Etiket: afet

  • ‘Travmayla başa çıkmak önce travma yaratan bir dünya üretmekten vazgeçmeyle mümkün olacaktır’-VİDEO

    ‘Travmayla başa çıkmak önce travma yaratan bir dünya üretmekten vazgeçmeyle mümkün olacaktır’-VİDEO

    PİRHA-Almanya’nın NRW Eyaleti’nin desteğiyle Psychology Kurdî Psikoloji Dergisi, 10-14 Kasım 2025 tarihleri arasında Dersim’de eğitim programı düzenlendi. Eğitime ders veren uzmanlar, “Deprem bölgeleri ve afet riski olan bölgelerde ruh sağlığı profesyonellerinin ve alanda çalışacak ruh sağlığı elemanlarının bu bilgilere sahip olması, kişilere, afetzedelere zarar vermeden destek sunabilmesi için çok önemli bir eğitim olduğunu düşünüyoruz” dedi.

    Almanya’nın NRW Eyaleti’nin desteğiyle, Baden-Württemberg Eyaleti Kültürlerarası Sağlık Araştırmaları Enstitüsü, Almanya Baden-Württemberg Eyalet Üniversitesi, Psychology Kurdî Psikoloji Dergisi ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Diyarbakır Şubesi işbirliğiyle 2024 yılında Adıyaman, Hatay ve Malatya’da gerçekleştirilen eğitimler 10-14 Kasım 2025 tarihleri arasında Dersim’de düzenlendi.

    Verilen eğitim, deprem ve diğer afet durumlarında sahada çalışan ruh sağlığı profesyonellerine yönelik olarak tasarlandı. Amaç, ruh sağlığı uzmanlarının afet anlarında ve sonrasında insanlara profesyonel destek verebilme kapasitelerini artırmak.

    Dersim’de düzenlenen seminerde ders veren Dr. Azad Dildar Günderci, Prof. Dr. Tamer Akar, Prof. Dr. Burhanettin Kaya, Dr. Öğretim Üyesi Hozan Sağcıoğlu ve Prof. Dr. Arşaluys Kayır verilen eğitime ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM, DEPREM BÖLGESİNDE YER ALMASINDAN DOLAYI EĞİTİM ÇALIŞMASINI BAŞLATTIK”

    Eğitim çalışmalarına 2024 yılında başladıklarını ifade eden Psychology Kurdî Dergisi editörlerinden ve yazarlarından psikiyatrist Dr. Azad Dildar Günderci, “2024 yılında Adıyaman’da, Hatay’da ve Malatya’da eğitimleri gerçekleştirdik. Bu eğitimler ruh sağlığı profesyonellerine yönelik alanda, afet bölgelerinde saha çalışmaları yaparken donanımlı ve eğitimli bir şekilde bu destekleri sunabilmeleri, psikososyal destek sunabilmeleri için önemli eğitimler. Deprem bölgeleri ve afet riski olan bölgelerde de bu çalışmaların devam edilmesinin faydalı olacağını düşündük. Dersim’de deprem fay hattı üzerinde bulunan ve büyükşehirlere göre biraz daha bu eğitimlerden mahrum kalabilen ya da ulaşma konusunda zorluklar yaşayabilen bir il olduğu için Dersim’de de böyle bir eğitim programı düzenlemeyi uygun gördük. Özellikle bu tür durumlarda ruh sağlığı profesyonellerinin ve alanda çalışacak ruh sağlığı elemanlarının bu bilgilere sahip olması, kişilere, afetzedelere zarar vermeden destek sunabilmesi için çok önemli bir eğitim olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden Dersim’de bu eğitim çalışmalarını başlattık” dedi.

    “TEMEL AMACIMIZ KAPASİTEYİ ARTIRMAK”

    Deprem bölgelerinde psikososyal destek çalışmalarının sürdüğünü belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Tamer Akar, “Travmayı ve afetleri genel olarak ele almaya çalışıyorum. Temel amacımız da aslında kapasiteyi geliştirmek. Bu alanda çalışan nitelikli uzman sayısını artırabilmek ve ülke genelinde bu alanda sık karşılaştığımız özellikle travma ve afet alanında sık karşılaştığımız felaketler sonrası gelişebilecek psikososyal destek çalışmalarına yardımcı olabilecek, destek olabilecek uzmanlar yaratmak ya da üretmek olduğu kadar aynı zamanda bu afetlerin önüne nasıl geçilebilir, insanı nasıl koruyabiliriz, doğayı nasıl koruyabiliriz. Ülke genelinde bu tür yeterliliği geliştirme çalışmalarına çok önem veriyoruz. 1999’dan bu yana bu bizim bir gerçeğimiz ve bu gerçeğin peşinden de hem lisans üstü eğitim programlarıyla hem sertifika programlarıyla hem de alandaki eğitim çalışmalarıyla bu gerçeğin peşinde koşmaya devam ediyoruz” diye ifade etti.

    “TRAVMAYLA BAŞA ÇIKMAK, TRAVMA YARATAN BİR DÜNYA ÜRETMEKTEN VAZGEÇEREK MÜMKÜN OLACAKTIR”

    ‘Travma odaklı bir proje ve deprem, travmanın en önemli nedenlerinden biri’ diyen Psikiyatrist Prof. Dr. Burhanettin Kaya, “Ben daha çok depremden sonraki ilk zamanlarda kullanılabilecek bir yöntemin eğitimini anlatıyorum, travmayla başa çıkmayla ilgili. Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme denen bir terapi yaklaşımı var, bir yöntem var. O yöntemin üzerinden geliştirilmiş daha krize müdahalede, akut evrelerde, erken evrelerde ortaya çıkan o krizi çözmek üzere kullanılmasıyla ilgili bir çalışmayı burada yapıyoruz. Sadece travmaya uğramış olan birinin yaşadığı ruhsal tepkileri ortadan kaldırmak değil, travmasız bir dünya yaratmak için mücadele etmeyi de gerektiriyor açıkçası. Savaşın, şiddetin, sömürünün, baskının, kavganın, felaketlerin, depremlerin, sellerin insanı öldürmediği bir dünya yaratmak da bizim aslında travmayla başa çıkmak için kullanacağımız yollardan biri. Bugün doğal sayılan hiçbir felaket doğal değil. Deprem doğal bir felaket değildir. Afet insanın değdiği yerde oluşur. Travmayla başa çıkmak önce travma yaratan bir dünya üretmekten vazgeçmeyle mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

    “AMACIMIZ ÇOCUKLARDA YETERLİ FARKINDALIĞI YARATMAK”

    Dr. Öğretim Üyesi Hozan Saatçıoğlu, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Mardin Artuklu Üniversitesi’nde çocuk ve ergen psikiyatristi olarak çalışıyorum. Burada beş günlük bir deprem, travma ve terapi yöntemleriyle ilgili bir eğitim yapılacağını öğrendiğimde ben de katılmak istedim. Çünkü bununla ilgili yapmamız gereken çok şey var. Ülkemizde her yerde depremler oluyor. Ben de çocukların depremle ilişkisini, depremin çocukluk sağlığına etkisini ve bu konuda neler yapabiliriz, nasıl terapi yöntemleri uygulayabiliriz, bununla ilgili bir günlük eğitim veriyorum. Burada bizim amacımız hem öncesinde çocukların bu konuda yeterli farkındalığını artırmak. Çocukların ruh sağlığıyla ilgili neler yapabiliriz? Hangi müdahalelerde bulunabiliriz?”

