Etiket: adalet istiyoruz

  • Çorlu Tren Katliamı davasından yine adalet çıkmadı

    Çorlu Tren Katliamı davasından yine adalet çıkmadı

    PİRHA- Çorlu Tren Katliamı davasının 10’uncu duruşmasında aileler, adil yargılama yapılmadığını belirterek mahkemeye tepki gösterdi. Mahkeme heyeti ise Can Atalay’ın duruşmalara katılmasına ilişkin talebi reddederek, duruşmayı 5 Ekim’e erteledi.

    Tekirdağ Çorlu’da 8 Temmuz 2018’de 25 kişinin öldüğü, 300’ün üzerinde kişinin yaralandığı tren kazasına ilişkin açılan davanın 10’uncu duruşması bugün Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Davada kazanın yaşanmasında kusurlu bulunan Demiryolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Hat Bakım ve Onarım Memuru Celaleddin Çabuk ile TCDD bünyesinde çalışan ve Mayıs ayındaki yıllık umumi muayene raporunda imzası bulunan Köprüler Şefi Çetin Yıldırım, ‘taksirli ölüme ve yaralanmaya neden olmak suçundan 2’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

    Aradan geçen yaklaşık 4 yıllık süre içerisinde, katliamda sorumluluğu bulunan TCDD’deki sorumluların birçoğunun ifadesi dahi alınmadı.

    AVUKAT CAN ATALAY’IN DURUŞMALARA KATILMASI TALEBİ REDDEDİLDİ

    Duruşmada iddianameye karşı söz alan avukat Evren İşler, davanın avukatlarından olan ve şu anda Gezi Davası’ndan tutuklu bulunan avukat Can Atalay’ın duruşmalara katılmasını istediklerini anımsatarak, “Dilekçemizde detaylı olarak yazmıştık, meslektaşımız Av. Can Atalay Silivri Cezaevinde tutuklu. Kendisi tutuklu, hükümlü değil. Avukatlık kanunu uyarınca bu davaya kendisinin avukatlık yapmasının önünde bir engel yok. Ancak bu talebimizi, kendisinin burada olmamasından anlıyoruz ki zımnen reddettiniz. Hala SEGBİS’le bağlayabilirsiniz. Biz bu aşamada celseye ara verilmesini ve avukat Can Atalay’ın duruşmasına katılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Savcı, avukat İşler’in talebinin usule aykırı olduğunu söyleyerek ret istedi. Mahkeme heyeti talebi reddetti.

    “BU FACİANIN SORUMLUSU AKP’DİR”

    Duruşmada Çorlu Tren Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin yakınları da söz aldı. Serhat Şahin’in babası Hüseyin Şahin, “4 yıl geçti ama hala sanık koltukları boş. Suçlu olmayana ceza verirken kolay veriyorsunuz, asıl suçlulara ceza vermek için ne bekliyorsunuz” şeklinde konuştu.

    Mısra Öz ise, “Adaleti bekliyoruz. Talepleri reddediyorsunuz. Savcılığın iddianameyi geciktirmesinin sebebi bize karşı tutumunuzdur. Çorlu için adalet bekliyoruz” diye belirtti.

    Mehmet Öz de söz alarak, “Bu davanın uzamasına anlam veremiyorum. İstenen kişiler 2 saatte yargı önüne çıkarılıyor. Sürecin hızlandırılması için yapılması gereken ne varsa sesimizi yükselteceğiz. Bu facianın sorumlusu AK Parti’dir. Bu yargılamanın uzamasının nedeni de AK Parti’dir” dedi.

    AİLELER DURUŞMA SALONUNU TERK ETTİ

    Aileler daha sonra mahkemeye tepki göstererek duruşma salonunu terk etti. Zeliha Bilgin çocuğun pantolonunu göstererek, “Evladımın kanı var burada kanı. Ben dört yıldır bu pantolonla yaşıyorum. Neyin kafasını yaşıyorsunuz siz? Adaletiniz batsın. Bizi insanlıktan çıkardılar” şeklinde konuştu.

    Ailelerin salonu terk etmesi sonrası mahkeme heyeti duruşmayı 5 Ekim 2022’ye erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Gülistan Doku’nun ailesi Meclis’te HDP’yi ziyaret etti

    Gülistan Doku’nun ailesi Meclis’te HDP’yi ziyaret etti

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ailesi, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile görüştü. Basına kapalı gerçekleşen ziyarette Doku Ailesi adalet taleplerini yineledi.

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun annesi Bedriye, babası Halit ve ablası Aygül Doku, Adalet Nöbeti kapsamında Ankara’ya geldi.

    Sabah saatlerinde Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaları engellenen Doku Ailesi, Meclis’e girerek siyasi partileri ziyaret ediyor. Doku ailesi bugün yapılacak parti grup toplantılarına da katılacak.

    “HERKESİN BİR MEZARI VAR, GÜLİSTAN’IMIN YOK”

    Doku ailesi Meclis’te ilk olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) grubunu ziyaret etti. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Grup Başkanvekilleri Saruhan Oluç ve Meral Danış Beştaş’ın katıldığı görüşme basına kapalı gerçekleştirildi.

    Görüşme sırasında anne Bedriye Doku, Kürtçe konuşarak; “Saniye saniye Gülistan’ımı öldürdüler. Ölüm Allah’ın emri, herkesin bir mezarı var, Gülistan’ımın yok. Gençlerin ölümü çok ağırdır. Neler geldi başımıza” dedi.

    Elinde dosya ile gelen abla Aygül Doku da adalet taleplerini dile getirdi. Buldan ise aile ile görüşmede ailenin adalet mücadelesinin yanında olduklarını söyledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Zamları protesto eden sendikalar faturaları yaktı: Vergide ve ücrette adalet istiyoruz

    Zamları protesto eden sendikalar faturaları yaktı: Vergide ve ücrette adalet istiyoruz

    PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu, zamların geri alınması talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) önünde açıklama yaparak, elektrik ve doğalgaz faturalarını yaktı. Eylemde açıklama yapan Tüm Bel-Sen Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Erdoğan Usta; “Bir taraftan elektrik dağıtım şirketleri soyuyor, diğer taraftan devlet” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu’nun çağrısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) önünde bir araya gelen sendikalar, enerji dağıtım şirketlerinin kamulaştırılması çağrısında bulunarak ve faturalarını yakarak zamları protesto etti.

    ‘Bu zamlarla yaşanmaz, zamlar geri alınsın’ pankartının açıldığı eylemde emekçiler sık sık, ‘Zam, zulüm, işkence işte AKP’, ‘AKP’den hesabı emekçiler soracak’ sloganları attı.

    Eylemde yapılan açıklamayı Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Erdoğan Usta okudu. Usta, enerji ve akaryakıt zamlarının geri çekilmesi ve enerji dağıtım şirketlerinin kamulaştırılması çağrısında bulundu.

    “KAMU EMEKÇİLERİNİN MAAŞLARI YOKSULLUK SINIRI RAKAMLARININ ÇOK GERİSİNDE”

    Elektrik ve doğalgaz faturalarının bugün ülke genelinde yoksulluğun sembolü olduğunu söyleyen Usta, iktidarın politikalarıyla Memur-Sen’in imzaladığı toplu sözleşmenin olumsuz sonuçlarını hep beraber yaşadıklarını belirtti.

    İşsizlik ve yoksulluğun derinleşerek devam ettiğini vurgulayan Usta, “Asgari ücrete yapılan zam daha işçinin eline geçmeden açlık sınırının altında kalırken, kamu emekçilerinin maaşları yoksulluk sınırı rakamlarının çok gerisinde seyrediyor ve her geçen gün açlık sınırı rakamlarına yaklaşıyor. Ülkenin dört bir yanından hayat pahalılığına ve fahiş zammı faturalara karşı tüm halkın tepkisi her gün daha da artıyor” ifadelerini kullandı.

