Etiket: adil okay

  • ‘Dijital Görüş’ Sergisi: Mahpusların hayalleriyle yapay zekanın ilk buluşması!-VİDEO

    ‘Dijital Görüş’ Sergisi: Mahpusların hayalleriyle yapay zekanın ilk buluşması!-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de açılan “Dijital Görüş – Tutsak Hayallerin Yapay Zeka ile Tanışması” sergisi, düşünceleri nedeniyle cezaevinde tutuklu bulunan 40 siyasi mahpusun mektupları ve hayalleri yapay zeka ile görselleştirildi. Yazar Adil Okay, mahpusların tecriti sözleriyle, sesleriyle, resimleriyle, karikatürleriyle, kırdığını belirtirken, Dr. Ezgi Bakçay da ‘Dijital Görüş’ sergisinin çağın getirdiği üretme biçimlerinin dönüşümünün bir yansıması olduğuna dikkat çekerek, Mersin’de izleme şansı bulamayanlar için online olarak izleyip okuyabilecekleri bir platformda sunacaklarını söyledi.

    Kültürhane’de sanatseverler tarafından izlenen “Dijital Görüş-Tutsak Hayallerin Yapay Zeka ile Tanışması” adlı sergi, Yazar Adil Okay’ın koordinesinde, Ezgi Bakçay’ın küratörlüğünde hazırlandı. 40 mahpusun anlatımlarını Deniz Şiar Bozkurt ve Burkay Gündüz yapay zekayla buluştururken, serginin grafik tasarımlarını Tülin Şahin Okay yaptı.

    14 Temmuza kadar açık kalacak sergiye ilişkin Yazar Adil Okay ve serginin küratörlüğünü yapan Dr. Ezgi Bakçay, ajansımıza konuştu.

    “SERGİDE YAPAY ZEKA VAR”

    “Özgürlük aslında nerededir” sorusuyla yola çıkan ekipte yer alan Yazar Adil Okay, mahpusların seslerini, sözlerini, mısralarını, karikatürlerini ve bir çok eserini on yıldır kamuoyuna sunmaya çalıştıklarını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Her yıl yeni bir temada yeni bir sergi açıyoruz. Tutsakların eserleriyle, yeni bir temayla. Tutsaklara bir tema veriyoruz. O tema üzerinde bize eser yolluyorlar. Metin, şiir, öykü, deneme, karikatür, resim biz bunları sergiliyoruz. Sergilerimizin birçoğunu red fotoğraf grubuyla birlikte hazırlıyoruz. Aynı temada tutsaklar eser üretiyor. Dışarıda fotoğrafçılar fotoğraf üretiyor.

    Bu serginin bir özgünlüğü, bir farkı var. Bu sergide fotoğrafçılar yok, bu sergide yapay zeka var. Bu sergi Doktor Ezgi Bakçay’ın düşünsel rehberliğinde hazırlandı. Ezgi Bakçay’ın Görülmüştür Kollektifi’ne böyle bir önerisi oldu. Biz de heyecan duyduk. Bu öneri üzerine ve politik tutsaklara serginin içeriğini anlatan mektuplar yolladık. 3 ay içerisinde 40 cevap geldi.”

    “DENENMEMİŞ BİR ÇALIŞMA”

    Gelen mektupların yapay zeka aracılığıyla resme dönüştürüldüğünü vurgulayan Okay, daha önce denememiş çalışma olduğunu ve uzun süren yoğun bir çalışma sonucunda ortaya çıktığını ifade etti.

    “GERİ DÖNÜŞLER ALIYORUZ”

    Serginin açılışının ardından geri dönüşler almaya başladıklarını dile getiren Okay, “Yapay zekanın tutsaklar için resmettiği resimleri onlara postaladık. Bunlardan birine cevap geldi. Yakın zaman önce basına yansıdı. Biliyorsunuz Resul Baltacı 33 yıl hapishanede infazı yakılmıştı. Resul Baltacı oğluyla yaptığı telefon görüşmesinde hem sergi davetiyesini hem de yapay zekanın yaptığı resmi aldığını ve çok heyecanlandığını aktarmış. Geri dönüşler alıyoruz. Bundan sonra da almaya devam edeceğiz. Çünkü mektuplar yolda şu anda” dedi.

    “TECRİT KOŞULLARINDA DIŞARIYA MORAL VERİYORLAR”

    Yazar Adil Okay, “Hapisteki insanlar tecrite, o ağır karanlığa rağmen eserleriyle tecriti kırıyorlar, yıkıyorlar. Sözleriyle, sesleriyle, resimleriyle, karikatürleriyle, demir parmaklar arasından sızıyor cümleleri. Anahtar deliğinden sızıyor resimleri ve bize ulaşıyor. Tecriti böyle aşıyorlar. O ağır tecrit koşullarında dışarıya, bize moral veriyorlar. Tutsaklar tecritte rağmen ayakta kaldıklarını bize bu eserlerle gösteriyor” diye belirtti.

    “YILLARDIR SÜREN DİYALOĞUN ÜRÜNÜ”

    Dr. Ezgi Bakçay, yaptıkları çalışmanın kolektif bir fikir üzerinden şekillendiğinin altını çizerek, “Dolayısıyla yıllardır süren diyaloğun bu sene başka bir boyuta taşınması ile ilgili ortak bir düşüncemiz vardı. Pek çok yöntemi denedik, pek çok strateji geliştirdik. İçerideki dostlarımızın kendini ifade biçimlerini çeşitlendirmek için bizim hayatımızda da çok fazla yapay zekanın olduğu, yapay zekâ ile ilgili çok tartıştığımız hem sanat hem siyaset alanında çok önemli bir konu haline geldiği yerde biz bu tartışmayı neden sohbetlerinden mahrum kaldığımız arkadaşlarımızla birlikte yapmayalım diye düşündük” ifadelerine yer verdi.

    “ŞİİRSEL, SANATSAL, EDEBİ BİR EYLEM”

    ‘Dijital Görüş’ sergisinin çağın getirdiği üretme biçimlerinin dönüşümünün bir yansıması olduğuna dikkat çeken Dr. Ezgi Bakçay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Görülmez olanı görünür kılmak, görmeye hakkı olanla, görülmeye mahkum bırakılmış olanın yerini değiştirmek, duyulur kılmak, duyulduğu yerde de anlaşılır ve adalet talep edebilir hale getirmek bir özneyi bizzat sanatsal eylemdir. Ben Görülmüştür Kolektif’inin pratiğinin kendisinin şiirsel, sanatsal, edebi bir eylem olarak görüyorum. Bizim eklediğimiz yapay zeka deneyimi sadece onların üretimlerini çeşitlendirmeye yaramıştır. Yoksa mahkumların hayallerinden, mahkumların anılarından yola çıkarak ürettiğimiz bu görsellerin birer sanat eseri olduğundan asla söz edilemez.

