Etiket: adalet talebi

  • Gazi Katliamı 27 yıldır hala karanlıkta, adalet talebi sürüyor!

    Gazi Katliamı 27 yıldır hala karanlıkta, adalet talebi sürüyor!

    PİRHA-Türkiye’nin en karanlık dönemleri olarak kabul edilen 90’lı yılların olaylarından biri de Gazi Katliamı. 27 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumlular hala cezalandırılmadı.

    İstanbul’da 12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sularında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.

    Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü öldürdü.

    Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.

    Bu arada, Ankara’da Gazi katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis gösteriye saldırdı, 36 kişi yaralandı.

    ÜMRANİYE’DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi’deki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokaklara çıktı. Polis orada da silah kullandı. Kalabalığa ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.

    HASAN OCAK KAYBEDİLMİŞTİ

    Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.

    Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.

    KATLİAMIN SORUMLULARI YARGILANMADI

    Gazi katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesini polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.

    Gazi Katliamı, aradan geçen 27 yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakılan bir dosya oldu. Olay sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 28 yıldır kayıp Sevim kardeşlerin akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 28 yıldır kayıp Sevim kardeşlerin akıbetini sordu-VİDEO

    Batman’da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin ve İskender Sevim kardeşlerin akıbetlerinin soran Cumartesi Anneleri, “Kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta düzenledikleri eylemlerinin 862’incisini gerçekleştirdi. Koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle online gerçekleştiren bu haftaki eylemde, 27 Ağustos 1993 yılında Batman’a bağlı Balpınar beldesinde çalışmaya gittikleri tütün tarlasından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Sevim ve İskender Sevim’in akıbetini soruldu.

    ‘TANIKLAR SUSTURULMAK İSTENDİ’

    Eylemde konuşan Hasan Ocak’ın yeğeni Dilcan Acer, 1990’lı yıllarda yargısız infazların, faili meçhul cinayetlerin ve gözaltında kayıpların sıkça yaşandığını anımsattı. Acer, 90’lı yıllardan bugüne kadar gözaltında kaybetmelerde suçu ve suçluyu gizleyen yöntemlerin kullanıldığına işaret ederek, “Suça tanıklık edecek, yaşananları anlatacak kişiler susturulmak istendi. Geçmişi unutturarak, yaşananlarla yüzleşme, hesaplaşma ihtimali yok edilmek istendi. Yalnız kaybedilen kişiyi değil, faili ve hakikati de gizleyen bu hukuk dışı, vicdan dışı yöntem ilgili kurumların yaklaşım birliği halinde uygulandı. Kayıp yakınlarının hakikati bilme ve adalete erişme hakkı sistematik bir biçimde ihlal edildi” diye belirtti.

    TARLADAN ALINDILAR

    Devletin resmi raporlarına girmesine ve resmi görevlilerin itiraflarına rağmen devlet-Hizbullah ilişkisinin açığa çıkarılmadığı belirten Acer, Batman’ın bu kentlerden birisi olduğunu kaydetti. Acer, “Bu ihlallerden biri Sevim kardeşlerin zorla kaybedilmeleriydi. Sevim ailesi Batman/ Balpınar beldesinde yaşıyor ve çiftçilikle uğraşıyordu. 16 Ekim 1993 tarihinde ailece aynı beldede bulunan ortakçı oldukları tütün tarlasına çalışmak üzere gittiler. Tarlada çalışırken saat 22.00 sularında kar maskeli, silahlı ve telsizli 15 kişi tarlaya baskın düzenledi. Hüseyin, İskender ve Vahdettin Sevim kardeşleri, uzaktan ışıkları görünen araca zorla bindirdiler” dedi.

    BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI

    Gözaltına engel olmak isteyen eşlerine, “Merak etmeyin birkaç soru sorup bırakacağız” denildiğini aktaran Acer, bir süre sonra Vahdettin Sevim’in bırakıldığını fakat Hüseyin ve İskender Sevim’den bir daha haber alınamadığını söyledi. Ailenin durumu bildirdiği Batman Jandarma İl Komutanlığı’nın incelemelerde bulunduğunu söyleyen Acer, daha sonrasında bir gelişmenin yaşanmadığını ifade etti. Acer, “Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Etkin bir soruşturma yürütülmeden zamanaşımı devreye sokularak, Sevim kardeşlerin akıbetleri karanlıkta bırakıldı” dedi.

    ADALET TALEBİ 

    Sevim kardeşlerin ebeveynlerinin hakikate ve adalete ulaşamadan hayatını kaybettiğini belirten Acer, şunları söyledi:

    “862’inci haftamızda onların bıraktığı yerden çocukları ve torunları ile birlikte İskender ve Hüseyin Sevim kardeşler için adalet istiyor ve bir kez daha hatırlatıyoruz. Yargı makamları suç teşkil eden davranışlara dair ciddi iddiaları etkin bir biçimde soruşturmak ve cezalandırmakla yükümlüdür. İnsan hakları hukukunda ailelerin kaybedilen üyelerinin akıbeti ile ilgili gerçeği öğrenmeleri yasal bir haktır. Devlet, ailelerinin hakikati bilme hakkı doğrultusunda harekete geçmek zorundadır.”

    ‘VAZGEÇMEYECEĞİZ’

    İktidar ve yargı makamlarını Sevim kardeşlerin akıbetlerinin açığa çıkartılması ve suçun faillerinin yargılanmasını sağlamak için harekete geçmeye çağıran Acer, “Kaç yıl geçerse geçsin, İskender ve Hüseyin Sevim için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 163 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nden Anik Can hayatını kaybetti

    Cumartesi Anneleri’nden Anik Can hayatını kaybetti

    Kaçırıldıktan sonra cansız bedeni bulunan oğlu Metin Can’ın faillerini soran Cumartesi Anneleri’nden Anik Can yaşamını yitirdi.

    Cumartesi Anneleri’nden Anik Can hayatını kaybetti. Kocaeli’nin Darıca ilçesinde hayatını kaybeden Can’ın cenazesi Çayırova Cemevi’nde düzenlenen törenin ardından Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Karabulut Köyü’ne gönderildi.

    Cenaze, gözaltında kaybedilen oğlu Metin Can’ın doğup büyüdüğü eve götürüldükten sonra köy mezarlığında toprağa verildi.

    Cumartesi Annesi Anik Can, Elazığ’da 21 Şubat 1993 günü kaçırılan oğlu Metin Can’ın cansız bedeni bulunduğundan beri adalet talebinde bulunuyordu.

    Can, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği (İHD) Elazığ Şube Başkanı olan avukat Metin Can’ın faillerinin bulunması için her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’yle birlikte oturma eylemi yapıyordu.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri Güçlükonak için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Güçlükonak için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her Cumartesi bir araya gelen Cumartesi Anneleri bu hafta da 1996 yılında yaşanan Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde gözaltında katledilen 11 kişinin faillerinin yargılanması istendi.

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her Cumartesi bir araya geliyor. 700’üncü haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’nda yapılan oturma eylemi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı kapatıldı. Galatasaray Meydanı eyleme kapatılınca İnsan Hakları Derneği’nin Beyoğlu’unda bulunan İstanbul Şubesi önünde yapılmaya devam ediyor. Bu hafta 719’uncu eylemlerini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri 1996 yılının Ocak ayında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde katledilen 11 kişi için adalet istedi.

    “ÖLDÜRÜLDÜK YİNE DE BARIŞ İSTEDİK”

    Güçlükonak aileleri adına konuşan Emine Kaya tüm yasaklamalara rağmen Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini kaydetti. Kaya, “Biz öldürüldük, ateşe verildik yine de barış istedik. Her şeyi biz yaşıyoruz yine de barış istiyoruz. Ne olursa olsun kimse ölmesin.” dedi.

    “ARADAN 10 GÜN GEÇMESİNE RAĞMEN DELİLLER ORTADAYDI”

    O tarihlerde bölgeye gidip incelemelerde bulunan ve kamuoyuna açıklama yapan Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu Üyesi Avukat Ercan Kanar, devletin tarihinin işkenceler, yargısız infazlar, insanlığa karşı işlenmiş suçlarla dolu olduğunu vurguladı. Yakın tarihlerde yaşanan katliamları hatırlatarak katliamların insanlığa karşı işlenen suçlar olduğunu ifade eden Kanar, Güçlükonak Katliamı’nın olduğu dönemde olayda çok ciddi şaibeler olduğu için inceleme yapmak üzere minibüsün yakıldığı yere gittiklerini belirterek izlenimlerini şöyle aktardı:

    “Minibüsün yakıldığı yer Taşkonak Taburu’na yaklaşık 2 kilometre Koçyurdu Karakolu’na da yaklaşık 4 buçuk kilometreydi ve askeri bölgeydi. İki taraf da tepelikti, sarp kayalıktı. Oralarda korucuların gözetleme kulesi vardı. Biz gittiğimizde aradan 10 gün geçmiş olmasına rağmen deliller ortadaydı. Yerde kemik parçaları bulduk, ayak parçaları bulduk. Yakılan minibüsün parçaları vardı. Daha sonra Çevrimli, Koçyurdu, Yatağan köylerine gittik ölenlerin aileleriyle görüştük. Gittiğimiz köylerin üçü de korucu köyüydü ve PKK’ye karşıydılar. Ama açıkça ‘Bunu yapan devlet güçleri’ dediler.”

    “‘ATEŞKESİ PKK BOZDU’ DEMEK İÇİN BU KATLİAMI YAPTILAR”

    Bölgeden döndükten sonra 4 kez Genelkurmay’a yazılar göndererek katliamla ilgili sorular sorduklarını ve hiçbir cevap alamadıklarını söyleyen Kanar, bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Suç duyurusunun neticesini beklerken kendileri hakkında dava açıldığını ifade eden Kanar, o dönemde konunun İngiliz Parlamentosu İnsan Hakları Komisyonu’nun gündemine geldiğini, Ulusalararası AF Örgütü’nün de konuya yakından ilgi gösterdiğini kaydetti. 1995 Aralık ayında PKK’nin tek yanlı ateşkes ilan ettiğini hatırlatan Kanar, “Ayrıca 1996 Ocak ayının 16 ve 17’sinde de Avrupa Parlamanetosu’nda Yeşiller ve sosyalist milletvekillerinin önergesi gündeme gelecekti. O önergede ‘Ateşkese karşı devletin gösterdiği tavır nedir, Kürt sorununda çözüm nasıl olur?’ konulu bir oturum olacaktı Avrupa Parlamentosu’nda. ‘İşte ateşkesi PKK bozdu’ demek için bu katliam devlet tarafından sahneye konmuş oldu” dedi.

    Kanar, O dönem bölgede görev yapan ve 2000 yılında ordudan atılan kıdemli yüzbaşı Özcan Özsoy’un katliamın emrini Tugay Komutanı albayın verdiğini ve Muharebe Arama Kurtarma Ekibi (MAK)’ın denetiminde yapıldığını itiraf ettiğini kaydetti.

    “ADNAN EKMEN İTİRAF ETTİ”

    2009 yılında dönemin insan haklarından sorumlu bakan Adnan Ekmen’in Aktüel Dergisi’ne verdiği beyanatta “Biz olayın JİTEM tarafından yapıldığını öğrendik ama aciz içerisinde kaldık, üzerimize düşeni yapamadık” diye itirafta bulunduğunu dile getiren Kanar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Deniz Baykal’a söylemiş o zaman koalisyon ortağı konunun başkanı, o da konunun üzerine gitmemiş. Hatta Adnan Ekmen’e demiş ki ‘Senin için tehlikeli olmayacaksa ilgilen.’ Adnan Ekmen, Tansu Çiller’e konuyu ileteceğini söylediğinde de ‘Tansu Çiller’in bu konuyla uğraşacak vakti yoktur’ demiş. Görüyor musunuz perişanlığı, acizliği bir koalisyon ortağı, sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir parti dahi bu katliamın üzerine gitmekten çekiniyor. Beraber katıldığımız bir televizyon programında da Adnan Ekmen bu anlattıklarımı itiraf etti.”

    Hangi hükümet döneminde işlenirse işlensin insanlığa karşı işlenen suçlardan devletin sorumlu olduğunu söyleyen Kanar, bölge halkından özür dilenmesi, faillerin yargı önüne çıkarılması ve mağdur edilenlerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini kaydetti.