    “BİR TARAFTAN ELEKTRİK DAĞITIM ŞİRKETLERİ SOYUYOR, DİĞER TARAFTAN DEVLET”

    Bir tarafta yoksulluğun, diğer tarafta israfın olduğuna dikkat çeken Usta, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ülkede bir kesim Lale Devri’ni yaşıyor diğer kesim geçinemiyor. Geleceğe dair kaygılarımız arttı. Siyasal iktidarın neo-liberal ekonomi politikaları cilalanıp topluma sunulurken emekçilerin payına daha fazla sömürü daha fazla yoksulluk düşüyor. Sermaye sahipler servetlerinin üzerine servet katarken neşeleri Maliye Bakanı’nın gözlerinin içindeki ışıltıya yansıyor. Yaşanan krizin faturasının bedelini ilk seçimlerde iktidara keseceğiz. Asgari ücretliye vergi istisnasını müjdeleyen, istisna tutarı kadar asgari geçim indirimini kaldıranlardan, istisna olarak sunulan gelirden bile dolaylı vergi alan anlayıştan bıktık. Elektriğe, doğalgaza, akaryakıta gelen yüksek zamlarla beraber ödediğimiz vergilerden katmerlenerek artıyor. Bir taraftan elektrik dağıtım şirketleri soyuyor, diğer taraftan devlet.”

    “VERGİDE VE ÜCRETTE ADALET”

    Tüm Bel-Sen Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Erdoğan Usta, son olarak, “A’dan Z’ye her şeye gelen ve gelecek olan zamların işaret fişeği olan enerji ve akaryakıt zamlarının geri çekilmesini enerji dağıtım şirketlerinin kamulaştırılmasını istiyoruz.  Elektrik, su, doğalgazdan alınan KDV’nin yüzde 1’e düşürülmesini istiyoruz. Vergide ve ücrette adalet, bağımsız yargı, adil bir ek gösterge sistemi istiyoruz” şeklinde konuştu.

    Açıklamanın ardından emekçiler, elektrik ve doğalgaz faturalarını yakarak, hükümetin politikalarını ve zamları protesto etti.

    PİRHA/ANKARA

  • İfadeye çağrılan Gündüz ailesi tepkili: Bize işlemeyen adalet bazılarına jet hızıyla işletiliyor -VİDEO

    İfadeye çağrılan Gündüz ailesi tepkili: Bize işlemeyen adalet bazılarına jet hızıyla işletiliyor -VİDEO

    PİRHA-Alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz’ün aracıyla çarparak ölümüne neden olduğu Bisiklet Sporcusu Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz hakkında ‘hakime hakaret ettiği’ gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Baba Gündüz duruma tepki göstererek, “Bize yavaş işleyen adalet, başka durumlar söz konusu olunca jet hızıyla ilerliyor. Bizim üzerimizden adalet arayan tüm ailelere gözdağı veriliyor” dedi.

    Alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz’ün aracıyla çarpması sonucu hayatını kaybeden bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz hakkında, 27 Aralık’taki karar duruşmasında sarf ettiği sözler nedeniyle soruşturma başlatıldı. Baba Gündüz, mahkeme heyetine karşı ‘tehdit ve hakaret’te bulunduğu gerekçesiyle açılan soruşturma kapsamında dün ifade vermek üzere Şehit Osman Avcı polis karakoluna çağırıldı.

    İfade veren Gündüz’e, mahkeme heyetinin kararı okuduğu sırada sarf ettiği, ‘Bu kararı kasıtlı olarak yaptınız, Umut’un katili kadar bu mahkemedeki kararı veren sizler de suçlusunuz. Sizler de bu cinayete ortaksınız’ sözleri soruldu.

    İfadesinin ardından maruz kaldığı duruma tepki gösteren baba Gündüz, katillerin idari anlamda görmediği yargı ve kolluk baskısını, ‘hukukun üstünlüğü ve adalet’ diyen acılı ailelerin gördüğünü belirtti.

    “MEVCUT HUKUK SİSTEMİNİ VE ADALET MEKANİZMASINI ELEŞTİRDİM”

    27 Aralık günü yapılan karar duruşmasında mahkemenin vermiş olduğu karara karşı sarf etmiş olduğu sözlerin suç olarak değerlendirildiğini ve hakimin şikayeti üzerine hakkında soruşturma açıldığını ifade eden baba Gündüz, “Hakim şahsımdan şikayetçi olmuş. Mahkemeye karşı söylemiş olduğum sözler şunlardı, ‘Katillere vermiş olduğunuz bu cezasızlık katilleri cesaretlendiriyor. Katil oğlumu öldürdü, elinde kan var. Vermiş olduğunuz bu kararla birlikte sizin de katilden farkınız kalmamıştır. Onun elindeki kan sizin kaleminizdedir. Eninde sonunda yapmış olduğunuz bu hukuksuzluğun bedelini sanık sandalyesine oturarak, hepiniz yargılanarak vereceksiniz’ dedim. Mevcut hukuk sistemini ve adalet mekanizmasını eleştirdim. Kişisel olarak hakime ya da savcıya tehdit ya da hakarette bulunmadım. Mevcut cezasızlık politikasının, biz acılı ailelerin çekmiş olduğu ıstırabın nedeni olduğunu söyledim. Söylediğim bu sözler cımbızla ayıklanmış, ‘Sen katilsin, elinde kan var’ şeklinde söylemişim gibi lanse edilmiş” dedi.

    “BİZE YAVAŞ İŞLEYEN ADALET, BAŞKA DURUMLAR SÖZ KONUSU OLUNCA JET HIZIYLA İLERLİYOR”

    526 gündür adalet mücadelesi verdiklerini anımsatan ve 526 gündür yavaş işleyen bir adalet sistemi olduğunu kaydeden baba Gündüz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “526 gündür bize işlemeyen, çabalarımızla ilerletmeye çalıştığımız bir adalet mekanizması var. Ama ne hikmetse bize yavaş işleyen adalet, başka durumlar söz konusu olunca jet hızıyla ilerliyor. Birkaç hafta önce görülen davada söylediğim sözler üzerine muazzam bir hızla şikayet oluşturulmuş ve şikayetin hemen ardından da ifadem alındı. İfadem savcılığa gönderildi. Savcılık bunu değerlendirilecek ve dava açılıp açılmayacağına karar verecek. Sonucunu bekleyeceğiz. Sonucu olumlu da olumsuz da olsa bizi etkilemeyecek. Çünkü biz verdiğimiz mücadelenin haklılığına, doğruluğuna inanıyoruz. İktidarın hukuk sistemi üzerindeki etkisi ile birlikte cezasızlık politikası, bizler gibi onlarca ailenin canını yakmaya devam ediyor.”

