Etiket: adalet arayışı

  • Roboski Katliamının 13. yılı!

    Roboski Katliamının 13. yılı!

    PİRHA- Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, 28 Aralık 2011 gecesi TSK bombardımanında çoğu çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Katliamın üzerinden geçen bu zamana karşı hala failler yargılanmadı, iktidar AYM ve AİHM eliyle katliamın üstünü örtmeye çalıştı. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Aralarında çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin yarısından fazlası Encü ailesindendi.

    Ana akım medya, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan duyuruya kadar konuya yer vermedi.

    Ölenlerin bedeni yanık ve parçalanmış haldeydi. Köylüler kendi cenazelerini kendileri taşımak zorunda kaldı. Battaniyelere sarılmış cansız bedenler katırlarla kilometrelerce taşındı.

    Katliamın ardından çoğu AKP’li üyelerden oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, ‘Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var’ denildi.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında Haziran 2013’te görevsizlik kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı da, 7 Ocak 2013’teki gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi.

    Takipsizlik kararına ailelerin itirazı da 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Aileler, ‘Ölenler arasında PKK mensupları vardı’ diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

    1108 avukat Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yaşamını yitiren 34 kişinin yakını olan 281 kişi adına Ağustos 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. AİHM, Roboski için yapılan başvuruyu ‘2 gün gecikti’ diyerek reddetti.

    Adalet arayışlarını sürdüren aileler, 11 Mayıs 2012’de katliamın 200. gününde ve 500. gününde askerin gaz bombalı, coplu saldırısına uğradılar. 500. gününde katliamın yapıldığı yere gittikleri için ‘sınır ihlali yaptıkları’ gerekçesiyle 110 kişiye 3 biner lira ceza kesildi. Uludere Sulh Ceza Mahkemesinde haklarında dava açıldı. Ancak mahkeme, ‘Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasının sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir’ diyerek aileler için beraat kararı verdi.

    AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Ailelerse “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetti.

    Aileler, Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneğini (ROBOSKİ-DER) kurdu. Katliamda kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü derneğin başkanlığına seçildi. Ancak dernek KHK ile kapatıldı.

    Katliamın ardından, Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojava Parkı’ndaki Roboskî anıtı parçalanarak kaldırıldı. Heykeltıraş Suat Yakut tarafından yapılan anıtta, 8 füze maketi, avuçlarını açmış ağıt yakan kadın heykeli etrafında katliamda yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin yazılı olduğu mermerler bulunuyordu.

    Katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Şırnak Milletvekili seçildi.

    Encü hakkında, katliamdan sonra köye taziyeye gelen Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a linç girişiminde bulunduğu iddiasıyla ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle dava açıldı. Ferhat Encü’nün 2015 yılında milletvekili seçilmesinden sonra dosyası ayrılarak, yargılanması için Adalet Bakanlığına fezleke gönderildi. Encü’nün dokunulmazlığının kaldırılması ve başka bir soruşturmadan tutuklanması üzerine davalar yeniden birleştirildi.

    Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 4 Kasım 2017’de tutuklanarak cezaevine konulan ve hakkında 22 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Ferhat Encü’nün tahliyesine karar verildi. 15 Şubat 2017’de cezaevinden tahliye edilen Encü, iki gün sonra tahliyesine yapılan itiraz sonucunda yeniden tutuklandı. “5442 Sayılı İl İdaresi Kanuna aykırılık, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarından 4 yıl 7 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılan Encü, 2 yıllık yeniden tutukluluk süresinin sonunda 14 Haziran 2019 tarihinde tahliye edildi.

