Etiket: afganistan

  • Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, ‘Horasan’ın devamı-bütünü’ olarak tanımladığı Afganistan’da Kızılbaşların tüm baskılara rağmen yolu sürdürmeye yönelik tarihsel hafızasının kendisini koruduğunu söyledi. Tek yaşam şansları olan ‘Kızılbaş olmama’ şartına karşı Afganistan’daki Kızılbaşların hala direndiğini kaydeden Harmancı, mevcut durumu Afganistan Kızılbaşlarının, “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimizle bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız. Gittikçe unutuyoruz” cümleleriyle aktardı.

    2017 yılından bu yana İran ve Irak’a giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı’nın son durağı ‘Horasan’ın devamı/bütünü’ olarak ifade ettiği Afganistan oldu.

    Konuya sosyolojik pencereden bakıldığında da özellikle aynı coğrafyada yaşayan ancak aralarına resmi devlet sınırları çekilen Alevilerin inanç ritüelleri arasında şaşırtıcı derecede birbirine yakın ‘benzerlikler’ ile ‘farklılıklar’ taşıdığını gördüğünü belirten Harmancı, Afganistan Kızılbaşlarının Taliban baskılarına rağmen yolu sürdürmekte ısrar kıldığını kaydetti.

    Yine bununla birlikte Aleviler için tarihsel toplumsal ve inançsal yönden güçlü yaşam alanlarına resmi ideolojinin yeni kimlik kazandırma ve dönüştürme girişimlerinin bir gömleğini de Afganistan’daki Kızılbaşlara giydirme çabasına (Afganistan’da sadece Türkmen Kızılbaşlar olduğu ve onların da Şia kökenli olduğu tezi) da bir cevap olan Hasan Harmancı bölgede özellikle Özbek ve Kürt Kızılbaşların varlığına işaret etti.

    Afganistan’daki Kızılbaşların cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri ziyaretlerinin Talibam kuşatması altında olduğunu kaydeden Harmancı, Kızılbaşların buna rağmen ziyaretlerini terk etmediğini söyledi.

    Afganistan Kızılbaşlarının Çarşamba günü ibadet ettiğine işaret eden Hasan Harmancı, “Öyleyse Aleviler bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda,” Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı. Peki biz hangisiyiz?” sorusunu yöneltti.

    Afganistan Kızılbaşları için en önemli günün Newroz olduğu bilgisini paylaşan Harmancı, bu günün ise Hızır’ı karşılama olarak anlam bulduğunu elirterek,, “Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz” ifadelerini kullandı.

    Saha araştırmalarını daha öncede, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle tarif eden Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Afganistan’da bulunan Kızılbaşlara (Özbek ve Kürtler) dair temaslarını, izlenimlerini PİRHA’yla paylaştı, sorularımızı yanıtladı.

    “AFGANİSTAN, HORASAN’IN BİR BÜTÜNÜ GİBİ”

    Türkiye İran sınırına yakın Yaresanları, sonrasında ise Özbekistan, Türkistan ve Afganistan sınırlarında olan Horasan’da alan çalışmaları yaptınız. Afganistan saha çalışması için Horasan’ın devamı yada bütünü diyebilir miyiz?

    Evet aslında Horasan’ın bir bütünü tabi ki. İran’dan sonra Afganistan önemli bir bölümdü parçaydı. Biraz zorlansam da Afganistan kısmını da bir kısmını tamamlayabildim. Çünkü Afganistan birbirini takip eden şehirlerden çok birbirini takip eden dağlar var. O dağların arkasına geçmek, doğal koşullara üzerinden atlamak ve aynı zamanda bir de toplum çok dağınık. Bu nedenle biraz zor oldu tamamına ulaşmak ama zaten tamamına ulaşmadım.

    Özellikle bu bölgede de Horasan’da Kürt Kızılbaşlarla çalışmaları yürüttüm. Burada da izini sürdüğümde rehberlerimle ancak Özbek olan Kızılbaşlara ulaşmış oldum. Ama Kürt Kızılbaşlar da var bölgede. Gelenekleri hemen hemen birbirine de yakın. Bölgede Özbek Kızılbaşları çalıştığını söyleyebilirim bu seferde.

    “SAVAŞ SÜRECİNDE İNANÇLARINI, SOSYAL YAPILARINI DÜŞÜNECEK DURUMDA DEĞİLLER”

    45 yıllık bir işgal ve Taliban sonrası Alevilerin durumu nedir? Ülke potansiyelinin kaçına sahipler? Kendilerini nasıl tarif ediyorlar?

    Kendilerini Kızılbaş ifadesi kullanıyorlar. Kızılbaş olmaktan büyük bir onur duyuyorlar. Kendilerini saklamayı hiç istemiyorlar. Onların cumhuriyet dönemi dedikleri bir dönem var. Yani Taliban öncesi. Cumhuriyet döneminde birazcık daha özgürlüklere sahipler. Tabii 45 yıllık bir savaşın içinden geçiyorlar. Bu savaş sürecinde inançlarını, sosyal yapılarını düşünecek durumda değiller.

    Sürekli olarak dış güçlerle mücadele etmek ve aynı zamanda içeride de yine farklı kesimler, gruplarla bir çatışma ve iç savaş toplamı var. Bu nedenle Kızılbaşlar da orada kiminle yakın olacaklar, ne yapacaklar? Bu konu hep karıştı. Fakat cumhuriyet dönemini kendileri için parlak bir dönem olarak görüyorlar.

    Geri bir dönem olmakla beraber Taliban’ın yönetimi 3-4 kez işgal etmesi ve geri durması söz konusu. Bu süreçte Taliban şimdi ülkenin neredeyse bütünü ele geçirmiş ve Kızılbaşlara kesin ve net yasaklarla gitmiş durumda. Bölgede Kızılbaşlar doğal olarak şimdi çok büyük sorunlar yaşıyorlar. Çünkü Taliban geldiğinde öncelikle dergâhlarına, cemhanelerine, tekkelerine saldırdı. İbadet yerlerine saldırdığı gibi ibadet günlerinde ev toplantılarına dahil olmak üzere haber aldığı an ki takip etti, izledi. Ona bile izin vermedi.

    “CEMLERİ BASILARAK TUTUKLANIYORLAR, TEK KOŞUL CEME KATILMAMAK!”

    Ve görüştüklerimin bazıları cem sırasında gözaltına alındıklarında tutuklandıklarını ve hiçbir gerekçe olmadan bir yıl, iki yıl, üç yıl gibi cezaevlerinde kaldıklarını, sonra da bir daha ceme katılmamak koşuluyla serbest bırakıldıklarını söylediler. Ama buna rağmen Kızılbaş topluluk bütün baskılarına, farklı irade koymalara ve sindirme çabasına rağmen geleneklerini yürütmeye, inançlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.

    Aleviler günümüz Türkiye gibi demokrasiden, laiklikten dem vuran ülkelerde baskı altında iken Irak’ta Ezidiler daha yeni yaşam haklarına yaşam hakkına kavuşmuşken, Suriye’de yaşam hakkı mücadelesi verilirken İran’da da keza durum öyle. Hala tam bir tanınma yok.

    Ve Yaresan kesimi özellikle çok büyük çatışmalar ve her an soğuk savaş pozisyonundaymış gibi yaşıyorlar. Horasan bölgesi de öyle. Şiilik adı altında kendini gösteriyor. Ama öbür türlü Alevi gelenekleriyle ibadetlerini yapmaları mümkün değil ve Türkiye’de gerçekte öyle. Türkiye devlet olarak bunu yapıyorum gibi gösterdiği yerde bu sefer biz Avrupa’daki demokrasi anlayışıyla ve Avrupa’daki Alevilerle karşılaştırmak durumunda kalırız.

    Ve bu durumda Türkiye’nin de büyük eksiklerinin olduğunu görmüş oluruz ama Afganistan ve günümüzde de Suriye ölçü kabul etmeyecek kadar baskı altında bir toplumsal yaşam sürdürüyor.

    “KIZILBAŞ İSMİNİ KULLANMAK YASAK”

    Peki nasıl karşılandınız orada?

    Burada yaşadığım yerde Afgan olan insanlar vardı. Kendi alanımdan yola çıkarak bunlarla onların sosyal sorunları, mülteci olmaktan sorunları, kimliksiz olmaktan kaynaklı sorunları üzerine aslında çalışıyordum.

    Fakat bir yandan da benim asıl çalışma alanım olan Kızılbaşlarla ilgili. Afganistan’da Kızılbaşlara ulaşır mıyım diye bir yandan tabii onlarla bu görüşmeleri yapıyorum. Biraz cesaret oldu. Onlara yani güven vermekle ilgili. Oradaki Kızılbaşları da tanıdıklarını falan söylediler. Sonradan hakikaten çok sevdiğim, değer verdiğim insanlarla tanışmamı ve bana rehberlik etmelerini sağladılar.

    Onlarla biraz yolculuk yaptık. Benden önce de onlar hazırlık yaptılar. Hakikaten baskı altındalar. Gerçek anlamda baskı altındalar. Kızılbaş ismini kullanmak mümkün değil. Kızılbaşların bir araya geldiği düşüncesi olursa işler yine karışıyor. Bu kadar baskı altında. Rehberlerim önceden görüşme yaptıkları için onlarla böyle küçük küçük bir araya gelmeleri nasıl yapacağız diye konuştuk ve onlar da cesurlar.

    Benim de Kızılbaş, Alevi olduğumu tabii bilmiş olmaları, duymuş olmaları onların ilgilerini çekti. Türkiye’den gidiyor olmak başka bir ilgilerini çekti, Çünkü Türkiye onlar için mülteci olarak geldikleri göç verdikleri bir ülke konumunda. Yani bizim Almanya’mız gibi, Almanya nasıl biz göç ediyoruz, oraya nasıl özeniyoruz ve merak ediyoruz ve gidebilir miyiz diye koşullarımızı zorluyoruz yani. Onlar da buraya Türkiye’ye böyle bakıyorlar.

