PİRHA- Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla yapılan anmaya Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katılması tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.
Alevi toplumunun ‘Alevi Diyaneti’ olarak tanımladığı Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilerin yıllardır yaptığı etkinliklere ortak olmaya çalışıyor.
Son olarak Adıyaman’ın Yedioluk Köyü’nde, Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla anma programı düzenlendi.
Anmaya, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin de katılırken, PSAKD Adıyaman Şube yönetimi, bu durumu protesto ederek, anmayı terk etti.
Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ, bağımsız bir dernek olduklarını, herkese davetiye gönderdiklerini, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da anmaya çağırmalarında herhangi bir sakınca görmediklerini, organizasyonun kendi tasarruflarında olduğunu ifade etti.
Zeki Akdağ’ın sözleriyse tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.
“İKTİDARINI DEVAM ETTİRMEK İSTEYENLER İKRARDAN UZAKLAŞTI”
Alevi toplumunun ikrarla ayakta durduğunun altını çizen İnanç Dolu, “Derneklerin kurulmasıyla ikrarın yerini iktidar aldı. İktidarı devam ettirmek isteyenler ikrardan uzaklaştı” dedi.
Yaşanın bütün Alevi toplumunu ilgilendirdiğine dikkat çeken Dolu, ” Yıllardır anmalar ve etkinlikler lokmalarla yapıldı, yapılıyor. Etkinliklikleri karşılamak elbette bir bütçe gerektiriyor. Ancak pirlerimizin yaptığı gibi ‘bir lokma, bir hırka’ ile, namerde muhtaç olmadan yapmalıyız. Ancak bazı dernekler ve başkanları kim olduğuna bakmadan yada Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ da olduğu gibi rızasız lokma alıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz, Alevi Yol’una uzak tutumlarını kınıyoruz” diye belirtti.
“BİZİM TOPLUMUMUZDA HERKESE DAVETİYE GÖNDERİLMEZ”
Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ’ın ‘Biz herkese davetiye gönderdik’ sözünü de değerlendiren Dolu, “Bizim toplumumuzda herkese davetiye gönderilmez. Kaldı ki Axuçan Ocağı evladı olarak bize davetiye gelmedi. ” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Adıyaman’da düzenlenen Ape Aziz Dede anma programında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı temsilcilerinin de yer alması tartışmaya neden oldu. Pir Sultan Abdal Derneği Adıyaman Şubesi, kurumun davet edilmesini protesto ederek etkinlik alanını terk etti.
Adıyaman’da gerçekleştirilen Ape Aziz Dede anma programında yaşanan tartışma, Alevi kurumları ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı. Programa başkanlık temsilcilerinin katılması üzerine söz alan Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman, kurumlarının söz konusu başkanlığa yönelik tutumunun net olduğunu belirterek tepki gösterdi.
Ali Sekman, Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenlerinin iki yıldır Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile herhangi bir ortak çalışma yürütmediğini hatırlattı. Geçen yıl aynı gerekçeyle anma etkinliğine katılmadıklarını ifade eden Sekman, bu yıl ise program afişlerinde başkanlık temsilcilerinin yer almadığını belirterek davet edildiklerini sonradan öğrendiklerini söyledi.
Sekman, “Pir Sultan Abdal örgütü olarak bunu kabul etmiyoruz. Alevi toplumunun asimile edilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Cem evlerinin bazı ihtiyaçlarının karşılanması üzerinden inancımıza yön vermeye çalışan bir kurumu da kabul etmiyoruz” dedi.
Programda söz alan etkinlik organizatörlerinden bir temsilci ise Alevi toplumunun farklı kesimlerini dışlamadıklarını belirterek, “Biz bütün insanlara kucak açıyoruz. Kimseye karşı ön yargımız yoktur. Bizim tercihimiz kendi insanlarımız arasındaki çelişkilere odun taşımak değil, insanlarımızı bir arada tutmaktır” ifadelerini kullandı.
Aynı konuşmada, etkinliği düzenleyen kurumun herhangi bir federasyona bağlı olmadığı vurgulanırken, “Sizleri davet ettiğimiz gibi onları da davet ettik. Buyurdular geldiler. Biz hiçbir federasyona bağlı değiliz, onların aldığı kararlar bizi bağlamaz” denildi.
Karşılıklı açıklamaların ardından Pir Sultan Abdal Derneği Adıyaman Şubesi üyeleri program alanını terk etti. Şube Başkanı Ali Sekman, alanı terk etmeden önce yaptığı konuşmada, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı “Alevi toplumunu asimile etmeye çalışan bir yapı” olarak değerlendirdiklerini belirterek, bu kurumla birlikte hareket eden yapıları teşhir etmeyi sürdüreceklerini söyledi.
PİRHA-GADEV Alevi Akademisi, Alevi coğrafyalarını demografi, ritüel ve gelenekler üzerinden ele alan 2026/2027 eğitim programını başlattı. İlk konferansta Veli Büyükşahin tarafından Adıyaman başlığı ele alınırken, Ali Sizer’in deyiş ve kılamlar seslendirdi.
Alevi toplumunun inançsal, kültürel ve tarihsel birikimini bilimsel bir perspektifle ele almayı hedefleyen GADEV Alevi Akademisi, 2026/2027 eğitim programını başlattı.
Programın ilk etkinliğinde, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlıklı konferansla başladı.
Açılış konuşması yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Prof. Dr. Şükrü Aslan, Alevilik ve eğitim programı hakkında konuştu.
Sanatçı Ali Sizer, seslendirdiği deyişler ve kılamlar ile inanç ve kültürün sözlü aktarım geleneği hakkında bilgi paylaştı.
Gazeteci Veli Büyükşahin de, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlığıyla ilgili sunum yaptı.
PİRHA-Adıyaman’ın Bağlıca Köyü’nde Cengiz Holding tarafından faaliyete sokulan Eti Bakır İşletmesi’nin maden sahasından akarsulara bırakılan kimyasal atık su, balıkların yaşam alanını tehdit ediyor.
Adıyaman’ın Bağlıca Köyü’nden geçen Pamuk Çayı’nda birçok balık telef oldu. 2019’da Adıyaman merkeze bağlı Koçali ve Bağlıca Köyü’nde faaliyete başlayan Cengiz Holding’e ait olan Eti Bakır İşletmesi’nin atık suları akarsulara karışarak canlıların bulunduğu Pamuk Çayı’nda risk oluşturuyor.
Son yıllarda atık sulardan dolayı balık ölümleri yaşanırken, yapılan itirazlar da sonuçsuz kaldı. Yöre halkı durumdan şikayetçi olurken, yetkilelerden olaya müdahale edilmesi gerektiği ifade edildi.
PİRHA- Bulam Der, “Adıyaman Kültür Buluşması” etkinliği düzenledi. Etkinliğe katılım yoğun olurken, sanatçılar Haşim ve Gülistan Tokdemir’in söylediği klam ve şarkılarla halay çekildi.
Adıyaman Bulam ve Çevre Köyleri Kültür Derneği (Bulam Der) “Adıyaman Kültür Buluşması” etkinliği düzenledi. Mersin Büyükşehir Kongre Merkezi’nde gerçekleşen etkinliğe katılım yoğun oldu.
“KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM”
Etkinlikte konuşan Bulam Der Başkanı Ali Arici, kültürün önemine dikkat çekerek, katkıda bulunanlara ve gelen yurttaşlara teşekkür etti. Yapılan konuşmanın ardından sanatçılar Haşim-Gülistan Tokdemir klam ve şarkılar seslendirdi. Etkinlik halaylarla son buldu.
Etkinliğe dair ajansımıza konuşan Bulam Der Başkanı Ali Arici, sivil toplum örgütlerinin ülkelerin demokrasilerinde önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Sivil toplum örgütleri güçlü olmazsa, o ülkede demokrasi, adalet, insan hakları ve diğer bütün değerlerde sarsılmalar meydana gelir. Bu anlamda insanların taleplerini dile getirmeler, kendilerini ifade etmeleri adına hemşeri derneklerine çok ihtiyaç var. İnsanların kendi kültürlerini yaşamaları gerekiyor. Kendi köklerinde kopan hiçbir bitki hayatta kalamaz. Yaşaması için köklerine bağlanması lazım. Biz bunu yapabilmek adına etkinlikler yapıyoruz” dedi.
PİRHA- Halepçe’de 1988 yılında kimyasal silahlarla binlerce insanın öldürülmesinin üzerinden 38 yıl geçti. Birçok şehirde Halepçe Katliamı’na ilişkin anma düzenledi. Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, konuyla ilgili anma programı düzenleyerek yaşamını yitirenleri andı.
Tarihi kaynaklara göre dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in emriyle başlatılan Enfal Operasyonları’nda 150 bine yakın insan katledildi. Bu katliamların bir kısmı kimyasal silah kullanım ile oldu. 1988’de gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda ise zehirli gaz saldırısında 5 bin kişi öldü, 7 bin kişi yaralandı.
