PİRHA – Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ 7. sınıf kitabındaki Alevilik-Bektaşilik konusu içinde cem ve cemevi anlatılırken skandal ifadeler yer aldı. Sözkonusu bölümde, Alevilerin ceme girmeden abdest aldığı, cemde kadınların sol tarafta erkeklerin ise sağ tarafta oturduğu iddia edildi.
2019-2020 Eğitim-Öğretim yılının ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ kitaplarında Alevilikle ilgili tartışmalı ifadeler bu yıl da yer aldı. Sünni İslam inancı ağırlıklı olarak hazırlanan kitaplarda yine tartışmalı ifadeler bulunuyor.
Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu 7. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı’nın 5. Ünitesinde ‘İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar’ kısmında Alevi- Bektaşilik konusu işlendi. MEB’in hazırladığı din dersi kitaplarında toplam yedi sayfada Alevilik -Bektaşilik konusu anlatıldı.
Kitapta, Alevilik tasavvufi bir yorum olarak nitelendirilerek şöyle tanımlanıyor:
“Alevilik, Ali’ye bağlı Ali taraftarları anlamına gelir. Genel olarak Hz. Peygamber’in vefatından sonra halifeliğin Hz. Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin hakkı olduğunu savunan kişi ve gruplara Alevi denilmiştir.”
Din kitabı, Bektaşiliği ise “Büyük Türk düşünürü ve mutasavvıfı Hacı Bektaş Veli’nin görüş ve düşüncelerini temel alan tasavvufi bir yorum biçimidir” diye açıklıyor.
İBADETHANE TANIMI YİNE YOK
Kitabın 119-120 sayfasında yer alan cem ve cemevi konusu anlatılırken, ‘… Cemin ne zaman yapılacağı önceden görevlilerce duyurulur. Bunu bilenler cem için gerekli hazırlıkları yaparlar. Ceme katılacak olanlar abdest alırlar, temiz kıyafetlerini giyerek evlerinden çıkıp cemevlerine gelirler….’ şeklinde tarif edildi.
Yine kitapta cem ve cemevi konusu anlatılırken kadın ve erkeklerin ceme girerken ayrı ayrı oturduğu yazılmış ve “Cem için cemevine gelen kadınlar kapıdan girince sol tarafa, erkekler ise sağ tarafa otururlar ve ay şeklinde bir halka oluştururlar” iddiasına yer veriliyor.
Bunun yanı sıra Alevilerin ibadet yeri olan Cemevi ‘ibadethane’ olarak tanımlanmıyor. Cemevi, ‘Cem; toplanmak, bir araya gelmek ve bütünleşmek demektir’ şeklinde tanımlanıyor.
Öte yandan Alevilik- Bektaşilikte ikrar ve cemin önemi ise 117 sayfada anlatıldı. Bu bölümde ise “Hacı Bektaş Veli, ‘imanlı kişilerin inançlarına uygun yaşamaları gerektiğini hatırlatmıştır’ şeklinde yazıldı. Görselde ise sadece namaz kılan kadın ve erkek resmi kullanılması dikkat çekiyor.
PİRHA – Alevi asimilasyonu ve örgütlenmesine dair makalelerin toplandığı ‘Aleviler Vardır’ adlı eser okuyucuya ulaştı. Uzun yıllar Süleymancılar tarikatında yer alıp ardından kendi inancına geri dönen Hüseyin Demirtaş “Osmanlı’dan günümüze devletin asimilasyon kararlılığında değişim yok” dedi.
Dr. Hüseyin Demirtaş, Süleymancılar tarikatı içerisinde bulunduktan sonra Aleviliğini keşfedip asimilasyonun önüne geçebilmek adına mücadele yürüten Kütahyalı bir yurttaş.
Yakın zamanda “Aleviler Vardır” isimli bir kitap yazan Demirtaş, “İslami tarikatlar içerisinde kaldım. Belli bir bilinçlenmeye ulaştıktan sonra Sünni Müslüman kimliğine sığmadım” dedi.