    Tabii onların da çok soruları oldu. Benim de çok sorularım oldu. Karşılıklı konuşmuş olduk. Onların da öğrenmek istedikleri, sormak istedikleri Türkiye’deki Alevilerle, Kızılbaşlarla ilgili hem de kendileri ile bilgileri karşılıklı böyle bir araya getirmiş olduk. Öyle bir yapı.

    KIZILBAŞ VE ZERDÜŞTİ MEZARLAR

    Sanal medya hesabınızdan Kızılbaşlara ait olduğu söylenen bir mezarlık görüntüsü paylaştınız? Bir yanında da bir mescit tarzında bir yapı vardı. Gerçekten böyle miydi? Bu mezarlıklarda Alevilere ait olduğunu düşündüğünüz simgeler vs. bulabildiniz mi?

    Ben bir alan çalışan biriyim. Kestirmeden gidemem. Toplumların da kendilerine ait gibi gösterdiği şeyin ana kaynağına doğru yolculuk yapmam lazım. Biri bu bize ait dediğinde tamam kabul diyerek bir yere koymam mümkün değil. Bu mezarlık bizim gezi yolumuz üzerindeydi, yani bizim ana yol üzerindeydi. Tamamen tesadüf oldu. Öncesinden gideriz, görürüz ve bakar İlgileniriz diye bir durum yoktu. Alevi ya da Kızılbaş mezarlığı diye söylemedikleri için benim rehberlerim de bunu bilmiyorlardı.

    Meraktan indik. Toprak evler vesaire var. Mezarlık kısmı ilgimi çekince ve üzerinde alemler var. Yani bizim bayrak dediğimiz, filama dediğimiz şeyler. Onları görünce o tarafa doğru gittik. Sonra tesadüfen biriyle karşılaştık. Ona çeşitli sorular sorduk. O da, “Burası Kızılbaşların mezarlığı aslında. Burası da Kızılbaş yerleşimi” dedi. Eski bir Alevi yerleşimi. Tabii daha fazla sormalar yapıyoruz. “Emin misiniz?” dedim. “Ben buraya 30-40 yıldır geldim. Bizden önce burada Kızılbaşlar vardı, Aleviler vardı. Benim büyüklerim de böyle söylüyorlar” cevabını verdi. Ben de evlerde simgeler arıyorum doğal olarak. “İleride bir tane cami var, yanında minaresi var” o kişi de  “Mescide mi diyorsun? Çok eski değil. Ama Kızılbaş ibadet yeri duruyor, fakat şimdi biz kullanıyoruz” cevabını verdi.

    Önce orayı ziyaret ettik. Gezip simge arıyorum bakıyorum falan. Tabii Taliban dönemi olduğu için yasağın da yasağı var. Örneğin Taliban döneminde müzik yasak, müzik aleti yasak. Bu durumda herhangi bir topluma ait bir işaret daha da yasak. Gittiler Budist tapınaklara ve Buda’nın ellerine saldırdılar biliyorsunuz.

    Bunun kapatılabileceği şeylerine bakıyorum. Hakikaten küçük böyle şeyler kalmış ama o da Alevilere ya da Kızılbaşlara doğrudan ait simgeler olarak karşılaşmadım. Sonra daha fazla konuştu da ben mezarlık sordum. Ben mezarlığı gördüğümde daha çok hani yerel bir mezarlık ve Zerdüşt bir mezarlık olarak baştan koymuştum. Çünkü tarz biraz uyuşuyor aslında.

    Zerdüştler de açıklanan bir mezarı yok ama yakın dönemlerde Zerdüştler yaklaşık 100 yıldır yerel topluluklara, İrani topluluklara uyarak mezar taşı koymaya ve mezar yapmaya başladılar. Normalde orada yakarlar, emikleri götürürler ve sırlarlar. Bu kadar. Böyle bakarlardı. Fakat modern dünyaya uyumla beraber bunu yapmışlar. Öyle düşündüm.

    MEZAR TAŞINDA ANA FATMA’NIN ELLERİ 

    Doğal olarak kullandıkları toprak yapısı da bölgeye uygun toprak yapısı olunca gidip baktığımda ve Kızılbaş mezarlığı deyince “Emin misiniz?” diye soruyorum. “Evet, evet. Bunlar Kızılbaş mezarlığı.” Ve üzerinde simgeler arıyorum. Tabii bir âlem gördüm. Âlem başlıkları gördüm. Ve yanında da Fatma Ana’nın eli olarak beşli iki tane eller görmeye başladım. Sonra mezarların üzerine kadınlar olmak üzere özellikle bileziklerini atmışlar.

    Onları görmeye başladım. Kimi bez bağlamış, onları görmeye başladım. Farklı bir benzer bir yapı var. Bu kadarla kaldım aslında. Tabii bütününe baktım. Bazı mezartaşlarını okumaya çalıştık. Farsça olanlar, Afganca olanlar var. Bunların üzerine konuştuk. Biraz birkaç şey daha soralım dedik. Daha fazla soramadık ama yerel kaynağımız bizim buranın Kızılbaş mezarlığı olarak ifade edince bu böyle de kaldı.

    Çünkü önceden bir çalışma yapmam olmadı. Sonrasında bu mezar tipini başka yerlerde de gördüm. Belh şehri Kızılbaşlıların yerleşim alanına yakın ve aynı zamanda Hızır makamının olduğu bir yer. Mevlana’nın da makamının orada da olduğu bir yer. Ali olarak yani Hazreti Ali demiyorlar.

    Mevlam Ali olarak ifade ettikleri Mezar-ı Şerif bölgesinin eski adını belki. Bu da orada olunca buna kani oldum. Kızılbaşların da böyle bir şehirde bu tarz mezarları kullanabileceğine dair. Yedi basamak sistemi Zerdüştlükte çok önemlidir öbür dünyaya gidiş için. O mezarların tarzında dörtlü, yedili diye görünce yani ortak bir kullanım. Çünkü bölge halkı hem Zerdüşt hem Kızılbaş.

    “ALEVİLİKTEKİ ORTAK SİMGELER VE UYGULAMALARI GÖRDÜM”

    Ve bu ikisini de birinden ayırıyoruz ama yerel halk açısından bunu ayıramayız. Hani Ezidilerle, Zerdüştler, Ezidilerle, Kızılbaşlar, Ezidilerle işte Müslümanlar ondan sonra Hristiyanlar nasıl bir arada yaşıyorsa orada da yaşama olasılığı olduğu için bu mezarların orada da yaygın olduğunu gördüm.

    Ve yakın döneme kadar da ziyaret edildiğini, adaklar adandığını, çocuk olması için çeşitli ip bağlamalar, bez bağlamalar olduğunu gördüm. Aynı zamanda bir araya gelip işte gülbanglar ya da onların deyimiyle dualar okumak ve mezarları sulamalar gerçekleştiğini ve aynı zamanda Alevi geleneğinde mezar ziyareti ya da ziyaretgâhın biçimiyle ortak simgeleri ve uygulamaları görünce bunun da Kızılbaşlara yakın bir uygulama olduğuna kanaat getirdim. Çünkü orada Müslümanlar bunu yapmıyorlar ve bu tür şeylerin tamamen karşısında davranış sergiliyorlar.

    Ve doğal olarak yerel etnik topluluklar, inançsal topluluklara ait mezarlar olduğu belli oluyordu.

    “TALİBAN, ELLERİNDEKİ BÜTÜN VERİLERİ YAKARAK YOK ETMİŞ”

    Alevi olduklarına veya ritüellerine dair ellerinde herhangi bir veri, kaynak var mı? Horasan’daki genel durum Afganistan’da da kendisini gösteriyor mu?

    Nasıl Türkiye’de 12 Eylül’de evlerde kitap arayıp herhangi bir broşür varsa onu alıp, kaset varsa onlara dahi el koyuluyorsa aynı durumu Taliban onu orada gerçekleştirmiş. Evlere girmiş, tek tek evleri taramış.

    Zaten bölge halkı birbirlerine karşı düşmanlaştırıldığı için Kızılbaş Alevi aşiretler olarak geçen ya da farklı etnik aşiretler geçen her yere doğrudan Taliban saldırıyor ve defalarca bunu yapıyor. Onların elindeki her şeyi ele geçirmiş yakmış, yok etmiş, paramparça etmiş, dağıtmış. Bu nedenle yaklaşık bir 10-15 yıldır ellerinde hiçbir veri yok. Bir araya gelip de erken yürütmek, cem yapmakta zorlandıkları için kendilerine ait verileri bulmakta bile zorlanıyorlar.

    KİMLİKLERİNDE KIZILBAŞ OLDUKLARI YAZIYOR

    Ancak ezberledikleri şiir, nefeslerin birkaç yerde kayıtlı olduklarını söylüyorlar. Dedelerin elinde bunların zor bela da olsa kayıtlarının olduğunu söylediklerini biliyorum. Ama istediğimde ise bunları bana veremediler. Fakat çok ilginçtir. Afganistan Cumhuriyet döneminden kaldığı halde sonrasında da devam eden bir şey var. Kimliklerde Kızılbaş yazıyor. Bu onların yeterince Kızılbaş olduklarına dair deliller.

    Ama kendilerine ait olan mekanlarda Kızılbaşlığa dair hiçbir şey bırakmamışlar. Ellerinde bir belge olmadığı için, benim Fransızcaya çevrilmiş ‘99 soruda Alevilik’ çalışmamı onlara teklifi yaptım. Farsça olacak şekilde. İsterseniz size de böyle bir çeviri yaparız dedim. Bundan çok mutlu oldular. “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimiz de bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı, gözaltına alındığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız, bunu gerçekleştiremiyoruz. Gittikçe unutuyoruz. Bizim buna ihtiyacımız var” diye belirttiler. Ancak sorularla Aleviliği nasıl yaşadıklarını ya da bilgilerinin düzeyini görünce bu beni mutlu etti.