    “AİLELERİN BİR ARAYA GELMESİNDEN ÇOK RAHATSIZ OLUYORLAR”

    Açılan bu soruşturma ile birlikte kendileri üzerinden tüm topluma mesaj verildiğini belirten baba Gündüz, “Aslında bir eylem sırasında bir polis bize, ‘Siz kötü örneksiniz’ demişti. Bunun ne demek olduğunu bu soruşturma ile birlikte daha da iyi anlamış olduk. Birçok aile uğradığı haksızlıklar sonucu acıları ile birlikte kenara çekildi. Birçok aile yaşayan ölülere döndü. Biz bu ailelere dokunduk. Gelin birlikte mücadele edelim, bu hukuksuzluğu birlikte düzeltelim dedik. Bu anlamda da etkili olduk. İktidar ve iktidarın yargı ve kolluk kuvvetleri ailelerin bir araya gelmesinden çok rahatsız oluyor. Biz 526 gündür yürüttüğümüz adalet mücadelemizde birçok şehir gezdik, binlere varan kurum ve kuruluş ile görüştük. Yaşadığımız hukuksuzluğu alenen teşhir ettik. Bizim üzerimizden bir gözdağı veriliyor ve bizim çevremizde olan insanlara onların yanında olmayın deniyor. Biz kesinlikle haklı olduğumuz mücadeleyi asla bırakmayacağız. Sonuçları ne olursa olsun devam edeceğiz. Tüm hukuksal haklarımızı kullanacağız. Bu süreçleri zorlarken oturup beklemeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    19 yaşındaki lisanslı bisiklet sporcusu Umut Gündüz, 15 Temmuz 2020 tarihinde, idman sonrası bisikletiyle konutuna giderken trafik kurallarını ihlal eden alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz’ün aracıyla arttan çarpıp kaçması sonucu hayatını kaybetmişti.

    Davanın 27 Aralık’ta Ankara 57’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında mahkeme, alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz’e 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası vermiş ve iyi hal indirimi uygulayarak tutuklama kararı çıkarmamıştı.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Gündüz ailesinin Meclis önündeki eylemi engellendi

    Gündüz ailesinin Meclis önündeki eylemi engellendi

    PİRHA-Ankara’da alkollü sürücünün çarpması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ailesinin Meclis önünde yapmak istediği oturma eylemi polis tarafından engellendi. Baba Gündüz, “510 gündür yürüttüğümüz adalet arayışı karşılıksız kaldı. Bir gün sizi de hak ettiğiniz yere göndereceğiz. Hukukun üstünlüğünü istiyoruz” dedi.

    Ankara’da 15 Temmuz 2020 tarihinde alkollü olduğu tespit edilen Çağdaş Şenyüz’ün arabayla çarparak ölümüne neden olduğu 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ölümüne ilişkin ikinci duruşma dün (7 Aralık) Ankara 57’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Gündüz ailesinin Şenyüz’ün tutuklanması ve ağır ceza mahkemesinde yargılanması talebi yine reddedilmişti. Umut’un ölümüne neden olan Şenyüz hakkında savcılık en fazla 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti.

    Mahkemenin kararına tepki gösteren Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz, yaşanılan adaletsiz durumu protesto etmek için Meclis’in Dikmen kapısı önünde oturma eylemi yapmak istedi. Meclis önüne ‘Umut İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ yazılı pankartla gelen baba Gündüz, polis tarafından Meclis önünden uzaklaştırıldı. Oğlunun ölümüne ilişkin yargının tutumuna tepki göstermek isteyen baba Gündüz’ün açıklama yapmasına da izin verilmedi.

    “510 GÜNDÜR YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ADALET ARAYIŞI KARŞILIKSIZ KALDI”

    Meclis önünden polis eşliğinde Güvenpark’a gelen baba Menderes Gündüz, burada yaptığı açıklamada eşi Asuman Gündüz’le birlikte yarın eylemlerine Meclis önünde devam edeceklerini belirterek; şunları söyledi:

    “Katilin mahkemeye büyük bir polis koridoru altında getirilip götürülmesi, kahraman gibi lanse edilmesi karşısında hayal kırıklığı yaşadık. Bunun nedeni, bağlantıları nedir? Bu kişi neden bu kadar korunuyor. İçişleri, Adalet Bakanlıkları neden bu kişiyi koruyor? 510 gündür yürüttüğümüz adalet arayışı karşılıksız kaldı. Bir gün sizi de hak ettiğiniz yere göndereceğiz. Hukukun üstünlüğünü istiyoruz. Savcı ve hakimlerin de yargılanmasını istiyoruz. Polis gücünü de yargılayacağız. Bu iktidarın gitmesi an meselesi. Hukukun üstünlüğü için ilk saflarda biz, acılı aileler yer alacağı.”

    “BU COĞRAFYADA İNSAN YAŞAMI ÇOK UCUZ”

    Eyleme destek vermek için gelen İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat ise yaşananlara ilişkin; “Umut’un ailesinin adalet arayışının yanındayız. İnsan yaşamının ucuz olduğu bir ortamı bu coğrafya hak etmiyor. Kendilerine her anlamda destek olacağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Umut Gündüz davasında Çağdaş Şenyüz’ün 6 yıla kadar hapsi istendi

    Umut Gündüz davasında Çağdaş Şenyüz’ün 6 yıla kadar hapsi istendi

    PİRHA- 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ölümüne neden olan sürücü Çağdaş Şenyüz ikinci kez hakim karşısına çıktı. Savcılık, Şenyüz’ün ‘taksirle öldürme’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi. Gündüz ailesi, “Bizler yaşadığımız bu büyük acıların yanında bir de adaletsizliğin büyük yükünü mü taşıyacağız?” dedi.

    Ankara’da 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’e alkollü şekilde aracıyla çarparak ölümüne neden olan Çağdaş Şenyüz’ün yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü.

    Savcılık, Şenyüz’ün ‘taksirle öldürme’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi. Duruşma, 27 Aralık tarihine ertelendi.

    TUTUKLU YARGILANMASI TALEBİ REDDEDİLDİ

    Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Umut Gündüz’ün aile yakınları, avukatları ve tutuksuz yargılanan sanık Çağdaş Şenyüz katıldı.

    Duruşmada söz alan Gündüz ailesinin avukatları, sanığın adli kontrol hükümlerini yerine getirmediğini, bu durumda kaçma şüphesinin oluşabileceğini beyan ederek Şenyüz’ün tutuklu yargılanmasını talep etti. Beyanları değerlendiren mahkeme, talepleri reddederek sanığa verilen adli kontrol hükümlerinin devamına karar verdi.

    SAVCI, 2 YILDAN 6 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTEDİ

    Duruşmada mütalaasını veren savcı, Umut Gündüz’ün ölümüne sebep olan Şenyüz’ün ‘taksirle ölüme sebebiyet verme’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi. Savunma için süre talep eden sanık avukatının isteğini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı 27 Aralık tarihine erteledi.

    “ADLİ KONTROL HÜKÜMLERİNİ İHLAL ETMESİNE RAĞMEN TUTUKLANMADI”

    Duruşma sonrası adliye önünde basın açıklaması gerçekleştiren Gündüz ailesinin avukatı Dursun Yılmaz, adli tıp raporlarının ve sürücü Çağdaş Şenyüz’ün yüzde yüz kusurlu bulunduğunu anımsatarak, Şenyüz’ün adli kontrol hükümlerini de uygulamadığı bilgisini verdi. Yılmaz, duruma ilişkin sanık hakkında herhangi bir cezai işlemin de uygulanmadığını belirtti.

    “BU KAZALARA YOL AÇANLARIN DOĞRUDAN SORUMLU OLMASI GEREKİYOR”

    Basın açıklamasına katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da adliye önünde yapılan açıklamada söz alarak; “Kanunların değişmesi gerekiyor. Bisiklet bir ulaşım aracıdır. Gerçekten bisiklet yolları olsaydı ya da bisikletli ulaşım güvenli olsaydı hepimiz Ankara yollarında, birçok yerde bu şekilde ulaşım sağlardık. Kanunların değişmesi gerekiyor. Bu kazalara, cinayetlere sebep olanların direkt sorumluluğunun olması gerekiyor. Buna ilişkin yasal düzenlemeler olması gerekiyor. Bu kazalara yol açanların doğrudan sorumlu olması gerekiyor. Buna ilişkin bir kanun teklifi verdik. Bu ülkede artık insan yaşamının değerli olması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “YAŞADIĞIMIZ BU BÜYÜK ACILARIN YANINDA BİR DE ADALETSİZLİĞİN BÜYÜK YÜKÜNÜ MÜ TAŞIYACAĞIZ?

    Ardından söz alan Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz şunları kaydetti:

    “Bizler, sadece zenginlere ya da siyasi konumları olanlara değil, herkese adalet talebini dile getirmek için buradayız. Adalet mağduru aileler olarak toplanmış olan bizler, bu bozuk düzenin yarattığı adaletsizliğin mağdurları olarak “artık yeter, adalet istiyoruz” diyoruz. Bu ülkenin aydınlık geleceği olan çocuklarımız; trafik canavarları, magandalar, şehir eşkıyaları, uyuşturucu tacirleri, tecavüzcüler tarafından aramızdan koparılıyor, katlediliyor. Sonrasında ne mi oluyor? Trafik canavarları, şehir eşkıyaları, uyuşturucu tacirleri, tecavüzcüler yaptıkları yanlarına kâr kalarak, özgürlüklerine kavuşuyor. Katiller göz göre göre bu ülkenin adalet sistemi tarafından cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Üstelik bu cezasızlık ortamı, siyasi iktidarın izlediği politikalar ve adalet sisteminin gerektiği gibi işlememesi katilleri daha da cesaretlendiriyor. Peki, hep böyle mi gidecek? Bizler yaşadığımız bu büyük acıların yanında bir de adaletsizliğin büyük yükünü mü taşıyacağız? Hayır, bunu kabul etmiyoruz ve bu yüzden artık yeter diyoruz! Katillerin hak ettikleri cezalara çarptırılmasını talep ediyoruz. Gençlerimiz, çocuklarımız, kadınlarımız için daha yaşanılır bir Türkiye adına herkes için ADALET istiyoruz. Ve bu adalet mücadelesi için mücadelemizi yılmadan sürdüreceğimizi şimdiden ilan ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Umut Gündüz için eylem: Belediyeler insan odaklı politikalara destek vermeli -VİDEO

    Umut Gündüz için eylem: Belediyeler insan odaklı politikalara destek vermeli -VİDEO

    PİRHA-Ankara’da antrenman dönüşü alkollü sürücünün aracıyla çarpması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ailesi, Adalet Bakanlığı önünde her Çarşamba günü yaptıkları eyleme devam etti. Bu hafta yapılan eyleme TMMOB Mimarlar Odası da destek verdi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan; “Buradan yerel yönetimlere çağrıda bulunuyoruz, insan odaklı, bisiklet odaklı politikalara destek verin ve bütçe ayırın” dedi.

    Ankara’nın Batıkent ilçesinde 2020 15 Temmuz günü bisiklet sporcusu Umut Gündüz, antrenman sonrası evine dönerken Çağdaş Şenyüz yönetimindeki otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti.

    Kazanın ardından gözaltına alınan Çağdaş Şenyüz’ün 1.53 promil alkollü olduğu belirlendi. Çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Çağdaş Şenyüz 4 ay sonra tahliye edildi. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından Çağdaş Ş. hakkında ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçundan dava açıldı.

    Gündüz ailesi yaşanan hukuki durumun adaletsiz olduğunu, Çağdaş Şenyüz’ün ‘kasten adam öldürmek’ suçundan cezalandırılmasının gerektiğini belirterek Adalet Bakanlığı önünde eyleme başlamıştı.

    MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ EYLEME DESTEK VERDİ

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan eyleme katılarak destek verdi. Candan eylemde şunları dile getirdi:

    “Ankara özelinde bütün kentlerin bisiklet odaklı, daha çevre dostu, daha yaşanabilir bir ulaşım politikasına ve stratejisine sahip olması lazım. Bu politikalardan uzak olunması bu tür hadiselere neden oluyor. Umut’un başına gelen Türkiye’de binlerce Umut’un başına gelebilecek potansiyelde bir olay. Bugün Samsun’da yine bisikletli bir kişi daha hayatını kaybetti. Bu nedenle buradan bir kez daha Büyükşehir Belediyelerine çağrı yapmak gerekiyor. Özellikle Ankara’da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ulaşım politikalarını otomobil odaklı değil de sürekli katlı kavşaklar, yollar yaparak değil de, ki Atatürk Orman Çiftliği’ni bile yol yaptılar bu tarz şeylere bütçe ayıracaklarına ‘Bisikletli Ankara’ projesini hayata geçirmelerini istiyoruz. Özellikle pandemi sürecinde insanların sağlıklı bir şekilde bir yerden bir yere ulaşabilecekleri bir politika üretmeleri, buna dönmeleri gerekir. Ulaşım ana planına bisiklet politikasının doğrudan girmesi gerekir.

    Eğer Türkiye’de yolda yürürken ya da bisikletle giderken sağlığımızdan ve yaşamımızdan endişe duymayacak bir umut ortamı yaratacaksa bugün Umut Gündüz’ün başına gelenlerin bir daha yaşanmaması hem de adaletin yerini bulması hem de kentsel politikalar da Büyükşehir Belediyelerinin bu kentte yaşayanların sağlıklı, çevre dostu ve bisikletle ya da yürüyerek bir yerden bir yere ulaşmasını sağlamaları gerekiyor. Onun için bugün Umut Gündüz’ün ailesinin yanındayız. 24 Haziran’da davasında da yanlarında olmaya çalışacağız. Herkesi bu konuda duyarlı olmaya ve destek vermeye çağırıyoruz.”

    “TUTUKLU OLARAK YARGILANSIN İSTİYORUZ”

    Baba Menderes Gündüz yaptığı basın açıklamasında, haziran ayında başlayacak duruşma öncesi adil yargılama istediklerini söyledi. Gündüz, sürücünün alkollü olmasına, yüzde yüz kusurlu bulunmasına rağmen henüz mahkeme görülmeden serbest bırakılmasına tepki gösterdi. Gündüz açıklamasına şöyle devam etti:

    “Sürücünün serbest bırakılması büyük bir hayal kırıklığı yaratmış ve adalete olan inancımızı yok etmiştir. Umut Gündüz’ün ailesi olarak gencecik bir insanın katili olan alkollü ve aşırı hızlı bu sürücünün mevcut somut deliller ışığında ‘kasten adam öldürmek’ suçlamasıyla ağır ceza mahkemesinde tutuklu olarak yargılanmasını talep etmekteyiz. Üniversite hayali kuran ve gelecek planları olan 19 yaşındaki bir insanın hayatının bu kadar değersiz olmaması gerektiğine inanıyoruz.”

    “HER ÇARŞAMBA BURADAYIZ HERKESİ DESTEĞE ÇAĞIRIYORUZ”

    Menderes Gündüz son 2 yıl içinde 272 bisikletlinin benzer şekilde öldüğünü belirterek, “Bisikletli ölümlere sebep olan sürücüler 2’nci derece cinayetle ve tutuklu yargılanmalıdır. Cezalar teşvik edici değil caydırıcı olmalıdır. Davanın emsal bir dava olması adına sanık Çağdaş Şenyüz’ün ‘kasten adam öldürme’ suçundan en ağır cezayı alması ve adaletin yerini bulmasını beklemekteyiz. Umut Gündüz’ün ailesi olarak 24 Haziran saat 12.00’de 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan mahkememize kadar her çarşamba adalet nöbetimizi yapıyoruz ve herkesi de desteğe çağırıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tutuklu KHK’li Öğretmen Dersulu ve Mimar Şahin’in mahkemesine duyarlılık çağrısı

    Tutuklu KHK’li Öğretmen Dersulu ve Mimar Şahin’in mahkemesine duyarlılık çağrısı

    PİRHA- Kanun hükmünde Kararnamelerle ihraç edilen ve 4 yıldan fazla bir süre Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde ‘İşimizi geri istiyoruz’ talebiyle eylem yaptıkları için tutuklanan Yüksel Direnişçilerinden Mehmet Dersulu ve Alev Şahin 4. kez hakim karşısına çıkacak. Dersulu ve Şahin’in aileleri, “Dışarıda haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme uğramaları yetmiyormuş gibi bir de hapishanede saldırıya ve hak ihlallerine maruz kalıyorlar. Herkesi KHK adaletsizliğine karşı Alev ve Mehmet’i sahiplenmeye çağırıyoruz” dediler. 