    “EĞİTİMDE AFETLERDE RUHSAL SIKINTILARI ELE ALDIM”

    Verilen eğitimlerin çok önemli çalışmalar olduğunu vurgulayan Psikolog Prof. Dr. Arşaluys Kayır, “Ülkemizde doğal afet yetmiyormuş gibi her evde ayrı bir travma var o yüzden ülkemizde ne kadar çok böyle işler yapılsa o kadar yararlı. Benim verdiğim eğitimde her yaş grubuna dair afetlerde ruhsal sıkıntıları ele aldım. Uygulayacağım psikodrama eylem metodunun afetlerde iyileştirici yanı var” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de deprem sonrası ruh sağlığı eğitimi başlıyor-VİDEO

  • Milletvekili Fırat, afet süreçlerinde kullanılacak toplanma alanlarının akıbetini sordu!

    Milletvekili Fırat, afet süreçlerinde kullanılacak toplanma alanlarının akıbetini sordu!

    PİRHA – İstanbul’da yaşanan depremler ardından halkın toplanabileceği alanlar konusunda da tartışmalar sürüyor. Milletvekili Celal Fırat da söz konusu alanların varlığını irdeledi. Konuya ilişkin Meclis’e soru önergesi ileten Fırat, Bakan Yerlikaya’ya ise “İstanbul genelinde güncel olarak kaç adet afet ve acil durum toplanma alanı bulunmaktadır? İlçelere göre dağılımı nasıldır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’da yaşanan 6.2 şiddetinde depremin tüm yönleriyle araştırılması ve gereken önlemlerin alınması için TBMM’ye soru önergesi sundu.

    Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’un aktif fay hatları üzerinde yer aldığını belirterek “Deprem sonrası can ve mal kaybını en aza indirebilmenin en temel yollarından biri de afet ve acil durum toplanma alanlarının yeterli sayıda, ulaşılabilir ve donanımlı şekilde halkın kullanımına hazır tutulmasıdır” uyarısını yaptı.

    “TOPLANMA ALANLARININ VARLIĞI TARTIŞMA KONUSUDUR”

    Milletvekili Celal Fırat, yetkili kurumların, afet durumunda halkın toplanabileceği alanlar konusunda bilgi vermesi gerektiğini belirterek önergesinde şu vurguyu yaptı:

    İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından belirlenen toplanma alanlarının varlığı bilinmesine rağmen bunların nerelerde olduğu ve yeterliliği tartışma konusudur.

    İstanbul’daki toplanma alanlarının etkinliği, sadece sayısal verilerle değil, aynı zamanda bu alanların fiziksel uygunluğu ve altyapı özellikleriyle de değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, İstanbul’daki afet ve acil durum toplanma alanlarının sayısı, kapasitesi ve dağılımı, halkın bu alanlar hakkında bilinçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    “PLANLANAN ÇALIŞMALAR NELERDİR?”

    DEM Partili Fırat, konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    İstanbul genelinde güncel olarak kaç adet afet ve acil durum toplanma alanı bulunmaktadır? İlçelere göre dağılımı nasıldır?

    Bu toplanma alanlarının toplam kapasitesi kaç kişiliktir? Kişi başına düşen metrekare alanı ne kadardır?

    Söz konusu toplanma alanlarının kaç tanesi altyapı (elektrik, su, kanalizasyon, aydınlatma, mobil iletişim vb.) açısından hazır durumdadır?

    Toplanma alanlarına erişim ve bilgilendirme konusunda, İstanbul halkının farkındalığını artırmaya yönelik yürütülen veya planlanan çalışmalar nelerdir?

    Deprem sonrası ilk 72 saat içinde toplanma alanlarının kullanımı ve organizasyonu konusunda yerel yönetimlerle iş birliği mekanizmaları mevcut mudur?”

    PİRHA/ANKARA

  • Bolu’da 4.1 büyüklüğünde deprem!

    Bolu’da 4.1 büyüklüğünde deprem!

    PİRHA-Bolu’da 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) yapılan açıklamaya göre; Bolu’da, 3.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Saat 09.01’de gerçekleşen depremin 10.79 km derinlikte olduğu bildirildi.

    Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ise, depremin büyüklüğünün 4.1 olarak ölçüldüğünü açıkladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Rantsal dönüşüm’ Resmi Gazete’de yayımlandı

    ‘Rantsal dönüşüm’ Resmi Gazete’de yayımlandı

    PİRHA- Kamuoyu tarafından, “tarihin en büyük mülkiyet gaspı” olarak değerlendirilen, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren ve TBMM Genel Kurulunda muhalefet partilerinin itirazına ve kamuoyunda da, “tarihin en büyük mülkiyet gaspı” olarak değerlendirmesine karşın AKP-MHP oylarıyla kabul edilen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlandı.

    NE OLMUŞTU?

    AKP’li milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunulan “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi” Genel Kurul’da görüşüldü. 21 maddeden oluşan teklife dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile diğer muhalefet partilerinin verdiği önergeler AKP-MHP oylarıyla reddedildi.

    Teklife dair 320 oy kullanıldı. Teklife 238, “Evet”, 82 “Ret” oyu verilerek Genel Kurul’dan geçti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • MARDEF 5. Maraş Buluşması başladı -VİDEO

    MARDEF 5. Maraş Buluşması başladı -VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) tarafından Almanya’nın Siegen kentinde 5. Maraş Buluşma Kampı düzenlendi. 

    7-8 Ekim tarihleri arasında iki gün devam edecek buluşma programı, depremde ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. MARDEF Eş Başkanları Fidan Kabayel ve Serhat Med kısa bir açılış konuşması yaparak program hakkında bilgiler verdi. Ardından panellere geçildi.

    “ERKEK EGEMEN SİSTEM KADINA BELLİ BİR ROL BİÇİYOR”

    İlk panelin konusu “Geçmişten günümüze Alevi Kadın mücadelesi” idi. Elif Cangül tarafından modere edilen panelde HDP 26. Dönem milletvekili Besime Konca söz aldı.