Halepçe Katliamı’nın 38. yıl dönümünde Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, katliamda yaşamını yitiren canları düzenledikleri programla andı.
“KATLİAMLARI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri(PSAKD) Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman okudu.
Sekman, “16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde gerçekleştirilen kimyasal saldırı, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. Saddam Hüseyin rejimi tarafından gerçekleştirilen bu saldırıda binlerce Kürt; kadın, çocuk, yaşlı demeden kimyasal gazlarla katledildi. Halepçe’de yalnızca bir kent değil, insanlığın vicdanı hedef alındığını” söyledi ve devamında şunları dile getirdi:
“Halepçe Katliamı bizlere bir gerçeği hatırlatmaktadır: Halklara karşı işlenen katliamlar, nerede ve kime karşı yapılırsa yapılsın insanlık suçudur ve unutulmadıkça bir daha yaşanmalarının önüne geçilebilir.”
Katliamların Halepçe ile sınırlı olmadığını hatırlatan Sekman, “Ne yazık ki katliamların acısı yalnızca Halepçe ile sınırlı değildir. Ülkemizde de halkların, emekçilerin ve farklı inançların hedef alındığı pek çok acı yaşanmıştır. Maraş Katliamı, Çorum Katliamı, Sivas Katliamı, Gazi Mahallesi Olayları, Ankara Gar Katliamı ve daha niceleri; bu topraklarda hafızalarımızdan silinmeyen büyük acılar olarak yerini korumaktadır” dedi.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞEREK DEMOKRATİK VE EŞİT BİR GELECEK İNŞA EDİLEBİLİNİR”
Ali Sekman, geçmişle yüzleşilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bizler biliyoruz ki; katliamlarla yüzleşmeden gerçek adalet ve toplumsal barış mümkün değildir. Geçmişle yüzleşmek, hakikati ortaya çıkarmak ve sorumluların hesap vermesini sağlamak; demokratik ve eşit bir geleceğin temel şartı” olduğunu belirtti.
Sekman, Adıyaman Emek ve Demokrasi Güçleri olarak yaşanan katliamları hatırlatmaya devam edeceklerini belirterek, “Halepçe’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. Onların anısı önünde söz veriyoruz: Halklara karşı işlenen hiçbir katliamı unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.
Son olarak ise, “Halkların eşit, özgür ve barış içinde yaşayacağı bir ülke ve dünya için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Katliamları unutmadık, unutturmayacağız. Halepçe’nin, Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın ve tüm katliamların hesabı sorulana kadar mücadelemiz sürecek” denildi.
Anma programı, yapılan açıklamanın ardından sinevizyon gösterimiyle devam etti. Hemen akabinde ise ağıt ve deyişlerle son buldu.
PİRHA – PSAKD Adıyaman Şubesi, MEB tarafından okullarda yürürlüğe konulan dini içerikli eğitimleri protesto etti. Şube binası önünde yapılan açıklamada “Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz” denildi
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından maarif modeli kapsamında yürürlüğe konulan Ramazan Ayı Etkinliklerine karşı bir tepki de Adıyaman’dan geldi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi, yaptığı basın açıklamasında hükümetin, inançlar arasında ayrım yaptığını ifade etti. PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman, yaptığı konuşmada, Alevi toplumu olarak eşitliği ve çoğulculuğu esas alan bir eğitim anlayışını savunduklarını söyledi.
“AÇIK BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”
Milli Eğitim Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği ‘Ramazan Ayı Genelgesi’nin derhal geri çekilmesi gerektiğini söyleyen Ali Sekman, şu açıklamayı yaptı:
Bu genelge, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklik ilkesinin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha göstergesi olmuştur. Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur.
Bu genelge, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahaledir.
Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.”
“BU DAYATMAYI TANIMIYORUZ”
Ali Sekman, devletin görevinin, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak olduğunu ifade etti. Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığını söyleyen Sekman, sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir.
Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir.
Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz.”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi Hızır Cemi yürüttü. Hızır Cemi’ni Uryan Hızır Ocağı’ndan Deniz Büyükşahin yürütürken, çocuklar ve gençler semaha durdu.
PİRHA- Adıyaman’da 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında depremzedeler konteynerlerde yaşamaya devam ederken, kalıcı konut taleplerinin karşılanmadığını söyledi.
6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.
6 Şubat depremlerinin ağır yıkım yaşattığı Adıyaman’da, aradan geçen üç yıla rağmen binlerce depremzede kalıcı konutlara yerleşemedi. Adalet Peşinde Aileleri Platformu’ndan Filiz Sırtıkara ve Sabahat Ala, deprem sonrası yaşam koşullarının değişmediğini belirterek yaşadıkları mağduriyeti PİRHA’ya anlattı.
“ENGELLİ KALDIM, HALA KONTEYNERDAYIM”
Depremde ağır yaralanarak engelli kalan Filiz Sırtıkara, yaşamının üç yıldır konteynerle sınırlı olduğunu söyledi. Kiracı olduğu için TOKİ’den konut çıkmadığını belirten Sırtıkara, kalıcı barınma talebini şu sözlerle dile getirdi:
“Bizim için, benim için hiçbir şey değişmedi. Depremde engelli kaldım. Parmağımı kaybettim, omzumu kullanamıyorum. Yüzümün her tarafında demir var; yüzüm parçalandı. Kiracıyım ve TOKİ de çıkmadı. Eşimi kaybettim, hiçbir gelirim yok. Engelli konteynerinde kalıyorum ve hâlâ oradayım. Bu yaştan sonra engelli olmak çok zor. Komşularımı kaybettim. Hayat benim için çok zor. Benim gibi engelli olup konteynerda kalanların da evleri yok. Onlar da kiracı ve onlara da TOKİ çıkmadı. Yaşayacak bir gelirimiz yok. Biz kalıcı konut istiyoruz.”
“BİN METREKARE YERİM VARDI, EV VERİLMEDİ”
Depremde eşini kaybeden Sabahat Ala ise mülk sahibi olmasına rağmen kendisine konut verilmediğini söyledi. Üç yıldır torunlarıyla birlikte konteynerde yaşadığını belirten Ala, sürece tepki göstererek, “İki dükkanlı, beş katlı apartmanım depremde yıkıldı. Eşim vefat etti, oğlum ağır yaralandı. Şimdi üç yıldır konteynerda kalıyoruz. Şehrin en değerli yerinde bin metrekare yerim vardı. ‘Apartmanınızı yapıp ev vereceğiz’ dediler ama uygulamada hiçbir şey verilmedi. Torpilli olanlar evlerini aldı, biz alamadık” diye konuştu.
Ekonomik koşulların da yaşamı daha zor hale getirdiğini belirten Ala, hükümete seslenerek, “Üç yetim torunuma bakıyorum. Beş kişi bir konteynerde yaşıyoruz. Emekli aylığım yetmiyor. Ben sadece hakkım olan evi istiyorum. Bir emekli aylığım var, beş kişiye bu para yetmiyor. Cumhurbaşkanı mümkünse herkesin hakkı olan evi verilecek demişti. Benim de hakkım olan evi versinler istiyorum” dedi.
PİRHA- Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz ve sanatçı Haşim Tokdemir, depremin üzerinden üç yıl geçmesine karşın Adıyaman’daki yurttaşların mağduriyetlerinin hala devam ettiğini belirterek, hükümete eksikliklerin giderilmesi ve halkın sesinin duyulması çağrısında bulundu.
6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.
6 Şubat depremlerinden en ağır şekilde etkilenen illerden biri olan Adıyaman’da aradan geçen 3 yıla rağmen barınma, altyapı ve sosyal destek sorunları devam ediyor.
Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz ve Adıyamanlı Sanatçı Haşim Tokdemir hem depremin ilk günlerinde yaşananları hem de bugün gelinen noktayı değerlendirerek, devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etti.
“DEPREMDE ADIYAMAN UNUTULDU”
Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz, depremde yalnız bırakıldıklarını ve devlet yetkililerinin Adıyaman’ı görmediğini belirtti. Karagöz, depremin ilk günlerinde yurttaşların tamamen kendi imkanlarıyla hayatta kalmaya çalıştığını vurgulayarak, “6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçti ancak bu süre içinde Adıyaman’da gözle görülür bir hizmet yapılmadı. Depremden sonraki ilk 3 gün Adıyaman unutuldu. O günlerde sağımızda solumuzda bize uzanan hiçbir el yoktu. Bu eli 3 gün boyunca bekledik ama bir türlü gelmedi. Enkaz altındaki cenazelerimizi kendi ellerimizle kazıya kazıya çıkardık. Kefensiz bir şekilde toprağa verdik. Sosyal devletin bir görevi vardır ama Adıyaman’da bu görev yerine getirilmedi” diye konuştu.