    “GENÇLERİN YOLA İLGİSİ SEVİNDİRİCİ”

    Peki gençlerin yola ilgisi ne durumda? Yolla ilgili neler biliyorlar?

    14-15 yaşındaki gençler dahil ikrar almaya, yola girmeye çaba harcıyorlar. İkrar alanlar da var ve yolu biraz olsun biliyorlar. Dedelerinden, pirlerinden; onlar pir diyorlar. Pirlerinden öğrenmişler. Bu çok ilginçti. Gençle konuştuğumda ön bilgiler, ön nüveler alabilmek için sorular sordum. Bana o genç anlatmaya başladı. “Bizde müsahiplik var ve ben müsahip de olmadım ama bekliyorum ve ben ben ikrarlıyım” dedi. Onlar erkanlarını çarşamba yapıyorlarmış bazen de perşembe.

    ‘Pirimiz bize orada yolla ilgili şeyler anlatıyor ve biz bir araya geliyoruz’ diyor. Bütün bunları anlatınca genç birisi bu şaşırtıcı ve güzel bir şey. Yani bir kişi bir kişidir çoğu zaman. Hani hiç yok duygusundansa bir kişi bile çok şey ifade edebiliyor bir toplumda. O genç yaşta olmuş olması da beni çok mutlu etti.

    Genç yaşta toplumuna ait bilgileri edinme çabasında. Hani yaşlılarla bu bilgi gitmeyecek ya da büyüklerle bilgi gitmeyecek duygusunu edinmek güzel. Çünkü gençler ilgileniyorlar. Yani bu baskı bazen ilgiyi daha da arttırıyor. Hani bizim toplumumuzda, Avrupa toplumunda gençlerin ilgisi düşük değil aslında ama ana beklediğimizden daha düşük. Fakat orada da düşük gibi görünmesine rağmen müthiş bir ilgi var ve çocuklar gizli biçimde ikrarlarını devam ettiriyorlar.

    Ve onlardan alıyorum. Hani yol sürüyor. Öyleyse yol Alevilikte sözlü gelenektir zaten. O nedenle sürüyor demek ki. Beklediğimden daha farklı bir toplumsal yapıyla karşılaştım. Önce bunu söylemeliyim.

    “EN ÖNEMLİ GÜNLERİ NEWROZ; HIZIR’I KARŞILAMA RİTÜELİ”

    Belli özel günleri var mı? Varsa nasıl karşılıyorlar?

    Horasan’da giderken Horasan’la ilgili çalışmalar yapılmıştı. Horasan’da aşiretler Kürt aşiretleriydi. Örneğin Selim Temo, Faik Bulut gibi alan araştırması yaparak güçlü veriler bize taşıyan araştırmacı arkadaşlarımız çalışma yapmışlardı. Başka çalışmalar da vardı. Ha Horasan’dan bizzat oranın yerellerinden de bilgiye ulaşmak mümkündü. Ama Afganistan’a dair bir çalışmak mümkün olmuyordu. Bu nedenle Afganistan benim için kapalı bir kutuydu. Giderken çeşitli hazırlıklar, çalışmalar yaptım. Ama gerçeğin ne olduğu konusu karışıktı.

    Afganistan’da rehberlerim Özbek’ti. Bu nedenle daha çok Özbek toplumuyla haşır neşir oldum. Oradaki Kızılbaşlarla ilgili çalışmaya haşır neşir oldum. Özbekistan’daki topluluğun en önemli günü Newroz. Newroz’a dair çalışmalar, ritüeller ve Newroz’a dair ortak hareket etme var.

    Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz.

    Ancak Newroz onlar için yeni yıl kutlamalarından daha çok Hızır’a gidiş, Hızır’la hazırlık ve ritüellerini yapmak, cemlerini, erkanlarını yapmak olarak gerçekleşiyor. Üç gün oruç tutuyorlar. Sonra Hızır’ın makamı, Mezarı Şerif bölgesine gidip ziyaret ediyorlar. Orada erkanlarını yürütüyorlar. Cemlerini kurup her pir kendi talipleri bir araya gelip erkanlar yürütülüyor.

    MEZAR-I ŞERİF’E GİDİP ERKANLARINI GERÇEKLEŞTİRİYORLAR

    Yani Hacı Bektaş Veli’ye gitmek gibi düşünelim. Ya da Munzur’a gitmek gibi düşünelim. Gidiyorlar ve erkanlarını gerçekleştiriyorlar. Bu erkanlarını gerçekleştirirken bir kısmı ikrarını oradan alıyor ya da müsahiplik erkanları yapıyorlar. Cem yürütüyorlar.

    Cemleri ve semahları ve bizim sazander yada zakir dediğimiz kişiler de orada bizzat bağlamaları, curalar elinde erkan yürütüyorlar. Ve bu hizmetleri onlar gerçekleştiriyorlar. Onlar için ritüel günü tamamen Hızır’ın makamının olduğu bölgeye gitmek. Ama Hızır makamı yakınında başka büyüklerin makamları da var. Bu da ilginç orada. Hızır dışında başka pirlerin de makamları var. Örneğin Mevlana’yı da kendi pirlerinden biri olarak görüyor. Ama orada bir karışıklık oldu. Onu söylemeliyim. Oradaki Mevlevilerle Kızılbaşlar sanki birbirlerine biraz karışmışlar. İç içe geçmişler gibi. Bu 45 yıllık sürecin 20 yılında baskıların artmasıyla beraber de bu olgunlaşmış olabilir. Böyle de bir yanları var.

    “TALİBAN BASKISI ÇOK YOĞUN; ZİYARETLERİNE PİKNİĞE GİDER GİBİ GİDİYORLAR”

    Güncelde bu ritüeller uygulanabiliyor mu bu mekanlarda?

    Maalesef. Ancak şöyle bir şey söylediler. Bu çok acı. Oraya piknik yapmak için zaten eskiden de biz giderdik günlerce kal alırdık. Doğal olarak yeme içmemizi orada gerçekleştirirdik. Ama şimdi kurban orada adakları oluyor ve kurban tığlıyorlar. Şimdi belli zamanlarda orada hafta sonları tatile gider gibi, piknik yapar gibi gidiyorlar.

    Yani ritüel gerçekleştirmeden sadece muhabbet olarak bir araya giriyor. Çünkü ellerinde silahı olan bizzat Taliban mensupları dolaşıyor. Öyle tahmin ettiği bir grubu orada bırakabileceğini, barındırabileceğini düşünmüyorum. Ama o bölge yerel halkın çok yüksek oranda gidip piknik yaptığı da bir bölge. Onlar da Hızır’a denk gelen dönemde gidiyorlar.

    Ancak Taliban’ın baskısını hissettiklerinde o gün değil de sonraki günlerde gitmek biçiminde yine de ibadetlerini, yine de ritüellerini, yine de ziyaretlerini ikrarı tamamlamak için, niyaz etmek için gidiyorlar.

    “EN ZOR BASKI ANLARINDA DAHİ YOLU SÜRDÜRÜYORLAR”

    Afganistan göründüğünden daha keskin bir inançsal forma sahip. Örneğin pirlerinin geldiğini söylüyorlar. Şu anda pirleri başka şehirden geliyor pirleri. Bunu Taliban anladığında sorun çıkarıyor. Baskı uyguluyor, yasaklıyor ve bir araya gelmelerini engelliyor. Ama geçmiş dönemlerde yani cumhuriyet döneminden bahsediyorlar. Taliban öncesi dönem.

    Yaklaşık 20-25 yıl önce kadınlarla beraber kadın erkek bir arada erken yürüttüklerini söylüyorlar. Ve çok daha eski olmamak üzere kadın pirlerinin olduğunu da söylüyorlar.  Bakın Afganistan gibi zorlu bir yerde kadın ve erkek bir arada yine erkanı yürütmek için mücadele ediyorlar. Böyle bir toplumsal yapı. Hafızamız var. Bu hafıza en zor baskı anlarında dahi sürdürülebiliyor ve sürdürülüyor. Hakikaten ben çalışmayı genişlettikçe şaşırıyorum gittikçe. Afganistan bu şaşırtmanın daha da çapraşık bir hale gitmesine neden oldu.

    “NEWROZ’DA 3, MUHARREM’DE 6 GÜN ORUÇ TUTUYORLAR”

    Belli oruçları var mıdır?

    Afganistan’da oruç günlerini sorduğumda Newroz’da 3 gün oruç tutuyorlar. Hızır bizim Türkiye’de Anadolu’da ya da genel olarak Mezopotamya’da Hızır Orucu biçiminde tuttuğumuz oruca benzer bir orucu Newroz’da tutuyorlar. 3 günlük bir oruç bu bir kere. Ve orucu Hızır makamı üzerinden tutuyorlar.

    Hızır orucu olarak tutuyorlar ve o makamın olduğu yere gidip niyaz ediyorlar. Erkanlarını, cemlerini gerçekleştiriyorlar. İkinci bir oruçta bizim Muharrem dediğimiz onların da aşure dediğimiz dedikleri bir oruç. Muharrem orucunu 6 gün tutuyorlar. Böyle gerçekleştiriyorlar. Bu Muharrem orucunun aşure kısmında ise yedi çeşit yiyecek katıyorlar. Ve buna da heşte olarak söylüyorlar. Çorbanın adını öyle veriyorlar.