    Yapay zekayla belki de başka bir dünyaya hayal etmenin imkanlarını çoğaltabiliriz. Önemli olan tekniğin kim tarafından nasıl kullanıldığı, nasıl finanse edildiği, nasıl paylaşıldığıdır. Bunu aşan görülmüştür kolektif. Bu konuya emek verilmemiş olsaydı bu kanallar açılmamış olsaydı böyle bir sergi de olmazdı.”

    9 Temmuz’a kadar serginin görülebileceğini belirten Dr. Ezgi Bakçay, “Sergi bir ay sürüyor. Sergiyi burada deneyimleme Mersin’de izleme şansı bulamayanlar için de online olarak izleyip okuyabilecekleri bir platformda sunacağız” diye belirtti.

    “MAHPUSLAR SAYESİNDE YAPAY ZEKAYI EĞİTİYORUZ”

    Sergiye ev sahipliği yapan Kültürhane’nin kurucularından akademisyen Ulaş Bayraktar ise, serginin sadece mahpuslara verilmiş bir görüş imkanı olmadığına dikkat çekerek, “Aynı zamanda insanlık için bu yapay zekanın bizi götüreceği yer içinde bir direniş gibi geliyor. Mahkumlar yapay zeka sayesinde hayallerine kavuşmuyor, yapay zeka mahkumlar sayesinde dünyanın aslında o acımasız, adaletsiz, hukuksuz yönü ile de temas ediyorlar, tanışıyorlar. Dolayısıyla aslında biz burada bu dostlar sayesinde yapay zekayı eğitimiyormuşuz gibi geliyor. O yüzden de çok kıymetli” ifadelerini kullandı.

    SERGİYE KATKI SUNAN MAHPUSLARIN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    ADNAN ÖZTEL — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ
    ALİ BABA ARI — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ
    AYHAN BOZKAYA — 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, KIRIKLAR/BUCA/İZMİR
    AYHAN KAVAK — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, EREĞLİ/KONYA
    CEMAL BOZKURT — 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, KANDIRA/KOCAELİ
    ELİF CAN YAŞ — TAHLİYE OLDU
    DİCLENUR ÖZDEMİR — KADIN KAPALI CEZAEVİ, GEBZE/KOCAELİ
    ENGİN BULUT — F TİPİ HAPİSHANE, KÜRKÇÜLER/ADANA
    ENVER YANIK — R TİPİ HAPİSHANE, MENEMEN/İZMİR
    ERDAL OĞUZ — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ ???
    EROL ZAVAR — F TİPİ HAPİSHANE, BOLU
    FİKRET KARAKOÇ — T TİPİ KAPALI HAPİSHANE, ÇİLİMLİ/DÜZCE
    HARUN KAYA — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, BURDUR
    HASAN KILIÇ — YÜKSEK GÜVENLİKLİ KAPALI HAPİSHANE, EREĞLİ/KONYA
    HASAN ŞAHİNGÖZ — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ
    HAYDAR DEMİR — T TİPİ HAPİSHANE, BAFRA/SAMSUN
    İSKENDER KARAMAN — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ
    LEYLA ATABAY — 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, SİNCAN/ANKARA
    MAHMUT SONER — 2 NO’LU YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, ELAZIĞ
    MAHSUN ÇAY — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, KIRŞEHİR
    MERAL REMZİYE TURMUŞ — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, BAKIRKÖY/İSTANBUL
    METİN KARADOĞAN — S TİPİ HAPİSHANE, KIRŞEHİR
    METİN TURAN — T TİPİ HAPİSHANE, BAFRA/SAMSUN
    MİRAN ŞEVGER — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, KIRIKLAR/BUCA/İZMİR
    MUHAMMET KOÇYİĞİT — T TİPİ KAPALI HAPİSHANE, ÇİLİMLİ/DÜZCE
    MUHSİN KÖYLÜOĞLU — S TİPİ HAPİSHANE, BODRUM/MUĞLA
    MUSTAFA KARATAŞ — M TİPİ HAPİSHANE, ALAŞEHİR/MANİSA
    NECİP BAYSAL — 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, KANDIRA/KOCAELİ
    NURETTİN ERENLER — 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, KANDIRA/KOCAELİ
    NURİ AKBULUT — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, TEKİRDAĞ
    ORHAN ÇAÇAN — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, KIRŞEHİR
    ÖMER RAMAN ÖZDURAK — F TİPİ HAPİSHANE, BOLU
    RESUL BALTACI — T TİPİ KAPALI HAPİSHANE, ÇİLİMLİ/DÜZCE
    RESUL KOCATÜRK — YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANE, KIRIKLAR/BUCA/İZMİR
    RONAYİ TARAN — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, ERZİNCAN
    SAMİ ÖZBİL — 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE, İZMİT/KOCAELİ
    SARA EROL — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, ERZİNCAN
    ŞERİVAN AL MAHMUD — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, ERZİNCAN
    ZEYNEP AVCI — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, ERZİNCAN
    ZEYNEP GÜNEÇ — KADIN KAPALI HAPİSHANESİ, ERZİNCAN

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Adil Okay’dan “Çatlı” filmine tepki: Katiller kahraman yapılıyor!-VİDEO

    Adil Okay’dan “Çatlı” filmine tepki: Katiller kahraman yapılıyor!-VİDEO

    PİRHA- Başta Bahçelievler Katliamı olmak üzere bir çok cinayetin sorumlusu olan Abdullah Çatlı’yı anlatan filmin yapılmasına tepki gösteren Sanatçı Adil Okay, filmin amacının bir katili “kahraman” yapmak olduğunu vurgulayarak, “Çatlı, Kurtlar Vadisi gibi filmlerle bu tarihi değiştirmeye çalışıyorlar. Buna karşı gerçek tarihin anlatıldığı filmlerin çoğalması gerekiyor” dedi.

    1970’li yıllarda adını duyuran, Bahçelievler Katliamı’nda 7 TİP’li öğrencinin katledilmesinden sorumlu olan ve sonraki yıllarda da çeşitli cinayetlerde adı geçen Abdullah Çatlı, son olarak Susurluk Kazası’nda Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ’ın kullandığı araçta yaşamını yitirdi. Toplumda büyük tepkiye yol açan kazanın ardından, karanlık ilişkilerin açığa çıkarılması için protestolar düzenlenmiş, Abdullah Çatlı’nın devlet içindeki bağlantılarının ortaya çıkarılması yönündeki talepler ise uzun süre gündemde kalmıştır.