“Aleviler Vardır” isminin seçilmesindeki en önemli nedeni “Bu toplumda Aleviler hiç yokmuş gibi davranılıyor, görmezden geliniyor. Halbuki Aleviler şöyle veya böyle bütün azaltmalara ve asimilasyona rağmen hala nüfusun en az %20’sini oluşturuyor.” sözleriyle açıklayan Demirtaş, “Alevilerin varlığı hala Türkiye toplumunda çok etkin” dedi.
Hüseyin Demirtaş, kitabında Alevi toplumunu yaşanmışlıklar ve anektodlar doğrultusunda tarif ettiğini de açıklıyor.
“ALEVİLERİ İMHA YERİNE ASİMİLE ETME POLİTİKASINA BAŞLANDI”
Alevi toplumuna dönük asimilasyon politikası Demirtaş’ın kitabındaki en önemli kaygılarından biri. Günümüzdeki asimilasyona dair “Dersim’den başlayarak batıdaki Türkmen Alevilerin arasına hocalar göndermeye başlandı. Bu şekilde zamanla ikili bir yapı oluştu” dedi. Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Klasik Osmanlı döneminde biliyorsunuz Aleviler görüldüğü yerde imha ediliyordu. Bektaşiliğin yasaklanması ve tekkelerinin büyük oranda yıkılmasından sonra Abdulhamit döneminden itibaren Alevilerin çoğunluğu göçebe ve yarı yerleşik durumdaydı. Balkanlar’da da bir çok ülke kaybedilmeye başladığı için Osmanlı aklı Abdullatif’ten itibaren 1876 dan itibaren yeni bir politika izlemeye başladı. Alevileri imha etme yerine asimile etme politikası izlenmeye başlandı. Bu maksatla da Dersim’den başlayarak batıdaki Türkmen Alevilerin arasına hocalar göndermeye başlandı. Alevi köylerinden çocukları alıp medreseye göndermeye başlandı. Bizim köyümüzde de var. Köylerimize Sünniliği, Kuran’ı soktular. Bu şekilde de zamanla ikili bir yapı oluşmuş. Cem erkanları Sünniliğe göre yapılmaya başlanmış. Arkasından köyde birkaç sure bilen kişiler fahri olarak imamlık yapmaya da başlamış. Ve ardından Alevi köylerinde ezan duyulmaya da başlanmış. Bu şekilde yavaş yavaş 1920-30-40’lı yıllardan itibaren hem Alevilik ve Sünnilik paralel şekilde sürdürürken Alevi olmanın ağırlığı gittikçe azalmaya, terazinin Sünnilik kefesi daha ağır basmaya başlamış.”
“BEYAZ SOYKIRIM ÇOK PERVASIZCA İLERLİYOR”
“Kütahya civarında 150’den fazla Alevi köyü olması lazım” diyen Demirtaş, günümüzde sadece 20-25 Alevi köyünün ayakta kaldığına da dikkat çekiyor. Kalan Alevi köylerinin de inançlarını doğru yaşayamadıklarını anlatan Demirtaş sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Mevcut Alevi köylerinin de ahı gitmiş vahı kalmış. Yani ‘Aleviyiz’ diyorlar ama bazılarının Alevi olduğunuın ispatı için 1000 şahit lazım. Keşke bu asimilasyon süreci çok hızlı devam etse. Yani bir kişi ‘ben döndüm’ dediğinde hemen dönse. Dönmediği için daha zararlı oluyorlar. Mesela babam namaz kılıyordu. Fakat ebem hayatında hiç namaz kılmadı. Bu tür kafa karışıklığı çok oluyor. Kitabımda bunları öne çıkardım. Hatta işin vahametine ermenin, kimliğinden uzaklaşmanın boyutlarını belki de tam olarak tarif de edemedim. O yüzden de her anlattığımı somutlaştırmaya çalıştım. Alevilere yönelik beyaz soykırım çok pervasızca ilerliyor.