    Konca kadınların soykırımlardan geçirildiğini belirterek, “Kürtlerin soykırımından bahsederiz, IŞİD’in yaptığı soykırımlardan bahsederiz. Bunların kaynağı aslında kadın kırımıdır. Kadına bunun yolunu açan rejimler Ortadoğu’da mevcut. Bütün kadın hakları, kadın mücadelesi konusunda Brezilya’daki, İngiltere’deki, Türkiye’deki hükümetler aynı davrandı. Erkek egemen sistem kadına belli bir rol biçiyor. Kadınların yaşam özgürlüğü hükütmetler nezdinde kısıtlanıyor. Bütün dünyadaki kadınlar birleşerek ortak, güçlü bir mücadele yürütüyor” ifadelerini kullandı.

    Kadınlara belli bir rol modeli biçildiğinin altını çizen Konca, “AKP iktidarı kadını eve hapsetti, tek sorumluluğunun eve hizmet, eşe hizmet olduğunun önünü açtı. Kadınlara dayatılan budur” dedi.

    Alevilere yönelik geliştirilen projelere dikkat çeken Konca, “Cemevi başkanlığı, ÇEDES gibi projeler dayatılıyor Alevilere. Maraş’ı, Gezi’yi, Gazi’yi gördük. Bugün neredeyse her eve nüfus etmeye çalışıyorlar. Bize dayatılanları aşabiliriz. Birlikte ve ortak mücadele önemli“ diye konuştu.

    “MARAŞ BÜYÜK ÖLÇÜDE DEMOGRAFİK DEĞİŞİME UĞRADI”

    Konca’nın sunumunun ardından “Dünden bugüne Maraş” konulu panel gerçekleşti. Şükrü Yıldız’ın moderatörlüğünü gerçekleştirdiği panele konuşmacı olarak Avukat İbrahim Sinemillioğlu katıldı.

    Maraş’ın tarihsel sürecini anlatan Sinemillioğlu, tarihte Maraş’ın Gurgum ismi ile tanındığını hatırlattı. Maraş’ın kozmopolit yapısına dikkat çeken Sinemillioğlu, bölgede Alevi, Kürt, Ermeni ve Müslümanların yerleşimini aktardı.

    Birçok Alevi köyün Sünnileştirildiğine işaret eden Sinemillioğlu, “Cumhuriyetten sonra tutulan listelere baktım tapuda. Ali Yorgaki gibi isimler vardı mesela. Tapuya sahip çıkmak için adı Ali olarak almış ama soyadları babalarından aldıkları soyadları olarak kalmış. Maraş’taki Kürt köyleri yüzde 40 civarı, yine Çerkez köyü vardı. Şimdi Kürt nüfusu yüzde 10’lara düştü. Depremden önce 150 bin olan nüfus 60 binlere düştü Maraş’ta. Elbistan’da eski tapu kayıtlarına baktığımda 15 -16 şehir meclisin imzalıdan Kürdü, Türkü, Çerkezi var ama en az bir iki de Ermeni mührü var. Benim çoçukluğumda sadece bir Ermeni aile vardı. Öğrencilik yıllarımda Malatya’da 800 aile vardı şimdi belki bir kaç aile kalmış durumda. Maraş büyük ölçüde demografik değişime uğradı. O nedenle asıl yarını düşünmek gerekli” dedi.

    Köylere dönüşün önemine vurgu yapan Sinemillioğlu, bölgede bir istihdam programına ihtiyaç olduğunu söyledi. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Sinemillioğlu, “Eskiden kişi başına düşen hayvan sayısı daha fazlayken, şimdi 9 kişiye bir hayvan düşüyor. Yine tarım alanı da geliştirilmeli. Tarım ve hayvancılık alanı altın yumurtlayan tavuk olsa da, geç yumurtluyor. Orada çalışacak genç bireylere ihtiyaç var. Üzülerek söylüyorum, ne çocuklarımız, ne torunlarımız oraya gitmeyi düşünmüyor. Yarın Maraş’ı unuturlar. O nedenle topraklara dönüş ve yerleşim çok önemli” diye belirtti.

    “YIKIM SONRASI HIZLI BİR ŞEKİLDE ÖRGÜTLENMEK BİZE MORAL OLDU”

    6 Şubat’ta Maraş merkezli meydana gelen depremin ardından bölgede önemli bir yıkım yaşandı. Maraş depremlerinin sonrasında yaşananların konu edildiği panele ise MARDEF yönetim kurulu üyesi Mehmet Üstek, Yönetmen ve aktivist Lisa Çalan katıldı.

    Hasan Bulut’un moderatörlüğünde yapılan panelde ilk olarak Mehmet Üstek konuştu.

    Depremin ardından Maraşlılar olarak hemen örgütlendiklerini belirten Üstek, “Böylesi korkunç bir depremde, yıkım sonrası çok hızlı bir şekilde örgütlenmek bize moral oldu. Önemli işlere imza attık. Bildiğimiz bilmediğimiz her kapıyı çalmaya çalıştık. Elimizden geldiğince Maraş başta olmak üzere, diğer deprem kentlerine de yardımlar ulaştırdık. Bütün hesaplarımız şeffaf bir şekilde halkımıza sunduk. 36 dernekten oluşan bir deprem kriz koordinasyonu kurduk. Yardım yaparken etnik, inanç, sınıf ayrımı yapmadan ulaşabildiğimiz bütün alanlara ulaşmaya çalıştık” dedi. Üstek, MARDEF olarak deprem yardımlarının detaylarını da aktardı.

    “AFETLERDE KADINLARIN ARKA PLANDA TUTULDUĞUNU GÖRDÜK”

    Afet yönetimi ve Dayanışma Derneği’nden Lisa Çalan, Diyarbakır’ın da bir deprem bölgesi olduğunu söyledi. Depremde örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu birkez daha anladıklarını ifade eden Çalan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Daha önce belediyelerimiz vardı. Belediyelerimiz akut süreci yönetecek araçlara sahipti, fakat kayyumdan sonra böyle bir imkana sahip olamadık. HDP üzerinden bir platform kuruldu. Bu tarz afetlerde kadınların ne kadar arka planda tutulduğunu da gördük. Kadınların özellikle hijyen ihtiyacı öteleniyordu. Kadınlar olarak öncelikle buna da dikkat çekerek bir organize gerçekleştirdik. Ardından bu platform dernekleşmeye gitti. İnsani yardım, barınma gibi ihtiyaçlar için ortaklaştığımız yapılardan biri de MARDEF oldu. Deprem bölgelerinde aşevleri kurduk. Çocuklar için de aktivite geliştirdiğimiz projeler hazırladık. Yine sağlık alanında Mediko ile de sağlık ile de ilgili proje hazırlığımız bulunuyor. Depremin ardından birçok yaralı var ve bu insanlarımıza ulaşabilmek için de yeni bir ağ oluşturmak gerekiyor.”

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • Şehir Plancıları Odası: İmar uygulamaları sürecinde meslek odamızın desteği alınmalı

    Şehir Plancıları Odası: İmar uygulamaları sürecinde meslek odamızın desteği alınmalı

    PİRHA – TMMOB Şehir Plancıları Odası, depremden etkilenen kentlerin inşasına dönük açıklama yaparak “Yıkım yaşayan kentlerimizde yeniden inşa süreci bilim, teknik ve şehircilik ilkelerine uygun biçimde sürdürülmelidir” vurgusunu yaptı.

    Maraş’ta 6 Şubat’ta gerçekleşen 7.7 ve 7.6 şiddetindeki depremler neticesinde 10 ile yayılan depremlere ilişkin TMMOB Şehir Plancıları Odası’ndan açıklama geldi. Yazılı yapılan paylaşımda, yıkım yaşanan kentlerde yeniden inşa sürecine dikkat çekilerek “Bilim, teknik ve şehircilik ilkelerine uygun biçimde sürdürülmelidir” denildi.

    “MESLEK ODAMIZIN BİLİMSEL DESTEĞİ ALINMALIDIR”

    Şehir Plancıları Odası, geçici barınma sorununun çözülmesi sonrasındaki süreçte yapılması gerekenleri şu şekilde anlattı:

    “Yıkımın boyutu illere ve ilçelere göre farklılık göstermektedir. Kimi ilçelerde (Elbistan, Defne, İslahiye, Nurdağı) ve illerde (Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş) yıkım kent düzeyinde gerçekleşirken, yıkımın görece daha düşük hasar verdiği illerimiz de mevcuttur. Öncelikle hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ve şu an için ayakta kalsa dahi yıkılması zaruri olan, güçlendirilerek kullanılabilecek olan yapı stokunun ayrı ayrı tespiti gerekmektedir.

    Bölgede yeniden inşa sürecine başlamadan önce büyük yıkımların gerçekleştiği illerde eğer bulunmuyorsa yerbilimsel etütlerin (mikrobölgeleme etütleri, jeolojik-jeoteknik etütler) yapılması en önemli zorunluluklardan biridir. Bu çalışmaların kentlerin zarar gören yerleşik kesimleri ile yeni konut inşa edilmesi öngörülen kesimlerini kapsaması gerekmektedir.

    Yıkım yaşayan kentlerimizde ulaşım, içme suyu, kanalizasyon, enerji, haberleşme gibi mevcut teknik altyapının ve deprem toplanma alanı gibi afetle ilgili donatı eksikliklerinin durumu ivedilikle ortaya çıkarılmalıdır.

    Deprem sonrası yapı stokunun durumu (tamamen yıkılmış, ağır hasar görüp yıkılması gereken, güçlendirme ile kullanılması mümkün olan yapılar) ile zemin yapısına ilişkin veriler birlikte sentezlenerek kentlerin yapılı yerleşik alanlarına müdahale biçimleri belirlenmelidir.

    Bu çalışmalarda deprem riski ile birlikte olası diğer doğal ve insan kaynaklı risklere yönelik tespitlerin hızlıca yapılması, planlama çalışmalarının bu riskleri azaltacak ve sakınım önlemlerini alacak esaslar çerçevesinde kurgulanması sağlanmalıdır. Daha öz bir ifade ile şehirlerimizin yeniden imarı sürecinde yapılacak olan planlar bütüncül bir afet önleme politikasını mutlaka içerisinde barındırmalıdır.

    Yıkımın kent ölçeğinde olduğu illerimizde, sorunun kent ölçeğindeki kurgudan kaynaklandığı unutulmadan, çözümün de mutlak şartla kent ölçeğinden, çevre düzeni ve nazım plan kararlarından başlanarak aranması gerektiği unutulmamalıdır.

    Yeniden kurulacak kentlerimizde nihai amaç; afetlere karşı dirençli yaşam alanları tasarlamakla birlikte; nitelikli, yaşanabilir, sosyal donatısı yüksek, kamusal alanlara sahip altyapısı güçlü kentler yaratmak olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda konut alanları ile birlikte, ticaret, sanayi, ulaşım olanaklarının şimdiden bütünleşik biçimde ele alınıp gerçekçi ve refah yaratacak çözümlerin üretilmesi ana amaç olmalıdır.

    Depremden etkilenen kentlerimiz önemli tarihsel kültür varlıklarına sahip olan kadim kentlerdir. Kentlerimizin tarihsel bölgelerinin koruma ilkeleri çerçevesinde onarımı ve kentin bütünü ile entegre olacak şekilde planlanmaları önem taşımaktadır.

    Depremzede vatandaşlarımızın büyük oranda bu mekanlarda tekrar yaşayacakları göz önüne alınarak süreç içerisinde mutlak şartla istek ve arzularının planlama sürecine dahil edilmesi gerekmektedir.

    Depremden etkilenen kentlerimizin üst ve alt ölçekli plan revizyonları, imar uygulamaları ve korunmaları sürecinde meslek odamızın bilimsel desteği alınmalıdır. Yıkımın boyutları bu bilimsel desteği, felaketin tekrar etmemesi adına zorunlu kılmaktadır.

    Unutulmamalıdır ki tarihsel birikimlerinin üzerinden yeniden kuracağımız kentler bundan sonraki süreçte yüzyıllar boyunca yaşamımızı sürdüreceğimiz mekânlar olacaktır. Kısa vadeli, parçacıl, bilim, teknik ve şehircilik ilkelerini yok sayan yöntem ve uygulamalarla uzun vadede kentlerimizde bambaşka sorunlar yumağı yaratma ihtimali gözden kaçırılmamalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Afet bölgesi için uyardılar: Aşılar yapılsın, enfeksiyonlarda artış gözlemlenmekte!

    Afet bölgesi için uyardılar: Aşılar yapılsın, enfeksiyonlarda artış gözlemlenmekte!

    PİRHA – TTB ve sağlık, emek ve meslek örgütlerinin oluşturduğu Deprem Kriz Masası, yaptığı açıklamada asbeste karşı henüz hiçbir önlem alınmadığını vurgulayarak “Çocukluk çağı aşıları ile difteri, tetanos ve kuduz aşıları bir an önce planlanarak yapılmalıdır” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri (ODSH) Kolu ve sağlık emek-meslek örgütlerinin oluşturduğu Deprem Kriz Masası, Deprem Bültenlerinin sekizincisini 14 Şubat’ta gerçekleştirdi.

    Çevrimiçi gerçekleşen toplantının açılışında TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB’nin ve tabip odalarının deprem bölgesinden ilettiği raporlarla ilgili sunum yaparak bölgedeki güncel sorunları ve çözüm önerilerini paylaştı. Adıyaman, Hatay ve Antep illerine dair raporlar hakkında bilgi sunan Korur Fincancı, yurttaşların ve sağlık emekçilerinin bölgedeki ihtiyaçlarını sıralarken, sağlık sunumundaki eksiklikleri anlattı.

    TTB İnsan Hakları Kolu Başkanı Dr. Ali Karakoç ise deprem bölgesindeki insan hakları ihlallerine dikkat çekerek göçmen düşmanlığının yükselmesinin ciddi hak ihlalleri doğuracağını söyledi. Karakoç ayrıca arama-kurtarma faaliyetlerinin sonlanmasıyla başlayan enkaz kaldırma çalışmalarının da hak ihlallerine neden olabileceğini belirtti.

    ROTA VİRÜSÜ UYARISI!

    Bültene katılan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Yönetim Kurulu üyeleri Mehmet Sıddık Akın ve Eylem Kaya Eroğlu ise SES deprem inceleme heyetinin hazırladığı raporun içeriğine dair bilgilendirme yaptı. Kaya Eroğlu, deprem bölgesindeki sağlık emekçilerinin tükenme noktasına geldiğini belirterek dönüşümlü çalışma koşullarının bir an önce oluşturulması gerektiğini söyledi. Bölgede Rota virüsünün görüldüğüne dair kendilerine bilgiler geldiğini aktaran Kaya Eroğlu, yetkililerin, sorunların giderilmesinde sağlık emek-meslek örgütleriyle işbirliği içinde olmasının önemini vurguladı.

    ENKAZLARDA ASBEST TEHLİKESİ!

    Önceki dönem Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Gül Bakır ise deprem bölgesinde kadın ve çocukların sağlık sorunlarına işaret ederek sivil toplum kuruluşlarının bölgede çocuklarla ilgili kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü, ancak bu konuda kamu erkinin sorumluluğunu henüz yerine getirmediğini kaydetti. Enkaz kaldırma çalışmaları sırasında ortaya çıkan asbestin ciddi sağlık sorunlarına neden olacağını söyleyen Ankara Tabip Odası İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Komisyonu üyesi Dr. Sıtkı Kesedar ise enkaz kaldırma sürecinde maske, eldiven, başlık ve kulaklık gibi kişisel önlemlerin alınmasının önemine değindi.

    “BAKANLIK BİR AN ÖNCE ADIMLARINI ATMALIDIR”

    Saha aktarımları bölümünde ise TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ali İhsan Ökten ve TTB ODSH Kolu Yürütme Kurulu üyesi Dr. Seçkin Kara, Maraş’tan; TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Onur Naci Karahancı Hatay’dan bilgi aktardı.

    Hekimlerin aktarımlarda altı çizilen konular şunlar oldu:

    “- Birinci basamak sağlık hizmetleriyle ilgili bakanlık bir an önce adımlarını atmalıdır.

    – Deprem bölgesinde insan hakları ihlalleri gözlemlenmektedir.

    – Çocukluk çağı aşıları ile difteri, tetanos ve kuduz aşıları bir an önce planlanarak yapılmalıdır.

    – İshal ve üst solunum yolları enfeksiyonunda artış gözlemlenmektedir.

    – Asbeste karşı henüz hiçbir önlem alınmamıştır. Asbest, yurttaşların ve sağlık emekçilerinin sağlığına ciddi bir tehdittir.

    – Bakanlık bölgenin maske ihtiyacını gecikmeksizin karşılamalıdır.

    – Kurulan çadırların bir kısmı mevsime uygun değildir.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB, afet bölgelerindeki çöp tehlikesine dikkat çekti!

    TTB, afet bölgelerindeki çöp tehlikesine dikkat çekti!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) 6 Şubat 2023 Depremi ardından bilgi notu paylaşarak afet bölgelerindeki çöplerin tehlikesine dikkat çekti.

    Türk Tabipleri Birliği, Maraş merkezli yaşanan depremlerin ardından afetin yaşandığı bölgelerdeki çöpleri işaret ederek tehlike uyarısında bulundu. Yazılı yapılan açıklamada “Çöpleri toplama hızla organize edilmeli ve çöpler düzenli olarak toplanmalıdır, çünkü çöpler bulaşıcı hastalıkları taşıyabilecek haşarat ve kemirgenlerin üreme alanlarıdır” denildi.

    “HAŞERE VE KEMİRİCİLERİN OLUŞMASI, ÜREMESİ ÖNLENMELİ”

    Çöp toplama alanlarının dezenfekte edilmesi gerektiği de belirtilen TTB açıklamasında şu uyarılara yer verildi:

    “Ulaşımın zor ya da olanaksız olduğu durumlarda sokak aralarına ve dar yerlere erişebilecek el arabalarından yararlanılmalıdır. Afetten önce bölgeye hizmet veren çöp dökme alanları uygun ise çöpler toplanarak buraya dökülmeye devam edilmeli, bu alanlara ulaşım mümkün değilse veya bizzat bu alanlar afet nedeni olmuşsa, aşağıda tarif edileceği üzere çöpler bu iş için belirlenmiş uygun biriktirme yerlerine dökülmelidir.

    Afetzedelerin barındığı yerlerin uygun noktalarında çöp bırakılacak alanlar oluşturulmalıdır. Bu alanlar günlük olarak kireç kaymağı, klor eriyiği, çamaşır suyu vb. malzemelerle dezenfekte edilmelidir.

    Karasineklerle mücadelede canlının yumurta bırakacağı çöp, gübre gibi ortamların üstlerinin açık olmaması gerekmektedir (Uygun çöp kovası yoksa 20 santimetre kalınlığında toprakla çöp ve gübre yığınlarının üstü örtülebilir).

    Çöp toplama alanlarının su kayaklarından en az 60 metre; mümkünse besin maddeleri dağıtım-depolama yerlerinden en az 1 kilometre uzakta, yaya ve araçların geçişine engel olmayacak bir yerde olmasına dikkat edilmelidir.

    Çocukların ve hayvanların çöp toplama alanlarında dolaşmasına izin verilmemeli, buralara hayvan ölüleri atılmamalıdır.

    Çöp yığınlarından şıra sızmasının önüne geçilmeli; sızma varsa bu yerler çamaşır suyu ya da benzeri bir dezenfektan ile yıkanmalıdır.

    Çöp yığınlarında ve toplama alanlarında haşere ve kemiricilerin oluşması, üremesi önlenmeli, bu zararlılarla mücadele amacıyla kullanılan pestisid ve insektisidlerin de bir kirlilik unsuru haline gelmemesine dikkat edilmelidir.

    Her 200 kişi için iki metre derinlikte ve 1,5 x 1 metre çukur açılmalıdır. Bu söz konusu nüfus için bir hafta yetebilir. Çukur içerisindeki organik materyalin bozunumu 4-6 hafta gerektirir. Çukurun üstü 40 santimetre kalınlığında sıkıştırılmış toprakla örtülmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatay’daki yurttaşlar: Ölümüz de dirimiz de enkaz altında-VİDEO

    Hatay’daki yurttaşlar: Ölümüz de dirimiz de enkaz altında-VİDEO

    PİRHA-Hatay’da yurttaşlar arama kurtarma yetersizliğine tepki göstererek, “Sesimizi hiçbir yere duyuramıyoruz. Ölümüz de dirimiz de enkaz altında” dedi.

    Merkez üssü Mereş ve Dîlok olan depremlerden etkilenen kentlerden biri olan Hatay’da insanlar enkaz başında. Hatay’ın İskenderun, Arsuz, Belen, Antakya, Defne, Samandağ, Reyhanlı ve Kırıkhan’da yüzlerce bina enkaza dönüştü. Ekiplerin kent genelinde arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor. İskenderun’da bulunan 2 hastane morgunda yer olmadığı bildirilirken, enkaz altında çıkartılan cenazeler, saatlerce cenaze aracı bekliyor.

    ‘İSKENDERUN’DA DEVLET YOK’

    Yurttaşlar ya kendi imkanlarıyla kurdukları çadırlarda ya da boş alanlarda ateşin etrafında geceyi geçiriyor. Yurttaşlar, “Hiç bir yardım yok. Kendi imkanlarımızla ihtiyaçlarımızı gidermeye çalışıyoruz. Hiçbir yetkiliye ulaşamadık. Ekmek yok, su yok. Herhangi bir ihtiyacımız karşılanmıyor. Devlet İskenderun’da yok” dedi.

    ‘SESİMİZİ DUYAN YOK’

    Arsuz’ta yurttaşların imkanlarıyla 8 saat sonra enkazdan çıkartılan yurttaş, “Bize hiçbir şekilde yardım göndermediler. Sesimizi hiçbir yere duyuramıyoruz. Ölümüz de dirimiz de enkaz altında. Çocuklarım ve eşimde halen enkaz altında ama yardım eden kimse yok” diyerek tepki gösterdi.

    ‘SADECE ÖLÜ TOPLUYORUZ’

    İskenderun’da arama ve kurtarma ekibinde yer alanlar ise, “Ekipman yok malzeme yok, bilinçli çalışan yok. Biz bu enkazlarda sadece ölü topluyoruz. Her yer enkaz” dedi.

    PİRHA/HATAY

  • PİRHA muhabiri İskenderun’dan aktardı: Her apartmanın önünde benzer öfke ve acı var-VİDEO

    PİRHA muhabiri İskenderun’dan aktardı: Her apartmanın önünde benzer öfke ve acı var-VİDEO

    PİRHA-Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşanan yıkımı yerinden aktaran PİRHA muhabiri Diren Keser, “İskenderun deyim yerindeyse tarumar olmuş durumda. Onlarca yıkılmış binanın üzerinde insanlar yakınlarını arıyorlar. Profesyonel ekip yok denecek kadar az. Battaniyeye sarılmış cenazeler vardı sokakta. Her apartmanın önünde benzer öfke, acı, ağıt vardı” dedi.

    Maraş merkezli iki depremin etkilediği yerlerden biri olan Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşanan yıkımı PİRHA muhabiri Diren Keser aktardı. İskenderun’a giriş yaptıklarında dikkatlerini ilk olarak limanda süren yangının çektiğini söyleyen Keser, şunları kaydetti:

    “İSKENDERUN TARUMAR OLMUŞ DURUMDA”

    “İskenderun deyim yerindeyse tarumar olmuş durumda. Onlarca yıkılmış binanın üzerinde insanlar yakınlarını arıyorlar. İskenderun’a girdiğimizde gözümüze çarpan ilk şey limanda devam eden yangın. Kimyasalların olduğu konteynerler depremin etkisiyle yıkılmış ve dün yangın başlamış. Doğru ve yeterli müdahale edilemiyor. Bir cehennemi andırıyor. Kara bir duman İskenderun’un üzerini kaplamış durumda. Yetkililer “Müdahale ediliyor” diyor fakat burada bir şişe su bulamayan insanlar var. Yolda gördüğümüz bir kişi “Bu suyu bulmak için 5 kilometre yürüdüm” dedi. İnsanlar yıkıntılar arasında ölülerini, dirilerini arıyor. Her apartmanın önünde benzer öfke, acı, ağıt vardı.

    “İNSANLARDA UMUT VE ÖFKE VAR”

    İskenderun dünyanın en büyük limanlarının bulunduğu bir kent. Belediye yetkilileri bir kriz masasının olmadığını söyledi. Profesyonel ekip yok denecek kadar az. Buraya yeterli yardım ulaşmamış. Çok soğuk bir hava var. Battaniyeye sarılmış cenazeler vardı sokakta. Cenaze aracı bulamayanlar, cenazeyi morga götürmek için uzun süre bekleyenler ile karşılaştık. Dün Adana’da da umut ve öfke vardı. Bugün benzer bir şeyi burada gördük.”

    PİRHA / İSKENDERUN

  • Şehir Plancıları Odası’ndan imar affı tartışmalarına tepki: Yıkım yaratacak teklifi reddediyoruz

    Şehir Plancıları Odası’ndan imar affı tartışmalarına tepki: Yıkım yaratacak teklifi reddediyoruz

    PİRHA – Şehir Plancıları Odası 25 Temmuz’da Meclise sunulan ‘İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin seçimler öncesinde tekrar gündeme gelmesine karşı çıktı. Yapılan açıklamada “Kentsel ve toplumsal hayatımızda fiziki, sosyal ve ahlaki açıdan yıkım yaratacak olan imar affı teklifini reddediyoruz” denildi.

    Şehir Plancıları Odası, ‘İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin seçimler öncesinde bir kez daha gündeme gelmesini eleştirdi. Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada “Kentsel ve toplumsal hayatımızda fiziki, sosyal ve ahlaki açıdan yıkım yaratacak olan imar affı teklifini reddediyoruz” denildi. İmar affının “gelenek” haline geldiğini belirten Şehir Plancıları Odası “Bugüne kadar kent toprağı üzerinde kısa vadeli seçim kaygıları nedeniyle hayata geçirilen ‘imar afları’ sınırlı sayıda kişiye yönelik umut yaratırken, geniş kitlelerin uzun vadede yaşamlarını ise etik, ahlaki, fiziki ve ekonomik açıdan olumsuz şekilde etkilemektedir” denildi.

    “BİR AVUÇ KESİMİN SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMESİNİN ÖNÜ AÇILMAKTA”

    Yapılan açıklamada seçim kaygıları üzerinden hayata geçirilen imar aflarının neticesinde kentlerin yaşam kalitesinin bozulduğu konusunun altı çildi. “Yinelenen imar afları nedeniyle mevzuata aykırı şekilde yapılmış yapılar, yaşanan doğa olaylarını birer afete dönüştürmekte”  denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Her imar affı sonrasında orman ve tarım alanlarımızla birlikte doğal karakteri, kültürel ve tarihi kimliği korunacak alanlarımız azalmakta ve zarar görmekte, kentlerimiz her geçen gün yaşaması daha zor alanlar haline dönüşmektedir.

    Etik ve ahlaki açıdan değerlendirildiğinde ise imar afları toplumumuzda her geçen gün yıpratılan adalet duygusunun bir kez daha zedelenmesine sebep olmaktadır. Toplumumuzda yoksulluk artmış ve geniş kitleler artık açlıkla mücadele eder duruma gelmişken, imar aflarıyla bir avuç kesimin sebepsiz zenginleşmesinin önü açılmaktadır. Mevcut kanun ve yönetmeliklere aykırı şekilde yapı yapmış kitlelerin kamu arazileri üzerinde yarattıkları yıkım ve tahribat görmezden gelinmekte, zamanında hukuka aykırı tavır içerisinde bulunan kitleler açık şekilde ödüllendirilmektedir. Toplumumuzun yüksek bir oranı açlıkla mücadele ederken, yarattıkları hukuksuzluk karşısında belirli kesimlerin ödüllendirilmesi toplumumuzda kuşaklar boyunca devam edecek adaletsizlik duygusunun yerleşmesine sebep olmaktadır. Hayata geçirilen her imar affı, emeğiyle geçinen ve bugüne kadar kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde hareket etmiş geniş toplum kesimlerinin adalete ve kanunlara olan güvenini sarsmaktadır.

    Ayrıca TBMM’ye sunulan kanun değişikliği teklifi incelendiğinde de kanun yapma tekniği açısından aykırılıkların var olduğu görülmektedir. Kanun değişiklik teklifine ilişkin hazırlanan gerekçe ile kanun metni arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.”

    “GERİ DÖNÜLEMEZ HASARLARLA KARŞI KARŞIYA BIRAKACAKTIR”

    “Afetler ülkesi gerçeği göz ardı edilerek fen ve sağlık kurallarına uymayan, imar planlarına aykırı sağlıklı olmayan yapılarla birlikte güçlendirme dahi yapılmamış yapıların yasallaştırılması, olası bir depremde ülkemizi yeniden geri dönülemez hasarlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bu değişiklikle, TOGO Kuleleri gibi mahkeme kararlarına rağmen hukuk tanımaz bir biçimde ve aleni olarak mevzuata aykırı bir şekilde inşa edilen yapıların tamamı aklanmakta, planlara ve İmar mevzuatına uymayanlar ödüllendirilmektedir. Bu durum başlı başına planlı kentleşme politikasının altını oyan ve toplumda mevzuata, yasalara uygun hareket eden yurttaşları mağdur eden bir sonuç yaratmaktadır.

    Sonuç itibariyle imar aflarının, özünde kamusal alanların yağmalanması anlamına geldiği, geçmişte hukuka aykırı şekilde yapılmış yapıların affedilmesiyle hem kentsel yaşamın kalitesinde düşüş yaşandığı, hem de doğal afetlerde yüreklerimizi yakan can ve mal kayıplarını artıran sonuçlar yarattığı ortadadır. Açıklanan tüm bu gerekçelerle TBMM’ye sunulan ilgili Kanun Değişikliği Teklifi’nin geri çekilmesini veya Genel Kurul’a geldiği takdirde toplumsal refahı gözeterek ilgili tüm siyasi parti temsilcileri tarafından reddedilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mimarlar Odası Ankara Şubesi: Türkiye’de yüzde 70’i riskli olan yapı stoku bulunmaktadır

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi: Türkiye’de yüzde 70’i riskli olan yapı stoku bulunmaktadır

    PİRHA – TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü sebebiyle açıklama yaparak “Depremin üzerinden 23 yıl geçti değişen hiçbir şey yok” uyarısında bulundu.

    En az 17,480 kişinin yaşamını yitirdiği Gölcük Depreminin yıldönümünde Mimarlar Odası Ankara Şubesinden uyarı geldi. “İmar aflarıyla denetimsizlik çığ gibi büyüyor” diyen uzmanlar “17 Ağustos depreminin üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen iktidar rant ve talan politikalarına hız kesmeden devam ediyor” dedi.

    “BİR KEZ DAHA UYARIYORUZ!”

    Yazılı yapılan açıklamada, bilim ve tekniğinin dışlanması sebebiyle afetlerin cinayete dönüştüğü vurgulanırken şu ifadelere yer verildi:

    “İktidar ise bilim ve meslek çevrelerince ortaya konan risk ve afet yönetim planlarına ilişkin görüşleri dikkate almamaya devam ediyor. Önlem almak bir kenara dursun imar aflarıyla riskli ve kaçak yapılara meşruiyet kazandırılmaya devam ediliyor. Denetim hizmetleri piyasa koşullarına terk ediliyor.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak bir kez daha uyarıyoruz. Türkiye’de yüzde 70’i riskli olan yapı stoku bulunmaktadır. Türkiye bir deprem bölgesidir. İstanbul’da büyük deprem beklemesine karşın afet hazırlıkları tamamlanmış değildir. Aksine afet toplanma alanları yapılaşmaya açılmaktadır. İmar affına el kaldıran herkes olası bir deprem felaketinde cinayete azmettirmekten sorumludur. İmar affından acilen vazgeçilmeli, kentler bütünlüklü ve planlı bir şekilde imar edilmelidir.

    Depremler başta olmak üzere tüm afetlerde sosyal yıkımlar yaşanmaması için gereken önlemler ivedilikle alınmalı, meslek odalarının kamusal denetim mekanizmasının dışında bırakılmasına son verilmelidir. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23. yılında kaybettiğimiz binlerce canı saygıyla anarken, yeni kayıpların yaşanmaması için acilen harekete geçilmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB Merkez Konseyi, ‘İzmir Depremi Hızlı Değerlendirme Raporu’nu açıkladı

    TTB Merkez Konseyi, ‘İzmir Depremi Hızlı Değerlendirme Raporu’nu açıkladı

    PİRHA- TTB, “İzmir Depremi Hızlı Değerlendirme Raporu”nda, depremle ilgili toplum bilinçlendirme çalışmalarının, deprem öncesi, anı ve sonrası yapılacaklara ilişkin eylem planlarının etkin biçimde hazır olmadığının görüldüğüne dikkat çekti. Açıklamada, “Bölgede sürekli ve yaygın testler acilen yoğun şekilde planlanmalı ve yapılmalıdır. Maske, hijyen malzemesi, koruyucu ekipmanların ücretsiz ulaşılabilir ve yeterli olması için her türlü önlem alınmalıdır” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, “İzmir Depremi Hızlı Değerlendirme Raporu”nu yazılı bir açıklama ile yayınladı.

    İzmir’de yaşanan depremin hemen ardından TTB Merkez Konseyi üyesi iki hekimin İzmir’e gittiği belirtilen raporda, hekimlerin İzmir Tabip Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi ile birlikte inceleme ve değerlendirmelerde bulunduğu belirtildi. Oluşturulan ekibin, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), İzmir kriz masası yetkilileri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Ege Tıp Fakültesi ve çeşitli hastane-sağlık kurumu yetkilileriyle görüşmesi sonrası bir durum değerlendirmesi yapıldığı ifade edildi.

    İzmir Depremi Hızlı Değerlendirme Raporu’nda şu görüşler yer aldı:

    “İzmir’e ulaşıldığında yıkılan ve hasar gören binaların Bayraklı bölgesinde yoğunlaşmış olduğu görülmüştür. Yıkılan binaların İzmir’de belli bir bölgede olması bina denetimlerinin olmadığının izlerini taşımaktadır. Binalarda kullanılan uygunsuz inşaat malzemeleri ve taşıyıcı kolonlarına verilen hasarlar denetimsizliğin göstergeleridir. İmar barışı/affı vs. siyasal uygulamaların bilime ve doğaya aykırı olduğunu İzmir depreminde ne yazık ki çok acı şekilde bir kez daha karşımıza çıkmıştır. Yıkılan binalara ulaşım deprem anında yaşanan en büyük sorunlardan biri olmuştur. Binaların yapımı, denetimindeki yanlışlar ve nüfusa uygun olmayan ulaşım planları yaşanan ölüm ve yaralanmaların da birincil nedenleridir. Yaşanan son deprem çarpık kentleşmenin toplum katılımı ve denetimiyle hızla ele alınması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur.  1 Kasım 2020 Pazar günü saat 22.00’a kadar yapılan incelemeler sonucunda TTB ekibi tarafından aşağıdaki tespit ve öneriler ortaya konmuştur:

    -Edinilen bilgilere göre 1 Kasım itibariyle, can kaybı 73, yaralı sayısı ise yaklaşık 1000 kişidir.

    -Depremin yaşandığı bölgede sağlık çalışanları yoğun olarak ikamet etmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanı ve yakınlarından da çok sayıda yurttaş yaşamını yitirmiş ya da yaralanmıştır.  Şu ana kadar bir tabip, bir diş hekimi, bir anestezi teknikeri ve bir hemşirenin hayatını kaybettiği teyit edilebilmiştir. Yine sağlık çalışanlarının birinci derece yakınlarından 9 kişi hayatını kaybetmiştir. Halen 3 diş hekimi ve 1 sağlık teknisyeninin enkaz altında olduğu bilinmektedir.

    -Depremin yaşandığı bölgede çeşitli klinik, ASM, ilçe sağlık müdürlükleri de bulunmaktadır ve hepsi az ya da çok hasar görmüştür.

    -Çevre illerden çok sayıda AFAD, UMKE ve sağlık ekibi bölgede çalışmaktadır. Herhangi bir hekim ya da sağlık çalışanına gereksinim olmadığı belirtilmiştir.

    -Ancak yaşanılan travmanın bölgedeki sağlık çalışanlarını da etkilediği göz önüne alınarak yerlerini alabilecek ve/veya destek olacak sağlık çalışanları görevlendirilmelidir. Gerektiğinde TTB bu konuda görev almaya hazırdır.

    -Covid-19 pandemisi nedeniyle deprem bölgesinde sağlık çalışmaları daha da zorlaşmıştır.  Kurtarma alanlarında ve yaralı transportlarında fiziksel mesafe, maske ve hijyen kuralları gibi önlemler aksamaktadır. Bölgede sürekli ve yaygın testler acilen yoğun şekilde planlanmalı ve yapılmalıdır. Maske, hijyen malzemesi, koruyucu ekipmanların ücretsiz ulaşılabilir ve yeterli olması için her türlü önlem alınmalıdır.

    “SAĞLIK ÇALIŞANI TAKVİYESİ GEREKLİDİR”

    -Deprem öncesi Covid-19 tanısı almış hastaların takibi aksamaktadır. Hasar görmüş ASM veTSM binalarına giriş yapılamamakta, takipli Covid-19 hastalarında sorun yaşanmaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri için öncelikli olmak üzere sağlık çalışanı takviyesi gereklidir. Depremzede sağlık çalışanlarının mağduriyetleri görmezden gelinerek sağlık hizmetlerini sunmaları beklenemez.

    -Hastanelerde takip edilmekte olan Covid-19 tanılı hastaların panik anında servislerden dışarı çıktıkları bildirilmiştir. Tüm sağlık kurumlarındaki sağlık çalışanlarına hızla Covid-19 testi yapılmalıdır.

    -Bölgede yeni salgınların önüne geçilmesi için isteyen tüm yurttaşlara İnfluenza aşısı da yapılmalıdır.

    -Kentleşmede yeşil alanların gerekliliği yaşanılan depremde bir kez daha kendisini göstermiştir.

    “SİYASİ TEMSİLCİLERİN ZİYARETİNDE FİZİKSEL MESAFE KURALLARINA UYULMAMAKTADIR”

    -İzmir’de yaklaşık 20 alanda çadırlar kurulmuş ve bu alanların en büyüğü Aşık Veysel Rekreasyon Merkezi’ndedir. Özellikle Aşık Veysel Rekreasyon Merkezi’ndeki çadır kent siyasi temsilciler tarafından yoğun şekilde ziyaret edilmekte ve salgında fiziksel mesafe kurallarına uyulmamaktadır. Bu durum çadır kentte yaşayan depremzedeler için ek risk oluşturmaktadır. Bu bölgenin bir ziyaret alanı değil yaşam alanı olduğu unutulmamalıdır. Çadır alanlarının bir kısmının girişinde HES kodu sorgulanırken bir kısmında sorgulanmamaktadır.

    -Kurulmuş olan çadırlarda yağmur arklarının olmadığı görülmüştür. Çadırlar yağmur için uygun kurulmamıştır. Özellikle tabanları soğuk ve yağmur için uygun değildir. İlerleyen günlerin daha da soğuk ve yağışlı olacağı unutulmamalıdır. Çadır kentte duş alma imkânı yoktur.

    -Yardım toplama ve dağıtma merkezleri de fiziksel mesafe kuralları için uygun değildir.

    -Çeşitli derneklerin stantlar açtığı kendinden menkul gıda ve yardım malzemesi dağıttığı görülmüştür. Bu durum başta Covid-19 olmak üzere birçok hastalık için risk barındırmaktadır.

    -Depremle ilgili toplum bilinçlendirme çalışmalarının; deprem öncesi, anı ve sonrası yapılacaklara ilişkin eylem planlarının etkin biçimde hazır olmadığı, görece daha dar bir bölgede yaşanmış son depremde de ne yazık ki bir kez daha görülmüştür.”

    Açıklamada, “Türk Tabipleri Birliği olarak olağan dışı durumlarda çocuk, kadın, engelli, hamile, kanser ve yoğun bakım hastalarının özel bakım ve dikkat gerektirdiğini bir kez daha hatırlatırız. Sağlıklı yiyecek, su temini ve barınma ihtiyaçlarının sağlanmamasının salgın hastalıklara neden olabileceği için toplum sağlığı açısından önemli olduğunun altını çizmek isteriz. İzmir Tabip Odası ve TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu ile birlikte hazırlanan ayrıntılı İzmir Depremi Değerlendirme Raporu ayrıca kamuoyuyla paylaşılacaktır. Deprem nedeniyle kaybettiklerimizin yakınlarına bir kez daha sabır, yaralılara acil şifalar dileriz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)