    Tüm bu tartışmalar sürerken ve Abdullah Çatlı’nın karıştığı olaylar kamuoyunun hafızasında yerini korurken, “Çatlı” adlı bir filmin vizyona girmesi tepkilere neden oldu. Filmde Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı yönündeki eleştiriler artarken, yapım kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

    Sanatçı-Yazar Adil Okay ile sanat ve siyaset bağlamında “Çatlı” filmini konuştuk.

    Kısa bir zaman önce basından Abdullah Çatlı hakkında bir film yapıldığını öğrendiğini ifade eden Okay, bunu öğrendiğinde şok yaşadığını söyledi: “12 Eylül mağduru ve tarafı olarak beni bu şok etti. Türkiye’de gerek kontrgerilla, gerek devlet destekli faşist çeteler çok değerli insanları, gençleri, bilim insanlarını, siyasetçileri katlettiler.”

    “BAHÇELİEVLER KATLİAMININ SORUMLUSU ÇATLI’DIR”

    Abdullah Çatlı’nın adının Beyazıt Katliamı ve Bahçelievler Katliamı ile anıldığını hatırlatan Okay, “Bahçelievler Katliamı’nda bende üniversite öğrencisiydim. Yedi TİP’liyi, gencecik çocukları boğarak, kurşunlayarak, bıçaklayarak, hunharca öldürdüler ve bunların katillerinden birisi Abdullah Çatlı’ydı. Sadece bu katliam faili olması nedeniyle bile bu adamın adı lanetle anılmalıdır” dedi.

    3 Kasım 1996’da gerçekleşen ve Türkiye’yi ayağa kaldıran Susurluk Kazası’na dikkat çeken Okay, toplumda o dönemde devlet içindeki yapılanmaların açığa çıkarılması umudunun büyüdüğünü hatırlattı. Abdullah Çatlı’nın katil olduğunun bir kez daha dava sürecinde açığa çıktığını dile getiren Adil Okay, “Ne yazık ki bu süreç devam etmedi” diyerek toplumun beklentisinin mahkeme salonlarında sonlandırıldığını aktardı.

    “KATİLİ KAHRAMAN YAPIYORLAR”

    Abdullah Çatlı’yı kahraman yapan “Çatlı” filminin galası yapılırken, galaya Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu, ünlü sanatçılar Oktay Kaynarca, Cem Gelinoğlu, Emel Müftüoğlu ve Hakan Ural gibi isimlerin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Filmin amacının bir katili “kahraman” yapmak olduğunu vurgulayan Adil Okay,  “Dolayısıyla bu film aracıyla Abdullah Çatlı’yı ve Abdullah Çatlı gibi katillerin, arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, bu ülkenin pırıl pırıl değerlerinin katillerinin aklanması söz konusu” diyerek filmin yapılmasına tepki gösterdi.

    “ÇATLI GİBİLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTEREN FİLMLER YAPILMALI”

    “Katillerimizi affetmedik” diyerek sözlerini sürdüren Adil Okay, şunları ifade etti:

    “Türkiye’de ve dünyada resmi tarihin karşısında gerçek tarih yazımına muhalif sanatçılar katkı sunar. Zira bir resmi tarih vardır. Sanatçıların, muhalif sanatçıların görevi de gerçek tarih yazılmasına katkı sunmaktır.’Benim Karanlığın İçinde Aydınlık Gözler’ ve Dörtleri anlattığım tiyatro oyunum, Sırrı Süreyya Önder’in Beynelmilel filmi, Sonbahar filmi bu resmi tarih yazımına karşı gerçek tarihin toplumla buluşturulmasıdır. Çatlı, Kurtlar Vadisi gibi filmlerle bu tarihi değiştirmeye çalışıyorlar. Birçok sanatçı korku imparatorluğunun etkisiyle sessiz kaldı, kalıyor. Sessiz kalmak da suç ortağı olmak demektir. Teşhir etmek, konuşmak lazım. Konuşsunlar. Susmasınlar. Artık korkmasınlar.”

    Gerçek tarihin anlatıldığı filmlerin çoğalması çağrısında bulunan Adil Okay, “Çatlı gibilerin gerçek yüzünü gösteren filmler yapılmalı. Çünkü seyirci kendini orada kahramanlarla özdeşleştirir. Sinemacılara iş düşüyor” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin’de sanatçılar Rojava için ses çıkardı: Barış istiyoruz!

    Mersin’de sanatçılar Rojava için ses çıkardı: Barış istiyoruz!

    PİRHA- Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına tepki göstererek; eşitlik, özgürlük ve barış taleplerini dillendirdi.

    Mersin’de Özgürlük için Sanat İnisiyatifi, Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Sanatolia Kolektif Atölyeler bahçesinde yapılan açıklamaya çok sayıda sanatçı katıldı. Açıklamada “Rojava ve Barış tehdit altında” pankartı açılırken basın metnini Sanatolia üyesi Gülhan Bişeng ve Yazar Adil Okay ortaklaşa okudu.

    Açıklama öncesinde konuya ilişkin konuşan Yazar Adil Okay, egemenlerin çıkarı için yaşanan katliamlara ses çıkarmanın vicdani ve ahlaki bir görev olduğunu söyleyerek, “Nasıl ki yıllar önce IŞİD çetelerinin Ezidilere yönelik katliam ve soykırımına karşı ses çıkarıp ‘hepimiz Ezidiyiz’ dediysek, nasıl ki İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırım karşısında ‘hepimiz Filistinliyiz’ dediysek, nasıl ki IŞİD artığı HTŞ’nin Suriye’de iktidar olmasının ardından Alevilere yönelik katliamlara karşı ‘hepimiz Aleviyiz’ dediysek, bugün de Suriye’nin asli unsurlarından biri olan Kürt halkına yönelik saldırılara karşı ses çıkarmak için bir araya geldik ve ‘hepimiz Kürt’üz’ diyoruz” diye konuştu.

    “SURİYE’DEKİ ATEŞ HEPİMİZİ YAKACAK”

    Ardından yapılan açıklamada Kuzey ve Doğu Suriye saldırılarına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: “Seyredip susmamızı bekliyorlar, hep olduğu gibi. Susalım, sınırımızda insanları doğrayarak var olan çetelerin düzen kurması için verilen tavizlere susalım. Kadınları kafeslere kapatacak zihinlerin her şeyi yakıp yok ederek düzeni sağlayacağına inanarak susalım. Kendilerinden olmayanları yok sayan tekçi kafaların Kürtleri, Alevileri ve nicelerini yok etme arzularına Ortadoğu’da düzen kurulacak diyerek susalım. Sadece Halep’e Rojava’ya değil Türkiye’nin de başına bir bela gibi çöken çetelere siyaset böyle diyerek susalım. Birileri hayatta kalmak için direnirken ve sürekli ölürken biz sadece düşmanlığı derinleştiren habercileri dinleyerek susalım.