    “GERÇEĞİN AÇIKLANMASINI İSTİYORUZ”

    Haftanın basın metnini okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülsren Yoleri, Güçlükonak katliamının unutulmaması için buluştuklarını söyledi. Yoleri, “23 yıl önce işlenmiş olan bu insanlığa karşı suç ile ilgili inkara son verilerek gerçeğin hem aileler hem de toplum düzeyinde resmi olarak açıklanmasını istiyoruz. Bu suçun faillerinin tespit edilerek adil bir yargılama faaliyeti sonucunda cezalandırılmalarını İstiyoruz. Güçlükonak’ta gözaltına alman, devletin güvencesi altındayken yaşam hakları ihlal edilen 11 kişi için adalet istiyoruz” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    1996 yılının 10-12 Ocak tarihleri arasında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yapan askerler Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına almıştı. Taşkonak Jandarma Taburu’na götürülen köylüler İşkenceyle sorgulanarak öldürülmüştü. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için bir minibüs göndermelerini istemişti. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istememiş ve korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitmişti. Gelen korucular öldürülerek daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlanmış, başlarına da çuval geçirilmişti. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıknıştı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatılmıştı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaşmış, yolu kesen özel tim, önce minibüsü silahla taramıştı. Atılan roketler sonucu minibüs ve içindeki 10 ceset kömür haline gelmişti. Kaçmaya çalışan minibüs sürücüsü de taranarak öldürülmüştü. Cenazeler ailelere teslim edilmeden, üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömülmüştü. Genelkurmay Başkanlığı 16 Ocak 1996 günü Ankara’dan yerli ve yabancı gazetecileri helikopterle Güçlükonak’a getirmişti. Gazetecilere açıklama yapan Albay Oğuz Kalelioğlu ‘Katliamı PKK’nin gerçekleştirdiğini ve örgütün bir ay önce ilan ettiği ateşkesi bozduğunu’ açıklamıştı. Olay yerinde yalnızca 20 dakika tutulan ve köylülerle konuşmalarına izin verilmeyen gazetecilerden bazıları resmi açıklamaları kuşku verici buldu ve bu kuşkularını İHD ve Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu ile paylaşmıştı. Bu açıklama üzerine Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitmişti. Heyetin olay yerinde elde ettiği tanıklıklar, bilgi ve bulgular resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu. Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna: ‘Bu katliamı PKK değil, devlet güçleri yapmıştır.’ açıklamasında bulunmuş ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurmuştu. Ancak bir sonuç alınamadı. Yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye etkin soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiği için mahkum olmuştu. Katliamdan 13 yıl sonra, 2009 yılında dönemin bakanlarından Adnan Ekmen, ‘Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik.’ demişti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Savcıları göreve çağıran Cumartesi Anneleri’nden hakikat ve adalet talebi-VİDEO

    Savcıları göreve çağıran Cumartesi Anneleri’nden hakikat ve adalet talebi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 711’inci haftasında 22 yıl önce kaybedilen Ramazan Yazıcı’nın akıbetini sordu. Bu haftadaki eyleme Uluslararası Af Örgütü destek verdi. 

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, 711’inci haftasında da polis tarafından engellendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen Cumartesi Anneleri, polis tarafından ablukaya alındı. Bunun üzerine Cumartesi Anneleri, ellerinde taşıdıkları kayıpların fotoğrafları ve karanfiller ile açıklamalarını İHD şube binası önünde yaptı.

    Bu haftaki açıklamada, 22 Kasım 1996 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Ramazan Yazıcı için adalet istendi.

    Eyleme, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy, Hüda Kaya, Dilşad Canbaz ve Garo Paylan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. İngiltere’den gelen Uluslararası Af Örgütü Avrupa Kampanyalar Direktörü Fotis Filippou ve Uluslararası Af Örgütü Avrupa Kampanyalar Sorumlusu Milena Büyüm de açıklamaya destek verdi.

    Haftanın basın açıklamasını kayıp Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun yaptı. Türkiye’de diğer ağır ihlaller gibi gözaltında kaybetme suçunun da hukuksal ve siyasal faktörlerin etkisiyle cezasız bırakıldığını belirten Tosun, “Yüzlerce insan gözaltına alınarak kaybedilmesine rağmen, kaybedilenlerin aileleri için tüm hak arama kanallarının kapatılması büyük bir adalet boşluğuna yol açmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de uzun yıllardır Türkiye’de güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı yaşanan ihlallerde, etkili soruşturma yapılmayarak sürecin fiili cezasızlıkla sonuçlandırıldığına dikkat çekmektedir.” dedi.