    “12 İMAM ORUCU DİYE BİR ORUÇLARI YOK”

    Onların söylediği ifade yani aşurenin dahi 10 olmayacağını farklı bir yiyecek adıyla ifade ediyorlar. Aşura diyerek 10 adını kullanıyoruz ama 12’ye çevirmişiz. Yakında belki ona başka bir isim takmak zorundayız. Çünkü aşura adıyla 12 ürün uymuyor, oraya katılan katık olarak. Burada Muharrem’de 6 gün oruç tuttuklarını öğrenmek şaşırtıcıydı. Çünkü 12 imamlar adına tutulduğunu söyleyen bir toplumsal yapı ile karşılaşıyoruz, özellikle de Türkiye’de. Ama Afganistan’da 12 imam oruçları diye bir oruç adı yok.

    Orada 6 imam olarak da geçmiyor. Başka bir şey olarak da geçmiyor ve orucun adı orada 6 gün olarak geçiyor. 6 günlük bir oruç. Böyleyse Alevi toplumunun sıkı sıkı işte ‘bu 12 imamlara atfedilen bir oruçtur. Muharrem’e ait bir oruçtur’ demeleri biraz işi karıştırıyor. Bu toplumsal durumu biraz sorgulamamız gerekiyor. Her toplumumuz farklı bölgelerde birbirine başka şeyler taşıyabilir.

    SEMAHA RAKS DİYORLAR

    Alevi toplumunun kendini bu anlamda bulmasında Afgan toplumunun bu 6 günlük orucu ve 7 ürün kullanması tartışmalı ve önüne daha fazla seçenek olarak koymalı. Neden 7? Bizde neden 10, neden 12 diye bunu sorgulamalıyız. Raksa semah diyorlar bunlar mesela. Biz sadece semah diyoruz. ‘Semah dansı demeyin buna’ denir ya bizde. Bu mesela bir tartışmalı. Raksa semah diyorlar. Farsça raks, raks-ı semah.

    Ve pirlerin huzurunda ateş başında dönüyorlar. Hani ateşin etrafında semah dönmek olarak yani. Bu Newroz’da gerçekleşen dansın semah olarak gerçekleşmesi oluyor. Örneğin eskiden düğünlerinde de semah dönüyorlarmış. Fakat sonra bunu durdurmuşlar. Sanırım hani bu Taliban’ın gelmesiyle ilgili daha çok.

    Kadın erkek katılımları ayrı onlarda şimdi. Belki bu da engel olmuş olabilir. Kadın erkek sabah dönmüyorsak o zaman semah dönülmemeli diye bakıyorlar. Çünkü onlar semahnın bir bütün olduğunu düşünüyorlar.

    BİLİNEN KIZILBAŞ PİRLERİNİN İSİMLERİ

    Bilinen pirlerinin isimleri nelerdir? 

    Pirleri ise Pir Seyit Cafer Nadiri, Pir Seyit Mensur Nadiri, Pir Seyit Giylan Nadiri, Piri Piran Seyidi Keyhan.Pir Seyit Nasir, Pir Seyda Nazar, Pir Hacı Abdullah ve bu pirlerin Hepsi Seyit Keyhan’a bağlı. Bizim Hacı Bektaş kimse Seyit Keyhan da aynı kimlik. Motifler aynı, isimler ve sıfatlar değişiyor. Burada dikkatimi çeken şey şu. Başlarında yine seyit var ama biz seyit değiliz diyorlar. Hiç öyle bir şeyimiz yok.

    Kendilerini Özbek olarak görüyorlar. Ve Nadir Şah’a da çok atıfta bulunuyor. Nadir Şah onlara o bölgede yer verdiği, desteklediği, güvenli alanlara taşıdığı için Kızılbaşlığın başladığını da ifade ediyorlar. Ve örneğin Mensur yani Mansur adını kullanmaları güzel. Seyit Giylan bu Geylani’den geliyor. Geylani’nin Kızılbaşlarla ilgisi yok ama Kürtlükle ilgisi var. Fakat Özbeklerle ne ilgisi var? Bunu merak ediyorum. Ben bu isimlerin olması tartışmanın derinlerini bize gösteriyor. Piri Piran kavramını kullanmaları çok önemli. Yani bölgede farklı olması gerekiyor. Yine Seyda Nazar, Seyit Nazar pazar yani bunu kullanıyor. Seyit olarak kullanıyor. Fakat böyle şeyleri var.

    “İBADETLERİ ÇARŞAMBA GÜNÜ; PEKİ NEDEN BİZLER PERŞEMBE DAYATMASINDA BULUNUYORUZ”

    Erkanlarını Çarşamba günleri gerçekleştirdiklerini söylediniz. Çarşamba gününün özelliği nedir?

    Kadınlar dışarı çıktıkları çarşamba günleri gidip kendi ziyaret yerlerini, tekkelerinin etrafında bulunan niyaz veya makamlara ediyorlar. Çarşamba günleri gidiyorlar. Öyleyse Alevilerde perşembe gidilir. Başka bir gün gidilmez. Bizim ibadet günümüz perşembedir diye, ya da cuma akşamıdır diye. İşte bunlar hepsi tartışmalı şeyler. Bölge bölge, topluluk topluluk ya da birbirlerine sınırlar ayrıldıkça bu karışıyor. Acaba işin aslında hangi gündü? Biz Müslümanlara uyup Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece mi ibadet etmeye başladık?

    Ezidiler gibi onlar da Çarşamba günü ibadet ediyor. Birbirinden binlerce kilometre uzakta ve bağlantıları dil açısından neredeyse ulaşılamaz durumda olan Ezidiler ve Afganistan’daki Özbek Kızılbaş birinin birbirlerini anlamaları düşük olasılık. Biri Özbekçe konuşuyor, birisi Kürtçe konuşuyor. İki topluluk Çarşamba günleri ibadet yapmayı tercih ediyor. Biz hangisiyiz? Aleviler bütün bunu kendi çeperinde bunu tartışmalılar. Bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda ‘bu ibadette yok, kadimde bu yok. Bunu nasıl yapabiliriz? Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı.

    “NEWROZ ASLINDA BİR HIZIR KUTLAMASI”

    Newroz’da özel bir oruçları olduğunu ifade ettiniz? Neye atfediliyor bu oruç?

    Alevilik toplumsal yapısı buna farklı farklı boyutlar katıyor. Bu nedenle Alevilikte bu bizim için hakikaten birbirimizi, farklı toplumsal yapımızı anlamak açısından çok önemli. Bir motif farklılık ve ritüel değişimi yaratacaktır. Mesela Newroz ateşi orucunu kadimden beri tuttuklarını söylüyorlar ve 15 gün önceden başlıyorlar oruç tutmaya. 3 gün tutuluyor bu oruç. Ondan dolayı Newroz günü tutmuyorlar bunu mesela. Tutan da var ama Newroz’dan önce başlıyorlar. Ve Newroz’da toplamda 6 gün oruç tutanlar da var.

    Hani 3 öncesinde, 3 sonrasında böyle tamamlıyor. 6 gün yine tutuyor. Ve aynı zamanda Muharrem’de de 6 gün ayrı bir oruç tutuyor. Yani bu daha çok pirlerin uyguladığı bir şey. Muhtemelen böyle bir yol var ve yeni yıl başladığında bütün Alevi Kızılbaş topluluklarında olduğu gibi yine kutlama yapıyorlar ama bu Hızır kutlaması. Newroz kutlaması değil. Bu işin farklı bir boyutu.

    Ve bu kutlamada kadın erkek bir arada olmaya çok özen gösteriyorlar. Şimdi ‘biz kadınlar bir tarafa gidelim, erkekler bir tarafa gidelim. Yada kadın pir olmaz, erkek pir olmaz, o olmaz, bu olmaz ya da oluru böyleyi’ çok fazla tartışıyorlar. Ve cemde mesela onlar zakirlik yapana dumbaracı diyorlar. Dumbara diye bir alet var. O da dumbaracı oluyor. Bizim curaya yakın bağlama ile cura arası aleti çalan kişiye dumbaracı ismini vermişler.

    KIZILBAŞLARIN İBADET GİYSİLERİ

    Afganistan deyince Arap geleneğine uyan giysiler giyen bir toplumdan bahsediyoruz. Bu ama epeydir böyle. Fakat Kızılbaşların farklı bir takke tarzları var. Onu takıyorlar. Ve aynı zamanda giysileri de erkâna giderken farklı olabildiğince. Bir kızılbaş giysi kültürü var orada. Ancak onu görme şansım olmadı. İstedim de, sonraki bir zamanda bunu gerçekleştiririz diyorlar. Çünkü o elbiseleri saklı giyiyorlar. Saklıyorlar aynı zamanda. Bu onlar için bir farklı bir boyut.

    “2 EVLİLİK YAPANLAR HALA CEME ALINMIYOR”

    Örneğin bir kişiyle konuştum. Dedim ki ‘erkanları yürütüyor musun, ceme giriyor musun’ diye. İki kişi yan yana. Biri giriyor, erkan yürütüyor, cemi yürütüyor. Ve ikrarlı ikisi de aslında. Birisi, ‘cemlere girmiyorum artık’ dedi. Ben de birincisine sorularımı tamamladıktan sonra ona sordum. ‘Neden girmiyorsun?’ dedim. ‘Çünkü ben ikinci bir eş aldım kendime. O nedenle beni ceme sokmuyorlar. Ben de ceme giremiyorum’ dedi. Peki neden? Düşünün toplumsal hafıza tek eşliliği sürdürmek üzerine büyük bir direnç gösteriyor. Afganistan’da bu artık geleneksel çok kolay bir durum. Kaç eş aldığına kimse bakmıyor. Ama Alevi geleneği buna izin vermiyor. İkrar aldıktan sonra bu gerçekleşmiyor daha.

