Etiket: af

  • Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişi tahliye edildi!

    Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişi tahliye edildi!

    PİRHA- Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişi tahliye edildi. Hükümlü olan diğer faillerin de tahliye edilmesi için avukatların başvuru yaptığı bilgisi verildi.

    32 yıldır Madımak Katliamı’nda adalet beklenirken, katliamda adı geçenler birer birer tahliye ediliyor. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hüküm cezası alan 17 kişinin tahliye edildiği belirtildi, kalan sanıklarında yakın zamanda çıkacağı ortaya çıktı.

    Yerel kaynaklarin aktardığına göre Sivas ve Tokat’ta cezaevlerinde bulunan Madımak Katliamı fiillerinden 17’si tahliye edildi.

    Sivas E Tipi Cezaevi’nde bulunan 7, Tokat T Tipi Cezaevi’nde bulunan 10 kişinin 2 haftalık süreç içerisinde tahliye edildiği öğrenildi.

    Aynı zamanda Madımak Katliamı fiillerinden 6 kişinin de tahliye edilmesi için başvuruların yapıldığı bilgisi verildi.

    Tahliye edilen isimler şöyle:
    isimler şu şekilde: İbrahim Duran, Muhsin Erbaş, Cafer Tayyar Soykan, Harun Gülbaş, Yunis Karataş, Harun Yıldız, Faruk Ceylan, Adem Kozu, Bekir Çınar, Ahmet Oflaz, Zafer Yelok, Erol Sarıkaya, Faruk Sarıkaya, Ekrem Kurt, Erkan Çetinkaya, Faruk Belkavli, Bülent Düvenci, Mevlüt Atalay, Ali Kurt, Kenan Kale, Uğur Yaraş ve Halil İbrahim Düzbiçen.

    PİRHA/SİVAS

     

  • Erdoğan, 28 Şubat hükümlüsü 7 askerin cezasını kaldırdı

    Erdoğan, 28 Şubat hükümlüsü 7 askerin cezasını kaldırdı

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 28 Şubat davasında “darbeye teşebbüs” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilen 7 askerin cezalarını kaldırdı.

    Kobanê Davası’nda tutuklu olan siyasetçilere ceza yağdığı gün AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat davasında “darbeye teşebbüs” suçundan müebbet hapis cezası verilen Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Çetin Doğan ve Çevik Bir’in kalan hapis cezalarını kaldırdı. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Af kararına gerekçe olarak hükümlülerin, Adli Tıp Kurumu’nca verilmiş raporlara göre “sürekli hastalık” ve “kocama hali durumunda olmaları” gösterildi.

    TAHLİYE EDİLMİŞLERDİ

    Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Şubat davasında müebbet hapis cezası alan aralarında Çevik Bir ile Çetin Doğan’ın da bulunduğu 14 sanık hakkında 2021 yılında tutuklama kararı vermişti. Yargıtay’da cezası kesinleşen 14 asker tutuklanmıştı. 85 yaşındaki emekli orgeneral Çevik Bir, “ileri derecede demans hastası” gerekçesiyle 2022’de cezaevinden tahliye edilmişti. Davada bir numaralı sanık olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ise davada henüz temyiz süreci devam ederken 2020’de hayatını kaybetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • 17+Alevi Kadınlar: Madımak failinin affedilmesi katliamın meşrulaştırılmasıdır!

    17+Alevi Kadınlar: Madımak failinin affedilmesi katliamın meşrulaştırılmasıdır!

     PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasını kaldırmasının katliamı meşrulaştırmak olduğuna vurgu yapan 17+Alevi Kadınlar, “33 canımızın ölümüne neden olan ve 30 yıldır adalet bekleyişi içinde yakınları olarak bu affı asla kabul etmiyoruz ve failleri asla affetmiyoruz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak katledilmesine dair açılan Sivas Katliamı davasında idama mahkum edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezası, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı.

    Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara tepki gösteren 17+Alevi Kadınlar, bu affın mahkumun sağlığından çok katliamın siyasi bir affı amaçladığını akıllara getirdiğini belirtti.

    “KATLİAMIN SİYASİ AFFI AMAÇLANIYOR”

    “Siz affetseniz, biz affetmeyiz! Tarih affetmez!” başlığıyla yayımlanan 17+Alevi Kadınlar açıklamasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Madımak Katliamı failleri için kullandığı ikinci af yetkisi olduğu hatırlatılarak, “Cezaevinde çok sayıda ağır hasta hükümlü bulunmasına rağmen, daha önce de af yetkisinin, Madımak katliamı sorumlularından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilen Ahmet Turan Kılıç için kullanmış olması, bu affın mahkûmun sağlığından çok katliamın siyasi bir affı amaçladığını akıllara getiriyor. Madımak katliamının asli faili olarak 2003’ten beri cezaevinde  bulunan 78 yaşındaki Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı bu siyasi af ile sadece 20 yıla düşürülmüş olacak” ifadeleri kullanıldı.

    “KABUL ETMİYORUZ, ASLA AFFETMİYORUZ”

    Madımak faillerinin affedilmesinin katliamı meşrulaştırmanın bir yöntemi olduğunun belirtildiği açıklamanın devamında, adalet bekleyişi içerisinde olanların bu affı kabul etmeyeceği vurgulanarak, “Cezaevlerinde hasta mahpusların bazılarına uygulanmayan affın katliam faillerine uygulanması, yargının da, devlet erkanının da eşitlik anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi. Eşitsizliğin yanı sıra, Madımak katliamına özel 1993’den bu yana devletin yargı sistemi şeffaf bir soruşturma ve kovuşturma sürdürmemekte ısrarcı ve katliamın faillerini çeşitli gerekçeler ile affetmeyi odağına almış, Alevilere karşı sistematik ayrımcılığı sürdürmekte. Faillerin ödül niteliğinde affedilmesi katliamı meşrulaştırmanın başka bir yöntemidir. 33 canımızın ölümüne neden olan ve 30 yıldır adalet bekleyişi içinde yakınları olarak bu affı asla kabul etmiyoruz ve failleri asla affetmiyoruz. Onları affedenleri de” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >Erdoğan, 33 insanı yakarak katleden hükümlülerden Hayrettin Gül’ün de cezasını kaldırdı

  • Fırat: Madımak hükümlüsü Hayrettin Gül’e getirilen af, diğer mahkûmlara neden uygulanmıyor?

    Fırat: Madımak hükümlüsü Hayrettin Gül’e getirilen af, diğer mahkûmlara neden uygulanmıyor?

    PİRHA-Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sivas Katliamı davasında idama mahkûm edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezasının affedilmesini Meclis’e taşıdı. Fırat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, “Madımak sanığı Hayrettin Gül’e getirilen bu af, diğer mahkûmlara neden uygulanmamaktadır? Bu bir ayrımcılık değil midir?” diye sordu. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te Madımak otelinde 33 kişinin yakılarak öldürüldüğü katliam davasından idama mahkûm edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezasını ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı.

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a soru önergesi sundu.

    “MADIMAK SANIĞINA AF ÇIKARMASI VİCDANLARI BİR KEZ DAHA YARALAMIŞTIR”

    Celal Fırat sunduğu soru önergesinin gerekçesinde şu ifadelere yere verdi:

    “Bilindiği gibi, 2012 yılında o dönemin başbakanı olan Erdoğan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğraması ile bazı sanıklar hakkında davanın düşürülmesini de ‘hayırlı olsun’ sözleriyle değerlendirmiştir.
    Son verilere göre şu an Türkiye’deki 407 cezaevinde kapasitesi 299.980 olduğu halde 342 bine yakın mahkûm olduğu bilinmektedir. Cezaevlerinde yoğun hak ihlalleri arasında sağlığa erişim hakkının engellenmesi beraberinde hasta mahpus sayısını giderek artırmaktadır. İHD verilerine göre; 2022 yılında 78, 2023 yılının ilk 5 ayında ise 15 mahpus cezaevinde yaşamını yitirmiştir. Hâlâ 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta tutuklu cezaevinde bulunmaktadır.
    Cezaevinde ağır hasta olduğu halde yanlı adli tıp raporları gerekçe gösterilerek salıverilmeyen, ölüme terkedilen mahkûmlar olduğu bilinmektedir.
    Yaşanan bu gerçekliklere rağmen Cumhurbaşkanı’nın Madımak sanığına af çıkarması başta Aleviler olmak üzere tüm demokratik kamuoyunda tepki ile karşılanmış ve vicdanları bir kez daha yaralamıştır.
    Sivas Katliamı davasında idama mahkûm edilen daha sonra cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen Hayrettin Gül’ün, 28 Şubat (1997) davasında “mağdur” sıfatıyla yer aldığı da ortaya çıkmıştı.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan 31 Ocak 2020’de de yine Sivas Katliamı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan 86 yaşındaki hükümlü Ahmet Turan Kılıç’ın kalan cezasının kaldırılmasına karar vermişti.

    “İNSANLARIN ACILARININ BU KADAR ÜZERİNE BASMAK VİCDANSIZLIKTIR”

    Cezaevlerinde hasta olan onlarca insanın ölümüne göz yummakta, ancak Sivas’ın katillerine özel muamelede bulunmaktadır. Sivas katliamı, bu ülkenin Alevilerinin, vicdanlı bütün insanlarının yüreğini dağlayan bir katliamdır. İnsanların acılarının bu kadar üzerine basmak vicdansızlıktır. Tam da 14 Eylül Sivas davası öncesi gerçekleşen bu af girişimi çokta manidardır.

    Sivas Katliamı’nda 33 canımızın yanarak ölmesine sebep olanlar, aradan 30 yıl geçmesine rağmen tam anlamıyla hesap vermemişlerdir. Hukuksuz bir yargılama süreci nedeniyle dava net olarak aydınlatılamamış, davanın arkasındaki sis perdesi kasıtlı ortaya çıkarılmamıştır. Katliamdan sorumlu olanlar sürekli kollanmış, yaşanan bu son örnek ise hasta mahkûmlar arasındaki ayrımcılığı bir kez daha açıkça gözler önüne sermiştir.
    Bu karar, kabul edilemez. Herkes Sivas Katliamı davasında adalet beklerken, hiç olmazsa ceza alanların mahkûmiyetlerini cezaevinde tamamlamalarını beklerken, Cumhurbaşkanı’nın bu af kararına imza atması ile katillerin aradan yıllar geçmesine rağmen aynı şekilde korunduğu, kollandığı ve ödüllendirildiği iddiamız geçerliliğini korumaktadır.

    Anayasanın 104. maddesinde Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır” hükmü yer almaktadır. Bugün cezaevlerinde çok ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Hasta ve yaşı ilerlemiş mahkumların cezaevinde tutulması kabul edilemez. Bu durum böyle devam ettiği sürece içeriden insanların ancak cenazeleri çıkacaktır.”

    “BU AF DİĞER MAHKÛMLARA NEDEN UYGULANMAMAKTADIR”

    Milletvekili Fırat, soru önergesinde konu ile ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    1- Madımak sanığı Hayrettin Gül’e getirilen bu af, diğer mahkûmlara neden uygulanmamaktadır? Bu bir ayrımcılık değil midir? Hangi ölçütlere göre hasta mahkûmlar tahliye edilmektedir?
    2- Cumhurbaşkanına tanınan bu yetki neden bütün hasta tutuklulara kullanılmamaktadır?
    3- Hasta ve yaşı ilerlemiş tüm mahkumların serbest bırakılması için bir çalışmanız var mıdır?
    4- Uluslararası hukukta da iç hukukta da tanımlanmış ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ kapsamında olan Sivas Katliamı davası neden zaman aşımına uğratılmaktadır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Erdoğan, 33 insanı yakarak katleden hükümlülerden Hayrettin Gül’ün de cezasını kaldırdı

    Erdoğan’ın Sivas Katliamı hükümlüsünü affetmesine Alevilerden tepki

    PSAKD’den Erdoğan’ın kararına tepki: Madımak’ta vicdanlar bir kez daha yıkıldı!

  • Erdoğan’ın Sivas Katliamı hükümlüsünü affetmesine Alevilerden tepki

    Erdoğan’ın Sivas Katliamı hükümlüsünü affetmesine Alevilerden tepki

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasını kaldırmasına tepki gösteren Alevi kurum başkanları, “Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır” dediler. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak katledilmesine dair açılan Sivas Katliamı davasında idama mahkum edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezasını ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı. Söz konusu karar Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Kamuoyunda tepkiye neden olan bu karar sonrasında açıklama yapan Alevi kurum başkanları Madımak’ın Alevi toplumu için kırmızı çizgi olduğunu vurgulayarak, 30 yıldan bu yana adalet arayışının sürdüğünü belirttiler.

    Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasının affedilmesine ilişkin tepkiler şöyle:

    “VİCDANIMIZDA AFFETMİYORUZ, HESABI SORULACAKTIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe: Madımak otelinde 33 canımızı diri diri yakan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan katillerden birini daha affettiler. HÜDA-PAR’a verilen sözler mi yerine getiriliyor? İçeride onlarca hasta hükümlü var. Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır. Dün Ahmet dedeleri bugün Hayrettin Gül. Tek tek bırakıyorlar. Aranmakta olan katilleri ve esas suçluları mahkeme önüne getirmiyorlar. Yazıklar olsun…

    “AFFETMEYECEĞİZ”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç: Siz affetseniz de biz affetmeyeceğiz. Cumhurbaşkanı Sivas Madımak Katliamı’nın katillerinden hayrettin gülün cezasını sürekli hastalık nedeni ile affetmiş. Buradan bir kere daha söylüyoruz siz affetseniz de bizim nazarımızda katil katildir. Ülkede fikirlerinden dolayı hapis yatan bir çok masum var iken katil olduğu mahkemelerce tescil edilmiş katilleri affetmek doğru bir iş mi?”

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Cezaevlerinde suçsuz yere yatan, sadece toplumun refahı, mutluluğu ve adaleti adına kendi mesleklerini yapan binlerce gazeteci, avukat, siyasetçi, milletvekili, avukat, TSK mensubu varken sanırım yeni suçsuzlara yer açmak amacıyla 33 canımızın katladildiği Sivas davasında, cezası ömür boyu hapse çevrilen Hizbullah hükümlüsü Hayrettin Gül’ün cezası, sürekli hastalığı gerekçe gösterilerek kanun hükmünde kararnameyle Cumhurbaşkanı tarafından kaldırıldı.

    Daha öncede Sivas davası sanıklarından Ahmet Dede’nin de cezası affedilmişti.

    Şaşırdık mı, hayır !“Laiklik yıkılacak, şeriat gelecek”diyen Şeriatçılar bu ülkede kazanamayacak !

    Eren Yıldırım Dede: Madımak’ta alevler bugün bir kez daha yükseldi! Madımak otelini yakanlardan biri Hayrettin Gül, ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Bugün Cumhurbaşkanının özel yetki kararnamesi ile serbest bırakıldı. Bir kez daha yandı bugün Madımak. Hüda-Par’a (Hizbullah) verilen sözler yerine getiriliyor. Bu karara imza atan ve bunu destekleyen herkes Madımak otelini ateşe verenlerdir ve bir utanca daha imza atmışlardır..

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Erdoğan, 33 insanı yakarak katleden hükümlülerden Hayrettin Gül’ün de cezasını kaldırdı

  • EŞİK: İstismarcılara af tüm çocuklara tehdittir, aklınızdan çıkarın!

    EŞİK: İstismarcılara af tüm çocuklara tehdittir, aklınızdan çıkarın!

    PİRHA-Çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında af önerisi yeniden gündemde. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) “Bu konunun gündemde tutulması ve her fırsatta TBMM’de çeşitli komisyon ve medyada tartışma konusu yapılması, istismarcıları teşvik etmek, çocuk haklarını ihlal etmek anlamına gelir” dedi.

    Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan, 27 Mayıs 2021’de Kadına Yönelik Şiddetin Nedenlerinin Araştırılması Komisyonu’nda sunum yaparak 15 yaşındaki çocukların nikahının “insan hakkı” olduğunu savunmuştu. Aynı gün TBMM Adalet Komisyonu’ndaki Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Değişikliği Teklifi görüşmelerinde AK Parti Milletvekili Abdullah Güler; cezaevlerinde TCK 103 çerçevesinde 2020 yılı rakamıyla 645 hükümlünün bulunduğunu, bu kişilerin yasal olarak evli olduğunu, bu ailelerin korunması için de ceza ertelemesinin olabileceğini söyledi. Bu öneriye CHP, HDP Milletvekilleri tepki gösterdi.

    EŞİK Platformunda buluşan sivil toplum örgütleri, “ ‘Aileyi koruma adı altında’ meşrulaştırılmaya çalışılan bu girişimin, asıl niyetinin yasal evlilik yaşının 12’ye kadar indirilmesinin önünü açmak, her yaştan kadın ve kız çocuklarının tecavüzcüleri ile evlendirilmelerini yasalaştırmak olduğunu biliyoruz” açıklaması yaptı.

    konunun gündemde tutulmasının yarattığı olumsuz sonuçlara da dikkat çeken EŞİK, “Tüm partilere ve vekillere, hatırlatıyoruz: Sadece kadınlar ve kız çocukları için değil tüm Türkiye’nin geleceği için tarihsel önemde günlerden geçiyoruz. Atılacak her bir yanlış adımın insani, siyasi ve hatta hukuki bir sorumluluğu var. Hayatlarımız ve haklarımız için gözümüz üzerinizde!” denilerek şu açıklamayı yaptı:

    “Türk Ceza Kanunu’ndaki 15 yaş altı çocuklarla hiçbir koşulda cinsel ilişkiye girilemeyeceği ve Türk Medeni Kanunu’ndaki 17 yaşın altında evlilik yapılamayacağı konusundaki yasal düzenlemeler kâğıt üzerinde kalıyor, uygulanmıyor, uygulanamıyor. Gençler, aileler bu yasalar yokmuş gibi yaşamaya devam ediyor.

    Çocuk cinsel istismarcıları işledikleri suçtan mahkûm olsalar bile, kız çocuğunu ya da ailesini ikna edip resmi nikâh yaptırdıkları takdirde cezadan kurtulabileceklerini düşünebiliyorlar.

    Bazı yargı mensupları da af propagandalarından etkilenerek giderek daha çok beraat kararı veriyor.

    Toplum da gelenek, görenek diyerek ve af söylemlerinin de teşvikiyle çocuk evliliği adı altındaki çocuk cinsel istismarını ihbar yükümlülüğünü savsaklıyor.

    Af söylentisi çeşitli kişi ve kurumların, kız çocuklarının evlendirilme yaşının 12 hatta 9 olabileceği yönündeki propagandalarının sürüp gitmesine neden oluyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hakverdi’den hasta tutuklular için önerge: İnsanlık suçu işleyen Sivas hükümlüsü bile affedildi

    Hakverdi’den hasta tutuklular için önerge: İnsanlık suçu işleyen Sivas hükümlüsü bile affedildi

    PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, hasta, yatalak ve bakıma muhtaç mahkumların sorunlarını Meclis gündemine taşıdı.

    CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Cezaevlerinde 604’u ağır olmak üzere 1.605 hasta mahkûm olduğunu dile getirdi.

    Hakverdi, Adalet Bakanı Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde “Geçtiğimiz yıl cezaevlerinde kalan 50 mahkûm, hastalık nedeni ile hayatını kaybetti. Pandemi koşulları da dikkate alındığında, cezaevlerindeki yetersiz tedavi olanakları nedeni ile hayati risk altındaki mahkumların, durumu çok daha endişe verici boyuta gelmiştir. Hasta mahkumların ihtiyaç duydukları tedavi olanaklarına kavuşmaları gerektiği gibi, cezaevi koşullarında tedavileri sürdürülemeyen hasta mahkumların uygun koşullarda tedavilerinin yapılabilmesi için tahliye, af ve ev hapsi olmak üzere tüm çözümler yetkili makamlarca değerlendirilmelidir” dedi

    “İnsanlık suçu işleyen Sivas Katliamı hükümlüsünü bile affetmişlerdi” diyen Hakverdi konu ile ilgili verdiği önergede, şunları kaydetti:

    “Anayasa’nın 104’üncü maddesince Cumhurbaşkanı sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletme veya kaldırma yetkisine sahiptir. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yetkisini görev süresi boyunca Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç gibi birçok mahkûm için kullandı. Ergenekon kumpası ile tutuklanan ve kanser tedavisi gören Kuddusi Okkır ve yine son günlerine dek tahliye edilmeyen kanser hastası Güler Zere gibi birçok mahkûm ihtiyaç duyulan tedavi koşullarından uzak kaldıkları için hayatını kaybetti. Şu an bu durumda birçok mahkûm var. Ancak ne hikmetse hiçbiri Sivas Katliamı hükümlüsü gibi tahliye edilmedi, edilmiyor. Bu konuda verilen kararlarda ideolojik bağlar ve siyasal yakınlıkların referans alındığı yönünde oluşan algı toplum vicdanını derinden sarsmaktadır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • 11 hukukçudan Anayasa Mahkemesi’ne ‘Adalet’ çağrısı

    11 hukukçudan Anayasa Mahkemesi’ne ‘Adalet’ çağrısı

    PİRHA- Geçtiğimiz ay çıkarılan ve siyasi tutuklu ve hükümleri kapsamayan af (infaz) düzenlemesi sonrası açıklama yayınlayan 11 hukukçu, adalet duyarlılığının ve eşitlik kriterinin gözetilmediğini belirterek, “Anayasa Mahkemesi’nin bu yanlışlıkları, denetim yetkisi ve özgürlükler lehine yorum imkânları çerçevesinde düzelteceğine inanıyoruz” dedi.

    Koronavirüsü salgını nedeniyle çıkarılan infaz kanunuyla ilgili Emekli Anayasa Mahkemesi üyesi Ali Güzel, Prof. Dr. Cem Eroğul, Prof. Dr. Ergun Özbudun, Dr. Kerem Altıparmak, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Prof. Dr. Oktay Uygun, Prof. Dr. Osman Can, Prof. Dr. Ozan Erözden, Dr. Rıza Türmen, Prof. Dr. Rona Aybay ve Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in imzasıyla yapılan ortak açıklamada, “TBMM’de kabul edilip yürürlüğe giren “torba kanun”, gerek hazırlık gerekse yasalaşma safhasında muhalefetin, yargıç, savcı ve baroların, sivil toplum kuruluşlarının, uzman akademisyenlerin talep ve itirazları dikkate alınmamış, toplumun tüm bireylerinin özgürlük, güvenlik ve adaletin tesisi yönündeki meşru talep ve beklentileri karşılanmamış, kamu vicdanı yaralanmıştır” denildi.

    “ÇIKARILAN YASA, İNFAZDA EŞİTLİĞİ GÖZETMEMİŞTİR”

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “İnfaz sisteminde mahkûmların denetimli serbestlik veya şartlı tahliye imkânlarından yararlanmasının kolaylaştırılmasının yanında, geçici düzenlemelerle de özel af mahiyetinde düzenlemeleri barındıran bu yasada belirli bazı suçların yanında, muğlak terör örgütü üyeliği, yardım ve propaganda suçlamaları gerekçesiyle, gerçekte düşünce açıklamaları, kolektif özgürlük eylemleri veya basın faaliyetleri nedeniyle yargılanıp mahkûm edilen kişilerin başta ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı olmak üzere anayasal hakları yok sayılmıştır. Öte yandan, suçluluğu sabit olmayan tutukluların yasa kapsamı dışında bırakılmasıyla, gerekli adalet duyarlılığı gösterilmemiş, eşitlik kriteri bu açıdan da gözetilmemiştir. Yasa’nın geçici 9/5 maddesinde de yıl sonuna kadar yapılabilecek tahliyelerin tutukluları kapsamaması “eksiklik” ve eşitsizlik vurgusunu artırmaktadır.”

    Çıkarılan yasada, infazda eşitliğin gözetilmediğine dikkat çeken hukukçular, “Bu durum Anayasa’nın 10. Maddesindeki eşitlik ilkesine, 2. Maddedeki hukuk devleti ilkesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesine aykırıdır” dedi.

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BU YANLIŞLIKLARI DÜZELTECEĞİNE İNANIYORUZ”

    “Bu kanun özel af mahiyetinde hükümler barındırmış olmasına rağmen, nitelikli çoğunluğa riayet edilmemiştir. Düzenlemenin gerekçesi Covid-19 salgını olarak gösterilmiş olduğu halde, suçlar arasında ayrım yapılarak yaşam hakkıyla doğrudan bağıntılı sağlık hakkı göz ardı edilerek yaşam hakkının özünün ihlaline zemin hazırlanmıştır” denilen açıklamanın devamında şu görüşler dile getirildi:

    “Bir siyasal tercih ve bir atıfet olarak infaz kolaylığı ve özel af getirilmiş, ancak şiddet içerikli olup olmadığına dair bir ayrım yapılmaksızın, siyasal muhalefet mahiyetindeki eylemler istisna tutulmuştur. Bu şekilde kamu yararı gözetilmemiş, meşru sebep olmaksızın eşitliğe aykırı davranılmıştır. Devletin af yetkisinin hakkaniyetli ve toplumsal adalet duygusuna uygun olabilmesi için öncelikli olarak devlet tüzel kişiliğine karşı işlenen suçları af ve benzeri infaz kolaylığının kapsamına almak gerekirken, tersi yönde tutum alınmak suretiyle, atıfet ayrımcılığa, dışlanmaya ve siyasal muhalefetin kriminalize edilmesi imkânına dönüştürülmüştür. Bu yaklaşımın ülkemizdeki siyasal yarılmayı derinleştireceğine, şu günlerde en büyük ihtiyacımız olan toplumsal barışımıza zarar vereceğine inanıyoruz. Her şeye rağmen bir anayasal devlet olarak Türkiye’de Anayasa’nın eşitlik, hukuk devleti ve insan haklarına saygı ilkelerinin bağlayıcı olduğunu, bu ilkelerin toplumsal barışın da harcı niteliğinde bulunduğunu hatırlatıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin bu yanlışlıkları, denetim yetkisi ve özgürlükler lehine yorum imkânları çerçevesinde düzelteceğine inanıyoruz. Siyasal çoğulculuğun, anayasal ilkelerin, hukuk ve adaletin ne ölçüde hayatî olduğunu, 100 yıllık tarihimizden çıkan dersleri hatırlatarak bir kez daha vurguluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu

    PİRHA- CHP, geçtiğimiz hafta Meclis’ten geçtikten sonra yürürlüğe giren af (infaz ) yasasının usülden iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanan ve Resmi Gazete’de yayınlamasının ardından yürürlüğe giren af ( infaz ) düzenlemesine tepkiler gelmeye devam ederken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, düzenlemenin usül yönünden iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

    300 binin üzerinde tutuklu ve hükümlünün bulunduğu cezaevlerinde ağır hasta ve çocuklar başta olmak üzere siyasiler, gazeteciler, akademisyenler gibi düşüncelerinden dolayı bulunanların yararlanamadığı düzenlemede, cinsel suçlardan dolayı bulunanlar da dahil, adli hükümlü ve tutukluların salıverilmesi tepkilere neden olmuştu.

    (HABER MERKEZİ) 

  • PSAKD Tarsus Şube Başkanı Erçe: Zulme sessiz kalmayalım- VİDEO

    PSAKD Tarsus Şube Başkanı Erçe: Zulme sessiz kalmayalım- VİDEO

    PİRHA- PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, Zeynep Yıldırım’ın 20 Nisan’da görülecek duruşmasına katılım çağrısında bulunurken, koronavirüs salgınında olduğu gibi kriz anlarında Alevi kurumlarının yeterli hazırlığının olmadığını belirtti. İnfaz yasasına da değinen Erçe, AKP-MHP koalisyonunun el ele vererek, hırsızları, arsızları, mafya bozuntularını, kadın düşmanlarını, tacizcileri örtülü bir afla serbest bıraktığını ifade etti. 

    Haberin videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, gündemdeki konulara dair değerlendirmeler yaptı.

    “BU BİR ZULÜMDÜR”

    Yaklaşık 2 yıldır cezaevinde olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi (Armutlu Cemevi) Başkanı Zeynep Yıldırım’ın haksız ve hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulduğunu belirterek,  şunları söyledi:

    “Bu bir zulümdür. Bu zulmü uygulayanlar esasen kendi yasalarına ve altına imza koydukları uluslararası anlaşmalara bile uymadılar. Bizler şunu iyi biliyoruz ki, bu zulüm Zeynep Yıldırım nezdinde tüm Alevilere ve hak mücadelesi veren herkesedir.  Ne yazık ki başta Alevi kurumları olmak üzere demokrasi güçleri bu hukuksuzluğa karşı yeterli ve organize bir tepkiyi örgütleyemediler. Emek ve demokrasi güçlerinde uzunca bir süredir bu yaklaşım tarzı hakim hale gelmiş durumdadır. Demokrasi güçlerine ve hak arayanlara karşı yürütülen topyekün saldırıya, imha ve inkar politikalarına karşı topyekün bir tutum sergilenemiyor. Bu da bu politikaları uygulayanları cesaretlendiriyor kanısındayım. Zeynep Yıldırım davası da bunun turnusolü olacak. Bu davayı kişisel bir dava olarak görmemek ve birlikte hareket etmek zorundayız. Yargılanması gereken Zeynep Yıldırım canımız değildir. Yargılanması gerekenler Alevilerin kutsal makamlarına zorla girenler ve orada Alevilere hakaret edenler olmalıdır.”

    “KRİZ KARŞISINDA TAM ANLAMI İLE DUVARA TOSLAMIŞ DURUMDAYIZ”

    Koronavirüs salgının dünyada derin yaralar açtığını ve virüsü bahane eden egemenlerin de çok ciddi hak gasplarını bir bir uygulamaya koyduğuna dikkat çeken Erçe, şunları belirtti:

    “Yüzbinlerce insan işsiz kaldı. Esnaf kepenk kapattı. Zaten ekonomik kriz altında yaşam mücadelesi veren yoksul halk daha da yoksullaştı. İşlerini kaybetti. Bugünlerde herkesin ağzında bir söz dolaşıyor, dünya artık eski dünya olmayacak. Elbette doğru bir söz ama nasıl bir dünya olacağına dair bir yanıtımız var mı? Tabi ki hayır. Daha demokratik rejimler mi güçlenecek yoksa aksine daha totaliter rejimler mi? Buna dair hiçbir hazırlık yok. Koronavirüs öncesi de bir hazırlığımızın olmadığı gibi. Örneğin koca koca cemevlerimizin, dergâhlarımızın, Alevi kurumlarımızın böyle ciddi bir kriz karşısında ne yapacağımıza dair şimdiye kadar bir hazırlığının olmadığı görüldü. Örneğin 30 yıllık derneklerimizin hiç birinin dayanışma fonu yok. Kimsenin aklına gelmemiş. Bağımsız bilim kurullarımız yok. Biz hükümetin veya emperyalizmin güdümünde olan Dünya Sağlık Örgütü’nün ağzına bakıyoruz. Hiçbir derneğimizin üye kayıtları profesyonel olarak kayıt altında değil. Üyelerimizin ekonomik sosyal durumları, kan grupları, yaş ortalamaları v.s. Yani kısacası bu kriz karşısında tam anlamı ile duvara toslamış durumdayız. Bu özeleştiriyi vermek zorundayız. Şubeler nezdinde iyi niyetli çabaları tabi ki önemsiyorum ve yok saymıyorum ama genel olarak durumumuz bu. Evet dünya virüs öncesi gibi olmayacak. Biz Alevi kurumları için de geçerli olmalı bu söz.”

    “YASAYA KARŞI ÇOK CİDDİ BİR MÜCADELE YÜRÜTÜLEMEDİ”

    Son olarak mecliste geçen ve yürürlüğe giren yeni infaz yasası ile ilgili de değerlendirme yapan Erçe, yasaya karşı çok ciddi bir mücadele yürütülemediğini, virüsü bahane eden AKP-MHP koalisyonunun el ele vererek, hırsızları, arsızları, mafya bozuntularını, kadın düşmanlarını, tacizcileri örtülü bir afla serbest bıraktığını ifade ett. Erçe konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ancak, siyasi tutuklu ve hükümlüleri, düşüncesinden dolayı içeride olanları kapsam dışı bıraktı. Yani, organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcıya özgürlük, milyonlarca vatandaşın oy verdiği bir partinin liderine esaret. Kadına ve çocuğa her türlü şiddeti uygulayanlara, Sivas katillerine serbestlik, gazetecilik mesleğini yerine getirmek isteyenlere mahkumiyet. Bu kabul edilemez. Bu yasanın kapsamının genişletilmesi için her türlü hukuki mücadele verilmeli, verilecektir de ama bu yetmez. Emek ve demokrasi güçleri olarak acilen bir eylem programı hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Yasa, anayasaya da uluslararası anlaşmalara da aykırıdır.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Demirtaş: Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz?- VİDEO

    Demirtaş: Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz?- VİDEO

    PİRHA- HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Can TV’ye yaptığı açıklamada,  Selahattin Demirtaş için verilen tahliye dilekçesine 2 haftadır yanıt verilmediğini belirterek, “Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz? İktidara muhalefet ettikleri için ölüme mi terk edilmeleri gerekiyor?” diye sordu.

    Haberin videosu;

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Can TV’ye açıklamalarda bulundu. Demirtaş yaptığı açıklamada, “Ben de herkes gibi koronavirüs salgını nedeniyle tedirginlik yaşıyorum. Tedbirleri elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum. Bizler evlerimizde bir ölçüde güvende sayılırız ama maalesef cezaevleri açısından böyle diyemeyiz. Şu anda cezaevlerinde çok sayıda insan zor koşullarda yaşıyor. Beslenme ve sağlık koşulları kısıtlı ve son derece yetersiz. Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevleri en riskli yerler ve son durumunda ne olduğunu çok bilmiyoruz. Çünkü Adalet Bakanı doğru dürüst bir açıklama yapmıyor. İnfaz yasasının Mecliste geçtiği gün bir açıklama yaptı ve üç mapusun korona nedeniyle yaşamını yitirdiğini ve 79 cezaevi görevlisinin de testlerinin pozitif çıktığını açıkladı. Ancak bunların hangi cezaevinde olduğu ve kimlerle temas ettiğine dair tek bir kelime etmedi. Adalet Bakanına buradan soruyorum; 79 kişi kimlerle temas etti? Temas ettiyse sonuçları nedir? Adalet Bakanı bir ay boyunca cezaevlerinde hiçbir şey yokmuş gibi davrandı, ardından da ölümler ve vakalar bir günde olmuş gibi açıklama yaptı. Bugünlerde bir saat bile önemliyken, Adalet Bakanı bu açıklamayı yapmak için bir ay bekledi. Bundan sonra Adalet Bakanı bir açıklama yapsa bizler nasıl inanacağız” diye konuştu.

    “İKTİDARA MUHALEFET ETTİKLERİ İÇİN ÖLÜME Mİ TERK EDİLMELERİ GEREKİYOR?”

    Herkesin koronavirüs salgını nedeniyle risk altında olduğunu ama kronik rahatsızlığı olanların daha fazla risk altında olduklarına dikkat çeken Demirtaş, şunları belirtti:

    “Selahattin Demirtaş kalp damar ve solunum yetmezliği nedeniyle iki operasyon geçirmişti. 3.5 yıldır da hipertansiyon tedavisi görüyor. Koronavirüs bu üç hastalık için büyük bir tehlike oluşturuyor. Selahattin dışarıda olsaydı bile risk grubunda olduğu için dışarıya çıkamayacaktı. Daha önce rahatsızlandığında bir haftada hastaneye götürmüşlerdi. Şimdi koronavirüsten dolayı bir rahatsızlık yaşasa nasıl bakacaklar? Hangi sağlık hizmetlerinden, nasıl yaralanacak? Bunu bir mapus yakını olarak bilmiyorum. Geçtiğimiz hafta avukatlarımız bu nedenle tahliye başvurusu yaptı. Aradan 13 gün geçmesine rağmen bir cevap gelmedi.

    Buradan sormak istiyorum; mahkemeler daha neyi bekliyor? Sabahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın mahkemeleri koronavirüs nedeniyle iptal edildi. Ancak mahkemeler için risk oluşturuyor da, cezaevleri için oluşturmuyor mu? Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın da tahliye talebi ret edildi. Neden? Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz? İktidara muhalefet ettikleri için ölüme mi terk edilmeleri gerekiyor? Maalesef ki yasanın bu haliyle çıkmış olması, bize bunu gösteriyor.”

    “YASANIN GEÇTİĞİ GÜN MUHALEFETİN EKSİK OLMASI BİZLERİ ÜZDÜ”

    Demirtaş, af (infaz) yasasının meclis gündemine geldiği günden itibaren hem adalete hem de evrensel hukuk kurallarına uyulmasını talep ettiklerini, ancak iktidarın bu taleplere karşı üç maymunu oynadığını vurgulayarak, “Muhalefetin tek bir önerisi bile dikkate alınmadı. Elbette iktidarın sayısal gücü var. Muhalefette tasarının bu haliyle çıkmaması için çok çaba sarf etti ve bu çok kıymetliydi. Ancak yasanın geçtiği gün muhalefet partilerinin mecliste eksik olması, bizleri de çok üzdü” dedi.

    “BU KADAR BÜYÜK BİR KÖTÜLÜK BUGÜNE KADAR GÖRÜLMEDİ”

    İktidarın ayrımcı politikaları nedeniyle, siyasi tutsakların cezaevinde kalmaya devam edeceğini belirten Demirtaş, şunları ifade etti:

    “İktidar gerçekten çok büyük bir vicdansızlık yaptı ve toplumun farklı kesimlerindeki insanların taleplerine kulaklarını tıkadı. Cezaevlerindeki 300 bin kişiden 100 binini bırakarak, geriye kalan 200 bin kişiyi koronaya ve ölüme terk etti. Kalanların büyük çoğunluğu ‘terör’ suçlamasıyla cezaevinde. Peki bu ‘terör’ suçlaması nedir. İktidarı kızdıracak haber yapanlar, muhalefet edenler, barış isteyenler, düşüncelerini açıklayanlar, yazarlar, insan hakları savunucuları ‘terör’ suçuyla cezaevinde olanlar. O kadar büyük bir ayrımcılık yaptılar ki daha yasa mecliste görüşülürken, gazeteciler yaralanmasın diye ek madde koydular. Gerçekten bu kadar büyük bir kötülük bugüne kadar görülmedi.”