    RAMAZAN YAZICI’NIN AKIBETİ SORULDU

    Tosun, AİHM’in dikkat çektiği cezasızlık davalarından biri olan Ramazan Yazıcı’nın kaybedilmesini ve yargılama sürecini şu sözlerle aktardı: “36 yaşındaki Ramazan Yazıcı Diyarbakır-Silvan arasında bir minibüs ile yolcu taşımacılığı yapıyordu. 22 Kasım 1996 tarihinde saat 09.00 sıralarında Silvan Melikahmet Garajı’nda kendilerini polis olarak tanıtan 3 kişi tarafından gözaltına alındı. Görgü tanıkları Yazıcı’nın 21 DZ 490 plakalı kırmızı renkli Şahin marka araca bindirilerek götürüldüğünü söyledi.

    Bir kişinin kendisinin de gözaltında bulunduğu sırada Ramazan Yazıcı’yı Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gördüğünü iddia etmesi üzerine Yazıcı ailesi, Savcılığa Terörle Mücadele Şube polisleri hakkında yasa dışı gözaltı yaptıkları gerekçesiyle şikâyette bulundu. Ardından Yazıcı ailesi konuyla ilgili DGM Başsavcılığına, OHAL Bölge Valiliği’ne, Emniyet Müdürlüğü’ne, Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na başvurdu.

    Yazıcı ailesinin başvurduğu İHD Diyarbakır Şubesi ve Uluslararası Af Örgütü de resmi merciler nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak Ramazan Yazıcı’nın gözaltına alınmadığı ileri sürüldü.

    Olayın peşini bırakmayan İHD 2 yıl sonra Ramazan Yazıcı’nın elleri ve ağzı bağlı olan cansız bedeninin, 3 Aralık 1996 tarihinde İdil’e bağlı Sarıköy ve Mağara köyleri arasında bulunduğu ve İdil Merkez Mezarlığı’na kimliği meçhul kişi olarak gömüldüğü gerçeğine ulaştı. 19 Kasım 1998 tarihinde Yazıcı ailesi ve İHD yetkilileri Ramazan Yazıcı’nın cenazesini almak üzere İdil Merkez Mezarlığı’na gitti. Ancak mezarlıkta kimliği meçhul kişilerin gömülmesine ilişkin kayıt tutulmadığı için Ramazan’ın mezar yeri bulunamadı.

    Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’ndaki dosyada hiçbir gelişme yaşanmazken AİHM’e taşınan dava mahkûmiyetle sonuçlandı.”

    SAVCILARI GÖREVE ÇAĞIRDILAR

    Soruşturmanın etkin bir biçimde yürütülmesinin soruşturma organlarının temel görevi olduğunun altını çizen Tosun, “Ramazan Yazıcı’nın mezar yerini açığa çıkartacak, sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir soruşturma başlatılması için, savcıları göreve çağırıyoruz” dedi. Tosun son olarak, “Hakikat ve adalet talebimiz gerçekleşinceye kadar kayıplarımızı aramaktan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye ifade etti.

    “O GÜNDEN BUGÜNE BASKILARI AYNI KIZGINLIKLA TAKİP EDİYORUZ”

    Tosun’un ardından Uluslararası Af Örgütü Avrupa Kampanyalar Direktörü Fotis Filippou yaptığı konuşmada, Cumartesi Annelerinin 700’üncü haftasından bu yana yaşananları şoke edici olduğunu ve kendilerini üzdüğünü söyledi. Süreci kızgınlıkla takip ettiklerini belirten Filippou, Cumartesi Annelerine olan desteklerini devam ettireceklerini kaydetti. “O günden bu yana yaşadığınız baskıları da aynı kızgınlıkla takip ediyoruz” diyen Filippou, “Sizin kaybedilen yakınlarınızın akıbetlerini sorma hakkınız durdurulamaz, engellenemez. Yıllardır sizin mücadelenizin alanı olan Galatasaray’a dönebilmeniz için sizin yanınızda kampanyamıza devam edeceğiz. Bu hakkınızı tekrar tesis edebilmenizi sağlamak için elimizden geleni yapacağız. Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye ve dünyadaki tüm şubeleriyle birlikte her daim sizin yanınızdayız.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 700. haftada Galatasaray’a çağırıyor: #BeniBulAnne

    Cumartesi Anneleri 700. haftada Galatasaray’a çağırıyor: #BeniBulAnne

    Cumartesi Anneleri “25 Ağustos’ta Galatasaray’a gelerek ya da yaşadığınız şehirlerde düzenlenecek dayanışma etkinliklerine katılarak hakikat adına, adalet adına, vicdan ve insanlık onuru adına yürüttüğümüz mücadeleye destek olmaya çağırıyoruz” açıklamasını yaptı ve “Sizi de kırmızı bir karanfille Galatasaray’a çağırıyoruz” çağrısında bulundu.

