PİRHA- 12 Eylül Anneleri’nden Kifayet Keçeci’nin hayatını anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyici ile buluştu.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından hapishane önlerinde, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kapılarında hak arayan annelerin ve insan hakları savunucularının mücadelesini anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyiciyle buluştu.
Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yapılan gösterime barış anneleri, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sora çok sayıda yurttaş katıldı.
Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı belgeselde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin karanlığına karşı mücadele eden isimlerden biri olan Kifayet Keçeci’nin hayat hikayesi üzerinden 12 Eylül Annelerinin/İnsanlarının kararlılığına ışık tutuyor.
İHD Adana Şubesi tarafından organize edilen gösterime Kifayet Keçeci de katılırken, gösterim sonrası yapılan konuşmalarda, annelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.
PİRHA- Ğadir-Hum Bayramı, Ortadoğu’da devam eden savaşlar, Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın gölgesinde Mersin, Adana ve Hatay başta olmak üzere bir çok merkezde kutlanıyor.
Bugün Arap Alevilerin Ğadir Hum Bayramı. Ortadoğu’da devam eden savaşlar, Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın gölgesinde kutlanan bayram günü geceden bir araya gelen Mersin, Adana, Hatay başta olmak üzere bir çok kentten yurttaşlar, imece usulü hazırlıklar yaptı.
Kutlamalardan bir gün önce başlanan hazırlıkların başında, bolluk ve bereketin yanı sıra dik duruşun da sembolü olarak görülen “Hirisi” için kazanlar kuruldu. Toplu kutlamanın olmayacağı bu yıl, yurttaşlar yaşadıkları mahallerde bir araya geldi.
ĞADİR-İ HUM’UN ANLAMI
Ğadir-Hum Arap Aleviler için hafızaların tazelenerek, yapılan haksızlıkların ve zulmün hatırlatılması anlamını taşıyor. Anlatılar ve tarihsel verilere göre Hazreti Muhammet, Hac ve Umre ziyaretini yapmak üzere Hicret’in 10. yılında tüm sahabeleri ile birlikte Mekke’ye hacca gider. Hac dönüşünde Ğadir-Hum denilen bölgeye ulaştıklarında kendisine vahiy gelir. Hazreti Muhammet’e gelen vahiyde “Ey Resul! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez!” ayeti indirildiği kabul edilir. Bunun üzerine, Hazreti Muhammet’in yanındaki sahabeleri toplayarak, Kur-an’dan “Ey iman sahipleri! Bugün sizin için dininizi tamamladım. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Allah’a itaat edin, Resul’e ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahiplerine de itaat edin” ayeti ile sahabelerine hitap eder.
Hazreti Muhammet’in söz konusu ayeti okumasından sonra sahabelerin “Biz kime itaat edeceğiz?” diye sordukları ve Hazreti Muhammet’in de Hz. Ali’nin elini tutup havaya kaldırıp “Ali’nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız. Ben kimin Mevla’sı isem, Ali de onun Mevla’sıdır” dediği ve Hazreti Ali’yi kendisinin halifesi olarak tayin ettiğine inanılır.
BASKI VE ZULÜM POLİTİKALARINA KARŞI DİRENİŞİN SİMGESİ OLDU
Hazreti Muhammet’in ölümünün ardından, Hazreti Ali’nin halifeliğinin gündeme geldiği ancak halifeliğin Hazreti Ebu Bekir tarafından gasp edildiğini savunan bazı sahabeler, halifeliğin Ali’nin hakkı olduğunda ısrarlarını sürdürürler. Hazreti Ali’nin halife olmasının ardından ise İslam âleminde Hazreti Ali’ye dönük haksızlık yapıldığı ve bu haksızlığa karşı direniş gösterilmesi gerektiğine inanan sahabeler için Ğadir-i Hum hem bir bayram hem de egemenlere karşı direnişin başlangıç zamanı olarak kabul edilir. Ğadir-i Hum Arap Aleviler arasında günümüze kadar her yıl kutlanır.
PİRHA- Arap Alevilerin Ğadir Hum Bayramı hazırlıkları başladı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da, Ğadir-Hum Bayramına dair kutlama mesajı yayınlayarak, “Hakkın, hakikatin ve adaletin ışığı bütün insanlığı aydınlatsın; bu kutsal gün barışı, kardeşliği ve ortak yaşam umudunu büyütsün” dedi.
Ortadoğu’da devam eden savaşlar ve Suriye’de Alevilere dönük soykırımın gölgesinde kutlanan bayram, geceden hazırlanan bolluk ve bereketin yanı sıra dik duruşun da sembolü olarak görülen “Hirisi” lokmasıyla başlıyor.
Mersin, Adana, Hatay başta olmak üzere bir çok kentten yurttaşlar, imece usulü Hırisi kazanlarını kurarak, lokmalarını pişiriyorlar.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ğadir-Hum Bayramına dair kutlama mesajı yayınladı. Tülay Hatimoğulları, mesajında şunlara yer verdi:
“Yüzyıllardır inancını, hafızasını ve lokmasını zulme, inkâra ve ayrımcılığa rağmen yaşatan Arap Alevi halkının en kutsal bayramı olan Ğadir Hum Bayramı kutlu olsun. Hakkın, hakikatin ve adaletin ışığı bütün insanlığı aydınlatsın; bu kutsal gün barışı, kardeşliği ve ortak yaşam umudunu büyütsün. Yakılan her baxur, kaynayan her hırisi kazanı ve edilen her dua; halklarımızın eşit, özgür ve bir arada yaşayacağı aydınlık yarınlara yol olsun.”
PİRHA- Adana Alevi Platformu, Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki “kripto kılıç artığı” ifadelerine tepki göstererek, “Kimden gelirse geslin, nefret diline, ayrımcılığa ve halkları birbirne düşman eden anlayışa karşı susmayacağız” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Bu ifadeler tepkilere neden oldu. Adana Alevi Platformu da, Salman-ı Pak Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına Şakirpaşa Cemevi Başkanı Cemal Yağmur okudu.
Cemal Yağmur, Kırıkkanat’ın sözlerinin nefret dili içerdiğini belirterek, “Bu söz tarih boyunca katliamlardan sağ çıkmışlar için kullanılan bir sözdür. Bu sadece bir kişye değil, aynı acıları yaşamış tüm halklara ve inanç topluluklarına yöneltilmiş bir saygısızlıktır. Biz Aleviler bu dili çok yakından biliyoruz. Kimden gelirse geslin, nefret diline, ayrımcılığa ve halkları birbirne düşman eden anlayışa karşı susmayacağız” dedi.
PİRHA- Suriye’de Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve Süryanilere dönük saldırılar ve AKP Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta’nın konuşması Adana’da kınandı.
Adana’da Alevi kurumlarının çağrısıyla bir araya gelen yurttaşlar, AKP Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta’nın Alevilere dönük söylemi ve Suriye’de Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve Süryanilere dönük saldırılar protesto edildi.
Salman-ı Pak Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamayı Adana Alevi Platformu Dönem Sözcüsü Şakirpaşa Cemevi Başkanı Cemal Yağmur okudu.
AKP Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta, Milletin Meclisi’nde yaptığı konuşmada dile getirdiği, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken, 13 yıl boyunca gıkını çıkarmayanlar, şimdi Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz” sözlerine tepki gösteren Yağmur, “AKP Grup Başkan Vekili’nin bu sözleri, HTŞ katillerinin ve IŞİD canilerinin hamisi olduklarının en net göstergesidir. Bu sözler, AKP’nin “Çocuklarının” Suriye’de, Alevilere, Süryanilere, Kürtlere ve Hristiyanlara yönelik soykırımını normalleştiren zihniyetinin ta kendisidir” dedi.
“KULLANILAN BU DİL, KERBELA’DA YEZİD’İN DİLİDİR”
Cemal Yağmur, sözlerini şöyle sürdürdü:
“AKP, Alevilerin katledilmesini meşru görmekle yetinen bir parti olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Çünkü AKP, Alevilerin katledilmesine, ideolojik ve inançsal olarak, taraftır. HTŞ ve IŞİD ise, İbni Teymiyye zihniyetinin günümüzdeki temsilcileridir. Suriye’de, Alevi, Hristiyan ve Kürtleri katleden caniler, bu akıldan beslenmektedir. Alevilerin öldürülmesine “ortalığı ayağa kaldırmak” demek; katilleri ve zalimleri değil, mazlumları ve katledilenleri suçlamaktır. Biz Aleviler, AKP’nin bu zihniyetini çok iyi biliyoruz. Bu nedenledir ki, Aleviler adına ne söylerlerse söylesinler, asıl zihniyetlerini bu tür cümlelerle bir kez daha ortaya koymuşlardır. Zira , AKP için “Alevilerin Katledilmesi ” konu bile edilmemelidir. AKP işbirlikçisi olan ve onun yağlı pilavından medet umanlar şunu iyi bilsinler ki; bu suça sessiz kalarak, kendileri de zalimin ortağı olmuşlardır. Biz Aleviler; 2013 yılından beri, Suriye’de katledilen tüm mazlum halkların ve inançların yanındaydık ve yine olmaya devam edeceğiz. Suriye’deki her bir toplumun, barış içerisinde birlikte yaşayacağı, Demokratik Suriye’nin kurulmasını yine savunacağız.
Buradan içimizdeki hınzır paşalarada seslenmek istiyorum; Alevilerin dergâhları ve cemevleri Alevilere hakaret edenlerin aklanma mekânları değildir. Hüseyin Gazi Dergâhı, Alevilerin kutsal mekânlarından biridir; inancın, tarihsel hafızanın, acının ve direncin taşıyıcısıdır. Siyasal söylemlerin yarattığı meşruiyet krizlerini örtmek, toplumsal tepkileri yumuşatmak ya da vitrin siyaseti yürütmek amacıyla kullanılabilecek bir alan asla değildir. İnancımız, kimliğimiz ve kutsal mekânlarımız üzerinden siyasal meşruiyet devşirilmesine izin vermiyoruz.”
“ALEVİLER, İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR YAŞAMİSTİYOR”
Konuşmasının devamında Alevilerin talebini dile getiren Cemal Yağmur, şunları ifade etti:
“* Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve temel anayasal hakların eksiksiz tanınması
* Suriye’de Alevilere yönelik katliam ve soykırım politikalarının derhal durdurulması
* Halep’te Kürt halkına yönelik saldırıların sona erdirilmesi
* Suriye topraklarında yaşayan tüm azınlık toplulukların ve halkların yaşam haklarının güvence altına alınması
* Türkiye’nin Suriye’de selefi ve cihatçı çeteleri beslemesine, desteklemesine ve lojistik yardım sağlamasına son vermesi
* Suriye’de demokratik, eşitlikçi, çoğulcu ve onurlu bir barışın inşa edilmesi
Bu talepler ne yeni ne de müzakereye açıktır. Aleviler, insan onuruna yaraşır bir yaşam, eşitlik ve adalet istemektedir.
Bu doğrultuda herkesi duyarlı olmaya; bir takım çıkar uğruna Alevilerin kutsal mekânlarını ve inanç değerlerini siyasal hesaplara alet eden bu tür girişimlerin parçası olmamaya davet ediyoruz.”
MÜCADELE VURGUSU!
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Helin kaya, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Çukurova Bölge Sorumlusu Miktat öztürk ve İnsan Hakları Derneği Adana Şube Eş Başkanı Yasemin Dora Şeker, Suriye’de Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve Süryanilere dönük saldırılar ve AKP Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta’nın konuşmasını kınayarak, Suriye’de demokratik bir düzenin kurulması için mücadele vurgusu öne çıktı.
PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar yarın (13 Ocak) Yayladağ Sınır Kapısı’nda olacak. Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıların protesto edileceği eylem, saat 14.00’de başlayacak.
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep kentindeki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarına ilişkintepkiler yükselmeye devam ediyor.
Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik katliamlarla ilgili olarak, Yayladağı Sınır Kapısı’nda 13 Ocak Salı Günü saat 14.00’te kitlesel basın açıklaması gerçekleştirecek.
PİRHA- Hak örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, Meclis’te oluşturulan komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini önemli bir adım olarak değerlendirerek, sürecin somutlaştırılması gerektiğini söyledi. “En kötü barış bile savaştan iyidir” vurgusu öne çıktı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde barış için kurulan komisyonun, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Görüşmenin ardından insan hakları örgütleri ve siyasi parti temsilcileri süreci değerlendirerek, barışın toplumsallaşması ve kalıcı hale gelmesi için somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamalarda, “En kötü barış bile savaştan iyidir” mesajı öne çıkarken, komisyonun attığı bu adımın tarihi bir eşik olduğu ve tüm siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.
“EN KÖTÜ BARIŞ BİLE SAVAŞTAN İYİDİR”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Başkanı Yasemin Dora Şeker, barışın toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak komisyon çalışmalarını desteklediklerini ifade etti. Şeker, barışın sadece siyasal bir başlık değil, çocuklardan kadınlara, işçilerden gençlere tüm toplumu ilgilendiren bir hak olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Her şeyden önce biz İnsan Hakları Derneği olarak her koşulda barıştan yanayız. Çünkü barışın olduğu bir ülkede çocuklar öldürülmez, istismara uğramaz; kadınlar şiddete maruz kalmaz; emekçiler yoksullukla mücadele etmez. En kötü barışın bile savaştan daha iyi olduğu gerçeğinden hareketle komisyon çalışmalarını doğru buluyoruz. Bu çalışmalar ileri aşamaya taşınmalı. Barış ancak herkesin tüm haklarının eşit biçimde tartışıldığı bir masada sağlanabilir. Bu nedenle bazı partilerin sürece katılmamasını doğru bulmuyoruz; barışın toplumsallaşması için herkes sorumluluk almalı.”
“SOMUT ADIMLAR ATILMALI, TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILMALI”
Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, komisyonun bir yıl boyunca toplumdaki kesimleri dinlemesinin önemli olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını belirterek somut adımların artık zorunlu hale geldiğini söyledi. İmrek, özellikle siyasi tutsaklar konusunda acil adım beklentisini dile getirerek,
“Türkiye’de çözülmemiş olan Kürt sorunu on yıllardır binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açtı. Biz Emek Partisi olarak eşit haklar temelinde barışçıl çözümden yanayız. Komisyonun oluşturulması önemli, ancak bir yıldır sadece dinleme yapıldı; somut bir adım atılmadı. Barış istediği için binlerce insan cezaevlerinde. Siyasi af çıkarılmalı; Demirtaş ve Gezi tutsakları için aslında yasal düzenlemeye bile gerek yok, AYM ve uluslararası kararlar ortada. Ayrıca kayyum uygulamalarına son verilmeli, halkın iradesi iade edilmelidir. Öcalan’la görüşülmesi önemli bir adımdır; ancak AKP artık oyalamayı bırakmalı, hızlı adımlar atmalıdır” diye konuştu.
“ÖCALAN’LA GÖRÜŞME TOPLUMSAL BARIŞIN KAPISINI ARALAYABİLİR”
DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Seyfettin Aydemir, barış sürecinin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı barış ve demokrasi perspektifiyle yeniden canlandığını belirterek, komisyonun İmralı’yla görüşmesini olumlu karşıladıklarını söyledi. Aydemir, “Bu savaşın son olmadığını herkes gördü. Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokrasi Toplum Süreci çok anlamlıydı ve biz bu sürecin arkasında durduk. Şu anda da demokratik toplum inşa süreci yürütülüyor. Meclis’te kurulan komisyonun çalışmasını değerli buluyoruz. İmralı ziyaretini selamlıyoruz; umarız Öcalan’la görüşmeden sonra devlet tarafında da adımlar atılır. Bu ülke savaştan çok yoruldu. Artık acıların tekrarlanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır” ifadelerini kullandı.
“İMRALI BİRİNCİ DERECEDE MUHATAPTIR”
EMEP Adana İl Başkanı Suat Nacar ise barış sürecinin karşılıklı ilerlemesi gerektiğini, tek taraflı adımların sonuç yaratmayacağını vurguladı. Nacar, komisyonun İmralı’ya gitmesinin oldukça önemli olduğunu ifade ederek, “Hükümetin belirsiz tutumu geçmişte büyük acıların yaşanmasına yol açtı. Bugün süreç olumlu ilerliyor gibi görünse de karşılıklı adımlar gerekiyor. Silahların sustuğu ama beklentilere cevap verilmeyen bir süreç yaşanıyor. Kürtleri memnun edecek bir adım henüz atılmış değil. İmralı birinci derecede muhataptır; komisyonun oraya gitmesi gerektiğini hep söyledik ve bu yönde oy kullandık. Halkın beklentisine cevap vermeyen siyasi yapılar süreci tıkıyor. Görüşmeler gecikmemeli, barış süreci bir an önce başlamalı” dedi.
PİRHA- Mersin ve Adana’da Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı. Adana’da konuşan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, devletin yıllardır sürdürdüğü tekçi anlayışın Dêrsim’de yaşananların temel nedeni olduğunu söylerken, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit de, Dersim’in sadece tarihsel bir acı değil, yüzleşilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu vurguladı.
Mersin ve Adana’da DAD öncülüğünde Seyit Rıza ve yol arkadaşları idam edilişlerinin 88’inci yılında anıldı. Mersin’de düzenlenen açıklamaya Demokratik Kurumlar Platformu bileşenleri de katıldı. “Dersim 37-38’i unutma. Kefensiz yatanlarımızı anıyoruz” pankartının açıldığı açıklamada, basın metnini DAD Mersin Şube Eşbaşkanı Hüseyin Aral okudu.
Aral, bugün bir halkın, bir coğrafyanın, bir tarih, bir kültürün ve bir ikrarın adı olan Dersim’in kapanmayan ve sağalmayan yaralarından birinin, Seyit Rıza ve altı Dersim ileri geleninin idamlarının 88. Yıldönümü nedeniyle bir kez daha alanlarda olduklarını belirterek, “Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir” dedi.
Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Dersim’in sadece tarihsel bir acı değil, yüzleşilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu vurgulayarak, “88 yıl önce hem kimliğimize hem inancımıza dönük bir katliam gerçekleştirildi. Eğer bugün barış sürecinden bahsediyorsak, devlet aklının yaptığı katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor. Bu yüzleşme olmadan onurlu bir barıştan söz edemeyiz. Seyid Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır. Yolları yolumuzdur, mücadeleleri mücadelemizdir” diye konuştu.
Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Mehmet Kaçmaz ise Dersim katliamının bıraktığı izlerin halkın hafızasında diri olduğunu belirterek, Seyid Rıza’nın idam sehpasında dile getirdiği sözlerin bugün de yol gösterici olduğuna dikkat çekti. “Seksen sekiz yıl önce toprağa düşen palamut ağacı büyüdü” diyen Kaçmaz, Seyit Rıza’nın tüm baskılara rağmen tarihe bıraktığı sözlerin milyonlarca insanın direniş iradesine dönüştüğünü ifade ederek, “Torunlarınız sizi utandırmayacak, gözünüz arkada kalmasın” diye belirtti.
ADANA
DAD Adana Şubesi de İnönü Parkı’nda açıklama yaptı. Kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katıldığı açıklamada basın metnini DAD Adana Şubesi Eşbaşkanı Aslı Çetinkaya okudu.
Aslı Çetinkaya, 1937-38 Dersim Katliamı’nın hâlâ yüzleşilmemiş ağır bir tarihsel suç olduğunu belirterek mezar yerlerinin açıklanması, arşivlerin açılması, sürgün ve kayıpların akıbetinin duyurulması çağrısında bulundu. Dersim isminin iade edilmesini isteyen Aslı Çetinkaya, “Demokratik cumhuriyet ve rızaya dayalı ortak yaşamla yaralar sarılır” dedi.
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, devletin yıllardır sürdürdüğü tekçi anlayışın Dêrsim’de yaşananların temel nedeni olduğunu söyledi. Kete, yaptığı konuşmada Dersim’in resmi tarih anlatılarında “isyan” olarak gösterilmesini reddetti. Kete, Türkiye’de gerçek bir yüzleşmenin ancak demokratik cumhuriyet ve eşit yurttaşlık temelinde gerçekleşebileceğini vurguladı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemine dikkat çeken Kete, tüm halklara şu çağrıyı yineledi: “Bu süreç her etnisite ve inançtan halklarımızı sağaltacak, ortak vatanda rıza temelli bir geleceği mümkün kılacaktır.”
PİRHA- AHAD DER Başkanı Hamit Karaoğullarından ile Akdeniz Eğitim Kültür Vakfı Başkanı Kenan İskender, Alevilere yönelik saldırılar ve Adana-Mersin-Hatay ekseninde kurulması hedeflenen Alevi çatı örgütlenmesi üzerine ortak değerlendirmelerde bulundu. Hamit Karaoğullarından, çatı örgütün kurumsallaşmasının önemini vurgularken; Kenan İskender ise demografik tasfiye tehlikesine dikkat çekip kültürel koruma ve toplumsal dayanışmanın gerekliliğini öne çıkardı.
Suriye’de Alevilere dönük kaçırma, yerinden etme gibi saldırılar devam ederken, Çukurova’da yaşayan Arap Aleviler arasında ‘birlik’ tartışması büyüdü.
Adana’da bir araya gelen kanaat önderi, sivil toplum temsilcileri, Arap Aleviler arasında örgütlenmeyi güçlendirmek amacıyla beş kişilik bir çağrı heyeti oluşturuldu. Adana, Mersin ve Hatay’da kurum temsilcileri öncülüğünde kurulan heyet, Arap Alevi dernekleriyle görüşerek ortak bir birlik yapısının temel ilkelerini belirleme görevini üstlendi.
Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği (AHAD DER) Başkanı Hamit Karaoğullarından ve Akdeniz Eğitim Kültür Vakfı Başkanı Kenan İskender, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılara, demografik tasfiye tehlikesine ve Türkiye’de Adana–Mersin–Hatay ekseninde kurulması planlanan Alevi çatı örgütlenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karaoğullarından, laik ve kurumsal bir örgütlenmenin önemini vurgularken; İskender, kültürel hafızanın ve ortak kimliğin korunmasının gerekliliğini dile getirdi.
“SURİYE’DE ALEVİLER HALA ZOR DURUMDA”
Hamit Karaoğullarından, Suriye’de özellikle cihatçı yapıların askeri açıdan güçlendiğini vurgulayarak, Alevilerin hala tehlike altında olduğuna işaret etti. Saldırıların hala kapalı bir şekilde yürütüldüğünü dile getiren Karaoğullarından, “Topraklara el konma özellikle Humus kırsalı ve merkezinde, Suriye’nin kuzeyinde, Lazkiye’nin kuzeyinde yoğunlaştı. Lazkiye bölgesinde yaşayan Alevilerin, kuzey kırsalındaki halkın arazilerine el koyuyor, halk zor durumda. Bu saldırılar kapalı şekilde yürütülüyor. Direnen çok sayıda kişi cezaevlerine konuyor. Bu durum Suriye’nin mevcut yönetimiyle geleceğinin çok karanlık olduğunu gösteriyor” dedi.
“DEMOGRAFİK TASFİYE PLANLI BİR PROJE”
Alevilere yönelik saldırıların sadece mezhepsel değil, aynı zamanda siyasi bir temizlik planının parçası olduğuna dikkat çeken Kenan İskender ise, “Suriye meselesi sadece Alevilerle ilgili değil; Arap nüfusunun oradan temizlenmesi ve demografik yapının değiştirilmesi yönünde bir proje olduğu ve bunun planlı bir biçimde uygulanmak istendiği açık. Lazkiye, Tartus ve diğer sahil kentlerindeki Alevi nüfusunun hedef alındığı anlaşılıyor. Bize göre emperyalist ve siyonist yapılanmalar, Alevilerin inançlarını, ahlaki yapılarını ve kültürlerini bildikleri için bölgeden Alevilerin temizlenmesi gerektiğine inanıyorlar. Çünkü Aleviler ne parayla ne dine dayandırılarak kolayca kandırılamaz; onları ancak hakla, hukukla ve doğrulukla ikna etmek mümkün olur” ifadelerini kullandı.
“HEDEF KURUMSAL BİR ÇATI OLUŞTURMAK”
Suriye’de Alevilere dönük katliamlar ve saldırıların ardından güçlü bir örgütlenmenin şart olduğunu ifade eden Hamit Karaoğullarından; Adana, Mersin ve Hatay merkezli bir çatı örgütlenmenin hedeflendiğini belirtti. Bu kurumsal örgütlenmede inanç önderlerinin başta olmaması gerektiğini belirten Karaoğullarından, “Amacımız Adana, Mersin ve Hatay’da ciddi bir çatı örgütü oluşturmak. Bu çatı örgüt kurumsal anlamda işlevsel hale gelecek; sonrasında diğer Alevilerle yol almaya dönüşecek. Geçmiş yıllarda örgütlenme çalışmaları oldu ama Arap Alevileri konusunda inanç ve kültür açısından bazı ayrışmalar yaşandı. Bu durum toplumu inanç üzerinden bir araya getirecek çalışmaların kurumsallaşmasını engelledi” diye konuştu.
Karaoğullarından, inanç önderleri ve siyasilerin doğrudan yönetimde olmaması gerektiğini savunarak, “Laikliği bu sisteme getirme hedefimiz var. İnanç ve kültür birbirinden bağımsız, ayrı yapılar şeklinde örgütlenecek; inanç kendi örgütlenmesini sağlam biçimde yapacak. Kültürel çalışmalarda bizim öncülüğümüzde, tüm katılımcı kurumların söz sahibi olacağı bir meclis oluşturulacak. Alevilik hem felsefi hem de evrensel bir kavramdır; bu nedenle inanca mensup tüm canları, Alevi çatısı altında veya dışında, örgütlemeyi hedefliyoruz. Yolumuzu birleştireceğiz, diğer halklarla kol kola umut dolu günlere birlikte yürüyeceğiz” dedi.
“KÜLTÜR, DİL VE HAFIZA CANLANDIRILMALI”
Avukat Kenan İskender ise örgütlenmenin kültürel boyutuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:
“Toplumun kültürlerinin yaşatılması, unutulmaya yüz tutmuş bazı geleneklerin yeniden canlandırılması, dilimizin yaşatılması gibi çalışmalar ön planda olacak. Toplumu toplum yapan şiirler, tekerlemeler ve ölüm-yaşam ritüelleri gibi kültürel unsurlar ön plana çıkarılacak. STK olarak gerçek manada gönüllü insanların yer aldığı bir örgütlenme sürecinde, bu çalışmalara karşı ciddi bir muhalefet beklemiyoruz. Eğer şehir, dil veya kültür bize aitse bunların korunması gerektiğine inanıyoruz. İnsanların barışa ve ortak yaşama ikna edilmesi için farklı yöntemler olabilir. Kurumsal örgütlenme sağlandığı sürece daha iyi günler göreceğimize ve öldürülmelerin azalacağına inanıyoruz.”
PİRHA- DAD Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan, Türkiye’de kalıcı bir barışın sağlanmasında Alevilerin tarihsel bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Aleviler yüzyıllardır kimliklerinden dolayı bedel ödedi, bu yüzden en çok bizim barışa ihtiyacımız var” dedi. Aslan, halkların ortak yaşamı ve demokratikleşme için cesur adımlar atılması çağrısında bulundu.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin yüzlerce yıldır bir arada yaşayan halklarının inkâr politikaları nedeniyle derin yaralar aldığını söyledi.
Aslan, “Bu coğrafya sadece Kürtlerden ve Türklerden oluşmuyor, birçok kadim halk ve inanç bu topraklarda yaşıyor. Eğer barış olmazsa, hiçbir şey olmaz. Halkların, emekçilerin, köylülerin, esnafın kendini özgürce ifade edebilmesi ancak demokratik bir barışla mümkündür” dedi.
“ALEVİLER SÜREÇTE ROL ÜSTLENMELİ”
Yaşar Aslan, Türkiye’de kalıcı ve onurlu bir barışın sağlanmasında Alevilerin tarihsel bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Aslan, yüzyıllardır kimlikleri inkar edilmiş, inançları baskı altına alınmış bir topluluk olarak Alevilerin barışın toplumsal zeminini güçlendirebilecek en önemli dinamiklerden biri olduğunu belirtti.
“Selçuklu’dan Osmanlı’ya, İttihat ve Terakki’den bugüne kadar Aleviler kıyımlardan, kimlik erozyonundan geçti. Bu yüzden en çok bizim barışa ihtiyacımız var. Bu ülkenin bütün halkları için barış kaçınılmazdır. Herkesin birbirini anlamaya, konuşmaya ve paylaşmaya ihtiyacı var” diyen Aslan, Alevi toplumunun bu süreçte hem vicdani hem tarihsel bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini söyledi.
“CESUR ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”
Yaşar Aslan, mevcut siyasi atmosferde barışın yalnızca “bazı maddelerin değiştirilmesiyle” sağlanamayacağını, onurlu ve kalıcı bir barış için cesur adımlar atılması gerektiğini belirtti. Aslan, hükümetin barış için somut adımlar atması gerektiğini de vurgulayarak, “Hükümetin ilk yapması gereken şey, bir diyalog komisyonu kurmak ve Sayın Öcalan’la doğrudan görüşmelere başlamaktır” şeklinde konuştu.
“ORTAK YAŞAM İÇİN BARIŞI SAVUNMALIYIZ”
Alevilerin, Kürtlerin, Türklerin ve tüm halkların ortak yaşamı savunması gerektiğini belirten Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkeye barış gelecek. Çünkü başka yolu yok. Barış, herkesin faydasına olacak; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, bütün halkların… Bu gemi batarsa hepimiz batarız. Ama barış gelirse herkes kazanır.”
PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, Suluca 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ın kitaplarının mahpuslara verilmediğini, Kürtçe kitapların ise fiilen yasaklandığını açıkladı. Bozan, “Türkiye, hukuk devletidir deme bakanlığı bu hukuksuzluklara daha ne kadar sessiz kalacak?” diye sordu.
Adana’daki Suluca 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “DAD” ve “Araf’ta Düet” adlı kitapları “sakıncalı” bulunarak mahpuslara verilmedi. Cezaevi yönetimi, kitapların yasaklı olmadığı halde, “Yazar halen örgüt üyeliği suçlamasıyla cezaevindedir, bu nedenle kitaplar cezaevi güvenliğini riske atar” şeklinde gerekçeyle dağıtımı engelledi.
Söz konusu yasağa tepki gösteren DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Demirtaş’ın eserlerine yönelik bu tutumun sansür olduğunu vurguladı. Bozan, Kürt yazar Mehmet Uzun’un “Siya Evînê” adlı Kürtçe romanının da benzer şekilde engellendiğini belirtti.
Uzun’un kitabının herhangi bir toplatma ya da yasak kararı bulunmamasına rağmen 8 ay boyunca mahpuslara verilmediğini hatırlatan Bozan, “Kurul, gerekçe olarak ‘Kürtçe bilen personel yok’ diyor. Cezaevinde Kürtçe sözde serbest ama fiilen yasak. Türkiye, hukuk devletidir deme bakanlığı, bu hukuksuzlukları ne zaman sonlandıracak?” diye sordu.
PİRHA- Çukurova TUAY-DER’in cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin Aksaray Cezaevi önünde yaptığı açıklamada, barışın yolunun açılması için hapishanedeki koşulların düzeltilmesi gerekliliğine vurgu yapıldı.
Video eklenecek…
Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUAY-DER) Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevi önünde cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dönük basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamaya, MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD FED), Akdeniz Adana Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (AATUHAY-DER), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana ve Mersin şubeleri, TJA ( Tevgera Jinên Azad/Özgür Kadın Hareketi), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adana ve Mersin il örgütü yöneticileri, Mersin Barış Anneleri Meclisi, Adana Barış Anneleri Meclisi, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“Keyfi uygulamalara son, hasta tutsaklara özgürlük” pankartının açıldığı açıklamada sık sık “Direne direne kazanacağız” ve “Berxwedan jiyane, direnmek yaşamaktır” sloganları atıldı.
“İHLALLER HAPİSHANE POLİTİKASI HALİNE GELDİ”
Basın metnini okuyan Çukurova TUAY-DER Eş Başkanı Mahsum Geçer, Türkiye’deki hapishanelerde bulunan siyasi tutukluların her gün sayısız hak ihlaline maruz kaldığını belirtti. İşkence ve kötü muamele, keyfi disiplin cezaları, mahpusların ailelerinden uzak cezaevlerine sürgün edilmesi, tahliye edilmesi gereken tutukluların soyut gerekçelerle tahliyelerinin ertelenmesi, tutukluların ağır tecrit koşullarında tutulması, iletişim ve sosyal hakların engellenmesi, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve ağır hasta mahpusların tedavisiz bırakılarak ölüme terk edilmesi gibi ihlallerin hapishane politikaları haline geldiğini dile getirdi.
“TEMEL HAKLAR GASP EDİLİYOR”
Aksaray T Tipi, Tarsus 3 No’lu T Tipi, Osmaniye 1 No’lu T Tipi ve Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanelerinde soyut ve delillere dayanmayan gerekçelerle tutukluların tahliyelerinin engellendiğine dikkat çeken Geçer, “Mahpuslar koşullu salıverilme hakkından yararlanılmamaktadır. Hapishanelerdeki uygulamalar koşullu salıverilme konusunda yürürlüğe giren yeni uygulamanın ne kadar keyfiyet taşıdığını göstermektedir. Bağımsız koğuş, pişmanlık gibi dayatmalar, mahpusun su/elektrik tasarrufu yapmadığı, daha önce disiplin cezası aldığı, hapishane kütüphanesinden yeterli sayıda kitap okumadığı, göndermek istediği mektuplar hakkında sakıncalı mektup kararı verildiği, infaz koruma memurlarına daha fazla kolaylık sağlamadığı, personelle mesafeli olduğu gibi gerekçeler idare ve gözlem kurulu kararlarında çok sık karşılaşılan gerekçelerdendir. Kuralsız keyfi şekilde uygulanan infaz politikaları, devletin cezalandırma gücünü sınırsız bir şekilde kullanmasına olanak tanımakta, bu da temel hak ve özgürlüklerin açıkça gasp etmektedir” diye konuştu.
Geçer, tahliyesi uzatılan tutuklulara dair bilgileri aktardı:
“Aksaray T Tipi Kapalı Hapishanesinde; 30 yıldır cezaevinde tutulan tutsaklardan Tamer Tanrıkulu’nun tahliyesi 2 yıl, Hasip Avşar’ın tahliyesi 6 ay, Abdullah Çelik’in tahliyesi 3 ay uzatılmıştır. Yine tutsaklardan Sinan Yaşar’ın tahliyesi 2 yıl, Ahmet Göksu’nun tahliyesi 3 ay ve Mervan Sungur’un tahliyesi 3 ay ertelenmiştir.
Ereğli Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde; 30 yıldır cezaevinde tutulan tutsaklardan Hacı Sincer’in tahliyesi 1 yıl 3 ay ve Mehmet Ali Taşlı’nın 1 yıl uzatılmıştır. Yine tutsaklardan Mehmet Zahit Bayar’ın tahliyesi 2 yıl, Mehmet Mencik’in tahliyesi 1 yıl 6 ay, Sinan Çelik’in tahliyesi 6 ay ertelenmiştir.
Yine Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan Mehmet İsa Aydoğan’ın tahliyesi 2 yıl, Tarsus 3 Nol’u T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan Recep Çağlı’nın tahliyesi 3 ay ertelenmiştir. Hapishanelerdeki ihlalleri derinleştiren İdare ve Gözlem Kurulları derhal kapatılmalıdır.”
“KEYFİ UYGULAMALARA SON VERİLSİN”
Türkiye’de barışçıl çözüm yollarının önünü açmak için hapishaneler olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına saygılı bir reform sürecinin başlatılması gerektiğinin altını çizen Mahsum Geçer, “Hapishanelerde uygulanan ayrımcı ve keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir. Devlet, Anayasa ve kanunlarda kendisine yüklenen yükümlülüklerini ve sorumluluklarını yerine getirmeli, Sosyal izolasyona, insansızlaştırmaya, yalnızlaştırmaya yönelik tasarlanan Y Tipi, S Tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishaneler kapatılmalı, mahpusların sağlığa erişim hakkı güvence altına alınmalı; kelepçeli muayene, ağız içi arama, jandarma gözetiminde sağlık hizmeti gibi uygulamalara son verilmeli ve idare ve gözlem kurulları kapatılmalı, bağımsız yargının yetkisini gasp eden karar mekanizmaları son bulmalıdır. “Pişmanlık” dayatması kaldırılmalı; hukuka, insan haklarına ve insan onuruna saygılı bir infaz rejimi tesis edilmelidir. Mahpuslara yönelik keyfi uygulamalara derhal son vermelidir” dedi.
Açıklamada konuşan DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da tüm cezaevlerinde tutsakların suya erişim, hijyen, sağlık hakkı, kitap okuma özgürlüğü ve tahliye haklarının gasp edildiğini söyleyerek, “Adalet Bakanlığı haksızlıkları ve hukuksuzlukları adeta cezaevleri arasında paylaştırmış. Kimi cezaevlerinde ağız içi arama, kimilerinde çıplak arama, kimilerinde sık sık oda baskınları dayatılıyor. 1 Ekim’de Meclis açıldığında yapılacak ilk iş İdare ve Gözlem Kurullarının kapatılması ve demokratik toplum ile barışın inşasına uygun adımların atılmasıdır” dedi.
Mersin Barış Anneleri Meclisi Sözcüsü Emine Eren ise barışın tek taraflı adımlarla sağlanamayacağını belirterek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uzattığı barış elinin tutulması çağrısında bulundu.
PİRHA- Adana’daki halk buluşmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Komisyon zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir” dedi. Hatimoğulları, ayrıca barışın kalıcılaştırılmasının önemine vurgu yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Adana’da halk buluşması gerçekleştirdi.
DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları’nın katıldığı buluşma, Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Saygı duruşundan sonra “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları”nı konu alan sinevizyon gösterimi yapıldı.
“TARİHİ TANIKLIĞI YAŞAMIŞ OLMAKTAN BÜYÜK BİR ONUR DUYUYORUM”
“Bugün burada, bu salonda oturan siz değerli halklarımız, bu mücadelede en çok bedel ödeyen kesimler oldunuz”diyen Tülay Hatimoğullları, şunları belirtti:
“Başta Barış Anneleri olmak üzere çocukları katledilen, acı çeken, hapishanelerde olan sizler; köyleri yakıldığı için Çukurova’ya göç etmek zorunda kalan siz değerli Kürt aileleri. Gerçekten tarih boyunca çok bedeller ödediniz. Barış Anneleri’ne buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çünkü onlar verdikleri ağır bedellere rağmen ‘barış’ demekten asla vazgeçmediler. Bugün barışı konuşabiliyorsak, bugün İmralı’dan bu çağrı gerçekleştiyse bilmeliyiz ki bunda analarımızın beyaz tülbentleriyle yıllardır sürdürdükleri mücadelenin çok büyük bir önemi vardır.
1 Ekim’den bu yana Türkiye’de yeni bir süreç var. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, bu süreç açısından büyük bir öneme sahiptir. İmralı Heyeti’nde ben de vardım. Saatlerce süren görüşmemizde Sayın Öcalan, bu çağrıyı neden yaptığını, bu çağrının tarihi önemini, toplumun tamamıyla paylaşılmasının ve sabitlenmesinin ne kadar önemli olduğunu özellikle vurguladı. Bizler bunu bizzat dinledik, tanığı olduk. Bu önemli tarihi tanıklığı yaşamış olmaktan büyük bir onur duyuyorum. PKK kongresini gerçekleştirdi ve bir karar aldı. Burada bir şeyleri bitirmek değil, tam tersine demokratik mücadelenin yasal ve hukuki zeminde haklarımızın kabul edilmesi için vereceğimiz mücadelenin çok önemli olduğunu söylediler. Bugüne kadar ‘Kürt halkı yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur, sadece Türk vardır’ diyenler, gelinen noktada Türkiye’de verilen demokratik mücadeleyle çok önemli bir seviyeye gelindiğini kabul etmek zorunda kaldılar.”
“TEMEL DERDİMİZ BARIŞI KALICILAŞTIRMAKTIR”
Abdullah Öcalan’ın özellikle barışı kalıcılaştırmayı vurguladığını belirten Hatimoğulları,“’Sayın Öcalan, ‘Şimdi sıra, siyasi ve hukuki zeminde Kürt sorununun çözülmesindedir’ dedi. Demokratik olmayan bir Türkiye’de, Kürt de, Arap da, Ermeni de, Laz da, Çerkes de hiçbir halk hakkını alamaz. Hiçbir barış kalıcı olamaz. Geçici barış süreçleri olabilir ama bizim bu süreçteki temel derdimiz, Sayın Öcalan’ın özellikle vurguladığı gibi barışı kalıcılaştırmaktır. Bunun için de Türkiye’nin topyekûn bir demokratikleşme sürecine girmesi şarttır. Yine çok defa kendisinin ifade ettiği gibi bu çağrı, aynı zamanda Türkiye’nin emekçilerine, yoksullarına, işçilerine, emeklilerine yöneliktir. Biliyorsunuz, şu anda toplu sözleşme görüşmeleri var. Hangi kesimden olursa olsun tüm emekçiler tek yürek oldu; eylemlerde, alanlarda birlikte yürüdü ve biz buradan, Adana’nın Çukurova’nın sarı sıcağından, toplu iş sözleşmesi sürecinde alanları ve meydanları dolduran, grevleriyle Türkiye’de en önemli adımları atan kamu emekçilerine selamlarımızı iletiyoruz”dedi.
“BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI’NIN EN ÖNEMLİ ÖZNESİ KADINLARDIR”
“‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın en önemli öznesi kadınlardır” diye vurgulayan Tülay Hatimoğulları şunları kaydetti:
“Sayın Öcalan görüşmedeki her konuşmasında kadın özgürlüğüne vurgu yaptı. Savaş ve çatışmaların en ağır bedelini kadınlar ödüyor. Adana’dan baktığımızda çok iyi görüyoruz. Ne yazık ki kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri burasıdır. Kadınların en ağır bedelleri ödediği kentlerden biri yine burası. Diyoruz ki; barışın ve demokratikleşmenin öncüsü kadınlar olacak. ‘Jin, jiyan, azadî’ diyerek mücadele etmeye devam edeceğiz. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı daha önce köylerdeki konuşmalarımızda, halk toplantılarında, demokrasi güçleriyle, emek-meslek örgütleriyle, kadın hareketiyle, insan hakları savunucularıyla, doğa savunucularıyla, her kesimle yaptığımız görüşmelerde çokça ifade ettik. Bütün siyasal ve toplumsal alanlarda, bütün dinamiklere, bütün çevrelere düşen en temel görev; hep birlikte barışı kendi kulvarlarımızdan, kendi cümlelerimizle, kendi özgünlüğümüzle yükseltmektir. Bizlere düşen en önemli görev, bu seslerin birleşerek güçlü bir biçimde toplumsal bir örgütlülüğe evrilmesi, kalıcı çözümler üretecek bir güce dönüşmesidir. İşte bu nedenle bu döneme ‘örgütlenme, dönüştürme ve yepyeni bir inşa süreci’ diyoruz.
CHP’YE YÖNELİK OPERASYONLARA TEPKİ
Bugün Türkiye’nin önceki dönemlerde de acısını çokça yaşadığımız baskıcı zihniyetini görüyoruz. Yerel yönetimlere operasyonlar yapılması, seçilmişlere el çektirilmesi, milletvekillerinin gözaltına alınması, tutuklanması, dokunulmazlıklarının kaldırılması. Bizler bunun acısını yüreğimizin derinliklerinde hisseden bir partiyiz. Ama bütün bu baskılara karşı yılmadık, boyun eğmedik, mücadele ettik; dimdik ayakta kalarak bugüne geldik. Şimdi benzer operasyonlar, ana muhalefet partisinin belediyelerine yönelmiş durumda. Burada, Adana’da bulunduğumuz kentte, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeydan Karalar dahil olmak üzere iki ilçe belediye başkanı şu anda tutuklu. Türkiye genelinde de çok sayıda belediye başkanı tutuklu. Bizler bu konudaki tutumumuzu her yerde apaçık ifade ettik. Diyarbakır’da demokrasiye sahip çıkıyorsak, İstanbul’da da baskıya karşı çıkmak görevimizdir. Bu operasyonların bir an önce durdurulması, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından çok önemlidir. Çünkü bu operasyonlar süreci sabote etmektedir. Türkiye nüfusunun yarısının temsil edildiği muhalefetin bu sürece adapte olmasının önünde engel teşkil etmektedir.
“BARIŞ HERKES TARAFINDAN KABUL EDİLMELİDİR”
‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ partiler üstü bir meseledir. Bizim en temel yaklaşımımız şudur; barış toplumsallaşmalı, barış herkes tarafından kabul edilmelidir. Bu süreç A partisi, B partisi ya da C partisi meselesi değildir. Siyasi partileri aşan bir süreçtir. Türkiye’nin yüz yıllık sorununu çözmeye talip olduğumuz bir süreçtir. O yüzden iktidara, devlete, muhalefete ve bütün kesimlere çağrımızdır; Mecliste bir komisyon oluşturulsun. Hangi partinin mensubu olduğuna bakılmaksızın bütün belediyeler incelensin. Eğer gerçekten bir yolsuzluk varsa açığa çıkarılsın. Ama bu bütün belediyeler için yapılmalıdır. Muhalefet belediyelerini hedef almak Türkiye demokrasisine, barış ve demokratik toplum sürecine zarar vermektedir. Bundan derhal vazgeçilmelidir. Örneğin, AİHM kararlarının uygulanması; Sevgili Can Atalay’ın serbest bırakılması, Osman Kavala’nın, Figen Yüksekdağ’ın, sevgili Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması sağlanmalıdır. Bilinmelidir ki bu adımlar sürecin ruhuna, sürecin tarihsel önemine hizmet edecek adımlardır.
“KOMİSYON ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİ”
Devletin bu sürece adım atmasının en temel nedenlerinden biri; bölgedeki gelişmeler olduğunu hepimiz görüyoruz. Hele ki Birleşmiş Milletler Gazze için kıtlık ilan etmişken, İsrail Gazze’yi bütünüyle ele geçirmek üzere çok ciddi bir askeri hazırlık içindeyken, Türkiye’nin kendi iç barışını kurması, demokrasisini inşa etmesi ve tahkim etmesi hem içeride hem bölgede kritik öneme sahiptir. Bu komisyon, dünya, bölge ve iç siyaseti birlikte değerlendirerek sorumluluğunun farkında olmalı, somut adımları zamana yaymadan atmalıdır. Hiç kimse bu süreci oyalama zemini haline getirmemelidir. Toplumun bu komisyondan beklentileri büyüktür ve bu beklentilerin karşılanması acildir. Halk toplantılarında yurttaşlarımızın bize yönelttiği sorular hep aynıdır: ‘Barış gerçekten sağlanacak mı? İktidar bu konuda samimi mi? Somut adımlar atılacak mı? Barış kalıcı olacak mı? Kürtler ve bu ülkede yaşayan bütün halklar ile inançlar, kendilerini demokratik bir ülkede eşit yurttaş olarak hissedebilecek mi?’ Bunlar sadece bizim değil, halkın en temel sorularıdır. Bu sorulara güçlü, net yanıtlar vermek siyaset kurumunun ve devletin bütün mekanizmalarının sorumluluğudur. Bir aydır Sayın Abdullah Öcalan’la hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Oysa toplumun beklentisi, sistematik görüşmelerin yapılması, Sayın Öcalan’ın özgürce çalışabileceği ve düşüncelerini paylaşabileceği koşulların oluşturulmasıydı. Bu hala gerçekleşmedi. Sayın Öcalan’ın özgür çalışabileceği, özgürce ifade edebileceği koşullar acilen sağlanmalıdır. Aydınların, yazarların, gazetecilerin, sanatçıların, hukukçuların ve siyasetçilerin ortak talebi budur. Oluşturulan komisyon, zaman kaybetmeden Sayın Abdullah Öcalan’la acilen görüşmelidir. Kendisi, görüşmelerin başladığı ilk andan itibaren parlamentoda böyle bir komisyonun kurulmasının önemini vurgulamıştır.
“CESUR OLALIM”
Çözüm süreçlerinin başarıya ulaşmasında baş müzakereciyle yürütülen şeffaf ve doğrudan görüşmeler kritik önemdedir. Türkiye’de de bu sürecin muhatabı ve baş müzakerecisi Sayın Öcalan’dır. Öcalan ile görüşülmemesi veya görüşmelerin geciktirilmesi sürecin tıkanması demektir. Bu da, Türkiye halklarının istemeyeceği bir durumdur. O nedenle bu görüşmeler derhal başlatılmalıdır. Sayın Bahçeli, yaptığı bir konuşmada ‘Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun’ demişti. İşte şimdi tam da toplumun beklediği şey budur. Açık, şeffaf, çözüm odaklı bir süreç. Toplumun komisyondan beklentileri büyüktür. Bu beklentilerin başında da demokratik entegrasyon yasaları, özgürlük yasaları, infaz yasasının yeniden düzenlenmesi ve özel bir barış yasasının çıkarılması gelmektedir. Bütün bunlar acilen bu komisyonun gündemine alınmalıdır. İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım. Cesur olalım. Hep birlikte büyük barışa ikna olalım. Çünkü barış dışında hiçbir yolumuz yoktur. Bu topraklarda barışı kuracağız. Buna, mücadelemize olan inancımızdan dolayı inanıyoruz. Toplumun iradesine, sabrına ve gücüne olan inancımızdan dolayı inanıyoruz ve bütün kesimlerin bu duygularla hareket etmesini önemsiyoruz.
“BARIŞ MÜCADELESİNİN SİMGESİ OLAN ANNELER KENDİ ANA DİLLERİNDE KONUŞAMIYOR”
Kürt sorununun barışçıl çözümü için bir komisyon kuruluyor, ancak barış mücadelesinin simgesi olan anneler kendi ana dillerinde konuşamıyor ve Türkçe konuşmaya zorlanıyorlar. Bu kabul edilemez ve iyi niyet göstergesiyle bağdaşmaz. Komisyon derhal bu yanlıştan dönmelidir. Muhalefetin bu süreçte her pozisyonda yer almasını ve toplumsal barış sürecini güçlendirmesini çok önemsiyoruz. Çünkü barış herkese kazandırır, barış kimseye zarar vermez. Bu süreç sadece Ankara’da ya da İmralı’da yürütülen görüşmelerden ibaret değildir. Biz ne kadar çok toplantı yaparsak, bu düşünceleri işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere, Alevilere, Hristiyanlara, toplumun her kesimine ne kadar çok ulaştırırsak, mücadelemiz o kadar güçlü olur. Unutmayalım; halkla buluştuğumuz oranda bu süreci kalıcılaştırabiliriz. Bu dönem yeni bir dönemdir. Yepyeni bir değişim ve dönüşüm dönemindeyiz. Fikrimizle, emeğimizle, çalışmalarımızla atak yapmamız gereken bir dönemdir. Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Her bahar bir gül bahçesidir.’ Adana bunun en güzel örneğidir. Bizler halkların kardeşliğini büyüterek, bunu yönetim sistemine dönüştürerek başarabiliriz. Bu bizim zenginliğimizdir. Çeşitliliğimiz bizi zayıflatmaz, bilakis güçlendirir. Bu inançla, bu umutla mücadeleye devam edeceğiz. Mutlaka ve mutlaka barış kazanacak. Mutlaka ve mutlaka demokratik toplumu ve demokratik cumhuriyeti siz değerli halklarımızla birlikte inşa edeceğiz.”
Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından etkinlik basına kapalı devam etti.
PİRHA- Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar tutuklandı. Karalar’ın tutuklanmasını binlerce yurttaş protesto etti. Zeydan Karalar, belediye önünde toplanan yurttaşlara, “Bir hukuk darbesi yaşıyoruz.Adana da, Türkiyem de beni bilir. Alnımız ak. Veremeyeceğimiz hesap yoktur. Güzel günler mutlaka gelecektir ve elbet tekrar görüşeceğiz” mesajı göndedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen “yolsuzluk” soruşturması kapsamında 5 Temmuz’da gözaltına alınan CHP’li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık ifadesinin ardından Zeydan Karalar, tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, Karalar’ın “yolsuzluk” iddiasıyla tutuklanmasına karar verdi.
Zeydan Karalar’ın belediye önünde toplanan yurttaşlara şu mesajı yolladı:
“Bir hukuk darbesi yaşıyoruz. Kurgulanmış bir senaryo uygulanılmak isteniyor. Ben bir süre önce toplumdaki etkili isimlerin, etkili medyanın susturulacağını söylemiştim. Hiç ilgimin alakamın olmadığı bir davada yargılanıyorum.
Adana da, Türkiyem de beni bilir. Alnımız ak. Veremeyeceğimiz hesap yoktur. Güzel günler mutlaka gelecektir ve elbet tekrar görüşeceğiz.
İlimi, Türkiyemi, insanlarımı çok seviyorum. onlara hizmet etmekten onur duyuyorum. Zeydan Karalar’a boşuna, ‘Adana gibi Başkan’ demiyorlar. Her birinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”
PİRHA- Sabah saatlerinde adliyeye sevk edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’ye ev hapsi verildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen “yolsuzluk” soruşturması kapsamında 5 Temmuz’da gözaltına alınan CHP’li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de aralarında bulunduğu 13 kişi, adliyeye sevk edildi. Zeydan Karalar, tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilirken, Abdurrahman Tutdere hakkında ise adli kontrol istendi.
Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’ye ev hapsi verildi.
PİRHA – Arap Aleviler, Gadir-i Hum Bayramını Adana’da kutladı. Adana Alevi Platformu tarafından Selman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yapılan kutlamaya katılım bir hayli yoğun oldu.
Programın açılışı, Özkan Kul ve Mustafa Çarman’ın seslendirdiği deyişlerle yapıldı. Şakirpaşa Cemevi’ndeki gençlerde semah döndü.
Program, saygı duruşu ve dualarla başladı. Ardından Adana Alevi Platformu adına Cemal Yağmur, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Eşbaşkanı Zeynel Kete, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve kanaat önderi Ahmet (Verde) Özuğurlu konuşmalar gerçekleştirdi. Konuşmalarda, Gadir-i Hum’un yalnızca bir inanç bayramı değil, aynı zamanda toplumsal adaletin, mazlumun yanında durmanın ve barışın simgesi olduğu vurgulandı.
Konuşmasına “Kemaletiyle, aşkıyla selamlıyorum hepinizi” sözleriyle başlayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Gadir-i Hum’un Alevi inancı açısından yalnızca bir bayram değil, ikrar ve rızalık temelinde yükselen bir halk iradesi ve doğrudan demokrasi anlayışının da sembolü olduğunu belirtti.
Dersimli olduğunu belirten Kete, kendi yöresinde Gadir-i Hum’un çocukluk yıllarında bayram olarak bilinmediğini belirterek şunları ifade etti:
“Velayet atamasının ikrar ve rızalıkla gerçekleşmesi, bu iradenin gasbına karşı yürütülen mücadele. Bu yönüyle Gadir-i Hum’un sadece müjdeli bir gün değil, aynı zamanda halk iradesine sahip çıkma mücadelesinin simgesi olduğunu vurgulayan Kete, “Bu bayram; savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın kutsandığı bir gündür. Tarihsel ve güncel Selefi-Vehhabi yaklaşımlarını açıpa çıkarmak lazım. İbn Teymiye çizgisinden beslenen Selefi yapılarla IŞİD, Boko Haram, El Kaide, Daiş gibi örgütlerin aynı zihniyetten feyz aldı. Teymiye’nin ‘en helal kazanç ganimettir’ anlayışıyla verdiği fetvalar bugün Şengal’de Ezidi kadınların pazarlarda satılmasına, Alevi ve farklı inançlara sahip halkların katledilmesine gerekçe yapılıyor.
Bu zihniyetin yalnızca bir kişiye değil bir iktidar anlayışına, bir zihniyete karşılık gelmektedir. Yezid bir şahıs değil, bir zihniyettir. Etnik yapıyı, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tek elde toplayan ve kendisi gibi düşünmeyeni yok sayan bir anlayıştır.”
Konuşmasında güncel gelişmelere de değinen Zeynel Kete, İsrail’in İran’a yönelik saldırısını eleştirmekle birlikte, İran’ın kendi toplumunda farklı etnik ve inanç gruplarına yönelik baskıcı politikalarını da aynı sertlikle kınadı.
“Ben bir Rêya Heq (Alevi) evladı olarak İran’ın tekçi zihniyetinin, Kürt, Türk, Türkmen, şair, düşünür ve yazarları idam etmesini asla kabul etmiyorum” diyen Kete, Suriye’deki katliamlarda İran’ın sessizliğine dikkat çekerek, bu politikaların bölgesel barışa zarar verdiğini dile getirdi.
Konuşmasının sonunda Alevi toplumuna çağrıda bulunan Kete, “Bugün Alevi süreklerinin her zamankinden daha fazla ahlaka, edebe, Hüseyni duruşa ve ortak mücadeleye ihtiyacı var” dedi.
Adana’da düzenlenen Gadir-i Hum Bayramı etkinlikleri kapsamında kanaat önderi Hoca Ahmet (Verde) Özuğurlu, İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Gadir-i Hum Günü’nün anlamına dikkat çekerek, Hz. Ali’nin (a) ilahi emirle halife, veli, vasi ve imam ilan edildiği bu kutsal günde velayet inancının bir kez daha tekrarlanması gerektiğini vurguladı. Son olarak çağdaş Müslümanların El-Gadir ruhunu bugüne taşıması gerektiğini ifade eden Hoca Ahmet Özuğurlu, “Velayet; sadece tarihi bir olay değil, bugünün Müslümanının sorumluluğudur. Hakk’ın yanında olmak, Ali’nin izinden yürümekle mümkündür” dedi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karaların da katıldığı gecede Adana Alevi Platformu adına Cemal Yağmur, DAD Eş Genel başkanı Zeynel Kete ve Kilikya Nehir Derneği Onursal Başkanı Ahmet Verde Özuğurlu, konuşmalar yaptı.
Gecenin sonunda ezgileriyle Özcan Kul, Mustafa Çarman ve Ahmet Gem sahne aldı.
Hırıse ikramının yapılması ardından Gadir-i Hum etkinliği son buldu.
PİRHA-Adana’da 27 Nisan Pazar günü saat 20.00’de Pir Sultan Abdal Oratoryosu oynanacak.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adana Merkez Şubesi, 27 Nisan Pazar günü saat 20.00’de Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda Pir Sultan Abdal Oratoryosu düzenleyecek.
Pir Sultan Abdal Oratoryosu’nun yazan ve yöneten Zafer Akbaba, koro şefleri ise; Rüya Eylül Seçkin, Özgür Sarıçam.
PİRHA- Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için Adana’da sokağa çıkan kadınlar, “Yüzyıllardır Aleviler katliama, inkara uğruyor. Bunun bir devamı da bugün Suriye’de yaşanıyor. Alevi kadınlarına yapılan zulüm son bulsun” diyerek uluslararası kamuoyuna çağrı yaptılar.
Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.
Suriye ile komşu olan Türkiye’de yaşananlara dair tepkiler sürmeye devam ediyor. Ülkenin birçok yerinde kadınlar sokaklara dökülerek Alevi katliamlarının son bulmasını ve kaçırılan, cinsel saldırıya uğrayan Alevi kadınlarının yaşadığı zulmün sona erdirilmesini talep ediyor.
Adana’da da Alevi kadınlar için sokağa çıkan kadınlar konuya dair PİRHA‘ya konuştu.
Alevi Kültür Dernekleri Adana Şube Yöneticisi Sevgi Aydoğdu, Suriye’de yaşananlara ses çıkartılması gerektiğinin altını çizerek, “Türkiye’de yakında olabilecek tehlikelerin en büyük örneği şu an Suriyeli kadınların yaşadıklarıdır. Suriye’de kadınlar kaçırılıyor, katlediliyor ve dünya basınıyla beraber bizim Türkiye basını da buna kayıtsız kalıyor. Ne kadar sesimizi çıkarırsak, ne kadar çok kitleye ulaşırsak o kadar çok kadınların yararına olacak. Kadınları birliğe, beraberliğe çağırıyorum” diye konuştu.
Alevi Kültür Derneği’nden Ümmühan Sümbül Suriye’de katledilen Alevilerin katledilişini endişe ile takip ettiklerini belirterek, “Yapılan bütün katliamlara karşıyız. Colani ve diğer failler yargılansın” dedi.
Çukurova Belediyesi Meclis Üyesi Serpil Çerçioğlu, “Suriye’de yaşanan katliamı şiddetle kınıyorum. Kadınlara ve çocuklara yapılan onca kötü saldırı kabul edilemez. Türkiye hükümeti acilen orada yapılan tüm haksızlıklara, katliamlara dur demeli. Şu anki mevcut iktidar Colani ile kol kola. Biz Aleviler Kerbela’dan beri öldürülmekten, yakılmaktan, yok sayılmaktan çok yorulduk. Biz artık yeter diyoruz, bu zulüm bitsin” ifadelerini kullandı.
Alevi kadın aktivist Emine Kış Suriye’deki kardeşlerimiz için sürekli sokaklardayız, yaşananları protesto ediyoruz. Kaçırılan Alevi kadınların bir an önce bırakılmasını ve katliamların durmasını istiyorum. Dünyanın dört bir yanında biz kadınlar birlik olmalıyız” diye kaydetti.
PİRHA- Ahmet El Şara’nın Türkiye’ye gelmesini Adana’da protesto eden Alevi bileşenleri ve kadınlar, “Suriye’de kadınlar katlediliyor, sessiz kalmıyoruz” dedi.
HTŞ Lideri Ahmet El Şara’nın (Colani) Antalya Diplomasi Forumu’na davet edilmesi ülkenin dört bir yanında protesto ediliyor. Adana’da da İnönü Parkında bir araya gelen Alevi kurumları ve kadınlar Suriye’deki katliamlara ve kadınların kaçırılmasına dikkat çekti.
“SURİYE’DEKİ KADINLAR İÇİN BURADAYIZ”
Yapılan eylemde basın açıklamasını okuyan Pelin Çiçek, Suriye’de kadınların maruz kaldığı şiddete değinerek, “Sessizliğimiz, başka kadınların çığlığına dönüşmesin diye bugün buradayız. Suriye’de yaşanan soykırımı ve kadın katliamını görmeyen, duymayan, konuşmayan herkese karşı bizler konuşacağız!Kadınlar barışı kuracak, bizler o barışın taşlarını döşeyeceğiz!Biz kadınlar olarak susmayacağız! Kadın katliamlarının normalleştirildiği bu düzene karşı ortak sözümüz var. Suriye’deki kadınlar için, her coğrafyada ezilen, yok sayılan, susturulan kadınlar için sesimizi birleştiriyoruz. Bu çağrı, yalnızca sınır ötesine değil, aynı zamanda içimizdeki sessizlik duvarlarını da aşmak içindir. Kadınlar barışı kuracak, bizler o barışın taşlarını döşeyeceğiz” diye konuştu.
KADINLARDAN 24 NİSAN ÇAĞRISI
Pelin Çiçek, Suriye’de kadınların yaşadıklarına ses olmak ve dayanışmak için 24 Nisan’da Samandağ’da yapılacak buluşmaya çağrı yaparak, “Kadınların iradesi yok sayılarak kurulan her düzen, ancak bir baskı düzenidir ve yıkılmaya mahkumdur. 24 Nisan’da Samandağ’da sınırın öte yanındaki çığlığa ses olmak için buluşacağız. Alevi kadın kurumları olarak bir aradayız, Kadın Örgütleri bir aradayız ve bireysel olarak bu çağrıya destek veren kadınlar; Barışın, eşitliğin, özgürlüğün sesi olacağız. 11 Nisan’da başlattığımız eylemlilik sürecini, Suriye sınırında kadınlarla birlikte kuracağımız Barış Duvarı ile sürdüreceğiz. Bu duvar, kadınların birbirine uzanan elleriyle örülecek; ayrımın değil dayanışmanın, savaşın değil barışın sembolü olacaktır.Kadınlar olarak el ele veriyoruz. Suriye’deki kadınlar yalnız değildir. Kadınların sesine ses olmaya, çığlığına yoldaş olmaya devam edeceğiz. Tüm kadınları 24 Nisan’da Samandağ’da sınırın öte yanındaki kadınlarla dayanışmaya, Barış Duvarı’na bir tuğla olmaya çağırıyoruz” dedi.
Kilikya Nehir Derneği Adana Şubesi Başkan Yardımcısı Günay Mutluhan ise, Suriye’de Alevilere soykırımlara herkesin ses çıkarması gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi:
“Bugün nüfusunun 25 milyonu olan ülkemize Alevi kanını ve namusunu helal sayan bir sözde başkan, özde eli kanlı bir terörist olan Colani davet ediliyor. Halkının 25 milyonu Alevi olan bir ülkede Alevi düşmanı bir teröristin gelmesi dostluk değil düşmanlıktır. Düşmanın evimizde işi yoktur. Bu katili ülkemizde istemiyoruz.”
PİRHA- Adana’da Alevi kurumlarının öncülüğünde bir araya gelen yurttaşlar, Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması çağrısında bulundu.
Yapılan açıklamada, şunlar ifade etti:
“IŞİD artığı cihatçı HTŞ’yi makyajlayıp Suriye’nin yeni iktidarı haline getiren güçler bu katliamları görmezden geliyor, kontrol dışı kesimlerden kaynaklanan “münferit olaylar” olarak göstermeye çalışıyor. Bu katliamlar münferit değil Kerbela dan beri sistematiktir. Mezhepçi rejimini inşa etmekte yeni bir aşamaya geçtiğine inanan HTŞ güçleri, Alevi bölgelerindeki katliamlarını hızlandırmış durumda. Son günlerde, Alevi toplumunun yoğun olarak yaşadığı sahil bölgesinden insanlık dışı uygulamalar, katliamlar işkence ve kötü muameleye dair bilgiler, haberler ve videolar tüm dünyayla paylaşılmakta.
Yakın zamanda Alevilere yönelik katliam çağrıları yapan HTŞ, cihatçı güçlerini Alevi bölgelerine yönlendirdi. Ancak Colani iktidarı, “Bölgeye akan örgütsüz kitlelerin bireysel ihlalleri” şeklinde açıklamalar yaparak bu katliamların üzerini örtmeye ve dünyanın sessiz kalmasını sağlamaya çalışıyor.
Katledilen Alevileri ise “Esad artığı/taraftarı” olarak göstererek bu mezhepçi katliamları, eski rejim güçleriyle çatışma gibi sunup insanlık suçlarının hesabını vermekten kaçmaya çalışıyorlar.
Adana Arap Alevileri olarak var gücümüzle haykırıyoruz: Suriye’de eski rejim güçleriyle ya da Esad taraftarlarıyla hesaplaşma değil, düpedüz bir Alevi katliamı yaşanıyor! Bu katliamcı güçleri destekleyen, meşrulaştıran, HTŞ’nin tekçi rejimini kabul eden ve katliamlara sessiz kalan herkes bu suçun ortağıdır! HTŞ, cihatçı, mezhepçi, tekçi ve katliamcı bir çetedir; bu örgütün iktidarından Suriye’ye demokrasi gelmez!
Tüm kamuoyunu, HTŞ’nin Alevi katliamına karşı duyarlı olmaya, ses çıkarmaya ve itiraz etmeye çağırıyoruz. Türkiye cumhuriyeti hükümetine sesleniyoruz. Bu katliamı durduracak gücünüz var bunu biliyoruz. Katilleri durdurun. Yokluk, ölüm ve katliamdan kaçıp Türkiye’deki akrabalarının yanına gelmek isteyen kadın, çocuk, hasta, din adamı ve ihtiyarlar için Yayladağı sınır kapısının açılması ve güvenli bir koridorun oluşturulmasına derhal bir çözüm üretilsin. Kardeşlerimiz asla yalnız değildir. Bu topraklarda kanayan vicdana derhal cevap verilsin.