfalarından yerini alırken, günümüzde, zayıf, ezilmiş, şehrin yok sayılanı, ev verilmeyeni ve daha birçok hak etmedikleri tanımlamayla karşı karşıya kalıyorlar.

    Hazar Denizi’nden Balkanlara kadar göçebe yaşam süren Abdallar, şehirleşme ile birlikte kentlerin çeperinde yer edinmenin uğraşı içine girdiler.

    Mersin’de yaşayan Abdal Aleviler asimile olmamak adına perşembe akşamları bir araya gelip cem oluyorlar. Rehber Feridun Zank’ın yürüttüğü, Aşık Beçare’nin zakirliğini yaptığı (Tamer Açıkalın) cem erkanında Alevilik hakkında bilgiler verilirken, Abdalların günlük yaşamdaki sorunları da konuşuldu.

    Kadın ve çocukların yoğunlukta olduğu cem erkanı lokmaların pay edilmesi ve semaha pervaz olunmasıyla tamamlandı.

    ABDALLAR KİMDİR?

    Asıl uğraş alanları ve geçim kaynakları müzisyenlik olan Abdallar bugün Orta Anadolu coğrafyasında, ağırlıklı Kırşehir olmak üzere, Kırıkkale, Keskin, Ankara, Yozgat, Antalya gibi illerde yaşıyorlar. Günümüzde geleneksel düğünlerin azalması nedeniyle iş alanlarının daralmasıyla farklı arayışlara girmiş olan Abdallar, çocuklarını, kaportacılık, taşçılık gibi meslek alanlarına yönlendirmişler. Orta Anadolu müzik zenginliğine katkıları küçümsenmeyecek olan Abdallar; Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan gibi birçok sanatçıyı aralarından yetiştirmişler. İç Anadolu’da ciddi bir nüfusa sahip Abdallar, bugün unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel grup olmalarının yanı sıra, yer yer itilip kakılan, potansiyel suçlu olarak gösterilerek, dışlanmaya çalışılan bir toplumsal grup olma özellikleriyle de dikkat çekmektedirler.

    Diren KESER/MERSİN

  • Belediye yetkilisinden, Abdal yurttaşlara ‘Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor’

    Belediye yetkilisinden, Abdal yurttaşlara ‘Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor’

    PİRHA- Konya’da Abdal yurttaşların yaşadığı bölgede yürütülen kentsel dönüşüm projesine dair çarpıcı bir iddia çıktı. Karatay Belediyesi yetkililerinin, halkı baskı ile evlerinden çıkartmak istediği söylenirken, yurttaşlar, belediye yetkilisi olan Tayfur Cengiz’in, “Halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor” dediğini aktardı.

    Konya’nın Karatay ilçesi Yeni Mahalle’de yapılan kentsel dönüşüm sebebiyle Abdalların mağduriyetleri de günden güne artıyor. Yeni Mahalle’deki son 20 gecekondunun yıkılmaması için itirazlar da sürüyor.

    Mahalle sakinleri, tapulu arazilerinin belediye tarafından değerinin çok altından satın alınmak istendiğine dikkat çekti. Alevi oldukları için dışlandıklarını belirten yurttaşlar, belediye yetkililerinin “İçişleri Bakanlığı’ndan geldik” diyerek halka baskı yaptıklarını da anlattı.

    ABDALLARIN YAŞADIKLARI YERDEN DAİRE SATIN ALINMIYORMUŞ!

    Abdal yurttaşlar, yıkımdan sorumlu Karatay Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürü Tayfur Cengiz ile yaşadıkları çarpıcı bir diyaloğu da paylaştı. Yurttaşlar, “Evlerimizi anlaşmalı şekilde müteahhitte verip yapılan apartmanlardan daire talep ettik. Ancak Tayfur Cengiz bey, bunun mümkün olmayacağını söyledi” aktarımında bulundu.

    Gecekondu sahipleri, Emlak ve İstimlak Müdürü Tayfur Cengiz’e “Apartman bittiğinde daire almak istiyoruz, kabul etmiyorsunuz. Neden?” diye sorduklarını, yanıt olarak “Çünkü halk, sizin olduğunuz yerden daire almıyor” denildiğini aktardı.

    “BİZİ DIŞLIYORLAR”

    Abdal yurttaşlar, inançları sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını vurgularken “Oturduğumuz yerde kamulaştırma yaptılar. Arsalarımızı kaydırıp yerlerimizi istimlak ettiler. Toplam arazisi 5 dönüm olan kişilerin yüzde 40’ının arazisine el koydular. Duruma İtiraz etme hakkımız varmış ancak haberimiz olmadı. İlgili yazıyı son iki gün kala askıya asmışlar. Haberimiz olmadığı için itiraz da edemedik” açıklamasında bulundu.

    Eren GÜVEN/KONYA

    İLGİLİ HABER: Konya’da kentsel dönüşüm bahanesiyle Abdallar evlerinden ediliyor!