    Sırada Anayasa süreci olduğunu belirten Demirtaş, “Umuyorum ki Anayasa Mahkemesi, hem adalete hem de evrensel hukuk kurallarına uygun davranarak bu yasanın eşit ve adil olmadığı konusunda bir karar verir” dedi.

    “BU GÜNLERİ DAYANIŞMAYLA AŞACAĞIZ”

    Son olarak Selahattin Demirtaş’la telefonda konuştuğunu söyleyen Demirtaş, şunları söyledi:

    “Değerli yoldaşı Abdullah Zeydan, tıpkı Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak gibi koronavirüse karşı bir hücrede savunmasız olabilirler. Ama her konuşmamızda bir kez daha fark ediyorum ki, bizden daha moralliler. Selahattin ve arkadaşları sadece ve sadece barışı savundukları için, siyasi düşünceleri nedeniyle cezaevinde. İlk günden bugüne her türlü haksızlığa ve hukuksuzluğa uğradılar. Öyle görünüyor ki uğramaya devam edecekler. Bütün bu yaklaşımlara rağmen, bir gün bile boyun eğmediler. Ölüm riski karşısında bile direnmeye devam ediyorlar. Birilerine şaka gibi gelebilir. Aman canım ne olacak ki zaten cezaevinde izole durumdalar diyebilirler. Ciddi ve hayati bir risk var. İçinde bulunduğumuz günler zor günler. Bu günleri dayanışmayla aşacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: İnsan haklarına aykırı yasayı kabul etmiyoruz

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: İnsan haklarına aykırı yasayı kabul etmiyoruz

    PİRHA- İnfaz paketinin Meclis’te kabul edilmesinin ardından tahliyeler başlarken, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklama yayınlayan DİSK Genel-İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, “Muhalif duruşları sebebiyle tutuklu ve hükümlü olanların kapsam dışında tutulmasını, bu insanlık dışı ayrımcılığı asla kabullenmeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Mecliste kabul edilen İnfaz Yasası’na ilişkin açıklama yaptı.

    “İKTİDAR KENDİSİNE MUHALİF OLANLARIN YAŞAM HAKKINI HİÇE SAYMAKTADIR”

    Platform adına açıklama yayınlayan DİSK Genel-İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, AKP-MHP iktidarından beklendiği gibi, kabul edilen değişiklikte evrensel hukuk normları, insan hakları ve demokratik kriterlerin esas alınmadığını belirtti.

    Göksoy,  2020 verilerine göre; 355 hapishanede toplam 282 bin 703 mahpus ile cezaevlerindeki doluluk oranı ile Türkiye tarihinde hiç olmadığı bir seviyeye ulaştığına dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Bunun sonucunda, yetersiz beslenme, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşlar, gün ışığından faydalanamama, yeterli hekim ve sağlık personelinin bulunmaması, muayene ve sevk sürelerindeki uzunluk, hijyen ürünlerinin parayla satılması, temiz ve sıcak suya erişememe, düzenli ve etkin bir sağlık hizmetinden faydalanamama, kötü muamele sebepleriyle zaten hastalık üreten bir konumda olan cezaevleri, salgın hastalıklar bakımından ise son derece riskli alanlardır. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam hakları devletin ve iktidarın güvencesi altındadır. Ancak iktidar tarafından meclisten geçmesi sağlanan bu düzenleme ile ortaya çıkmıştır ki, AKP-MHP bloğu yaşam ve sağlık hakkı bağlamında sadece kendisine yakın olanları düşünmektedir. Kendisine muhalif olanların yaşam ve sağlık hakkı ise açıkça ihlal edilmektedir. Bu iktidar ayrımcıdır. Muhalif duruşları nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunan siyasiler, geçmiş dönem milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler, akademisyenler, sosyal medya paylaşımları ile düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmış olan yurttaşlar, öğrenciler bu düzenlemenin kapsamı dışında tutulmaktadır. İktidar kendisine muhalif olanların yaşam hakkını hiçe saymaktadır.”

    “İKTİDARIN İNSANLIK DIŞI TUTUMUNA KARŞI ADALETİN SESİNİ YÜKSELTELİM”

    Göksoy, siyasi tutuklular, hasta, yaşlı ve  çocuklu tutuklu ve hükümlülerin, tahliye edilmelerini veya infazlarının ertelenmesini de kapsamayan yasanın, iktidarın insanlık düşmanı zihniyetinin bir dışavurumu olduğunu ifade ederek, şunları belirtti:

    “Yargı eliyle iktidara muhalif kesimleri tutuklamak ve haklarında hüküm kurdurmak bu iktidarın bir uygulamasıdır. İktidara bağımlı ve taraflı olan yargının cezaevlerine doldurduğu siyasi tutuklu ve hükümlülerin, muhaliflerin bu düzenlemeden faydalandırılmamaları, evrensel hukuk kurallarına, AİHM ve AYM içtihatlarına da uygun değildir. Bu yasa ile toplumda yeni yaralar açılacak ve cezaevindeki mahpuslar, adeta idam cezasının birer öznesi olacaklardır. 12 Eylül cunta başı Kenan Evren’in ‘asmayalım da besleyelim mi’ sözünün bugünkü yansıması bu düzenlemedir. AKP-MHP nezdinde iktidara muhalif olanların yaşam hakkı yoktur. Dün olduğu gibi bugün de “İktidara muhalifsen ölmen gerekir” anlayışı hakimdir. Bir kez daha söyleyelim ki, yapılan düzenlemede siyasi tutuklu ve hükümlülerin kapsam dışı bırakılması asla kabul edilemez. Hırsızların, rüşvetçilerin, mafyanın, uyuşturucu tacirlerinin, kadına yönelik şiddet uygulamış olanların, çocuk istismarcılarının, tecavüzcülerin faydalanacağı bir düzenleme, sadece iktidara muhalif olanları, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmış olanları kapsam dışı tutmaktadır. Muhalif duruşları sebebiyle tutuklu ve hükümlü olanların kapsam dışında tutulmasını, bu insanlık dışı ayrımcılığı asla kabullenmeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyor, hukuk ve insan hakları örgütlerini ve kurumlarını, muhalif siyasi partileri, toplumsal muhalefetin bütün kesimlerini, sendikaları, dernekleri, meslek örgütlerini, vicdan sahibi bütün yurttaşları bu düzenlemeyi ve iktidarın bu ayrımcı ve insanlık dışı tutumuna karşı adaletin sesini yükseltmeye çağırıyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Kadın ve çocuklara karşı işlenen suçlara “iyi hal” affı

    PİRHA- AKP-MHP işbirliğiyle hazırlanan ve Meclis’e sevk edilen yargı paketinde yapılan değişiklikle, kadına ve çocuğa yönelik olmak üzere cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, kasten öldürme, hırsızlık, yağma, uyuşturucu, gasp gibi suçlardan hüküm giyenler “iyi halli” sayılıp cezaevinden çıkabilecek. 

    Bugün Meclis Genel Kurul’unda 70 maddelik infaz düzenlemesine dair kanun teklifinin görüşülmesine başlanacak.

    AKP -MHP ortaklığıyla hazırlanan infaz teklifinde koronavirüs salgını nedeniyle, açık ceza infaz kurumlarında bulunanlar ile açık cezaevine ayrılmaya hak kazanan hükümlüler, 31 Mayıs 2020 tarihine kadar izinli sayılacak. Salgının sürmesi halinde bu süre, Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere iki kez uzatılabilecek.

    Cumhuriyette yer alan habere göre, teklif, 3 Nisan’da TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi. Ancak görüşmeler sırasında AKP milletvekilleri Sabri Öztürk, Orhan Kırcalı, Yusuf Başer, Mustafa Arslan ve Emine Yavuz Özgeç tarafından bir önerge verildi. Muhalefetin dahi söz almadığı önerge, oylanarak kabul edildi. Kabul edilen önerge ile Adalet Bakanlığı’nın izin süresini uzatma yetkisi iki yerine “üç kez” şeklinde değiştirildi. Böylece ek izin hakkı 6 aya yükseltildi.

    Önergeye göre başta kadına ve çocuğa yönelik olmak üzere cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, kasten öldürme, hırsızlık, yağma, uyuşturucu, gasp gibi suçlardan hüküm giyen ve “iyi halli” olanlar, eğer açık cezaevine ayrılmalarına bir yıl veya daha az süre kalmışsa açık ceza infaz kurumuna gönderilecekler. Bu hükümlüler de diğerleri gibi 31 Mayıs’a kadar izne çıkarılacak. Adalet Bakanlığı, bu izni toplamda 6 ay uzatabilecek. Bu kişiler, izni bittiğinde, “üç ayda bir, yol hariç 7 güne kadar” verilen “özel izin” hakkından da yararlanacak. Hastalık veya doğal afet gibi zorunlu hallerde bu izinler birleştirilerek kullandırılabilecek.

    TMK’den cezaevinde olanlar ile devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı işlenen suçlar ve casusluktan yargılananlar izin hakkından yararlanamayacak.

    “ASİT ATAN DA YARARLANACAK”

    Avukat Hülya Gülbahar, değişikliği eleştirerek, “Bu durum, hiçbir koruyucu tedbir alınmaksızın kadınlar ve çocuklar açısından hatta belli noktalarda toplum açısından risk oluşturan tüm adli suçluların tekrar toplumun içine salınması anlamına geliyor. Bu suçlular salıverilmeden önce mağdurların ailelerine haber verilmesi gerekiyor. Bu düzenlemeyle Berfin Özek’in yüzüne asitli saldırıda bulunan kişi aftan yararlanacak. Fiziksel ve manevi yaraları kapanmayan bir kadın, şimdi saldırganı karşısında bulacak” dedi.