    TSK BOMBARDIMANINDA HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    Karker Encü: 16 yaşındaydı.
    Seyithan Encü: 21 yaşındaydı.
    Nadir Alma: 26 yaşındaydı.
    Mehmet Ali Tosun: 24 yaşındaydı.
    Şervan Encü: 19 yaşındaydı.
    Nevzat Encü: 19 yaşındaydı.
    Osman Kaplan: 31 yaşındaydı.
    Özcan Uysal: 18 yaşındaydı.
    Selim Encü: 39 yaşındaydı.
    Vedat Encü: 18 yaşındaydı.
    Muhammet Encü:
    Mahsum Encü: 17 yaşındaydı.
    Bilal Encü: 16 yaşındaydı.
    Erkan Encü: 13 yaşındaydı.
    Hüsnü Encü: 20 yaşındaydı.
    Savaş Encü: 14 yaşındaydı.
    Cihan Encü: 19 yaşındaydı.
    Cemal Encü: 17 yaşındaydı.
    Serhat Encü: 15 yaşındaydı.
    Hamza Encü: 21 yaşındaydı.
    Celal Encü: 15 yaşındaydı.
    Şerafettin Encü: 18 yaşındaydı.
    Selam Encü: 22 yaşındaydı.
    Bedran Encü: 13 yaşındaydı.
    Fadıl Encü: 20 yaşındaydı.
    Hüseyin Encü: 20 yaşındaydı.
    Aslan Encü: 17 yaşındaydı.
    Şıvan Encü: 13 yaşındaydı.
    Orhan Encü: 21 yaşındaydı.
    Zeydan Encü: 25 yaşındaydı.
    Salih Encü: 16 yaşındaydı.
    Yüksel Ürek: 21 yaşındaydı.
    Adem Ant: 19 yaşındaydı.
    Salih Ürek: 18 yaşındaydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkması engellendi; 26 gözaltı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkması engellendi; 26 gözaltı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda eylem ısrarı bu haftada polis ablukasında devam etti. Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’na çıkmaları yine engellenen Cumartesi Anneleri, hak savunucuları ve desteğe gelenler gözaltına alındı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/insanları, eylemlerinin 969’uncusunu gerçekleştirdi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği ihlal kararına rağmen 28 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti. Bu haftaki eyleme, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Milletvekilleri, Celal Fırat ve Özgül Saki, MYK Üyesi Musa Piroğlu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık ve kadın örgütleri katıldı.

    POLİS ARACIYLA BASINI ENGELLEDİLER

    Meydan ve meydana çıkan ara sokaklarda polisler tarafından saatler öncesinde ablukalar başladı. Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/insanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Ablukanın ardından Cumartesi Anneleri gözaltına alındı. Gözaltı anlarını görüntülemek isteyen basın mensuplarının önüne polis araçları çekilerek görüntü alınması engellendi.

    “BUNU İNSANLIK SUÇU OLARAK GÖRMEK GEREKİYOR”

    Polis ablukasından sonra konuşan HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, şunları söyledi:

    “Bu kesinlikle kabul göreceğimiz bir mantık değil. Türkiye’nin bu görüntülerden arınması lazım. Bunun yegane yolu demokratik bir cumhuriyetten geçmek. Bu meselelerin oturarak konuşulması gerektiğine inanıyorum ama şiddet ve gözaltına almak cumhuriyete bir şey kazandırmaz. Cumhuriyetin birinci yüzyılından çıkarken ikinci yüzyılına dair herkesin bir şeyler söylemesi lazım. Bu bir zulümdür, insanlık suçudur. İnsanlar yakınlarını aradıklarını söylüyorlar, bu çok demokratik bir talep. Biz de mecliste bununla ilgili ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Bunu gerçekten bir insanlık suçu olarak görmek gerekiyor.”

    26 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Eylemde polisin gözaltına aldığı 26 kişinin isimleri şöyle:

    Mikail Kırbayır
    Gülseren Yoleri
    Besna Tosun
    Ali Newroz Tosun
    İrfan Bilgin
    Maside Ocak
    Eren Keskin
    Hasan Karakoç
    Leman Yurtsever
    Oya Ersoy
    İkbal Eren
    Taylan Bekin
    Nazım Dikbaş
    Ayşegül Devecioğlu
    Ümit Efe
    İsmail Yücel
    Davut Arslan
    Begali Kurnaz
    Doğan Özkan
    İrem Gerkuş
    Seher Kalkan
    Ezgi Karakuş
    Evrim Gürenin
    Nazlı Evrim Şerifoğlu
    Fatma Akaltun
    Sevim Sancaktar

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Gezi’de gözünü kaybeden Sarıkaya: Korku imparatorluğu yüzünden yargılamanın üzerine gidilmedi

    Gezi’de gözünü kaybeden Sarıkaya: Korku imparatorluğu yüzünden yargılamanın üzerine gidilmedi

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğinin gözüne isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru karara bağlandı. PİRHA’ya konuşan Sarıkaya, “AYM, eziyet yasağının ihlal edildiğine karar vererek 8 yıldır yargı önüne çıkarılmayan polisler hakkında yeniden soruşturma açılmasına hükmederek emsal karara imza attı” dedi.

