Etiket: adalet çağrısı

  • Depremde yıkılan Furkan Apartmanı davası öncesi Meclis’te adalet çağrısı – VİDEO

    Depremde yıkılan Furkan Apartmanı davası öncesi Meclis’te adalet çağrısı – VİDEO

    PİRHA – 6 Şubat Maraş merkezli depremlerde yıkılan ve 51 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan Gaziantep’in Nizip ilçesindeki Furkan Apartmanı’nın 19 Temmuz’da görülecek duruşmasında karar beklenirken, aileler TBMM’den adalet çağrısında bulundu.

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, CHP Gaziantep Milletvekilleri Melih Meriç ve Hasan Öztürkmen ile Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, 19 Temmuz’da görülecek olan Furkan Apartmanı karar duruşması nedeniyle, depremzede ailelerle Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca, depremzede ailelerin 1,5 yıldır adalet mücadelesi verdiğine işaret etti. Bugüne kadar sadece 190 dava açıldığını ve 134 kişinin tutuklandığını anlatan Karaca, tek bir kamu görevlisinin yargılanmadığını belirtti. Karaca, “Deprem suçları nedeniyle hayatını kaybeden insanlar için adalet sesinin duyulması, sadece 6 Şubat depremleriyle hesaplaşmak için değil deprem ülkesi olan memleketimizde bir daha kimsenin canının yanmaması için bunların emsal olması açısından da oldukça önemli” diye konuştu.

    Milletvekillerinin düzenlediği basın toplantısına katılan, depremde çöken Furkan Apartmanı’nda oğlunu kaybeden Seçkin Şahin, “Sadece kendi çocuğum ve komşularım için değil depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımız için adalet istiyorum” dedi.

    Kızlarını ve eşini kaybeden Özlem Taşdemir de “Bu, yaşadığımız afet değil, cinayettir. Adaletin sağlanmasını istiyoruz. Kimler suçluysa onlar cezasını çeksin istiyoruz” ifadelerini kullandı. CHP’li Nermin Yıldırım Kara, 19 Temmuz’daki Furkan Apartmanı davasını heyet olarak takip edeceklerini söyledi.

    “DAVAYI HEYET OLARAK TAKİP EDECEĞİZ”

    CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç de “Her şeyden önce sözün bittiği yerdeyiz. Mağdurlardan, evlatlarını kaybeden iki anne, söylenebilecek her şeyi en içten duygularla dile getirdiler. Tek talepleri adalet. Biz, hakim değiliz, savcı değiliz; ancak ben bilirkişi raporlarını incelediğimde çok çelişkili raporlar var. Şahsen benim de kafamda çok büyük soru işaretleri uyandırıyor. Ama buradaki mağdur aileler de olmak üzere Türkiye’deki özellikle son 6 Şubat depreminde canları yanan tüm ailelerin yanında olacağımıza burada hepinizin huzurunda söz veriyoruz. Bütün davaları elimizden geldiğince, depremden etkilenen bütün illerin milletvekilleri olarak takipçisi olacağız. Sizin yanındayız, sizi asla yalnız bırakmayacağız çünkü adalet hepimize er geç lazım olacak” diye konuştu.

    CHP Gaziantep Milletvekili Öztürkmen de 190 davanın tamamında bilinçli taksirden bahsedilerek yargılama yürütüldüğünü, mağdur yakınlarının “olası kast”tan yargılama yapılması taleplerinin hiçbirinin kabul edilmediğini söyledi. Öztürkmen, “AK Parti eliyle bu yargılamalar etki altında bırakılmıştır” dedi.

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, deprem yargılamalarında sürecin şeffaf yürütülebilmesi için kamu görevlileriyle ilgili soruşturma izinlerinin verilmesi gerektiğini vurguladı. Kara, 19 Temmuz’daki Furkan Apartmanı davasını heyet olarak takip edeceklerini ifade etti.

    “TÜM VATANDAŞLARIMIZ İÇİN ADALET İSTİYORUM”

    Çöken Furkan Apartmanı’nda 19 yaşındaki oğlu Emre Şahin’i kaybeden Seçkin Şahin, şunları söyledi:

    “Biz yasımızı tutmamız gerekirken bir adalet mücadelesine girişmek zorunda kaldık. Bu adalet mücadelesinde gerçekten çok zor, bizi yıkan, üzen şeylerle karşılaştık. En önemlisi de içeride tutuklu sanık kalmamış olması. Böyle bir karar verilmesi bizi 6 Şubat depreminden daha fazla etkiledi. Tabii ki mahkeme sürecinde karşılaştığımız çok zorluklar oldu. Bilirkişi raporlarında belli olan, kesinleşmiş olan birtakım kolon kesikleri, kaçak katlar ya da müteahhitin yaptığı hatalar olmasına rağmen bize kendimizi ifade etme hakkı verilmedi hiçbir şekilde. Sanık avukatlarına daha çok konuşma hakkı veriliyor. Tabii ki savunma hakkı kutsaldır. Ama onlar dinlenildiği kadar bizim de acımız kutsal. Bizim de dinlenmemiz gerekiyordu. Fakat biz mahkeme heyetinin bize karşı böyle bir anlayışlı tutumu ile maalesef karşılaşmadık. En sonunda verilen bu tutuksuz yargılama kararının bile biz neye dayanılarak verildiğini bilmiyoruz. 19 Temmuz’da Nizip Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan dava bizim davamız için karar duruşması olacak. Bu davanın sonuçlanması sadece bizi değil bu ülkede görülen bütün deprem davalarını ilgilendiriyor. Çünkü emsal olacak bir karar çıkacaktır ve buradan çıkacak olan karara göre diğer mahkemelerde karar verilecektir. O nedenle ben mahkeme heyetinin sağduyulu davranmasını istiyorum. Adalet istiyorum. Sadece kendi çocuğum ve komşularım için değil depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımız için adalet istiyorum.”

    “BU YAŞADIĞIMIZ AFET DEĞİL CİNAYETTİR”

    Furkan Apartmanı’nda 23 ve 25 yaşlarındaki kızları ile eşini kaybeden Özlem Taşdemir de “Biz burada adalet arayışı içindeyiz, maalesef kendi ülkemizde. Şu an mahkememiz devam ediyor. 19 Temmuz’da karar duruşması olacak. Şu an içeride hiçbir tutuklu yok. Biz buna sebep olanların, bizim canlarımızın, ailelerimizin yaşam haklarını elinden alan insanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu sadece bizi ilgilendiren bir dava sonucu olmayacak. Biliyorsunuz, Türkiye deprem ülkesi. Bu, ne yaşadığımız ilk ne de son deprem olacak. Burada verilecek olan karar bizimle birlikte, şu an devam eden deprem davalarına ve adalet arayışı içinde olan bütün aileleri de ilgilendiriyor. Bu, yaşadığımız afet değil, cinayettir. Adaletin sağlanmasını istiyoruz. Kimler suçluysa onlar cezasını çeksin istiyoruz” ifadesini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce kaybedilen Maksut Tepeli’nin akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce kaybedilen Maksut Tepeli’nin akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 932. hafta açıklamasında Maksut Tepeli’nin akıbeti sorarak ve 39 yıldır süren cezasızlık politikalarına karşı adalet taleplerini dile getirdi.

    Cumartesi Anneleri, 932. hafta açıklamasında Maksut Tepeli’nin akıbetini sorarak yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı ve 39 yıldır süren cezasızlık politikaların son bulmasını istedi.

    Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması nedeniyle internet ortamında yapılan açıklama, 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren Yarıcı tarafından okundu.

    “Maksut Tepeli’nin akıbeti açıklansın, 39 yıldır süren cezasızlık son bulsun!” başlığıyla yapılan açıklamada, devletin cezasızlık politikalarına, “932 haftadır, devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha geri dönemeyen, akıbetleri bir sır perdesiyle örtülmeye çalışılan insanlarımız için hakikat ve adalet istiyoruz. 932 haftadır söylüyoruz; söz konusu devlet görevlilerinin hukuka aykırı işlem ve eylemleriyle gerçekleştirdiği gözaltında kaybetme suçunu işleyenler olunca, yargı makamları maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiliyor” sözleriyle dikkat çekildi.

    “AÇILAN DAVALARLA BİZİ CEZALANDIRMAK İSTİYORLAR”

    Cumartesi Anneleri’ne yönelik davalara da dikkat çekilirken, “Bütün bunlar yetmezmiş gibi hukuki dayanaktan yoksun, siyasi iklimin etkisiyle açılan davalarla bizi cezalandırmak istiyorlar. Nitekim 700. hafta buluşmamızdan dolayı hakkımızda açılan dava derhal beraat taleplerine rağmen devam ettirildi ve 3 Şubat Cuma günü yapılacak olan 6. duruşma mahkeme hakiminin raporlu olması ve yerine atanan hakimin iş yoğunluğu nedeniyle işlemlerin aksayacağını bildirmesi üzerine 7 Temmuz 2023 saat 14.00’e ertelendi” hatırlatmasında bulunuldu.

    “AĞIR İŞKENCE SONUCU HASTANEYE KALDIRILDI VE HABER ALINAMADI”

    Açıklamanın devamında, “39 yıldır Tepeli ailesinin tüm girişimlerine rağmen hukukun işletilmediği Maksut Tepeli dosyası ile kamuoyu karşısındayız” denilerek, Tepeli’ye yönelik işkence ve kaybedilme süreci şöyle aktarıldı:

    “28 yaşındaki Maksut Tepeli İstanbul’da yaşayan genç bir öğretmendi. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesiydi. 4 Şubat 1980 tarihinde görev yaptığı Erzincan’da tutuklandığında henüz bir haftalık evliydi. 4 ay cezaevinde kalan Maksut Tepeli, hapisten çıktıktan sonra da eşi ile birlikte İstanbul’a taşındı. 2 Şubat 1984 tarihinde bir arkadaşının İstanbul Küçükbakkalköy’deki evine giden Maksut, eve yaklaştığında kapının kırık olduğunu fark etti. Oradan uzaklaşmaya çalışırken içeride karakol kuran polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralandı. Yoğun kan kaybetmesine rağmen hastane yerine, bir battaniye içinde Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Aynı dönemde gözaltında tutulan 3 tanığın beyanlarına göre Tepeli; 5 Şubat 1984 tarihinde Gayrettepe Siyasi Şube’de gördüğü ağır işkence sonucu koma halinde hastaneye kaldırıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.”