    AŞUREYE 7 ÇEŞİT MEYVE KOYUYORLAR”

    Biz ne diyoruz? Aşura. 10. günden kaynaklı. Acaba bu bize aşure dediğimiz bu çorbayı, bu ritüel yiyeceğini tartışmaya gerek getiriyor mu getirmiyor mu? Bunu sorgulamak lazım. Yani yedi ‘hefte’ meyve diyor ve meyve olarak koyuyor bunu. Yedili meyve ve bunları da hatta söylüyorlar. Bir kere badem kullanıyorlar, bölgede yaygın. Antep fıstığı koyuyorlar. Zerdali ya da kayısı dediğimiz şeyi koyuyorlar. Sincit dedikleri bir meyve çeşidi var, onu koyuyorlar. Kişmiş ya da üzüm dedikleri bir şey koyuyorlar. Bir de glas vealu. Alu bu alıç olabilir bilmiyorum. Böyle koyuyorlar ve bunlarla yapıyorlar. Bir de puder dedikleri bir şey var. Yani çok daha fazla bir arada kalamadığımız için bazı soruları daha fazla derinleştiremedim kavramları da. Ama bir sonraki süreçte olur ve bir araya gelebiliriz.

    “TEBERİK GELENEĞİ ÇOK YAYGIN”

    Örneğin onlarda teberek (ziyaretten alınan toprak, taş) geleneği çok yaygın. Niyaz ettikleri mezarlarına gidip oradan veya o mezarlık alanlarında toprak alıyorlar. Ve o toprak evlerine götürüyorlar. Çaylarına koyuyorlar. Belli dönemlerde hastalık zamanında da onu kullanıyorlar. Çocuklarına yediriyorlar. Ve çocuğu olmayan kadınlar da onun bereketi, onun gücü, niyaz gücüyle onu kullanıyorlar örneğin.

    Örneğin bazı bölgelerde, korularda bazı ağaçlardan hiçbir şekilde dal koparılmaz yada meyve. Orada da bir ağaç gördüm. Fıstık ağacıydı. Ondan hiçbir şekilde meyvesini yemiyorlar. Dalına hiçbir şekilde dokunmuyorlar. Sadece pirleri o o daldan meyve alıyor. Ve toplu o ağacın dallarına da dokunan pir. Yani bu hem bize yakın hem de sorgulanması gereken konular arasında bizim için. Bunlar hakikaten tartışmalı bölümler ve Aleviliğin de bunun üzerine kendini yeniden sorgulaması gerekiyor. Alevilik sadece bu deyip geçemeyiz.

    “ALEVİLİK SADECE BUDUR DİYEMEYİZ”

    Alevilik sadece bunun üzerine kurulur demek yerine bu toplumsal farklılıkları ‘sürek bir yol bin bir’ görüşümüzü daha geniş, daha anlaşılır biçimde bunu ortaya koymamız gerek. Örneğin Hakk’a yürüme erkanlarını damburayla yaptıklarını söylediler. Fakat bizde Hakk’a yürüme erkanını bazı insanlar tartışıyorlar. Şu anda çok değişti bu. Toplum bunu bilinç, hafıza olarak tekrarlıyor ve diyor ki niye bu doğru bir şey diyor. Ve damburayı kullanıyorlar erkanlarında ve mezarlıklarında. Örneğin Tahtacılar gider ve erkanların orada gerçekleştir cem yürütürler ya öyle. Onlar da bazı perşembeler gidip erkanlarını dambura olmak üzere, pirlerle bir araya gelip mezarlarında yapıyorlar. Çünkü onların mezarları, ataları onlar için önemli ve saygı duyulan kimlikler ve atalarla beraber o erkanları yürütüyorlar. Ataları, ruhları orada diye bakıyorlar. O canlılık, o bir toprakla bütünleşmişlik orada gerçekleşiyor onlarla. Böyle bir yanları var.

    “MUSAHİPE ‘TAAHHÜT’ DİYORLAR”

    Peki Kızılbaşlarda şehirleşme var mı? Varsa bunun genel yansımaları nedir? Kendilerini saklıyorlar mı?

    Bu Özbek topluluktan bahsediyorum. Pirler özellikle Bedehşan şehrindeler. Oradan kışın olmak üzere geliyorlar. Bunlar hep tanıdık değil mi? Kışın pirleri geliyor, evleri ya dolaşıyor ya da bazı evlerde ortak erkanlar, cemler yürütüyorlar. Bu tarzda bir araya geliyor ve yine bu dönemde oruç tuttukları da olabiliyor.

    Onlar musahipe ‘taahhüt’ diyorlar. Anlaşma diyoruz ya öyle.  Anlaştığım, anlaşma yaptığım kişi olarak ikrar aldığım anlamda müsahibe taahhüt oluyor. Onlarla bir araya geliyorlar. Ve şimdi gittikçe bu azalıyor doğal olarak.

    Çünkü Taliban dönemi onlar için zor ve Kızılbaşların önemli bir kısmı Mezar-ı Şerif ve diğer büyük şehirlere taşınmış durumdalar. Maalesef bu döneminde Kızılbaş köylere de baskı çok yüksek olduğu için Kızılbaşlar şehre taşınmayı tercih ediyorlar ve Kızılbaş görüntü vermeme çabasında davranıyorlar. Ancak bazılarının kimliğinde artık ortadalar.

    Kimliklerinde Kızılbaş yazdığı için de, buda ibadet yapmamak koşuluyla bir sorun değil. Kızılbaş ibadeti yapmayacaksın, camiye gideceksin, namaz kılacaksın. Hakikaten de bunu gerçekleştiriyor, çünkü yüksek oranda kontroller var. Birbirlerini şikayet var. Halk sanki bu doğal bir şeymiş gibi namaz kılmaya devam ediyor. Böyle bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Taliban, kadınların yaşamını daha da kısıtlayan yasa çıkardı; 21 bin müzik aletini tahrip etti

    Taliban, kadınların yaşamını daha da kısıtlayan yasa çıkardı; 21 bin müzik aletini tahrip etti

    Afganistan’da şeriat kurallarını daha sıkı denetlemek üzere hazırlanan “Erdem Yasası” yürürlüğe girdi. Yasa, başta kadınlar olmak üzere birçok alanda yaşamı kısıtlıyor ve kontrolleri artırıyor.

    Afganistan’da iktidardaki Taliban, katı şeriat kurallarını daha sıkı takip etmek amacıyla hazırladığı “Erdem Yasası”nı yürürlüğe geçirdi. Afganistan Adalet Bakanlığı, 31 Temmuz’da yürürlüğe giren yasanın detaylarını paylaştı. Kadınlar için örtünme kurallarını ve eşcinselliğin yasaklanmasını da içeren yasanın, Taliban üst düzey yetkilisi Hibetullah Ahundzade tarafından onaylandığı duyuruldu.

    KADIN VE ERKEKLER İÇİN GETİRİLEN YASAKLAR

    Kadınlar için kendileriyle doğrudan akraba olmayan erkeklerin bulunduğu ortamlarda yüzlerini ve vücutlarını gizleme zorunluluğu getiren yasa, Taliban’ın 2021 yılında iktidara gelmesinden bu yana İslami şeriat hukukuna dayalı davranış kurallarını denetleyen “ahlak polisi”nin yetkilerini de artırıyor. Yasada, erkeklere de en az diz hizasında pantolon giymeleri ve çok kısa olmayacak şekilde sakal bırakmaları zorunluluğu getirildi. Aynı zamanda yasa kapsamında eşcinsel ilişkiler, zina ve kumar yasağı ile canlıların tasvir edildiği video veya resimlerin üretilmesi ve izlenmesi yasağı da daha sıkı denetlenecek.

    MEDYAYA GETİRİLEN YASAK

    Yasa çerçevesinde ayrıca kaçırılan namazlar ve ebeveynlere itaatsizlik de cezalandırılabilecek. Yeni yasaya göre, medya “şeriat ve din kurallarına” uygun olmayan içerikler yayınlayamayacak, Müslümanlara hakaret olarak değerlendirilebilecek konulara da yer veremeyecek. “Ahlak polisi”, ihlallerde bulunanları önce uyaracak ardından para cezası ve 3 güne kadar gözaltı ile diğer yaptırımlara maruz bırakabilecek. Eylemlerin tekrarı halinde ise yargı devreye girecek.

    Birleşmiş Milletler (BM) Afganistan Yardım Komisyonu (UNAMA), daha önceki açıklamalarında Afganistan’daki “ahlak polisi”ni ülkede “korku iklimi” yaratmakla suçlamıştı.

    21 BİN MÜZİK ALETİ TAHRİP EDİLDİ

    Ülkede, geçtiğimiz günlerde ise 281 emniyet görevlisinin “sakalsız olduğu” gerekçesiyle görevden alındığı belirtildi. Yine İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı’nın yıllık raporuna göre, ülkede geçen yıl 21 bin 328 müzik aleti tahrip edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    PİRHA – DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Mülteciliğe neden olan politikalara ve savaşa yatırım yapmaya derhal son verin” denilen açıklamada Türkiye’nin politikaları da eleştirildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı açıklama yaparak AKP Hükümetinin mülteci politikalarını eleştirdi.

    “İLTİCA HAKTIR”

    “Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalı” önerisini gündeme getiren DEM Parti, Türkiye’deki sığınmacılara dönük uygulamaları da kınadı. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının yürürlüğe konulmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan DEM Parti, şu açıklamayı paylaştı:

    “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü ne yazık ki bu sene de açlığın, yoksulluğun ve savaşların yarattığı kitlesel göçlerin dramatik görüntüleri ile karşılıyoruz. Rusya’nın Ukrayna, İsrail’in Filistin işgali devam ederken; Türkiye de Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını ve savaş tehditlerini sürdürüyor, seçimlere engel olacak politikalarıyla Ortadoğu’da savaşı derinleştiriyor.

