Etiket: ado

  • Zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde

    Zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde

    PİRHA- Alevilerin zorunlu din dersleri ile ilgili başvurusunu lehte karar altına alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını AKP hükümeti uygulamayınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi devreye girdi. Bugün başlayan ve 13 Haziran’a kadar sürecek olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında zorunlu din dersleri yeniden gündeme gelecek. 

    Türkiye’de iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Cem Vakfı’nın  “Hak eşitliği” ve “Zorunlu din dersleri” konusunda yaptığı başvurular Alevilerin lehine sonuçlanmıştı ancak AKP hükümetinin mahkeme kararını uygulamaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde.

    Cem Vakfı 2005 yılında 1905 kişi adına idare mahkemesine zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle dava açmıştı. Ancak talep Ankara 10. İdare Mahkemesi’nce reddedildi. Bunun üzerine dava 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı.  AİHM, 2014 yılında verdiği kararla Türkiye’yi haksız bulunarak, din dersinin zorunlu tutulamayacağına hükmetti.

    Bu kararın ardından da Türkiye, din derslerini zorunlu olmaktan çıkarmadı, sadece içeriğine Alevilere ve diğer inançlara dair bazı bilgiler ekledi. Alevi kurumları ise bu bilgilerin Alevi inancıyla bağdaşmadığını belirterek itiraz etmişti.

    Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Aleviler lehine verdiği kararı uygulamadığı için zorunlu din dersleri Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantılarında gündeme geliyor.

    ADO, EYLÜL 2023’TE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’E BAŞVURDU

    Eylül 2023’te Birleşmiş Milletlerin “Din ve İnanç ekseninde Nefret Söylemi ile mücadele” konulu çağrısına da Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) yanıt vererek bildirimde bulunmuştu.

    Birleşmiş Milletler “Din ve İnanç Özgürlüklerinde hoşgörüsüzlükle Mücadele” çağrısına Doğan Bermek imzasıyla Alevi Düşünce Ocağı Derneği tarafından sunulan yanıtta, ilk ve orta dereceli okullarda “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında verilen din dersine dikkat çekilmişti. Yanıtta ayrıca Türkiye’de yaşayanların yaklaşık yüzde 70’nin Sünni Müslüman, yaklaşık yüzde 10-20’sinin Alevi, geri kalanının ise Hristiyan, Yahudi, Ezidi ve diğer azınlıklardan oluştuğu vurgulanmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’nin AYM başvurusuna 4 Alevi kurumu da rapor hazırlayarak destek olmuş

    CHP’nin AYM başvurusuna 4 Alevi kurumu da rapor hazırlayarak destek olmuş

    PİRHA – Alevi kurumları olan AACF, AVF, TADEFE, ADO’nun, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için Cumhuriyet Halk Partisi’nin AYM’ye yaptığı başvuruya dair kapsamlı bir rapor hazırladıkları öğrenildi. Dört kurum tarafından Kasım 2023’te AYM’ye sunulan raporda “Yapılan siyasi ve hukuki düzenlemeler mevcut koşullarda Alevi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Mevcut uygulamaların iptal edilerek, yeniden düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanmaktayız” denildi.

    Anadolu Alevi Canlar Federasyonu (AACF), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Tahtacı Dernekleri Federasyonu (TADEFE) ve Alevi Düşünce Ocağı Derneği’nin (ADO), Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için AYM’ye başvuru yaptıkları öğrenildi.

    Dört kurum, 17 Kasım 2023’te Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na başvuru yaparak, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşunu öngören 9 Kasım 2022 tarih ve 112 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptali için CHP’nin başvurusuna ek olarak rapor sundu.

    24.01.2023 tarihinde Engin Altay ve arkadaşları tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan “Yürürlüğü durdurma ve iptal” başvurusuna destek olan dört kurum, sürece dair kapsamlı bir rapor hazırlayarak AYM’ye iletti.

    “TARTIŞMALARA KONU OLMASI ÖNGÖRÜLMEMİŞ”

    Raporda, Alevi inancını İslam dininin bir yorumu olarak ifade eden dört kurum, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Uzun ve köklü bir geçmişi olan çatışmalar ve sürtüşmelerin özü yorum farklılıklarıdır. Her dinde karşılaşıldığı gibi bir dini inancın farklı yorumları olması kaçınılmaz bir sosyal gerçektir. İslam dünyasında da benzer farklılıkların olduğu malumdur. Bu çerçevede Alevi toplumumuz özellikle 16 yüzyıldan itibaren çoğunlukla politik nedenlerle hâkim Sünni kesim ile değişik sürtüşmeler yaşamış ve bu sürtüşmeler zaman zaman tırmanarak sosyal çatışmalara dahi yol açmıştır. Ülkemizde Sünni kesimin inanç ve eğitim hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından sürdürülmektedir. Bu hizmetler farklı İslami yorumları kapsamamakta bu nedenle Alevi, Şafi, Caferi, Şii ve Maliki inanç sahipleri eşit hizmetten yoksun kalmaktadır. Bu sorunlara çözüm arayışları meyanında atılan bazı adımların (112 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 7421 sayılı “Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”) siyasi ve sosyal tartışmalara konu olması ve öngörülmemiş farklı sorunlara yol açabilme riski de taşıması nedeni ile dört Alevi kuruluşu olarak konular hakkındaki görüşlerimizi Anayasa Mahkememize arz etme ihtiyacı ve gereği duymuş bulunmaktayız.”

    “EŞİTLİKSİZ MUAMELE ORTAMI”

    Dört Alevi kurumu tarafından yapılan değerlendirmede, Alevi toplumunun gereken idari ve hukuki haklardan yararlanamadığına da vurgu yapıldı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararının tartışmalara neden olduğuna değinen kurumlar, şu hususlara değindi:

    “Aleviliğin inanç niteliği düzenlemelerde net karşılık bulmamaktadır.

    İlgili birimin Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturulması Aleviliğin inanç niteliğinin tanınmadığını ortaya koymaktadır.

    AİHM kararları ile de netlik kazanmış olan cemevlerinin ibadethane niteliği düzenlemelerde yer almamıştır.

    Bir inancın sürdürülebilirliği açısından ibadet mekanları kadar önemli olan nitelikli önder yetiştirme ihtiyacına çözüm üretilmemiştir.

    Aleviliğin inanç niteliği düzenlemelerde net karşılık bulmamaktadır.

    Farklı inanç gruplarının birlikte yaşadığı ülkemizde din-devlet ilişkileri çerçevesinde hukuki ve idari belirsizlikler mevcuttur. İnanç gruplarının tüzel kişiliğe sahip olmaması bu sorunların başlıca nedenidir. Devletin farklı inanç gruplarına yönelik tanımlanmış hukuki ve idari düzenlemelere sahip olmaması, inanç gruplarının hak ve sorumluluklarının net bir biçimde belirlenmemiş olmasının yarattığı ortam Alevi toplumunu da olumsuz olarak etkilemektedir. Alevi toplumu da doğal olarak Sünni kesimin yararlandığı olanaklardan kendi inancı doğrultusunda yararlanmayı talep etmektedir. Bu talep de İNANÇ GRUBU olarak tanınma isteği biçiminde dile getirilmektedir.

    “ALEVİLİĞİN İNANÇ NİTELİĞİ TANINMIYOR, CEMEVİNİN İBADETHANE NİTELİĞİ DÜZENLEMEDE YOK”

    İlgili birimin Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturulması Aleviliğin inanç niteliğinin tanınmadığını ortaya koymaktadır.

    Sünni kesim Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir birimden hizmet alırken, Alevi kesimin bir bakanlığa bağlı bir birimden destek alması, tanımlanan desteklerin ibadethane desteklerinden daha eksik olmasının yarattığı eşitliksiz muamele ortamı bu birimin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasının Aleviliğin bir inanç olarak kabul edilmediği algısını yaratmaktadır.

    AİHM kararları ile de netlik kazanmış olan cemevlerinin ibadethane niteliği düzenlemelerde yer almamıştır.”

    “YAPILANLAR, ALEVİ TOPLUMUNUN İHTİYACINI KARŞILAMAKTAN UZAKTIR”

    Anayasa Mahkemesi’ne sunulan raporda AİHM kararlarının uygulanması gerektiğine vurgu yapılarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 5-6 Haziran 2023’te yapılan toplantı kararlarına da dikkat çekildi. Zorunlu din dersleri konusuna Haziran 2024’e kadar bir çözüm üretilmesi gerektiğini belirten dört kurum, raporda şu ifadelere de yer verdi:

    AYM ve AİHM kararlarının bir an önce uygulanması Alevi toplumunun da uzun süredir büyük bir heyecanla beklemekte olduğu bir adımdır.

    Yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi yapılan siyasi ve hukuki düzenlemeler mevcut koşullarda Alevi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Alevi toplumunun ihtiyaçlarının adil bir biçimde karşılanabilmesi ve eşit vatandaşlık taleplerinin gerçekleştirilebilmesi için mevcut uygulamaların iptal edilerek, yeniden düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanmaktayız. Alevi toplumunun mağduriyetini telafi edecek düzenlemelerin yapılabilmesi için yapılacak değerlendirmelerde ihtiyaç duyulması halinde yukarıda arz ettiğimiz konular ile ilgili ilave bilgi ve belgeleri de sunmaya hazır olduğumuzu bilgilerinize arz ederiz.”

    KENANOĞLU: ENTERESAN OLAN; ALİRIZA ÖZDEMİR’E KAPILARINI AÇAN KURUMLAR AYM’YE RAPOR VERMİŞ!

    27. Dönem HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu gelişmelere dair PİRHA’ya konuştu.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yakın zamanda İstanbul’da söz konusu dört kurumu ziyaret ettiği bilgisini veren Kenanoğlu, “İşin ilginç tarafı şu: Alevi Bektaşi Federasyonu ile Alevi Dernekler Federasyonu, Anayasa Mahkemesi’ne rapor vermedikleri halde Alirıza Özdemir’i cemevlerine sokmayan kurumlar. Ancak Alevi Diyaneti diye adlandırdığımız kurumun başkanına kapılarını açan kurumlar, Anayasa Mahkemesi’ne rapor vermiş! Enteresanlık burada.” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Türkiye’de Alevilere yapılan ayrımcılık BM İnsan Hakları Konseyi’nde görüşülecek

    Türkiye’de Alevilere yapılan ayrımcılık BM İnsan Hakları Konseyi’nde görüşülecek

    PİRHA- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin 26 Şubat’ta yapacağı 55. dönem toplantıda din dersinin yanında Alevilere yönelik ayrımcı politikalar da görüşülecek. Alevi Düşünce Ocağı, Türkiye’deki duruma ilişkin BM Yüksek Komiserliği’ne bir bilgi raporu gönderdi. Raporda, Türkiye’de Alevi toplumunun eşit vatandaşlık haklarından yararlanamadığı, Türkiye hükümetinin Alevilerin haklarını sağlamakta isteksiz davrandığı vurgulandı. 

    Alevi Düşünce Ocağı (ADO) BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne bir bilgi raporu göndererek, Türkiye’de Alevi toplumunun inançları temelinde eşit vatandaşlık haklarından yararlanamadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) birçok kararı Alevilerin taleplerini hukuken teyit etse de, Türkiye hükümetinin Alevilerin haklarını sağlamakta isteksiz davrandığını kaydetti.

    ADO’nun raporundaki önemli bölümler şöyle:

    “Özellikle 1960’lardan sonra köktendinci İslam’ın güçlenmesiyle bu isteksizlik giderek nefrete ve hoşgörüsüzlüğe dönüşerek çeşitli çatışmalara ve katliamlara yol açmıştır. Alevi topluluklar, 1993 Madımak- Sivas Katliamı’ndan sonra yüzlerce STK’da örgütlenmeyi seçmiş ve bunların bir kısmı ibadethanelerini (Cemevi) inşa etmiştir. Bundan sonra silahlı çatışmalar sivil itaatsizliğe dönüşmüş, ancak Sünni ve Alevi taraflar arasındaki sürtüşmeler nefret, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık şeklinde devam etmiştir.
    Bu bağlamda Cemevlerinin (Cemevi) Alevi ibadethanesi olarak tanınması “Cem Vakfı Türkiye’ye Karşı” davasında AİHM önüne taşınmış ve AİHM 2015 yılında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Daha sonra iki davada daha Türkiye zorunlu din eğitimi konusunda AİHM tarafından haksız bulunmuştur. (Hasan ve Eylem Zengin Türkiye’ye karşı, 2007; Mansur Yalçın ve diğerleri Türkiye’ye karşı, 2014). Her iki davada da Mahkeme, Türk eğitim sisteminin tarafsızlık ve çoğulculuk gerekliliklerini karşılamadığı ve Alevi ebeveynlerin inançlarına saygı gösterecek yeterli içeriğin sağlanmadığı sonucuna varmıştır. 26 Nisan 2016 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, “İzzettin Doğan ve Diğerleri Türkiye’ye Karşı” davasında, Alevi inancına mensup kişilerin dini kamu hizmetlerinden yararlanamamasını” dini ayrımcılık” olarak nitelendirerek Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiği sonucuna varmıştır. AİHM’nin Alevilerin taleplerine ilişkin Türkiye aleyhine verdiği birçok karara ve Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi’nin (BK) bunların uygulanmasına yönelik kararlarına rağmen, BK tarafından Haziran 2024 son tarih olarak verilmiş olsa da devlet tarafından bugüne kadar çok yetersiz adımlar atılmıştır.

    NEFRETE, HOŞGÖRÜSÜZLÜĞE VE AYRIMCILIĞA İKİ ÖRNEK: DİN EĞİTİMİ, BÜROKRASİ

    Bu belgede nefret, hoşgörüsüzlük ve doğrudan/dolaylı ayrımcılığın başlıca biçimleri olarak iki örnek gösterilecektir; bunlar din eğitimi ve bürokrasidir.

    Din eğitiminde süregelen ayrımcılığa ek olarak, Haziran 2023’te Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında 2023-24 eğitim-öğretim yılında uygulamaya konulmak üzere yeni bir Protokol (ÇEDES) imzalanmıştır. Eğitimin Diyanet’e teslim edilmesinin önünü açacak gibi görünen proje kapsamında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler ilk ve orta dereceli okullara “manevi danışman” adı altında atanıyor. Projeye göre Diyanet Gençlik Merkezlerinde yürütülecek faaliyetlerde görev alacak personel ve gönüllü öğrenciler il ve ilçe diyanet işleri başkanlıkları tarafından belirlenecek. Okullarda “Değerler Kulübü” adı altında kurulacak kulüpler aracılığıyla herhangi bir pedagojik ya da eğitimsel eğitim almadan Sünni din adamlarının himayesinde birçok etkinlik düzenlenecek. Diyanet, “Merhamet” ve “Yardımseverlik” temalı faaliyetlerin desteklenmesinde aktif rol oynayacak. Programın etkinlik havuzunda “Peygamberimizin hayatından değer örnekleri” gibi etkinlikler de yer alacak. Protokol kapsamında okul dışındaki mekânlarda da etkinlikler düzenlenecek. ÇEDES kapsamındaki kurslar, “İl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin uygun görmesi” halinde protokole taraf kurumların sağladığı mekânlarda yapılabilecek.
    Protokol ve uygulama prosedürleri eğitim çalışanları ve aileler tarafından büyük tepkiyle karşılandı. Eğitim çalışanları tarafından protokolün iptali için çeşitli mahkeme başvuruları yapılmıştır.

    “SÜNNİ MÜSLÜMAN EĞİTİM SİSTEMİ ASİMİLE ETMEYE DAYANMAKTADIR”

    Ülkenin en büyük öğretmen sendikası (Eğitim-Sen) Haziran 2023’te protokolün iptali için Yüksek Adalet Divanı’na (Danıştay) aşağıdaki hususları içeren bir başvuruda bulunmuştur.
    – Protokol, 430 sayılı UNİFİED EĞİTİM Kanunu’num, 657 sayılı Devlet Bürokrasisi Kanunu’nun 36. maddesini, Anayasa Mahkemesi’nin E.1889/1 sayılı kararını, Anayasa’nın 128. maddesini açıkça ihlal etmektedir. “Anayasa “nın 128. maddesi, 1139 sayılı Kanun’un 1139 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 43. ve 47. maddeleri, 652 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 28. maddesi. 652 sayılı “Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun “un 28. maddesine aykırı olarak Talim ve Terbiye Kurulu’nun yetkilerine müdahale etmiştir.

    İptal davası Yüksek Mahkeme’de devam etmesine rağmen, hükümet ilk ve orta dereceli okullara dini personel atamaya başlamış olup, bu durum laik, liberal ve Sünni olmayan nüfus arasında büyük kırgınlıklar ve gerilim yaratmaktadır. Nüfusun %20’sini oluşturan Alevi toplumu 2005 yılından bu yana bu konuya yasal bir çözüm bulunmasını istemekte, ancak hükümet yerel ve uluslararası mahkeme kararlarını uygulamayı ve tanınmış eğitim modellerini kabul etmeyi reddetmeye devam etmektedir. Sünni-Müslüman eğitim sistemi, başta Alevi nüfus olmak üzere Sünni olmayan inançlı veya inançsızların çocuklarını asimile etmeye dayanmaktadır.

    “HÜKÜMET EĞİTİM SİSTEMİNİ SÜNNİ-İSLAM KÖKTENDİNCİ BİR EĞİTİME DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞMAKTADIR”

    Özet olarak, Türk devlet yasaları laik, çoğulcu ve modern eğitim uygulamalarını hedeflemesine rağmen hükümetimiz bu eğitim sistemini Sünni-İslam odaklı köktenci bir eğitime dönüştürmeye çalışmaktadır. Hükümet 2016 yılından bu yana AİHM kararlarını uygulamamakta, Nisan 2022’den bu yana da Anayasa Mahkemesi Kararımızı uygulamamaktadır. Ayrımcılığı, nefret söylemini, kanunların uygulanmasını geciktirmeyi ya da görmezden gelmeyi tetikleyen bu yaklaşım, özellikle 7 Ekim 2023 Hamas-İsrail çatışmasından sonra antisemitik ve azınlık karşıtı açıklamaların ve sokak toplantılarının artmasına neden olmuştur. Üzülerek belirtmek isteriz ki, devletin eğitim politikaları son derece köktendincidir, mahkeme kararlarını görmezden gelmekte ve toplumun bir kısmının ve azınlıkların güçlü direnişine rağmen zaten büyük ölçüde uygulanan Sünni Müslüman köktendinci eğitim sistemini daha da güçlendirmek için çalışmaktadır.

    “DEVLETİN POLİTİKALARI BÜROKRASİDE, YEREL YÖNETİMLERDE, ORDU, POLİS GÜÇLERİNDE AYRIMCI”

    Devletin Sünnîleştirme politikaları eğitim sistemiyle sınırlı kalmamakta, bürokrasi, yerel yönetimler, ordu ve polis güçlerinde de ciddi bir ayrımcı rol oynamaktadır. Bu bağlamda Alevi memurlar, kendilerini istifaya ya da emekliliğe zorlayan nefret ve sistematik ayrımcılık davranışlarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

    “ALEVİ PERSONELİN TERFİLERİ ENGELLENİYOR”

    Alevi personelin terfileri engellenmekte, geciktirilmekte ve hatta asılsız iddialarla rütbeleri düşürülmektedir. Alevi nüfus oranının görece yüksek olduğu Elazığ ve Malatya bölgesinde Posta İdaresi’nde (PTT) çalışan bir grup memur, din ve inanç temelli hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve şiddete örnek teşkil etmektedir. Denetim bağlamında, çok sayıda Alevi personel mesleki yetersizlik, ahlaka aykırı davranışlar ve mevzuat ihlallerini içeren asılsız suçlamalara hedef olmuştur. Hedef alınan personel tarafından davalar açılmış ve mahkemeler tüm davalarda davacılar lehine karar vermiştir; ancak bu kişilere karşı verilen idari ve disiplin cezaları devlet makamları tarafından iptal edilmemiştir.

    İKİ ALEVİ PTT ÇALIŞANININ BAŞINA GELENLER VE MAHKEME KARARLARININ UYGULANMAMASI

    İstanbul Teknik Üniversitesi Matematik Mühendisliği mezunu ve Bilgisayar Mühendisliği yüksek lisans derecesine sahip başarılı bir programcı olan A.K., 2000 yılında PTT A.Ş.’de çalışmaya başlamış ve 2011 yılında yöneticilik sınavını kazanarak kariyerine devam etmiştir. Çeşitli merkez müdürlüğü görevlerinin ardından Malatya Posta İşleme ve Dağıtım Merkezi Müdürü oldu. Bu görevinde gösterdiği performansla ödüllendirildi. Baş postacı B. İ. ise Malatya Posta İşleme ve Dağıtım Merkezi Müdürlüğü’nün en deneyimli personeliydi. Her ikisi de Alevi inancına sahiptir ve haksız ve hukuksuz bir şekilde çok sayıda disiplin cezasına maruz kalmışlardır. Malatya Cumhuriyet Savcısı iddiaları temelsiz bulmuş ve 2020 yılında soruşturmayı iptal etmiştir. Tüm cezaların hiçbir gerekçesi yoktur ve sadece inançları nedeniyle kendilerine yapılan bir baskıdır. A.K. ve Baş Postacı B.İ. PTT AŞ’de 1. Sınıf Merkez Müdürü olarak görev yapmaktaydı. Ancak bir tayin dönemi bile olmadan, açıkça hak etmedikleri halde başka bir ildeki 4. Sınıf Merkez Müdürlüğü’ne nakledildiler. Her ne kadar Malatya 1. İdare Mahkemesi 2021 yılında hukuka aykırı atamanın iptaline karar vermiş olsa da PTT henüz bu kararı uygulamadı. Aksine Alevi personel üzerindeki baskı artırılmıştır. Yeni iddialar üretilmiş ve tüm iddialar Cumhuriyet Savcısı tarafından tekrar reddedilmiştir. Aynı bölgede, denetim bağlamında her Alevi devlet memuruna disiplin cezaları verilmiş ve bu cezaların hepsi mahkemeler veya savcılar tarafından iptal edilmiştir. Bazıları ise evlilik dışı ilişki gibi asılsız suçlamalara maruz kalmış, bu da boşanmalara varan aile içi anlaşmazlıklara yol açmıştır. Dini inançları nedeniyle nefret söylemlerinin yarattığı sosyal ve kültürel şiddete maruz kalan devlet görevlisi ağır psikolojik ve psikososyal etkiler altında kalmıştır.
    Biz sadece ülkenin tek bir bölgesindeki temsili bir vakayı vermek istedik. Diğer birçok sektörde ve yerde devlet çalışanlarına bu veya benzeri baskılar uygulanmaktadır.

    SONUÇ
    Otoriter siyasetin ivme kazandığı bir çağda Türkiye de bir istisna değildir. Ne yazık ki nefret söylemi, hoşgörüsüz davranış ve ayrımcılığın, köktendinci hükümet koalisyonu ortakları ve onların kurumları tarafından da tetiklenen fiziksel ve psikolojik şiddete yol açtığını gözlemliyoruz. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kurumların, demokratik ilkeleri açıkça çiğneyen ve sadece kendi tercihlerini öngören otoriter devlet davranışlarına karşı tedbirler alacaklarını umuyoruz. Nefret, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılığın sadece belirli bir toplumdaki barış ve uyuma zarar vermekle kalmayıp, aynı zamanda SKHyi (Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri) küresel olarak da yaraladığı açıktır. Nefret söylemleri ve bunların etkilerine karşı savunma tedbir ve mekanizmalarının geliştirilmesine her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduğumuzu ifade etmek isteriz.

    “HAMAS-İSRAİL KRİZİNDEN SONRA TÜRKİYE’DE NEFRET SÖYLEMLERİ HIZLA ARTTI”

    Öte yandan, özellikle 7 Ekim 2023 Hamas-İsrail krizinden sonra Türkiye’de nefret söylemi ve hoşgörüsüzlük hızla artmakta, bazı sokak protestoları devam etmektedir, 27 Ekim 2023 tarihinde İZMİR/Türkiye Etz Hatim Sinagogu saldırıya uğramıştır. Nefret söylemi ve hoşgörüsüzlüğün fiziksel olarak daha yıkıcı boyutlara ulaşmasından endişe duyuyor ve BM’nin barış ortamının sağlanması için gerekli tedbirleri almasını bekliyoruz.
    Sayın İnsan Hakları Konseyi Yüksek Komiseri’nin son başvuru tarihi 29 Ekim 2023 olan “Din veya İnanca Dayalı Nefrete karşı Savunulma- Dönüştürücü Yanıtlar” başlıklı çağrısına yanıt vermekten onur duyuyoruz.

    ADO’NUN BİLDİRİMİ, BM DİN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ ÖZEL RAPORTÖR RAPORLARINDA YER ALDI

    Alevi Düşünce Ocağı’nın (ADO) Ağustos 2023’te ‘Nefret söylemi’ ile ilgili bildirimi, Birleşmiş Milletler (BM) Din veya İnanç Özgürlüğü Özel Raportör raporlarında yer aldı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin 55. dönem toplantısı 26 Şubat’ta başlayacak.

    BM İNSAN HAKLARI KONSEYİ 55. DÖNEM TOPLANTISI 26 ŞUBAT’TA BAŞLAYACAK

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin, 26 Şubat ‘ta başlayacak İnsan Hakları Konseyi 55. dönem toplantısına sunacağı raporun 45. maddesi şöyle:

    “Alevi Düşünce Ocağı, Haziran 2023’te Avrupa Konseyi Bakan Yardımcılarının yetkilileri, Türk eğitim sisteminin Devletin çeşitli din, mezhep ve inançlara karşı tarafsızlık ve yansızlık yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak için gerekli tedbirleri almaya güçlü bir şekilde teşvik ettiğini kaydetmiştir, çoğulculuk ve objektiflik ilkelerine saygı göstererek, Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunmuştur.”

    Nilgün METE/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    BM İnsan Hakları Konseyi’nin 26 Şubattaki toplantısında zorunlu din dersleri de görüşülecek

     

     

  • BM İnsan Hakları Konseyi’nin 26 Şubattaki toplantısında zorunlu din dersleri de görüşülecek

    BM İnsan Hakları Konseyi’nin 26 Şubattaki toplantısında zorunlu din dersleri de görüşülecek

    PİRHA- Alevi toplumunun zorunlu din derslerine karşı verdiği mücadele, geçen yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararla olumlu sonuçlandı ancak AKP hükümeti tarafından uygulanmıyor. Birleşmiş Milletlerin “Din ve İnanç ekseninde Nefret Söylemi ile mücadele” konulu çağrısına başvuran ADO, laik bir eğitim programının daha da dinselleştiğini, din derslerinin mahkeme kararlarına rağmen devam ettiğini vurgulayarak, AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını hatırlattı. BM İnsan Hakları Konseyi’nin ilgili toplantısı 26 Şubat’ta başlayacak. 

    Alevilerin okullarda zorunlu din dersi uygulamasına karşı mücadelesi hala sürüyor. Din dersleri, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin ardından 1982 yılında kabul edilen anayasa ile zorunlu hale geldi.

    Alevi aileler, zorunlu din dersinde Sünni İslamın öğretildiği gerekçesiyle çocuklarının bu dersten muaf olması için hukuksal mücadele başlattı.

     Hasan Zengin adlı Alevi yurttaş, 2004 yılında kızı Eylem Zengin’in zorunlu din dersinden muaf tutulması için ilk davayı açtı.

    Türkiye’de iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Zengin ailesi davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    AKP, AİHM VE ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARLARINI HALA TANIMADI

    AİHM 2007’de verdiği kararda, “Din dersinin nesnel, çoğulcu ve eleştirel olmadığını, farklı dinler ya da inanışlara ilişkin yeterli bilgi içermediğini ve bu nedenle zorunlu tutulamayacağı”nı ifade etti.

    2005 yılında ise bu kez Cem Vakfı, 1905 kişi adına idare mahkemesine zorunlu din derslerinin kaldırılması talebiyle Ankara 10. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Ancak mahkeme talebi reddetti. Cem Vakfı ise davayı 2010 yılında AİHM’ye taşındı. AİHM, 2014 yılında davayı sonuçlandırdı ve Türkiye’yi haksız buldu. Mahkeme, din dersinin zorunlu tutulamayacağına hükmetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararına rağmen AKP hükümeti, zorunlu din dersini devam ettirdi, Alevi çocuklar bu derse girmek zorunda kaldı.

    Öte yandan Anayasa Mahkemesi de 8 Nisan 2022’de bir ilke imza attı. Alevi yurttaş Hasan El, 2009’da çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM verdiği kararda, “Anayasanın 24’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiği”ni kaydetti.

    EĞİTİM SİSTEMİ DAHA DA DİNSELLEŞTİ

    Aleviler zorunlu din dersine mücadele ederken, AKP hükümeti eğitim sistemini daha da dinselleştirdi. Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi(ÇEDES) kapsamında okullara din görevlilerini atadı. Okullarda mescit açmaya, çocukları camilere götürmeye başladı, müfredatı tamamen dinselleştirdi. Tüm bunları Diyanet ve tarikatlar ve çeşitli dinci vakıflarla işbirliği yaparak hayata geçiriyor.

    BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN ÇAĞRISINA ADO’DAN BAŞVURU

    Durum böyleyken Eylül 2023’te Birleşmiş Milletlerin “Din ve İnanç ekseninde Nefret Söylemi ile mücadele” konulu çağrısı oldu. Bu çağrıya bir bildirim de Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) verdi. Bu bildirimde eğitim sorunlarında nefret söylemine değiniliyor. Bu konu BM İnsan Hakları Konseyi’nin 26 Şubatta başlayacak 55. toplantısında gündemin 3. maddesi.

    Birleşmiş Milletler “Din ve İnanç Özgürlüklerinde hoşgörüsüzlükle Mücadele” çağrısına Doğan Bermek imzasıyla Alevi Düşünce Ocağı Derneği tarafından sunulan yanıtta, ilk ve orta dereceli okullarda “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında verilen din dersine dikkat çekildi. Yanıtta ayrıca Türkiye’de yaşayanların yaklaşık yüzde 70’nin Sünni Müslüman, yaklaşık yüzde 10-20’sinin Alevi, geri kalanının ise Hristiyan, Yahudi, Ezidi ve diğer azınlıklardan oluştuğu vurgulandı.

    Birleşmiş Milletler’in “Din ve İnanç Özgürlüklerinde hoşgörüsüzlükle Mücadele” çağrısına ADO tarafından verilen yanıtta şu ifadeler yer aldı:

    “Bu ders (zorunlu din dersi) Türkiye’de Cumhuriyet döneminin neredeyse tamamında seçmeli olarak okutulmuş, ancak 1980 askeri darbesinden sonra oluşturulan 1982 Anayasası’na eklenen bir madde ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi zorunlu hale getirilmiştir. Sünni Müslüman inanç sistemine dayalı bu zorunlu din dersine Alevi toplumu olarak başından beri itiraz ettik ancak hükümetler zorunlu statünün devamında ısrarcı oldular. 1990 yılına kadar Hıristiyan ve Musevi vatandaşların çocukları bile zorunlu derslere katılmak zorunda bırakıldı. Daha sonra sadece Hıristiyan ve Musevi çocuklar, yerel Patrikhane veya Musevi Hahambaşılığı tarafından onaylanmış bir belge ibraz ettikleri için muaf tutuldular; diğer inançlar ve inançsızlar zorunlu derslere katılmak zorunda bırakıldılar. Alevi toplumu olarak yerel mahkemelere başvurduk ancak olumlu bir sonuç alamadık.

    Türkiye’nin 1989 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni (AİHM) ülke olarak bir üst mahkeme olarak kabul etmesinin ardından bazı Alevi ailelerin davaları AİHM ‘ne taşındı. Mahkeme 2007 yılından itibaren başvuranlar lehine çeşitli kararlar almış, ancak Türkiye derslerin seçmeli statüye dönüştürülmesi için gerekli yasal prosedürleri uygulamamış ve bu davaların bireysel davalar olduğunu iddia ederek Ateist, deist, laik ve milyonlarca Alevi çocuğu asimilasyon kurslarına katılmaya zorlamaya devam etmiştir. 2014 yılında AİHM’de toplu bir dava sonuçlanmış ve Türkiye’nin 1 No’lu Protokol’ün 2. Maddesini ihlal ettiğine karar verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No.lu Protokolün 2. Maddesi’ni ihlal ettiğine karar verilmiştir.

    AİHM, “TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ FARKLI SEÇENEKLER SUNMUYOR” DEMİŞTİ

    77. Sonuç olarak, 2011/12’de din kültürü ve ahlak bilgisi müfredatında ve ilgili ders kitaplarında yapılan önemli değişikliklere rağmen, davalı Devletin eğitim sisteminin ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlamak için hala uygun araçlar sağlamadığı görülmektedir. Mahkeme, özellikle, Türk eğitim sisteminin Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocukları için uygun seçenekler sunmadığını ve muafiyet için çok sınırlı olan prosedürün, öğrencilerin ebeveynlerini ağır bir yüke ve çocuklarının din derslerinden muaf tutulması için dini veya felsefi inançlarını açıklama zorunluluğuna maruz bırakacağını belirtmektedir. Dolayısıyla, mevcut davada 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesi ihlal edilmiştir.

    AİHM kararına göre, Türkiye zorunlu statüyü değiştirmek zorundaydı, ancak Türk makamları ders müfredatında kademeli değişiklikler yaparak zorunlu statüyü uygulamaya devam etmekte ısrar etmiştir. AİHM kararlarının uygulanması Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi EC-CM tarafından izlenmiştir. Çeşitli toplantılarda Türkiye, müfredatta ve ders kitaplarında tatmin edici değişiklikler yapıldığını iddia etmiş, ancak EC-CM, Türkiye’nin defalarca savunduğu değişiklikleri kabul etmemiştir. Son olarak, 5-7 Haziran 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 1468. 2023 Türkiye’den, devletin çeşitli inançlara karşı tarafsızlık ve yansızlık görevini yerine getirmesi için bu durumu düzeltmesi istenmiştir. AK-MK, aksi takdirde dava dosyasının Komite tarafından oluşturulacak bir kararla mahkemeye geri gönderilmesine karar verdi.

    1468 sayılı kararın 6. ve 7. maddeleri şu şekildedir:

    “6. zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine ilişkin olarak Mahkeme tarafından tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için yetkililerin herhangi bir tedbir almamış olmasını derin bir üzüntüyle kaydetmiştir; Bu nedenle yetkilileri, Türk eğitim sisteminin, çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine saygı göstererek, Devletin çeşitli dinler, mezhepler ve inançlar karşısındaki tarafsızlık ve yansızlık görevini yerine getirmesini sağlamak için gerekli tedbirleri almaya ve Sünni İslam dışında bir dini veya felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynleri dini veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan, zorunlu din eğitiminden vazgeçmeleri için uygun seçenekler sunmaya kuvvetle
    çağırmıştır;
    7. Bu davaları en geç Haziran 2024’teki DH toplantısında yeniden ele almaya karar vermiş ve bu konudaki ilk kararın 2008’de kesinleşmesinden bu yana zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini göz önünde bulundurarak, genel tedbirlere ilişkin somut ilerleme belirtilerinin olmaması halinde, Sekretarya’ ya Komite’nin bu grupla ilgili bir sonraki incelemesinde değerlendirilmek üzere bir ara karar taslağı hazırlaması talimatını vermiştir.”

    “AİHM VE ANAYASA MAHKEMESİ’NİN KARARLARINA RAĞMEN BİE ADIM ATILMADI”

    Türk makamlarının AİHM kararını uygulamamasına ek olarak, 2022 yılında Türkiye’deki en yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi, ilgili bir davada zorunlu din derslerinin Türk Anayasası’nın yanı sıra Türk Medeni Kanunu’nu da ihlal ettiğine karar vermiştir Bu iki yüksek karara rağmen, şu ana kadar Türkiye’de herhangi bir adım atılmamıştır.
    Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında Ağustos 2023’te aşağıdaki hususları amaçlayan bir protokol imzalanmıştır:

    a) Müfredata Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’nin (DKAB) yanı sıra yeni dini seçmeli derslerin eklenmesi;
    b) DKAB ders saatlerinin haftada 2 saatten 4 saate çıkarılması;
    c) Öğrencilerle birlikte kulüp faaliyetlerini başlatmak ve yönetmek ve Ruhani Danışman olarak hareket etmek üzere
    laik okullara din adamlarının atanması; ve
    d) Kadın öğretmenlerin okullarda standart bir önlük giymeye zorlanması.
    Bu son girişimler, yetkililerimizin eğitim sistemimizi laik bir eğitim programından Sünni-İslami bir programa dönüştürme
    niyetinde olduklarını açıkça göstermektedir.
    Bu yeni Protokole aileler tarafından büyük tepki gösterilmiş ve 16 Eylül 2023 tarihinde Protokolün uygulanmaya
    başlanmasının planlandığı İzmir’de büyük bir toplantı düzenlenmiştir.
    Çok sayıda Türk vatandaşı, hükümetin bu Sünni Müslüman köktenci yaklaşımına karşı çıkmakta ve Türk hükümetinin bu
    tür asimilasyoncu ve ayrımcı tutumuna direnmeye çalışmaktadır.
    Ülkenin demokratikleşmesini hedefliyoruz, yukarıda özetlenen durumda Türkiye’nin İHK ‘nin 52/38 sayılı kararının 7 (b),
    (8) ve (h) maddeleriyle derin bir çatışma içinde olduğuna ve 8. maddenin tüm Devletlere yaptığı (a), (b) ve (d) çağrılarına
    olumlu yanıt vermeyi reddettiğine inanıyoruz.
    Bu katkı ile sağlanan bilgiler kamuya açıktır ve uygun şekilde kullanılabilir.
    BM yetkililerinin ve ilgili komisyonların Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip etmelerini ve yetkilileri BM politikaları ve
    hedefleriyle uyumlu adımlar atmaları konusunda uyarmak için gerekli tedbirleri almalarını bekliyoruz.
    Gerekli görülmesi halinde bu konularda daha fazla belge ve bilgi sağlamaya hazırız.”

    Nilgün METE/İSTANBUL

     

     

  • Alevi örgütleri, AİHM kararlarında gelinen süreci değerlendirdi-VİDEO

    Alevi örgütleri, AİHM kararlarında gelinen süreci değerlendirdi-VİDEO

    PİRHA – Alevi Vakıflar Federasyonu bileşenleri ve Alevi Düşünce Ocağı (ADO), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 5-7 Haziran’da gerçekleştirdiği toplantının detaylarını değerlendirdi.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 5-7 Haziran’da yapılan toplantılarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) cemevi ve din dersi ile ilgili kararlarının Türkiye tarafından hala uygulanmamasını ele aldı.

    Gelişmelere dair Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) bileşenleri ve Alevi Düşünce Ocağı (ADO) da Kartal Cemevi’nde açıklama yaptı.

    “BİR ARAYA GELİP HÜKÜMETİN ÖNÜNDE DURAMADIK”

    Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Haydar Baki Doğan, devletin halen cemevlerini ibadethane olarak kabul etmediğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Alevi toplumunda bir türlü yer bulamadı. En son 7-8 Haziran’da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne Türkiye’yi temsilen 15 avukat gidiyor. Fakat orada Alevi kurumlarını temsilen Avrupa’da bir canımız dahi yok. Biz de bir Alevi kurumu olarak kendimize eleştiri yapmak zorundayız.

    Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar üzerinden biz gitmiş olsaydık bugün birçok sorunu hiç konuşuyor olmazdık. Zorunlu din dersi ile ilgili biz Alevi kurumları gerekli inisiyatifi, gerekli tepkiyi vermediğimiz için bugün ÇEDES projesini konuşuyoruz. Bugün İzmir’de 180 okula ‘manevi danışmanlık’ adı altında görevlendirme yapıldı. Sonuçta bu Türkiye’nin dinselleştirilme projesi. 1980’de getirilen zorunlu din derslerinden biz hala kurtulamadık. Bırakın kurtulmayı daha da yoğun bir şekilde okullarda din dersleri gösterilmekte. Bunlarla ilgili AİHM’in vermiş olduğu kararlarda devletin, dinlere karşı tarafsızlık ilkesini savunması bekleniyor ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi adı altında tamamı Sünni İslam’ın eğitildiği söyleniyor. Biz bu kararları bile Alevi kurumları ve diğer demokratik kurumlarla bir araya gelip, bir proje geliştirip, tepki gösterip bu hükümetin önünde duramadık. Hala hükümetten bir beklenti içerisindeyiz. Geçen sene bütün Alevi kurumları olarak bir araya gelip karşı çıkmamıza rağmen torba yasa ile Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu.”

    “DOLAYISIYLA DA BU DOSYAYI KAPATTIK”

    AVF kurucularından Doğan Bermek ise zorunlu din dersleri konusunda Türkiye’nin 2023 Eylül ayında yeni bir karar alabileceğini işaret etti. Bermek, şu bilgileri paylaştı:

    “2005 yılında başlayan süreç 2012 yılında sonuç vermeye başladı. Bizden önce 2007 yılında zorunlu din dersleri ile ilgili Hasan Zengin-Eylem Zengin davası sonuçlanmıştı. Bizim davalar da 2014’ten itibaren birer birer sonuç gördü. 2014 ile 2016 yılı arasında cemevlerinin elektrik meselesi, devlet ve inanç grupları arasındaki ilişkiler davamız ve zorunlu din dersleri davamız sonuçlandı. Ancak bunlar sonuçlanmasına rağmen Alevi kuruluşları konuya yeterince vakıf olamadılar diye düşünelim. Veyahut da Alevilerin geleneklerinde böyle yasa, hukuk, mahkeme olmadığı için Aleviler biraz bu işten geri durdular. Toplum, hükümetten bir duyarlılık göstermesini bekledi diyelim. Hükümet de fazla bir duyarlılık gösteremedi. 2010 yılında bir Alevi açılımı yapılmıştı ama bir sonuç alınamamıştı.

    Türkiye bu konuda tekrar mahkemeye gidilmesini istemediği için bir takım düzenlemeler yaptı. Bu düzenlemeleri de 2022 yılının Eylül ayında kamuoyuna açıkladı. Düzenleme dediğimiz şey de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı… Bunu kurarak da ‘Cemevlerinin elektrik parası sorununu aştım artık. Cemevlerinin elektrik parasını ödeyeceğim. Ayrıca cemevleri ile ilgili şu şu düzenlemeleri yapmaya çalışacağız’ niteliğinde bir savunma verdi. Cemevlerinin elektrik parası ile ilgili davamızın gelmiş olduğu nokta bu. Türkiye Cumhuriyeti, elektrik paralarını ödemeyi üstlendi. Dolayısıyla da bu dosyayı kapattık.

    Din derslerine ilişkin Türkiye 2024 Haziran’ına kadar doğru dürüst bir karar getirmeli. Türkiye’nin, 2023 Eylül ayı gibi din dersleri ile ilgili bir şeyler yapmasını bekleyebilirsiniz. Türkiye’de Sünni olmayan inanç gruplarının; Şafiler de dahil olmak üzere din adamı yetiştirme hakkı yok. Ama devlet, ‘medrese’ adı verilen yerlere göz yumuyor.

    Din dersleri ile ilgili iki tane sorunumuz var. Bir; bu din dersleri çoğulcu değil. Yani; dinler hakkında bilgi vermesi gereken bir şey Sünni İslam yetiştirme biçiminde veriliyor. Bir de bu dersin zorunlu olması… Halbuki bizim Medeni Kanun’umuzda ‘İnsanlar, inançlarında özgür bırakılmalı’ deniliyor. Ayrıca 2022 yılında Anayasa Mahkemesi bir başka davayı değerlendirirken 2 karar verdi. Bu kararlardan birisi bugünkü haliyle ‘zorunlu din dersleri anayasaya aykırıdır’ şeklindeydi. İkinci kararda ise bu ‘Din dersleri Medeni Kanuna da aykırıdır deniyor.”

    ORTAK MÜCADELE VURGUSU!

    İstanbul Cemevi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Gazi Arslan ise yaptığı değerlendirmede “Ortak olan sıkıntılarımızı ne hikmetse bir araya gelip gerçek anlamda Alevi yolunun ‘Yol cümleden uludur’ sözüne bianen çaresini aramıyoruz. Bu konuda Alevi kurumlarımızın artık kendi egolarını, kurumsal kimliklerini bir tarafa bırakarak ortak değerlere ve yaşam alanlarına sahip çıkıp ve bu bağlamda da kendi alanımızı yaratmamız lazım” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Bermek: Yaylakonak’ta acı ve deprem şoku çok yüksek, hak ihlalleri sürüyor

    Bermek: Yaylakonak’ta acı ve deprem şoku çok yüksek, hak ihlalleri sürüyor

    PİRHA-Maraş merkezli depremlerden etkilenen Adıyaman Yaylakonak  (Balyan) Köyü’nü ziyaret eden ADO Başkanı Doğan Bermek, hazırladıkları raporda, “Bölgenin gerçekten çok yardıma ihtiyacı var. Bölgede hukuk, ekonomi, üretim adeta durmuş durumda. Bölgede çok miktarda hak ihlali var, genç bir avukatlar grubu ile hak ihlallerini de takip etmeye gayret edeceğiz” dedi. 

    6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından yıkılan kentlerden biri de Adıyaman. Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek, 5-6 Nisan 2023 tarihlerinde Adıyaman’a gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin bir rapor yayımladı.
    Halı dokuma uzmanı Mustafa Kazar ve Ozan Turgut ile birlikte Adıyaman’a gittiklerini belirten Bermek raporda, depremlerde 108 kişinin hayatını kaybettiği 2000 nüfuslu Yaylakonak’ı (Balyan) ziyaretini paylaştı.

    “YAYLAKONAK’IN 500 YILLIK BİR GEÇMİŞİ VAR”

    Bermek, raporda şu gözlemlerini paylaştı:

    Halı dokuma uzmanı Mustafa Kazar ve Ozan Turgut ile birlikte 5 Nisan 2023’te Adıyaman’a gittik. Yönetim kurulu üyemiz Seyho Saya ile birlikte kentte kısa bir gözlem, ardından şehrin temiz su kaynaklarına dökülen enkaz alanını gördük, çekimler yaptık ve Yaylakonak’a gittik. Belediye başkanı ve meclis üyeleri ile tanıştık, oldukça sıcak görüşmeler oldu, hızla bir yerel kooperatif kurulması karar altına alındı. Yaşama dönüş projesinin sorumlusu olarak aynı zamanda belediye görevlisi olan Hacı Yusuf Turhal tayin edildi. Yaylakonak 2000 nüfuslu ve depremde 108 can kaybına uğramış merkeze 20 km mesafede bir dağ köyleri grubu. 500 yıllık geçmişi, çevresinde dört adet ziyareti var, beldenin eski adı Balyan, 1949’da değişmiş.

    “ACI VE DEPREM ŞOKU ÇOK YÜKSEK”

    Hayvancılık ve tarım ile geçinen bir bölge, depremde epeyi telefat olmuş, yaşamın sürmesi için hayvana çok ihtiyaç var, tabii hayvanların ağıl ve bakım olanaklarının da hazırlanması gerek. Arazi çok dağlık, depremden sonra uzunca bir zaman kar da olduğu için gitmek isteyen araçlar dahi gidememiş, çok çile çekilmiş, nerede ise tüm kurtarma işleri aileler tarafından yapılmış. tabii her evden birkaç can kaybedildiği için acı ve deprem şoku gerçekten çok yüksek.

    “ZOR ŞARTLARDA YAŞIYORLAR; 100 KG YÜN GÖTÜRDÜK”

    Zor şartlarda yaşam sürdürmeye çalışılıyor, bir yandan enkaz kaldırmaya uğraşıyorlar, bir yandan da yaralarını sarmaya gayret ediyorlar. Ozan arkadaşımız video çekimleri yaptı onları da sizlere ayrıca sunacağız. Kadınlarımıza 80 adet teşyi (öreke-Kirman-İğ da deniyor) götürdük, 100 kg yıkanmış ve taranmış yün götürmüştük. Bölge insanı bu işi zaten biliyor, elleri işe yatkın, Şimdi bu yünleri eğirmeye başladılar, mayıs ayında eldeki hayvanların kırkılmasından sonra da yünlerini alacağız, yıkayıp-tarayıp onları de eğirmemiz gerek.

    “GENÇ AVUKATLAR GRUBUYLA BÖLGEDEKİ HAK İHLALLERİNİ TAKİP EDECEĞİZ”

    Bölgenin gerçekten çok yardıma ihtiyacı var, aklınıza gelen konuları irdelemek de isteriz. Bu ziyarette Yaylakonak Belediye Başkanı ve Adıyaman Tic. Ve San. Odası Başkanı ile çok verimli toplantılar yaptık, umarız önümüzdeki günlerde bu toplantılardan olumlu sonuçlar da elde edeceğiz. Bölgede hukuk, ekonomi, üretim adeta durmuş durumda, bu alanlarda yapılması gereken sayısız iş var, maddi ve manevi her türlü desteğe çok ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bölgede çok miktarda hak ihlali var, genç bir avukatlar grubu ile hak ihlallerini de takip etmeye gayret edeceğiz.”

    PİRHA/ADIYAMAN