    Ortadoğu’da harlanan ateşin kendi çatılarımıza hızla sıçrayacağını hiç düşünmeyelim. Barış diye bağıranları gerçekçi bulmayalım ve her yerde savaş diyenleri rasyonel ilan edelim. Hiçbir şeye cüret etmeyelim. İstedikleri bu, sesimizi yükseltmeyelim. Sonra o korkunç adamlar tekbirlerle sokaklarımıza girdiklerinde, yıllardır yaptıkları ölüm provasını hatırlayıp ahlanmayalım. Bütün kaderler birbirine bağlı, orada yanan ateş hepimizi yakacak, güçlü bir şekilde hayır demediğimizi hatırlayacağız, her şey bittikten sonra. Her şey yıkılmadan, başkaları için harlanan ateş hepimizi yakmadan, umut ve hayat tükenmeden bir kez daha haykırıyoruz: eşitlik, özgürlük, barış!”

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Orta Doğu’daki savaşlar, Gazze odağında konuşuldu- VİDEO

    Orta Doğu’daki savaşlar, Gazze odağında konuşuldu- VİDEO

    PİRHA- “Nakba’dan Gazze’ye Orta Doğu’da bitmeyen savaş” adlı panelde, İsrail’in Filistinlilere yaptığı soykırım, Filistin üzerinden yapılan küresel savaş politikalarına ve ülkelerin stratejik hamlelerine ilişkin konuşuldu.

    Mersin 68’liler Derneği’nin düzenlemiş olduğu “Nakba’dan Gazze’ye Ortadoğu’da bitmeyen savaş” adlı panel, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nda yapıldı. Kolaylaştırıcının Prof. Dr. Ayşegül Yılgör’ün olduğu panelde Yazar Faik Bulut, DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek ve Yazar Adil Okay konuşmacı olarak yer aldı.

    Panel, Filistin direnişini anlatan sinevizyon gösterimi ile başladı. Ardından Mersin 68’liler Derneği Başkanı Hasan Kapıkıran, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı soykırımı kınamak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bu savaşta tavırlarını ortaya koymak adına böyle bir panel düzenlediklerini dile getirdi.

    “İSRAİL 75 YILDIR KORKUNÇ BİR KATLİAM YAPIYOR”

    75 yıl önceki felaketin benzerinin yeniden yaşatıldığını söyleyen kolaylaştırıcı Ayşe Gül Yılgör; İsrail’in saldırılarını politik, ekonomik ve sosyolojik boyutuyla anlatmaları için sözü panelistlere bıraktı.

    İlk olarak söz alan Yazar Adil Okay, Hamas sebebiyle Filistin mücadelesini destekleyen birçok kişinin İsrail destekçisi olduğunu ancak savaşın 75 yıldır sürdüğüne dikkat çekti. Nakba ve İsrail’in saldırını tarihsel süreçleriyle anlatan Okay, “İlk büyük kitlesel tehcir ve katliam 1948’de yapıldı. Batı ülkelerinin Orta Doğu’nun göbeğine büyük bir Avrupa devleti kurma amacı vardı. Ve bundan sonra Filistin topraklarında Yahudi sayısını arttırmaya başladılar. Nakba’dan sonra İsrail adım adım toprakları genişletti ve soykırımın ardı arkası kesilmedi. Birleşmiş Milletler (BM) iki yüzlü davranıyor bu konuda ve İsrail’e herhangi bir yaptırım uygulamıyor. 20 bine yakın insan öldürüldü, bunun 4 bini çocuk. Ve İsrail insanlar bölgede yaşayamasın diye alt yapıları bombalıyor, yolları kazıyor. Böyle bir süreçte ‘Ama Hamas…’ diyerek devrim yapılmaz. Filistin’deki laik örgütlere kulak vermek lazım” dedi.

    “SAVAŞIN BEDELİNİ HALKLAR ÖDÜYOR”

    DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Gazze’deki katliamı küresel savaş politikaları çerçevesinde değerlendirdi. Çiftyürek, “Gazze ve İsrail arasındaki taraflaşma daha da kötü bir noktaya geldi. Herkes kendi çıkarını gözeterek yaklaşıyor bu meseleye. Arap devletleri iki yüzlülük yapıyor. İran, bölgede bütün dengelere oynayan emperyalist bir ülke. Erdoğan ise bu savaş üzerinden propaganda yapıp, timsah gözyaşı döküyor. Filistin halkının acıları üzerinden ırkçı politikalar yürütülüyor. Bu uzatmalı, postmodern savaş ne yazık ki devam edecek ve bedelini halklar ödeyecek” diye konuştu.

    Çiftyürek, Filistin’in bölgesel ve küresel güçlerin kirli çıkarlarından arındırılmadan bu meselenin çözülemeyeceğine dikkat çekti.

    FAİK BULUT: BU KRİZ BİTMEYECEK

    Yazar Faik Bulut ise, İsrail’in Gazze üzerindeki saldırılarının nereye varacağına, bölgeye etkisinin ne olacağına dair değerlendirmede bulundu. Var olan krizin uzun bir süre bitmeyeceğini belirten Bulut, şu sözleri kullandı:

    “Dünya kaotik bir süreçten geçiyor. Özellikle bu süreçte yapılan savaşlar asimetrik, birbirine denk düşmeyen tarafların savaşlarıdır. Gazze’deki savaş da asimetrik bir savaştır ve kolay kolay bitmeyecek. Arap ülkelerinin çoğu Hamas’ı yavaş yavaş yola getirmeye çalışıyor. Netanyahu’nun Gazze’yi Filistin yönetimine teslim etme niyetinde değil. İsrail bir müddet İsrail askeri bir yönetim kurup, OHAL uygulayacak. Deyim yerindeyse kayyum atanacak. Bu savaşın yayılma ihtimali çok fazla.”

    Panel, soru ve cevapların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Depremin yıkıcılığı sergiyle kolektif bir hafızaya dönüştürüldü- VİDEO

    Depremin yıkıcılığı sergiyle kolektif bir hafızaya dönüştürüldü- VİDEO

    PİRHA- Antakya Sanat Kolektifi’nin düzenlediği “Öyle bir yere geldik ki, hiçbir sokağın adı yok” isimli serginin açılışı Mersin’de yapıldı. Antakya Sanat Derneği Başkanı Edip Yeşil, tek tek kişisel kayıtları bir araya getirerek, kolektif bir hafızaya dönüştürme amacı taşıdıklarını ifade etti.