    Erdal Sarıkaya 11 Haziran 2013’te Taksim Meydanı’nda ki direniş sırasında polisin attığı gaz fişeğinin gözüne isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybetmişti. Görüntüleri inceleyen bilirkişi raporunda, o gün orada gaz tüfeği kullanma yetkisi olan 16 polisin kimliğini belirlenmiş ancak İstanbul Valiliği soruşturma izni vermediği için haklarında soruşturma açılamamıştı. İtiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi, suçun soruşturulmasının izne tabi olmadığı değerlendirmesiyle izin verilmeme kararını kaldırmış ancak sorumluluğu bulunan polisler hakkında aradan geçen 8 yıla rağmen soruşturma açılmamıştı.

    ORANTISIZ GÜÇ KULLANILDI, EZİYET EDİLDİ

    Ardından Erdal Sarıkaya 9 Kasım 2017 günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Mahkeme başvuruyu 17 Mart 2021’de karara bağladı. Kararın gerekçelerini ayrıntılı olarak açıklayan mahkeme hüküm bölümünde şu ifadelere yer verdi:

    “-Somut olayda kolluğun yakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye çalışırken başvurucuyu yaraladığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığı ileri sürülmeyen başvurucunun başından (gözünden) yaralanması olayında kolluğun gerekli tedbirleri almadığı ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu değerlendirilmiştir.

    – Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri, başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel ve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.

    – Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Olayın koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki nazara alındığında yaralama eyleminin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkündür.”

    “AYM TARİHİ BİR KARAR VERDİ, EMSAL OLACAK”

    8 yıldır adalet mücadelesi veren Sarıkaya PİRHA’ya dava sürecine dair açıklamalarda bulundu. AYM’nin almış olduğu kararın tarihi bir karar olduğunu ve bundan sonra bu tür davalara da emsal teşkil edeceğini belirten Sarıkaya, “AYM’nin bu kararıyla bu zamana kadar müdahale edilemeyen polisler yeniden yargı önüne çıkarılabilecekler. Benim dosyam iki kere faili meçhuller bürosuna gönderilmişti ve yakın bir tarihte zamanaşımından kapatılacaktı. Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu karar ile dosyam yeniden başa dönecek. Bize karşı o gün bu saldırıyı gerçekleştirenler ve beni kör edenlere karşı hesap sorma sürecine girmiş olduk. 16 polis şüpheli olarak dosyada yer alıyor. Kask numaraları ve sicil numaraları da mevcut, kimlikleri belli. İvedilikle Bakanlık tarafından bu polislerin soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor” dedi.

    “KORKU İMPARATORLUĞU YÜZÜNDEN YARGILAMANIN ÜZERİNE GİDİLMEDİ”

    ‘AYM bu kararla birlikte hiçbir suçun cezasız kalmaması gerektiğini vurgulamış oldu’ diyen Sarıkaya, sözlerine şöyle devam etti:

    “8 yıldır bu polislerin kimliklerinin belli olmasına rağmen hiçbir şekilde müdahale edilemedi. Bu polisler hep birileri tarafından korundu. Bize yapılanların hesabının sorulması engellendi. Emniyet, Savcılık üzerine düşeni yapmıyordu. 8 yıldır hep oyalandık ve sürüncemede bırakıldı davamız. Çünkü bir korku İmparatorluğu var ve bu korku İmparatorluğu devletin bütün kademelerine nüfuz etmiş durumda. Buna bağlı olarak kimse bu tür olayların üzerine gidemiyordu, gitmiyordu. Çünkü yakın tarih açık, dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı o gün Gezi’yi kana bulayanlara ‘Benim kahraman polislerim’ dedi. Saldıranları ‘Kahraman’ ilan etti. Buna bağlı olarak bundan sonraki süreç adliye koridorlarında hep adaletsizliklerin yaşanmasına neden oldu.”

    “DOSYANIN ZAMAN AŞIMINA UĞRAMASINI İSTEDİLER ÇÜNKÜ…”

    8 yıldır adalet aradığını ama bulamadığını ifade eden Sarıkaya, şunları aktardı:

    “Adalete erişemedik. Vali, Savcılık, Emniyet dosyamızı yeterince incelemedi. Yeterli bilgiyi, belgeyi toplamadılar. Gerekli işlemleri yerine getirmediler. Böyle yaparak dosyanın zaman aşımına uğramasını sağlamak istediler. Bu olaylar araştırılsaydı ucu dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kadar uzanacaktı. Bunu bildikleri için kapatılmasını istediler davanın. Şimdi Anayasa Mahkemesi bu kararı alarak yargılamanın önünü açmış oldu. O dönemki polisler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin polisleri olarak görev yapmadılar. İktidarın paralı askeri olarak, siyasi nedenlerle verilen kararlar sonucu bize saldırdılar. Anayasa Mahkemesi ayrıca bu polisler hakkında izin alınmasına gerek olmadığına da hükmetti. Yani izin beklenmeden, izin alınmadan haklarında soruşturma açılmalıydı dedi. Bu bundan sonraki bu tür davalara emsal olacak.”

    “YARGI ÖNÜNDE HESAPLAŞANA KADAR VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Önümüzdeki dönemde gerçekleşecek olan yargılama aşamasında adil bir yargılama yapılacağına inanmak istediğini dile getiren Sarıkaya, son olarak “Dosyada adı geçen polisler hala görevdeler mi bilmiyoruz. Biz daha önce bu polislerin bulunması, araştırılması için başvuru yaptık. 15 Temmuz’dan sonra hala görevdeler mi, değillerse neredeler öğrenmek için başvurduk. Emniyet bize gerekli cevapları vermedi. Anayasa Mahkemesi verdiği kararda buna da değindi. Yapılması gereken işlemler Savcılık ve Emniyet tarafından yerine getirilmedi. 8 yıl boyunca adalet ararken adaletsizliğin her türlüsünü gördüm. Bu ülke bir hukuk devletidir. Bu ülkede diktatörlük yoktur. Olmazsa olmazımız hukuktur, adalettir. Bu zulmü bize reva görüp polisleri ‘Kahraman’ ilan edenlerle yargı karşısında hesaplaşana kadar asla geri adım atmayacağım. Mücadeleme devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

  • 26 yıllık adalet çağrısı: Tek istediğimiz babamızın bir mezarının olması-VİDEO

    26 yıllık adalet çağrısı: Tek istediğimiz babamızın bir mezarının olması-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eylemlerinin 838. haftasında koronavirüs salgını nedeniyle sosyal medya hesabından açıklama yaparak 1995 yılında gözaltında kaybedilen Kadir Keremoğlu’nun akıbetini sordu.

    838. haftanın moderatörlüğünü, 1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun yaptı. Zin Demir’in okuduğu açıklamada, 14 Nisan 1995’te Van’da gözaltına alınıp kaybedilen Kadir Keremoğlu (75) için adalet talep edildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetlerini öğrenmek ve faillerin adalet karşısında hesap vermesi için mücadele yürüten Cumartesi Anneleri eylemlerinin 838. haftasında. Kayıp yakınları bu hafta namaz kılmak için evinden çıkan ve bir daha dönemeyen Kadir Keremoğlu ailesinin, “Başında dua okuyacağımız bir mezarımız olsun istiyoruz, adalet istiyoruz” çığlığına ses oldu.

    “BABAM İÇİN ADALET İSTEDİK, FAİLLERİ BELLİ”

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) aktardıklarına göre Kadir Keremoğlu, namaz kılmak için gittiği Van merkezdeki Keremoğlu Camisi’nden, 01 EA 600 plakalı Beyaz Toros, 65 ER 279 plakalı Doğan, 06 FH 600 plakalı Broadway ve 34 ALL 82 plakalı otomobildeki kişiler tarafından kaçırıldı.

    Açıklamada konuşan Kadir Keremoğlu’nun oğlu Bahattin Keremoğlu, 26 yıldır adalet istediklerini vurguladı. “26 yıldır her kapıyı çaldık, hepsi üzerimize kapatıldı” diyen Bahattin Keremoğlu, “Babam için adalet istedik, fazla bir şey istemedik. Babamın failleri belli, yargılanmasını istedik” ifadelerini kullandı.

    “26 YIL GEÇTİ; 50 YIL DA GEÇSE TORUNLARIMIZLA DEVAM EDECEĞİZ”

    Babaları için 26 yıldır adalet arayışlarını sürdürdüklerini ifade eden Bahattin Keremoğlu, çaldıkları tüm kapıların yüzlerine kapandığını kaydetti. Keremoğlu, “26 yıl geçti, 50 yıl da geçse evlatlarımızla, torunlarımızla devam edeceğiz. Tüm kayıpların faillerinin belli ve adalet sağlanana kadar mücadele edeceğiz. Tek istediğimiz şey babamızın bir mezarının olması, başka bir şey değil, adalet istiyoruz” dedi.

    “TÜM BAŞVURULARIMIZ REDDEDİLDİ”

    Hakkari Barosu avukatlarından Hamdi Polat, 2012 yılından bu yana idari yargıdaki dosyayı takip ettiğini kaydetti. Polat, 18 yıl boyunca yapılan tüm başvurulan reddedildiğinin altını çizerek, “Zarar tespit komisyonuna götürdük ama Hakkari Valiliği Zarar Tespit Komisyonu talebimizi reddetti. Daha sonra Van İdari Mahkemesi’ne taşıdık fakat mahkeme talebimizi yerinde görmeyerek reddetti. Danıştay’a taşıdık, Danıştay da talebimizi reddedince biz de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) müracaat ettik. AYM de taleplerimizi yerinde görmeyerek talebimizi reddetti” şeklinde konuştu.

    “İNKARA VE CEZASIZLIĞA SON VERİN”

    838. haftanın basın metnini okuyan Zin Demir,  ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Nitelikli bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çeken Demir,  “Diyarbakır, Hakkari ve Van adliyeleri arasında gidip gelen dosyada Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açığa çıkartılmasını, sorumlu olanların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir yargılama faaliyeti yürütülmedi. Yargısal yolların tüketilmesi üzerine dava 2015 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi de başvuruyu reddederek iç hukuk yollarını tamamen kapattı” dedi.

    Demir, yetkililere seslenerek, “838. haftamızda Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması için devleti yönetenleri ve yargı makamlarını inkara ve cezasızlığa son vererek görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Annem Nurettin’in kemiklerini mezarıma koyun dedi, gözü açık gitti’-VİDEO

    ‘Annem Nurettin’in kemiklerini mezarıma koyun dedi, gözü açık gitti’-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 837. hafta eyleminde, ömrü evlatları Nurettin’i bulmaya yetmeyen Zeycan ve İsmail Yedigöl’ün adalet arayışını hatırlattı. Zeycan ve İsmail Yedigöl’ün çocukları, “Annem ve babamın mezar yerini bulma mücadelesine devam edeceğiz” dedi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için adalet mücadelesi yürüten Cumartesi Anneleri 837. hafta eyleminde, Yedigöl ailesinin, “Kırk yıl değil bin yıl da geçse bir mezarımız olmadan, adalet sağlanmadan bu dava bizim için kapanmayacak. Arayışımızı kuşaktan kuşağa aktararak sürdüreceğiz” diyen sesine ses oldu.

    Covid-19 salgını nedeniyle Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından açıklama yapan kayıp yakınları, 1981 yılından bu yana haber alınamayan Nurettin Yedigöl dosyasını ele aldı. Kayıp yakınları, ömürleri evlatları Nurettin’in mezarını bulmaya yetmeyen Zeycan ve İsmail Yedigöl’ü andı ve mücadelelerini sürdüreceklerine vurgu yaptı.

    “AİLEMİZİN NURETTİN’İN MEZARINA ULAŞMA MÜCADELESİNİ DEVRALDIK’

    Nurettin’in kardeşi Muzaffer Yedigöl, kırk yıl önce babası İsmail Yedigöl ile başlayan arama mücadelesinin bitmeyeceğinin altını çizdi. “Son nefesine kadar oğlum diyen annem Zeycan’ın ve babamın Nurettin’i arama mücadelesine biz devam ediyoruz” diyen Muzaffer Yedigöl, “Ne bir mezar yerimiz, var ne de onu katledip kaybedenleri cezalandırdılar. İşte biz annem ve babamızın Nurettin’in en azından mezarına ulaşma ve adalet mücadelesini devraldık” dedi.

    ‘”ANNEM, NURETTİN’İN KEMİKLERİNİ MEZARIMA KOYUN DEDİ”

    Sevim Yedigöl de gözü kapıda ağabeyi Nurettin’i yıllarca beklediğini ifade etti. Arkadaşlarının Nurettin’in gördüğü işkenceyi anlatmasından sonra yıkıldığını dile getiren Yedigöl, “Biz onu unutmadık, unutmayacağız. Ondan vazgeçmeyeceğiz. Annem son nefesini verene kadar hep ‘Nurettin’ diye sayıkladı. Eve her gelene, ‘benim oğlumu katlettiler, kafirler’ derdi. Ölene kadar gözü açık gitti. Annemin ağlamaktan gözü görmedi, ‘ölmek istiyorum ama Nurettin yok ölmek istemiyorum; ölürsem Nurettin’in kemiklerini mezarıma koyun’ dedi. Annem, gözleri açık gitti” diye konuştu

    EFE: AĞIR İŞKENCELERE RAĞMEN ADINI BİLE SÖYLEMEDİ
    Nurettin Yedigöl’ü Gayrettepe Emniyet’te işkencede gören çok sayıda tanıktan biri olan Ümit Efe, beraber gözaltına alındıklarını hatırlatarak, “Kendisini Gayrettepe gördüm. Benim gibi birçok gözaltındaki kişi gördü; çok ağır işkencelere uğradı, ayakta duramıyordu. Kendisini çekerek götürüp, çekerek getiriyorlardı. İsmini dahi söylemiyordu ve bu nedenle çok ağır işkencelere maruz kaldı. 4 gün sonra haber alamadık” şeklinde konuştu.

    KESKİN: BAŞVURULARIMIZ YENİ DELİL YOK DİYE REDDEDİLDİ

    Dosyanın avukatı Eren Keskin ise o dönemin tüm kaybolan insanları gibi Yedigöl’ün ailesinin de yetkililere başvurduğunun altını çizdi.. Ailelerin kayıplara dair açılan bir dosya olduğu umuduyla hareket ettiklerini ancak hiçbir sonuç alamadıklarının farkında dahi olmadan yıllar geçtiğini işaret eden Keskin, “Cumartesi Anneleri eylemleriyle birlikte aileler yeniden başvuru yaptılar. Yaptıkları başvurular reddedildi. Üzerinden uzun zaman geçmiş, yeni delil yok  gerekçesi sunuldu” dedi.

    Keskin, AİHM’den sonuç beklediklerini dile getirdi.

    “ONLARIN BIRAKTIĞI YERDEN NURETTİN İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Cumartesi Anneleri 837. hafta eyleminin basın metnini Yonca Verdioğlu okudu. Gözaltında kaybedilenler için hakikat ve adalet talebini yineleyen Verdioğlu, “Onların bıraktığı yerden çocukları ve torunları ile birlikte  Nurettin Yedigöl için adalet istiyoruz! Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Yedigöl ve tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 138 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?
    Sosyalist kimliği ile tanınan 26 yaşındaki Nurettin Yedigöl İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir ev baskınında gözaltına alındı.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki ünlü işkence merkezi 1. Şube’ye götürüldü. Orada Honduras’ta işkence eğitimi alan K Gurubu tarafından sorgulandı. İfade vermeyi reddettiği için ağır işkenceye maruz kaldı. Şubede gözaltında bulunan diğer kişiler onu son gördüklerinde; kanlar içindeydi, konuşamıyordu ve bilinci yerinde değildi. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı.

    Çok sayıda kişi Nurettin’i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti. “Şahidiz, işkencede öldürüldü” diye ifade verdi. Ailesi; Emniyet Müdürlüğüne, Askerî Savcılığa, Sıkıyönetim Komutanlığına, Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine, Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa başvurdu ancak bir sonuç alamadı. Başvurdukları her yerde Nurettin’in gözaltına alındığı reddedildi.

    Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili farklı tarihlerde yapılan yapılan suç duyuruları sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürütüldü. Ancak etkin olmaktan uzak soruşturmaların hepsinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi.

    Zeycan Yedigöl, oğlunun polis tarafından gözaltına alındıktan sonra devletin himayesi altındayken kaybolduğu ve adli makamlarca etkili soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 10 Aralık 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi, evrensel hukuka ve teamüllere aykırı bir biçimde başvurunun zaman bakımından kabul edilemez olduğuna karar vererek, iç hukuk yollarını tamamen kapattı. Dava AİHM’e taşındı. Baba İsmail Yedigöl 1998 yılında aramızdan ayrılıncaya kadar Nurettin’i aramaktan vazgeçmedi. Anne Zeycan Yedigöl, 98 yaşında aramızdan ayrılıncaya kadar “Oğlumu kaybedenlerden, onları yargılamayanlardan iki cihanda davacıyım. Ellerim yakalarında, ahım peşlerinde olacak.” diyerek girişimlerini sürdürdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Bedeni yoldaşım mezarı sırdaşım olacak-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Bedeni yoldaşım mezarı sırdaşım olacak-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemelerinin 692. haftasında 1995 yılında Diyarbakır’da kaybedilen Edip Aksoy ve Orhan Cingöz için adalet istedi.

    Gözaltında kaybedilen/katledilen yakınları için her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, eylemelerini 692. haftasında sürdürdü. Bu hafta, 7 Haziran 1995 tarihinde Diyarbakır Dağkapı’daki Yeşilçınar Çay Bahçesi’nde gözaltına alınarak kaybedilen 31 yaşındaki Edip Aksoy ve 23 yaşındaki Orhan Cingöz’ün akıbetlerinin açıklanması ve faillerinin cezalandırılması istendi.

    Oturma eyleminde ilk sözü HDP Milletvekili Musa Piroğlu aldı. Kayıplar eylemine bakılarak geleceğin daha iyi görülebileceğini belirten Piroğlu, gözaltında kaybetme ve cezasızlık politikasını teşhir ederek mücadelenin süreceğini söyledi.

    Maside Ocak ise 22 yıldır mücadelenin sürdüğünü ama tablonun bu süreçte hep daha geriye daha kötüye gittiğini ifade etti. Kayıplar için mücadeleye ömrünü adayan basının da 22 yıl önce “Bugün yarından daha iyidir” dediğini aktardı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri de insan hakları, kayıplar ve onur mücadelesinin süreceğini vurguladı.

    “MEZARI SIRDAŞIM OLACAK”

    Ardından ise Edip Aksoy’un kızı Beritan Aksoy’un mektubu okundu. Daha 40 günlükken babasının kaybedildiğini belirten Aksoy, babasının korkutulduğunu, işkenceye uğradığını ancak mücadelesinden vazgeçmediği için katledildiğini ifade etti. Kendisinin de bu mücadeleyi sürdüreceklerini söyleyerek mutlaka babasının akıbetini açığa çıkaracaklarını ifade etti. “Bedeni yoldaşım, mezarı sırdaşım olacak” dedi.

    İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını ise Gönül Sonbahar okudu.

    Açıklama, Lice’de yaşayan Edip Aksoy’un tanık olduğu ihlalleri İHD’ye bildirdiği için 3 defa askerler tarafından gözaltına alındığı ve aldığı tehditler nedeniyle Diyarbakır’a göç ettiği belirtilerek başladı. Aksoy ve Cingöz’ün gözaltına alınarak kaybedilişi ise şu şekilde anlatıldı: “Çay bahçesine gelen ve kendilerini ‘polis’ olarak tanıtan silahlı, telsizli 3 kişi, Edip ve Orhan’ın kimliklerini kontrol ettikten sonra onları bölgede ‘ölüm arabaları’ olarak bilinen Beyaz Toros’a bindirerek götürdü.

    Edip Aksoy ve Orhan Cingöz’ün gözaltına alınarak götürüldüklerine tanıklık edenler vardı ama gözaltına alındıkları reddedildi. Kendilerinden bir daha haber alınamadı.”

    FAİL YİNE BULUNAMADI

    Olaydan 10 yıl sonra JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan’ın kitaplaştırılan itiraflarında Aksoy ve Cingöz’ün JİTEM tarafından sorgulanarak katledildiğinin yer aldığı belirtildi. Ancak Aygan’ın söylediği yerde bulunan iki cesedin belediye tarafından kimsesizler mezarlığına götürüldüğü, bu mezarlarda yapılan incelemelerde ise Aksoy ve Cingöz ile DNA eşleşmesinin olmadığı belirtildi.

    Aygan’ın açık itiraflarına, faillerin ismini açıklamasına rağmen gerekli soruşturma ve kovuşturmanın yapılmaması teşhir edildi. Aksoy ve Cingöz için adalet talebiyle açıklama sonlandırıldı. (HABER MERKEZİ)