Etiket: adana milletvekili

  • Turan’dan AKP’ye torba yasa tepkisi: Alevilerin alkışlayacağını mı düşünüyorsunuz?-VİDEO

    Turan’dan AKP’ye torba yasa tepkisi: Alevilerin alkışlayacağını mı düşünüyorsunuz?-VİDEO

    PİRHA- TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ele alınan torba yasada Alevileri de ilgilendiren maddelere ilişkin konuşan HDP Milletvekili Rıdvan Turan, “Hükümet meseleyi çok geriden ele alıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu konu tarafları ile beraber konuşulmalıdır. Buna istinaden de yeni bir yasal çerçeve ile Alevilik meselesinin ele alınması sağlanmalıdır” dedi. 

    Cemevleri ile ilgili düzenlemeleri de içeren torba yasa teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmeye devam ediliyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) adına teklifin tümü üzerine görüşünü aktaran Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, yasa teklifinin devletin kendi Alevisini yaratma politikasının bir yansıması olduğunu ifade etti.

    “DEVLET, ‘ALEVİLER İÇİN EN İYİ BİZ BİLİRİZ’ DİYOR”

    Görüşülmekte olan torba yasanın usulsüz olduğunu belirten Turan, Alevilere ilişkin yasa maddelerinin yenilir yutulur biçimde olmadığını söyledi.

    Turan sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben Alevi toplumu içerisinde doğmuş büyümüş, onlar ne düşünür, ne yapar bilen birisiyim. Aleviyim. Devletin şöyle bir yaklaşımı var; Aleviler için iyi olanı biz biliriz. Din değildir ya da dindir. Alevilerin somut olarak yıllardan beri dillendirdiği bir şey var. Alevilerin sorunu imar sorunu, elektrik sorunu değildir. Alevilerin temel sorunu cemevlerinin ibadethane statüsüne taşınması ve Alevilerin bir inanç olarak eşit vatandaşlık haklarından faydalanıyor olabilmesi. Kimse çıkıp da ne eşitsizliği var, demesin. Biz yaşadıklarımızı biliyoruz. Ben bu yaşıma gelene kadar birçok sıkıntı, sorun yaşadım. Alevilik bir kılıç kalkan oyunu değildir. Bunu Kültür Bakanlığı’na bağlayarak, kültürel bir kategori olarak bunu görmek kimsenin haddine değil. Alevileri durduğunuz yerden kategorize etmeyin.”

    “BU AÇIKLAMALARINIZI ALEVİLERİN ALKIŞLAYACAĞINI MI DÜŞÜNÜYORSUNUZ?”

    Alevilerin sorunlarının yıllardır her platformda dile getirildiğini kaydeden Rıdvan Turan, “Bugün geldiğimiz noktada hükümet hala çok geri bir noktadan bir yasa teklifi Meclise sundu. Bu açıklamalarınızı Alevilerin alkışlayacağını mı düşünüyorsunuz? Bu politikanın bir ucu seçime endekslenmiş, diğer taraftan da devletin kendi Alevisini yaratma politikasının yansımalarından biri olduğunu görüyoruz. Alevilerin sizden talebi cemevlerinin suyunu, elektriğini vesairesini karşılamanız değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum var. Benim inancımla uzaktan yakından alakası olmayan bir kuruma verdiğim vergilerle destek oluyorum. Ve bu sene Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi çok daha fazla. Mecliste cemevlerinin suyu, elektriği konuşuluyor. Hükümet meseleyi çok geriden ele alıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu konu tarafları ile beraber konuşulmalıdır. Buna istinaden de yeni bir yasal çerçeve ile Alevilik meselesinin ele alınması sağlanmalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Gerçek çözüm için ilk önce Alevi katliamlarıyla yüzleşilmelidir-VİDEO

    Hatimoğulları: Gerçek çözüm için ilk önce Alevi katliamlarıyla yüzleşilmelidir-VİDEO

    PİRHA- AKP İktidarının, Cemevlerine ibadethane yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vererek ‘Alevi Açılımı’ yapmayı planladığı iddialarını PİRHA’ya değerlendiren HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “İktidar seçime yatırım yapmaya çalışıyor. Tarih boyunca yaşanmış olan Alevi katliamlarını ben hiçbir Alevinin unutacağını düşünmüyorum. Aleviler bu tuzağa asla düşmemeli ve taviz vermemelidir” dedi.