    “MEZARI HALA BULUNAMADI”

    Aile ve avukatların takibi ile Maksut Tepeli’nin ölümüne ilişkin belgelere yıllar sonra ulaşıldığının hatırlatıldığı açıklamada, mezarının ise hala bulunamadığı kaydedilerek şöyle devam edildi:

    “Tüm resmi kurumlar tarafından gözaltına alındığı inkar edilen Maksut’un izini süren ailesi ve avukatları, olaydan 22 yıl sonra onun 6 Şubat 1984 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde öldüğüne dair resmi belgelere ulaştı. 3 yıllık ısrarlı girişimler sonucunda da
    resmi makamlar, Maksut Tepeli’nin Helvacıdede Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiğini kabul etti. Ancak defin yeri bilgisi açıklanmadığı için Maksut Tepeli’nin mezarı hala bulunamadı.”

    “POLİSLER HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ”

    Etkin bir soruşturma yürütülmeyen yargı süreçlerine dair de şu bilgiler paylaşıldı:

    Maksut Tepeli’nin gözaltında kaybedilmesi ile ilgili bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen ailenin şikayeti üzerine açılan 3 soruşturma da takipsizlikle sonuçlandı. Maksut Tepeli’nin yaralanması ve işkence ile
    sorgulanmasında görevli polislerin kimlikleri tespit edildi ancak haklarında takipsizlik kararı verildi. Adalet arayışından vazgeçmeyen ailesi ve İHD avukatlarından Gülseren Yoleri tarafından tekrar yargı önüne getirilen dosya ise 2014 yılında zaman aşımı kararı ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi’ne 2017 yılında başvuruyla ilgili mahkeme; ‘zaman bakımından kabul edilemezlik’ kararı verdi. İç hukuk yollarını tüketen aile AİHM’ye başvurdu.”

    ‘TÜM KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ’

    Adalet talebinin bir kez daha dile getirildiği açıklama, tüm kayıplar için mücadeleye devam edileceği vurgusunda da bulunularak, “932. haftamızda bir kez daha yargı makamına sesleniyoruz; 39 yıl önce Gayrettepe Siyasi Şube’de gözaltındayken kaybedilen Maksut Tepeli için hukuku işletin; onun akıbetini açığa çıkartma, tespit edilen faillerini yargılama yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Maksut Tepeli için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 231 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Nihat Aydoğan’ın dosyası 28 yıldır tozlu raflarda: Öldüyse mezarı nerede?-VİDEO

    Nihat Aydoğan’ın dosyası 28 yıldır tozlu raflarda: Öldüyse mezarı nerede?-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 922’nci haftasında gözaltında kaybedilen ve bir daha haber alınamayan Nihat Aydoğan’ın akıbetini sorarak, 28 yıldır açık olan dosyanın tozlu raflarda bekletildiğini belirtti. 

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 922’nci hafta eylemlerini de meydanın kendilerine yasaklanmasından dolayı online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 30 Kasım 1994 tarihinde Mêrdîn’in  Midyad ilçesine bağlı Mizizex (Doğançay) köyünde gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nihat Aydoğan’ın akıbeti soruldu. Basın metnini bu hafta Ferhat Tepe’nin ablası Ayşe Tepe okudu.

    “ADALETE ULAŞMA HAKKIMIZ YOK”

    Devletin gözaltında kaybetmelerle ilgili hakikatleri açığa çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade eden Tepe, “Artık yeter; bizim hakikate ve adalete ulaşma hakkımız, siz yokmuş gibi davrandığınız için yok olmaz. Haklarımızı tanıma ve hayata geçirme sorumluluğunuzu yerine getirin” dedi. Eylemlerinin 922’nci haftasında “Hakikat açıklansın, Nihat Aydoğan için adalet istiyoruz” ifadeleri ile seslenen Ayşe, “39 yaşındaki Nihat Aydoğan Mardin Midyat/ Doğançay köyünde yaşıyordu. Korucu olmak istemeyen Doğançaylılar üzerinde yoğun bir baskı vardı. Daha önce gözaltına alınıp ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılan Nihat Aydoğan da güvenlik güçlerinin tehdidi altındaydı” ifadelerini kullandı.