“HENÜZ ‘BİZ’ DUYGUSU OLUŞMADI”
Demirtaş’ın kitabında dikkat çeken bir diğer konu da Alevi örgütlülüğü. “Asimilasyonun önlenmesine yönelik bir çaba var mı o konuda kafamda soru işaretleri var.” diyen Demirtaş, kurumlara dönük eleştirilerini de şu sözlerle aktarıyor:
“Alevi örgütleri kendi yağlarıyla kavrulmakta. Daha çok Alevilerin yoğun olduğu bölgelerle ilgileniyorlar. Bizim gibi Türkmenler demokratik Alevi örgütlenmeleri tarafından büyük oranda ihmal ediliyor. Ben bile şahsen Almanya’daki Alevi örgütleri tarafından zaman zaman bazı Alevi derneklerinde, şubelerde dışlandım. Hemşericilik, bögecilik çok. Bizim yaşadığımız sorunları yaşamadıkları için ilgisiz kalıyorlar. Onları pek enterese etmiyor. Alevilerde daha ‘bir, biz’ duygusu oluşamadı. Ortak çatıyı güçlendirmek ve Sünnileşmeye % 90 yaklaşmış bile olsa o tür Alevilere de sahip çıkmak gerekiyor. Başka türlü erimeyi önleyemeyiz. Selin önünden bir kütükte olsa kurtarmak kardır! Yola çıktığımda çok yalnızdım. Hala da daha en yakınlarımı bile ikna edebilmiş değilim. Ama bu benim mücadelemi yıldırmadı. O yüzden de 15-16 yıldır yazıyorum. Karınca kararınca hizmet etmek lazım. Karınca, ağzına su almış İbrahim peygambere gidiyormuş. Sormuşlar; ‘Ağzında götürdüğün bir gramlık su ne işe yarayacak?’ karınca da ‘tamam bir işe yaramaz ama hiç olmazsa o yolda ölürüm’ demiş. Benim şiyarım da bu oldu. Karınca kararınca herkes hizmet etmeye çalışsa, yoldaki tehlikelere dikkat çekse Aleviler bugünkü pozisyonlarından daha iyi bir yerde olurlardı.”
“KÖYE DÖNDÜĞÜMDE NAMAZI, ABDESTİ UNUTUYORDUM”
Uzun süre Süleymancılarla birlikte olup tekrar Alevi toplumuna yakınlaşma sürecini de anlatan Demirtaş sözlerini şöyle sürdürüyor:
“11 yaşındayken Almanya’da Süleymancı olan amcam beni okutmaya karar verdi. İlkokulu bitirdikten sonra beni Süleymancıların Kütahya’daki yurduna götürdü. Orada kendisi de aslen Alevi olan köylümüz, bir Süleymancı hocası vardı. Yurtta 3 sene kaldım. Sonra liseye Simav’a geldim. Üniversiteyi kazanıp Diyarbakır’a gittim. Bu vesileyle 10 yıl içlerinde kaldım. Çocukluğumda babamla cemevine gittiğimden bizim köyde Alevilik hala ritüel yönüyle aktif. 2 cemevi var. Köyümüz 150-200 yıldır yerleşik. Yani ben Aleviliğin bilincindeydim ama zamanla içinde dura dura bütün ibadetleri yapıyorduk. Okumayı seven bir insan olduğum için çok farklı okumalar da yaptığım için zamanla üniversite üçüncü sınıftan itibaren yavaş yavaş kafamda şüpheler oluşmaya başladı. Okudukça beynimde fırtınalar koptu. Önce ateist olur gibi olduk. Sonra kafamda canlanma oldu. Mesela 35 yıl aradan sonra kendir kokusu alıp hatırladığım oldu. Beyinde olduğu için o kokuyu hemen hatırladım. Geçmişte de Alevi olduğun için çabuk hatırlıyorsun. Dışarıda öğrenciyken her 2-3 ayda bir köye tatile gittiğim için Alevi olduğumuzu görüyorduk. Yurtta namaz kılıyorduk ama köye geldiğimizde namazı, abdesti unutuyorduk. İşte böyle aşama aşama Alevi kimliğime geri döndüm.”