    6 Şubat depremlerinde yaşanan yıkımı, enkazı, acıyı ve dayanışmayı görüntüleyen 80 adet fotoğrafın bulunduğu serginin açılışı Yenişehir Akademi Salonu’nda yapıldı. Sergide şiir ve metinlere de yer verildi.

    Açılış konuşmasını yapan Antakya Sanat Derneği Başkanı Edip Yeşil, unutmamak ve unutturmamak adına böyle bir çalışma ortaya koyduklarını belirtti.

    “SANAT İYİLEŞTİRİR”

    Edip Yeşil, depremin üzerinden 8 ay geçmesine rağmen acılarının hala ilk günkü gibi taze olduğuna ve sanat yoluyla yaşanan acıları hatırlatmak istediklerini ifade etti.

    Yeşil, “Yaralarımız kabuk bağlamadı. Orada kimse var mı sesleri bir kara basan gibi kulaklarımızda yankılanıyor. Cemal Süreya’nın dizlerini ödünç alarak, sanat iyileştirir diyerek de hüzünlü bir yolculuğa çıktık. Bu sergi bizzat depremzedeler tarafından fonsuz, sponsorsuz bir şekilde hazırlandı. Amacımız tek tek kişisel kayıtları kolektif bir hafızaya dönüştürmek, unutmamak ve unutturmak” dedi.

    DEPREMİN POLİTİK KISMINA VURGU YAPILDI

    Serginin Küratörü Adil Okay ise depremlerin politik kısmına değinerek, “Depremlerin büyük felakete dönüşmesinin sebebi makro ve mikro iktidarlardır. Siyasi iktidardan tutun da belediyelere, yardım kuruluşlarına kadar tüm yönetimlerin ihmalleri sebebiyle daha da büyük bir faciaya dönüştü süreç. Hiçbirini unutmamak lazım. Bu sergiyle makro-mikro iktidarlara dikkat çekmek istedik” sözlerini kullandı.

    Sergi, 15 Ekim Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek.

    PİRHA/ MERSİN

  • Dersim’de sergi açılışı: İçeride, Dışarıda Şiddet-VİDEO

    Dersim’de sergi açılışı: İçeride, Dışarıda Şiddet-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi, Görülmüştür Kolektifi ve Red Fotoğraf Grubu’nun ortaklığıyla, cezaevlerinde üreten yazar, şair ve çizerlerin ürünlerini dışarıyla buluşturmayı hedefleyen “İçeride, Dışarıda Şiddet” adlı bir sergi açıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi’nin organizasyonuyla hazırlanan “İçeride / Dışarıda Şiddet” isimli resim, şiir ve fotoğraf sergisi, Görülmüştür Kolektifi ve Red Fotoğraf Grubu’nun ortaklığıyla, Yeraltı Çarşısı Üstü’nde açıldı.  28-29-30 Ağustos tarihlerinde açık olacak sergi, saat 18.00 – 21.00 arası gezilebilir. Sergi kapsamında kapanış günü (30 Ağustos Çarşamba) açık mikrofon, müzik dinletisi gerçekleştirileceği belirtildi.

    “BU SERGİDE ÇIĞLIKLARI DUYACAKSINIZ”

    HDP Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile Dersim’deki sivil toplum ve siyasi parti temsilcilerinin katıldığı serginin açılışında konuşan Dersim İHD temsilcisi Hüseyin Yaşar Sezgin, “İçeride / Dışarıda Şiddet” adını verdikleri bu sergi için başvurdukları sanatçılardan kadına, çocuğa, emekçiye, mülteciye, LBGTİ+lar’a, tabiata, hayvana uygulanan şiddetin betimlenmesini istediklerini belirterek, “Özellikle tecrit içinde tecridi yaşayan, zor koşullarda üreten hapishanedeki yazar, şair ve çizerlerden yanıt gelmesi uzun sürdü.  Ama sonuçta başardık. Mahpus yazarların, şairlerin, çizerlerin eserleri sansüre, kötülük mühürlerine inat demir parmaklıkların arasından süzülüp bize ulaştı. Bunların yanı sıra alanlarında önemli projelere imza atan 22 fotoğraf sanatçısından da “şiddet” temalı birer fotoğraf alarak sergimizi tamamladık” dedi.

    Sergide içeride, dışarıda yaşanan şiddetin, acıları yarıştırmadan, açık, kapalı metaforlarla betimlendiğini ifade eden Sezgin, “Bu sergide tabiatın çığlığını duyacaksınız. Katledilen doğanın, kesilen ya da yakılan yüz milyonlarca ağacın, nesli tükenen hayvanların, suları kirlenen ya da kuruyan nehirlerin, göllerin çığlığını hissedeceksiniz. Bu sergide sermayenin ekolojik talanına karşı mücadele eden insanların uğradıkları baskıya rağmen başkaldırışlarını göreceksiniz. Bu sergide kimlik hakkı için mücadele eden, bu uğurda şiddete uğrayan, zindanlara düşen insanların seslerini duyacaksınız” dedi.

    “DEVLET AKLI KÖTÜLÜK ÜRETİYOR”

    Daha sonra söz alan ve hapiste üretmeye, hayatta kalmaya, ruh sağlığını korumaya çalışan insanların sanatla ilgilendiğini söyleyen Görülmüştür Kolektifi’nden yazar Adil Okay ise, “Zor koşullarda, renkli kalemlerin yasaklandığı zindanlarda, hücrelerde üretmeye çalışıyorlar. Tecride rağmen üretmeye çalışıyorlar. Biz Görülmüştür Kolektifi ve Red Fotoğraf Grubu olarak, 12 yıldır tutsakların bu eserlerini dışarıyla buluşturmaya çalışıyoruz. Onların tecride rağmen ürettiklerini, göstermeye çalışıyoruz. Onların feryatlarını duyurmaya çalışıyoruz” dedi.

    Türkiye’nin özellikle son yıllarda karanlık bir dönem yaşadığını ve bu karanlığın içeriye zifiri olarak yansıdığını çünkü içeridekileri görmediğimizi, yeterince duymadığımızı ve dönem dönem bu konuda şikayetlerin geldiğini belirten Okay, konuşmasını söyle sürdürdü.

    “Bilmediğimiz psikolojik işkencelere küçük bir örnek vereyim. Hapishanede 26 yıldır tutuklu olan bir kadın tutsak var, Aynur Repli. 18 yaşında hapishaneye girmiş, el yordamıyla çizmeye başlamış ve usta bir ressam olmuş, hiçbir eğitim görememiş. Aynur Repli’ye çizim kalemi yolladık ama çizim kalemleri yasak diye Şakran Kadın Hapishanesi’nde kendisine verilmedi. Bize geri yollamadılar, emanete kaldırdılar, ‘tahliye olunca alırsın’ diyerek. Neden olarak da kurum güvenliğini tehlikeye sokarmış. Oysa aynı çizim kalemlerini Iğdır Hapishanesi’ne yolladık, orda verildi ve ‘aldık’ diye teşekkür mektubu yolladılar”

    Artık her hapishanenin kendilerine göre uygulamaları olan ayrı bir cumhuriyet olduğunun altını çizen Okay, son olarak, “Devlet aklı kötülük üretiyor. Aynur Repli’nin bir tane kurşun kalemi var ama açamıyor. Bir aramada sakıncalı diye kalemtıraşını almışlar. Hapishane kantininde satılan kalemtıraşı alıyorlar elinden. O da kalemi bitince açabilmek için hapishane idaresine dilekçe veriyor. Yanında gardiyanlarla kalemini açmaya gidiyor, kalemini açıyor, geri dönüyor. Akıllara durgunluk veren bir işkence yöntemi. Tutsaklar böyle bir zulüm içinde üretiyorlar, düşünce üretiyorlar. İşte biz de bugün onların düşünce üretimlerini sizlerle buluşturduğumuz için mutluyuz. Onların seslerine ses olun. Hapishanedeki insanların mektuba ihtiyacı var, gıdaya ihtiyacı var. Bir adres alın, bir mektup da siz yazın” dedi.

    SERGİDE ESERLERİ YER ALAN SANATÇILAR

    İÇERİDEKİLER:
    AHMET BİLGE, AYHAN BOZKAYA, AYNUR EPLİ, BARIŞ İNAN, BERİTAN ANAHTAR. CEMAL BOZKURT, CENAN GENÇ, CENGİZ SİNAN ÇELİK, CİHAN KİRSİZ, EROL ZAVAR, HAYDAR BAYAR, HASAN ŞAHİNGÖZ, HÜSEYİN YILDIRIM, GÜLAZER AKIN, KEMAL AYHAN, FERHAN MORDENİZ, NECİP BAYSAL, MEHMET KARAMAN, MENAF OSMAN, M. ENES TUNÇ, MAHMUT ULUSAN, MEHMET BOĞATEKİN, MELİH GÜRLER, RESUL KOCATÜRK, ÖMER ÖZDURAK, TAYYAR EROĞLU, SAMİ ÖZBİL, SERDAR SÜRÜCÜ, SONA MENGÜTAY, İBRAHİM ŞAHİN, İLHAN SAMİ ÇOMAK, ZEYNEP AVCI, ZUHAL SÜRÜCÜ

    DIŞARIDAKİLER:
    ADİL OKAY, ARİF KILIÇ, ATİLLA ATALA, AYLİN ÖZTÜRK, DERYA NARLI, EDİP YEŞİL, FARUK BİLAL, GÜLSEREN AKDOĞAN, HABİP KOÇAK, HAKAN OTTAŞ, HALİL DOĞAN, KÖKSAL ŞAHİN, MEHMET ÖZER, METİN EKİNCİ, ÖZCAN YAMAN, TAMER ARDA ERŞİN, TAYFUN KESİK, TÜLİN ŞAHİN OKAY, ÜMİT KIVANÇ, YAĞIZ ESEN, YÜKSEL UYGUN

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Tabiatın çığlığı sergisiyle talanı ortaya koymaya çalıştık’-VİDEO

    ‘Tabiatın çığlığı sergisiyle talanı ortaya koymaya çalıştık’-VİDEO

    PİRHA- “Tabiatın Çığlığı” Karma fotoğraf sergisine dair konuşan Yazar Adil Okay, “Çevre sorunuyla ilgili yapılan çalışmalar oluyor ama sorunu çıkaranlar sponsor oluyor. Bu çelişkiyi ortaya koymakta fayda var. Nasıl ki sarı sendikalar var şu anda da sarı çevreci örgütler oluştu. Biz çevreciysek kapitalistlere karşı olmak zorundayız” diye konuştu.

    22’incisi düzenlenen Evvel Temmuz Festivali kapsamında Yazar Adil Okay’ın küratörlüğünde “Tabiatın Çığlığı” Karma fotoğraf sergisi açıldı.

    9-14 Temmuz tarihleri arasında gezilecek sergiye dair Yazar Adil Okay PİRHA’ya konuştu.

    Okay, “Tabiatın Çığlığı” Karma fotoğraf sergisine dönük yoğun ilginin olduğunu ifade ederek, “Açtığımız sergiler toplumsal sorunlara dair. Bu sorunlara kamuoyunda duyarlılık oluşturmak için çalışıyoruz. Bilinen ama yok sayılanı görünür kılmaya çabası içinde sergimizi Türkiye’nin birçok yerinde yurttaşlarla buluşturduk” dedi.

    İklim krizinin bir kapitalist talan sistemi olduğunun altını çizen Okay, “Çevre sorunuyla ilgili yapılan çalışmalar oluyor ama sorunu çıkaranlar sponsor oluyor. Bu çelişkiyi ortaya koymakta fayda var. Nasıl ki sarı sendikalar var şu anda da sarı çevreci örgütler oluştu. Biz çevreciysek kapitalistlere karşı olmak zorundayız” diye konuştu.

    Çevre, kimlik ve sınıf temalı sergiler yapmaya devam edeceklerini aktaran Okay, sorunlar üzerine duyarlılık yaratmaya devam edeceklerini söyledi.

    PİRHA/HATAY 

     

  • Yazar Adil Okay, ‘Firari Yazılar’ kitabının serüvenini anlattı-VİDEO

    Yazar Adil Okay, ‘Firari Yazılar’ kitabının serüvenini anlattı-VİDEO

    PİRHA- Yazar Adil Okay ‘Firari Yazılar’ kitabının çıkış sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. Okay, cezaevlerinde sanat ve edebiyatın tüm baskılara karşın devam ettiğinin altını çizerek, ‘Cezaevlerinde zor şartlarda çıkan bu yapıtlara sahip çıkalım” çağrısında bulundu.

    Yazar ve insan hakları aktivisti Adil Okay ve Dr. Ayhan Kavak ile birlikte hazırladığı ‘Firari Yazılar’ kitabı raflardaki yerini aldı. Farklı cezaevlerinde tutulan 38 tutuklu yazarın yazılarından oluşan “Firari Yazılar” adlı kitabına dair Yazar Adil Okay sorularımızı yanıtladı.

    ‘FİRARİ YAZILAR’ KİTABINDA 38 ŞAİR VE YAZAR VAR”

    Diren KESER: Firari Yazılar fikri nasıl oluştu?

    ADİL OKAY: Bu kitap fikri Ayhan Kavak ile yazışmalardan ortaya çıktı. Doktor Ayhan Kavak 20 yılı aşkın bir süredir hapishanede. Hekimliğinin yanı sıra edebiyat ve sosyoloji alanında çalışmaları var. Ayhan Kavak’la 10 yıldır yazışıyorum. Mektuplaşırken ortak bir proje yapalım dedi ve ‘Firari Yazılar’ fikri ortaya çıktı.

    Görülmüştür Kolektifi olarak her yıl fonsuz, sponsorsuz imece usulü bir proje hazırlıyoruz. ‘Firari Yazılar’ kitabının önerisi de Dr. Ayhan Kavak’tan geldi. Birlikte tutsak yazar ve şairlere sorulmak üzere 15 soru hazırladık. Soruların çoğunu Ayhan hazırladı. İsimleri belirledikten sonra belirlenen isimlere yolladık. Bu sürede mektupların bazıları kayboldu, bazı isimlerden geri dönüş alamadık. Uzun, meşakkatli ve zor bir çalışma oldu ama başardık.

    ‘Firari Yazılar’ kitabında 38 şair ve yazar var ancak Türkiye hapishanelerinde yüzlerce yazar, şair ve ressam var. Bizler 50 kişiyle sınırladık. Her siyasi gelenekten ve kitabı yayınlanmış olsun istedik. Bize 38 şair ve yazar bize olumlu cevap verdi. Sonuç itibariyle 418 sayfalık kitap ortaya çıktı. Sorular içerisinde hapishane edebiyatı konusundan, hapishanede üretimin zorluklarına kadar çeşitli sorular vardı. Nasıl üretiyorlar, hangi koşullarda üretiyorlar, politik bakışları, edebiyata, sanata bakışları nedir? gibi soruları sorduk.

    Aynı zamanda ‘Hapishane Edebiyatı’ kavramını tartışmaya açtık. İnsanlar ‘Hapishane Edebiyatı’ kavramını yanlış yorumluyorlar. ‘Hapishane Edebiyatı’ kavramı deyince sadece hapishane ile ilgili konular var. Halbuki hapishanede bulunan yazar, şair ve ressamlar bulundukları yerlerden dışarıyı da yazıyor ve çiziyorlar. Sorulardan biri de ‘Siz içeriden dışarıyı nasıl betimliyorsunuz?’du. Bu insanların düş gücü duvarları aşıyor.

    “TUTSAKLAR YAZARKEN SANSÜRE KARŞI KENDİLERİNE FARKLI BİR YOL AÇIYORLAR”

    Cezaevlerinde olanaklar sınırlı. Bu olanaksızlıklara karşın bu üretimler nasıl ortaya çıkıyor?

    Tutsaklar yazarken sansüre karşı kendilerine farklı bir yol açıyorlar. Metaforlara başvuruyorlar. Oda onların sanatsal güçlerine yansıyor. Ama bu aralar kaybolan eserler çok oluyor. Mesela Bager Sayak diye yazar bana bir mektup yazmıştı. Cezaevi idaresi tek nüshalık romanını almış ve geri vermemiş. Böyle yüzlerce örnek var.

    Ressamların durumuna da değinmek lazım. İçeride boyalı kalem yasak. Aynur Epli çok iyi çiziyor. Yakın zamanda Aynur’a çizim kalemlerini vermediler. ‘duvarları delen çizgiler’ adlı resim sergisini hazırlarken, Zehra Doğan regl kanında boya yaparak resimlerini çizdi. Ressamlar, yazarlar, şairler bu koşullarda üretiyorlar.

    Önceki yıllar sınırsız dergi yollarken, şimdi yasakladılar, sınırladılar. Sonra kitapları yasaklayıp, mevzuata uydurup 10 adetle sınırladılar. Oysa yazar, şair ve araştırmacıların başucunda sürekli kitaplar olmak zorundadır. Bunun dışında keyfi yasaklar var. Bir hapishanede yasak olan kitap başka bir hapishanede serbest. Şunu sorduk ve sormaya devam ediyoruz: bu ülkede kaç Adalet Bakanlığı, kaç mevzuat, kaç yasa, kaç anayasa var?

    Her hapishanede bir eğitim komisyonu var. Bu eğitim komisyonunu ‘Okumaz, yazmaz eğitim komisyonu’ olarak görüyorum. Okusalar bu kitapları yasaklamazlar. ‘Duvarları Delen Çizgiler’ kitabı içeriden dışarıya çıkmış ve ‘Görülmüştür’ damgası vurulmuş ama yasaklanıyor.

    “KAÇ ADALET BAKANLIĞI VAR?”

    -‘Firari Yazılar’ kitabı da içeriden çıkmış ama yasaklanabiliyor.

    Böyle akıl almaz yasaklar. Dediğim gibi ‘Kaç Adalet Bakanlığı var?’

    “HAPİSTEKİ YAZARLARIN ÜRETİM KOŞULLARINA DEĞİNDİK”

    -‘Firari Yazılar’ kitabında ne var?

    ‘Firari Yazılar’ kitabında hapisteki yazarların üretim koşullarına değindik. Yazar, şair ve sanatçılar üretmek için bazen kalabalıklara karışıp anonim olmak isterler. Bazen de tamamen yalnız olmak isterler. Hapishane koşullarında yazar, şair ve sanatçıların anonim olma ya da yalnız kalma şansı yok. Örnekler çok. Bir yazar 300 sayfalık romanını elle 3 nüsha olarak yazıyor., 900 sayfa. Bu koşullarda üretiyorlar ve bu üretimlere sahip çıkılmasını istiyorlar. Yazar Seyit Oktay, ‘insanlar bizi duvar fotoğrafı sanmaya başladılar’ diyerek, kendilerinin ‘unutulduklarını’ ifade ediyor.

    Görülmüştür Kollektifi’nin temel bir sloganı var; ‘Sizin hala bir mektup arkadaşınız yok mu? Bir adreste siz alın, bir mektupta siz yazın’ diyoruz. Gittiğimiz her sergide, her panelde adres dağıtıyoruz. Çünkü mektuplar hapishanedekilerin gıdasıdır. O mektuplardan ilham alıyorlar ve öyküler, şiirler yazıyorlar.

    ‘Bazen dışarının içeriden farkı yok’ deniliyor. Bu doğru değil. Evet karanlık bir dönemdeyiz ancak bizler gökyüzüne bakıyoruz, denizi görüyoruz, istediğimiz yere gidebiliyoruz. Ancak hapishanelerde bu imkanlar yok; gökyüzü sınırlı, uzağa bakma şansı yok. Böyle koşullarda insanlar üretmeye çalışıyorlar.

    “GARİBE GEZER”İN MEKTUPLARINDA UMUT VARDI”

    ‘Firari Yazılar’ kitabında hasta mahpuslar da var. 

    Erol Zavar kanser hastası. 20 defa ameliyat oldu ve hala serbest bırakılmıyor. Hem güzel hem hüzünlü bir haber de vermek isterim. Bu kitapta yer alan mahpuslardan kanser hastası Nevzat Çapkın tahliye oldu. Şimdi dışarıda kemoterapi görüyor. Ergül Çiçekler wernicke-korsakoff hastası. Bunun yanında hasta olan bir çok tutsak var. Türkiye hapishanelerde binlerce hasta tutsak var. Bunların 600’ü ölüm sınırında. Bu nasıl yönetim şekli aklımız almıyor. Yüreğimiz yanıyor. Garibe Gezer pırıl pırıl bir kadındı. Mektuplarında umut vardı.

    “KİTABA SAHİP ÇIKABİLİRLER”

    -‘Firari Yazılar’ kitabına nasıl ulaşılabilir?

    ‘Firari Yazılar’ kitabına internet ortamında ulaşılabilir. Okuyucular yaşadıkları kentteki kitapevlerine gidip sipariş verebilir. Her yerde imza günü yapamıyoruz, ancak davet geldiğinde gidiyoruz. Bizi beklemeden kitaba sahip çıkabilirler. Dr. Ayhan Kavak’a mektup yazabilirler, bana ulaşabilirler. Kitaba ulaşma şansı çok ve kitap indirimli bir şekilde satılıyor.

    Diren KESER/MERSİN

  • 38 tutuklu yazarın yazdığı kitabın sadece Bolu Cezaevi’nde yasaklanmasına tepki-VİDEO

    38 tutuklu yazarın yazdığı kitabın sadece Bolu Cezaevi’nde yasaklanmasına tepki-VİDEO

    PİRHA- “Firari Yazılar” adlı kitap, Bolu F T Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Yazar Erol Zavar’a verilmedi. Bu duruma kitabın hazırlayanlardan Adil Okay tepki göstererek, yazarlar, şairler ve yazar örgütlerinin yaşanan olumsuzluklara müdahil olması çağrısında bulundu. 

    Farklı cezaevlerinde tutulan 38 tutuklu yazarın yazılarından oluşan “Firari Yazılar” adlı kitap, Bolu F T Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan yazarı Erol Zavar’a verilmedi. Cezaevlerinden gönderilen yazılardan oluşan kitabın, “yasa dışı” ve “sakıncalı” gibi gerekçelerle cezaevleri yönetimleri tarafından kabul edilmemesine dair İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi’nde basın açıklaması düzenlendi.

    “BİR DEVLET GÖREVLİSİNİN NEFRET SÖYLEMİNİ KINIYORUZ”   

    İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir açıklama öncesi sanatçı Sezen Aksu’nun başta Cumhurbaşkanı olmak üzere çeşitli kesimler tarafından bir şarkı sözü bahane edilerek hedef gösterilmesini kabul etmediğini belirterek, “İHD olarak ifade özgürlüğünün yanındayız. Bir devlet görevlisinin bir sanatçıya veya yurttaşa karşı nefret söylemini kınıyoruz” dedi.

    Demir’in ardından açıklamayı okuyan ve Dr. Ayhan Kavak ile birlikte kitabı hazırlayan Fransa PEN üyesi, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi, Görülmüştür Kolektifi sözcüsü yazar Adil Okay, “Sansür yalnızca üretim için gerek duyulan kaynakların yasaklanması olarak çıkmaz karşınıza. Kimi zaman da doğrudan, üretimleriniz idarenin politik tercihlerinin hışmına uğrayabilir ve bazen kısmen bazen tamamen sansürlenir. Bu durum sıklıkla yaşandığından, giderek “acaba şunu yazsam takılır mı” kaygısı oluşabiliyor. Böylece “öğrenilmiş çaresizlik” denilebilecek oto sansür gelişebiliyor. Bu da bir çeşit ezop dili geliştirilmesine ve güçlü imgeler yaratılmasına da sebep olabiliyor” dedi.

    “BAŞKA HAPİSHANELERDE SERBEST OLAN KİTAP EĞİTİM KOMİSYONU’NA TAKILMIŞTIR”  

    Bolu Hapishanesi’nin Dr. Ayhan kavak ile birlikte hazırladıkları, içlerinde Erol Zavar’ın, Gültan Kışanak’ın, Leyla Atabay’ın, Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu 38 mahpus yazar ve şairin söyleşilerinden oluşan Firari Yazılar adlı Kültür Bakanlığı’nın İSBN numarası verdiği yasal kitabını tehlikeli bulup yasaklandığını ifade eden Okay, “Kitabın sahiplerinden olan kanser hastası şair Erol Zavar’a vermemiş. Yani başka hapishanelerde serbest olan, kitapçılarda satılan bu kitap Bolu hapishanesinin “okuma yazma bilmeyen” Eğitim Komisyonu’na takılmıştır” diye konuştu.

    “KİTABIMIZ BOLU F TİPİNDE NEDEN YASAK?”   

    “Kitabı okusalar ufukları açılır, ‘yasak mührü’nü vurmazlardı” diyen yazar Okay, “Örnekler saymakla bitmez. Erol Zavar bana gönderdiği 1 Ocak 2022 tarihli son mektubunda kitabını alabilmek için sonuna kadar mücadele edeceğini şimdi de Ağır ceza mahkemesine başvuracağını söylüyor. Bu kez de ben Adalet Bakanı’na soruyorum. Başka hapishanelerde serbest olan kitabımız Bolu F Tipinde neden yasak. Neden tehlikeli ve baştan çıkarıcı bulunmuş” ifadelerini kullandı.

    “NE EROL YAZMAKTAN, DİRENMEKTEN VAZGEÇECEK, NE DE BİZ”

    Yazarlar, şairler ve yazar örgütleri bu olaylarda müdahil olması çağrısında bulunan Okay, şunları dile getirdi:

    “Keyfi olarak yasaklanan kitapların takibi sadece aklı özgür ama eli kolu bağlı mahpuslara bırakılmamalıdır. Ne Erol yazmaktan, direnmekten vazgeçecek ne de biz. Onlara kitap yollamaya da devam edeceğiz. Keyfi yasak koyucuları teşhir etmeye devam edeceğiz. Karşımızda kendi yasalarına, cezaevi mevzuatına uymayan hapishane idareleri. Bizden alınan vergilerle maaş alan, ellerindeki yetkiyi kötüye kullanan sözde “Eğitim” Komisyonları. Onları destekleyen İnfaz Hâkimleri. Nereye kadar. Gün olur devran döner bu keyfi yasak koyucular kamu vicdanı yanı sıra mahkemelerde de yargılanır.”

    PİRHA/MERSİN