Etiket: abdülkerim yurtseven

  • İHD Dersim Şubesi, 28 yıl önce kaybettirilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş akıbetini sordu-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, 28 yıl önce kaybettirilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 972. haftasında İHD Dersim Şubesi yaptığı açıklamada 27 Ekim 1995’te Hakkari’de askerler gözaltına alınarak kaybettirilen Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın akıbetini sorarak, “Tüm kayıplarımızı aramaktan, faillerin yargılanarak cezalandırılmalarını talep etmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD ortak imzasıyla, tüm İHD şubelerince eşzamanlı yapılan ’28 Yıldır Soruyoruz: Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş Nerede?’ başlıklı açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gönül Sonbahar okudu.

    Açıklamada ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin Cumartesi Annelerinin eylemine dair sürdürülen yasağın kaldırılması kararı hatırlatılarak, yasağın son bulması çağrısında bulunuldu.

    “GALATASARAY YASAĞINA SON VERİLMELİ”

    972 haftadır gözaltında kayıplar gerçeğine, bu suça eşlik eden inkar ve cezasızlık politikalarına dikkat çekmek uzun bir hakikat ve adalet mücadelesini sürdürdüklerini vurgulayan Sonbahar, “972 haftadır, kayıplarımızı gündeme taşımak, devleti yönetenlerin sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamak amacıyla kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Bizim bu çabamız 25 Ağustos 2018 tarihinden beri polis şiddeti ve gözaltılar ile engelleniyor. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi aramamız iktidar tarafından adeta “milli güvenlik soruna” dönüştürülmüş durumda. Sayın Bakan, sizden talebimiz açık ve net: mevcut iki AYM kararı bizim Galatasaray yasağına ilişkin sorunumuzun nasıl çözüleceğini detaylarıyla açıklıyor. Bu iki kararın gereğini yerine getirmenizi ve ziyaret edecek bir mezarı olmayan bizlerin Galatasaray’a yüklediğimiz derin anlama saygı göstererek Galatasaray yasağına son vermenizi bekliyoruz” dedi.

    “ASKERLER İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALARAK ‘BURADA DEĞİL’ DEDİLER”

    Sonbahar, 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburu’na bağlı askerleri işkencesiyle gözaltına alınan Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın akıbetlerine 28 yıldır ulaşılamadığını kaydederek, “Onları sormak için tabura giden ailelere. Binbaşı Yurdakul, “ 24 saat gözaltında tutulacaklar” dedi. Aileler tekrar tabura gittiğinde ise “kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin” dedi. Ailelerin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı, üç köylüden bir daha haber alınamadı. Olay Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına; “Sanık Yurdakul’un komutasındaki birlik, Ağaçlı köyünden Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş adlı köylüleri dövmüş, yaşlı olan Yurtseven yediği tekmeler sonucu ölmüştür. Bunu gören Yurdakul, diğer iki köylünün tanıklık edeceğini düşünerek öldürülmesi kararı vermiştir. İki köylü daha sonra tabura ait eğitim sahasında bir çukur içinde tarandıktan sonra benzin dökülerek yakılmıştır.” şeklinde geçti” diye belirtti.

    “FAİLLERİN CEZALANDIRILMISINI TALEP EDECEĞİZ”

    Tanık beyanlarına ve suça iştirak edenlerin itiraflarına rağmen açılan dava kesin beraat hükmü ile sonuçlandığını söyleyen Sonbahar, “İç hukuktan sonuç alamayan aileler, AİHM’e başvurdu. AKP Hükümeti AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek, üç kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yürütmeyi taahhüt etti. İhlali kabul ederek tazminat ödeme yoluna gitti. 972. haftamızda bir kez daha söylüyoruz: Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken, Münür Sarıtaş ve tüm kayıplarımızı aramaktan, faillerinin yargılanarak cezalandırılmalarını talep etmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 27 yıl önce yakılarak katledilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş için adalet istendi-VİDEO

    27 yıl önce yakılarak katledilen Yurtseven, Özeken ve Sarıtaş için adalet istendi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilişlerinin 27’nci yılında Abdulkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ı anarak, faillerinin açığa çıkarılmasını istedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerinin açığa çıkması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 919’uncu hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 27 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen 73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbeti soruldu.

    919’uncu hafta basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu. 919 haftadır tüm iktidarların yok saydığı, unutturmaya çalıştığı en ağır hak ihlallerinden biri olan gözaltında kaybetme suçu unutulmasın, toplumsal hafızalarda yer etsin diye kamuoyu karşısına çıktıklarını hatırlatan Sebla, “919 haftadır gerçeklerin üstünü örtmeye, hakikate ulaşmamızı engellemeye ve cezasızlık uygulamaları ile adaletin önünü tıkayanlara karşı inatla, sabırla hakikate ve adalete ulaşmaya çalışıyoruz. Bunun için gözaltında kaybedilen insanlarımızı hatırlamakta ve hatırlatmakta ısrar ediyoruz” dedi.

    KÖYLÜLERE AĞIR İŞKENCE UYGULANDI

    Arcan, ardından ise gözaltında kaybedilişlerinin 27’nci yılında; AKP hükümetinin de uluslararası yargı karşısında gözaltında kaybedildiklerini kabul ettiği, Türkiye de ise tüm hukuk yollarına başvurulduğu halde adaletin sağlanmadığı Abdulkerim Yurtseven, Münür Sarıtaş ve Mikdat Özeken dosyasını paylaştı. 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburu’na bağlı askerler, Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’ne baskın düzenlediğini belirten Arcan, baskın sırasında köylülere ağır şiddet uygulandığını vurguladı. Askerlerin köyden ayrılırken Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un “üç kişiyi alın” talimatı ile rastgele üç köylünün seçildiğini kaydeden Arcan, “İşkenceden ayakta duramayan 73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, köye odun toplamak için gelen 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş, askeri araca bindirilerek Yüksekova İlçe Jandarma Taburu’na götürüldü” dedi.

    BENZİN DÖKÜLEREK YAKILDILAR 

    Tabur komutanlığında Mikdat’ın ailesi tarafından kanlar içinde görüldüğünü ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un “24 saat gözaltında tutulacaklar” dediğini ifade eden Arcan, ailelere daha sonra tabura gidildiğinde de “kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin” denildiğini aktardı. Tüm resmi mercilerin de 3 kişinin gözaltına alındığını reddettiğini dile getiren Arcan, “Olay Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına; ‘Sanık Yurdakul’un komutasındaki birlik, Ağaçlı köyünden Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş adlı köylüleri dövmüş, yaşlı olan Yurtseven yediği tekmeler sonucu ölmüştür. Bunu gören Yurdakul, diğer iki köylünün tanıklık edeceğini düşünerek öldürülmesi kararı vermiştir. İki köylü daha sonra tabura ait eğitim sahasında bir çukur içinde tarandıktan sonra benzin dökülerek yakılmıştır. Aynı çukura gömülen köylülerin cesedi köpekler tarafından çıkarılınca, köylülerin cesetleri bu kez taburun yakınlarından geçen çaya atılmıştır’ şeklinde geçti. Gözaltı işlemini gerçekleştirenler arasında bulunan itirafçı Kahraman Bilgiç, anılarını yazdığı kitapta ve savcıya verdiği ifadede üç köylünün gözaltına alınması ve öldürülmeleri ile ilgili süreci tüm detayları ile anlattı” diye belirtti.

    TÜRKİYE TAZMİNAT ÖDEME YOLUNA GİTTİ

    Tanık beyanlarına rağmen, suça iştirak edenlerin itiraflarına rağmen, bu olayı da içeren Meclis Susurluk Raporu’na rağmen açılan dava 12 Kasım 1999 tarihinde delil yetersizliği gerekçesiyle, kesin beraat hükmü ile sonuçlandığını anımsatan Arcan, ailelerin yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından reddedildiğini ve 2 Nisan 2001 tarihinde beraat kararının onaylandığını kaydetti. Arcan, davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındığını ve 18 Aralık 2003 tarihinde sonuçlandığını ifade ederek, “AKP Hükümeti AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek, üç kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yürütmeyi taahhüt etti. İhlali kabul ederek tazminat ödeme yoluna gitti” bilgisini verdi.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “Adli ve siyasi makamlara, Yurtseven, Sarıtaş ve Özeken dosyasında adaletin sağlanması için sorumluluk üstlenme ve verdikleri taahhüdü yerine getirme” çağrısında bulunan Arcan, “Kaç yıl geçerse geçsin Abdülkerim Yurtseven, Münür Sarıtaş, Miktad Özeken için ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 210 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye ekledi.

    “BABAMIN KEMİKLERİNİ İSTİYORUM”

    Arcan, daha sonra da Abdülkerim Yurtseven’in ailesinden oğlu Sabri Yurtseven’in kendilerine gönderdiği mektubu okudu. Yurtseven, olay günü yaşananlara yer verdiği mektubunda, “Biz kemiklerimizi istiyoruz. Cuma günleri ve bayramlarda mezarlıklarda mezarımızı ziyaret etmek istiyoruz. AİHM’den tazminat aldık ama sorumlular yargılanmadığı gibi babamın akıbeti ile ilgili hiçbir şey açıklanmadı. Geçen yıl bile dilekçe verdim ama hiçbir sonuç alamadık. Tıpkı bir kağıda bir şeyler yazıp çöpe atmak gibi oluyor. Ben babamın kemiklerini istiyorum. Babamın akıbeti açıklanıncaya kadar bu davamızı kuşaktan kuşağa devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çocukluğum dedemi aramakla geçti, hiçbir zaman yılmadık’-VİDEO

    ‘Çocukluğum dedemi aramakla geçti, hiçbir zaman yılmadık’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 761. haftasında gözaltında kaybedilen 73 yaşındaki Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbetleri soruldu.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 761’inci haftası da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’nda bulunduğu Çukurlu Çeşme Sokak’ta polis ablukası altında gerçekleşti.

    Bu hafta Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Ağaçlı Köyü’nden gözaltına alınan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan 73 yaşındaki Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ın akıbetlerini sordu.

    Gözaltında kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme bu hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu destek verdi.

    GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ  

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş dosyasıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “73 yaşındaki Abdülkerim (Şemsettin) Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş Hakkari Yüksekova’ya bağlı Ağaçlı Köyü’nde yaşıyordu. 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler Yüksekova’ya bağlı Ağaçlı Köyü’ne baskın düzenledi. Askerler köylüleri dipçikleyerek, yaşlı insanları yerlerde sürükleyerek köy meydanında topladı. Meydandakiler sıra dayağından geçirildi. 73 yaşındaki yürüme zorluğu çeken Abdülkerim Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş gözaltına alınarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburuna götürüldü.
    Onları sormak için tabura giden aileleri, Mikdat’ı kanlar içinde gördü. Binbaşı Yurdakul, gözaltına alınanlar için 24 saat gözaltında tutulacaklarını söyledi. Aileler daha sonra tabura gittiğinde ise ‘kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin’ diyerek itiraz eden aileleri tehdit etti. Ailelerin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. 3 köylü için tüm resmi kurumlar ‘gözaltına alınmamışlardır’ cevabını verdi.”

    KENDİ KAZDIKLARI MEZARA GÖMÜLDÜLER

    Ocak, gözaltı işlemini gerçekleştirenler arasında bulunan itirafçı Kenan Bilgiç’in anılarını yazdığı kitapta bu olayı şöyle anlattığını belirtti:
    “Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul talimatıyla, askerler üç köylüyü döverek arabalardan birine bindirdi. Dayak o kadar şiddetliydi ki. Yüksekova’daki tabura ulaşmadan yolda köylülerden yaşlı olanı ölmüştü. Tabura gelince Uzman Çavuş’un biri telaşla koşarak yanımıza geldi. Binbaşıya ‘Komutanım köylülerden biri öldü’ dedi. Binbaşı Uzman Çavuş’a, ‘Peki diğer iki köylü onun geberdiğini gördü mü’ dedi. Uzman Çavuş gördüğünü söyleyince, Binbaşı tereddütsüz bir yüz ifadesiyle, ‘Diğer ikisini de gebertin’ dedi. Askerler Binbaşının talimatıyla diğer iki köylüyü Yüksekova Tabur Komutanlığı atış poligonunun olduğu bir yere götürüp, ellerine kazma kürek vererek kendileri için mezar kazdırdı. Binbaşının talimatıyla kurşuna dizilen köylüler kendi kazdıkları mezara gömüldü.”

    “SOMUT ADIM ATILMADI”

    Yüksekova Komando Taburunda görevli bir askerin terhis olduktan sonra Abdülkerim Yurtseven’in dövülerek, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş’ın ise Binbaşı Yurdakul’un talimatıyla itirafçı Kahraman Bilgiç ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğünü açıkladığını belirten Ocak, “Tanıklara ve itiraflara rağmen sorumlular hakkında açılan dava 12 Kasım 1999 tarihinde delil yetersizliği gerekçesiyle kesin beraat hükmü İle sonuçlandı. Ailelerin yaptığı temyiz başvurusu Yargıtayca reddedildi ve beraat kararı onaylandı. İç hukuktan sonuç alamayan aileler davayı AİllM’e taşıdı. Dava 2003 yılında sonuçlandı, AKP hükümeti AİHM’e yaptığı savunmada suçu kabul ederek, 3 kişinin kaybolması nedeniyle üzgün olduğunu belirtti ve kayıplarla ilgili etkin soruşturma yapmayı taahhüt etti. Ancak üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen somut hiç bir adım atmadı” dedi.

    “ÇOCUKLUĞUM DEDEMİ ARAMAKLA GEÇTİ”

    Abdülkerim Yurtseven’in torunu Emrah Yurtseven, onlarca köylünün gözleri önünde gözaltına alınan dedesinin gözaltına alındığının yıllarca reddedildiğini kaydetti. Dedesi kaçırıldığında 4 yaşında olan Yurtseven “Çocukluğum onu aramakla geçti. Hiçbir zaman yılmadık, davamızın peşinde olduk” dedi. 2003 yılında AİHM’e taşıdıkları davada etkin soruşturma yürütmeyen Türkiye’nin mahkum edildiğini belirten Yurtseven, buna rağmen etkin bir soruşturma başlatılmadığının altını çizdi. Sorumluların hukuk çerçevesinde yargılanarak cezalandırılmasını istediklerini ifade eden Yurtseven, Galatasaray Meydanı’nın da Cumartesi Anneleri’ne açılmasını istedi.

    “TESCİLLİ KATİLSİNİZ”

    Ardından gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın oğlu Tayyip Canan söz aldı. Devletin bu baskılarla insanlara ‘düşünmeyeceksiniz’ dediğini ifade eden Canan, “73 yaşındaki bir köylü amcamız gözaltına alınıyor. Köyden Yüksekova’ya getirilene kadar öyle bir işkence ediliyor ki. Olaya tanıklık eden ve 13 yaşında bir çocuk Münür Sarıtaş ve 18 yaşındaki Mikdat Özeken olaya tanıklık ettikleri için kendilerine mezarları kazdırılıyor ve kazdıkları mezara kendileri gömülüyor” dedi.

    17 Ocak 1996’da babası Abdullah Canan’ın da aynı işkencelerden geçirilerek katledildiğini söyleyen Canan, “Bazen sözler boğazımızda düğümleniyor ama bunları da anlatmak zorundayız. IŞİD’in insanlara yaptıklarının aynısını bizlere yaptılar. O katil binbaşıya, yüzbaşıya ve itirafçıya sesleniyorum; ‘Sizler katilsiniz, tescilli katilsiniz. Bir de utanmadan anılarını yazıyor. Aslında söylenecek o kadar söz var ki artık konuşmak bile istemiyoruz. Lanetliyoruz onları” diye konuştu.

    “CUMARTESİ ANNELERİNİN ETKİSİ BÜYÜK”

    Şubat ayından bu yana kendisinden haber alınmayan ve geçtiğimiz hafta Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıkan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz’ın gönderdiği mektup okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Eşim hayattaymış bu haberi duyduğumda dünyalar benim oldu. 245 günün ardından eşimle ilk görüştüğüm yerin avukat görüşme odası olmasının bir anlamı yoktu. Ben eşimin hayatta olduğunu öğrendim ve bunda Cumartesi Anneleri’nin etkisinin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Cumartesi Anneleri eylemini zorla kaybedilme olaylarının duyulmasında bir dönüm noktası olarak kabul ediyorum. Acılar paylaşıldıkça azalır sevinçler paylaşıldıkça çoğalır. Ben sevincimi sizinle paylaşmak istedim.”

    “YARGI DA KAYBETMELER DE DEVLETİN PAYDAŞIDIR”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da şunları belirtti:

    “Zorla kaybetmelerin yeni sahibi AKP’dir. 90’lardaki pratik için benim sorumluluğum yok diyordu son 4-5 yıldır olan kayıplardan AKP sorumludur. Kaçırılan Özgür Kaya’nın davasını takip etmek için Ankara Adliyesi’ne gittim. Duruşmanın nerede yapılacağını hakim de yazı işleri müdürü de bilmiyor. Eşi burada annesi burada babası burada. Ankara Adliyesi’ndeyim avukatım milletvekilim insan hakları komisyonu başkan vekiliyim duruşmanın nerede yapılacağını öğrenemedim yargı reformu yapın bir adliyede duruşmanın nerede yapılacağını annesinden babasından saklıyorsanız hangi yargıdan söz edeceksiniz. Yargı da kaybetmeler de devletin bir paydaşıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL