Etiket: ADAKLI

  • KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    KAYY-DER, ‘Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin gösterimini gerçekleştirecek

    PİRHA- KAYY-DER, yapımcısı oldukları ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filminin ilk gösterimini 6 Kasım Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecek. 

    Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAYY-DER), kültür ve sanat atölyeleri çalışmaları kapsamında yapımcılığını yaptığı ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ ilk filminin gösterimini gerçekleştirecek. ‘Kaplumbağalar da Küser / Kûsî Jî Dixeyîdin’ Kürtçe kısa filmini Duhok Film Festivali’ne göndermişti.

    6 Ağustos Pazar günü saat 18.00’de Ataşehir’de bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek film gösteri öncesinde Kayy-Der kadın grubu, erbane grubu, Kürtçe tiyatro grubu sahne alacak.

    KÜRTÇE KISA FİLMİN YAPIMCILIĞINI KAYY-DER ÜSTLENDİ

    KAYY-DER’in çağrısı şöyle:

    “32 yıllık kurumumuz KAYY-DER, Kültür ve Sanat Atölyelerine Sinemayı da katarak Kürtçe Kısa Film çekmiş ve ilk olarak Duhok Film Festivaline göndermiştir. İlk deneyimimiz olan filmimizin İlk gösterimi 06 Kasım Pazar günü saat 18:00 da başlayacak kokteylin ardından, kurumumuzun Kadın Grubu ( Koma Jinên Kayy-Der ê) yine kurumumuz Tiyatro grubu Teatra Evîna Velat oyuncularının gösterimi yine kurumumuz Erbane Grubu (Koma Erbane yê ya Kayy-Der ê) sahnelerinden sonra Kaplumbağalar da Küser (Kûsî Jî Dixeyîdin) filmimizin ilk gösterisi ve tanıtımı yapılacak, ardından da film hakkında davetli eleştirmenler ile kısa bir söyleşi yapılacaktır. Bilet satmak gibi bir derdimizin olmadığını bilmenizi isteriz, STK temsilcilerini zaten davet ediyoruz. Anadilimizin yaşatılması konusundaki hassasiyetimizin bilinmesi ve bu konudaki çabamızın duyurulmasını tabi ki isteriz. Bu konuda mutlaka sizlerin katkısına ihtiyacımız var.

    Yöremiz olan Bingöl köylerinde geçen konulu kısa film, özellikle derneklere; bir derneğin kültürünü yaşatmak için neler, ne tür çalışmalar yapması gerektiği konusunda farkındalık yaratmak için siz değerli basın emekçilerinin de bu çalışmalarımızı halka duyurmak gibi görevlerinizin olduğu bilinciyle, insanlarımıza ulaştırılması konusunda desteklerinizi, aynı zamanda Kültür köşelerinizdeki değerli yazarlarınızı göndermenizi özellikle rica ederiz. Saygı ve dayanışmayla.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Karer’deki Alevi köylerinde yurttaşlar TOKİ ile göçe zorlanıyor-VİDEO

    Karer’deki Alevi köylerinde yurttaşlar TOKİ ile göçe zorlanıyor-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’ün Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesindeki köylerde yaşayan yurttaşların evleri ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle yıkılarak Adaklı’da yapılacak TOKİ binalarına taşınmak isteniyor. Köylerinde ev yapmalarına izin verilmediğini söyleyen yurttaşlar, sağlam olan evleri için ağır hasar kaydı tutulduğunu belirterek bu yolla göç ettirilerek köklerinden koparılmak istendiklerine işaret ediyorlar.

    14 Haziran 2020 tarihinde başta Bingöl’ü etkisi altına alan, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremde birçok ev yıkılmış ve hasar görmüştü. Karlıova, Yedisu ve Adaklı ilçelerini ve köylerini etkileyen depremde 108 yerleşim yerinde toplam 31 bin 487 yurttaş etkilenmişti.

    Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Bingöl Karer’deki köylerde geçen sene gerçekleşen deprem sonrasında hasar tespit komisyonunun, ağır hasar tutanağı tuttuğu onlarca ev yıkılarak Adaklı’da kurulacak TOKİ binalarına taşınmak isteniyor. Köylerinde ev yapmalarına izin verilmeyen yurttaşların bir an önce evlerini boşaltmaları diretiliyor. Çatlaklar oluşan evlerinden ağır hasar gördüğü gerekçesiyle çıkartılmak istenen yurttaşlar ayrıca büyük bir borç altına sokularak topraklarından çıkarılmak istenildiklerine vurgu yapıyorlar.

    ÇATLAKLAR İÇİN ‘AĞIR HASAR KAYDI’ TUTULDU İDDİASI

    14 Haziran 2020 tarihinde başta Bingöl’ü etkisi altına alan, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremde birçok ev yıkılmış ve hasar görmüştü. Karer bölgesindeki Alevi-Sünni köylerinde yerinde inceleme yapan hasar tespit komisyonunun evlerindeki çatlakları ağır hasar kayıtlı yazarak tutanak tuttuğunu iddia eden köylüler, ayrıca kendilerine yeniden ev yapma sözü verilmediğini ifade ettiler.

    AĞIR HASAR KAYDINA RAĞMEN OTURMALARINA İZİN VERİLDİ

    Evlerindeki çatlaklar için yetkililerin ağır hasar tutanağı tuttuğunu söyleyen köylüler, “Madem evlerimiz ağır hasarlıydı neden oturmamıza izin verildi? Canımız bu kadar mı değersiz?” diyerek yaşanan çelişkiye tepki gösteriyor.
    Aradan geçen bir senelik zamanda tek bir yetkilinin dahi durumlarını sormadığını söyleyen köylüler, yetkililerin kendilerine, ‘Ya çıkarsınız ya da biz evlerinizi jandarma eşliğinde yıkarız. Hazırlıklı olun’ dediklerini kaydederek göçe zorlandıklarını kaydediyorlar.

    “YOLUNUZ YOK” DENİLEREK KÖYLERDE EV YAPILMASINA İZİN VERİLMİYOR

    Depremden sonra arazileri üzerinde yeni evler inşa etmek isteyen köylülere arsalarının en az 300 metrekare olması şartı konulmuş. Onlarca dönüm arazileri olan köylülerin yer göstermeleri sonrasında İl Afet Müdürlüğü sözde belirtilen arazilere yol gitmemesi ve tarım arazisi olmasından kaynaklı ev yapmalarına izin vermeyeceklerini bildirmişler. İl Afet Müdürlüğü’nün gerekçesinin tam tersine ev yapılması için gösterilen arazilerin tümünün yolu olduğuna işaret eden köylüler, bu yolla İl Afet Müdürlüğü’nün masraftan kaçınmak istendiğine dikkat çekiyor.

    “EVLER 70 METREKAREDEN BÜYÜK YAPILAMAYACAK” KOŞULU

    Köylülere ayrıca yeni yapmak istedikleri evlerinin 65-70 metrekare olması şartı koşulmuş. Hayvan barınakları, kümes, tandır, samanlık gibi alanların bulunduğu evlerin yeni imar planında 70 metrekareye sığdırılmak istenmesine tepkili olan köylüler çeşitli ölçülerde evi ve arazisi olmalarına rağmen tek tip ve standart büyüklükte evlere hiçbir eşyalarının sığmayacağını ifade ediyor.

    İHALE DAVET USULÜ TOKİYE VERİLDİ

    Adaklı’ya taşınmak istenen köylüler TOKİ işlemleri gerçekleştirirken hukuk kuralları ve ihale mevzuatı açıkça ihlal edilerek davet usulü ile bu projelerin şirketlere verildiğini belirttiler.

    Kimseye duyurulmadan özel olarak davet edilen şirketler arasında, kapalı kapılar arkasında yapılan ihalenin mevzuatı açıkça ihlal ettiğine değinen köylüler saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenilirlik, gizlilik, kamuoyu denetimi, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve kaynakların verimli kullanılması gibi konularda açıkça suç işlendiğine işaret ederek yetkililer hakkında soruşturma başlatılması çağrısında bulunuyor.

    ELEKTRİĞİ, ALT YAPISI OLMAYAN KONTEYNERLERDE YAŞAMAK İMKANSIZ HALDE

    Yıkım kararının kendilerine iletilmesinin ardından tek gözlü, elektriği ve alt yapısı olmayan konteynerlere taşınmak istenildiklerini belirten köylüler, ‘Eşyalarımız dahi sığmıyor biz nasıl sığalım. Peki ya hayvanlarımızı nereye götüreceğiz’ diye sorarak mağduriyetlerine çözüm bulunulmasını bekliyor. Köylüler yaz aylarının sıcak, kış aylarının ise soğuk geçtiği bu konteynerlerde yaşamanın imkansız olduğunu belirtiyor.

    “VATANDAŞ EVİNİ KÖYÜNDE YAPMAK İSTİYOR”

    Karer’e bağlı Pîrcan (Kabaçalı) Köyü’nde arıcılık ile uğraşan Şevket Kalındamar, evlerinin önünden yol geçmemesinin gerekçe gösterilerek Adaklı’ya taşınmak istendiklerini söyledi. Çevre köylerdeki bir çok yurttaşın bu duruma tepki gösterdiğini dile getiren Kalındamar, “Geçen seneki depremin ardından alelacele gelip kontrol ettiler. Biz köylüler geçmiş depremler gibi evlerin yerinde yapılacağını düşündük. Son dönemde evleri yakıp konteynerlerde yaşayacağımızı bildirdiler. Bu konteynerlerin alt yapısı, suyu, elektriği dahi yok. Evlerimizin önünden yol geçmemesi gerekçe gösterilerek Adaklı’ya evlerin yapılacağını söylediler. Vatandaş evinin yıkıp yerlerinde yaşamak istiyor. Amaçları birilerine para kazandırmak mıdır ki böylesi aceleye getiriyorlar” diye sordu.

    “BİRİLERİNE ÇIKAR SAĞLANMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Kalındamar, yerleştirilmek istendikleri konteynerlerde tek bir kişinin dahi ihtiyaçlarını karşılayamayacak olduğuna vurguda bulunarak, “Bu insanlar hayvan sahibi, onları nerede saklayacaklar? Yangından mal kaçırırcasına bu işlerin yapılması aklımıza birilerine çıkar sağlanmaya çalışıldığını akla getiriyor. İnsanlar bu konuda çok tepkili ve tutumları net. Barınma sağlanmadan evleri insanların başına yıkmak hiçbir yerde görülmemiştir. Evlerin toplu yapılması hizmet anlamında da devletin hizmetlerini kolaylaştırır. Ama böyle dağınık halde evler yapılması su ve elektrikte de problem yaşanacak. İnsanların bir arada yaşamayasını engelleyecek. Bütün bunlar planlı yapılıyor. Düşmanları arttıracak” diye konuştu.

    “BU İNSANLARIN HALİ NE OLACAK?”

    Yeni inşa edilecek evlerin yapımı için 210-250 bin TL arasında tutarların istendiğini söyleyen Kalındamar, “Çoğu insan yazları gelip kalıyor. Ekonomik krizden dolayı insanlar önünü göremiyor. Borçlanıp nasıl ödeyecek? Köylerdeki evler deprem sigortası kapsamına alınmıyor. Devlet de destek sunmuyor. Bu insanların hali ne olacak?” diyerek tepki gösterdi.