    Cumartesi Anneleri zorla kaybedilen çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin akıbetini sormak amacıyla 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda biraraya geliyor.

    İlk kez 27 Mayıs 1995’te gözaltında işkenceyle öldürülen öğretmen Hasan Ocak’ın ailesi, hak savunucularıyla birlikte Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapmıştı.

    Cumartesi Anneleri 1995-1999 yıllarında her Cumartesi saat 12:00’de “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun ve yargılansın” talebiyle Galatasaray Lisesi önünde oturdular. 15 Ağustos 1998’de başlayan güvenlik güçlerinin saldırısı, yedi ay sürdü . Her Cumartesi katılımcılar gözaltına alındı. 13 Mart 1999’da güvenlik güçlerinin saldırıları nedeniyle belirsiz bir süre Galatasaray oturmalarına ara verildi. 10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009’da Cumartesi oturmaları yeniden başladı ve kesintisiz olarak devam ediyor.

    Ahmet Kaya’nın 23 yıl önce Cumartesi Anneleri için yaptığı “Beni Bul Anne” şarkısını Ceylan Ertem ve Kayıp yakınları Cumartesi Anneleri’nin 700. haftası için Ahmet Kaya ile birlikte söyledi.

    Yarın yani 25 Ağustos’ta ise 700’üncü hafta doldurulmuş olacak. Bunun öncesinde dün akşam Twitter’dan ‘#BeniBulAnne’ etiketiyle 700’üncü hafta için eyleme çağrı yapıldı.

    Cumartesi Anneleri'nden 700. hafta çağrısı

  • Roboskili ailelerin adalet arayışı: Sorumlular cezalandırılmadıkça acı taze kalacak

    Roboskili ailelerin adalet arayışı: Sorumlular cezalandırılmadıkça acı taze kalacak

    Savaş uçaklarının bombardımanıyla kaybettikleri yakınları için 308 haftadır mezarlıkta bir araya gelen Roboskili aileler, ‘Sorumlular cezalandırılmadıkça acı taze kalacak’ dedi.

    Savaş uçaklarının bombardımanı sonucu yaşamını yitiren yakınlarını anan Roboskili aileler, adalet arayışlarının 308’inci haftasında bir kez daha mezarlıkta bir araya geldi. Roboskililer, HDP Milletvekili Ferhat Encu hakkında daha önce verilen ‘örgüt propagandası’ cezasının ‘örgüt üyeliği’ne çevrilmek istenmesine tepki gösterdi. Kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan aileler adına Veli Encu açıklama yaptı.

    “ACI VE ÖFKE HEP TAZE KALACAK”

    Adalet taleplerinin karşılıksız kaldığını ve verilen sözlerin tutulmadığını belirten Encu, Roboski mezarlığında yaşanan acıya gözünü kulağını kapatanların tüm yargı yollarını da kapatıp, faillerden yana bir tutum içerisinde olduğunu söyledi. Sokağa çıkma yasaklarında yaşamını yitiren sivilleri hatırlatan Encu, “Bu acıların sorumluları cezalandırılmadıkça acı da öfke de hep taze kalacak ve asla unutulmayacak. Ülkenin yarısı kayıpların mezarı ile kaplı. Faili meçhullerin normalleştiği, hiçbir faili meçhul cinayet için hesap sorulmayan ve cinayetleri işleyenlerin ise ödüllendirildiği bir ülkede adalet sağlamak bir hayaldir” dedi.

    “MÜCADELEMİZİ FERHAT ENCÜ İÇİN DE VERECEĞİZ”

    HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encu hakkında daha önce verilen ‘örgüt propagandası’ cezasının ‘örgüt üyeliği’ne çevrilmek istenmesine tepki gösteren Encu, “Bu bir skandaldır. Kanun maddesi bu kadar açık iken bu hukuksuz yola başvurulunca akla tek bir soru geliyor. Yoksa birilerinin talimatı mı yerine getiriliyor? Adalet mücadelemizi Ferhat Encu için de vereceğiz. Bombalarla katletseniz de, cezaevine atsanız da hak arama mücadelemiz sonuna kadar devam edecek” ifadelerini kullandı.

    (Kaynak:MA)