    AKP iktidarının görevlendirdiği kimi isimlerin cemevlerini dolaşarak “talepler raporu” hazırlaması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “58 ilde 1585 cemevini ziyaret ettik” sözü yeni tartışmalara da zemin hazırladı.

    Erdoğan’ın konuşmasındaki tek cümle hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi tarafından köşesine taşındı. Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, iktidarı Alevi sorununu çözme konusunda samimi bulmadığını, gerçek bir çözüm için öncelikle tarihte yaşanan Alevi katliamlarıyla yüzleşilmesi gerektiğini ve Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğlulları, her mezhebin, dinin ve farklı inançların bu ülkede özgürce yaşamasının tek koşulunun, eşit yurttaşlık haklarına sahip olmaktan geçtiğini de aktardı.

    “HALA ALEVİLERİN EVLERİ İŞARETLENİYOR BU ÜLKEDE”

    Yapılmak istenenlerin açık bir şekilde seçim yatırımı olduğunu ifade eden Hatimoğlulları şunları dile getirdi:

    “AKP’nin oylarının eridiğini herkes biliyor. Aynı zamanda kendileri de çok sık anket yapan bir partidir. Hem kendilerinin yaptırdığı anketler de hem de tarafsız olarak yapılan anketlerde AKP’nin oylarında çok ciddi bir erime olduğu görülüyor. 2002’de AKP iktidara geldiğinde iki temel açılımdan bahsetti. Biri Kürt açılımı, diğeri Alevi açılımı. Alevi açılımına gelecek olursak, daha kısa bir süre önce kolluk kuvvetleri İstanbul’da bir cemevine postalları ile girdi. Hala Alevilerin evleri işaretleniyor bu ülkede. Tarih boyunca yaşanmış olan Alevi katliamlarını ben hiçbir Alevinin unutacağını düşünmüyorum. Eğer sahici bir çözüm arayışı varsa, 3 torba çimento ya da elektrik, su faturası ödenmesi ya da dedelere maaş bağlanması meselesi değil. Burada bir zihniyetin, bir mantalitenin değişime ihtiyacı var. Günümüz koşullarında AKP iktidarı döneminde siyasal İslamın dozu daha da arttı ve İslam-Türk sentezi olarak değişiklik gösterdi. Böylesi koşullarda Alevileri daha çok ötekileştirdiler, Alevileri daha çok dışladılar. Mesela bu kamu çalışanları ile ilgili yapılan mülakatlar da Alevi olanları kadrolara almadılar. Çok yakın bir zamana kadar hükümetin çeşitli kademelerinde görev yapanlar, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere hükümetin temsilcileri cemevine cümbüş evi diyorlardı. Şimdi ne değişti de birden böylesi bir açılımdan bahsediyorlar?”

    “ALEVİ SORUNU ÇÖZÜLECEKSE, İLK ÖNCE ALEVİ KATLİAMLARIYLA YÜZLEŞİLMELİDİR”

    ‘Bu bir açılım değil, bu kelimenin tam anlamıyla seçim rüşveti dağıtmaktır’ diyen Hatimoğlulları sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şayet gerçekten açılım yapılacaksa, Alevi sorunu çözülecekse bu konuda yapılması gerekenler çok net bellidir. Bir kere tarihsel bir yüzleşmeye ihtiyaç var. Başta Meclis olmak üzere orada oluşturulacak hakikatleri araştırma komisyonları tarihle yüzleşmeyi sağlamalıdır. Ve Alevi katliamlarından dolayı Alevilerden özür dilenmesi gerekir. Bugün Dersim Katliamı’ndan tutunda Çorum, Maraş, Sivas, Gazi Katliamlarına kadar bir dizi katliam yaşanmış. Bunlar yine en bilinenleri. Bu coğrafyada Alevilere çok ciddi katliamlar yaşatıldı, bunu bir elektrik – su faturasıyla, dedelere maaş bağlamayla telafi edeceğini zanneden anlayış ve bunu kabul edecek olan anlayış bu sorunu çözemez. Aynı zamanda Alevi cephesinden de konuşmak gerekir. Bunu kabul eden anlayış, Türkiye’de gerçek anlamda Alevi sorununun çözülmesi, çözüme kavuşturulması konusuna hizmet etmiş olmaz. AKP Kürt sorununun çözümü noktasında bir adım atamıyor. Çünkü ittifak ortağı MHP. Milliyetçi bir parti. Aynı zamanda AKP’nin içindeki dinamikler de sorunun çözülmesi noktasında bir adım atılmasını engelliyor. Bu durumda baktılar ki elimizde ne kaldı? O halde Alevilere dönük açılımlardan ilerleyelim de Alevilerin sempatisini kazanalım. Birkaç dedeyi, birkaç cemevini kendime bağlayayım ve buradan seçime yatırım yapmış olayım diyorlar.”

    “ALEVİLER, BÖYLESİ BİR TUZAĞA DÜŞMEMELİ VE ASLA TAVİZ VERMEMELİDİR”

    Alevi halkının AKP’nin bu oyununa kesinlikle gelmemesi gerektiğini vurgulayan Hatimoğlulları; “Bu AKP iktidarının kendi fikri. Peki Aleviler tarafından bu olaya nasıl bakmamız gerekiyor? Hiçbir Alevinin, hiçbir Alevi kurumunun, hiçbir dedenin, hiçbir cemevinin böylesi bir tuzağa düşmemesi gerekiyor. Kurmayı hayal ettikleri, 2023 vizyonu diye tanımladıkları yeni Türkiye’de, Alevilerin tarih boyunca yaşamış olduğu katliamların daha beteri ile karşı karşıya kalabiliriz. Böylesi bir tehlike ile uzlaşmak, böylesi bir tehlike ile anlaşıp onu iktidara yeniden taşımak konusunda Alevilerin rol ve misyon oynaması tarihsel olarak asla kabul edilebilir bir şey değil. Alevi toplumuna bu konuda ben sonsuz bir güven duyuyorum. Yani Aleviler bu tuzağa asla düşmez. Tarih boyunca yaşadıkları katliamları, ötekileştirmeleri, yok sayılmaları hiçbir zaman unutmadılar, unutmazlar da. Fakat buradan sizler aracılığıyla, buna meyil edecek varsa kişiler, kurumlar buradan onlara çağrı yapmak istiyoruz. Sakın ha sakın böyle bir rüşvet teklifine hiçbir kurum, hiçbir cemevi, hiçbir Alevi, hiçbir dede asla taviz vermemelidir. Bunu elinin tersiyle itmelidir. Aleviler satılık değildir. Bu iktidar Alevileri satın alamaz, satın alamamalıdır. Bu ülkede demokrasiyi tesis etmek, farklı halkların ve inançların bir arada yaşamasının garantisi, başta Kürt halkı ve Alevi halkı olmak üzere bu ülkenin aydınları, demokratları ve bu ülkede demokrasinin tesis edilmesini isteyen tüm güçlerdir. O bakımdan da burada Alevilere çok önemli bir misyon düşmektedir. Biz bu çizgiyi hiçbir zaman kabul etmez ve desteklememeliyiz. Bu çizgiyi kabul edecek olan varsa bir dede, bir cemevi, bir Alevi kurumu bütün Alevi toplumunun buna karşı en sert tavrı alması kanaatindeyim. Buradan en sert tavrı alma konusunda da ben çağrımızı yenilemek istiyorum” şeklinde konuştu.

    “ÖZGÜRCE YAŞAMANIN TEK KOŞULU, EŞİT YURTTAŞLIK HAKKININ SAĞLANMASIDIR”

    İktidarın bir yandan Alevi açılımından bahsetmesinin bir yandan da cemevlerine kültür statüsü vermesinin tezatlık teşkil ettiğini söyleyen Hatimoğlulları son olarak şunları aktardı:

    “İktidar Alevilerin inanç merkezini kabul etmeyerek onları aslında asimile etmeyi hedefliyor. Kültür merkezi adı altında yapmaya çalışıyor bunu. Bu teklifi kabul etmek gerçekten Alevi inancından vazgeçmek anlamına gelir. Asla kabul edilebilir bir şey değil, çok tehlikelidir. Bugün biz buna karşı çıkıyoruz. Bu ülkede inanç özgürlüğü olmalıdır ve her inancın kendi yaşamını idame ettirecek bir dayanışma kurulmalıdır. Bununla birlikte bizler Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu kadar büyük bir bütçe ayrılması inanılır gibi değil. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’na10 bakanlığın toplam bütçesi kadar bütçe ayrılıyor ve artık her yerde Diyanet İşleri Başkanı’nı görüyoruz. Her yerde konuşuyor. Adli yıl açılışında resmi bir katılım sağlayarak konuşma yaptı. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sonuç itibarıyla gerçekten bizim ihtiyacımız olan az önce söylediğim gibi bir yüzleşmedir. Anayasal anlamda bir açılım yapılıp, eşit yurttaşlık sağlanmalı. Her halktan, her dilden, her inançtan insanımız eşit ve özgür yaşamalıdır. Bugün Alevilere rüşvet bağlamında cemevlerini kültür merkezi haline getirelim ve elektrik – su faturalarını ödeyelim, orada çalışanlara maaş ödeyelim demek Alevileri egemenlikleri altına almak ve Alevileri asimile etmek, inançlarından uzaklaştırmak demektir. Hiçbir Alevi bu teklifi kabul etmemelidir.”