TOKİ ELEŞTİRİSİ VE HÜKÜMETE ÇAĞRI
Karagöz, deprem sonrası inşa edilen TOKİ konutlarının depremzedelerin barınma hakkını güvence altına almak yerine yeni bir mağduriyet alanına dönüştürüldüğünü dile getirdi. Konutların yüksek bedellerle satıldığını ve dağıtım sürecinde adaletsizlik yaşandığını vurgulayan Karagöz, “Bugün hala Adıyaman’da yaklaşık 30 bin insan konteynerlerde yaşıyor. Bu, dünyanın ve siyasi hükümetin utancıdır. İnsanlar 21 metrekarelik konteynerlerde hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. TOKİ tarafından yapılan konutlara bakıldığında, bu evler vatandaşa 4–5 milyon TL bedelle satılıyor. Hak etmeyen insanlara ev çıkarken, gerçekten ihtiyacı olanlara ev çıkmıyor. 300 dönüm arazisi olan insanlara ev çıktığını görüyoruz. Sosyal devlet; depremde, yangında, selde vatandaşının yanında olandır. Peki sosyal devletin görevi, depremzede halka verilen evleri parayla satmak mıdır? Bu doğru değildir. Bu kapitalizmdir ve halka yapılan bir zulümdür” dedi.
Adıyaman’da halen devam eden sorunlarının çözümü için hükümete çağrıda bulunan Karagöz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için Ankara hükümeti halkın sesini duymalıdır. Deprem yalnızca yıkılan binalarla sınırlı değildir, sosyal yaralar hala açıktır. 11 ilde yaşanan bu büyük felaketin sorumluluğu unutulmamalı, yaralar eksiksiz şekilde sarılmalıdır. Bu kokuşmuş düzen içerisinde halkımızı dayanışmaya, birlik ve beraberliğe davet ediyorum. Bugün bu düzen değişmedikçe, halk adına toplanan vergiler halka sunulmadıkça, halk refaha kavuşamayacaktır.”
“İNSANLAR BİR AN ÖNCE KONUTLARA KAVUŞMALI”
Adıyamanlı sanatçı Haşim Tokdemir ise deprem günlerinde yaşadıklarının kendisini derinden etkilediğini ve bu acıların bir ağıda dönüştüğünü söyledi. Tokdemir, ilk günlerde yardımların halktan geldiğini, devletin ise sahada olmadığını belirterek, yaşadıklarını şu sözlerle aktardı:
“Allah bir daha böyle bir felaketi yaşatmasın, eksikler çoktu. Üç gün boyunca Adıyaman’daydık. İnsanların kendi imkanlarıyla getirdiği yardımlar vardı, devlet yoktu. Bu yaşananların üzerine bir ağıt yazdım. Karın ortasında yalın ayak yürüyen çocukları, gecelikle kar altında dolaşan insanları gördüm. Burada hala konteynerlerde yaşayan insanlar var. Bu insanlar bir an önce evlerine kavuşmalı, verilen evler depremzedelere çok cüzi bedellerle sunulmalı. İnsanlar evlerini, evlatlarını kaybetti bir de maddi olarak ezilmemeli.”
PİRHA- Adıyaman Baro Başkanı Bilal Doğan, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen acıların hala çok taze olduğunu belirterek, afet öncesi planlama eksikliğinin felaketin boyutlarını büyüttüğünü vurguladı.
Adıyaman Baro Başkanı Bilal Doğan, Maraş merkezli depremlerin ardından yaşanan sürece ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen kentin hala yaralarını sarmaya çalıştığını ifade eden Doğan, barınma sorununun özellikle kiracılar açısından derinleşerek sürdüğünü söyledi.
“KİRACILAR EN GÖRÜNMEZ MAĞDURLARDAN”
Bilal Doğan, depremden sonra mağdur olan kesimin başında kiracıların geldiğine dikkat çekerek, “Kiracının zaten evi yoktu, kirada oturuyordu. Evi yıkıldı. Konteyner dağıtım sürecinde bu insanlar ciddi zorluklar yaşadı. Sonrasında bir şekilde konteyner temin edildi ama sorunlar bitmedi. Şu an ev yok, kiralar inanılmaz derecede arttı. En fazla mağdur edilen kesim kiracılar. Bugün hala konteyner kentlerde 30 binden fazla insan yaşıyor ve bunların çok büyük bir kısmı kiracı. TOKİ’nin yaptığı konutlarda sosyal konut anlayışıyla kiracıların da düşünülmesi gerekiyordu. Kısmen yapıldı ama mağduriyet tamamen giderilmiş değil” diye konuştu.
Aradan geçen üç yıla rağmen hala konut sorununun çözülemediğini belirten Doğan, “Konutların tamamı hala bitmiş değil. Gerek TOKİ’nin yaptığı evler gerekse yerinde dönüşüm kapsamında yurttaşların kendi imkanlarıyla yapmaya çalıştığı evler tamamlanamadı. Bu yüzden insanlar hala konteynerlerde yaşamaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
“DEPREM DEĞİL, İHMALLER ÖLDÜRDÜ”
Türkiye’nin deprem gerçeğine rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını dile getiren Doğan, afetin sonuçlarının insan eliyle ağırlaştığını söyledi:
“Sadece Adıyaman değil, Türkiye bir deprem ülkesi. Dünyada deprem riski en yüksek beş ülkeden biriyiz. Buna göre bir yapılaşma olması gerekiyordu. Deprem bir doğa olayıdır ama felaket insandan kaynaklıdır. Deprem öldürmez, yanlış yapılaşma öldürür, çürük bina öldürür. Depreme uygun olmayan binaların önüne geçilmeliydi. Bundan sonra yapılacak planlamalarda yalnızca hak sahipleri, yani mülk sahipleri değil; kiracı yurttaşların da hakları gözetilmeli. Bu konuda çok ciddi bir planlama eksikliği var. Toplum olarak da devlet olarak da planlama konusunda eksiklerimiz büyük. Depremden sonra hızlı hareket edildi, yapılan güzel işler var, bunları görmek ve teslim etmek gerekir. Ama eksikleri dile getirmezsek çözüme de ulaşamayız. Çünkü aradan üç yıl gibi uzun bir süre geçti.”
PİRHA- TTB ve SES’in, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına dair yayımladığı “Psikososyal İyilik Hali” raporu, afetin etkilerinin azalmadığını; barınma, sağlık ve geçim sorunlarıyla birlikte derinleşerek sürdüğünü ortaya koydu. Raporda, “deprem hâlâ sürüyor” vurgusu yapılırken, hak temelli ve katılımcı politikalar olmadan toplumsal iyileşmenin mümkün olmadığına dikkat çekildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılına ilişkin hazırladıkları “Psikososyal İyilik Hali” başlıklı değerlendirme raporunu yayımladı. Eğitim Sen binasında yapılan basın toplantısında kamuoyuna duyurulan raporda afetin psikososyal etkilerinin zamanla azalmadığı; aksine barınma, sağlık, geçim ve kamusal hizmetlerdeki sorunlarla birlikte kronikleştiği vurgulandı.
TTB-SES, depremin yalnızca yıkılan binalarla sınırlı olmadığını, “sağlığın sadece biyolojik bir durum olmadığı” perspektifiyle ele alınması gerektiğini belirtti. Raporda, kentlerin yeniden inşasının “yaşam alanı” yerine “hızlı inşaat” anlayışıyla yürütülmesinin, toplumsal sağlığı derin biçimde zedelediği ifade edildi.
BARINMA KRİZİ VE “MAKYAJLANMIŞ KENTLER”
Raporda barınma sorununun, yalnızca konut eksikliği değil; güvensizlik, aidiyet kaybı ve kalıcı belirsizlik yaratan bir toplumsal kriz olduğu vurgulandı. Konteyner kentlerin boşaltılması, toplu konutların fiyatlarının belirsizliği ve altyapı sorunları depremzedelerin kaygılarını derinleştiriyor.
Saha görüşmelerinde depremzedeler, “binalar yapılıyor ama yuva olmuyor”, “konteynerler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil” sözleriyle yaşadıkları çelişkili ruh halini ifade etti. Bayramlar ve anma günleri öncesinde “makyajlanan kentlerin”, deprem gerçeğini görünmez kıldığına dikkat çekildi.
“DEPREM HALA SÜRÜYOR”
Raporda, depremin “geride kalmış bir olay” olmadığı; inşaat gürültüsü, kamyon sesleri, bozuk yollar ve altyapı sorunlarının travmayı her gün yeniden ürettiği belirtildi. Trafik kazaları, işçi ölümleri, kadın cinayetleri, çocuk ve ergenlerde artan riskli davranışlar, gıda güvencesizliği ve çevresel tehditler “önlenebilir erken ölümler” olarak tanımlandı ve “sosyal cinayet” kavramı öne çıkarıldı.
Raporda kadınların artan bakım yükü, güvencesiz emek ve “güçlü olmak zorunda kalma” hali nedeniyle psikososyal iyiliklerinin ciddi biçimde daraldığı belirtildi. Çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, erken yaşta çalışma, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve istismar riskleri öne çıktı. Engelliler, bakım verenler ve bazı topluluklar kamusal süreçlerde kendilerini görünmez hissettiklerini ifade etti.