    Gülbahar, gazeteciler, avukatlar, hak savunucuları gibi muhalif kimlikleri nedeniyle cezaevinde tutulanların paketten yararlanmadığına dikkat çekerek, “Paketin sadece adli suçluları kapsaması ayrımcılıktır. Bu paket bir an önce geri çekilmeli ve bütün sivil toplum örgütlerinin görüşü alınarak yeniden hazırlanmalıdır” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bir gazetecinin cinsel istismar suçlusu gibi muamele görmesi kamu vicdanını yaralıyor’-VİDEO

    ‘Bir gazetecinin cinsel istismar suçlusu gibi muamele görmesi kamu vicdanını yaralıyor’-VİDEO

    PİRHA-Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. “Kişiye yönelik suçların af kapsamında olmaması gerekir” diyen Torun, bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesinin kamu vicdanını yaraladığını söyledi. 

    Meclis, AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifini yasalaştırmak için mesai yapacak.

    TBMM Genel Kurulu bugün toplanarak infaz düzenlemesini içeren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacak.

    70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik yapan teklife göre, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca infaz hakimliği kurulacak.

    Kamuoyunda tepkilere neden olan, siyasi mahpusları kapsam dışında bırakan düzenlemeye ilişkin Avukat Tuba Torun, PİRHA’ya konuştu.

    “BU YASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE 70 BİN KİŞİNİN TAHLİYE EDİLMESİ ÖN GÖRÜLÜYOR”

    Avukat Tuba Torun, yapılacak infaz değişikliğinin aslında bir af olduğunu belirterek bunun yasaya aykırı olduğunu ifade etti. Torun sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu bir infaz değişikliği mi, af mı? Biz bunu af olarak değerlendiriyoruz. İktidar partisi buna “infaz değişikliği” demeyi tercih ediyor. Bu bir af, anayasaya aykırı bir değişiklik söz konusu. Bu değişikliğin yapılmasının esas sebebi salgın nedeniyle cezaevlerinde bir kısmın tahliye edilmesi, cezaevlerinin kapasitesi normalde 220 bin kişi fakat 300 bin kişi şu an cezaevlerinde. Bu yasa değişikliği ile 70 bin kişinin tahliye edilmesi öngörülüyor.”

    “BU YASA YALNIZCA HÜKÜMLÜLERİ KAPSIYOR”

    “Türkiye’de ortalama 7.5 yılda bir af çıkıyor, bu adalet sisteminin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor” diyen Torun, “Bu yasa yalnızca hükümlüleri kapsıyor, tutuklularla ilgili bir düzenleme yok, bu bakımdan da salgın sebebiyle tahliye amacına uygun düşmüyor. Biz önce tutukların tahliye edilmesini talep ediyorduk fakat dikkate alınmadı ne yazık ki” ifadelerini kullandı.

    “BİR GAZETECİNİN CİNSEL İSTİSMAR SUÇLUSU GİBİ MUAMELE GÖRMESİ KAMU VİCDANINI YARALIYOR”

    İnfazda eşitsizlik doğuran bazı durumlar söz konusu olduğunu ifade eden Torun, sözlerin şöyle devam etti:

    “Eşitliğe aykırı bir durum gündeme gelmiş durumda Türkiye’de. Yasalarda terörün ne olduğu tam olarak tanımlanmamış durumda. Örneğin tüm dünyada terör cebir ve şiddet anlamında kullanılırken, Türkiye’de çok ağır bir eleştiride bulunmuş bir kişi ya da ifade özgürlüğünü kullanan bir gazeteci bile terörle ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla bir gazetecinin ağır bir cinsel istismar suçlusu gibi bir muamele görmesi elbette kamu vicdanını yaralıyor.”

    “KADINA YÖNELİK SUÇLARDA İNDİRİM OLMAMASI GEREKİR”

    İnfaz değişikliği düzenlenmesinde hala bazı soru işaretleri olduğunu söyleyen Torun, “İktidar kadına şiddet suçunu kapsam dışında bıraktık, diyor ama TCK’de kadına şiddet suçu diye bir suç yok. Dolayısıyla kadına şiddet suçundan kastın ne olduğu tam olarak açıklanmamış. Örneğin sırf kadın olduğu için bir kadına hakaret, tehdit, şantaj gibi suçlar da kadına yönelik suçlardır ve kesinlikle indirim kapsamında olmaması gereken suçlardır” diye konuştu.

    Açık cezaevine geçmeye hak kazanmış kişilerin Mayıs ayı sonuna kadar izinli olması durumunun söz konusu olduğunu belirten Tuba Torun, “Bu süreçte ev içi şiddet çok fazla artmış durumda, bu izinlerle beraber şiddet uygulayan kişilerin eve gelip tekrar şiddet uygulaması sorunu var. İktidarın, kadın örgütlerinin ve hak savunucuların sıraladığı önlemleri almadan böyle bir uygulamaya geçmesi endişe verici” dedi.

    “KİŞİYE YÖNELİK SUÇLARIN DEVLETİN AFFI KAPSAMINDA OLMAMASI GEREKİR”

    Torun, devletin kendisine ve bireylere yönelik işlenen suçları ayırması gerektiğini söyleyerek, şunları kaydetti:

    “Siyasetçilerin popülist söylemlerde bulundukları ve yeterince şeffaf olmadığı görülüyor. Yeni mekanizmalar kuruluyor. Örneğin infaz hakimlikleri. Ne yazık ki siyasi kararlar verebilen yargı bağımsızlığının tam olarak görülmediği Sulh Ceza Hakimlikleri endişesi var. Hukuki olan, devletin kendine karşı işlenmiş suçları önce affetmesidir. Kişiye yönelik suçların devletin affı kapsamında olmaması gerekir.”

    Avukat Tuba Torun,  “Umarım değişiklikler doğru bir şekilde uygulanır, adalet sistemine olan inanç ve güven tekrar tesis edilir” temennisinde bulundu.

    Eylem BABAYİĞİT/İSTANBUL

  • ‘İnfazda eşitlik hem vicdani hem de hukuki bir zorunluluktur’-VİDEO

    ‘İnfazda eşitlik hem vicdani hem de hukuki bir zorunluluktur’-VİDEO

    PİRHA- İnfaz düzenlemesi Meclis genel kuruluna sevk edilip siyasiler kapsam dışı bırakılırken, infazda eşitlik sağlanması gerektiğine dikkat çeken yazar, siyasetçi ve sanatçılar, infaz adaletinin uygulanmadığı bir affın kamu vicdanında da karşılık bulmayacağını belirterek, “İnfaz yasa tasarısını sizin gibi düşünmeyenlere kapatmayınız. Hiç olmazsa şu günlerde adaletiniz ölüme dönüşmesin ve yaşama güç versin” dedi.

    Haberin videosu;

    İnfaz kanununda değişiklik öngören 70 maddelik “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçip, meclis genel kuruluna sevk edildi.

    Birçok kurum ve insan hakları savunucusu, koronavirüs kapsamında tartışılan infaz yasasının cezaevindeki herkesi kapsaması gerektiğine dikkat çeken açıklamalar yapıyor.

    Konuya dair, sendikacı ve yazar Mustafa Paçal, insanların toplu olarak bulunduğu yerlerin başında cezaevleri geldiğini belirtip, “Cezaevleri bu anlamada büyük bir risk alanı oluşturuyor. Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği çağrısını dikkate alınmalı. Hükümet infaz sistemiyle ilgili yasa tasarısını Meclis’e getirdi. Bu atılmış olumlu bir adım. Bu adımın gerçekten haklı ve adaletli olabilmesi için infaz eşitliğine ihtiyaç var” dedi.

    “BU COĞRAFYA ACIYA DOYDU”

    Ölümün dünyayı kuşattığı şu günlerde insanların adalet duygusunu ölümden daha ağır bir ayrımcılıkla yaralamayın çağrısında bulunan şair Şükrü Erbaş, “Bu coğrafya acıya doydu. İnsanı yüceltecek olan barıştır, kimseyi küçük düşürmeyecek bir adalettir. Bunun kapılarından birisi ise cezaevleridir. İnfaz yasa tasarısını sizin gibi düşünmeyenlere kapatmayınız. Hiç olmazsa şu günlerde adaletiniz ölüme dönüşmesin ve yaşama güç versin” ifadelerine yer verdi.

    Akademisyen Vahap Çoşkun ise şunları söyledi:

    “Türkiye cezaevlerinde doluluk oranı %121. Cezaevlerinin bu şekilde dolup taşması koronavirüsün yayılmasına davetiye çıkarıyor. Korona suçlar arasında bir fark gözetmiyor.  Hukuki durumları, işledikleri veya itham edildikleri suç ne olursa olsun, cezaevindeki herkes bu virüsün tehdidi altında yaşıyor. Devlet cezaevindeki her bireyin yaşam ve sağlık hakkını korumakla mükelleftir. bu nedenle cezaevlerinde virüsün yayılmasını engelleyen bir düzenleme mutlaka ama mutlaka cezaevlerindeki herkesi kapsamak durumundadır. Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesi ayrımcılık yasağının gereği budur.”

    Şair Fadıl Öztürk, “İnsanca yaşamayı bir vebalı gibi görüp uzaklaşmayacak, iyiliğe olan inancımızı asla yitirmeyeceğiz. Bir insanın sağlığı bütün insanlığın sağlığıdır. İnfazda eşitlik istiyoruz” derken, Orkestra Şefi Cem Mansur da, “Siyasi tutuklular kapsam dışında tutulmak isteniyor. Bu durumda kimseden vicdan beklediğim yok ama cennet ve cehenneme inan kişiler olarak altından nasıl kalkarsınız siz düşünün”dedi.

    ( HABER MERKEZİ)

     

  • Engin Altay: AKP’ye göre adam öldürmek değil, konuşmak suç

    Engin Altay: AKP’ye göre adam öldürmek değil, konuşmak suç

    PİRHA- CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, AKP-MHP işbirliğiyle hazırlanan infaz paketinin eşitlik ve adalet içermediğini vurgulayarak, “Konuşmak mı suç, adam öldürmek mi suç? AKP’ye göre konuşmak daha büyük suç. Gasp, darp, çıkar amaçlı suç şebekesi kurmak, dolandırıcılık bunlar suç değil Düşüncesini açıklamak, twit atmak, haber yapmak suç. Bu yaklaşım kabul edilemez” dedi.

     

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, infaz düzenlemesi ile ilgili TBMM’ye sunulan teklifi eleştirdi.  AKP’nin iş başına geldiği 2002’de cezaevlerinde 57 bin kişinin bulunduğunu, 18 yıllık AKP iktidarı sonunda bugün cezaevlerinde 300 bin insan bulunduğunu kaydeden Altay, bu artışta AKP iktidarlarının uygulamalarının da payı olduğunu söyledi.  Olağanüstü dönemlerden sonra, darbelerden sonra Türkiye’nin hep bir af süreci yaşadığına dikkat çeken Altay, “Demokrasimiz tıkır tıkır çalışsa, hukuka saygılı olsa Türkiye af tartışmalarını konuşmayacak. Cezaevlerindeki insan sayısını 57 binden 300 bine çıkarmak şunun da neticesidir. AKP politikaları suç ve suçlu üretmiştir. Yani cezaevlerindeki insan sayısını 6 katına çıkarmak AKP’nin suç ve suçlu üreten politikalarının ürünüdür” dedi.

    “AKP’YE GÖRE ÖLDÜRMEK DEĞİL KONUŞMAK SUÇ”

    Altay, şunları söyledi:

    “Prensip olarak infaz indirimine karşı değiliz. Kamu vicdanını kanatmayan, adaleti sağlayan bir yaklaşım kabul ediyor ve bekliyoruz. Şu anda arkadaşlarımızla birlikte 73 maddelik teklifi incelemeye devam ediyoruz. Elbette kırmızı çizgi olmaz mı, olur. Başta söyledim. Bunun kamu vicdanını kanatmayan bir düzenleme olması şarttır. Askerimize, polisimize, vatandaşımıza kurşun sıkan, bombalayan, eline silah almış hiç kimsenin affedilmesini doğru bulmayız. Yine aynı şekilde elbette kadını çocuğa cinsel şiddete tecavüzde bulunan, kadına şiddet uygulayan insanların affedilmesi de kamu vicdanını kanatır. Ve elbette gençlerimizi zehirleyen uyuşturucu baronlarının affedilmesine de kamu vicdanı sıcak bakmaz. Bunu biliyoruz. Burada tablo şu, konuşmak mı suç, adam öldürmek mi suç? Vallahi billahi AKP’ye göre konuşmak daha büyük suç. Adam öldürmek o kadar büyük suç değil. Gasp, darp, çıkar amaçlı suç şebekesi kurmak, dolandırıcılık bunlar suç değil. Bunları salıverelim diyen bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Düşüncesini açıklamak, twit atmak, haber yapmak suç. Bunlar cezaevinde kalsın. Gelen teklif bu. Konuşanlar, düşüncesini ifade edenler içeride kalsın, dolandırıcılar, uyuşturucu içenler, kullananlar, çıkar amaçlı örgüt kuranlar, gasp, darp işlerine bulaşanlar dışarı çıksın. Gelen teklifin kaba olarak mahiyeti bu.”

    “ERDOĞAN’A KARŞI ÇIKAN HERKES 5 AY HAPİS YATACAK”

    Türkiye’de adalet alanında ciddi sorunlar bulunduğunu, cezaevlerinde kapasitesinin üstünde  tutuklu ve hükümlü bulunmasına neden olan uygulamaların da gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Altay, “Burada ‘cezaevleri biraz dolu seyreltiverelim’ yaklaşımı ile adım atılamaz. Bütün cezaevlerini boşaltalım ama AKP’nin bu uygulamaları devam ettiği sürece iki yıl sonra cezaevlerinde bu kadar insanı yine buluruz. Çünkü konuşan herkesi cezaevlerinde yatıracak bir teklif TBMM’ye geldi. Erdoğan politikalarına karşı olan herkesin 5 ay cezaevinde yatmasını teminat altına almasını sağlayan bir teklif geldi. Yukarıda ben ve arkadaşlarım inceliyoruz. Bu kabul edilebilir bir teklif değildir değerli arkadaşlar. Affa karşı değiliz, siyasallaşmış yargıya baskıcı zihniyete ve muhalefetin AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlığının kriminalize edilip, cezaevine konulmasını düzenleyen bir teklife doğal olarak karşıyız. Haber yapan, görüş açıklayan gazetecilerin terörist ilan edilip ceza verildiği bir mekanizmaya karşıyız. Twit attığı için, mitinge katıldığı için, düşüncesine söylediği için terörist ilan edilip hapse atan zihniyete karşıyız. Korona değil, senin düzenin beni öldürür diyen tır şoförünün hakim önüne çıkarıldığı bir sistemde af çözüm olmaz. Önce kafayı değiştireceksin. Sana zırnık yok diyen insanın hakim karşısına çıkarıldığı ve hakaretten ceza talep edildiği bir sistemde toplumun önüne af teklifiyle çıkmak komiklikten başka hiçbir şey değildir. Cezaevleri bir yıl sonra yeniden dolar hep boşaltsak bile. Bu yüzden yargıyı sopa olarak kullanmayan ve insan haklarını önceleyen, hak ve özgürlükleri önceleyen, demokrasiyi önceleyen bir yönetimin tesisi lazım. CHP olarak biz de konuya son derece insani, hukuk kuralları içinde yaklaşacağımız beyan ve taahhüt ediyoruz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ahmet Turan Kılıç’ın affının kaldırılması için Danıştay’a dava açacağız’-VİDEO

    ‘Ahmet Turan Kılıç’ın affının kaldırılması için Danıştay’a dava açacağız’-VİDEO

    PİRHA – Avukatlar Şenal Sarıhan ve Kazım Genç, Sivas Katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affının kaldırılması için önce Danıştay’a başvuracaklarını, buradan gelecek yanıta göre de Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini belirttiler.

    Sivas Katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Ocak 2020’de affedilmesine karşı hukuksal mücadele sürüyor.

    PİRHA’ya konuşan Avukatlar Şenal Sarıhan ve Kazım Genç, Cumhurbaşkanının kararına karşı Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını kaydettiler.

    Sarıhan, “Sivas Katliamı davasının en önemli sanıklarından olan Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bırakılmasına ilişkin olarak dava açma süreleri uzatıldı. Dava açma hakkımızı kesinlikle kullanacağız, davayı açacağız. Gelişmelere ve davanın sonucuna göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz. Davayı açtıktan sonra PSAKD Genel Merkezi ile birlikle buna ilişkin bir basın açıklaması yapacaktık hazırlıklarımız bu yöndeydi” ifadelerini kullandı.

    “DANIŞTAY’A BAŞVURACAĞIZ”

    Koronavirüs salgını nedeniyle davaların ertelenmesinden kaynaklı başvuru yapamadıklarını dile getiren Sarıhan, “Elbette ki Cumhurbaşkanlığının kararlarına karşı Danıştay’a başvuruda bulunacağız. Buradan gelen cevaba göre eğer bir sonuç çıkmazsa bu karara karşı da iç hukuk yollarına başvuracağız. Buradan çıkan menfi veya müspet durumuna göre yani bir sonuç alırsak önce Anayasa Mahkemesi’ne daha sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağımızı belirtmek istiyorum” diye konuştu.

    “AFFIN KALKMASINI İSTİYORUZ”

    Avukat Kazım Genç ise “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bırakılan Ahmet Turan Kılıç’ın affedilmesini doğru bulmuyoruz. Bununla ilgili gerekli basın açıklamalarını daha önce yapmış ve kamuoyuna da duyurmuştuk” dedi.

    Genç, şöyle devam etti:

    “Ailelerle birlikte basın açıklaması yapıp halkımızda paylaştıktan sonra Ahmet Turan Kılıç’ın affının kalkmasını istiyoruz. Bununla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne gideceğiz. Yürüyen mevcut davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içinde zaman aşımı durduğu için zaman aşımı bittikten sonra da bu davayla ilgili Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne gitmeyi düşünüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • PSAKD: Sivas katliamcısının affına ilişkin sürecin takipçisiyiz

    PSAKD: Sivas katliamcısının affına ilişkin sürecin takipçisiyiz

    PİRHA – PSAKD, Sivas Katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine karşı açılan davanın takipçisi olacaklarını dile getirdi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Sivas Katliamı Davası Sanığı Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Ahmet Turan Kılıç’ın eyleminin insanlığa karşı işlenmiş suç olması nedeni ile affının olanaksız olduğu, infaz hukukunun temelini oluşturan eşitlik ilkesi gereği, yüzlerce ağır hasta mahkumun sağlık nedeni ile salınma istemleri değerlendirilmezken, Sivas katilinin yaşı gerekçe gösterilerek affedilmiş olmasının, infaz hukuku önünde herkesin eşit olduğu ilkesine de aykırı siyasi bir karar olduğu açıktır” ifadeleri yer aldı.

    “DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Dava dilekçemizde öncelikle, gerici basında, Alevi topluluğu için hassasiyet taşıyan ‘dede’ sıfatı da verilerek “masum” olduğu iddia edilen A. Turan Kılıç’ın olaydaki yönlendirici ve tahrik edici rolüne ilişkin tanık anlatımları ve tutanaklara yer verilmiş ve bu iddianın asılsızlığının mahkeme kararı ile de ortada olduğu anlatılmıştır. Ayrıca Sivas Katliamı’nın başta uluslararası sözleşmeler olmak üzere iç hukukumuza 12.10.2004 tarih ve 5234 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 77. Maddesi ile girmiş olan insanlığa karşı suç kapsamında olduğu, anılan suçun, madde metninde yer aldığı gibi “toplumun bir kesimine karşı, bir plan doğrultusunda ve sistemli olarak işlendiği, eylemin siyasal, felsefi, dinsel amaçla işlendiği, zaman aşımına uğramayacağı” belirtilmiştir. İç hukukumuz yönünden, Yasa’nın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeni ile suçun işleniş tarihi itibarı ile geriye yürümeyeceği savının doğru olmadığı, uluslararası sözleşmelerin Anayasa’nın 90. Maddesi karşısında ileri sürülemeyeceğine ilişkin örnekler sunulmuştur. Ayrıca Adli Tıp Raporu’ndaki özellikle nörolog ve psikologlar tarafından verilen ayrışık görüşlerin, hükümlünün sağlık sorunlarının affa uygun olmadığını da gösterdiği vurgulanmıştır. Önemli olarak, infaz hukukunun temel ilkesi olarak eşitlik ilkesinin açık ihlalinin varlığına işaret edilmiştir.

    Derneğimiz, yargının hukuka uygun bir karar vermesi temennisindedir. Ancak, 28. yıla girmek üzere olan yargılama sürecinde, gerçek adalete ulaşamamış olmaktan duyduğumuz kaygıyı da kamuoyu ile paylaşmak ve davamızı kararlılıkla izleyeceğimizi bilgilerinize sunmak isteriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CİSST: Mahpuslar arasında ayrım gözetilmeden af düzenlemesi yapılmalıdır

    CİSST: Mahpuslar arasında ayrım gözetilmeden af düzenlemesi yapılmalıdır

    PİRHA- Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) infaz düzenlemesi ile ilgili yazılı bir açıklaması yaptı. Açıklamada “Mahpuslar arasında ayrım gözetmeyen bir genel af düzenlemesinin olması gerekiyor” denildi.

    Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, AKP’li hukukçu milletvekilleri tarafından dizayn edilen infaz düzenlemesi ile ilgili CİSST yaptığı açıklamada “Yaşam hakkı” düşüncesi ile çalışmaların sürdürülmesini ve temel insan haklarının korunması önerisinde bulunuldu.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği2nin açıklaması şöyle:

    “Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen ve son dönemin en büyük küresel felaketlerinden biri olan koronavirüs (COVID-19) salgını insan sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Salgına karşı mücadelede alınması gereken önlemler hususunda yönteme dair tartışmalar devam etse de, kişisel izolasyon ve hijyenin sağlanması gerektiği konusunda fikir birliği mevcuttur.

    Bu anlamda, kişisel alanın bulunmadığı ve hijyen koşullarının çok yetersiz olduğu açık ve kapalı hapishaneler yapıları gereği salgının en hızlı ve rahat yayılabileceği mekanlardır. Birçok kamu kuruluşu ve özel kuruluş salgınla mücadelede önlemler almaktadır. Bu noktada salgının hapishanelerde yayılmasını engellemek amacıyla alınacak tedbirlerin de kamu sağlığı başlığı altında değerlendirilmesi ve yapılacak düzenlemelerin hak ihlallerine, can kayıplarına sebebiyet vermemesi gerektiğini CİSST olarak tekrar hatırlatmak isteriz.

    “GERÇEKÇİ ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİ”

    Hapishanelerde koronavirüsle mücadele tüm dünyanın gündemindedir. Ülkemizde de bu mücadelenin ayaklarından biri olarak yeni infaz düzenlemesi gündeme gelmiş ve bu konuda tartışmalar başlamıştır. Pandemi olarak kabul edilen bu salgın karşısında başta hasta ve yaşlı mahpuslar olmak üzere tüm mahpuslar risk altındadır. Bu sebeple, geçici ve yeni sorunlara sebebiyet verecek uygulamalar yerine gerçekçi çözümler üretilmesi gerekmektedir.

    Bu anlamda, uzun zamandır gündemde olan infaz yasasındaki düzenlemeler koronavirüsün yarattığı kişisel ve toplumsal riskler gözetilerek yeniden değerlendirilmelidir. Salgının insani boyutu göz önünde bulundurulmalı ve yaşam hakkının en temel hak olduğu, mahpuslar yönünden bu hakkın kamunun güvencesi altında olması gerektiği unutulmamalıdır.

    Bu nedenle CİSST; bu süreçte mahpuslar arasında ayrım gözetmeyen bir genel af düzenlemesinin olması gerektiğini ifade eder. Bunun sağlanamadığı durumda, ivedilikle bir risk analizi yapılarak infaz düzenlemesinin dışında kalan ve risk altında bulunan mahpuslar için uygun infaz yaptırım seçeneklerinin (infaz erteleme ya da alternatif seçenekler dahil olmak üzere) hayata geçirilmesi gerektiğini belirtir.
    CİSST’in bu çağrısı sadece mahpusların değil; tüm hapishane personeli ve güvenlik güçlerinin ve buna bağlı olarak toplumdaki tüm bireylerin başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarını ve toplum sağlığını korumak sorumluluğu ile ele alınmıştır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası: Çalışanlar virüs kapma tehdidi altında

    Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası: Çalışanlar virüs kapma tehdidi altında

    PİRHA-Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, koronavirüs ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, şehirlerarası yolcu trenleri, şehir içi banliyö trenleri ve yük trenlerinin çalışması sonucu tren üstü ve tren hazırlama personelinin virüs kapma tehdidi altında oldukları belirtildi. 

    KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası Yürütme Kurulu (BTS) koronavirüs salgınına ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, virüsün yayılmamasının önlenmesi amacıyla ilk günlerde ciddi adımlar atılmasına rağmen ilerleyen günlerde alınan kimi önlemlerin yeterince uygulanmadığı belirtilerek, Sağlık Bakanı eleştirildi.

    “HALK İÇİN ÖNLEMLER DEĞİL, KAYYUM ATAMA, RANT PEŞİNDELER”

    Virüs salgını nedeniyle halkın can derdine düştüğü bu ortamda bile iktidarın krizi fırsata çevirmeye çalıştığını belirten BTS, “Böylesi bir süreçten geçerken ulaşımın toplumun en önemli iletişim araçlarının başında bulunduğunu bir kez daha görmekteyiz” dedi.

    “RADİKAL ÖNLEMLER İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    “Yetkililer tarafından başta toplu taşıma araçları olmak üzere tüm ulaşım türlerinde çeşitli önlemlerin alındığını görmekle birlikte ivedilikle yeni önlemlerin alınması gerekmektedir denilen açıklamada şu tavsiyelerde bulunuldu:

    1. 65 yaş üstü olarak uygulanan sokağa çıkma yasağı zorunlu görevler dışında (sağlık- güvenlik temizlik) toplumun tüm kesimine uygulanmalıdır. Dışarı çıkmayın “kendi olağanüstü halinizi kendiniz yaratın” söyleminin maalesef bir karşılığı olmadığı çok açık.
    Ülkemizin üç büyük kentinde şehir içi ulaşımda sadece İstanbul’da MARMARAY’da günlük yaklaşık 50.000, BAŞKENTRAY’da 10.000, İzmir’de İZBAN’da ise 54.000
    kişi hareket halindedir. Bu sayılara belediye otobüsleri, vapurlar, minibüs ve diğer araçları da eklerseniz yüz binlerce kişinin iş ya da diğer nedenlerle hareket ettiği açıkça görülecektir.

    2. Bakanlık Genelgesiyle iş kolumuzda dönüşümlü çalışma uygulaması bürolarda uygulanmasına rağmen şehirlerarası yolcu trenleri, şehir içi banliyö trenleri ve yük trenlerinin çalışması sonucu tren üstü ve tren hazırlama personeli görevlerinin başında olup virüs kapma tehdidi altındadırlar.

    3. Yetkililer tarafından sınırlar kapatıldığı açıklaması yapılmakla birlikte bu kapatma karayolu taşımacılığını kapsamakta olup demir yoluyla İran sınırında taşımacılığın devam etmektedir. Limanlarda taşımacılık devam etmektedir. Tüm bu hizmetler bizler tarafından yerine getirilirken gerekli önlemlerin alınmadığı görülmektedir.

    4. Garlar, İstasyonlar ve Hava limanlarında gereken dezenfekte işlemlerinin yapılırken, kullanılan araçlarında aynı şekilde dezenfekte edilmesinde gereken hassasiyet gösterilmelidir.

    5. Genelge kapsamında tüm kamu kurumlarında olduğu gibi demir yollarında da risk grubunda olan personel izinli olmakla birlikte faal personele (Gişe memuru, Kondüktör, Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Tren Şefi, Makinist, Tren Teşkil Memuru vb.) fazla mesai yaptırılmaktadır. Özellikle de yük trenleri sürekli çalıştığından sürekli işe gelmek zorunda kalmaktadır. Bu süreçte fazla mesai yaptırmak bir yana çalışma saatlerinin düşürülmesi,

    6. Biz emekçiler için kurulan İşsizlik Fonu şimdi kullanılmayıp ne zaman kullanılacak? Bizim için kurulan bu fonda ne kadar para vardır derhal açıklanmalıdır.

    7. Sağlık emekçilerini alkışlamak yerine çalışma koşullarını iyileştirilmelidir. Başta büyük özveri ile çalışan sağlık emekçileri olmak üzere zorunlu çalışacak olan tüm emekçilere koruyucu malzeme verilmeli ek ödemeler üst tavandan yapılmalıdır.

    8. TSK’nın tüm imkanları (Sağlık Bakanlığına devredilmiş olan) hastaneleri başta olmak üzere kullanıma açılmalıdır.

    9. Büyük bölümü ulaştırma ve sağlık alanında bulunan ve YİP modeliyle yapılmış olan gelir garantili; köprü, oto yol, tünel, hava alanı ve garlar ile hastaneler için ayrılan ödemeler virüsle mücadele kapsamında kullanılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA