Etiket: adalet kaya

  • Evvel Temmuz’da 9. Yargı Paketi konuşuldu: Kazanımları geriye götüren bir düzenleme- VİDEO

    Evvel Temmuz’da 9. Yargı Paketi konuşuldu: Kazanımları geriye götüren bir düzenleme- VİDEO

    PİRHA- 24’üncü Geleneksel Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’ndeki panelde konuşan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, 9. Yargı Paketi’ndeki kadınların kendi soyadlarını kullanmamaları yönündeki maddeyi eleştirerek, “Kadına erkeğin soy ismini taşıma zorunluluğunu getiren bu madde, kadın kazanımını geriye düşüren, kadın düşmanı politikaların bir uzantısı. Bu politikalarla hep birlikte mücadele etmemiz lazım” dedi.

    Hatay’ın Samandağ, Serinyol ve Defne ilçelerinde Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği tarafından düzenlenen Geleneksel Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin dördüncü gününde ‘9. Yargı Paketi ve Devamında Kadınları Bekleyen Tehlikeler’ başlıklı panel yapıldı.

    Moderatörlüğünü Deprem Dayanışması Derneği’nden Gizem Güzel’in yaptığı panelde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya konuşmacı olarak yer aldı.

    “BİRBİRİMİZ İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Panelde ilk olarak konuşan Gizem Güzel, deprem sürecinde kadınların yaşadığı zorluklara değinerek, bakım emeği başta olmak üzere birçok yükün kadınların omuzlarında olduğuna dikkat çekti. Bu sürecin erkek şiddetine daha çok alan açtığına vurgu yapan Güzel, yetkili kurumların şiddeti öncelikli sorun olarak görmeyip, yasal mevzuatları yerine getirmediklerini aktardı.

    Ülkenin kadın gündeminde 9. Yargı Paketi’nin olduğunu kaydeden Güzel, birlikte mücadele yolları örmenin gerekliliğine dair şunları söyledi:

    “Kadına yönelik şiddet durmak bilmiyor ve herhangi bir yaptırım olmadığı ve caydırıcı mekanizmalar üretilmediği için kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Bir günde 8 kadının öldürüldüğü bir ülkeye uyanmak büyük bir sorun bizim için. Hem kendimiz yaşama tutunmaya çalışırken bir başka kız kardeşimizin de bu hayattan koparılmaması için birlikte mücadele etmek zorundayız. Bizi bekleyen tehlikelerin farkına varıp, kadınlara yönelik şiddete karşı bir hat örme yollarını ve kadın düşmanı politikalara karşı irade göstermeliyiz.”

    “KADINI AİLE İÇİNE İNDİRGEYEN BİR HAMLE”

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, kadınların soyadını kullanmasını ortadan kaldıran 9. Yargı Paketi’nin kadını aile içinde görünmez kılan kadın düşmanı politikaların bir uzantısı olduğunu ifade etti. Kaya, “En üst mahkeme kadınlar kendi soy isimlerini kullanabilir diyor. Ancak bu yargı paketiyle kadınların yalnızca kendi soyadlarını kullanmalarını reddeden, kadına erkeğin soy ismini taşıma zorunluluğunu getiren bir madde var. Anayasa Mahkemesi’nden çıkan olumlu karar kadınların mücadelesiyle kazanılmıştı. Bu madde hem kadınların emeğini, çabasını hem de kadınların kazanımlarını geriye götüren bir uygulama” diye konuştu.

    İktidarın kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarının tamamının aile odaklı olduğuna değinen Kaya, “Kadının adı yok aslında. Kadın geçen her yere aileyi koyuyorlar, kadını sadece aile içerisinde tanımlayan, kadının bütün kişilik haklarını aileye bağlayan bir yaklaşım içerisindeler” dedi.

    “KADINI KÖLELEŞTİREN BİR TOPLUM YARATILMAK İSTENİYOR”

    Hemen her gün kadınlar öldürülürken, iktidarın önleyici hiçbir tedbir almadığını vurgulayan Adalet Kaya, şunları kaydetti:

    “İktidar, sadece aileyi önceleyecek bir politika geliştiriyor. Burada asıl mesele aile de değil. Kadının kimliğini, bütün değerlerini ortadan kaldırmaya ve kadını aile içerisine mahkum eden erkeğe bağımlı köleleştiren bir toplum yaratmak istiyorlar; çünkü kadınlardan çok korkuyorlar. Bunları Meclis’te veya başka bir yerde konuştuğumuz zaman Aile Bakanı, AKP milletvekilleri çıkıp şu kadar ceza verdik şu yasaları çıkardık diyorlar. Suç ve cezaya indirgenen bir sistemle bunun çözülmeyeceğini bunun tamamen patriyarkayla, kapitalist sistemle, Türkçü Sünni ideoloji ile ilgili olduğunu biliyoruz. Tüm bunlarla hep birlikte mücadele etmek ve ortak bir karşı duruş sergilemek gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ HATAY

  • Malatya’da 1 Mayıs’ta deprem vurgusu: Bizi ayakta tutan dayanışma oldu-VİDEO

    Malatya’da 1 Mayıs’ta deprem vurgusu: Bizi ayakta tutan dayanışma oldu-VİDEO

    PİRHA- Malatya’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü bazı siyasi parti ve sendikaların katılımı ile kutlandı. Yapılan açıklamada “Bir seneyi aşkın süreye rağmen depremin yarattığı enkaz öylece dururken, işçiler, emekçiler dayanışmayla yaralarını sarmaya çalışıyor. Bir kere daha gördük ki bir toplumun en büyük gücü bizlerin örgütlü gücüdür” denildi. 

    6 Şubat depreminin vurduğu Malatya’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yürüyüş ve miting yapıldı. Emeksiz alt kavşağında bir araya gelen 10 Ekim Aileleri, KESK, SES, BTS, Büro Emekçileri Sendikası, Eğitim-İş, DİSK, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği, ADD, İHD, Çağdaş Hukukçular Derneği, Malatya Çevre Platformu, Pir Sultan Abdal Derneği, DEM Parti, Emek Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi’nden çok sayıda yurttaş, çeşitli pankart ve afişlerle slogan atarak Emeksiz Meydanı’na kadar yürüdü.

    Alanda ‘Yaşasın 1 Mayıs”, “Direne direne kazanacağız”, “Biji Yek Gulan”, “Biji Berxwedana Karkeran”, “Her yer Taksim her yer direniş” şeklinde sloganlar atıldı.

    1 Mayıs’ın kutlandığı Emeksiz Kavşağı’nda İstanbul’da Taksim mitingi engellenen işçilere destek mesajı verildi.

    “TOPLUMUN EN BÜYÜK GÜCÜ ÖRGÜTLÜ GÜCÜDÜR”

    KESK Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Nevzat Millioğulları, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Rant sevdasının neden olduğu 6 Şubat depreminin ardından 1 Mayıs’ı karşılıyoruz. Üzerinden geçen bir seneyi aşkın süreye rağmen depremin yarattığı enkaz öylece dururken işçiler, emekçiler dayanışmayla yaralarını sarmaya çalışıyor. Bu depremle yıkılan sadece kentler olmadı, liyakattan uzak devletin kurumları da çöktü. Bizi ayağa kaldıran, ilk eli uzatan ise dayanışmamız, birliğimiz, örgütlülüğümüz oldu. Bir kere daha gördük ki bir toplumun en büyük gücü bizlerin örgütlü gücüdür” diye konuştu.

    “BİZ HEP VARDIK”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Adalet Kaya, “Bugün birçok gazeteci Kürt olduğu için soruşturma açılıyor veya tutukludur cezaevine gönderiliyor. Biz direniş gününde direnişi büyüteceğimizin sözünü veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kürt sorunun çözümsüzlüğünü ve savaş politikalarını eleştiren Kaya, “Bugün biz yok sayılanların günüdür. Kürt halkının, Alevi Halkının, kadınların, gençlerin günüdür. Biz hep vardık, varız, var olacağız” dedi.

    “ASGARİ ÜCRET ENFLASYONA KARŞI YENİK DÜŞMÜŞ DURUMDA”

    Ekonomik krizin sonuçlarının yoksul halka yansıdığını ve iktidarı yönetenlerin zenginlik içinde olduğunu dile getiren Kaya, şunları kaydetti:

    “İktidarın ilk 4 aydaki asgari ücreti enflasyon karşısında yenik düşmüş durumda. Kendileri lüks adalarda, çok pahalı saatlerle, saraydaki şatafatlı hayatlarıyla gündeme gelirken, biz emekçiler, köylüler ucuz et kuyruklarıyla gündeme geliyoruz. Biz direniş gününde direnişi büyüteceğimizin sözünü veriyoruz.

    “YOKSULLUĞUN TEMEL SEBEBİ SAVAŞ POLİTİKALARI”

    Biz iktidara dedik ki savaş politikalarınla, tecrit politikalarınla Kürt sorununa çözüm üretmeyerek açlığa, yoksulluğa mahkûm ediyorsun. Bugün biliyoruz ki yoksulluğun ve gençlerimizin gelecek kaygısı, çocuklarımızın umutsuzluğunun en temel sebebi iktidarın savaş politikasıdır. Biz iktidara dedik ki Kürt soruna demokratik, adil bir çözüm üretmenin zamanıdır. Artık bunun için demokratik siyasetin ve müzakerenin önünü açın. 31 Mart seçimi halkların iktidara cevabıdır bunu herkes bilsin.”

    Yağmur yağmasına rağmen 1 Mayıs’ın kutlandığı Emeksiz Meydanı’nda halaylar çekildi. Dil Tengi konser verdi.

    PİRHA/MALATYA

     

  • Ezidi çocuğu kaçıran IŞİD militanının duruşması kapalı görüldü

    Ezidi çocuğu kaçıran IŞİD militanının duruşması kapalı görüldü

    PİRHA – Ezidi kız çocuğunun Şengal’den kaçırılmasına dair davanın duruşması kapalı görüldü. Hukuk örgütü temsilcileri ile DEM Parti Milletvekili Adalet Kaya salondan dışarıya çıkarıldı.

    Şengal’den kaçırılan Ankara’da bir web sitesinde satışa sunulurken bulunan Ezidi Kürt kızıyla ilgili dava sürüyor.

    Ezidi bir kız çocuğunu kaçıran, “Çocuğu kaçak yollarla Türkiye’ye getirmek ve hürriyetinden yoksun kılmak” suçlamasıyla yargılanan İŞİD militanı Sabbah Ali Oruç hakkında açılan davanın ikinci duruşması Ankara 15’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) yanı sıra çok sayıda insan ve hukuk örgütünden isim, duruşmayı izlemek için adliyeye geldi. Sanık İŞİD militanı Sabbah Ali Oruç da duruşmada hazır edildi.

    Duruşmaya katılma taleplerini iletmek için salonda bulunan hukuk örgütlerinden temsilciler, duruşmanın kapalı yapılma kararı gerekçesiyle polis tarafından dışarıya çıkarıldı. Mahkeme heyeti, avukatlara “Kimliklerinizi bırakın sizi şikayet edeceğim” ifadelerini kullandı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekilli Adalet Kaya da dışarı çıkarıldı.

    Duruşmaya katılma talepleri alınmayan avukatlar, mahkeme heyetine yönelik tutanak tutarak, baroya ileteceklerini bildirdi. Duruşma kapalı görüldü.

    NE OLMUŞTU?

    Irak uyruklu Sabbah Ali Oruç isimli IŞİD üyesi, Şengal’den kaçırdığı Ezidi Kürt kızını 2017 yılında Türkiye’ye getirmişti.
    Sabbah Ali Oruç, bazı suç ortaklarının yardımıyla Ankara Göçmenlik Bürosu’nda 2013 doğumlu Ezidi Kürt kızını kendi kızı gibi göstererek, oturum izni çıkarttı.
    IŞİD üyesi derin internette (dark web) Ezidi kızı satışa çıkardı. 2021 tarihinde örgütün hücre evine düzenlenen baskında kurtarılan Ezidi kız çocuğu devletin koruması altına alındı ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na götürüldü. 2021 yılında tutuklanan Sabbah Ali Oruç ise daha sonra serbest kaldı.

    Skandal olayın kamuoyunun gündeminden düşmesinden kısa bir süre sonra Çocuk Esirgeme Kurumu yönetiminin, devlet koruması altındaki Ezidi kızını yeniden IŞİD yöneticisi Sabbah Ali Oruç’un ailesine teslim ettiği belgeleriyle ortaya çıktı. Skandal ortaya çıkınca Sevgi Evi çocuğu geri aldı.

    Kamuoyundan gelen büyük tepkilerin ardından Ankara Valiliği, kaçırdığı Ezidi kız çocuğunu derin İnternet (dark web) satışa çıkaran IŞİD mensubu Sabbah Ali Oruç’un tutuklandığını, Oruç’un ailesine geri verilen çocuğun ise korumaya alındığını açıklamıştı.

    Sabbah Ali Oruç’un yargılandığı dava Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Ancak Oruç’un tutuksuz yargılandığı ortaya çıktı.

    Sabbah Ali Oruç’un, 26 Ekim’de emniyet merkezine, 27 Ekim’de ise Ankara Adliyesine giderek “uluslararası insan ticareti yaptığı” suçlamasıyla ifade verdiği belirtilmişti.

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidi Kürtlerin yaşadığı Musul’un Şengal ilçesindeki bölgelere saldırı başlatmıştı. Bir hafta süren saldırıda bin 293 kişi katledilmiş, yarısı kadın ve kız çocuklarından oluşan 6 bin 417 kişi de kaçırılmıştı.

    Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin çalışmaları kapsamında şu ana kadar kaçırılan 3 bin 509 kişiyi kurtarmayı başardı. Ancak kaçırılanların birçoğunun akıbeti hala bilinmiyor.

    6 Temmuz 2021’de Hollanda parlamentosu, IŞİD’in Ezidi Kürtlere karşı işlediği katliamı “Soykırım” olarak tanıdı.

    Belçika Parlamentosu da 15 Temmuz 2021’de Ezidi Kürtlere yönelik gerçekleştirilen katliamları soykırım olarak tanıdı.

    Öte yandan IŞİD Tarafından İşlenen Suçları Araştırma Ekibi (UNITAD), 21 Eylül 2017’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2379 sayılı Kararı ile kuruldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınlar, ‘Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri Sempozyumu’nda’ buluştu – VİDEO

    Kadınlar, ‘Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri Sempozyumu’nda’ buluştu – VİDEO

    PİRHA- Türkiye Kadın hareketi, Kürt Kadın hareketi ve dünyadan feministler sempozyumla İstanbul’da bir araya geldi. Sempozyumda, kadınların yaşamın bir parçası olduğunun altı çizilerek, “Kapitalist sisteme karşı kadınlar kendi gündemlerini, kendi toplumsal dinamiklerini oluşturan bir süreci inşa ediyor. Tüm kadınların, feminist güçlerin birbiriyle dayanışmasının daha da güçlendirmek gerekiyor. AKP-MHP iktidarın saldırılarına karşı kadınlar kendi politikalarını uygulamalı” denildi.

    Mor Dayanışma, ‘Patriyarkal Kapitalizmin Krizinde Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri Sempozyumu’ düzenledi. Müze Gazhane’de düzenlenen sempozyumun ilk yarısında dünyadan deneyimleriyle Polonya’dan Zuzanna Dorota Karcz, Lübnan’dan Diana Moukkalled, Fransa’dan Arya Meroni, İtalya’dan Lucia Amorossi ve İran’dan Fatima Babakhan konuşmacı olarak yer aldı. İlk yarı soru ve cevaplar ile son buldu.

    Sempozyuma Polonya, İtalya, Lübnan, Fransa, İran ve Türkiye’den konuşmacılar katılırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Perihan Koca ile Adalet Kaya, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kampüs Cadıları, sanatçılar, müzisyenler ve  Türkiye’nin birçok kentinden  çok sayıda kadın da takip etti. Sempozyumun gerçekleştiği salonun duvarlarına, “Patriyarkal kapitalizme karşı dünyanın bütün kadınları birleşin”, “ Filistin’de soykırıma İsrail ile ticarete son”, “Bizi enkaz altında bırakanlara inat yaşamı yeniden kuracağız”, “Milyonlar yoksullaştıkça zenginleşen bir avuç zenginin düzenini yıkacağız”, “ Başka bir hayat yok, sosyalist feminist mücadelede örgütlen”, “Renklerin direnişi direnişin renkleri var”,  “Savaşa karşı yaşamı, talana karşı doğayı savunuyoruz”  “Mor Dayanışma 10 yaşında yaşasın örgütlü feminist mücadelemiz” pankartları asılırken, sık sık “Yaşasın sosyalist feminist mücadelemiz” “Jin Jiyan Azadi”sloganların salonda yankılandı.

    Sempozyumun ikinci yarısında Türkiye’den kadınlar feminist deneyimlerini paylaştı. İkinci yarıda Mor Dayanışma’dan Cemile Baklacı, Kampüs Cadıları’ndan Rozona Urkun, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Mor Liste’den Ayşecan Ay ve Kadınlar Birlikte Güçlü’den Selin Top konuşmacı olarak katıldı.

    “FEMİNİST OLMAKLA GURUR DUYUYORUM”

    Sanatçı Gaye Su Akyol sempozyuma güç veren kadınlar arasındaydı. Akyol, “Kadın olmak başlı başına bir deneyim. Her birimizin yüzlerce yıl sürecek olan anıları ve acıları vardır. Hayalleri için savaşan ve mücadelen eden bir kadının sahip olduğu başarılar herhangi bir erkeğin savaşından yüzlerce kat kıymetli. Kadınların önüne çıkarılan sorunlar, mücadele alanları o kadar geniş ki. Bugün burada hayalleri için mücadele eden, varlığıyla sisteme karşı yeterince aykırı olan bir varoluştan bahsediyoruz. Var olma mücadelimizi çok kıymetli buluyorum. Feminist olmakla gurur duyuyorum” dedi.

    “DİRENEN KADINLARIN SELAMINI GETİRDİM”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Mersin Milletvekili Perihan Koca konuşmasında  “ Ben deprem bölgesinden geliyorum. 6 Şubat depremlerinin bütün ağırlığını kadınlar üstleniyor. Kentleri yeniden yaşama hazırlıyorlar. Hatay’da enkazın altında acele kamulaştırma politikalarına karşı Dikmece’de direnen kadınların selamlarını sevgilerini getirdim sizlere. Dikmece’den Akbelen’e uzanan direnişte kömürün karasına karşı yaşamı savunan Akbelen direnişlerinin, İkizköy’deki kadınların selam ve sevgilerini getirdim. Faşist rejiminin çimentosunu oluşturan KHK’li akademisyenin selam ve sevgilerini getirdim size. Ayrıca LGBTİ+’lara dair mücadele edenlerin de selamlarını getirdim” ifadelerine yer verdi.

    “TARİH MÜCADELE EDENLERİN TARİHİDİR”

    Mor Dayanışma MYK üyesi Pelin Songül Çiçek’in moderatörlüğünde başlayan ikinci oturumda Cemile Baklacı Türkiye’de sağ faşizmin ilerleyişini ve karşı feminist mücadeleyi ele alarak “Dünya’da kapitalizmin ulaşamadığı bir toprak parçası kalmadı. Kapitalizmin ilerleyişi bir takım krizi ve yoksulluğu daha derinden yaşamamıza sebep oluyor. Seller, yangınlar, ölümler ve savaş yayılıyor ve dünyayı cehenneme sürüklüyor. Krizlerin yönetilebilmesi için iktidarların buraya uygun bir biçimde hareket etmesi gerekiyor. Bizler tarikatlar ve cemaatlerle toplumun yeniden inşa edildiği bir süreci yaşıyoruz. Toplumun yeninden inşa sürecini seçimlerle birlikte hızlandığınızı görüyoruz. Tarih mücadele edenlerin tarihidir. İktidar faşizmi kurumsallaştıramadıysa kadınların isyanından dolayıdır.” dedi.

    “KOTA UYGULAMASI LÜTUF DEĞİL GASP EDİLEN HAKLARIN GERİ ALINMASIDIR”

    Mor Liste’den Ayşecan Ay konuşmasında sendikal mücadelede feminist örgütlenmenin önemine değinerek kazanımlarının bazılarını şöyle sıraladı; “Kadınların her ay kendi belirledikleri bir günde regl izinleri, doğum izinleri 8+8+4 hafta ve şimdilik 15 günlük babalık izinlerini kazandık.” Ay konuşmasının devamında “Biz sendikada rol oynayarak hakim dili değiştirebildiğimizi gördük. Sendikalaşma önündeki en büyük engeller sendikaların kadını temsil etmemesidir. Sendika bu kadınlara ulaşamıyor. Kadın işçileri temsil etmiyorlar bunları dert bile etmiyorlar. Temsilde eşitlik için hayata geçirilen kota uygulaması lütuf değil gasp edilen hakların geri alınmasıdır. Sendikal mücadelede biz sınıfı bölmüyoruz sınıf biziz.” dedi.

    “YARA NEREDEYSE KİMLİK ÖNCE O OLUR”

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya Kürt kadın hareketinin dününü ve bugününü anlattı. Kaya, “Cumhuriyetin 100 yıllık süreci boyunca Türk ve Sunni idolojiyle, devlet şiddetiyle, asimilasyon politikalarına maruz kaldık. Yara neredeyse kimlik önce o olur. Biz kız çocuğu olmadan önce Kürt kimliğimizi öğrendik. Kadın olma meselesimiz Kürt olma meselimizle ilgili. Bizim kadın mücadelemiz önce Kürt özgürlük mücadelesiyle tanışmamızla başladı.”dedi. Kürt kadın mücadelesinin tarihsel olarak Zarife’lerin mücadelesine, Dersim’de katledilen kadınların mücadelesine dayandığına değinen Kaya, Sakine Cansız ve Gültan Kışanak’ın kitaplarında yer alan işkencelere dair örnekler verdi.  Kaya, çözüm sürecinin kadın hareketini büyük ölçüde etkilediğini ifade ederek “Barış masasında olmak, koşullarını konuşmak TJA’nın en önemli amacıydı. Kadının olmadığı her barış masası dağılmış, ya da barışın taraflarının yeniden savaştığını görüyoruz “dedi.