ÇÖZÜM: HAK TEMELLİ, DEMOKRATİK VE KATILIMCI POLİTİKALAR
Saha çalışmalarında, depremin ilk dönemindeki güçlü toplumsal dayanışmanın zamanla yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktığı saptandı. Aile ve komşuluk ilişkilerinin mekânsal yıkımla birlikte dönüştüğü, toplumsal bağların zayıfladığı aktarıldı.
TTB-SES, psikososyal iyilik halinin kendiliğinden ya da zamanla oluşmayacağını vurgulayarak; barınma, sağlık, geçim, adalet ve toplumsal bağları birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Raporda, afet yönetiminde demokratik katılımın sağlanması, şeffaflık, yerel örgütlerin sürece dahil edilmesi ve konut hakkının ücretsiz, hak temelli biçimde güvence altına alınması çağrısı yapıldı.
Raporda, “unutmayacağız, affetmeyeceğiz, hesap soracağız” vurgusu yinelenirken, yerel tabip odaları, SES şubeleri, yeni kurulan dernek ve kooperatiflerin toplumsal iyileşme açısından umut kaynağı olduğu ifade edildi.
İKTİDARA ELEŞTİRİ
Basın toplantısında konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, iktidarı eleştirerek “Depremde çadır satanların, üç yıl sonra gelip mezarlıklarda su dağıtmasını ‘günah çıkarma’ olarak görüyoruz. Bunu hiçbir şekilde affetmeyeceğiz. Yapılan anma etkinliği, depremin ilk üç günü ortada olmayan ve hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeyen siyasal iktidarın bir şovuna dönüştürülmüştür. Oysa yalnızca Adıyaman’dan değil, Türkiye’nin dört bir yanından gelip Adıyaman’da kaybettikleri ailelerini anmak için bir araya gelenler vardı. AKP, sermayeye ve kendi siyasal-ideolojik ihtiyaçlarını karşılamaya dönük her türlü çalışmayı yürütürken, söz konusu depremzedelerin talepleri olduğunda ‘kaynak yok’ demektedir” dedi.
PİRHA-6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında yaşamını yitirenler Adıyaman’da anıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yaşamı hiçe sayan sistemin, bu enkaz altında kaldığını biliyoruz ama yeni sistemi bizler oluşturmalıyız” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerinin 3’üncü yıl dönümü dolayısıyla Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde anma etkinliği düzenlendi.
Kitle, eski devlet hastanesinden saat kulesine meşaleli yürüyüş yaptı. Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ile çok sayıda milletvekili, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.
“Yastayız, unutturmayacağız” yazılı pankartın taşındığını anmada “Sesimi duyan var mı” ve “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganları atıldı.
“YAŞAMI HİÇE SAYAN SİSTEM ENKAZ ALTINDA KALDI”
Saat kulesi önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yaşanan deprem felaketini unutmamanın gelecek için bir uyarı olduğuna dikkat çekti. Devletin deprem sürecinde sorumluluklarını yerine getirmediğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Ne yazık ki birçok kentimiz deprem için uygun değil ve gerekli önlemler alınmıyor. Geçmişten ders almamız lazım. Üşüyoruz, sesimizi duyan var çığlıkları hala kulağımızda. Yaşamı hiçe sayan sistemin, bu enkaz altında kaldığını biliyoruz ama yeni sistemi bizler oluşturmalıyız. Devlet sesimizi duymadı, aileler hala adalet peşinde. Yakınlarını kaybeden ailelerle bir araya geldik, kayıplarının çoğu çocuktu. Bütün kaybettiğimiz canlarımız yüreğimiz yanıyor. Depremde yitirdiğimiz bütün canlarımız için adalet mücadelemiz sürecek” diye konuştu.
Adıyamanlı yurttaşlar, saat kulesinin önünde depremin olduğu saat 04.17’de ‘Katiller halka hesap verecek’ sloganları attı.
PİRHA- 6 Şubat Maraş ve Hatay depremlerinin yıldönümünde Adıyaman’da anma yapıldı. Anmada konuşan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları, “Kayıplarımızı unutmadık, unutturmayacağız. Unutturmayacağız ki İstabul’daki muhtemel depremin önüne geçelim” derken, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik. Birliğimizi güçlendirelim” dedi.
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, 6 Şubat depreminin yıl dönümü dolayısıyla halk buluşması düzenleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesinde düzenlenen halk buluşmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar katıldı.
“BİZ BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKTIK”
Anmada DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları konuştu. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın kentlerde sorunların sürdüğünü belirterek, şunları dile getirdi:
“Biz sıradan bir doğal afet yaşamadık. 6 Şubat tamamen bir sorumsuzluğun ve ihmalkârlığın sonucudur. Yüreğimizi yakan en önemli şey budur. Deprem öldürmez bina öldürür. Bunların önlemi alınmadı. Bizler, o yıkıntıların altında ‘sesimi duyan var mı?’ diyerek can çekişenlere şunu diyebildik; ‘evet sesinizi duyuyoruz ama elimizden gelen budur.’ Ben depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’daydım. Ben de Hatay Samandağlıyım. Sizler gibi akrabalarımı, komşularımı kaybettim. Bir Cenaze torbası bulamadık. Evimizin karşısındaki komşularımızı evimizden çıkardığımız çarşaflarla kurtarabildiğimiz battaniyelere sarıp defnetmek zorunda kaldık. Kepçe bulamadık mezar kazmak için. Dışarıdan gelen gençlerin elleri yaralandı. Mezar kazarken kepçe bulamadık.
Ama birkaç hafta sonra o beşli çetenin şirketlerine ihale verilince yıkıntıları ortadan kaldırıp yerine yeni imarlar açılacağı zaman gözünüzün alamayacağı kadar kepçe gördük. Neden o kepçeler ilk gün yoktu? Neden o beşli çetenin kepçeleri seferber edilmedi? Neden askerler seferber edilmediği ilk saniyesinde depremin neden arama kurtarma çalış İşte biz bunu her yerde sorgulamaya devam edeceğiz. Çok insanı kurtarabilirdik. Hepiniz bu depremin tanığısınız. Elimizde hilti olsaydı daha fazla, elimizde daha fazla kazma kürek olsaydı, kepçeler yardıma gelseydi çok daha fazla insanı kurtarabilirdik. AFAD’ın içi boşaltılmamış olsaydı, Kızılay’ın çadırları Konserveleri, arama kurtarmada kullanacağı araç gereçler satılmamış olsaydı, peşkeş çekilmemiş olsaydı, kurumlar liyakatli bir şekilde donanmış ve çalışabilir olsaydı, biz çok insanı kurtarabilirdik. Hiç unutmuyorum. Depremin ilk gecesi sabaha karşı saat 4’te Samandağ’da arama kurtarma çalışmalarına gelen gönüllülerle beraber çalışıyorduk. Günlerce çalıştık. Bir grup vardı ve karşıdan bizim komşumuzun sesi geliyor. ‘Kurtarın beni’ diye. Dışarıda oğlu Feryat Figan bizi görünce adeta ilk yardımı bulmuşçasına bize sarıldı ve “Benim ailemi kurtarın.” dedi. 15 kişilik AFAD ekibinin üstünde sadece AFAD önlüğü vardı. Ellerinde bir tane kürek dahi yoktu. İşte bu iktidarın kurumların içini nasıl boşalttı. Biz bu depremde ne yazık ki acı acı deneyimledik.
Depremin acıları hala tazeliğini koruyor. Bazı bölgelere biraz daha belki destek gelmiş olabilir ama inanın en fazla desteği alan bölge bile daha toparlanabilmiş değil. Zaten Alevi bölgelerine üvey evlat muamelesi yaptılar. Yardımları, destekleri de mezhebe ve inanca göre onların siyasi akrabalıklarına ideolojik yakınlıklarına göre gönderdiler. Bunun canlı tanıkları bizleriz. Mesela Hatay Hala yıkıntılar içinde. Doğru düzgün teslim edilmiş bir ev dahi yok. 200 bine yakın insan hala konteynerlarda yaşıyor. Burada Adıyaman’da 40 bini aşkın insan hala konteynerde yaşıyor. Ve insanlar 21 metrekareye sığdırmak zorunda kaldı hayatlarını. Okullar doğru düzgün çalışmadı. Hastaneler hala birçok deprem bölgesinde yok. Ve onlar çıkıp diyor ki: ‘Biz deprem yaralarını sardık’ Külliyen, külliyen yalan. Hiçbir yarayı sarmadılar” şeklinde konuştu.
Biten komutların anahtarını teslim ettiklerinde boş kağıda imza attırıyorlar. Burada konut alanınız varsa, o imzayı atan varsa bilir. Önümüzdeki günlerde devlet ona ne kadar borç çıkaracak depremzede vatandaş bilmiyor. Yüzlerce kez söyledik. Depremzede müşteri değildir. Bizler yıllar yılıdır deprem vergisi ödüyoruz. Ama deprem vergisini havaalanı için kullanmışlar. Garantili yandaş şirketlere peşkeş çektikleri yollar için kullandılar. Oysa yaptığımız hesaplamada toplam bugüne kadar toplanmış deprem vergilerinden 100 metrekarelik 1 milyon hane yapılabilir. O 1 milyon konutu yurttaşın vergisinden yapıp deprem zedeye ücretsiz olarak vermek devletin boynunun borcudur. Ama devlet şimdi 2 milyona mal ettiği evi deprem zedeye 5 milyona satıyor. 3 milyon kar elde etmeyi planlıyor. Ticaret kafasıyla çalışıyor. Oysa biz vergimizi niye ödüyoruz?
İktidar, devlet bize sahip çıkmadı. Ama biz birbirimize sahip çıktık. İlk bisküviyi, ilk suyu Alevi kurumları gönderdi deprem bölgelerine. Avrupa’daki Alevi canlarımız, Türkiye’deki Alevi canlarımızın yaptığı örgütlenme, Pir Sultan Abdal Derneği’nin ev sahipliği, birçok kurumun ev sahipliği ve ben sizlerin huzurunda Alevi kurumlarımıza hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki, gösterdikleri bu büyük dayanışma ve gerçekten yanımızda olma duygusundan dolayı kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Birbirimize el uzattık. Türkiye’nin hiç tanımadığımız yerlerinden, kentlerinden dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın birbirimizle dayanıştık. İşte toplumsal dayanışma bizleri yaşattı. Toplumsal dayanışma bize moral verdi. toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi. Ve değerli canlar, bizler dayanışmanın toplumda ne kadar faydalı olduğunu bu depremde bir kere daha gördük. Tutunacak bir dal bulduk bu sayede. Ve şu bilinmeli ki değerli canlar, bizler asla bu depremi ve kayıplarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız. Yeni yıkımlar olmasın diye unutturmayacağız”
Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de, depremin yaralarının sarılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.
“ACILARIMIZ HÂLÂ TAZE”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, depremin ilk gününden itibaren yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, Alevilerin büyük bir dayanışma gösterdiğini vurgulayarak, “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik” dedi.
DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşadığımız ülke bir deprem ülkesidir. Bütün iktidarlar bunu deneyimledi. Ancak bugüne kadar depremi gerçek anlamda gündemine alan, depreme uygun politikalarla bu ülkede yaşayan toplumun, halkın, insanların yaşam hakkını koruyabilen bir siyaset ortaya çıkmadı.
İktidar depremde sorumluluk almadı; ama daha kötü bir şey yaptı. İnsanların yaşam hakkının ve barınma hakkının sağlanmasını, kendisine oy verme gerekçesine bağladı. “Merkezi hükümet benim, ben yaparsam ben yaparım” dedi. İnsanları oyla oyaladı.
Üzerinden üç yıl geçti. İnsanlar ne acılarını unutabildi ne de sağlıklı bir barınma hakkına kavuşabildi. Hâlâ barınacak konutu olmayan, eğitim görebileceği sağlıklı bir okulu bulunmayan, sağlık ve tedavi hizmeti alabileceği korunaklı sağlık merkezleri olmayan bir deprem bölgesiyle karşı karşıyayız.
Bugün Adıyaman’dayız ama 11 il bunu yaşadı. Ve ne yazık ki Türkiye’de daha birçok il hâlâ bu büyük deprem riskiyle karşı karşıya.
Depremde bir şeye daha tanıklık ettik. Deprem vergisi uzun yıllardır toplanıyor. “Deprem vergisi nereye gitti?” diye sorulduğunda, iktidar “duble yol yaptık” dedi. Ama o duble yollar ne yardımların deprem bölgesine ulaşmasını sağladı ne de insanların bölgeye erişimini kolaylaştırdı. İnsanların yaşamının yerine duble yolları koyduğunu itiraf eden bir iktidarla hâlâ karşı karşıyayız.
Buna karşın, başta partimiz olmak üzere bütün muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, devrimci ve sosyalist yapılar deprem bölgesine akın akın gitti. Dayanışmayı her gün, kendi ellerimizle yarattık. Ve gördük ki; esasen bir arada olduğumuzda acılarımız hafifliyor, bir arada olduğumuzda bu acıların önüne geçecek yol ve yöntemleri de birlikte üretebiliyoruz.
Eğer ilk günden itibaren kayyumlar atanmasaydı, bölgedeki bütün belediyeler tüm imkânlarını deprem bölgesine sunacaktı. Sınırlı belediyelerimizle, sınırlı imkânlarımızla ilk günden itibaren orada olmaya çalıştık. Mesele sadece yemeğin verilmesi değildi; esas mesele orada el ele tutuşabilmek, yarayı görebilmek ve o yaraya dokunabilmekti.
Nevzat Hakkı’nın tanımıyla, yakalanan Kürtler akın akın deprem bölgesine gitti. Çok derin bir yarayı sarmak için herkes var gücüyle elinden geleni yaptı, hâlâ yapmaya devam ediyor.
Depremin yaşanmasını belki engelleyemeyiz; ama cinayet gibi karşımızda duran, katliam gibi karşımızda duran can kayıplarını engelleyebiliriz. İktidar yapmıyorsa, devlet yapmıyorsa; sivil toplum örgütleri, bizler, bütün imkânlarımızla bunun peşinden gitmeliyiz. Yol ve yöntemleri tartışmalıyız.
Bu ülkede ilkokuldan itibaren, deprem ülkesi olduğumuz çocuklara öğretilmeli. Çocukluktan başlayarak depreme karşı nasıl önlem alınacağı anlatılmalı, somut önlemler hayata geçirilmelidir.
Ama iktidar, depreme çok kısa bir süre kala “müjde” diye imar barışı, yani imar affı çıkardı. Bu sözde müjde, 11 ilde bizim canımıza mal oldu. Yani yaşam hakkımız sermaye çevrelerine peşkeş çekildi.
Bunun sorumlusu elbette ki sorumsuz bir siyasettir. Depremde devletin ve iktidarın kendi halkıyla, kendi toplumuyla ne kadar uzak olduğunu; bu ülkede yaşayan insanların yaşam hakkını nasıl korumadığını hep birlikte gördük.
Acılarımız hâlâ taze. Sadece binalar yıkılmadı; yaşamlarımız, hatıralarımız, hafızalarımız da yıkıldı. Bunun sosyolojik boyutu var, ekonomik boyutu var, psikolojik boyutu var.
Ama hep birlikte saracağız. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Tam da Hızır ayına girdiğimiz bu süreçte birbirimizin huzuru olacağız. İyi günde de, kötü günde de, dar günde de bunu başardık; yine başaracağız.”
“ACILARI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIZ”
AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, şunları dile getirdi:
“Herkesin içeceği bir tas çorbası vardı. Özellikle Adıyaman Yenimahalle Cemevi Başkanı olarak, o süreçte Adıyaman Cemevi’nde örülen dayanışmayla onur duydum, şeref duydum. Üstelik bu dayanışma; tüm emek ve demokrasi güçleri, tüm siyasi partiler tarafından, hiçbir ayrım gözetilmeksizin kolektif bir çalışmayla örüldü. Burada gerçekten muazzam bir dayanışma vardı.
Evet, 11 ilin 11’ine bir şekilde yetişilmeye çalışıldı. Ama buradaki yaralar sarılırken, bir yandan da Türkiye’nin farklı bölgelerine giden canlarımıza cemevlerimiz sonuna kadar kapılarını açtı.
Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik.
Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız.
Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız.”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da, “Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik. Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız. Kıymetli dostlar, bugünkü bu anma etkinliğinde bizleri bir araya getiren Pir Sultan örgütümüze de teşekkür ediyoruz. Dayanışmamız daim olsun. Hızır, cümle mazlum canların yoldaşı olsun” diye konuştu.
PİRHA- 6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Adıyaman’da eğitimden sağlığa ve barınmaya kadar pek çok alanda sorunlar derinleşerek devam ediyor. Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri, kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi çağrısıyla basın açıklaması yaptı.
Adıyaman’daki Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Adıyaman Rıza Tanrıverdi Cemevi’nde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da katıldı. Basın metnini Hasan Aytemir okudu.
Aytemir, depremin yarattığı büyük acının unutulmadığını ve unutturulamayacağını vurgulayarak, kentte bazı yeni okul ve sağlık yapılarının hayata geçirilmesini olumlu ancak yetersiz adımlar olarak değerlendirdi.
OKULLARDA VE HASTANELERDE GÜVENCESİZLİK DERİNLEŞİYOR
Adıyaman’da hala ikili eğitimin sürdüğünü, konteynerlerde eğitim verilen okullar bulunduğunu ve birçok aile sağlığı merkezinin konteynerlerde hizmet vermeye devam ettiğini belirtti. Bir kısım yurttaşın da hala konteynerlerde yaşadığını ifade eden Aytemir, bu koşullarda halkın nitelikli eğitime ve sağlığa erişiminin her geçen gün daha da zorlaştığını söyledi.
Okullarda temizlik, güvenlik ve beslenme sorunlarının sürdüğünü kaydeden Aytemir, sağlık alanında ise yoğunluk, personel yetersizliği ve fiziki koşulların yetersizliğinin hizmet niteliğini düşürdüğünü dile getirdi. Kamusal hizmetlerin geçici çözümlerle sürdürülemeyeceğini vurguladı.
Kentte yıkımı başlamamış ya da itirazlar nedeniyle yıkılamamış çok sayıda hasarlı bina bulunduğunu hatırlatan Aytemir, devam eden yıkım ve altyapı çalışmalarının özellikle okul ve sağlık kuruluşlarının çevresinde yol, kaldırım ve trafik sorunlarını artırdığını, bunun da öğrenciler, sağlık emekçileri ve yurttaşlar için ciddi güvenlik riskleri yarattığını söyledi.
Aytemir, depremi doğrudan yaşamış eğitim ve sağlık emekçilerinin barınma ve ulaşım sorunlarını kısmen aşabildiğini, ancak güvencesiz çalışma, artan iş yükü ve belirsizliklerin yeni kaygılar yarattığını söyledi.
PSİKOSOSYAL YIKIM GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Aytemir, depremin yalnızca binaları değil, toplumun ruhsal ve sosyal bütünlüğünü de ağır biçimde etkilediğini belirtti. Çocukların, gençlerin ve tüm halkın ciddi psikososyal destek ihtiyacı olduğunu, deprem sonrası adli vakalarda yüzde 50’nin üzerinde artış yaşandığını, intihar olaylarında ciddi yükseliş gözlendiğini aktardı. İşçi ölümlerinin yüzde 25’inin deprem bölgesinde gerçekleştiğine dikkat çeken Aytemir, deneyimli sağlık personelinin bölgedeki yaşam koşulları nedeniyle başka illeri tercih ettiğini, bu nedenle halkın nitelikli sağlık hizmetine erişemediğini söyledi. Ayrıca yıkım ve inşaatlardan kaynaklı yoğun toz nedeniyle solunum yolu hastalıklarının arttığını kaydetti.
PİRHA – Demokratik Kurumlar Platformu, 1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü kapsamında Türkiye genelinde alanlara çıktı. “Rojava Direniştir, Özgürlüktür” şiarıyla gerçekleştirilen buluşmalarda yürüyüşler ve basın açıklamaları yapılarak, Rojava’ya dönük saldırılar protesto edildi.
Halep’in Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan ve Kuzey Doğu Suriye geneline yayılan askeri tehditlere dikkat çekilen açıklamalarda, halkların büyük bedellerle kurduğu özgür yaşamın hedef alındığı vurgulandı. Geçici Suriye Hükümeti ile Özerk Kuzey Doğu Suriye yönetimi arasında ateşkes ve mutabakat sağlanmış olmasına rağmen, Rojava’ya yönelik tehditlerin sürdüğü ifade edildi. Bu nedenle Demokratik Kurumlar Platformu öncülüğünde halklar, Rojava ile dayanışma iradesini alanlarda güçlü biçimde ortaya koydu.
DERSİM: HALKLARIN BİRLİĞİNE VE ÖZGÜR YAŞAMINA KOMPLO DÜZENLENİYOR
Dersim’de Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı, Demokratik Kurumlar Platformu adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tosun Yeğin okudu. Yeğin, 1 Şubat Dünya Rojava Günü’nün demokratik ulusal birlik ruhuyla selamlandığını belirterek, Rojava’nın Ortadoğu’nun karanlığında halkların demokratik öz yönetim iradesiyle filizlenen “Üçüncü Yol”un somut ifadesi olduğunu söyledi.
Rojava’da Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus perspektifinin hayat bulduğunu vurgulayan Yeğin, “Tekçiliğe karşı çoğulculuğu, baskıya karşı özgür ve eş yaşamı esas alan yeni bir toplumsal sözleşme Rojava’da inşa edilmektedir” dedi.
Açıklamaya katılan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise Rojava direnişinin Ortadoğu’daki karanlığa karşı bir aydınlık olduğunu belirterek, Rojava’ya dönük saldırıların 15 Şubat uluslararası komplosunun devamı niteliğinde olduğunu söyledi. Kordu, Kuzey Doğu Suriye’nin statüsü kabul edilinceye kadar alanlarda olacaklarını vurguladı.
MERSİN’DE ROJAVA İÇİN İNSAN ZİNCİRİ EYLEMİ
Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin DEM Parti, TÖP, TİP, EMEP, SOLDEP, ESP, DBP, YSP, SYKP ve Devrimci Parti Özgecan Aslan Barış Meydanında insan zinciri oluşturdu. “Rojava onurumuzdur” şiarıyla yapılan zincir eyleminde Rojava’ya yapılan saldırıların büyük insani krizlere yol açtığına vurgu yapıldı.
İlk olarak konuşma yapan DEM Parti İl Eş Başkanı Reşat Aşan, “Rojava’da Kürtlerin ortaya koyduğu irade tanınmazsa Suriye’deki bütün halklar soykırım tehditi altında olmaya devam edecek” diye konuştu.
EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise, Rojava’da yaşananları İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına benzetti. Yakın zamanda Lazkiye’de kadınların iş yerlerinde makyaj yapılmasına yönelik yasağa da dikkat çeken Başkavak, “Taliban rejiminin kadınlara dönük yaşam tarzı dayatmasının bir benzeri bugün Suriye’de yaşanıyor. Bu nedenle Kürt halkının orada verdiği mücadele sadece dili, kültürü değil; aynı zamanda insan olmanın, kadınların istedikleri gibi yaşamasının önündeki engellerin kaldırılması açısından önemlidir” dedi.
TİP İl Başkanı Ahmet Paket, El Kaide örgütünde yer almış bir ismin Suriye’nin başına getirilmesiyle bugün yaşanan saldırıların, soykırımların önünün açıldığını ifade etti.
SYKP İl Başkanı Vakkas Kılıç, “Dünya halkları artık eskisi gibi ensesine vurulup ekmeği alınan halklar değil. Rojava örneğinde olduğu gibi halklar emperyalist ülkelerin böl-parçala-yönet stratejisine karşı kendi iradelerini meşru hale getirmek için mücadele ediyorlar. Bizler de buradan o mücadeleye destek veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Devrimci Parti İl Başkano İsmet Kaplan, “Rojava’da kurulmuş olan yönetimi ortadan kaldırmaya yönelik uluslararası komplo sadece Kürtlere değil; tüm bölge halklarının özgür yaşam mücadelesine vurulmuş bir darbedir” şeklinde konuştu.
Son olarak konuşan YSP İl Başkanı Metin Süt, “Rojava, yıllardır savaşın ortasında kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini, demokratik birlikte yaşam fikrini savunarak ayakta durdu. Bugün gelinen noktada Şam yönetimi ile SDG arasında yapılan anlaşma çatışmaların son bulması adına önemli bir gelişmedir. Bizler silahların son bulmasını elbette önemsiyoruz ancak gerçek barış halkların iradesi tanınmadan olmaz” dedi.
Konuşmaların ardın kitle, Rojava için insan zinciri oluşturdu. Zincirin ardından sloganlar eşliğinde etkinlik sona erdi.
MALATYA: ROJAVA HALKI GÜVENDE OLANA KADAR ALANLARDAYIZ
Malatya’da DEM Parti İl Örgütü binası önünde yapılan açıklamada konuşan DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek, Rojava’da kadın öncülüğünde gerçekleşen devrimin, merkeziyetçi ve iktidarcı sistemlere karşı demokratik bir alternatif sunduğunu ifade etti. Şimşek, Rojava deneyiminin demokratik ulusal birliğin önemini açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, Rojava halkıyla dayanışmanın süreceğini söyledi.
ELAZIĞ: ROJAVA DEVRİMİ BİR ÖZGÜRLÜK MANİFESTOSUDUR
Hozat Garajı’nda “Rojava mücadeledir, özgürlüktür” pankartı açılarak yapılan açıklamayı DEM Parti Elazığ Gençlik Meclisi üyesi Baran Kabal okudu. Kabal, Rojava kazanımlarına yönelik yeni bir komplo sürecinin işletildiğini belirterek, Rojava ile dayanışmanın yalnızca bir görev değil, Ortadoğu ve dünya halkları açısından tarihsel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
ADIYAMAN: ROJAVA TÜM HALKLAR İÇİN UMUT KAYNAĞIDIR
Adıyaman merkezde bulunan Mimar Sinan Parkı’nda yapılan açıklamayı, Platform adına Adıyaman DBP İl Eş Başkanı Hacı Kabak okudu. Rojava mücadelesinin sadece Ortadoğu’ya örnek olmadığını, dünya halkları açısından bir model teşkil ettiğini belirten Hacı Kabak, Rojava’daki kazanımları sonuna kadar koruyacaklarının mesajını verdi.
Türkiye genelinde gerçekleştirilen açıklamalarda ortak vurgu, Rojava’da halkların birlikte ve özgür yaşam iradesinin savunulması ve saldırılar karşısında dayanışmanın büyütülmesi oldu.
ANTEP:İNSANİ YARDIM KORİDORU AÇILMALI
Antep Emek ve Demokrasi Platformu, Kuzey ve Doğu Suriye’nin HTŞ güçleri tarafından kuşatılması ve bölgede derinleşen insani krize karşı eylem düzenledi. Rojava’da sivillerin sistematik bir yok etme politikasıyla karşı karşıya olduğu vurgulanan eylemde, uluslararası emek ve demokrasi güçlerine “barıştan yana tutum alın” çağrısı yapıldı.
“6 ÇOCUK DONARAK YAŞAMINI YİTİRDİ”
Platform adına açıklamayı okuyan KESK Dönem Sözcüsü Yılmaz Sucu, bölgede yüz binlerce sivilin açlık, susuzluk ve dondurucu soğuklarla mücadele ettiğini belirtti. HTŞ’nin saldırılarının ateşkes ilanlarına rağmen sürdüğünü ifade eden Sucu şu ifadelerde bulundu:
“IŞİD türevi örgütlerin bileşiminden oluşan HTŞ güçlerinin kuşatması altında şimdiye kadar en az altı çocuk donarak yaşamını yitirdi. Çocukların yaşam hakkı ile eğitim hakkı birbirinden ayrı düşünülemez ancak bölgede eğitim fiilen durdurulmuş durumda.”
“SU VE ELEKTRİĞİN KESİLMESİ SAVAŞ SUÇUDUR”
Açıklamada, uluslararası hukuk metinlerine ve Cenevre Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak, sivil altyapıya yönelik saldırıların suç olduğu hatırlatıldı. Sucu, “1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 27. ve 55. maddeleri uyarınca sivillerin insanca muamele görmesi ve temel ihtiyaçlara erişimi zorunluluktur. Başta Kobanê olmak üzere Rojava’da suyun ve elektriğin kesilmesi, açık bir savaş suçudur.” dedi.
“IŞİD TEHDİDİ YENİDEN CANLANDIRILIYOR”
Sucu, 6 Ocak 2026’dan bu yana bölgedeki hapishanelerden binlerce eski IŞİD militanının serbest bırakılmasının dünyayı yeni bir tehditle karşı karşıya bıraktığını vurguladı. Bu durumun uluslararası güçlerin göz yummasıyla gerçekleştiğini belirten Sucu, kuşatmanın sadece sivilleri değil; laikliği, kadın özgürlük mücadelesini ve bir arada yaşam iradesini de hedef aldığını söyledi.
“İNSANİ YARDIM KORİDORU AÇILMALI”
Açıklamanın sonunda, Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) başta olmak üzere tüm kurumlara şu talepler sıralandı:
“Rojava’ya yönelik kuşatma derhal sonlandırılsın; Su, elektrik ve sağlık altyapısına yönelik saldırılar durdurulsun; Kuşatma altındaki şehirler için acil ve kesintisiz insani yardım koridorları açılsın; Sorumlular hakkında bağımsız uluslararası soruşturma mekanizmaları işletilsin.”
Sucu, “Çocukların donarak öldüğü bir dünyada sessizlik tarafsızlık değildir. Susmak, bu suça ortak olmaktır. Bizler savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz.” dedi.
“SÜRECİN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLSİN”
Açıklama sonrasında DEM Parti Kars Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit söz aldı. Koçyiğit, Rojava’daki saldırılara ve insani krize dikkat çekti. Koçyiğit, hükümete şu çağrıda bulundu:
“Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gerekleri hızla yerine getirilmelidir. Komisyon bir an önce raporunu yazmalı ve süreç yasaları çıkarılmalıdır. Hükûmete sesleniyoruz; artık daha fazla beklemeyin. Hızlı bir şekilde raporun tamamlanıp süreç yasalarının çıkması için elinizden geleni ortaya koyun.”
Basın açıklamasının ardından yürüyüş yapmak isteyen kitlenin önü polis tarafından kesilerek yürüyüş engellenmeye çalışıldı. Kitle, barikatları aşarak sloganlarla yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş, Dem Parti Antep İl Örgütü’nün önünde son buldu.
ANTALYA: DAYANIŞMA TARİHSEL SORUMLULUKTUR
1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü kapsamında DEM Parti Antalya İl Binası önünde de basın açıklaması yapıldı. Demokratik kurumlar adına açıklamayı DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar okudu.
Açıklamada, Rojava’da halkların demokratik öz yönetim iradesiyle gelişen ve “Üçüncü Yol” olarak tanımlanan deneyimin, Ortadoğu’da halklara umut olduğu vurgulandı. Rojava’nın, ulus-devletçi ve tekçi anlayışa karşı demokratik bir alternatif sunduğu ifade edildi.
Abdullah Öcalan’ın Demokratik Modernite kuramının Rojava’da somutlaştığı belirtilen açıklamada, bu modelin çoğulculuğu, eşitliği ve özgür yaşamı esas aldığı kaydedildi. Kadın öncülüğünde gelişen Rojava Devrimi’nin, halkların kendi öz gücüyle var oluşunun ifadesi olduğu vurgulandı.
Açıklamada, İŞİD ve HTŞ eliyle Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğü belirtilerek, bu saldırıların halkların demokrasi ve özgürlük iradesini hedef aldığı ifade edildi. Rojava kazanımlarını savunmanın tarihsel ve toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
Son olarak tüm demokrasi güçlerine çağrı yapılan açıklama, “1 Şubat Dünya Rojava ile Dayanışma Günü’nü selamlıyoruz” sözleriyle sona erdi.
PİRHA- 11’inci Yargı Paketi’yle yıkımlarda sorumluluğu bulunanlara tahliye yolunun açılmasına karşı depremzede ailelerin başlattığı nöbet sürüyor.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin oluşturduğu Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 11’inci Yargı Paketi’yle, deprem sırasında yaşanan yakımdan hüküm giymiş, kişilere tahliye yolunun açılmasına karşı nöbet sürüyor.
Salı günü Meclis Genel Kurula gelmesi beklenilen 11’inci Yargı Paketi’nin 27’nci maddesindeki düzenlemeye karşı Ankara’nın Çankaya ilçesinde bağlı Ayrancı Mahallesi’nde bulunan Cemal Süreyya Parkı’nda dün bir araya gelen depremzedeler, yaktıkları ateşlerle soğuk havanın etkisini kırmaya çalışarak sabahladı.
Söz konusu maddenin kabul edilmesi halinde, 31 Temmuz 2023’ten önce işlenen suçlarda cezası kesinleşmiş olan kişiler yönünden denetimli serbestlik ya da tahliye şeklinde infaz düzenlemesi yapılması bekleniyor. Aileler, 27’nci maddenin deprem suçlarını kapsaması nedeniyle maddenin iptali veya deprem suçlarının haricinde uygulanması talebiyle nöbetlerini devam ediyor.
Nöbetin ikinci gününde aileler, Meclis’te siyasi parti temsilcileri ile yapacakları görüşmeler sonrası nöbetlerine devam edecek.
PİRHA- Adıyaman’da bir araya gelen Alevi kurumları Suriye’de Alevilere yönelik katliama tepki göstererek, “Alevilerin günümüzde yaşadıkları Kerbela’dır. Yezit aynı yezit mazlum aynı mazlumdur. Bugün Suriye’deki Alevilerin yaşam hakkı savunulmazsa, yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir inanç topluluğunun güvenliği garanti altına alınamaz” dedi.
Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı Adıyaman’da bir araya gelen Alevi kurumları ortak açıklama yaptı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Adıyaman şubeleri tarafından Rıza Tanrıverdi Cemevi önünde yapılan açıklamayı DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Ruşen okudu.
“TÜM ÜLKELER, SERMAYE GÜÇLERİ VE SUSKUN MEDYA KURULUŞLARI BU SOYKIRIMIN ORTAKLARIDIR”
Suriye’de Alevi toplumuna yönelik sistematik soykırım uygulandığını vurgulayan Melek Ruşen, şunları ifade etti:
“Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden savaşın yarattığı zalimlik özellikle sahil bölgesi başta olmak üzere Alevilerin yaşadığı bölgelerde tüm zalimliği devam ediyor. Son dönemlerde Humus ve çevresinde yaşayan Alevi topluluklarına yönelik artan saldırılar, sadece savaşın bir sonucu değildir. Bu saldırılar; tarihten gelen inaçsal nefret, örgütlü şiddet ve Alevileri yok etme politikalarının bir yansımasıdır.
Alevilerin ve Hristiyanların evleri yakılıyor, kadınlar kaçırılıp esir ediliyor, gençler en ağır işkencelerle öldürülüyor. Yalnızca Alevi oldukları için işten atılıyor, varlıkları savaş ganimeti olarak katillerine peşkeş çekilip açlığa mahkûm ediliyorlar. Alevilerin, Dürzîlerin, Ermenilerin, inanç merkezlerinin, yaşam alanlarının ve köylerin doğrudan hedef alınması; uluslararası hukuka göre açık bir savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suç niteliği taşımaktadır.
Bölgede faaliyet gösteren ve geçmişte uluslararası alanda terör örgütü olarak kabul edilen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve ona bağlı çeteler uzun süredir Alevileri ve Hıristiyan toplulukları hedef almaktadır. HTŞ’nin Emevi akıl temelli nefret dili ve yok etme politikası Suriye’de yaşayan mazlum halkların yaşamına bir tehdittir. Başta Türkiye olmak üzere, ABD, Siyonist İsrail ve bölgedeki işbirlikçileri ile HTŞ’ye doğrudan ya da dolaylı destek veren tüm ülkeler, sermaye güçleri ve suskun medya kuruluşları bu soykırımın ortaklarıdır.
Başta katil Colani olmak üzere bu çete örgütüne lojistik, mali, siyasi veya askeri her türlü destek, sadece bölgedeki mazlum halklara yönelik değil, tüm insanlığa yönelik bir suçtur. Çünkü Suriye’de Alevilere yapılan soykırım amaçlı bu saldırılar, insanlığa karşı suç teşkil etmektedir.
Ayrıca bu destekler, Alevi toplumuna yönelik saldırıların önünü açmakta ve çeteleri güçlendirmektedir. Bütün bunların açıkça bilinmesine rağmen uluslararası toplumun, medyanın ve insan hakları kuruluşlarının sessizliği ya da örtülü desteği, bugün yaşanan soykırımın pervasızca devam etmesine neden olmaktadır.
HTŞ ve Colani katiline destek veren ve bu politikaları sürdüren tüm Ülkeleri ve sessiz kalan insan hakları kuruluşlarını bugün bir kez daha ve çok sert bir dille kınıyoruz! Yaşanan saldırılara karşı sokağa çıkıp direnen sivil halka karşı HTŞ çetelerinin ateş açması demokrasi amaçlarının olmadığının en önemli göstergesidir.
SURİYE’NİN MAZLUM HALKLARI YALNIZ DEĞİLDİR!
Buradan tüm dünyaya sesleniyoruz; insanlık suçu işleyen bu çeteler derhal savaş suçlusu ilan edilmeli ve yargılanmalıdır! Bölgede yaşanan insanlık dramına son vermek adına bağımsız kuruluşların bölgede inceleme yapmasına, halka gıda ve insanı yardım ulaştırılmasına olanak sağlanmalıdır.
Biz Alevi toplumu olarak bölgeye insanı yardım götürmeye hazırız. Bunun için gerekli olan koridorun derhal açılmasını talep ediyoruz! Suriye’de HTŞ çetelerinin yönetimine son verilmeli ve tüm kesimlerin güvenliği, eşit yurttaşlık hakları ve inanç özgürlüğünün gözetildiği bir yönetim derhal kurulmalıdır!
KATİL COLANİ VE ÇETESİ DERHAL YARGILANMALIDIR!
Aleviler tarih boyunca barışın, adaletin ve insan onurunun yanında yer almış bir topluluktur. Buna rağmen yüzyıllardır farklı coğrafyalarda maruz kaldığımız inanç temelli saldırılar ve yok etme girişimleri maalesef bugün Suriye’de yeniden sahnededir.
Alevilerin günümüzde yaşadıkları Kerbela’dır. Yezit aynı yezit mazlum aynı mazlumdur. Bugün Suriye’deki Alevilerin yaşam hakkı savunulmazsa, yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir inanç topluluğunun güvenliği garanti altına alınamaz.
Buradan herkese çağrımızdır; yaşanan bu zulmü herhangi bir nedenle onaylamayın. Şiddeti ve masum insanların ölümlerini görmezden gelmeyin! Katledilen kadınların ve çocukların sesi olun! Colani’yi meşrulaştırmayın! Onu “ barış elçisi” gibi göstermek zulmü aklamak ve onaylamaktır. Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır.”
PİRHA- DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘Demokratik Toplum Sürecinde Aleviler ve Barış’ başlıklı toplantıda konuştu. Çiğdem Kılıçgün Uçar, ülkenin kurucu öznesi olan Aleviler ve Kürtlerin inkâr döneminden geçtiğini vurgulayarak, “Süreci sahiplenmek kendi inancımızı, kimliğimizi sahiplenmektir” dedi.
Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) öncülüğünde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) katılımıyla Adıyaman’ın Azîkan (Yazıbaşı) ve Kullîk Reş (Tekpınar) köylerinde toplatılar yapıldı.
‘Demokratik Toplum Sürecinde Aleviler ve Barış’ başlıklı toplantıda konuşan DAD Genel Merkez Yöneticisi Hayriye Korkmaz, katledilişlerinin 88’inci yıl dönümünde Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı. Demokratik toplum sürecinin Aleviler açısından hayati önemde olduğunu dile getiren Korkmaz, “Toplumun demokratik olabilmesi ve komün yaşamın olabilmesi için böylesi bir sürece ihtiyacı var. Aleviliğin hakikatinin bilincine uyanmak bu süreçte bizim için çok çok önemli. Rêya Heq Alevi yolculuğu sistemin uyarladığı yeni uygulanan bir inanç değil, insanlığın var oluşundan bu yana var olan bir yolculuktur. Cumhuriyetin kurulması ile beraber, bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş bir Alevi katliamı oldu. Biz de bugün Aleviler olarak demokratik toplumda söz söylemek için buradayız” dedi.
DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise yaptığı konuşmada süreci sahiplenme gerektiğinin altını çizerek, şunları ifade etti:
“Bu ülkenin kurucu öznesi olan Aleviler ve Kürtler bugün en ağır inkâr döneminden geçiyor. Tek uluslu bir gerçeklikten söz edilemez. Yeni dönemde toplumsal karakter kazanılacaksa, bu ancak halkların değerlerini taşıyan bir karakterle mümkün olabilir. Süreci sahiplenmek kendi inancımızı, kimliğimizi sahiplenmektir. Özgürlüğü, adaleti, hukuku sahiplenmektir. Bu işin Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü yoktur.
Kadın üzerindeki egemenlik, inançtaki ve kimlikteki eşitsizliği de beraberinde getiriyor. Buna karşı mücadele etmek zorundayız. Bu dünyanın yükünü sırtında taşıyan kadınların mücadelesi, hem bu sürecin hem de toplumun özgür olmasının temel başlığıdır. Kadınların özgür olmadığı bir toplum demokratik olamaz. Demokratik siyaseti ve toplumu omuzlarında taşıyan kadınların yaşamına sınır çizmeye çalışan anlayışı kabul etmiyoruz.”
Buluşmalar, Kullikreş köyünün cemevinde yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi.
PİRHA- Adıyaman merkeze bağlı Uzunköy, Çamyurdu ve Azikan köyleri çevresindeki ormanlık alanda iki gündür devam eden yangın, geniş bir alana yayılmaya devam ediyor. Ulaşım zorlukları ve gece görüşü eksikliği nedeniyle müdahale güçlükle yapılabiliyor.
Adıyaman merkeze bağlı Uzunköy, Çamyurdu ve Azikan köylerinde iki gündür süren orman yangını, alevlerin hızla genişlemesiyle köylüler ve resmi ekiplerin büyük çaba harcamasına rağmen henüz kontrol altına alınamadı. Yangın, dün öğleden sonra Uzunköy Düz Ağaç mezrasındaki Çirkin Deresi mevkiinde başladı.
DESTEK ÇAĞRISI
Uzunköy Köyü Muhtarı Alişan Özdoğan, yangının çıkışını ve müdahale sürecini şu şekilde anlattı:
“Dün öğleden sonra saat 14.30-15.00 civarında yangın başladı. Orman Müdürlüğü, AFAD ve UMKE ekipleri hemen bölgeye geldi ancak yangının başladığı yere yol olmadığı için itfaiye ekipleri müdahale edemedi. Akşam saat 17.00-18.00 civarında helikopterler gelerek havadan müdahale etmeye çalıştı fakat gece görüşü olmadığı için etkili bir çalışma yapılamadı. Yangın şu an hızla yayılarak geniş bir alana yayıldı ve kontrol altına alınabilmiş değil. Yangına müdahale çalışmalarına paletli kepçeler ve dozerlerle yol açma işlemi eklenmiş durumda. Yangının daha da büyümemesi için komşu köylerden de yardım bekliyoruz. Şu an elimizden geleni yapıyoruz ama daha fazla desteğe ihtiyacımız var.”
Muhtar Özdoğan ayrıca, 20 gün önce Adıyaman Valisi Osman Varol’a, bölgedeki ulaşım zorlukları hakkında bir uyarıda bulunduğunu ve bu konuda gerekli önlemlerin alınmadığını ifade ederek, “20 gün önce Vali Bey’e, bu bölgede ciddi bir orman varlığının bulunduğundan ve olası bir yangın felaketinde ulaşım engellerinin müdahale edilemez hale getireceğinden bahsetmiştim. Keşke o dönemde bu konuya eğilinseydi” dedi.