    “ELLERİ VE GÖZLERİ BAĞLANDI”

    30 Kasım 1994 tarihinde Nihat ve ailesinin evinin çok sayıda özel tim, asker ve korucu tarafından basıldığını anımsatan Tepe, o güne dair yaşananları şu ifadeler ile anlattı: “Eşi ve çocuklarının önünde darp edilen Nihat Aydoğan elleri ve gözleri bağlı, kanlar içinde önce Midyat Jandarma Karakolu’na, oradan da Mardin Jandarma Merkez Komutanlığı’na götürüldü. Nihat Aydoğan’dan bir daha haber alınamadı.”

    “ÖLDÜYSE MEZARI NEREDE”

    Tepe, resmi makamların Nihat’ın gözaltına alındıktan 20 gün sonra nöbetçi savcılığa sevk edildiği ve ifadesi alındıktan sonra da serbest bırakıldığı iddiasında bulunduğunu belirterek, “Bunun üzerine eşi bir arzuhalciye yazdırdığı dilekçe ile savcılığa başvurdu. Savcı, eşi Halime Aydoğan’a ‘Eşin dağa gitmiştir, bir daha da bu kapıya gelme’ dedi. Uzun yıllar sonra Nihat Aydoğan için nüfus kütüğüne ölüm kaydı düşüldüğü açığa çıktı. Ailesinin  ‘Öldüyse mezarı nerede?’ sorusu cevapsız bırakıldı. Nüfus İdaresine ölüm bildiriminde bulunan köy muhtarı, jandarma komutanının baskısı sonucunda gerçek olmayan bu bildirimi düzenlemek zorunda kaldığını itiraf etti” şeklinde konuştu.

    “DOSYA AÇIK, ADLİYENİN TOZLU RAFLARINDA”

    Nihat Aydoğan’ın ailesinin bugüne kadar yaptığı bütün başvuruların sonuçsuz kaldığını hatırlatan Tepe, etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini ifade etti. Tepe, Nihat’ın ailesinin bölgede açığa çıkan tüm toplu mezarlar için Nihat’a ait kalıntıların da olabileceğini düşünerek girişimlerde bulunduğunu ve dosyayı canlandırmaya çalıştığını da aktardı. Tepe, “İçinde Nihat Aydoğan’ın da olduğu Midyat kayıpları ile ilgili İnsan Hakları Derneği aracılığı ile tekrar başvuru yapıldı. Yapılan başvuru üzerine Midyat Savcılığı bir fezleke hazırladı ve bu kişilerin kaybedildiklerine dair bilgi olmadığını iddia ederek, dosyayı kapatılması talebiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün, JİTEM’in varlığı ve işlediği cinayetlerle ilgili 4 Kasım 2021 tarihinde basında yer alan röportajının ardından, soruşturma kapsamında ifadesinin alınması talebi ile avukatların yaptığı başvuru, savcılık tarafından kabul edilmedi. Dosya halen açık ancak adliyenin tozlu raflarında bekliyor” diye konuştu.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Nihat Aydoğan’ın akıbetinin açığa çıkarılması ve suçun failleri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep eden Tepe, “Kaç yıl geçerse geçsin; Nihat Aydoğan için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 223 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz”  dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 855. Hafta eylemlerinde 29 yıl önce gözaltına alınmasının ardından kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sorup, faillerin cezalandırılmasını istemeye devam eden Cumartesi Anneleri, her hafta gerçekleştirdikleri basın açıklamalarının 855’incisinde 1992 yılında gözaltına alınmasının ardından kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak’ın akıbeti soruldu.

    ‘YARGI SUÇLULARIN CEZASIZ KALMASI YÖNÜNDE TAVIR SERGİLİYOR’

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybetme suçlarıyla ilgili yetkililere çağrıda bulundu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Türkiye’de; devletin güvenlik güçlerinin vatandaşa yönelik işkence, öldürme, gözaltında kaybetme gibi uygulamaları söz konusu olduğunda idari ve yargı mekanizmaları çalışmıyor. Olayın kanıtlarını saptamak, sanıkları ortaya çıkarmak ve cezalandırmakla görevli organlar suçluların cezasız kalmaları yönünde net bir tavır sergiliyor. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar gündeme geldiğinde adeta devletin soruşturma ve yargılama faaliyeti duruyor.”

    Soruşturmaların yapılmamasına tepki gösteren Cumartesi Anneleri açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Bunun sonucu olarak da yüzlerce insan gözaltında kaybetmesine rağmen başvurular soruşturma ve yargılama konusu yapılmadan kapatılıyor. Şeklen soruşturma yapılan ve dava açılanların neredeyse tamamı zamanaşımı ve beraat kararları verilerek cezasız bırakılıyor. AİHM’de çok sayıda gözaltında kaybetme kararında bu durumu tespit ederek; Cumhuriyet Savcılarının güvenlik kuvvetlerinin yasa dışı olaylara karıştığına yönelik şikayetleri takip etmediğini, hareketsiz kaldığını belirtiyor.”

    ERTAK NASIL KAYBEDİLDİ?

    Cumartesi Anneleri, Ertak dosyasıyla ilgili de kamuoyuyla şu bilgileri paylaştı:

    – 32 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Ertak, Şırnak’a bağlı Rezuk Mezrasında yaşıyordu. Bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışan Ertak, daha önce 2 kez gözaltına alınmış ve ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılmıştı.