    Bugüne kadar Libya’dan Ukrayna’ya kadar nerede bir savaş patlak vermişse Türkiye o savaşa yatırım yapmış, sonuçlardan nemalanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle olan işbirliğini geliştirmiş ve istikrarsızlığın derinleşmesine, yaşam alanlarının daralmasına neden olmuştur. Afganistan’ın “yeniden inşası” sürecinde rol alma bahanesiyle Taliban ile de tam bir işbirliğine giren AKP iktidarı, bütün aksi söylemlerine rağmen İsrail ile olan ticaretini sürdürmektedir. AKP iktidarı, yaşanan tüm çatışmaların içerisine kendisini dahil etmeye ve her meselede ikili oynamaya çalışarak bölgede istikrarsızlık için elinden geleni yapmaktadır.

    “SAVAŞLAR YIKIMIN, ÖLÜMÜN VE GÖÇMENLİĞİN TEMEL NEDENİ”

    Bütün bu savaşlar yıkımın, ölümün ve nihayetinde kitlesel göçmenliğin temel nedeni haline gelmiştir. Devletlerin yarattığı bu kitlesel göçler sağcı, popülist, faşist yönetimlerin güçlenmesine ve yabancı düşmanlığının artmasına vesile yapılmıştır. Ölümden kaçan mülteciler gittikleri yerlerde barınamaz hale getirilmiş, göçmen işçiler insanca yaşamın çok altında ücret ve koşullarla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sağlığa erişimin engellendiği Geri Gönderme Merkezleri, adeta işkence ve kötü muamele için özel inşa edilmiş mekanlardır. Avrupa Birliği ile süren Geri Kabul Anlaşması kendi başına suç teşkil etmektedir. Türkiye’den hukuksuz yargılama ve infaz sonucu sürgün edilen çoğunluğu Kürt olmak üzere siyasetçilerin ve tümüyle göçmenlerin hakları ve hayatları uluslararası pazarlık konusu haline getirilemez.

    AB’de yükselmekte olan sağ partilerin kadın, LGBTİ+, işçi, emekçi, göçmen ve mülteci düşmanı politikalarının Ortadoğu’daki IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle ortaklaştığını teşhir ediyoruz! IŞİD karanlığından dünyayı kurtaran halklara yönelik bu suçlar kabul edilemez. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, “Sınırsız, Sınıfsız, Sömürüsüz Dünya” sözünden geri adım atmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    “İLTİCA HAKKI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle de bir kez daha taleplerimizi yineliyoruz: Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının acilen hayata geçirilmesi zorunludur. İltica haktır. Bu hakkın gaspı eğitim, sağlık, barınma, çalışma, örgütlenme gibi temel haklara erişimi de engellemektedir. Bu yüzden şerh kaldırılmalı, iç hukuk buna göre düzenlenmeli ve uluslararası hukukta yer alan haklar tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalı göçmen ve mültecilerin tüm süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü ve haklarının güvence altına alındığı Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalıdır. Türkiye, Rojava ve Irak Kürdistanı’ndaki işgal girişimlerine derhal son vermeli, Ortadoğu’da savaşı derinleştiren IŞİD artığı çetelerle ilişkisini bitirmelidir. Türkiye, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmalı ve bu dayanışmaya Filistin’in ‘katliamcı İsrail’e ambargo’ çağrısıyla başlamalıdır. Avrupa Birliği, mültecileri Avrupa’dan uzak tutma siyasetine son vermeli, Türkiye ile fidye ilişkisini bitirmeli, bot batırma ve geri itme gibi sınırlarda işlediği suçlara son vermelidir. Türkiye sınırlarında uluslararası hukuk uygulanmalı, mültecilerin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye’de entegrasyon adı altında yürütülen asimilasyona son verilerek birlikte yaşam ve toplumsal dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Bu mekanizmaları hayata geçirmek için de yerel yönetimlere Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gereğince yetki verilmeli, kayyım siyasetine derhal son verilmelidir. Mülteci kadınların ve LGBTİ+’ların erkek devlet şiddetine karşı yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne acilen dönülmeli ve 6284 Sayılı Kanunun eşit ve etkin şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Göçmen ve mültecilerin emek sömürüsü düzenine son verilmeli, eşit işe eşit ücret hakkıyla güvenceli iş koşullarında sendikalaşmalarının önü açılmalı ve çocuk işçiliği mutlaka engellenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Afganistan’da Taliban şiddeti var; kadınlar dövülüyor, tecavüze uğruyor, öldürülüyor’

    ‘Afganistan’da Taliban şiddeti var; kadınlar dövülüyor, tecavüze uğruyor, öldürülüyor’

    PİRHA- Mor Cumartesi Hareketi, 25 Kasım dolayısıyla Taliban yönetimindeki Afganistan’da kadınların eğitim, sağlık ve çalışma haklarının ellerinden alınıp erken evliliklere zorlandığına, ‘namus’ cinayetlerine ve diğer şiddet türlerine maruz kaldıklarına dikkat çekti.

    Afganistanlı kadınlar tarafından kurulan bir oluşum olan Mor Cumartesi Hareketi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla sosyal medya hesaplarından bir mesaj yayımladı.

    Taliban’ın kadınlara karşı insanlık suçu işlediğine dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Ağustos 2021’de Afganistan’ın kontrolünü ele geçiren aşırılıkçı bir grup olan Taliban’ın kadınlara baskı yapma ve onları temel insan haklarından mahrum bırakma geçmişi var. Onların yönetimi altında kadınlar sıklıkla fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Eğitim, sağlık ve çalışma hakları ellerinden alınıyor. Ayrıca erken evliliklere zorlanıyorlar, ‘namus’ cinayetlerine ve diğer şiddet türlerine maruz kalıyorlar.

    “TALİBAN’IN ŞİDDETİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR”

    Birleşmiş Milletler, 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etti. Bugün, dünya çapında kadınların her gün karşılaştığı şiddet konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Ancak Afganistan gibi Taliban’ın iktidarda olduğu ülkelerde bugün çoğu zaman görmezden geliniyor ve kadına yönelik şiddet hız kesmeden devam ediyor.

    “TALİBAN’IN ŞİDDETİNİ ÖNLEMEK İÇİN BİR ŞEY YAPILMADI”

    Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinden bu yana geçen iki yılda, raporlar kadına yönelik şiddetin önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Kadınlar ceza almadan dövülüyor, tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Zorla evlendiriliyorlar ve temel insan haklarından mahrum bırakılıyorlar. Uluslararası toplum Taliban’ın kadınlara yönelik muamelesini kınadı ancak şu ana kadar şiddeti durdurmak için çok az şey yapıldı.
    Afganistan’daki durum, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün önemini açıkça hatırlatıyor. Şiddete ve baskıya karşı durma, her yerde kadın hakları için mücadele etme günüdür. Şiddette hayatını kaybeden kadınları anma ve kadınlara saygı ve onurla davranıldığı bir dünya için çalışma günüdür.”

    (HABER MERKEZİ)

  • YJAD: Şengal’de katledilen kadınları anıyoruz; Ezidilerin statüsü tanınmalı

    YJAD: Şengal’de katledilen kadınları anıyoruz; Ezidilerin statüsü tanınmalı

    PİRHA- Ezidi Soykırımı’nın 9. yılında açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Ezidi halkının yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statülerinin tanınması gerektiğini açıkladı. YJAD, “Başka inançlara ve yaşam biçimlerine asla tahammül etmeyen AKP-MHP rejimine, Afganistan da Taliban rejimine karşı; başta zulüm gören, kadınların, çocukların, inançların ve halkların yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz” dedi. 

    Şengal’de yaşayan Ezidilere yönelik soykırımın yıldönümüne dair açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, katledilen kadınları anarak dünyada büyüyen kadın mücadelesini selamladı.

    Ezidi halkının yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statüsünün tanınması çağrısında bulunan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, kadın kırımını lanetleyerek Alevi kadınları mücadeleye çağırdı.

    “ORTADOĞU HALKLARINA KERBALA ZULMÜ YAŞATILIYOR”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin açıklaması şöyle:

    “Alevi inancına mensup halkların Yası Muharrem orucunu tuttuğu günleri yaşadık. Raa Haq Aleviler olarak Hz. Hüseyin’in Yezid’in zulmüne karşı duruşu ve Kerbela acısı ile oruçlarımızı tutup lokmalarımızı, aşuremizi pay ederken; bugünün Yezidlerini lanetledik, mazlumlarını, mahsumlarını andık. Bugün de Ortadoğu’da halklara, kadınlara, çocuklara Kerbela zulmü yaşatan Yezidlerin her geçen gün çoğaldığını biliyor, yaşıyoruz. 3 Ağustos 2015 de DAIŞ’in Şengal saldırısı ile gerçekleşen Ezidi halkı ve Ezidi kadın kırımı dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Vicdanlı, ahlaki politik toplum değerlerini kaybetmemiş halklar tepkisini ortaya koyup, işlenen insanlık suçlarına karşı sessiz kalmasa da AKP hükümetinin desteği yine ortaklığı gerici, işbirlikçi siyasi İslam rejimler ile sömürgeci, kapitalist Avrupa- ABD siyaseti sonucu Ezidi halkı ve kadını, çocukları şahsında Kürt halkına soykırım yaşatıldı.

    “TÜRKİYE AFGANİSTANLIŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Yazın kavurucu sıcağında Yezid’in vahşetinden korunmak için dağların kuytuluklarına ulaşmaya çalışan kadınlar, çocuklar yaşlılar, hastalar Kerbela misali açlıktan susuzluktan kırıldılar. Hala günümüzde de Kürt halkının yaşadığı herhangi bir yerde kadınlar, çocuklar, gençler katlediliyor, kaçırılıyor, idam ediliyor, suikaste uğruyor, tutsak edilip işkence ediliyor. Yine 15 Ağustos 2021 yılında ABD- Taliban anlaşması ile zalimin zulmüne Yezid’in kırımına terk edilen bir diğer halk da Afganistan halkı, Afgan kadınları, çocukları oldu. Özgürlüklere farklı inanç ve kültürlere kadınlara karşı zalim her yerde zalim. Taliban zulmün iktidarı olduğunda Türkiye’de zulmün sarayında oturan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban hükümeti için “Aramızda pek fark yok zaten” diyerek Türkiye’nin özgürlükler, inançlar, kadınlar açısından nasıl Afganistanlaştırılmak istendiği ortaya konmuştur.