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Taleplerimiz yerine getirilsin; dedelere maaş istemiyoruz, para ile inanç yapılmaz’
    2- ‘Cemevlerinin statüsü tartışılırken dergahımızın elektriğini kesmek samimiyetsizliktir!’
    3- ‘Diyanete ‘hayır’ diyeceğimize ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir!
    4- AABK Eşit Başkanlarından iktidara cevap: Haddinizi bilin, oturun oturduğunuz yere!
    5- Alevilerden statü tepkisi gelmeye devam ediyor: Bu vaatler asimilasyon politikalarında yeni bir aşama
    6- Aleviler sosyal medyadan hükümete tepki gösterdi: Cemevi bizim ibadethanemizdir!
    7- Alevilerden statü tepkisi: AKP, Aleviler için böl, parçala, yönet taktiği uyguluyor
    8- ‘Hükümetle onurlarını pazarlık konusu yapanlar kendilerine ‘Alevi’ demesinler’
    9- AKP hükümeti cemevine ‘ibadethane’ yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verecek iddiası

  • Hatimoğlulları: Kendini ‘sivil polisiz’ diye tanıtan silahlı 2 kişi kapıma dayandı -VİDEO

    Hatimoğlulları: Kendini ‘sivil polisiz’ diye tanıtan silahlı 2 kişi kapıma dayandı -VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, geçtiğimiz Cuma günü kendilerini polis olarak tanıtan silahlı iki sivilin evinin kapısını zorladığını açıkladı. “Kendini sivil polisiz diye tanıtan kişilerce evimin kapısı zorlandı” diyen Hatimoğulları, Savcılığın olaya dair şikayet başvurusunu almak istemediğini, emniyetten ise 5 gündür resmi bir açıklama yapılmadığını ifade etti.

    video eklenecek…

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları kendisine yönelik saldırı girişimine ilişkin HDP Genel Merkezinde basın toplantısı yaptı. Gerçekleştirilen basın toplantısına Eş Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri ve yöneticiler katıldı.

    Hatimoğulları yaşadıklarını anlatırken, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de yaşanan olayın vahametine dikkat çekti.

    “KENDİSİNİ POLİS OLARAK TANITAN İKİ SİLAHLI KİŞİ KAPIMA DAYANDI”

    Hatimoğulları sürekli kamuoyuyla paylaştıkları ihlalleri ve polis kimliğiyle kaçırma girişimlerini bu ülkenin bir vekili olarak kendisinin de yaşadığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Bugüne kadar bu ülkede insan hakları ihlallerini buradan çokça ifade ettik. Türkiye’nin dört bir yanında insan hakları ihlalleri, insan yaşamına kast eden davranışlar, polis kimliği göstererek gençlerin kaçırılması, işkence yapılması ve ajanlaştırma faaliyetleri son zamanlarda sıklıkla yaşadığımız meselelerdi. Bunlardan bir benzerini bu ülkenin bir vekili olarak ben yaşadım. Geçtiğimiz Cuma günü, kendini “sivil polisiz” diye tanıtan iki kişi kapımın zilini zorlayarak ve ısrarla evin içine girmeye çalışarak bir baskı oluşturdular.

    Zil çalınmasıyla birlikte mercekten baktım ve kapıyı açmadım. Onlar bizim içeride olduğumuzu biliyorlardı, takip de vardı. Israrla “biz sivil polisiz” diyerek ve kapıyı zorlayarak zile basmaya devam ettiler. Ben de “milletvekiliyim, evime bu şekilde ne bir polis ne de başkası girebilir” dedim. Kapıyı açmayacağımı, neyle karşılaşacağımı bilmediğimi, emniyete haber vereceğimi söyledim. Israrla polisiz demeye devam ettiler. Bu durum birkaç dakika devam etti. Bu sırada ben partili arkadaşlarıma ulaştım, emniyete haber verdik.”

    “SAVCILAR ŞİKAYET DİLEKÇEMİZİ ALMADI, NÖBETÇİ SAVCI NÖBETÇİ OLDUĞUNU İNKAR ETTİ”

    Kapısının zorlanmasının altındaki kastın resmi kurumlarca açıklanmasını beklediğini ifade eden Hatimoğulları sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Onlar merdivenden inip gittiler, Esat Dörtyol’a doğru yürüyerek uzaklaştılar. Bu, münferit bir olay değildir. Bir milletvekilinin kapısı bu şekilde zorlamalarının, ısrarla vekil olduğumu söylememe rağmen neden geldiklerini açıklamayarak ısrarla kapıyı zorlamalarının altında yatan kasıtları ve resmi kurumlarca yapılacak açıklamaları bekliyoruz.

    Bununla ilgili emniyete, savcılığa gerekli başvuruları yaptık. TBMM Başkanlığına başvuruda bulunduk. Dün karşılaştığımız ilginç bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Avukatım savcılığa gidiyor, suç duyurusunda bulunmak için yaklaşık 7-8 savcı dolaşıyor. Savcılar dilekçeyi almama konusunda direnç gösteriyor. Nöbetçi savcı “ben nöbetçi savcı değilim” diyerek dilekçeyi almamaya çalışıyor. Avukatım savcılık çizelgesini getirip önüne koyduktan sonra dilekçeyi almak zorunda kalıyor.

    Emniyet ile yapılan görüşmelerde eğer resmi bir gelişse bildirilsin dedik. Emniyet “evet, şüpheli bir durum söz konusu” dedi. Hala bize bu şüpheli durumun ne olduğuna dair bilgi vermediler. Deliller karartılmadan kameraların izlenmesini istedik ama yapılmış resmi bir açıklama yok. Olayın üzerinden 5 gün geçiyor, bir milletvekilinin kapısı silahlı iki kişi tarafından zorlanıyor ama şikayetlerimizi hemen yapmamıza rağmen tatmin edici bir açıklama yapılmamış olması büyür bir kaygı uyandırmıştır.”

    “YETKİLİLER GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMELİDİR”

    ‘Bu baskılar bize geri attıramayacak’ diyen Hatimoğulları son olarak; “Hangi amaçla kim nasıl geldiyse, kafasında neyi planlıyorsa, bu kurguda HDP’ye ve HDP’lilere dönük bir baskı kurmayı amaçlıyorsa yanılıyor. Vekil olarak dokunulmazlığımız var ama bu ülkenin milletvekilinin evine böyle hoyratça giriliyorsa ve Ankara’nın en işlek caddesinde bu olay açığa çıkarılamıyorsa bu şaibeleri artırır. Bu kadar sokak kamerasının olduğu yerde bunlar açığa çıkarılmıyorsa bu şüpheleri artırmaktadır. Bu baskılar bize geri attırmayacak. Gözdağı verenler, ülkeyi kaotik ortama sürüklemeye çalışanlar bilsin ki buna izin vermeyeceğiz. HDP bu anlamda bedel ödemiştir. Bu geleneğin temsilcileri olarak da sade bir yurttaş olarak da hiçbir şekilde bu baskıları ve hukuksuzluğu kabul etmediğimizi, hukuksal ve demokratik mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyorum. Bir an önce yetkililer görevlerini yerine getirmeli, tatmin edici açıklamada bulunmalıdır” şeklinde konuştu.

    “BU MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Hatimoğullarının ardından söz alan Ümit Dede ise şunları aktardı;

    Sizler de takip ediyorsunuz; bu münferit bir olay değil. İlk kez milletvekilimizin başına gelen bir olay değil, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kaçırmalar, tehdit, şantajlar ve kaybettirmeler olağan hale getirilmeye çalışılıyor. Sadece bir yılda MYK Üyemiz Serhat Aktemur, Diyarbakır’da gündüz ortasında kaçırılıp ıssız bir alanda darp edilip tehdit edilmiş ve serbest bırakılmıştır. Yine PM Üyemiz Celalettin Yalçın İstanbul’un göbeğinde kaçırılmış ve ıssız bir alana götürülerek feci şekilde darp edilmiş, telefonu ve parası gasp edilmiş, çırılçıplak bir şekilde otoyolu kenarına bırakılmıştır. Sincan İlçe Eşbaşkanımız Fatma Kılıçarslan, gündüz vakti Ankara Ostim’de kaçırılmaya çalışıldı. Duyarlı vatandaşların müdahale etmesine rağmen kendilerinin polis olduğunu iddia eden kişiler Fatma arkadaşımızı zorla kaçırmaya çalıştı, tehdit ettikten sonra serbest bıraktı.