    – Ertak ve aynı iş yerinde çalıştığı 3 akrabası, 18 Ağustos 1992 tarihinde, işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette Ertak’ın gözaltına alındığına dair tutanak düzenlendi. Ancak emniyete başvuran ailesine onun gözaltına alınmadığı söylendi.

    – Bunun üzerine Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu. Üç kişi Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkence edilirken gördüğüne dair tanıklık etti. Olay soru önergeleriyle Meclis’e taşındı. Ancak aile tanıklara, belgelere, delillere rağmen başvurduğu her yerde inkarla karşılaştı.

    – Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde “sorgu elemanı” olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek, 1997 yılında kamuoyuna da yansıyan itiraflarında; “Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük” dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi.

    – Tüm başvuruları sonuçsuz bırakılan aile, AİHM’e başvurdu. Mehmet Ertak’ın ailesini AİHM’de savunmaya hazırlanan Avukat Tahir Elçi’nin bürosu polis tarafından basıldı. Dava dosyalarına el konuldu, gözaltına alınan Tahir Elçi kötü muamele ve işkenceye maruz kaldı. Tüm tehdit ve baskılara rağmen dava, AİHM’e taşındı.

    – AİHM, mevcut delillerin Mehmet Ertak’ın gözaltına alınıp işkence sonucu ölmüş olduğuna hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar yeterli olduğu sonucuna vardı. Mehmet Ertak’ın ölümünden hükümetin sorumlu olduğu ve buna devlet görevlilerinin neden olduğu kararını vererek Türkiye’yi yaşam hakkını ihlalden oy birliği ile mahkûm etti. (Ertak/ Türkiye 09.05.2000 – 20764/92)

    ‘İNKAR VE CEZASIZLIĞA SON VERİN’

    Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilişinin 29. yılında bir kez daha adli ve siyasi makamları göreve çağıran Cumartesi Anneleri son olarak şöyle devam etti:

    “Mehmet Ertak dosyasında inkara ve cezasızlığa son verin. AİHM kararları devlet açısından bağlayıcıdır. Mehmet Ertak’ın gözaltında işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi ile ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Ertak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz! 156 haftadır hukuksuz bir biçimde bize kapatılan kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Cumartesi Anneleri, Süleyman Cihan için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Süleyman Cihan için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında iken intihar etti söylenerek cansız bedenine ulaşılan Süleyman Cihan için adalet istedi. Cumartesi Anneleri, “Zamanaşımı sayesinde suçular mükafatlandırılıyor” dedi.

    Cumartesi Anneleri 853’ncü hafta açıklamalarında 12 Eylül Askeri Darbe döneminde gözaltına alınan öğretmen olan ve iki çocuk babası Süleyman Cihan ailesinin adalet talebini kamuoyuna açıkladı. Cumartesi Anneleri zamanaşımı denilerek kapatılan dosyaların bir an önce incelenmesi gerektiğini söyleyerek yetkililere çağrı yaptı.

    ‘ZAMANAŞIMI SAYESİNDE SUÇLULAR MÜKAFATLANDIRILIYOR’

    Cumartesi Anneleri bu hafta yaptıkları açıklamada, “Türkiye’de yurttaşın hakikate ve adalete ulaşmasını engelleyen kemikleşmiş bir yapı hüküm sürüyor. Kayıp dosyaları, etkin soruşturmalar yürütülmeden zaman aşımı süresinin dolması için adliyelerin tozlu raflarında bekletiliyor. Sonra da ‘süreniz doldu, biz artık devlet olarak fail ve sorumluları yargılayıp cezalandıramayız!’ diyorlar. Zaman aşımı sayesinde  suçlular mükafatlandırılırken, kayıp yakınları yaşadıkları adaletsizlikle baş başa bırakılıyorlar” dedi.

    EMNİYETTE İŞKENCE GÖRDÜ

    Cumartesi Anneleri Cihan’ın kayıp hikayesiyle ilgili kamuoyuyla şu bilgileri paylaştı:

    31 yaşındaki iki çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi ve İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı.

    29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada beş kişilik sivil bir ekip tarafından durduruldu. Yolcuların kimliklerini kontrol eden ekip, Cihan’ı gözaltına alarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürdü. Çok sayıda tanık beyanına göre Cihan burada aylarca işkence gördü.

    Emniyet ve savcılığa başvuru yapan aileye oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Aile ve avukatlarının ısrarlı arayışı, Cihan’ı şubede işkencede gören tanıkların çıkarıldıkları mahkemelerde ısrarla mahkeme heyetine “Süleyman Cihan’a ne oldu?” sorusunu yöneltmeleri sonucunda önce Cihan’ın çatışmada öldüğü iddia edildi. Bu iddiayı destekleyecek hiçbir veri bulunamayınca bu sefer de Cihan’ın gözaltına alındığı günün ertesi günü, yani 30 Temmuz’da yer gösterme esnasında altıncı kattaki boş bir daireden kendisini atarak intihar ettiği öne sürüldü.

