Etiket: Abdullah Canan

  • Cumartesi Anneleri: Alevi- Kürt düşmanlığını bırakın! -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Alevi- Kürt düşmanlığını bırakın! -VİDEO

     PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 982’nci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Kayıp yakınları tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘90’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetler mertçeydi’ sözlerine tepki gösteren Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size mertçe getirdim. Siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral Hanım sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim? Bırak Kürt düşmanlığını bırak Alevi düşmanlığını bırak halk düşmanlığını” dedi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi .

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları eylemin 982. haftasında yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına metni İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    Yoleri,  eylemlerinin 982. haftasında, hukukun temel değerlerine olan inancı sarsan, toplumun huzur ve barışını tehdit eden cezasızlık son bulmadan hukukun üstünlüğü korunamayacağına ve herkes için adil bir yargı sistemi sağlanamayacağına işaret ederek, Abdullah Canan için adalet istedi.

     “AİHM TÜRKİYE HAKKINDA MAHKUMİYET KARARI VERDİ”

    Yoleri, Abdullah Canan‘a dair şunları ifade etti:

    “Abdullah Canan, Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. 21 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu.

    Canan Ailesi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç, savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak, gözaltına alındığı inkâr edilen Abdullah Canan’ı o dönem tabur karargâhındaki revirde gördüğünü söyledi.
    Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan’ı tasarlayarak öldürmekle suçlandı. Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. (Karar No: 2001/1226)

    Bunun üzerine Canan Ailesi, 1 Aralık 1997 tarihinde AİHM’e başvurdu. AİHM, “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır.” tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkûmiyet kararı verdi. (Başvuru No:39436/98)

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
    Gözaltında kaybedilişinin 28. yılında devletin, Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmesi, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanması çağrısında bulunan Yoleri, “Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “BİZ, MUM IŞIĞIYIZ BU ÜLKENİN GELECEĞİYİZ”
    Bu hafta eyleme Abdullah Canan’ın oğlu, kardeşi ve torunu katıldı. Canan’ın oğlu Vahap Canan yapılan açıklamanın ardından şunları kaydetti:
    “90’lı yıllarda babamızı yitiren biri olarak söylüyorum. Mertçe dediğiniz 90’lı yıllar ve öncesindeki cinayetler geleceğimize bir ipotekti. Bunu Türkiye kamuoyu önünde tekrarlıyorum. Yüksekova çetesini aklamaya çalışanlar vardı. Bunu tekrar kamuoyu önünde lanetliyoruz. Bizi 10 kişilik bir grupla buraya sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bu da doğru bir şey değildir. Binlerce kayıplarımız var. Biz Cumartesi İnsanları olarak bu kayıpların yıllardır sesiyiz, sesi olmaya da devam edeceğiz. Bizden sonra gelecek nesiller de bu hak arayışından kesinlikle vazgeçmeyecektir. Dünya karanlıklarının tamamı birleşse bir mum ışığını söndüremez. Biz, mum ışığıyız bu ülkenin geleceğiyiz. Bu ülkenin mağduruyuz. Mağdur edildiğimiz için katil Mehmet Emin Yurdakul’u tekrar nefretle lanetliyorum.”

    “MERAL HANIM MERTLİK KİM SEN KİM?”
    28 yıldır gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ın akıbetini soran Hanife Yıldız, Meral Akşener’in ‘90’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetler mertçeydi’ sözlerine tepki gösterdi. Oğlu Murat’ı karakola kendi elleriyle götüren ve bir daha oğlundan haber alamayan Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size mertçe getirdim. Siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral Hanım sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim? Bırak Kürt düşmanlığını bırak Alevi düşmanlığını bırak halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de başkanlığınıza da. Sizin siyasetiniz de başkanlığınız da başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.” diyerek tepki gösterdi.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Abdullah Canan 27 yıldır kayıp: Failler üzerindeki koruma kalkanı kaldırılmalı-VİDEO

    Abdullah Canan 27 yıldır kayıp: Failler üzerindeki koruma kalkanı kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- Gözaltına kaybedilişinin 27’nci yılında Abdullah Canan’ı anan Cumartesi Anneleri, AİHM’in bu dosyadan Türkiye’yi mahkum ettiğini hatırlatarak, “Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır” diye seslendi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’na çıkan Cumartesi Anneleri, 929’uncu hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 17 Ocak 1996’da Yüksekova’dan Hakkari’ye gittiği sırada gözaltına alınan ve bir ay sonra işkence edilerek katledilmiş olarak cenazesine ulaşılan Abdullah Canan dosyası kamuoyu ile paylaşıldı.

    “HESAP SORULMUYOR”

    Bu haftaki açıklamayı Cumartesi İnsanları’ndan Mukaddes Şamiloğlu okudu. “Yargı erkinin bağımsız ve tarafsız olmaması; zorla kaybedilme dosyalarının etkin bir biçimde soruşturulup kovuşturulmasını, suça karışan kamu görevlilerinden hesap sorulmasını engelliyor” diyen Şamiloğlu, hukuk ve yargının otoriter rejimin inşasının araçlarına dönüştürüldüğünü söyledi. Şamiloğlu daha sonra Abdullah Canan’ın hikayesini paylaştı.

    MEHMET EMİN YURDAKUL TEHDİT ETTİ

    “43 yaşındaki Abdullah Canan Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. Bölgede yaygın bir biçimde işlenen ve ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri nedeniyle savcılığa başvurdu. Yedi akrabası ile birlikte yaptıkları başvuruda Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Yurdakul, Canan ve şikayetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağırdı. Onlardan kendisi hakkındaki şikayetlerinden vazgeçmelerini istedi. Abdullah Canan şikayetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince, Binbaşı Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildi. Bu olaydan birkaç gün sonra Abdullah Canan, 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı.

    AĞIR İŞKENCE İLE KATLEDİLDİ

    Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak onun gözaltına alındığı inkar edildi. 21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova- Esendere Karayolundaki bir menfeze bırakılmıştı.”

    TABURDA İŞKENCE İLE SORGULANDI

    Katledilmesi sonrası ailesinin, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, katledilmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten Şamiloğlu, “Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak gözaltına alındığı inkar edilen Abdullah Canan’ı Şubat 1996’da tabur karargahındaki revirde, başı sarılı vaziyette gördüğünü söyledi” bilgisini verdi.

    YARGIDAN CEZASIZLIK ÇIKTI

    Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı’nca soruşturma açıldığını hatırlatan Şamiloğlu, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, ailenin ve tanıkların beyanları yeterli ve inandırıcı bulunmadığı iddiası ile 12 Kasım 1999 tarihinde tüm failler hakkında beraat kararı verildiğini kaydetti. Mukaddes ayrıca 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’nin de beraat kararını onadığını aktardı.

    AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ

    Ailenin 1 Aralık 1997 tarihinde davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdığını ekleyen Şamiloğlu, “AİHM 3’üncü Dairesi, ‘Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür’ tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkumiyet kararı verdi” hatırlatmasında bulundu.

    FAİLLERİN İSMİ BELLİ

    Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda, Yargıtay Başsavcısı’nın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na yaptığı itiraz yazısında, AİHM kararında Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile katledenlerin isimlerinin yazılı ve faillerin belli olduğunu söyleyen Şamiloğlu, “Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 230 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “KAYIPLARIMIZI UNUTMAYACAĞIZ”

    Ardından da Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan konuştu. Canan, babasının katledildiğini belirtirken, zaman aşımına son verilerek adaletin sağlanmasını istedi. Canan, “Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerin yargılanması sistem tarafından engelleniyor. Bu nedenle gözaltında kaybetmek ağır hak ihlallerine neden olan suçlarda etkin soruşturma yürütülmeyerek, zaman aşımı devreye sokularak süreç cezasızlık ile sonuçlandırılmaktadır. Ciddi bir araştırma ve etkili bir soruşturma yürütmeyen savcılar, soruşturmaları zaman aşımına uğratmışlardır. Dosyaları zaman aşımı diyerek evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istiyorlar. Devlet ‘zamanınız doldu, kaybettiklerinizi unutun’ diyor. Kayıplarımızı unutmayacağız ve adalet isteyeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, 877’inci haftada Abdullah Canan için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 877’inci haftada Abdullah Canan için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- 17 Ocak 1996 tarihinde Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Abdullah Canan için adalet isteyen Cumartesi Anneleri, Abdullah Canan’ı işkenceyle katledenler belli olduğuna dikkat çekerek, devleti evrensel hukuka uymaya çağırdı.

    Cumartesi Anneleri ve insanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 877’incisi online yaptı. Bu hafta, 17 Ocak 1996 tarihinde Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Abdullah Canan için adalet istedi.

    Abdullah Canan’ın oğlu Tayyup Canan, köylerini yakan dönemin Yüksekova Tabur komutanı Mehmet Emin Yurdakul hakkında savcılığa yaptığı başvuru sonrası gözaltına alındığını ve sonrası 45 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldığını belirterek, “Karakola yakın bir yerde babamızın cenazesini bulduk. Bundan dolayı zaman aşımı uygulamasına son verilsin, adalet sağlansın diyoruz” dedi.

    Zorla kaybetme devlet gücünün en hesap vermez uygulamalarından biri olduğuna dikkat çeken Canan, “Suçu inkar eden bu uygulama aynı zamanda suçun cezasız kalmasını da amaçlar. Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerin yargılanması sisten tarafından engellenir, babam Abdullah Canan davasında olduğu gibi. Ciddi bir araştırma, etkin bir soruşturma yapmayan savcılar, ‘soruşturmaları zamanaşımına uğramıştır’ diyerek, evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istiyorlar” diye konuştu.

    Devletin ‘zamanınız doldu, kaybettiklerinizi unutun’ demek istediğine işaret eden Canan, “Kayıplarımızı unutmayacağız, adalet ve hakikat peşinde koşacağız. Devleti yönetenlere sesleniyoruz; insanlığa karşı suçluları cezalandırmak, devletin evrensel hukuka karşı evrensel bir yükümlülüğüdür. Yükümlülüğünüzü yerine getirin” diye belirtti.

    Basın açıklamasını ise İHD Hakkari Şube üyesi Sibel Çapraz okudu.

    Sibel Çapraz, 877 haftadır haykırdıklarını ifade ederek, “İktidarlar adaleti ve hukuku yargı yoluyla aşındırıyorlar. Yargı sistemi rejimin hak ve özgürlüklere karşı eylemlerine meşruluk sağlama işlevi görüyor. Bu yüzden kaybedilen insanlarımıza ulaşamadığımız gibi onları kaybedenlerden hesap sormamızda mümkün olmuyor” ifadelerine yer verdi.

    877’inci haftada Abdullah Canan’ın dosyasını kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade eden Sibel Çapraz, şunları aktardı:

    “43 yaşında Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. O yıllarda kendi ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. 7 akrabasıyla birlikte Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. Bundan dolayı tanıklar önünde Mehmet Emin Yurdakul tarafından tehdit edildi.

    Bu olaydan bir süre sonra 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Van karayolunda otomobili askerler tarafından durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburuna götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkar edildi.

    21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu. Canan yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüş, elleri, ayakları, gözleri bağlı olarak Esendere karayolundaki bir menfeze bırakılmıştı.

    Canan ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Canan’ın öldürülmesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulundu. İtirafçı Kahraman Bilgiç’in savcılığa verdiği ifadede Abdullah Canan’ın tabur komutanlığında işkence gördüğünü ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayrıca Albay Kamber Oğur da savcılığa başvurarak Abdullah Canan’ın tabur komutanlığındaki revirde yaralı olarak gördüğünü söyledi. Abdullah Canan’ın tabur komutanlığında işkenceyle ‘Yüksekova Çetesi’ tarafından öldürüldüğü Susurluk Komisyonu raporunda yer aldı.

    Gerçek bu kadar ortadayken Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ailenin ve tanıkların ifadeleri yeterince inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001tarihinde Yargıtay beraat kararını onayladı. Canan ailesi 1 Aralık 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Dışişleri tarafından verilen savunmada sanıkların yargılanarak beraat ettiklerini, bu nedenle de Türk makamlarının sorumlu tutulamayacağını söyledi. AİHM ise aralarında askerlerinde olduğu sanıkların suçunun tanık beyanlarıyla sabit olduğuna oybirliğiyle mahkûmiyet kararı verdi.

    Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilişinin 26’ıncı yılında bir kez daha söylüyoruz; Abdullah Canan’ı işkenceyle katledenler bellidir, savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporunda, Yargıtay Başsavcısının itiraz yazısında, AİHM kararında isimleri yazılıdır.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah Canan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan 178 haftadır yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Abdullah Canan’ın oğlu: Bunlar DAİŞ’in öğretmenleridir – VİDEO

    Abdullah Canan’ın oğlu: Bunlar DAİŞ’in öğretmenleridir – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Yüksekova’da 1996’da askerlerce işkence edilerek öldürülen iş insanı Abdullah Canan’ın faillerinin yargılanmasını istedi. Katillerin korunmasına tepki gösteren oğlu Tayyup Canan, “DAİŞ’in aynısını bu çete 90’lı yıllarda bize yaptı. Bunlar DAİŞ’in öğretmenleridir” dedi. 

    Yıllardır meydanlarda kayıplarının akıbetini soran ve faillerinin cezalandırılmasını isteyen Cumartesi Anneleri’nin 773’üncü hafta eylemi polislerin Galatasaray Meydanı’na izin vermemesi nedeniyle 73 haftadır olduğu gibi yine İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi sokağında yapıldı. Polis ablukası altındaki eylemde aileler kayıpların fotoğraflarının üzerinde bulunduğu tişörtler giydi, karanfil taşıdı. Annelere bu haftaki eylemlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da destek verdi.

    Eylemde açıklamayı gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. 43 yaşındaki Abdullah Canan’ın Hakkari Yüksekova’da yaşayan bir iş insanı olduğunu belirten Ocak, bölgede işlenen ağır hak ihlalleri nedeniyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında 7 akrabası ile birlikte savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu ve bu suç duyurusu sonrası tehdit edildiğini ve gözaltına alınarak kaybedildiğini anlattı.

    VAZGEÇMEYİNCE KAÇIRILDI

    Ocak, “Abdullah Canan şikayetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildi. Bu olaydan birkaç gün sonra, 17 Ocak 1996 sabahı Abdullah Canan, Hakkari’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Van karayolunda askerler tarafından otomobil durdurularak gözaltına alındı ve askeri araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak Abdullah Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak onun gözaltına alındığı inkar edildi” diye konuştu.

    ASKERLER İTİRAF ETTİ

    21 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeninin elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova-Esendere karayolundaki bir menfeze saklanmış halde köylüler tarafından bulunduğunu söyleyen Ocak, Abdullah Canan’ın yakın mesafeden 7 kurşunla öldürüldüğünün anlaşıldığını ifade etti. Canan’ın ailesinin olay sonrası Binbaşı Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten Ocak, şöyle devam etti: “Yüksekova Taburu’nda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, tabur komutanı Binbaşı Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak ‘Şubat 1996’da tabur karargahında Abdullah Canan isimli şahsı başı sarılı vaziyette revirde gördüm’ dedi. Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler Abdullah Canan’ı öldürmekle suçlandı.”

    AİHM İŞKENCEYİ TESPİT ETTİ

    Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddialarının “yeterli ve inandırıcı” bulunmadığını aktaran Ocak, 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar Binbaşı Yurdakul için verilen beraat kararının Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi tarafından onadığını anlattı. İç hukuktan sonuç alamayan Canan ailesinin davayı AİHM’e taşıdığını söyleyen Ocak, “AİHM 3’üncü Dairesi ‘Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarında da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür’ tespitinde bulundu” ifadelerini kullandı.

    “BUNLAR DAİŞ’İN ÖĞRETMENLERİDİR”

    Açıklama sonrası konuşan Abdullah Canan’ın kardeşi Nuran Canan, kayıplar bulunup failler yargılanıncaya dek Cumartesi İnsanları’nın mücadelesini sürdüreceklerini vurguladı.

    Abdullah Canan’ın oğlu Tayyup Canan ise, “DAİŞ çetelerinin insanlara yaptıklarının aynılarını bu çete 90’lı yıllarda bize yaptı. Bunlar DAİŞ’in öğretmenleridir. Çünkü bunlar insanlığa karşı suç işlediler. Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar çelişkilerle doludur. Bu katliamın sorumlusu Mehmet Emin Yurdakul’dur. Bu katliam sorumlusu Mehmet Emin Yurdakul ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter insanlık suçu işlememişlerse babam nerede?” diye sordu.

    Konuşmaların ardından faillere dönük yargı kararlarını protesto etmek için 1 dakikalık sessizlik eylemi gerçekleştirildi.

  • ‘Yüreğimizdeki acıları kapatamazsınız’-VİDEO

    ‘Yüreğimizdeki acıları kapatamazsınız’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemlerinde 1995 yılında Hakkari Yüksekova ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen iş insanı Abdullah Canan için adalet talebinde bulundu. 

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 721’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, polis tarafından bir kez daha engellendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokak, polislerce ablukaya alınırken, Cumartesi Anneleri buna rağmen bina önünde bir araya geldi. Eylemde, üzerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyen Cumartesi Anneleri, kayıpların fotoğraflarını ve karanfiller taşıdı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Hüda Kaya ve Oya Ersoy ile çok sayıda Cumartesi insanı da eyleme destek verdi.

    Bu haftaki eylemde 1996 yılında Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen iş insanı Abdullah Canan için adalet talebinde bulunuldu.

    “BEN SİZE KATİL UNVANINI YAKIŞTIRIYORUM”

    Eylemde konuşan Abdullah Canan’ı oğlu Tayyip Canan, 1995 yılında köylerinin Binbaşı Mehmet Yurdakul komutasındaki askerler tarafından yıkılması ardından bu duruma itiraz eden babasının ve akrabalarının suç duyurusunda bulunduğunu söyleyerek, “Ama ne yazık ki katiller yargılanmadı. Tam tersi katiller korundu. Onları koruyanları da anlamış değilim. Hak, hukuk, adalet mücadelemizden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Babamı öldürdüler, beni de öldürebilirler, emin olsunlar ki bizler yine vazgeçmeyeceğiz. Galatasaray Meydanı’ndan korktular ve bizi buraya sıkıştırdılar. Burayı da kapatabilirsiniz, yüreğimizdeki acıları da mı kapatacaksınız? Kapatamazsınız. Bu katiller eğer beraat kararına dayanarak biz katil değiliz diyorlarsa ben burada ‘yürekli misiniz, değilsiniz. Katil misiniz evet katilsiniz. Değilseniz ve yürekliyseniz Cumhuriyet Başsavcılıklarının kapısı açık. Ben size katil unvanını yakıştırıyorum” sözleriyle tepki gösterdi.

    “DÜNYADAKİ EN KÖTÜ UNVAN KATİL OLMAK”

    Dünyadaki en kötü unvanın katil olmak olduğunu vurgulayan Canan, “Gelin yüzleşelim. Yüzleşemiyorsunuz, çünkü katilliğiniz tescil edilmiş. Biz de sonuna kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Yapılan konuşmalar ardından bu haftaki basın açıklamasını ise 1996 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.

    “ŞİKAYETLERDEN VAZGEÇİLMESİ İSTENDİ”

    Yüksekova Dağ Komando Taburu’na bağlı askerlerin 1995 yılında gerçekleştirdikleri operasyonlar sırasında yaşanan ağır hak ihlalleri nedeniyle Abdullah Canan’ın 7 akrabası ile birlikte savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Ocak,  “Bunun üzerine Abdullah Canan ve şikayetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağıran Tabur Komutanı Mehmet Emin Yurdakul onlardan kendisi hakkındaki şikayetlerinden vazgeçmelerini istedi. Abdullah Canan şikayetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince Binbaşı Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildi. Bu olaydan birkaç gün sonra, 17 Ocak 1996 sabahı Abdullah Canan, Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Van karayolundaki Puling çeşmesi yakınlarında askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı ve askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü” dedi.