    Tülay vekilimizin yaşadığı bu olay ilk değil ama önemli bir husus var. Bu kaçırma olayını gerçekleştirenler ne kadar pervasız ve korkusuz olduklarını Ankara’da bir milletvekilinin evine silahlı giderek gösterdiler. Bu ülkenin başkentinde milletvekilinin evine gidebiliyorsa, silahlı olarak kapısı zorlanıyorsa bu ülkede hiçbir vatandaşın hukuki ve can güvenliği yoktur. Celalettin Yalçın, kendisini tehdit edenlerin “seni bırakınca açıklama yapacak ve suç duyurusunda bulunacaksın ancak bizi soruşturacak kimse yok, kimse bizi tanımaz, bizi kimse bulamaz” dediklerini söyledi. Biraz önce vekilimiz, avukatının Ankara Adliyesinde yaşadıklarını anlattı. Celalettin arkadaşımızı kaçıranların söylediği demek ki bir gerçeklik ifade ediyor. Bu kişileri soruşturacak kimse yok mu eğer öyle ise ya İçişleri, Adalet Bakanlığı dahil olmak üzere kolluk ve adli teşkilat bunları araştıramayacak kadar bu yapının arkasındaki güçten korkuyorlar ya da bizzat ülkenin İçişleri Bakanı tarafından polisin haberdar olduğu başkaca bir yapılanmaya gidilmiş.

    5 gün önce Ankara’nın göbeğinde yaşanan bu olayda ne milletvekilimize ne de avukatına bir bilgi verilmiş değil. Bir cezasızlık ve soruşturmamazlık durumu söz konusu. Elbette bu yöntemler bizi haklı yolumuzdan vazgeçirmeyecek. Elbette biz kararlılıkla bugün değil yarın da 10 yıl sonra da olsa hukuk mücadelemizi kararlılıkla yürütecek ve bu hukuk dışı yöntemleri uygulayan gaspçıların, katil kılığına bürünmüş olanların tespit edilmesini sağlayacağız. Hak ettikleri cezayı almalarını sağlayacağız. Bugün için de tüm duyarlı toplumsal kesimleri bu konuda sessiz kalmamaya, bu konunun üzerine kararlılıkla gitmeye davet ediyoruz. Bu ülkenin başkentinde TBMM’nin üyesi olan bir arkadaşımızın can ve hukuki güvenliği yoksa bu ülkede hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur. Hukukun üstünlüğünü savunan tüm vatandaşların bu yasa dışı olayı açığa çıkarması gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları polis şiddetini İçişleri Bakanı’na sordu: Hangi yasal işlemler başlatılmıştır?

    Hatimoğulları polis şiddetini İçişleri Bakanı’na sordu: Hangi yasal işlemler başlatılmıştır?

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya son günlerde yaşanan polis şiddetini sordu. Hatimoğulları, polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?” dedi. 

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, geçtiğimiz günlerde üst üste yaşanan polis şiddeti vak’aları hakkında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından cevaplandırması talebiyle Meclis’e soru önergesi verdi.

    “SALGIN DÖNEMİNDE DE POLİS ŞİDDETİ  GÜNDEMDE YERİNİ ALMAYA DEVAM EDİYOR”

    Hatimoğulları, soru önergesine gerekçe olarak şunları belirtti:

    “Çorlu’da evinin önünde oturan Dursun Gültaş isimli yurttaşın, devriye gezen polisçe küfürlü bir şekilde uyarıldığını ardından kendisine tepki verdiği gerekçesi ile tüm ailesi; olay yerine gelen 4 araba polis ekibinin de dahil olması ile darp edildiğini iletti. Çevrede uyarıda bulunan yurttaşların ise tehdit edilerek, çektikleri videolara el konulmak istendiğini ifade etti. Polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?