    OTOPSİ RAPORU NE DEDİ?

    Cihan’ın otopsi raporundaki veriler onun altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olduğuna dair önemli veriler içeriyordu. Ayrıca olayla ilgili hazırlanan rapor 30 Temmuz 1981 tarihliydi ama Cihan’ı o tarihten sonra aylarca emniyette gören çok sayıda tanık vardı.

    Gerçekte ise 29 Temmuz1981 tarihinde gözaltına alınan Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de çok sayıda kişi tarafından görülmüş, aylarca  işkence gördükten sonra  öldürülmüş, ölü bedeni yüksekten atılarak intihar süsü verilmiş ve  kaybedilmek maksadıyla “kimliği meçhul kişi” olarak gömülmüştü. Bu gerçek ailenin, avukatların  ve tanıkların 85 günlük ısrarlı arayışı ile açığa çıkarılmıştı.

    Gerçek bu kadar ortadayken İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Süleyman Cihan’ın öldürülmesi, kaybedilmesi ile ilgili suçu aydınlatma ve failleri yargı önüne çıkartma hedeflenmedi. Aksine bu insanlığa karşı suçu intihar olarak göstererek failleri kurtarma amaçlandı. Dosya delilere, tanıklara rağmen takipsizlik kararı ile kapatıldı. Kapatma kararına yapılan itirazlar da reddedildi.

    Dosyanın canlandırılması için çaba gösteren aile ve avukatları 2012 yılında Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Süleyman Cihan’ın işkencede öldürülmesi ile ilgili ek deliller sunarak isimlerini verdikleri fail ve sorumlular hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ek delillerden biri de, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı rapor oldu. Bu raporla Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürüldüğü kayıt altına alınmış oldu.

    Sürüncemede bırakılan dosya güvenilir kanıtlar ve tanıklar olmasına rağmen, bizzat savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldı. Bilinen fail ve sorumlular bir kez daha korundu.

    Cumartesi Anneleri 853’ncü hafta açıklamalarının sonunda şunları söyledi: “Kaç yıl geçerse geçsin; Süleyman Cihan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 154 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Armutlu Cemevi Başkanı Yıldırım, eşi ve annesinden destek açlık grevi-VİDEO

    Armutlu Cemevi Başkanı Yıldırım, eşi ve annesinden destek açlık grevi-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, eşi Haydar Yıldırım ve annesi Kezban Bektaş, ölüm orucu direnişindeki Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek, Mustafa Koçak ve avukatlar Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal’a destek olmak amacıyla, 4 günlük açlık grevine başladılar. Zeynep Yıldırım, herkesi adalet için bir günlük açlık grevine davet etti. 

    Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi avukatlar, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ve Mustafa Koçak’ın sürdürdüğü ölüm oruçlarına dikkat çekmek amacıyla dünyanın ve Türkiye’nin her tarafından açlık grevi eylemleri yapılıyor.

    20 Nisan Pazartesi günü Çağlayan Adliyesi’nde görülen ilk duruşmasında tahliye olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, eşi Haydar Yıldırım ve annesi Kezban Bektaş ölüm oruçlarına dikkat çekmek amacıyla 4 günlük açlık grevine başladı.

    “ÇOCUKLARIMIN ÖLMESİNİ İSTEMİYORUM”

    Açlık grevindekiler için adalet çağrısı yapan 80 yaşındaki Kezban Bektaş, “Adalet istiyorum. Çocuklarımın ölmesini istemiyorum” dedi.

    PSAKD Armutlu Cemevi Üyesi Haydar Yıldırım ise adalet çağrısı yaptı. Yıldırım, “Ölüm orucunda olan Halkın Hukuk Bürosu Avukatları için, tutsaklar için, ölüm orucunda olan İbrahim Gökçek için, Mustafa Koçak için adalet istiyoruz. Açlığımızın dört gününü ölüm orucundaki insanlarımız ölmesin, diye onlarla paylaşmak istiyoruz. Her bir kişi ölüm orucundakiler ölmesin diye evlerinde bir günlük açlık grevi yapabilir” dedi.

    “ADALET HEPİMİZ İÇİN GEREKLİDİR”

    PSAKD Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım da adalet çağrısında bulunarak, “İbrahim Gökçek için adalet istiyoruz, adalet için ölüm orucuna yatan Mustafa Koçak için adalet istiyoruz. Didem Akvan için adalet istiyoruz, özgür tutsak Özgür Karakaya için adalet istiyoruz, halkın avukatları Aytaç Ünsal için adalet istiyoruz, Ebru Timtik için adalet istiyoruz. Ölmelerini istemiyoruz. Onun için de tüm halkımızı adalet için bir günlük de olsa açlık grevine davet ediyoruz. Adalet hepimiz için gereklidir. Adalete herkesin ihtiyacı var. Bir gün dahi insanım diyen herkesi adalet için açlık grevine davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Soma Katliamı’nın 5. yılında madenci yakınlarından ‘adalet’ çağrısı

    Soma Katliamı’nın 5. yılında madenci yakınlarından ‘adalet’ çağrısı

    Soma Katliamı’nda hayatını kaybeden 301 maden işçisinin yakınları, katliamın 5. yılında adalet arayışlarına omuz verme çağrısında bulundu.

    Soma’da 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği katliamın 5. yılında, madenci yakınları adalet arayışından vazgeçmeksizin yürüttükleri mücadelelerine omuz verme çağrısında bulundu.

    “MÜCADELEMİZE OMUZ VERİN”

    5 yıl süren hukuk mücadelesinin sonucunda sorumluların bir kısmının hala adalet önünde hesap vermediğini hatırlatan aileler, yargılanan suçlulara verilen cezaların ise ödül niteliğinde olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “İstinaf mahkemesi geçtiğimiz ay katliamın baş sorumlularından Soma Kömürleri A.Ş.’nin patronu Can Gürkan’ı tahliye etti. Şimdi dava dosyası Yargıtay’a kaldı. Siyasi iktidar ve sermaye Türkiye’de işçi yaşamının ne kadar ucuz olduğu konusunda bir kez daha ittifak ettiler. Bunu böyle bırakmakta kararlılar. Ancak adalet arayan 301 madenci aileleri olarak biz de kararlıyız!

    Soma maden katliamının 5. yılında, 13 Mayıs 2019 Pazartesi günü saat 13.00’te yapacağımız anmada ilk günden itibaren verdiğiniz desteğinizi yine bekliyoruz. Mücadelemize omuz verin, verin ki yeni işçi katliamları yaşanmasın! Adaleti hep birlikte yeryüzüne çıkaralım. Adalet bir gün herkese lazım olacak.”

    ANMA PROGRAMI

    13:00 – Buluşma (Yer: Soma 301 Madenciler Derneği)

    13:30 – Basın açıklaması (Yer: Madenci anıtı)

    14:00 – Maden şehitlerini ziyaret (Yer: Soma 301 madenci şehitliği)

  • Baba Sami Elvan: 13 Aralık’taki duruşmayı herkes ilk günkü gibi sahiplenmeli-VİDEO

    Baba Sami Elvan: 13 Aralık’taki duruşmayı herkes ilk günkü gibi sahiplenmeli-VİDEO

    PİRHA- Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin davanın dördüncü duruşma öncesi görüştüğümüz Baba Sami Elvan, “Berkin’in 13 Aralık’ta yapılacak dördüncü duruşmasını herkes ilk günkü gibi sahiplenmelidir. Çünkü sadece Berkin için değil diğer tüm çocukların geleceği için mücadele veriyoruz” dedi.

    Haberin Videosu

    Gezi Direnişi’nde İstanbul Okmeydanı’nda polis tarafından atılan gaz fişeğinin başına gelmesi sonucu yaralanıp hastaneye kaldırılan ve 269 gün boyunca komada kalıp sonra 15 yaşındayken 16 kiloda hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın 13 Aralık’ta görülecek 4. duruşması öncesi baba Sami Elvan Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuştu.

    İğne ile kuyu kazar gibi dava sürecini bu aşamaya getirdiklerini belirten Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan, “Dava süreci ve dava başlangıcı boyunca siyasi bir elin olduğunu kesinlikle hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü davayı bir belirsizlikte bırakarak unutturmak için her şeyi yapıyorlar. Bu tamamen devlet eliyle yapılmakta olan bir durum. Ancak biz her zaman davayı gündemde tutmaya ve hakkımızı aramaya devam edeceğiz. Bu sadece bizim hakkımız değil bütün Türkiye toplumunun hakkı olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan hem devlet adına hem kamuoyu adına önemli bir dava niteliği taşımaktadır” dedi.

    “DEVLET BU DAVADA KENDİ KATİLİNİ KORUYOR”

    Baba Elvan, “Devlet bu davada kendi katilini, kendi tetikçisini mahkum etmemek için uğraşıyor. Biz de devletin katilini yargılamak ve mahkum etmek için mücadele ediyoruz. Bizim için bu süreç çok zor. Bırakmayacağız, sonuna kadar hakkımızı arayacağız. Berkin’in ilk vurulmasından bir hafta sonra biz suç duyurusunda bulunduk. Yedi ay gibi bir süre boyunca savcılık en ufak bir işlem dahi yapmadı” şeklinde konuştu.

    Dava süreci boyunca delil karartmaya gidildiğine ve süreci ağır işlettiklerine dikkat çeken Baba Elvan, “Zanlı Van’da SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılıyor. Üçüncü duruşma görüldü ancak halen tanıklar dinleniyor. Avukatlarımız gerekli her şeyi söylüyorlar. Sadece 9. birliğin dinlenmesi ile birlikte bu davanın aydınlığa kavuşacağını avukatlarımız ifade ediyor. Ancak devlet kendi katilini vermemek adına 9. birlikten hiç kimseyi çağırmıyor. Bunun yanı sıra Berkin’i vuranları değil de hastanedeki doktorları ifadeye çağırıyorlar. Sanki doktor vuranı görmüş ve biliyor ki ifadeye çağrılıyor. Bu gibi akıl almaz durumlar ile karşılaşıyoruz” diye konuştu.

    “DELİLLER KARARTILIYOR”

    “Düzmece tutanaklar tutarak delil karartmaya yönelik işlemler yapıyorlar” diyen baba Elvan, son görülen duruşmada vurulma anına ilişkin TRT’ye gönderilen görüntülerin tamamen bozulduğunu vurguladı. Elvan, “Yapılan açıklamaya göre TRT’nin var olan sistemi film formatına uygunmuş. TÜBİTAK ise görüntüleri tamamen bozmuş. Sokakta geçen insanları çok net gösteriyor. Ancak zanlının, eli kanlı katilin görüntülerini bozarak bize teslim ettiler. Devletin eli ve parmağı bu dosyanın üstünde olduğu için dosya ilerlemiyor” dedi.

    “MASUM OLDUĞUNA İNANIYORSA ÇIKSIN KARŞIMIZA”

    Elvan sanığın duruşmaya SEGBİS yöntemi ile katılmasına da tepki gösterdi.

    Baba Elvan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz üstüne basa basa hatta altını kalın çizgi ile çiziyoruz. Gelsin çünkü biz o kişiyi yemeyeceğiz. Ona bizim çocuğumuza davrandığı gibi davranmayacağız. Eğer kendisinin suçsuz ve masum olduğuna inanıyorsa çıkacak karşımıza kendini savunacak. Ancak onun mimiklerinden bile katil olduğu anlaşılacak. Ayrıca Van’da SEGBİS yöntemi ile katılıyor. Ve arada kilometreler olmasına rağmen takma gözlük, takma bıyık ve takma peruk takıp mahkemeye çıkıyor. Madem böyle bir şey yapmadın ve alakan yok. Neden böyle takma şeyler ile soytarı gibi duruşmaya çıkıyorsun. Anlam veremiyoruz.”

    “POLİSİN İNSAN ÖLDÜRME YETKİSİ Mİ VAR”

    Adaletin yerini bulması isteyen Baba Elvan, “Şunu çok iyi biliyoruz bizim çocuğumuz geriye gelmeyecek. Bizim istediğimiz tek bir şey var. Çocuğumuzu bu hale sokanlar, canını alanlar ve bizim çocuğumuzu vuranlar bedelini ödesin. Toplumda bir daha böyle bir şey olmasın, örnek temsil etmesin istiyoruz. Ve böyle bir durumda polisler bir daha insanlara direk ateş açmamalıdır. Polisin böyle bir yetkisi var mı? Bir insanı öldürmeye ne hakkı var. O insanı o mu getirmiş dünyaya, o mu vermiş ona yaşam hakkını. Bizim tek istediğimiz hak, hukuk adalet başka bir şey yok” ifadelerini kullandı.

    YILLARDIR ADLİYE KORİDORLARINDA ADALET TALEBİ

    Sami Elvan, kamuoyu desteği ile ancak davanın kazanılacağına dikkat çekti. Elvan, “Kamuoyunda desteğin olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak mahkeme önünde çok sıkı güvenlik ve insanları tahrik etmeye, yıldırmaya yönelik polis baskısı var. Son mahkememizde adliyenin önünden mahkeme salonuna kadar defalarca aranıp girdik. Bugün adalet olmadığından biz bu acıları yaşıyoruz. Eğer adalet olmuş olsaydı ve hukuk olmuş olsaydı benim çocuğumun katilinin görüntüleri emniyette vardı. Görüntüler o gün alınır ve çocuğumun katili ilk vurulduğu gün tutuklanırdı. Bu yaşananlarla adaletin geleceğine inanmıyoruz. Tabi bu korktuğumuz anlamına da gelmiyor. Sonuna kadar hakkımızı arayacağız. Ancak kamuoyu desteği olmadan da bir şey elde edemeyiz” dedi.

    DURUŞMAYA ÇAĞRI

    Baba Elvan 13 Aralık’ta görülecek olan 4. duruşmaya da çağrı yaptı:

    “Ben buradan kamuoyuna sesleniyorum. Nasıl siz bu çocuğu hastanede 269 gün sahiplendiyseniz yine aynı şekilde sahiplenmeniz gerekiyor. Çünkü bu aynı zamanda kendi çocuklarınızın geleceğini sahiplenmeniz demektir. Ben çok iyi biliyorum ki benim çocuğum bir daha geri gelmeyecektir. Ama benim vermiş olduğum mücadele toplumu ilgilendiriyor. Toplum adına bu mücadeleyi yapıyorum. Yoksa benim bu yaştan sonra çok yapacağım bir şey yok. Ancak toplum olarak bunu hep birlikte sahiplenirsek belki bir şeyler elde ederiz.”

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

    YARIN- Anne Gülsüm Elvan ile söyleşi: “Nuriye ve Semih her kilo kaybettiğinde yavrum gözümün önüne geliyor.”