    TÜM GİRİŞİMLERİ YİNE SONUÇSUZ 

    Canan’ın ailesinin yerel ve ulusal tüm makamlara başvurduğunu ancak girişimlerinin sonuçsuz kaldığını belirten Ocak,  Abdullah Canan’ın gözaltına alındığının inkâr edildiğini kaydetti. Ocak şunları ifade etti: “Abdullah Canan’ın 80 yaşındaki annesi Binefş Canan ve akrabaları eş zamanlı olarak Yüksekova Hükümet Konağı ve Yüksekova Komando Tabur Komutanlığı önünde, ‘Abdullah Canan’ı siz aldınız, onu geri verin’ diyerek günlerce oturma eylemi yaptı. 21 Şubat’ta Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni Esendere beldesinde bir köprünün altındaki menfezde elleri ve gözleri bağlı halde bulundu. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran ailesi Canan’ın liderliğini Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un yaptığı Yüksekova Çetesi tarafından öldürüldüğü iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatı ile öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Olay tarihinde Hakkari’de görev yapan Albay Kamber Oğur, ‘vicdanım susmaya elvermiyor’ diyerek Abdullah Canan’ı Hakkâri Dağ Komando Taburu’na ait revirde başı sarılı halde gördüğüne dair tanık sıfatıyla Yüksekova Savcılığı’na yazılı beyanda bulundu.”

    “CANAN ÖLDÜRÜLMEDEN ÖNCE AĞIR İŞKENCEDEN GEÇİRİLDİ”

    İtiraflara rağmen Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddialarının yeterli ve inandırıcı bulunmadığını da dile getiren Ocak,  “12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. İç hukuktan sonuç alamayan Canan Ailesi davayı AİHM’e taşıdı. AİHM’e savunma veren Dışişleri Bakanlığı, sanıkların beraat ettiğini, bu nedenle Türk makamlarının olaydan doğrudan sorumlu tutulamayacağını ileri sürdü. Ancak AİHM 3. Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı ve etkin soruşturma yükümlülüğü ile ilgili maddelerinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’yi oy birliği ile mahkum etti. Mahkeme kararında, ‘Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkenceden geçirilmiştir’ denildi” sözleriyle hukuk sürecine dikkat çekti.

    “23 YILLIK CEZASIZLIK SON BULSUN”

    Ocak son olarak,  “Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile sorgulayanlar, katledenler ve bedenini kaybetmek isteyenler bellidir. Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda, AİHM kararında isimleri yazılıdır. Canan davasındaki 23 yıllık cezasızlık son bulmalı; onu katledenler, bedenini kaybetmek isteyenler üzerindeki koruma kalkanı kaldırılmalı ve yeniden yargılanarak cezalandırılmaları sağlanmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri adalet istedi: 22 yıl önce Abdullah Canan’ı öldürenler cezalandırılsın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri adalet istedi: 22 yıl önce Abdullah Canan’ı öldürenler cezalandırılsın-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 669. haftasında, 22 yıl önce gözaltında kaybedilen Abdullah  Canan dosyasındaki cezasızlığın son bulmasını talep etti. Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan ise babasını öldürenlere “Katiller, korkaksınız ve katilsiniz” diye seslendi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri 669. haftada İstanbul Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Eylemde açılan “Failler belli, kayıplar nerede?” pankartının üzerine 22 yıl önce gözaltında katledilen Abdullah Canan’ın fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.

    “KATİLLER; KORKAKSINIZ, KATİLSİNİZ!”

    Eylemde ilk konuşmayı Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan konuştu. Canan, anne ve babasının sağlık sorunlarından dolayı katılamadıklarını belirtti.

    Tayyüp Canan “Bazen bir insan bir asır yaşar, ölür ve gider; ardından bir süre yas tutulur ve unutulur” diyen Canan, kimi insanların ise mücadelesiyle tarihe adını yazdırdığına dikkat çekti ve ekledi: 17 milyon kayıp gibi.

    Abdullah Canan’ın ardından güçlü olmaları gerektiğini söyleyen Canan, “Hesap sormak için güçlü olmalıydık, boyun eğmemiz beklenemezdi. Babam son nefesinde bile katillerin yüzüne tükürecek yiğitlikteydi” dedi.

    Yürüttükleri adalet mücadelesini aktaran Canan, “Evet babam Abdullah Canan fiziken aramızda değil ama babamın onurla yaşamını, onurlu duruşunu anlatmak görevimiz” ifadesini kullandı. Yüksekova kayıp yakınlarıyla aile olduklarını dile getiren Canan, defalarca meydanlarda babasını katledenlere “katil” diye haykırdığını söyledi ve hakkında kimsenin soruşturma dahi açmaya cesaret edemediğini belirtti. Zaman zaman duygulanan Canan, Cumartesi Anneleri’nin şahit olmasını istedi ve şöyle haykırdı: “Katiller; korkaksınız, katilsiniz!”

    OHAL: ÖLÜM, İŞKENCE, KAYIP…

    Canan’dan sonra Cumartesi Kayıpları’nın Avukatı ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuştu. Tanrıkulu, 17 aydır OHAL’in devam ettiğini belirtti. OHAL’in, ölüm, işkence, kayıp demek olduğunu söyleyen Tanrıkulu, “Milletvekillerinin, gazetecilerin hapse atıldığı  yargının ve parlamentonun olmadığı bir dönemdir OHAL” dedi.

    Türkiye’de hiçbir yargı kararının olmadığı bir dönem yaşadıklarının altını çizen Sezgin Tanrıkulu, “Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı ve umudumuzu hiçbir zaman kaybetmeden mücadeleye devam edeceğiz” vurgusunda bulundu.

    “ABDULLAH CANAN SEVİLEN BİRİYDİ”

    Cumartesi Annelerinin 669. hafta basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Leyla Kaya okudu. Kaya, Geçmişin OHAL hukuksuzluğunda işlenmiş ve 22 yıldır iç hukukta cezasız bırakılmış bir insanlığa karşı suçu hatırlatmak için buluştuklarını söyledi.

    43 yaşındaki Abdullah Canan’ın Yüksekova’da yaşayan bir iş insanı olduğu ve sevilen sözüne itibar edilen biri olduğu belirten açıklamada, 1995 yılında Yüksekova Dağ Komando Taburu’na bağlı askerler tarafından Abdullah Canan’ın köyü olan Befircan’a (Karlı) operasyon düzenlendiğini aktardı.

    Operasyonda Abdullah Canan’ın evi dâhil 10 evin tahrip edildiği ve bunun üzerine Abdullah Canan ve köyde evleri tahrip edilen 7 akrabası ile birlikte savcılığa, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğu ve mahkemede hasar tespiti yaptırdığı belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

    “Binbaşı Yurdakul, Abdullah Canan ve şikâyetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağırdı. Onlardan kendisi hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçmelerini istedi. Abdullah Canan şikâyetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince, Binbaşı Yurdakul tarafından tehdit edildi.”

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    Açıklamada yapılan tehditlerden bir kaç gün sonra 17 Ocak 1996 yılında Abdullah Canan’ın gözaltına alınma sürecine dair ise şunlar belirtildi:

    “17 Ocak 1996 sabahı Abdullah Canan, Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Yolda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı ve askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü.

    Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurdu. 80 yaşındaki anne Bınevş Canan “ Oğlumu siz aldınız, onu istiyorum!” diyerek Yüksekova Hükümet Konağı ve askeri tabur önünde çocukları ve akrabaları ile oturma eylemi yaptı. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Abdullah Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi.

    21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni, köylüler tarafından Yüksekova-Esendere Karayolundaki bir menfezde bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüştü.”

    “AHİM OY BİRLİĞİYLE MAHKUMİYET KARARI VERDİ”

    Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddialarının yeterli ve inandırıcı bulunmadığı belirtilen açıklamada, “12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi ve 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin beraat kararını onadı” denildi.

    Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “AİHM’e taşın davada mahkeme “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere, Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır” tespitinde bulundu ve Türkiye’nin yaklaşımı şaşkınlık verici olarak bulundu ve oy birliğiyle mahkumiyet kararı verdiği ifade edildi.”

    Son olarak açıklamada Abdullah Canan’ı gözaltına alanların ve işkence ile sorgulayanların, savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, AİHM kararında TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda isimlerinin yazılı olduğu ifade edildi. Abdullah Canan’ı katledenler ve kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılması istendi. (HABER MERKEZİ)