    OHAL KHK’leri (Kanun Hükmünde Kararname) ile ihraç edilen ve 4 yılı aşkın süredir Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde ‘İşimizi geri istiyoruz’ talebiyle eylem yaptıkları için tutuklanan Yüksel Direnişçilerinden Mehmet Dersulu ve Alev Şahin 4. kez hakim karşısına çıkacak.

    Duruşma 4 Haziran Cuma günü saat 10:00’da Ankara Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Davada KHK hukuksuzluğuna karşı eylem yapan 7’si tutuksuz 2’si tutuklu 9 sanık yargılanıyor.

    Görülecek duruşma öncesi PİRHA’ya konuşan Dersulu ve Şahin’in aileleri, yaşanan KHK adaletsizliğine karşı herkesin Yüksel Direnişçilerini sahiplenmesi gerektiğini söyleyerek, Cuma günü yapılacak olan mahkemeye çağrı yaptılar.

    “İHRAÇ EDİLDİ DİYE EVDE OTURUP BEKLEMEDİ, DİRENMEYİ SEÇTİ”

    Yüksel Direnişçilerinden Mehmet Dersulu’nun kardeşi Zehra Dersulu abisinin 13 yıllık öğretmenken bir gece yarısı yayınlanan KHK ile ihraç edildiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “Abim 13 yıllık öğretmenken 2017 yılının Şubat ayında KHK ile ihraç edildi. Öğretmenlik hayatının 13 yılında abim tek bir soruşturma bile geçirmedi. Buna rağmen KHK ile atıldı. Üç yıl önce abimin hakkında buna benzer bir dava daha açılmıştı. Abim ondan beraat etti. Aynı suçlamalarla tekrar soruşturma açıldı hakkında ve tutuklandı. Abim sadece hak arama mücadelesi verdi. Temmuz 2017 yılının Şubat ayından bu yana ihraç edildiğinde evde oturup beklemedi. Yapılan haksızlıktır, hukuksuzluktur dedi ve Ankara’da Yüksel Caddesi’nde direnişe başladı diğer arkadaşlarıyla birlikte. Sonrasında işini geri istediği için defalarca gözaltına alındı. Son gözaltına alındığında ise tutuklandı.”

    “SON 1 AYDA DÖRT KERE SALDIRIYA UĞRADI”

    Yaklaşık 9 aydır tutuklu yargılanan Mehmet Dersulu’nun hapishanede kaldığı süre içerisinde sürekli saldırıya ve hak ihlallerine uğradığını aktaran kardeşi Zehra Dersulu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Abim şu an hapishanede ve sürekli saldırıya uğruyor. Son bir ayda 4 kere saldırıya uğradı. İlk saldırılarında ayağını kıracak şekilde darbe aldı. İkincisinde ise gardiyanlar abimi havalandırma kapısına sıkıştırdılar. Orada da kolundan yaralandı. Üçüncü saldırıda ise gardiyanlar hücreye girerek abimi darp etmişler. Boğazını sıkıp saçlarını çekmişler. Tüm bu saldırıları yapan özellikle tek bir gardiyan var. Birilerinden özellikle talimat almış gibi. Abime bilinçli bir şekilde sistematik olarak saldırıyor. Hapishane idaresi bunu bilmesine rağmen sesini çıkartmıyor, bu duruma göz yumuyor.

    “İŞKENCE BELGELENMESİN DİYE DOKTORA ÇIKARILMIYOR”

    Abim bununla ilgili 2 defa suç duyurusunda bulundu. İlkinde takipsizlik kararı verildi. Bunun sebebi ise abim işkence görüyor ve ertesi gün suç duyurusunda bulunuyor. İşkence gördükten sonra revire çıkıp doktordan rapor almak istiyor. İşkenceleri belgelemek istiyor ancak abimi 10 gün sonra 15 gün sonra hatta 20 gün sonra doktora çıkarıyorlar. Tabi o zamana kadar da işkence izleri geçiyor. Boğazının sıkıldığı olayda da abim suç duyurusunda bulundu. 3 hafta geçmesine rağmen hala doktora çıkmayı bekliyor. Bu sürede abimin yaraları, işkence izleri iyileşti. Hapishane idaresi bunu bilinçli olarak yapıyor. Tekrar revire çıktığında yine darp yoktur diye rapor verecekler. Bu işkenceler ayrıca kameraların olmadığı yer olan hücrenin içerisinde yapılıyor. Kameraların görmediği alanlarda işkence yapılıyor. Bolu F Tipi Hapishanesi’nde kalıyor abim. Bir önceki mahkemesine SEGBİS’le bağlanmak istedi. Ancak hapishanede bir tane SEGBİS odası olduğu için ve oda dolu olduğu için bağlanamadı. Mahkemeye katılamadı, savunmasını yapamadı ve bu yüzden onu tahliye etmediler. Ancak önümüzdeki hafta görülecek mahkemesine getirilmesi için başvuruda bulundu, getirileceğini düşünüyoruz.”

    “ADALETSİZLİKLERİN SON BULMASI İÇİN HERKESİN ONLARI SAHİPLENMESİ GEREKİYOR”

    Zehra Dersulu son olarak şunları aktardı:

    “Abim KHK adaletsizliğine direndiği için 9 aydır tutuklu. 13 yıllık öğretmenken hiçbir gerekçe gösterilmeden bir gece yarısı yayınlanan kararname ile işinden atıldı. Dışarıda yaşadığı haksızlık, hukuksuzluk, işkence yetmezmiş gibi bir de şu anda içeride işkenceye maruz kalıyor. Haksız, hukuksuz yere hapishanede tutuluyor abim ve arkadaşları. Sadece işlerini geri istiyorlar. Ben adalet isteyen, haksızlığa uğramış herkesi özellikle de KHK ile işinden atılmış herkesi abimin ve arkadaşlarının mahkemesine çağırıyorum. Adaletsizliklerin son bulması için herkesin onları sahiplenmesi gerekiyor.”

    “MAHKEMEDEN ADİL BİR YARGILAMA BEKLEMİYORUM”

    6 Ocak 2017’de yayınlanan 679 sayılı KHK ile Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ndeki görevinden ihraç edilen Mimar Alev Şahin’in annesi Güler Şahin ise kızının hukuksuz yere aylardır tutuklu olduğunu ve hapishane de bir çok hak ihlaline maruz kaldığını vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Kızım haksız ve hukuksuz bir şekilde işinden atıldı. İşini geri istemek dışında bir şey yapmadı. Ama bu ülkede adalet yok. Adalet emekçilere, halka uygulanmıyor. Biz kızımızın her zaman yanındayız. Bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Yaşananlar büyük bir adaletsizlik örneği. Herkesi mahkemeye sahiplenmeye çağırıyorum. Mahkemeden adil bir yargılama beklemiyorum. Adil bir karar çıkacağını da düşünmüyorum. Çünkü hukuk halka karşı işlemiyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • KHK’lere karşı direnen Tanrıverdi: Asla vazgeçmeyeceğim!

    KHK’lere karşı direnen Tanrıverdi: Asla vazgeçmeyeceğim!

    PİRHA-17 yıllık öğretmenlik mesleğinden bir gece yarısı yayınlanan KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi 4 yıldır işine geri dönebilmek için direniyor. 4 yıllık direniş sürecini PİRHA’ya anlatan Tanrıverdi, “Bu direniş boyunca yaşadığımız saldırılara, gördüğümüz işkencelere rağmen vazgeçmedik, pes etmedik. Biz sadece kendi işimizi istemiyoruz. KHK hukuksuzluğuna, adaletsizliğine maruz kalmış herkesin hakkını savunuyoruz” dedi.

    İstanbul’da yaşayan Nursel Tanrıverdi 17 yıllık felsefe öğretmeniyken bir gece yarısı yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edildi. Yaşadığı KHK hukuksuzluğuna karşı sessiz kalmayan Tanrıverdi ihraç edildiği 2017 yılından bugüne işine geri dönebilmek için direniyor.

    Yaşadığı 4 yıllık direniş sürecini PİRHA’ya anlatan Tanrıverdi, defalarca gözaltına alındığını, tutuklandığını, işkencelere maruz kaldığını ama hiçbir zaman umudunu kaybetmeden direnmeye devam ettiğini belirterek eylemini işine geri dönene kadar sürdüreceğini aktardı.

    “İSTANBUL’UN ÜÇ MEYDANINDA EYLEM YAPARAK BAŞLADIK”

    İstanbul Kağıthane’de bulunan Hazır Giyim Meslek Lisesi’nde görev yaparken bir gece yarısı yayınlanan kararname ile işinden ihraç edildiğini öğrenen Tanrıverdi şunları ifade etti:

    “7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildim. Muhtemelen sol görüşlü olduğum için atıldım. Benim gibi KHK ile atılmış 50-60 arkadaşla birlikte 20 Şubat 2017’de eyleme başladık. KESK Şubeler Platformu’na bu haksızlık karşısında direnmek istediğimizi ve işimizi almak için eylem yapmak istediğimizi söyledik. Eylem önerisinde bulunduk. Kabul ettiler ve biz 2017 yılında yaşadığımız hukuksuzluğa, haksızlığa karşı eylemler başlattık. İstanbul’da üç ayrı yerde eylemlere başladık. Bakırköy Özgürlük Meydanı, Kadıköy’de Boğa’nın önünde ve Kartal Meydanı’nda. Haftanın 4 günü eylem yapıyorduk. Yaptığımız eylemler de basın açıklaması, 1 saatlik oturma eylemi ve imza toplama şeklinde gerçekleşiyordu. Ayda bir kez de KHK hukuksuzluğuna karşı topladığımız imzaları İstanbul Valiliği’ne götürüp veriyorduk. Ancak şu ana kadar Valiliğe verdiğimiz hiçbir dilekçeye cevap alamadık.”

    “POLİS SALDIRILARININ ARDINDAN İKİ KİŞİ KALDIK VE EYLEMLERİMİZE ÖYLE DEVAM ETTİK”

    Eylemlere başladıktan bir yıl sonra sık sık polis müdahalesiyle karşılaştıklarını aktaran Tanrıverdi, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ondan sonra ki süreçte her hafta gözaltına alındık. Bir gün nezarethanede tutuluyorduk, ertesi gün Savcılığa çıkartılıyorduk. Sonraki haftalar da mahkeme tarafından bize Bakırköy Meydanı’na giriş yasağı verildi. Gözaltına alınıp mahkemeye çıkarıldığımız da bu karar verildi. Alana girmemizi yasakladılar. Adli kontrol gereği diyerek verdiler bu kararı. Meydana 200 metre yaklaşmama kararı verildi. Biz bu yasağı tanımadık. Çünkü hukuksuz. Böyle bir yasak olabilir mi? Mahkeme kararını tanımadığımızı söyleyerek eylemlerimize devam ettik. Bakırköy Meydanı’na tekrar çıktık ve eylemimizi yaptık. Ardından mahkeme kararına uymadığımız gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklandık. O alanda eylem yaptığımız süre içerisinde toplamda 5 kez tutuklandık. ‘2911’e muhalefet’ gerekçe gösterilerek üstelik. Aslında bu cezanın yatarı yok, para cezası vermeleri gerekir ancak bizi tutukladılar. Tutukluluğumuz 15 gün, 1 ay gibi zamanlar oluyordu, kısa sürüyordu. Çünkü dediğim gibi aslında hukuken tutuklama yapamazlar ‘2911 sayılı’ kanundan. Böyle parça parça yatarak toplamda biz 4 ay tutuklu kaldık.

    “GÖZALTINDA KALDIĞIMIZ 1 SAAT İÇİN BİLE DAVALAR AÇTIK VE KAZANDIK”

    Hakkımızda 70’in üzerinde dava açıldı. 15-20 tanesinden ‘Kovuşturmaya yer yoktur’ kararı çıktı. 60’ından beraat ettik. Çünkü yaptığımız eylemler suç değildi. Anayasal bir haktı. Gözaltında kaldığımız 1 saat için bile davalar açtık ve tazminatlar kazandık. Hukuksuzluk mahkeme kararlarıyla da belgelenmiş oldu. Bir de eylem yaptığımız zaman ‘Basın açıklaması yapabilirsiniz ama oturma eylemi yapamazsınız bu yasak’ diyorlardı. Tamamen keyfi bir tutum sergiliyorlardı. Yasal olarak böyle bir şey mümkün değil, yasak olamaz. Bize karşı koyulan yasakların hiçbir yasal dayanağı yoktu. Tamamen keyfiydi. Amaçları direnişimizi bitirmek, engellemekti.”

    “BASIN AÇIKLAMASI YAPMAK SUÇ SAYILDI”

    Yaşanan pandemi sürecinde eylemlerine sadece basın açıklaması yaparak devam ettiklerini söyleyen Tanrıverdi, “Fakat 17 Nisan 2021 tarihinden itibaren polis tekrardan eylemlerimize saldırmaya başladı. Gerekçe olarak da pandemi sürecinde alınan kısıtlama kararlarını gösterdi. Biz bu Kaymakamlığın kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurduk. Yürütmenin durdurulmasını istedik. Bu yasağın kaldırılması için ilerleyen günlerde de Kaymakamlığı şikayet edeceğiz” diye belirtti.

    “DİRENDİĞİMİZ ALANDA SİYASİ PARTİLER STAND AÇIYOR, ONLARA YASAK YOK”

    Yaptıkları eylemlere son 1 yıldır desteğin arttığını ve bu destekle birlikte polis müdahalesinin de arttığını vurgulayan Tanrıverdi “Bizim eylemimizle KHK’lılar bir araya gelmeye ve haklarını aramaya başlamışlardı. Direniş büyümeye başlayınca saldırılar tekrardan başladı. Şu an yapılan saldırıların da amacı direnişin büyümesini engellemek. Bakırköy Meydanı’na her gün İyi Parti, CHP, AKP gibi değişik siyasi partiler gelip, stantlar açıyor. Onlara kimse bir şey demiyor. Onlara yasak yok. Biz yapınca saldırıya uğruyoruz” diyerek direnişlerine işlerini geri alana kadar devam edeceğini söyledi.

    “4 YILDIR OHAL KOMİSYONUNDAN CEVAP BEKLİYORUM”

    OHAL komisyonuna başvuralı 4 yıl olduğunu, ancak hala bir sonuç alamadıklarını ifade eden Tanrıverdi, “Bakırköy’de ki direnişimiz her türlü gözaltıya, tutuklamaya, alan yasaklamalarına, işkenceye rağmen devam ediyor ve edecek. Biz Bakırköy Meydanı’nda Çorlu’da tren katliamında da yaşamını yitirenlerin adalet talebini haykırıyoruz, Şenyaşar ailesinin adalet talebini yükseltiyoruz, işçilerin, emekçilerin hak taleplerini, adalet isteklerini haykırıyoruz. Bakırköy Meydanı’nda işte bu yüzden bizden rahatsız oluyorlar ve eylemlerimizi engellemeye çalışıyorlar. Ben buradan herkese çağrı yapıyorum. Adaletsizliklere, hukuksuzluklara karşı gelin birlikte mücadele edelim” ifadelerine yer verdi.

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

  • Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    Veli Saçılık: 21 yıl sonra gelen adalet geç geldiği için kesinlikle adalet değildir!-VİDEO

    PİRHA-2000 yılında Burdur Cezaevi’ne düzenlenen operasyonla ilgili açılan tazminat davasının 21 yıl sonra karara bağlanmasını PİRHA’ya değerlendiren Veli Saçılık, “Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.  

    2000 yılında Burdur Cezaevi’nde kolunu kaybeden Sosyolog Veli Saçılık’tan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları kanalıyla faiziyle birlikte 500 bin TL’ye ulaşan tazminatı ödemesi isteniyordu. Bakanlıklar, bu ücretin tahsili için icra işlemi başlatmıştı ancak AİHM kararından sonra işlemler durdurulmuştu.

    HEM KOLUNU KAYBETTİ HEM TAZMİNAT ÖDEMESİ İSTENDİ

    Burdur Cezaevi’ne 5 Temmuz 2000’de düzenlenen ve cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan tazminat davasına dair duruşma Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü.

    Söz konusu davada, idare duvarın cezaevindeki 61 tutuklunun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını öne sürerek faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep etmişti.

    Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık’tan tahsil edilmesini talep eden devletin talebini haksız buldu.

    15 Temmuz sonrası KHK ile de kamudaki işinden ihraç edilen Veli Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada yaşadığı süreci şöyle özetledi:

    “5 Temmuz 2000 tarihinde ben tutukluyken koğuşa sokulan dozerle kolum koparılmıştı. Daha sonra bir köpeğin ağzında bulunmuştu. Bununla ilişkili birçok dava açıldı bize. İsyan davaları, ceza davaları açıldı. AİHM kararına rağmen Danıştay ve mahkeme aleyhimize karar vermişti. Dozerle yıkılan duvarın parası bizden istenmişti. Ve bu dava tam 21 yıl sürdü. 21 yıl içerisinde hakimler bize, ‘Bu kişiler devletin himayesi altındayken devlete karşı isyan ettiler ve bu tazminatı ödemeye mahkumlar.’ dedi, 500 bin TL ödememizi istediler. Biz AİHM’e başvurmuştuk. Mahkeme de AİHM kararına uyarak bozdu bunu.”

    AİHM KARARI ESAS ALINDI

    Duruşmada Veli Saçılık’ı, KHK ile akademiden ihraç edildikten sonra avukatlık ruhsatını alabilmek için uzun bir hukuk mücadelesi veren Cenk Yiğiter ile avukat Senem Doğanoğlu savundu. Mahkeme, idarenin yıkılan duvarın ücretinin faiziyle birlikte o dönemde cezaevinde bulunan 61 tutuklu isimden erişilebilen tek kişi olan Veli Saçılık’tan tahsilinin talep edildiğini hatırlattı. Mahkeme ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu davada, “İşkence iddiasının bile soruşturulmadığı için davanın reddinin gerektiği” kararını verdiğini ve Yargıtay’ın da bu karar doğrultusunda, daha önce Veli Saçılık’ın tazminat ödemesi gerektiğine hükmeden mahkemenin kararını bozduğunu belirtti. Mahkeme, kısa değerlendirmeden sonra Yargıtay’ın kararına uyarak, davanın reddine hükmetti. Bu kararla birlikte operasyonda kolunu kaybeden Veli Saçılık 21 yılın ardından hukuk mücadelesini kazanmış oldu.

    “BİZ DEVLETE TAZMİNAT VERMEMEME HAKKI KAZANDIK”

    Karara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Veli Saçılık şunları ifade etti:

    “Kazandığımız şey trajikomik aslında. Biz devlete tazminat vermememe hakkı kazandık. İşkence gördük. Cezaevinde insanlık dışı uygulamalara maruz kaldık. Bir de üstüne devlet dava açıp tazminat istedi. Bunu kazanmak içinde AİHM’e kadar gitmememiz gerekti. Dün itibariyle bu ayıp ortadan kalkmış oldu. Tabi bu ayıp zoraki ortadan kalktı. Bir adalet değildi bence. Geç geldiği için kesinlikle adalet değildi zaten.”

    “ADALETSİZLİĞE UĞRAMIŞLAR OLARAK YAN YANA DURDUK”

    Açıklamasında Burdur Cezaevi’nde yaşanan direnişin toplumsal direniş hafızası oluşturduğunu vurgulayan Veli Saçılık şunları aktardı:

    “Davaya avukat Senem Doğanoğlu’nun yanında Cenk Yiğiter de katıldı. Cenk Yiğiter de benim gibi kamu emekçisiydi ve ‘Bu suça ortak olamayacağız!’ bildirisine imza attığı için KHK’yle atıldı işinden. Ruhsatını aldıktan sonraki ilk davasıydı. Cenk hocanın bu sembolik katılımını çok önemsiyorum. Hem ihraçların dayanışması açısından hem adaletsizliğe uğramışların birlikte yan yana mücadele etmesi açısından çok önemliydi.”

    “TÜRKİYE’NİN AYIPLARINI SIRASIYLA ORTADAN KALDIRACAĞIZ!”

    Veli Saçılık, “Şimdi sırada KHK’lerin ortadan kaldırılması ve işe dönmemiz var. Türkiye’de demokratik bir ortamın sağlanması var. Bunu hep birlikte mücadele ederek kazanacağız. Burdur bir ayıptı biz bu ayıbı ortadan kaldırdık. Türkiye’de daha çok ayıp var. O ayıpları da hep birlikte mücadele ederek ortadan kaldıracağız” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Roboski aileleri ikinci kez AYM’ye başvurdu-VİDEO

    Roboski aileleri ikinci kez AYM’ye başvurdu-VİDEO

    PİRHA-Roboski’de yakınlarını kaybeden aileler, dosyanın yeniden açılması için güçlü delillerin ortaya çıktığını söyleyerek ikinci kez AYM’ye başvuru yaptı. Dosya avukatlarından Kerem Altıparmak “Şimdi AYM’ye başvururken biz aslında devlete çok önemli bir fırsat sunuyoruz. Bu ülkenin tarihindeki en büyük sivil katliamlarından birini açığa çıkarma imkanı hukuken AYM’nin elindedir” dedi.

    Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ikinci kez başvuru yaptı. Başvuru öncesinde yapılan basın açıklamasına HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri ve Milletvekilleri de destek verdi.

    “FAİLLER DEĞİL ADALET İSTEYENLER YARGILANIYOR”

    Aileler adına konuşan HDP MYK Üyesi Ferhat Encü, Roboski Katliamı’nın faillerinin değil, adalet isteyenlerin yargılandığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Biliyorsunuz 28 Aralık 2011’de Roboski’de 19’u çocuk olmak üzere 34 sivil hayatını kaybetti. Türk savaş uçakları tarafından Roboski sınırında kendi hayatlarını idame etmek için komşularıyla ticarete giden sivil insanların üzerine bombalar yağdırıldı. O gün bugündür biz Roboski aileleri, hak savunucuları, siyasetçiler olarak Roboski Katliamı’nın emrini verenlerin, faili olanların açığa çıkarılarak hukuk önünde hesap vermelerini talep ediyoruz. Roboski aileleri olarak adalet talep ediyoruz. Ama maalesef o gün bugündür bir kişi bile açığa alınmadığı gibi yargılanmadı, soruşturulmadı. Biz adalet mücadelesi veren Roboski ailelerine davalar açıldı, gözaltılar ve tutuklamalar yapıldı. 34 insanı katleden kişiler hakkında dosyalar takipsizlikle sonuçlandı ama adalet mücadelesi verenler Roboski aileleri halen yargılanmaktadır. Evladını kaybeden anneler yargılanmaktadır.”

    “YARGI MEKANİZMASI ADALETİ GÖZETEN BİR YERDE DEĞİL”

    AYM’den faillerin yargı önünde hesap vermesini talep ettiklerini söyleyen Ferhat Encü, şu sözlerle devam etti:

    “Siyasallaşmış bir yargı ile karşı karşıyayız. Dosyayı ilk olarak Uludere savcılığına götürdük. Yetkisizlik ve görevsizlik kararı ile Diyarbakır Özel Yetkili savcılığına götürüldü. Daha sonra yine yetkisizlik kararıyla askeri savcılığa götürüldü. Takipsizlik kararıyla biz bu dosyayı AYM’ye götürdük. Sudan bahanelerle Anayasa Mahkemesi de bu dosyayı reddetti. Daha sonra AİHM’e götürdük, orada da iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle dosyamız reddedildi. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeni delillerin ortaya çıkması ile birlikte savcılığa yeni başvuruda bulunduk. Fakat bunlar da takipsizlikle sonuçlandı. Bugün biz AYM’ye yeniden başvuruyoruz. Biz görüyoruz bu ülkedeki yargı mekanizması adaleti gözeten bir yerde değil. Üstünlerin hukukunu gözeten bir yaklaşım içindedirler. Ortada öldürülen 34 insan bulunmaktadır, bunların failleri vardır. Hangi emir komuta zinciri içinde gerçekleştiği bilindiği halde, faillerin kim olduğu bilindiği halde failler yargı önüne çıkarılmıyor. Bizim aileler olarak AYM’den talebimiz faillerin yargı önünde hesap vermesidir. Bizim tek talebimiz budur. Eğer tekrar bu dosya sudan sebeplerle kabul edilmez ve reddedilirse bir kez daha göreceğiz ki AYM iradesini siyasi otoriteye teslim etmiştir.

    Adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz. Çünkü ortada insanlığa karşı işlenmiş bir suç var ve insanlığa karşı işlenmiş bir suçun zamanaşımı söz konusu değildir. Bir gün mutlaka failler, katiller hesap verecektir.”

    “KARAR VEREN YARGIÇLARIN TÜMÜ FETÖ’DEN İHRAÇ EDİLDİ”

    Ferhat Encü’nün ardından söz alan Roboski ailelerinin avukatlarından Kerem Altıparmak ise AYM’ye ikinci kez neden başvuru yaptıklarını şu sözlerle açıkladı:

    “AYM önünde açıklamalar artık rutin hale geldi. Türkiye’deki yargı konusundaki kriz bizi son adres olarak hep buraya sürüklüyor. Haklı olarak şu sorulabilir; ‘Bir AYM kararı zaten vardı, bir AİHM kararı da vardı. Her ikisi de kesinleştiğine göre bir kez daha neden AYM’ye başvuru yapılıyor?’ Bunu açıklamaya çalışacağım. Roboski davasında faillerden yana karar veren yargıçların hepsi FETÖ’den ihraç edildi. Biliyorsunuz 15 Temmuz sonrasında bir önceki Maliye ve Enerji Bakanı Berat Albayrak televizyonlarda açıkça Roboski ve benzeri, Rus uçağı olmak üzere benzeri eylemleri FETÖ olarak isimlendirilen terör örgütünün yaptığını söyledi. Bu söz tek başına yargılamanın açılması için yeterli olmayabilirdi. Ne var ki biraz önce Ferhat Encü’nün anlattığı hikayenin başında bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar var. O kararı veren savcı FETÖ’den ihraç edilen ve hakkında ceza davası açılan bir savcı. Aynı şekilde bu kararın itirazının incelendiği mercii de 3 yargıçtan 2’si yine aynı örgütten ihraç edilen hakimler. Bir tek hakim görevde kaldı o da Roboski davasına ilişkin verilmiş kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bozulmasını talep eden hakim. Yani 4 yargı mensubunun 3’ü örgüt üyeliğinden soruşturuluyor, ihraç edilmiş. Sadece bir tanesi o da bu dava açılmalı diyen hakim görevde.”

    “YEPYENİ BİR DELİL İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Roboski dosyasının yeniden açılması için güçlü delillerin ortaya çıktığını da ifade eden Altıparmak sözlerine şöyle devam etti:

    “Bunu Türkiye’nin en yüksek makamında oturan bir kişinin ifadeleri ile ortaya koyduğumuzda yepyeni bir delil ile karşı karşıya olduğumuz açık. AİHM’in Brekal Birleşik Krallık davasında kurduğu bir içtihat var. Diyor ki; ‘Eğer bir soruşturma daha önce bir şekilde kapanmışsa ve fakat sonra yeni deliller ortaya çıkmışsa devletin o olayı soruşturma ödevi canlanmaktadır.’  Biz Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na; biz derken Erkan Şenses, Neşet Giresun ve Özlem Zıngır aileden tekrar vekalet aldık ve Diyarbakır Başsavcılığı’na yeniden başvuru yaptık. Dedik ki bu yeni deliller uyarınca, AİHM kararları uyarınca yeniden soruşturmayı canlandırmanız, sorumluları araştırmanız lazım. Çünkü araştırması gereken kişiler kendileri bizzat suçluymuş. Bu bizzat devletin kendi soruşturmalarının kararı ile ortaya çıkmış. Üstüne üstlük bakan çıkmış demiş ki ‘bunun arkasında bu var.’ O zaman artık bu yeterince güçlü bir delildir.”

    “BİLGİLERE ULAŞMAMIZI ENGELLİYORLAR”

    Açıklamasında katliamdan bu yana yaşanan dava süreçlerine de değinen Altıparmak şöyle devam etti:

    “Diyarbakır, Uludere’ye Uludere de Şırnak’a yolladı bir önceki olayda olduğu gibi. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı önce kısıtlama kararı aldı. Kısıtlama kararı ne demek, dosyanın içinde bir bilgi var ve o bilgiye bizim ulaşmamızı engelliyorlar demek. Biz o bilginin ne olduğunu öğrenemeden bu kez takipsizlik kararı verdi. Bizim Diyarbakır’a yaptığımız başvurudan 1,5 yıl sonra Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Biz bu karara karşı Şırnak Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz ettik. Aynı delillerimizi ve hukuki gerekçelerimizi ileri sürdük ve 1,5 yıl karar verilmeyen konuda 72 saat içinde karar verilerek talebimiz reddedildi. Tabii ki birçok örnekte gördüğümüz gibi gerekçesiz bir karardı.

    Şimdi AYM’ye başvururken biz aslında devlete çok önemli bir fırsat sunuyoruz. Bu ülkenin tarihindeki en büyük sivil katliamlarından birini açığa çıkarma imkanı hukuken AYM’nin elindedir. AYM burada bir hak ihlali kararı verirse bu soruşturmanın açılması zorunlu bir bir hale gelecek. Bu sadece Roboski ailelerinin davası değildir. Bu Türkiye’de insan haklarına, evrensel değerlere inanan herkesin davasıdır ve hukuki gerekçeleri de fazlasıyla mevcuttur. Bu yönde bir başvuru yapıyoruz. Şunun karıştırılmaması gerekir. Bu daha önce verilen kararın tekrar getirilmesi başvurusu değildir. Bu yeni delilerin dosyayı açma mecburiyeti doğurmasının başvurusudur. Talebimiz de bu yönde olacak AYM’den. Roboski davası mahkeme kararlarıyla kapatılacak bir dava değildir.”

    PİRHA/ANKARA