    “KADINLARIN, ÇOCUKLARIN, HALKLARIN YANINDAYIZ”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak; siyasi islam ile halkların inanç değerler ile oynayan, başka inançlara ve yaşam biçimlerine asla tahammül etmeyen AKP-MHP rejimine, Afganistan’da Taliban rejimine karşı; başta zulüm gören, kadınların, çocukların, inançların ve halkların yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Alevi inancına mensup halklar da kadınlar, halklar ve inançlar kadar saldırılar ile karşı karşıyalar. Her türlü yok sayılma, inkar edilme ve asimile edip devşirmenin karşısında mücadele edeceğiz.

    “KATLEDİLEN BÜTÜN KADINLARI SAYGI İLE ANIYORUZ”

    DAKB olarak; nahak zihniyet karşısında ezilen cümle canlar ile hak hukuk yolunda Can olmayı, Êzidî, Afgan, İranlı, Kürdistanlı kadınlar şahsında özgürlük için mücadele eden tüm dünya kadınları ile kız kardeş olma inancımızı ve mücadele birliğimizi selamlıyoruz. Katledilen bütün kadınları saygı ile anıyoruz. Ezidi halkının hala yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statülerinin tanınması, Afganistan’daki kadına karşı zulmün durdurulması, İran’da idam, tutuklamalar, işkencelerin durdurulması için Demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını savunan dünya kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz. Her türlü egemenliğe, sömürüye, şiddete ve inkara karşı biz FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak da “Jin Jiyan Azadî” diyerek mücadele eden kadın ve halklar mücadelesinin içinde olduğumuzu belirtiyor insanlığa, doğaya karşı işlenen suçları ve kadın kırımını lanetliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO

    ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO

    PİRHA- ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına ilişkin tepkiler yükseliyor. Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, Müslümanların da bu projeye karşı olması gerektiğini belirtirken, Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can da projenin iptal edilmesine yönelik mücadele edeceklerini ifade etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Söz konusu uygulama ile ilgili Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz ve Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “DAHA ÖNCE DE DENENMİŞ BİR GİRİŞİM”

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, daha önce de aynı projenin denendiğini, gelen tepkilerle birlikte geri çekildiğini hatırlattı:

    “Beş yıl önce de benzer bir uygulama hayata geçirilmek istendi. O yıllarda da bizler, Alevi kurumları, eğitim sendikaları iptaline yönelik çok mücadele ettik, dilekçeler yazdık. Gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmışlardı ama şimdi yeniden deniyorlar aynı şeyi. Ülke tarikat evleriyle dolu zaten. Daha önce tarikat evlerinde, gizli bir şekilde yapıyorlardı şimdi ise işe resmiyet katıp okullarda yapmaya başladılar. Sadece Alevileri değil, hakiki Müslümanları da zehirlemek için bunu yapıyorlar. Türkiye günden güne Pakistan, Afganistan’a dönüşüyor. Bu projeye gerçek İslamcılar da karşılar, karşı olmalılar.”

    ÇEDES’in yaratacağı tehlikeler konusunda her kesimin bilgilendirilmesi gerektiğinin önemine vurgu yapan Kılavuz, “Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çocukları okula giden aileler bu konuda çok duyarlı olmak zorundalar. Birbirimize bu projenin tehlikelerini anlatmamız gerekiyor. Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE ETKİSİ DAHA DERİN OLACAK”

    Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, okullara imam atanmasının özellikle Alevi öğrenciler üzerinde daha olumsuz bir etki yaratacağını dile getirdi. Öğrencilerin okulda psikoloji baskı ve inanç karmaşası yaşayacağına dikkat çeken Can, “Bu konu derin endişeler uyandırmaktadır. Özellikle Alevi çocukları bu durumdan daha çok etkilenecektir. Çünkü Aleviler üzerinde uygulanmaya çalışılan asimilasyon politikaları, baskılar, acılar, katliamlar bir korku bıraktı. Buna bağlı olarak Alevi çocuklar evde başka bir inanç, okulda gittikleri zaman başka bir inançla karşılaşacaklar. Bu da kendi içlerinde karmaşa yaşamalarına sebep olacaktır. Bu da çocukların gelişiminde olumsuz bir etken olacaktır” sözlerini kullandı.

    Projeyle iktidarın kendi inancını başkalarına dikte ettiğini söyleyen Can, bu uygulamaya derhal son verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    > -Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > -‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > -‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > -‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > -‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > -‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > -‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’

  • Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Afganistan Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi ardından gerici yasaklamalara bir yenisi daha eklendi. Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan Yükseköğretim Bakanı Neda Mohammad Nadeem tarafından imzalanan yazıda, “Bir sonraki duyuruya kadar kadınlara yönelik eğitimin askıya alınmasına ilişkin söz konusu emrin uygulanması hususunda hepiniz bilgilendirildiniz” ifadeleri yer aldı.

    Mektubu tweetleyen bakanlık sözcüsü Ziyaullah Haşimi, Fransız haber ajansı AFP’ye gönderdiği kısa mesajda yasağın doğru olduğunu belirtti.

    Taliban, geçen yılın Ağustos ayında Afganistan’da yönetimi ele geçirdi. Bunun ardından üniversitelerde sınıflar cinsiyete göre ayrıldı ve kadınlara yalnızca kadın profesörlerle yaşlı erkek akademisyenler tarafından ders verilmesine izin verildi.

    Afgan kız çocuklarının ortaokul eğitimi alması aylar öncesinden yasaklanmış, bu da uluslararası toplumda tepki toplamıştı.

    Kadınlara konulan yasaklar bununla da sınırlı kalmadı. Birçok devlet işinden atılan kadınların, yanlarında erkek bir akrabaları olmadan seyahat etmeleri yasaklandı. Kasım ayında kadınların parklara, lunaparklara, spor salonlarına ve hamamlara gitmeleri yasaklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afgan aktivist Sana Kohistani: Afganistan terör örgütüne teslim edildi

    Afgan aktivist Sana Kohistani: Afganistan terör örgütüne teslim edildi

    Afganistan’ın yeniden Taliban’ın eline geçmesinin birinci yılı dolayısıyla açıklama yayınlayan Afgan aktivist Sana Kohistani, “30 milyonu aşkın nüfusa sahip Afganistan terör örgütüne teslim edildi” dedi.

    Afganistanlı Kadınların Kendiliğinden Hareketi üyesi aktivist Sana Kohistani, Taliban’ın Afganistan’ı 20 yılın ardından yeniden ele geçirmesinin birinci yıl dönümünde sanal medyadan açıklama yayınladı.

    Afganistan’ın Taliban tarafından işgalinin üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatan Kohistani, “Ve bugün biz Afganistanlı kadınlar, insan haklarına ve kadın haklarına inanan tüm hareketlerden ve insanlardan Afganistan kadınlarının ve halkının yanında durmalarını istiyoruz. Taliban’ın Afganistan’daki insan hakları ihlallerini görmezden gelmeyin. Afganistan’ın kaderi, acımasız bir siyasi oyunda takas edildi. 30 milyonu aşkın nüfusa sahip bir ülke terör örgütüne teslim edildi” ifadelerini kullandı.

    “HALKIN YÜZDE 50’SİNİN EĞİTİM ALMASINA VE ÇALIŞMASINA İZİN VERİLMİYOR”

    Dünyanın bu duruma sessiz kaldığını belirten Kohistani, “Afganların en temel haklarına erişim eksikliğini görmezden geliyorlar” dedi. Kohistani, “Afgan halkının yüzde 50’sinin cinsiyetlerinden dolayı eğitim almasına veya çalışmasına izin verilmiyor. Kadınlar neredeyse kamusal alanlardan uzaklaştırılıyor. Afgan genç kızların orta öğretime erişiminin yasaklanmasının üzerinden 300 günden fazla zaman geçti” diye belirtti.

    ÖRGÜTLÜ MÜCADELE VURGUSU

    Kohistani, şu çağrıda bulundu:

    “Uluslararası kurumları, küresel sivil toplum hareketlerini ve insanlığa, insan haklarına inanan bireyleri Afgan kadınlarının sivil direnişini desteklemeye ve dini aşırılıkçılığa, terörizme ve yıkıcı insan karşıtı ideolojiye karşı protestolarında yanlarında olmaya çağırıyoruz. Dünya vatandaşları olarak hepimiz insanlık için savaşmaktan sorumluyuz. Dünyanın her köşesinde eşitsizlik, adaletsizlik, ayrımcılık ve şiddetle mücadele edenlerin yanında yer alalım ve dünyayı herkes için daha iyi bir yer haline getirmede yer alalım. Afganistan’daki kadınların dayanışmaya ihtiyacı var. 15 Ağustos’ta Afganistan’ı unutmayın.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da 6.1 büyüklüğünde deprem

    Afganistan’da 6.1 büyüklüğünde deprem

    Merkezi Afganistan’ın güneydoğusu olan 6.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Pakistan ve Hindistan’da da hissedilen şiddetli depremde çok sayıda can kaybı olduğu bildirildi.

    ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), merkezi Afganistan olan ve Pakistan ile Hindistan’da da hissedilen 6.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini açıkladı. Bu sabah erken saatlerde meydana gelen şiddetli deprem nedeniyle ilk gelen bilgilere göre 255 kişinin öldüğü, 155 kişinin de yaralı olduğu bildirildi.

    USGS, depremin Afganistan’ın güneydoğusunda yer alan Khost kentinden yaklaşık 44 km uzaklıkta meydana geldiğini aktardı.