“DEVLETİN ASİMİLASYON KARARLILIĞINDA DEĞİŞME YOK”
AKP iktidarının Alevi politikasını da eleştiren Hüseyin Demirtaş, “Bugünün iktidarının Alevilere doğrudan biçtiği bir kılıf yok. Eski politikaları, cumhuriyetin başından beri belirlenmiş politikayı sürdürüyor. Şimdi CHP iktidar olsa biz Alevlerin Türk, Sünni, Müslüman, laik şekilde asimile olmamızı isterdi ama bu iktidar laikliği ancak bir kenara itmiş. Yani onun dışında ana hatlarıyla devletin asimile etme kararlılığında büyük bir değişme yok. Sadece nüansında farklılaşıyor, işin boyutu değişiyor.” dedi.
“ALEVİLİĞİN DERİNLİĞİNİ ANLATMAK İÇİN…”
‘Aleviler Vardır’ kitabıyla Alevilikle ilgili kafa karışıklığını da gidermek istediğini söyleyen Demirtaş, Alevi toplumunun varlığını, derinliğini tanımak isteyenlere kitabı okuması yönünde öneride bulunuyor.
“Gerçeğin anlaşılmasına büyük katkı yapacağını düşünüyorum” diyen Demirtaş, “Mevcut Alevilik üzerine yapılan çalışmaları tekrar etmek istemedim. Orjinal bir şeyler söylemek istedim. Yani kimsenin söylemediği veya söylediyse bile kenarda, köşede kalmış konuları gündeme getirmeye, irdelemeye çalıştım” diye de ekliyor.
PİRHA – Okullarda mescit zorunluluğuna Aleviler’den tepkiler gelmeye devam ediyor. Karacaahmet Sultan Dergahı Genel Sekreteri Hasan Mercan, “Devletin dini olmaz. Sen beni nasıl zorla mescite götürür abdest aldırır, namaz kıldırırsın. Benim ibadetim cemdir. Bundan başkasını da kabul etmiyoruz biz” diye konuştu.
İnsan ve Medeniyet Hareketi’ne bağlı İnsan Vakfı’nın (İV) başlattığı “Mescitsiz okul kalmasın” projesinin, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından onaylanmasına ve sponsor olunmasına tepkiler büyüyor.
Okullarda mescit zorunluluğuna ve Alevi çocuklarına zorunlu din dersinin dayatılmasına ilişkin Karacaahmet Sultan Dergahı Genel Sekreteri Hasan Mercan Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“DEVLETİN DİNİ OLMAZ”
Devletin dininin olmaması gerektiğini belirten Mercan, “Sen beni nasıl zorla mescitte götürür abdest aldırırsın namaz kıldırırsın? Benim ibadetim cemdir. Bundan başkasını da kabul etmiyoruz biz. Bu uğurda da mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
“ALEVİ ÇOCUKLARI ASİMİLASYONA TABİ TUTULUYOR”
Okullarda mescitler yapılarak Alevi çocuklarının asimilasyona tabi tutulduğuna dikkat çeken Mercan, şöyle devam etti:
“Bu genelde Osmanlı zamanından beri gelen bir olay. Amaçları bizi asimile etmek bu inancı ortadan kaldırmak. Yoksa başka ne olabilir ki? Madem biz İslamız ve Peygamberimiz aynı ise biz de onun içinde Alevi inancına sahibiz. Müsaade etsinlerde biz kendi inancımıza göre ibadet yapalım. Yoksa camiler, mescitler bize tamamen ters oluyor. Bu nedenle biz önceden de karşıydık şimdiden de karşıyız.”
Aleviliği din dersi ve ahlak dersi kitaplarına koyduklarını ancak ne derece koyduklarını bilmediklerini belirten Mercan, “Bizi tatmin etmedi ve böyle istemiyorduk. Bizim söylediklerimizi, istediklerimizi müfredata koymadılar. Kendi kafalarına göre yapmışlar. Bizde onu tanımıyoruz. Eğitim sisteminde o kadar değişim var ki baskı ile bize bunu kabul ettirmek istiyorlar. Biz bin 400 yıldır baskıya karşı gelmiş ve isyan etmişiz. Yine isyan eder ve kabul etmeyiz bunu” dedi.