    Nusaybin’de çocukların polislerce silahla kovalanması ve 8 yaşında bir çocuğun zorla zırhlı araca götürülerek korkutulması, Adana’da Suriyeli 18 yaşındaki Ali El Hemdan’ın uygulama noktasında polis kurşunu ile öldürülmesinin ardından, İstanbul  Kadıköy’de motorlu bir kuryenin polis şiddetine uğradığı görüntüler basına yansımış; kuryenin kendisine vuran polise, “bana vurman doğru mu?” sorusuna polis ise “doğru ben karar veriyorum, kanun da benim” cevabını verebilmiştir.”

    “POLİS ŞİDDETİ OLAĞAN HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Bayram süresince benzer şekilde İstanbul Sultanbeyli, Zeytinburnu, Eyüp; Edirne Keşan, Şırnak Cizre ve Batman’da polis şiddetleri yaşandığına dikkat çeken Hatimoğulları, iktidarın suç işleyen polislere sahip çıkan açıklama ve uygulamaları nedeniyle şiddetin daha da artmasına, cezasızlık pratiği ise polis şiddetinin sistematik olarak devam etmesine neden olduğunu belirtti.

    Salgınla ilgili tedbirler istismar edilerek, sokağa çıkma kısıtlamalarının; polis şiddeti ile olağan hale getirilmeye çalışıldığını vurgulayan Hatimoğulları, “Suç işleyen polislerin, meslektaşları, amirleri, teşkilatları ve siyasi irade tarafından kollanacaklarından emin bir şekilde hareket etmektedir. Ancak basına yansıdığı kadarıyla gündeme gelen vak’alara dair açıklamalar yapan resmi kurumların, ilk elden polis memurunun eylemine meşruluk sağlamaya çalışan yaklaşımda bulunmaktadırlar. Görüntüleri olmayan şiddet vakalarında ise inkar yoluna gidilmekte;  polisin/bekçinin haklı olduğu, orantılı bir güç kullanıldığı yönünde açıklamaların yapılmaktadır” dedi.

    “SON BEŞ YILDA KOLLUK KUVVETLERİNİN NEDEN OLDUĞU HAK İHLALLERİ SAYISI KAÇTIR?”

    Hatimoğulları, soru önergesinde şu soruların yanıtlanmasını istedi:

    -Yaşanan ve kamuoyuna yansıyan polislerin/bekçilerin yurttaşlara karşı uyguladıkları şiddetle ilgili hangi yasal işlemler başlatılmıştır? Soruşturmaların süreçleri nedir, hangi aşamadadır?

    -Çorlu’daki polis şiddetinin ardından Valiliğin yaptığı açıklamada görevlilere işten el çektirildiği ve soruşturmanın başlatıldığı ifade edilmiştir. İşten el çektirilen kaç polistir ve hangileri hakkında işlem başlatılmıştır?

    -Çorlu’da yaşanan olayın ardından, henüz soruşturma sonuçlanmamışken yapılan resmi açıklamaların evinde şiddete uğrayan aile aleyhinde olması peşin hükümlü ve polisleri aklayıcı olunduğunu göstermez mi?

    -İçişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklama, yurttaşlara pervasızca şiddet uygulayan polislerin lehinde ve onları savunma içeriğindeyken; teşkilat içinde buna benzer tutumların çoğalacağını düşünmüyor musunuz?

    -İçişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından olayı araştırmamakla suçlanan yurttaşlar ve basın yerine; görüntüler apaçık ortadayken, olayların objektif bir şekilde soruşturulacak olması temini neden kamuoyuna verilmemektedir?

    -Bayram günü yurttaşların kendilerini güvende hissetmeleri gereken yer olan evlerinin önünde bulunmak suç mudur?

    -Görüntülerde sabit tüm bu polis şiddeti vakalarında 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanuna aykırı olarak şiddet uygulandığı açıktır. Bahsi geçen olaylarda yer alan tüm Emniyet personellerine Kanuna aykırılık nedeni ile işlem başlatılacak mıdır?

    -Tekrarlı bir şekilde sürekli yaşanan polis şiddetinin önüne geçmek üzere çalışmalarınız olacak mıdır?

    -Polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?

    -Son beş yılda kolluk kuvvetlerinin neden olduğu hak ihlalleri sayısı kaçtır? Yıllar bazında darp, işkence, kötü muamele nedenleriyle hakkında şikâyet bulunan kaç kolluk kuvveti mensubu bulunmaktadır.

    PİRHA/ANKARA