    Kadınlar Birlikte Güçlü adına konuşan Selin Top ortak zeminde mücadelenin önemine vurgu yaptı. Ardından Kampüs Cadıları’ndan Rozana Urkun’un üniversiteli genç kadınların örgütlenme deneyimleriyle ilgili paylaşımlarıyla sempozyum son buldu

    Dilan ŞİMŞEK-Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Bakan Ersoy, Cemevi Başkanlığı ve Ali Rıza Özdemir ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı

    Bakan Ersoy, Cemevi Başkanlığı ve Ali Rıza Özdemir ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı

    PİRHA- Meclis bütçe görüşmelerinde ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’da görüşüldü. Görüşmede MHP’li vekillerin başkanlığa övgü dolu sözleri dikkat çekerken, Bakan Mehmet Nuri Ersoy, ülkücü Ali Rıza Özdemir ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili milletvekillerinin sorularını yanıtsız bıraktı. 

    Türkiye’de Alevi inancı ve cemevi hala devlet tarafından yasal olarak tanınmazken, AKP-MHP ivedilikle Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Mahkeme kararlarını dahi tanımayan AKP ve küçük ortağı MHP’nin, Alevi kurumlarını ve Alevi toplumunu hiçe sayarak kurduğu bu asimilasyon merkezi olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na maaşlı dede ve çalışan arayışına çıkması, başına da ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice yükseltti.

    Dün Meclis’te bütçe görüşmelerinde ‘Alevi Diyaneti’ olarak bilinen Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da görüşüldü.

    Plan Bütçe Komisyonu bütçe görüşmeleri boyunca söz alan MHP vekillerinin tamamının, Alevi toplumunun reddettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na övgüler dizmeleri dikkat çekti. Bu durum, kurumun başına Türk Ocaklarında yetişen ülkücü Ali Rıza Özdemir’in de atanmasıyla beraber Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir MHP projesi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

    BAKAN ERSOY: 620 CEMEVİNİN TALEPLERİ DEĞERLENDİRMEYE ALINDI

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Bakanlık bütçe sunumunda Alevilerle ilgili bölümde ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerinin Alevilere hizmet olduğunu iddia etti.

    Ersoy, “Alevilik-Bektaşilik’in korunması ve desteklenmesi adına önemli bir adım atarak Alevi – Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığımızı kurmuştuk. Başkanlık teşkilatlanma çalışmalarını tamamlayarak 2023 yılında faaliyetlerine başlamış bulunmaktadır. Kuruluş amacı kapsamında Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapmış olduğu saha çalışmaları neticesinde 620 cemevinin bakım, onarım, tefrişat giderlerine ilişkin talepleri değerlendirmeye alınmıştır; ayrıca 605 cemevinin de aydınlatma giderleri ödenmektedir. Cemevlerini destekleme çalışmalarının yanında Alevilik-Bektaşilik’in korunmasına, desteklenmesine ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunacak çalışmalar da yapılmaktadır. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2023 yılı içerisinde bu amaç doğrultusunda Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri gerçekleştirmiştir. 2024 yılının Şubat ayı içerisinde Alevilik Bektaşilik İhtisas Kütüphanesi hizmete açılacaktır” dedi.

    ÇELENK: CEMEVLERİ İBADETHANE STATÜSÜNDE OLMALIDIR

    HEDEP Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk bütçe görüşmelerinde, Alevilerin cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesine ilişkin yürüttüğü hukuk mücadelesinin uzun yıllardır sürdüğünü hatırlatarak, “AİHM’in ‘Cemevleri ibadethanedir’ kararına rağmen, bu statü kabul görmüyor. Bu ülkenin vatandaşları olarak vergi ödüyorlar ve cemevlerinin ibadethane olduğunu bile kabul ettirmekte güçlük çekiyorlar. Aleviler ısrarla karşı çıkmasına rağmen Bakanlık bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu; onların yine istekleri hilafına bu kurumun başına bir atama gerçekleştirildi. Alevilerin hilafına Alevi kültürünü mü tanımlamaya çalışıyorsunuz? Sayın Bakan, Alevilerin ve aslında tüm kamuoyunun isteği olan Madımak hafıza ve utanç müzesinin hayata geçirilmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu.

    TEMELLİ: ALEVİ İNANCINI YOK SAYAN BİR YAKLAŞIM SÖZ KONUSU

    HEDEP Muş Milletvekili Sezai Temelli ise, “Aleviliği her şeyden önce, kültür kodlarıyla okumak mümkün değildir” diyerek şunları kaydetti:

    “Alevi-Bektaşiler için kutsal olan Hacı Bektaş Veli dergahı müze statüsündedir. Yani Süleymaniye Camisi müze olabilir mi? Burası da Alevi toplumu için ibadethane ama müze statüsünde. Bunun gibi, Alevi toplumunun özellikle cemevlerinin birer ibadethane olduğundan hareketle dile getirilen birçok mesele dikkate alınmadı, alınmadığı gibi, adeta, Alevi toplumunu bu kültür anlayışının içine sıkıştırarak bu inancı yok sayan bir yerden bir yaklaşım söz konusu. Oysa, yine, bütün inançların bir arada yaşadığı bir coğrafyadayız. Bütün inançlara eşit mesafede yaklaşabilecek bir kültür politikamızın olması bir zarurettir. Bir arada yaşama dediğiniz bundan, bu yoldan geçer, eşit yurttaşlık dediğimiz mesele buradan geçer.”

    BAKIROĞLU: HÜKÜMETİN YAPTIĞI ÇALIŞMALAR, ALEVİLERİN İSTEKLERİNİ YERİNE GETİRMEKTEN UZAK

    CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakıroğlu da, Alevilerin her türlü baskıya rağmen inançlarını yaşattıklarını ve yaşatmaya devam edeceklerini vurguladı. Bakıroğlu şöyle devam etti:

    “Alevi inancı, Aleviler bu topraklarda, Anadolu’da bin yıldan beri inançlarını koruyarak bugünlere kadar gelmişlerdir. Her türlü baskıya rağmen, her türlü zulme rağmen bunu becermişler, her türlü asimilasyon çalışmalarına rağmen bunu becermişler ve bugünlere kadar gelmeyi başarmışlardır ve bundan sonra da inançlarını yaşatacaklardır. Şimdi, bizim burada anlayamadığımız bir şey var, yıllardan beri iktidarınız, Alevilerle, Alevi Bektaşi inancına sahip yurttaşlarla, onların dernekleriyle, temsilcileriyle bir araya geliyor, çalıştaylar yapılıyor. Ancak gelinen noktada, bakıyorsunuz, bir tane Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı2na indirgenmiş durumda. Muhataplarınızın, yani Alevi Bektaşi inancına inanan insanların talepleri çok basit esasında. Diyorlar ki, ‘Cemevi bizim ibadethanemizdir, ibadethane statüsünde olması lazımdır ve eşit yurttaşlık istiyoruz.’ Yaptığınız bütün çalışmalar, bu çok basit, çok temel isteklerini yerine getirmekten ne yazık ki uzaktır.”

    KAYA: ‘MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN’ TALEBİYLE İLGİLİ BİR ÇALIŞMANIZ VAR MI?

    HEDEP Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na şu soruları yöneltti:

    “*Sayın Bakan, Alevi ve Bektaşilerin kutsal inanç mekânları Bakanlığınıza bağlı olarak müze statüsünde ve izne bağlı olarak ziyaret edilen mekânlara indirgenmiştir. Alevileri inciten bir uygulama bu. Dolayısıyla, AİHM ve iç hukuktaki yüksek yargının kararlarına göre yani birçok hukuki karara göre ibadethane statüsü tescillenen cemevleriyle ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz?

    *Bir diğer mesele, Sivas Katliamı’nın Alevi toplumunda yarattığı durumla ilgili bir daha yaşanmaması ve toplumun hafızasından silinmemesi açısından, Alevi toplumunun ‘Madımak utanç müzesi olsun’ diye talepleri var. Buranın utanç müzesine dönüştürülmesiyle ilgili bir çalışmanız var mı?”

    ÇAKIRÖZER’DEN ‘ALİR RIZA ÖZDEMİR’ SORUSU

    CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer‘in ise, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir ile ilgili, soruları oldu.

    Çakırözer, Bakan Ersoy’a, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda üç ayda değişiklik yapılmasının gerekçesi nedir? Yeni Başkan Ali Rıza Özdemir’in “Aleviliğin Yazılmayan Tarihi” “On İki İmam” “Yahudiliğin Büyük Sırrı” gibi kitapları hem kendi ismiyle hem başka bir isimle yani bir sahte isimle yazmasının gerekçesi nedir? Bu konuda Bakanlığınızın bu görev değişikliği konusundaki gerekçesi nedir?” sorusuna cevap istedi.

    BAKAN ERSOY, SORULARI YANITLAMADI

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın soru cevap kısmında, soruları yanıtsız bıraktığı görüldü.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı açıldı; Alevilerden ise tepkiler yükseldi: Asimilasyon başkanlığı!

    > Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi

    > ‘Cemevi Başkanlığı; Alevi örgütlerine, pirlerine, yoluna atanmaya çalışan bir kayyumdur’- VİDEO

    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’- VİDEO

  • Diyarbakırlı kadınlar: Saldırılar karşısında ortak mücadele etmeliyiz-VİDEO

    Diyarbakırlı kadınlar: Saldırılar karşısında ortak mücadele etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan Diyarbakırlı kadınlar, cinayetlerinin, şiddetin, yoksulluğun ve saldırıların arttığı bir ortamda kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini vurguladılar. Kadınlar, örgütlü mücadele ile kadın özgürlüğüne ulaşabileceklerini söylediler.

    HABERİN VİDEOSU

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kadınlar, kadın cinayetlerine, şiddete, istismara, eşitsizliğe, ayrımcılığa, yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı alanlara çıkacak. Bu yıl da çeşitli eylem ve etkinliklerle 25 Kasım’a giden kadınlar, Diyarbakır’da yürüyüş düzenleyecek. Diyarbakır’lı kadınlar her sene olduğu gibi bu yılda saat 16.00’da Ofis kavşağında bir araya gelerek taleplerini seslendirecek.

    “MÜCADELE EDEN ÖRGÜTLÜ KADIN YAPILARI HEDEF ALINIYOR”

    İktidarın yaygınlaştırdığı söylemlerin kadına yönelik şiddet ve katliam üzerinde belirleyici rolü olduğuna dikkat çeken Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Adalet Kaya, buna karşı mücadele hattı oluşturan örgütlü kadın yapılarının hedef alınarak dağıtıldığına vurgu yaptı.

    Kaya, cezasızlık politikası, iyi hal indirimi, medya dili ile toplumda kültürel şiddetin geliştirildiğini söyledi. Kadınların kazanılmış haklarına ciddi müdahalelerin olduğuna hatırlatan Kaya, “Ne yazık ki son yıllarda kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları gittikçe artıyor. Bu artışın birçok sebebi var. İktidardan yönelen, yaygınlaştırılan söylemlerle şiddet aslında yeniden üretiliyor ve toplumda da yaygınlaşıyor bir şekilde. Bununla mücadele eden kurumlar özellikle bölgemizde şiddetle mücadele eden bütün örgütlü kadın yapıları dağıtıldı, yağmalandı, içi boşaltıldı. Bu nedenle de kadınların gidebileceği, sığınabileceği alanlar yok edildi. Bunu da biz özellikle kayyım sistemini ve yürütülen savaş söylemlerini, yaygınlaştırılan söylemlerle toplumda şiddetin her gün yeniden üretildiğini biliyoruz. Buna da zaten bu 5 yıllık süreçte çok yoğun bir şekilde tanıklık ettik, gözlemledik. Bir de genel birtakım uygulamalar var. Bölgemizin dışında bütün Türkiye genelinde veya dünya üzerinde cezasızlık politikaları, basının kullandığı dil, şiddete uğrayan-katledilen kadının bunu hak ettiğine dair birtakım gerekçeler üretilmesi, kültürel şiddetin yeniden üretilmesi gibi durumlar var.  Bunlarla mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyoruz. Özellikle örgütlü kadın gücünden, kadın örgütlenmesinden kadın dayanışmasından çok korkuyorlar. Buna yönelik büyük saldırılar var. Bizim yegane amacımız; nereden yönelirse yönelsin fark etmiyor, devlet,erkek, sistem, toplum adına kadına yönelen şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar, farkındalık, bilinçlendirme çalışmaları yürütmektir” ifadelerini kullandı.

    Kaya, 25 Kasım’da da bu anlayış ile alanlarda olacaklarını ve kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.

    “SALDIRILARA KARŞI ORTAK CEPHEDE MÜCADELE EDİLMELİ”

    Kayyım sistemi, kayyım uygulamaları, savaş politikaları, savaş ve şiddet dilinin ortadan kalkması gerekliliğini vurgu yapan Kaya, kadın mücadelesi yürüten tüm kadınların bu saldırılar karşısında ortak cephede mücadele edilmesini çağrısında bulundu. Kaya şöyle konuştu:

    “Çünkü bunlar yapısal şiddeti, kendiliğinden toplumda şiddet üreten mekanizmaları var eden uygulamalar. Bu uygulamaların tamamen ortadan kalkması gerekiyor. Bu nedenle biz aslında kadın mücadelesi yürüten tüm kadınlara, tüm bunların karşısında bir bütün, cepheyi olabildiğince geniş tutarak, birlikte, beraberce karşı durmamız gerektiğini söylüyor ve bu çağrıyı yapıyoruz. Bizim meselemiz sadece nafaka değil, sadece taciz, tecavüz, cinsel istismar değil. Bir de bunları üreten asıl mekanizmalar var.  Savaş gibi, kayyım sistemi gibi. Yapısal bir takım şiddet üreten araçlar var. Bunların ortadan kalkması gerekiyor, bunlar ortadan kalktığı zaman zaten toplumda şiddet kendiliğinden azalacak. Ayrıca yasaların uygulanması, toplumda bilinçlendirmenin, farkındalık yaratmanın önünün açılması, var olan hukuki belgelerin ve uluslararası sözleşmelerin uygulanması gerekiyor. Bunlar şiddeti önleyecek olan yaklaşımlardır.”

    “SAVAŞ ÇIKARAN VE YÜRÜTEN KADINLAR DEĞİL”

    “Savaş çıkaran kadınlar değil, savaş kararı vericileri kadınlar olmuyor.  Savaşın yürütücülerinin de kadınlar olmadığını biliyoruz” diyen Avukat Cemile Turhallı, “Kabile savaşlarından Antik Yunan, Roma dönemindeki savaşlardan devam edegelen ve günümüze kadar da devam eden süreçlerde aslında kadının savaş alanlarında ele geçirilmesi gereken varlıklar olduğu düşünülmüş ve bu yüzden de kadınların sürekli alıkonulup köleleştirilip aslında satıldığını birçok tarih örneğinde görüyoruz. Özellikle savaşın yaşandığı cephelerde kadının savaşın cephesinin çok gerisinde olması, kendisine atfedilen rolün sadece destek konumunda olması; işte hemşirelik rolünün ancak kendisinin savaşın bir bütünleyeni, bir yerinde olmasıyla kabul gördü ya da kamp görevlisi, hizmetçi, fahişe olarak ya da özendirilerek aslında eklemlenen birtakım rollerin olduğunu görüyoruz. Savaş çıkaran kadınlar değil, savaş kararı vericileri kadınlar olmuyor, savaşın yürütücülerinin de kadınlar olmadığını biliyoruz. Ama esas olarak kadının savaşta destekleyici ve besleyici rolüne atıf yapılarak bu rolle sınırlandırılarak kadının eklemlendiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

    “KADIN BEDENİ HER ZAMAN İŞGAL EDİLMESİ GEREKEN BİR ALAN”

    Savaşta nihai başarı şansının artırılması için birtakım stratejilerin de hayata geçirildiğinin altını çizen Turhallı, tecavüzün bu anlamda önemli bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekti. Kadının bedeninin her zaman işgal edilmesi ve denetlenmesi gereken bir alan olduğunu ifade eden Turhallı, toplumsal normların hangi referans kaynağından beslenirse beslensin savaşta zemin bulduğunu ve daha çok derinleştirildiğinin görüldüğünü söyledi.

    Turhallı, şunlara dikkat çekti:

    “Çünkü kadın bedeni toprakla, vatanla, ulusla özdeşleştirildiği için sürekli fethedilmesi, işgal edilmesi gereken bir alan, denetlenebilir olması gereken bir alan olarak görülür. Çünkü siz beden üzerinde yarattığınız denetimi aslında toplum üzerinde, vatan üzerinde, ulus üzerinde sağlamlaştırıp somutlaştırmış oluyorsunuz. Savaşta tecavüzün bir savaş taktiği olduğunu, kadına yönelik bakış açısının ve bunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden beslenen yönünün de aslında savaşı besleyen ana argüman olduğunu görüyoruz. Çünkü savaşta itaatkar bir toplum yaratılır, homojen türdeş bir toplum yaratılmaya çalışılır ki bu savaş kararı sorgulanmasın, hiçbir itiraza mahal vermesin. Dolayısıyla burada kadına çok ciddi anlamda hedef alınarak kadın üzerinden bir pasife edilme durumunun yaratıldığını görmemiz mümkün.”

    “ŞİDDETİN ANA OMURGASI SAVAŞTIR”

    Turhallı, ekonomik şiddet, dijital şiddet ve aile içi şiddetin ana omurgasının beslendiği kaynağın savaş olduğu gerçekliğine işaret ederek, “Toplum bir bütün olarak bir erkeğe biat etme, tabi olma mecburiyeti hissediyor kendini ve bu kadın cinayetlerinin önünü açan bir şey.  Çünkü kadın cinayetlerinin birçok nedeninin hepsinin hikayelerine bakın, aslında kadınların en temel değerlerini savunup itiraz etmiş olmalarıdır. Örneğin boşanmak istedikleri için kadın neden öldürülebilir? Çünkü kadın topluma tabi kılınmış, erkeğe tabi kılınmış bir enstrüman. Bunu algılar. Çünkü kadın üzerindeki denetim hakkı erkeğin, kadının değil. Kadın ne zaman ki kendi denetim hakkını kullanmaya başlayıp bunu itiraz olarak öne sürdüğünde erkek şiddetine maruz kalıyor. Çünkü kendine ait olduğunu düşünüyor bu hakkın, kadına ait olmadığını düşünüyor. Kendi alanına, kendi sahip olduğu bir hakka müdahale olarak düşünüyor ve yaşam hakkı gibi önemli bir hakkı bile ortadan kaldıracak kadar kendini haklı sayıyor. O duyguyla motive oluyor ve böyle bir suç işlemek durumunda kalıyor. Bu esasında neden olan şey bütün toplumlarda görünür olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin topluma doğrudan yansıması ve bu rollerin kullanılmasıyla ilgilidir bütün şiddet türleri diyebiliriz” dedi.

    “İNANCIMIZDA KADIN EŞİT AMA TOPLUMUMUZ DA DEĞİL”

    PSAKD Diyarbakır Şube üyesi Nurşen Akbal ise Alevilik inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ama toplumda bunun uygulanmadığına dair eleştiride bulundu. Akbal, “Kadın her yerde kadındır sözüyle başlamak istiyorum. Alevilikte de aynı, Sünnilikte de Hristiyanlıkta da. Çünkü kadın hiçbir yerde değişmiyor. Alevilik inancında zaten kadın erkek eşittir, inanç olarak ama toplumda yok. Topluluğumuzda da diğer kesimlerde nasılsa bizde de öyle ama inancımızda öyle değil. Çünkü insanlığın oluşumundaki yaşam kadının önemli olduğunu gösteren bir yaşamdı. Ama daha sonra çağ atlamalar, sanayileşme, ürünlerin bulunuşu var. Önceleri erkek kadına değer verirken kadın tanrı gibi görülürmüş. Alevilikte eşitlik var ama asimile olan kesimlerde yok. Kadın her zaman eziliyordu. Sanayileşme, insanların farklı yönlere çekilmesinden sonra kadın bitmiş sayılıyor. Özellikle biz Alevilerin diğer kadınlara göre farklı oluşumuz söyleniyor. Farklı oluşumuz nasıl? Biz okumaya daha ağırlık veriyoruz. Bir de kadın olduğumuzun farkındayız. Kadın erkek eşitliğinin farkındayız” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ KADINLAR ESKİ YERİNİ ALMAK İSTİYOR”

    Tarihte posta oturan, hakka yürüme erkanı yürüten anaları hatırlatan Akbal, Alevi kadınların tarihte var olan o eski yerlerini tekrardan almak istediklerini dile getirdi. Akbal, “Bizim 800-1000 yıl önce Hacı Bektaş’ı Veli’nin yaşantısında Hacı Bektaş’ı Veli posta oturunca eşi de yanına oturuyor ve ona diyorlar ki bu senin reşidin mi? Hayır o benim eşitim diyor. Daha sonra kadınlar çok güzel yerlere geliyor. Analar var, posta oturan, cenazeyi kaldıran kadınlarımız da vardı.  Mesela kadını eziyorlar, kadını ikinci plana koyuyorlar. Avrupa ülkelerinde de aynı. Dikkat ederseniz hiçbir mecliste kota yok, kadın-erkek eşitliği yok, eşit temsiliyet yok. Feminist kadınların artması kadın-erkek eşitliğini daha ön plana çıkarıyor. Kadınlar kadın-erkek eşitliğini savunuyor. Her daim kadın erkek eşittir. Cumhuriyet döneminden sonra bizler çok kırıldık, ezildik, horlandık, dışlandık ama öyle değiliz. Alevi kadınlar eski yerimizi almak istiyoruz. Önceleri kadınlar korkuyordu, dayak yiyordu, tacize, tecavüze uğruyordu. Korkudan sesini çıkaramıyordu ama şimdi kadınlar birlik olmaya başladı. Mücadele alanlarını büyütmeye başladı. Aslında sığınma evlerine karşıyım. Bunlar kadınlara kurtuluş değil ama sisteme karşı, şiddete karşı koruma altına almak için mecburen gerekli” diye belirtti.

    PİRHA / DİYARBAKIR