    “KÖKLERİMİZDEN UZAKLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    Kalındamar, alelacele uygulanmak istenen bu projenin bir amacının da insanları topraklarından göç ettirme olduğuna işaret etti. İnsanları mağdur eden bu karardan bir an önce vazgeçilmesini isteyen Kalındamar, şunları kaydetti:

    “Bu evlerin manevi değeri var. Herkes geçmişi yad ediyor. Tarihi kökten silerek insanları köksüzleştiriyorsun. Bu hesabın bir amacı da asimilasyonu ilerleterek insanları köklerinden uzaklaştırmaktır. Kenger, nasıl ki kuruduğu zaman rüzgar uçurup götürür ve kökü kurur ise; bizler de köksüzleştirilerek buradan savurulmak isteniyoruz. Bizim geçmişten beri Adaklı ile bir bağımız yok. Orada ne toprağımız, ne de yurdumuz var. TOKİ’lerde bizi dört duvara hapsedecekler. Dedelerimin dişle tırnakla emek verdiği bu toprakları değerlendirmek, üretir hale getirmek istiyorum. Bu karardan vazgeçmeliler. İnsanlar ile ortaklaşmalı, görüşlerini almalılar. Bizler betonlar arasına sıkışmak istemiyoruz. Bu projelerin başarı şansı yoktur” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

    “EVİMİZDEKİ ÇATLAKLARA AĞIR HASAR TUTANAĞI TUTULDU”

    Pîrcan (Kabaçalı) Köyü’ndeki bir diğer yurttaş Gülsüm Çalgıcı ise 70 metrekarelik evlere hapsedilmek istendiklerini söyleyerek, “Hayvanlarımız, katıklarımız var nereye sığdıracağız?” diye sordu. Evlerindeki çatlakların ağır hasar olmadığı halde yetkililerce ağır hasar tutanağı tutulduğunu kaydeden Çalgıcı şöyle konuştu:

    “Bizler yeterli bilgilendirilmedik. İtiraz süreçlerinden haberimiz yoktu. Evlerimizi apar topar yıkmak yerine kredi ile evlerimizi yapardık. Gerekçe olarak buranın deprem bölgesi olmasından kaynaklı Adaklı’ya gönderilmek isteniyoruz. Evimizi yeniden yapmak istersek bayağı zorlanacağız. 70 metrekare bir alana sıkıştırılmak isteniyoruz. Hayvanlarımız, katıklarımız var nereye sığacağız? Bunu bizlere zorla dayatmaya çalışıyorlar. Verdikleri konteynerlere eşyalarımız dahi sığmıyor. Tutturmuşlar, ‘hazırlıklı olun gelip yıkacağız’ diyorlar. Neyin hazırlığını yapacağız? Çatlak olan evlerin hepsi ağır hasarlı yazılmış. Ağır hasarlık bir durum da yok, bu kabul edilemez. İzmir’deki depremde duvarları patlamış evlere oturulabilir raporu verdiler. Bizim evimizdeki çatlaklara ise ağır hasar kaydı yazmışlar. Hasar bile sayılmaz. Bu raporlar nasıl verildi? İnsanlarla konuşunlar, dertlerini dinlesinler.”

    “KÖYÜMÜZDE EV YAPMAMIZA İZİN VERMİYORLAR, ADAKLI’YA GİTMEK İSTEMİYORUZ”

    Bir diğer Pîrcan (Kabaçalı) köylü Zühriye Bütün adlı yurttaş da, köyde ev yapmaları için şart konulan 300 metrekarelik alanı göstermelerine rağmen yol olmadığı gerekçesiyle ev yapmalarının engellediğini belirtti. Bütün, mağduriyetlerinin giderilmesi için yetkililere çağrı yaparak, “Evlerimizin yıkılması konusunda başta farklı bir açıklama yapılmıştı. Bize barınabilecek bir yer versinler, sonrasında yıkılabilir. Doldurduğumuz formlarda hiçbir açıklama yoktu. Evlerimizi İl Afet Müdürlüğü’nün yapacağı söylendi. Sonrasında TOKİ işin içine dahil edildi. Kimse Adaklı’daki TOKİ’de yaşamak istemiyor. Bize verdikleri konteynerde ne yerleşebilir, ne ısınabilirsin. Ev yapabilmemiz için en az 300 metrekare bir arazi göstermemizi istediler. Köyde geniş bir arazimizi göstermemize rağmen ev yapamayacaklarını söylediler. Kendi arazimizin üzerinde ev yapmak istiyoruz. Köyümüze yol açmamıza rağmen yolumuz olmadığı gerekçesiyle ev yapmak istemiyorlar. Mağduriyetimizin giderilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “BURADA ANILARIMIZ, MEZARLARIMIZ VAR; GÖÇ ETMEK İSTEMİYORUZ”

    Antalya’da yaşayan ve yaşlı annesine bakmak için köyde bulunan Yekmal (Dolutekne) Köyü’nden Zeliha Erdem de hiçbir sosyal güvencesi olmayan köylülerin Adaklı’da inşa edilecek TOKİ konutlarına 200-250 bin TL arasında borçlandırılmaya çalışıldığını kaydetti.

    Erdem, yaşam alanları olan köylerindeki mezarları, anılarını bırakmak istemediklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

    “Evimizin yıkılması durumunda yeni bir ev yapılması için gösterilecek bir arsamız yok. Evlerimiz yıkılacak diye kardeşim elma ağaçlarını söküp başka bir yere aldı. Bu alanın ev yapmaya müsait olmadığını söyleyerek gittiler. Yaşayacak, gidecek bir yerimiz yok. Annem 94 yaşında ve evi yıkılması durumunda 70 metrekare bir eve hiçbir şeyi sığamayacak. Devlet evlerimizi yerinde yapsın. İnsanları 70 metrekare eve sığdırmak sosyal devletin işi olamaz. İnsanlar çalışmıyor, herhangi bir sosyal güvenceleri yok. İnsanlar hem yerinden yurdundan edilecek hem de borçlandırılacak. Sonrada ev yaptık diye propaganda yapacaklar. Burada mezarlarımız, anılarımız var. İnsanlar bırakmak istemiyor. Köyümüzden göç etmek etmek istiyoruz.”

    Ersin ÖZGÜL/BİNGÖL

  • Hasta eşini sırtında hastaneye yetiştirdi: Bu, devletin ayıbıdır-VİDEO

    Hasta eşini sırtında hastaneye yetiştirdi: Bu, devletin ayıbıdır-VİDEO

    PİRHA – Bingöl’ün Adaklı ilçesinde hasta eşini hastaneye götürmek için sırtında taşıyan bir yurttaş, “Bu, devletin ayıbıdır, 2020’de ülkenin haline bak” diyerek yetkililere sitem etti. 

    Haberin videosu

    Bingöl’ün Adaklı ilçesinde hasta eşini sırtında taşıyarak hastaneye götürmeye çalışan bir yurttaşın görüntüleri sosyal medyada tepki uyandırdı.

    Karlı yolda hasta eşini sırtında saatlerce hastaneye ulaştırmaya çalışan yurttaş, “Bu, devletin ayıbıdır, utanması lazım bu insanların. 2020 yılına gireceğiz, halimize bakın. Bizim belediye başkanımız utansın şimdi” diyerek yetkililere sitem etti.

    Sosyal medyada dolaşan görüntü kısa sürede binlerce kişi tarafında paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Karerliler yetkilileri göreve çağırdı: Yollarımızı yapın-VİDEO

    Karerliler yetkilileri göreve çağırdı: Yollarımızı yapın-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’deki Alevi köylerine giden tüm yollar bozuk. Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesinde bulunan 9 Alevi köyünde yaşayan yurttaşlar, kimlik ve inançlarından dolayı yıllardır hizmet alamadıklarını belirterek, bu sorunlarının bir an önce çözülmesi için yetkililere çağrıda bulundular. 

    Bingöl’ün Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesindeki Alevi köylerinde yaşayan yurttaşlar, yol, elektrik ve su hizmeti alamadıklarından dolayı büyük sıkıntılar yaşadıklarını CAN TV mikrofonuna anlattılar.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN HİZMET ALAMIYORUZ”

    Deşt yaylasından sonra yolun çok sıkıntılı olduğu ve araçlarda yolculuk yapmanın çok zor olduğunu ifade eden Karer’de yaşayan bir kadın can, “Bingöl’e giderken yol üstünde bulanan Sünnilerin yaşadığı köy yollarının tamamı asfaltlanmış. Ama Karer bölgesinde bulanan Alevi köylerinin tamamında yol başta olmak üzere elektrik ve su sıkıntısı bulunmamaktadır. Bizler de bu ülkenin vatandaşıyız, bu ülkeye vergi ödemekteyiz. Neden aynı hizmetleri biz alamıyoruz. Alevi olduğumuz için mi bu hizmetler bize verilmiyor. Sağlık alanında da hiçbir hizmet alamıyoruz. Sağlık ocağı ve hemşiremiz yok. Çevre köylerde varsa bize de aynı hizmetler verilmeli sağlık ocağı ve hemşire istiyoruz” dedi.

    “GEÇİM KAYNAĞI SIKINTISI İLE YOĞUN GÖÇ YAŞANDI”

    “Karer’in geçmişinden bugüne sürekli bir dayanışma ve birliktelik vardı. Karer dayanışma ve sorun çözme noktasında bir merkezdir” diyen Korkan köyünden Binali Tay, şunları söyledi:

    “Ancak 90’lı yıllardan bu yana geçim kaynağı sıkıntısı ve nüfusun artması ile birlikte yoğun bir göç yaşandı. O dönemlerde köylerimiz ve Bingöl arasında çalışan 5 minibüs vardı. Yollar bugüne göre daha iyiydi. Dernek olarak biz bu sorunlarımızı defalarca muhataplarına ilettik. Karer ve Bingöl arasındaki yolun asfalt çalışmalarının yapılması ve derelerin ıslah edilmesini istedik. Verilen sözler tutulmadı, sorun çözülmedi ve halen devam ediyor. O köylerde yaşayan insanlarımız ciddi sorunlar yaşıyor. Buradan tekrar çağrı yapıyoruz; Karer yolları yapılsın dereler ıslah edilsin.”

    “MEVCUT İKTİDARA OY ÇIKMADIĞI İÇİN HİZMET SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLMÜYOR”

    2 yaşındayken köyünden ayrılan ve halen İstanbul’da yaşamakta olan Tuzla Belediyesi Meclis üyesi olan Korkan köyünden Serkan Tay da, “Köyümüzün hasreti ile yanıp tutuşuyoruz. Her sene buralara gelerek ziyaretlerimize ve dergahlarımıza giderek niyaz oluyoruz. Karer köylerinin en büyük sıkıntısı Çır şelalesine gelip devam etmemesidir. Bu yolun yapılmamasının en büyük nedeni ise mevcut iktidara oy çıkmamasıdır. Buralarda Alevi canların yaşamasıdır. Özelikle doğuda yaşayan Alevi köylerin neredeyse tamamında bu sorunlar bulunmaktadır. Bu konuyu daha önce Bingöllü olan Bakan Cevdet Yılmaz’a bir toplantıda ‘yol gitmeyen yere medeniyet, eğitim, sağlık kısacası hizmet gitmez’ diye iletmiştim. Bakan bana üç beş kişi yaşıyor diye yol götüremeyiz cevabını verdi. TBMM’yi ziyaret ederek bununla ilgili çalışmalar yürüteceğiz” diye konuştu.

    “SAĞLIK OCAĞINA İHTİYAÇ VAR”

    “En büyük sorunumuz yol sorunu. Yollarımız dar ve bozuk, kışın kar kapatıyor, yazın iki araba yan yana geçemiyor. Bu nedenle büyük bir sıkıntı yaşıyoruz” diyen Karerli başka bir can ise, “Hastamız olsa götüremiyoruz, götürürsek bile yoldan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Bu sıkıntıları daha çok kışın yaşıyoruz. Köylerimize yollar ve en kısa zamanda sağlık ocağı yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “SÜREKLİ SORUN YAŞIYORUZ”

    Pircanlı olan ve evlenip Karer’e gelen bir kadın can ise, “Burada olmaktan gurur duyuyorum. Buraya her geldiğimizde yol, su ve elektrik konusunda her zaman sorun yaşamaktayız. Bunların bir an önce çözülmesi gerekiyor” dedi.

    “YAŞAM ALANINI GÜÇLENDİREREK HİZMETE ZORLAYALIM”

    Korkan köyünden Hasan Kaplanseren İstanbul’ Karer Kültür Dayanışma derneğinde başkan yardımcılığını yapıyor. Kaplanseren “Dernek olarak Karer köylerinin bütün sıkıntılarını yetkililere  yazılı da bildirdiğimiz halde Karer’in yol, su, elektrik ve sağlık sorunu bir türlü çözülmüyor. Çözülmemesinin nedenlerinden bir tanesi Karer çok göç verdiğinden dolayı yaşamsal alan olmadığını belirtiyorlar. Bu yaşamsal alanı tekrar yaratmak için tüm Karerlileri birlik ve beraberlik içerisinde Karer’de tekrar yapılaşmaya özelikle emekli olan canları evler yaparak Karer’de yaşamaya davet ediyorum. Oradaki yaşam alanını güçlendirerek yetkilileri hizmete zorlayalım” diye konuştu.

    “KİMLİK VE İNANCINDAN DOLAYI HİZMET VERİLMİYOR”

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in geçtiğimiz haftalarda mecliste söz alarak konuya işkin bir konuşma yaptığını hatırlatan Agire Jiyan solisti Ali Geçimli ise, “Karer Kültürel, kimlik ve inanç yapısı olarak da Kürt Alevi toplumundan oluşmaktadır. Bugüne kadar gelen bütün hükümetler belli bir yere kadar Karer yollarını yapıyor. Karer’de her yıl geleneksel olarak düzenlenen festivale yüzlerce can katılıyor. Ama sürekli sorun yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “AYRIM YAPILMADAN HİZMET VERİLMELİDİR”

    Karer Sağyan doğumlu Hasan Uzunyayla, “Köklerimizi ve komşularımızı bu etkinliklerde görüyoruz. Belli bir yere kadar asfaltlamanın yapıldığını ama Karer köylerinin sınırlarına girildiğinde hizmet verilmediğini görüyoruz. Bugüne kadar sürekli ötekileştirilen ve dışlanan toplumlar gördük. Bunun ülkeye bir şey kazandıramayacağını biliyoruz. Bu ülkede barış, huzur sağlanmak isteniyorsa bütün toplumlar eşit yurttaş olarak görülmeli ayrım yapılmadan hizmet edilmelidir. Ancak bununla birlikteliğimizi sağlayıp ülkeye barış ve huzur getirebiliriz” diye konuştu.

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir de, Haziran ayında Bingöl’deki Alevi köylerine giden tüm yolların bozuk olduğuna dikkat çekerek bu sorunların bir an önce çözülmesi için yetkililere çağrıda bulunmuş ve konuya ilişkin meclise önerge vermişti.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Kayyum ile görevden alınan Alevi muhtarlar yeniden aday oldu-VİDEO

    Kayyum ile görevden alınan Alevi muhtarlar yeniden aday oldu-VİDEO

    PİRHA – Bingöl’de köy muhtarlığı yaparken kayyum ile görevine son verilen Ermiş Kal Bingöl Belediyesi encümen adayı. Kal, devletin Alevi köylerine öteki gözüyle baktığını ifade ederek “Dürüstlük temelinde yolumuza devam edip köyümüze, toprağımıza sahip çıkacağız” dedi. Sütlüce Köyü muhtar adaylarından Erdoğan Otmar ise yasaklı mezralara da dikkat çekerek “Bizleri geri plana atıyorlar” dedi. 

    Adaklı ilçesi Altınevler Köyü Muhtarı Ermiş Kal, Bingöl’de kayyum ile görevine son verilen sekiz muhtardan biri. 2004 yerel seçimlerinde muhtar olarak göreve başlayıp 3 yıl aralıksız hizmet veren Kal, Alevi kimliği nedeniyle ötekileştirildiğini ifade etti. Kal, şimdi Bingöl Belediyesi encümen adayı.

    “BİZLERE NEDEN OY VERMİYORSUNUZ?”

    “Alevi damgasını hep gördük” diyen Kal, köylerinin boşaltılması için büyük baskı gördüklerini ifade ederek şunları aktardı:

    “Alevi olmamız devletin gözünde hep öteki karşılanıyordu. Devlet kapılarına gittiğimizde hiçbir zaman doğru düzgün hizmet alamıyorduk. Bizler bölgede sekiz Alevi köyü olarak hizmet göremedik. Ve bizlere hep ‘Neden bizlere bu bölgede oy çıkmıyor?’ diye soruyorlardı. Her şeyden mahrum kaldık. Gerek altyapı olsun, gerek diğer hizmetler konusunda bu tür uygulamalara maruz bırakıldık. Örneğin köylerimizdeki okul yok. 8 köyde tüm öğretmenleri geri çektiler. Adeta insanların göç etmeleri için, Alevi köylerinin boşaltılması için ellerinden ne geldiyse onu yaptılar ama biz de direndik. Köylerimizi terk etmemeye çalıştık. Bakanlık kararıyla 8 muhtar arkadaşa kayyum atandı. Muhtarların 6’sı Aleviydi. Bu durum düşündürücüdür. Bize bakış açılarını gösteriyorlar. Ama biz, hiçbir zaman baskı ve zulüm ile diz çökmeyip, biat etmeyeceğimizi defalarca söyledik. Dürüstlük temelinde yolumuza devam edip köyümüze toprağımıza sahip çıkacağız.”

    “SEÇİMLERLE TEKRAR GELECEĞİZ”

    Ermiş Kal, “Halkın iradesi ile bu görevi aldık” diyerek iktidarın “Beka” iddiasını da şu sözlerle eleştirdi:

    “Bana diz çöktürüp geri adım attırmaya çalıştılar. Ne olursa olsun biz seçilmiş insanlarız. Bu iradeyi tanımayıp, kayyum atarsan yerel seçimlerde tekrar buralara geliriz. AKP’nin yapmış olduğu zulüm sonucunda halk, ülkenin uçuruma gittiğini görüyor. AKP şimdi beka sorunu var diyor. Ülkede beka sorunu yok. Kendilerinin kazanamama sorunu olduğu için beka diye kamuoyuna yansıtıyorlar. Ama halk şunu çok iyi görüyor ki bu beka sorunu değil, AKP’nin zulüm sorunudur. Halk artık bu zulme ‘dur’ diyecektir.”

    “BİZLERİ GERİ PLANA ATIYORLAR”

    Bingöl’de kayyum ile görevine son verilen bir diğer muhtar ise Erdoğan Otmar oldu. 31 Mart yerel seçimlerinde Sütlüce Köyü muhtarlığı için tekrar aday olan Baba Mansur Ocağına mensup Otmar, “Halkın, beni seçmesinin en önemli nedeni tüm köylü ile bir arada oluşumdur. Halktan destek alarak bu göreve seçildim” dedi.

    Devletin, Alevi köylerini öteki gördüğünü ifade eden Otmar, yasaklar nedeniyle halkın büyük zorluklar yaşadığını söyleyerek şunları aktardı:

    “Kesinlikle Alevi köylerine yeteri hizmet verilmiyor. Köyümüzdeki 10 mezranın şu anda yolları kapalı ama Alevi olmayan köy mezralarının bütün yolları açık. İnsanlar 50 kiloluk arpayı sırtlarına yüklenerek 5 kilometre yol yürüyor. Köylerimize karşı kesinlikle duyarsızlık söz konusu. Bulunduğumuz bölge sebebiyle Bizleri hep geri plana atıyorlar”

    PİRHA/BİNGÖL

     

     

     

     

     

  • Bingöl’de yerel seçim öncesi görevden alınan muhtarların çoğu Alevi

    Bingöl’de yerel seçim öncesi görevden alınan muhtarların çoğu Alevi

    PİRHA- İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasının ardından görevden alınan muhtarlar da yavaş yavaş belli olmaya başladı. Bingöl’de görevden alınan 9 muhtardan 6’sı Alevi. 

    İçişleri Bakanlığı tarafından milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapılarla bağlantılı oldukları iddiasıyla 103 köy ile 156 mahalle muhtarı olmak üzere toplam 259 muhtarın görevden alındığı bildirilmişti.

    İçişleri Bakanlığı’nın 259 muhtarı görevden almasını Meclis gündemine taşıyan HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Saraya gitmeyen muhtarlar mı hükümetin hedefinde” diye sormuştu.

    Bingöl Adaklı İlçesi Altınevler Köyü (Şirnan) Muhtarı Ermiş Kal da görevden alınan muhtarlardan. Kendilerine herhangi resmi bir yazının gelmediğini söyleyen Kal, görüştükleri valilik ve kaymakamın görevden alındıklarını ve kendi seçtikleri insanların muhtar olarak atanacağını söylediklerini ifade etti.

    YEREL SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN

    Alevi köyünde 15 yıldır muhtarlık yapan Ermiş Kal, “Bölgede belediyeler başta olmak üzere bitirildi. Hızını alamayan İçişleri Bakanı bu defa da muhtarları hedef aldı. Yerel seçimler de yaklaşırken genellikle Alevi köylerinde böyle bir politika devreye soktular. Aleviler her zaman mazlumdan yana olmuştur. Biz de bu duruşu sergilediğimiz için yerel seçimlerde yaklaşırken her zaman haksızlığa karşı mücadele eden HDP’ye çok oy çıktığı için hırsını bu şekilde bizden aldılar” dedi.

    “ALEVİLERİN YAŞADIKLARI BÖLGELERİ İNSANSIZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    Kal, görevden alınan 6 muhtarın Alevi olmasının da tesadüf olmadığını söyledi.

    Kal sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bingöl’de de 9 muhtar görevden alındı. 6 tanesi ise Alevi köyü. İşlemlerin ardından da kendi belirledikleri kişileri atayacaklar. Devletin yıllardan beri bize yönelik politikasıdır bu. Alevilerin yaşadığı bölgeleri boşaltmak, insansızlaştırmak ve bu coğrafyaya farklı kültürlerden insanları yerleştirmek. Biz bu politikaları çok iyi biliyoruz. Bu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor.”

    “BİAT DEĞİL MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Görevden alınan muhtarların yerine atanacak kayyımı tanımadıklarını ifade eden Kal, şunları söyledi:

    “İnsanları tehdit eder şekilde, ‘Ya biat edeceksiniz bize ya da ettireceğiz, diz çöktüreceğiz’ diyorlar. Ama biz hiçbir zaman Seyit Rıza’nın dediği gibi, ‘Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Siz de bana diz çöktürtemediğiniz bu da size dert olsun.’ Biz aynı şeyi Seyit Rıza’dan aldığımız şiar ile hareket ediyoruz.

    Onlar bize ne yaparlarsa yapsınlar biz biat etmeyeceğiz. Biz mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bunlarla ilgili Altınevler köyünde atanacak kayyımı ne tanır ne de isteriz. Köyde de bu görevi hiç kimse talep etmeyecektir. Bundan sonra da seçilecek insanlar da kesinlikle mazlumdan yana yer alacaklardır.”

    Kal, yaşananlara ilişkin de basın toplantısı yapacaklarını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    Yıldız: Kürt Böreği adını almak rengimizi korumakla ilgili-VİDEO

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız, Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneğinde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde stand açan Yıldız “Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraç edilen Mamoste Rıfat Yıldız Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor. Kürt Böreği Festivalinde kitap-dergi standı açan Yıldız PİRHA’ya konuştu.

    Yıldız “Kürt Böreği’nin isim hakkını almak ve burada biraraya gelmek önemli. Burada amaç börek yemek değildir. Kendi topraklarımıza ve kültürümüze olan özlemi gidermektir. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” dedi.

    İki yıl önce KHK ile ihraç edilen Tarih öğretmeni Rıfat Yıldız, şimdi İstanbul’da Karakoçan, Kiği, Adaklı, Yayladere, Yedisu (KAYYDER) Derneği’nde dil dersleri veriyor.

    İstanbul’a gelmeden önce Muş Kurdi-Der’de dil dersleri vermiş. Aynı dönemde Muş Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünde öğrencilik yapan Yıldız, mastır eğitimine de aynı üniversitede devam ediyor.

    Yıldız “Şimdi KAYYDER’de özel dersler veriyorum. Hafta sonları da toplu derslere giriyorum” diyor.

    Bu derslerin hangi aralıklarla verildiğini ve ilginin nasıl olduğunu sorduğumuzda, “Kursiyerlere göre değişiyor. Kursiyer vardır her gün ders alıyor. Kursiyer vardır haftada bir gün alıyor. Kursiyer vardır haftada bir saat alıyor” cevabını veriyor.

    “KÜTLERİN DIŞINDAKİ KESİMLERİN İLGİSİ DAHA YOĞUN”

    İlgi konusunda ise şunları belirtiyor:

    “Doğrusunu söylemek gerekirse bir alaka var. Fakat bu yeni siyasal atmosfer içinde biraz korku da var. Bu korkuya rağmen yine de alaka var. Bu ilgi sadece Kürtlerden gelen bir ilgi değil. Kürtlerin dışındaki kesimlerin de ilgisi yoğun.

    Bu sene çoğunlukla öğrencilerim Türklerden oluşuyor. İki de yabancı vardı, bunlardan biri İngiliz, diğeri ise Amerikalıydı. Öğrencilerim arasında akademisyen var, sinemacı var, tiyatrocu var.”

    “DİL DİSİPLİN VE SABIR İSTİYOR”

    Dil kursuna gelenler öğreniyorlar mı peki diye soruyoruz? Mamoste Yıldız şöyle cevaplıyor:

    “Öğreniyorlar elbette. Mesela Boğaziçi Üniversitesi’nden bir kadın geldi. Neredeyse benim kadar Kürt dilini ve gramerini gayet iyi öğrendi. Sonra geldi masallar üzerine çalıştık. Şöyle bir şey, dil konusunda öğrenmenin sınırı yoktur. Biraz sabır ve disiplin istiyor. Bu disiplin biz Ortadoğu halklarında fazla yoktur. Ama Avrupa terbiyesini almış insanlarda var. Bir de bilinen isimlerden Profesör Mesut Yeğen var öğrencilerim arasında. 7 aydır o da geliyor. Bir hayli ilerleme sağladı. Böyle isimler var yani. Biraz disiplin ve sabır istiyor. Yani ben ders veriyorum ama öğrencilerimden öğrendiğim çok şey de oluyor. Bu şekilde devam ediyor.”

    “26 YILDIR ÇIKAN BİR DERGİ: KAYY-DER”

    Mamoste Rıfat Yıldız, 3. Kürt Böreği Festivali’ne üzerinde dergi ve kitapların olduğu bir stand ile katılmış. Kitap ve dergi almaya gelenlere ekstra güzel sohbetini ve güler yüzlü duruşunu da ekleyerek sunuyor.

    “Burada bir stand açmışız, kitap satıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın Seher adlı kitabı ile yine cezaevinde olan İdris Baluken’in romanı Üç Kırık Dal adlı kitabını satıyoruz. İki tane de KAYY-DER bünyesinde çıkan dergimiz var” dedikten sonra dergiye ilişkin şu detayları veriyor:

    “Son sayısı yani 51. Sayı ile bir önceki sayısı var standımızda. KAYY-DER’in dergisi 1992’den bu yana çıkan bir dergidir. Bu dergi Türkçe ve Kürtçe olmak üzere iki dilli olarak çıkıyor. Bu dergi üzerine de bir çalışmam oldu. Yani bu dergide kimler yazmış, nasıl bir yol izlemiş, kültürel çalışmalara, bölgenin folkloruna dair izler nasıl yer almış. Siyasi konulara mı yoksa folklora mı ağırlık verilmiş vb. konularda bir çalışma yürüttüm.

    Tabi bir kitabın, derginin çıkarılması, yayınlanması günümüz koşullarında biraz zordur. Uğraş istiyor, emek istiyor. 28 yıldır bu kurum var dergi ise 26 yıldır çıkıyor. Bu 26 yıl içinde toplam 3 defa çıkmamış, bunun nedenlerine bakınca da ekonomik sorunların olduğunu görüyorsun.”

    “BU DERGİ KENDİ BAŞINA BİR ARŞİV NİTELİĞİNDE”

    Yıldız şöyle devam ediyor:

    “Bu dergi kendi başına bir arşiv niteliği taşıyor. İsmail Beşikçi de dahil birçok kişi bu dergide yazmış. Peri vadisinde yaşayan ilçe ve köyleri yani o bölgeyi düşündüğümüzde oraya dair bu dergide derin folklorik izler görüyoruz. Şiirler, deyişler, türküler, atasözleri, deyimler ve masallar var.

    Ayrıca Türkiye’nin siyasi atmosferi de bu dergilerde 26 yıl boyunca kendisini göstermiş. Bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

    KÜRT BÖREĞİ PATENTİ NEDEN ÖNEMLİ

    Mamoste Rıfat Yıldız’a, “Dil üzerine çalışan birisiniz, özellikle Kürt Böreği’ndeki Kürt kelimesi üzerine tartışmalar yürütüldü. “Küt Börek” dendi, “Sade Börek” dendi, “Hamal Böreği” dendi ama bir türlü Kürt Böreği demeye diller varmadı. Nitekim KAYY-DER yönetimi uzun uğraşlardan sonra “Kürt Böreği” adı altında patent aldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soruyoruz. Yıldız söyle bir örnekle giriyor bu konuya:

    “Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Genel anlamda dikkatinizi devletli sistemlere ve onun sömürgeci aklına verdiğinizde bu tür sistemlerin hepsinde bu yaklaşım var. Mesela Fransa gidiyor Cezayir’i işgal ediyor. Orada sadece seni öldürmüyor, sadece kurşun sıkmıyor. Önce kurşunu senin ruhuna ve beynine sıkıyor. Neden yapıyor bunu? Unutman için, kendi kültürünü, tarihini, müziğini, folklorunu, sanatını vb. unutman için.”

    “AMAÇ TARİHSEL HAFIZANIN BİTİRİLMESİ”

    Devam ederek “Aynı şeyler burada da sürdürülüyor. Bakıyorsun önce ne yapmışlar, önce Kürt kendisinden utansın diye politikalar üretmişler. Yani dilinden, kültüründen, kimliğinden, tarihinden utansın istemişler. Şimdi tarihsel hafızanın bitirilmesi olarak da değerlendirmek lazım bunu. Bu politikaya karşı duruş önemlidir. “Kürt Böreği ismi burada semboliktir. Ama anlamı büyüktür. Burada insanların bu isim altında bir araya gelmesi önemlidir. Amaç börek yemek değildir. Başka bir şey vardır. Toplumun gönlünde aslında burada bir araya gelişin başka bir anlamı var. Bu aslında kendi topraklarına olan özlemi anlatıyor. Bu kent ortamında bir araya gelmenin koşulları kalmadığı için böylesi bir ortam oluştuğunda bir araya geliyor ve kendi kültürünü yaşatıyor. Özlemini gideriyor.

     “RENGİNİ KORUMANIN ÇEŞİTLİ YOLLARI VAR”

    Burada bir korkusuzluk da var. Bir direniş de var. Bu bazen bir festival ile olur. Bazen siyasetle olur. Bazen bir dilin kelimesini kullanmakla olur. Bazen bir şiir okumakla olur. Bu bazen bir dengbêjin sesini açmakla olur. Bazen bir kadının başındaki yazmayla, giydiği fistanla, erkeğin giydiği şalvarla olur. Biz kendi rengimizi koruyalım ve yansıtalım yeter ki. Ya rengimizi ve bize ait ruhu koruyacağız ya da bize dayatılan yaşama entegre olacağız.

    Öncelikli olan ruhumuzdur bize ait olandır ve bizim bunu korumamız lazım. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi rengimiz ve ruhumuzdan kopmayalım” ifadeleriyle değerlendiriyor.

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    KAYY-DER’in geleneksel zereveti yemeğine bu yıl da ilgi büyüktü-VİDEO

    PİRHA – KAYY-DER her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yılın ilk pazarında yeni yılı karşılamak amacıyla geleneksel zereveti yemeğini verdi. Dayanışma ile gerçekleşen yemeğe bu yıl yazar ve şairlerin katılımı da ayrıca renk kattı.

    1990 yılından kurulan ve sosyal-kültürel çalışmalarıyla her zaman dikkat çeken Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) İstanbul Kadıköy’deki dernek binasında her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel Zereveti (zılfet-zerfet) yemeği verildi.

    Geçen yıllardan farklı olarak bu yıl o coğrafyanın bağrından çıkmış Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairlerin katılımcılarla yaptığı söyleşi ve kitaplarını imzalaması oldu.

    Her yılın ilk Pazar günü dayanışma ile verilen Zerevet yemeğinde özellikle kadınların emeği dikkat çekiyor.

    “DERNEK KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İÇİN VAR”

    Dernek çalışmalarında emek harcayan Nimet Çelebi Erdoğan Aslında kültürümüzde böyle bir şey var, ama şehirlere göç ettiğimiz için birbirimizden uzak düştüğümüz için bu kültürümüzü çok uzun zaman düzenli olarak sürdüremedik. Dernek bu manada önemli rol oynadı. Dernek yapmadığı zaman bu kültür yok olup gidecekti diyor.

    Erdoğan derneğimiz kurulduğundan beri her yıl yılbaşından sonraki ilk Pazar günü insanlarımızı çağırıyor, buraya toplanılıyor ve zırfet etkinliği yapılıyor derken amacını da şöyle belirtiyor. Burada amaç hem kendi kültürümüzün ürünü olan yemeği birlikte yemek hem de bir araya gelip birbirimizden haberdar olmak. Farklı paylaşımlarda bulunmak.

    Genelde kadınların bu yemeği hazırlamada rol oynadığını belirtiyor Erdoğan.

    “YENİ YILI KARŞILAMAK İÇİN YAPIYORUZ”

    Hazırlanan Zereveti yemeğinin bıçakla kesilmesi, içinin doğranması, sarmısaklı ayran ve tereyağının dökülmesinden tutalım estetik görüntü kazanmasındaki tüm aşamalar kadınlar tarafından gerçekleşiyor.

    Emek harcayan kadınlar hazırlık aşamasının kendileri açısından sosyal bir aktivite olduğunu ve bundan zevk aldıklarını da ekliyorlar.

    Her yıl bu etkinliğe katılan Şükran Negiz’de geleneklerimize, örf adetlerimize sahip çıkıyoruz, bu kültürü çocuklarımızın da yaşamasını istiyorum. Çok güzel bir etkinlik diye değerlendiriyor.

    Behice Kuloğlu ise eskiden özel günlerde, yılbaşılarda yapılan özel bir yemekti bu. Yöresel yemeğimizdir. Yılbaşını karşılamak için bir araya gelip bu yemeği yapıyoruz.

    ZIRAVÊ TÜRKÜSÜ EŞLİĞİNDE ZEREVETİ HAZIRLANIYOR

    Zereveti yemeğinin hazırlanmasında emek harcayan kadınlardan biri de Güneş Taş. Güzel sesiyle de bilinen Güneş Taş geçmiş yıllarda KAYY-DER bünyesinde kurulan Koma Dengê Biratî Grubunda yer almış. Güneş Taş 1990’lı yıllardan beri KAYY-DER bünyesinde Gaxan yani köyde kutladıkları gibi yılbaşı geleneğini İstanbul’da da sürdürdüklerini söylüyor. Gaxan’ın dayanışmacı yanlarını bize anlatıyor.

    Güneş Taş çalışırken aynı zamanda Zıravê türküsünü söylüyor. Orada bulunan tüm kadınlar da ona eşlik ediyor.

    Geleneksel Zereveti yemeği yenildikten sonra Yılmaz Tektaş, Akif Arda, Esat Şenyuva, Erol Gürbey, Cevat Eran, Turabi Kişin ve Mehmet Aktar gibi yazar ve şairler kitaplarını tanıtı, katılımcılarla söyleşi yaparak kitaplarını imzaladı.

    Turabi KİŞİN/İSTANBUL

  • KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    KAYY-DER’in dayanışma gecesi 3 Aralık’ta

    PİRHA – Kiği – Karakoçan – Adaklı- Yayladere- Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (KAYY-DER) düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık’da gerçekleşecek. 

    KAYY-DER’in düzenleyeceği dayanışma gecesi 3 Aralık Pazar günü saat 18.00 ile 23.00 arası Ümraniye Salon Prıncess’de (Büyük salon) gerçekleşecek.

    Sunuculuğunu tiyatrocu Kemal Ulusoy’un yapacağı gecede sanatçı Rojda ve Alican Bilgin sahne alacak.

    Koma Jinê KAYY-DER’ê müzik Gurubu ile KAYY-DER Koma Dilan Halk Dansları grubunun da sahne alacağı gecede, 23. Geleneksel Futbol Turnuvası’nda dereceye girenler için Ödül Töreni de yapılacak. Geceye Sinan Boral ile Hasan Karakoç da davul zurnalarıyla renk katacak.