    Afganistan resmi haber ajansı Bakhtar’ın aktardığı bilgiye göre depremde çoğu Paktika’da olmak üzere 255 kişinin hayatını kaybettiği, 155 de yaralının olduğu bildirildi. Yerel yetkililere dayandırılan haberde, merkezi hükümetin acil yardım göndermemesi halinde can kayıplarının artacağı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da 4 kadın aktivist katledildi

    Afganistan’da 4 kadın aktivist katledildi

    Afganistan’da 4 kadın aktivistin cansız bedeni bir çukura atılmış halde bulundu. Katliamdan Taliban’ın sorumlu olduğu belirtiliyor.
    Taliban’ın 15 Ağustos’ta hakimiyetini ilan ettiği Afganistan’da, 4 kadın aktivist katledildi. Kimliği netleşen Forouzan Safi ve 3 aktivistin cansız bedenleri Mezar-ı Şerif’teki Khalid ibn al-Walid kasabası yakınlarındaki bir çukurda bulundu. Kadın mücadelesinde aktif yer alan Forouzan Safi’nin, Mezar-ı Şerif’teki özel bir üniversitede ders verdiği belirtildi.
    JINHA’da yer alan habere göre, evinden ayrılan Safi’nin ailesi ve tanıdıklarıyla bağlantısı birkaç saat içerisinde kesildi ve bir daha haber alınamadı. Daha sonra yurtdışına çıkmış olabileceğini düşünen yakınları, bir çukurda kurşunlanmış cansız bedenine ulaştı. “Çok aktif ve cesur bir kadındı. Mezar-Şerif’teki tüm etkinliklerin öncülüğünü yapardı. Taliban’ın uygulamalarına boyun eğmez karşı çıkardı” diyen Forouzan Safi’nin arkadaşı, katliamdan Taliban’ın sorumlu olduğunu, 4 aktivist kadının kaçırıldıktan sonra katledilerek, buraya atıldığını düşündüğünü belirtti.
    TALİBAN AÇIKLAMA YAPMADI
    Yaşamını yitiren diğer üç kadının henüz kimlikleri belirlenemezken, Taliban’ın konuyla ilgili açıklama yapmadığı kaydedildi.
  • Afganistan’da kadınlar, Kadın Bakanlığı’nın kaldırılmasını protesto etti

    Afganistan’da kadınlar, Kadın Bakanlığı’nın kaldırılmasını protesto etti

    Afganistan’da kadınlar, Kadın İşleri Bakanlığı yerine “Dua, Rehberlik ve Namusun Teşviki ile Ahlaksızlığın Önlenmesi Bakanlığı”nın kurulmasını protesto etti.

    Afganistan’da Kadın İşleri Bakanlığı’nı kaldıran Taliban, yerine “Dua, Rehberlik ve Namusun Teşviki ile Ahlaksızlığın Önlenmesi Bakanlığı”nı kurarak kurumun tabelasını değiştirdi.

    Afganistanlı kadınlar, hem bakanlık kararı hem de eğitim sisteminden kadın ve kız çocuklarının uzaklaştırılmasını bakanlık önünde protesto etti.

    JINHA’da yer alan habere göre, önce Kadın Bakanlığı binası önünde bir araya gelen kadınlar, dövizler ve sloganlarla bakanlık isminin değiştirilmesi ve bakanlık çalışanı kadınların büyük kısmının binaya alınmamasına tepki gösterdi. Sık sık, “Kadınlara özgürlük”, “Demokrasi, özgürlük” ve “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları atan kadınlar, burada bir açıklama yaparak kadın haklarını savunacak bakanlığın tekrar faaliyet göstermesini talep ettiklerini duyurdu.

    SESSİZ PROTESTO

    Ardından Eğitim Bakanlığı hizmet binasına geçen kadınlar, burada ağızlarına bantlar yapıştırarak, sessiz protesto gerçekleştirdi. Kadınlar, kız öğrencilerin okullarda giydikleri üniformalara atfen beyaz başörtüsü ile siyah elbise giydi ve ellerinde “Dersimi ve ödevimi alma”, “Dinin tanıdığı eğitim hakkını kadınlardan almayın”, “Eğitim kapısının kızlara kapatılması, onları karanlık bir cehalete hapsetmektir” yazılı dövizler taşıdı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı

    Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı

    Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı. Açıklanan hükümetinin Başbakanı Molla Muhammed Hasan Akund olarak duyuruldu.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Penchir vilayeti dışında ülkedeki kontrolü ele geçiren Taliban hükümet kurduğunu açıkladı.

    Taliban Sözcüsü basın toplantısında yaptığı açıklamada, Hassan Akhund’un vekaleten Başbakan ve Abdulgani Birader’in ise Başbakan Yardımcısı olduğunu duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    PİRHA – Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın katı dini kurallarına karşı kadınlar direnmeye devam ediyor. Başkent Kabil’de sokağa çıkan kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi.

    Taliban’ın ele geçirdiği Afganistan’da endişeli bekleyiş sürerken, direnişler de var.

    Taliban’ın geçmişine ve yakın zamanda yaptığı açıklamalara bakıldığında, kadınların yaşam haklarını tehdit eden birçok kanun çıkaracakları belirtiliyor. Bu durum kadınları endişelendiriyor.

    Kabil’den görüntüler aktaran gazeteci Farnaz Fassihi’nin Twitter’da yayınladığı videoya göre yüzlerce kadın Kabil’de sokağa çıktı. Kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdiler.

     

    Taliban’ın katı kuralları ve özgürlükleri tamamen kaldıran uygulamaları nedeniyle Kabil Havalimanı’ndan birçok kadın ve çocuk Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

    (HABER MERKEZİ)
  • Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    PİRHA-Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban yayımladığı genelge ile kadın öğrencilerin yüzlerini peçe ile kapatmalarını ve siyah bir kıyafet giymelerini istedi.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilmesinden sonra Afganistan’da yönetimi devralan Taliban, bir genelge yayımlayarak, yüksek öğrenim gören kadınların yüzlerini peçe ile örtmeleri talimatı verdi.

    euronews‘ten Mustafa Bag‘ın haberine göre Taliban tarafından verilen genelgede kadınlardan peçe ile birlikte siyah bir kıyafet giymeleri de istendi.

    Sınıfların cinsiyetlere göre veya bir perde ile ayrılması gerektiği belirtilen genelgede, kadın öğrencilere sadece kadın hocaların ders verebileceği, bunun mümkün olmaması halinde ise ‘yaşı ileri’ ve ‘karakteri sağlam’ erkek hocaların ders verebileceği yer aldı.

    Söz konusu yönetmelik, 2001’de Taliban iktidarının sona ermesinden bu yana sayıları hızla artan özel okul ve üniversiteleri kapsıyor.

    “KADIN ÖĞRENCİLERİN DERSİ ERKEKLERDEN 5 DAKİKA ÖNCE BİTİRİLECEK”

    Hafta sonu yayınlanan yeni yönetmelikte kadınların burka giymesi yönünde bir emir bulunmasa da kadın öğrencilerden sadece gözleri görünecek şekilde, yüzün tamamını örten peçe takması isteniyor. Kararname, özel üniversitelerin imkanlarına göre kadın hoca istihdam etmelerini öngörüyor. Genelgede, “Kadın hoca istihdamı mümkün değilse, üniversiteler bu durumda davranışları iyi olan, yaşlı erkek hocaları işe almaya çalışmalı.” denildi.

    Ayrı sınıflarda eğitim almanın yanı sıra kadın öğrencilerin derslerinin erkek öğrencilerden 5 dakika önce bitirilmesi gerekiyor. Taliban’a bağlı Yüksek Öğretim Bakanlığınca yayınlanan yönetmelikte kadın hoca ve öğrencilerin, erkekler binayı boşaltıncaya kadar beklemesi gerekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, bir gazetecinin “IŞİD-H ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusunu “Bu mümkün” diye cevapladı.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Taliban yönetimi ele geçirirken, hükümetin yakın zamanda açıklanacağı belirtiliyor.

    ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, son ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından basın toplantısı düzenledi.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin doğru olduğunu savunan Austin ve Milley, 124 binden fazla kişinin tahliye edilmiş olmasından gurur duyduklarını söyleyerek, Afganistan’da artık diplomatik bir sürecin işleyeceğinin altını çizdi.

    Milley, bir gazetecinin “İslam Devleti-Horasan (IŞİD-H) ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusuna “Bu mümkün. Savaşta, yapmak istediğinizi değil, görev riskini azaltmak için yapmanız gerekeni yaparsınız” ifadelerini kullandı. Savaşın zor, kötü, acımasız ve affedilmez olduğunu belirten Milley, “Hepimizin acısı ve öfkesi var. Son 20 yılda ve son 20 günde yaşananları gördüğümüzde bu acı ve öfke meydana getiriyor” cevabını verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pençsir Vadisi’ndeki çatışmada 7 Taliban üyesi öldürüldü

    Pençsir Vadisi’ndeki çatışmada 7 Taliban üyesi öldürüldü

    Pençsir bölgesinde direnen yerel güçlerin sözcüsü Fehim Deşti, 7 Taliban üyesinin öldürüldüğünü duyurdu.

    Afganistan’da bulunan Pençsir bölgesinde Taliban’a direnen yerel güçlerin sözcüsü Fehim Deşti, bölgeyi kuşatmaya alan Taliban ile çatışma çıktığını açıkladı. Buna göre, 7 Taliban üyesi öldürülürken, bazıları yaralandı.

    SALEH: DİRENİŞ AFGAN HALKININ UMUDUDUR

    News18’de yer alan bilgilere göre, Afganistan eski Devlet Başkan Yardımcısı Amrullah Saleh, Pençsir bölgesinde bulunan Chikrinow yakınlarında 13 Taliban üyesinin öldürüldüğünü ve bir tankın imha edildiğini söyledi.

    Saleh, “Bu direniş Pençsir’e dayanıyor, fakat direniş sadece Pençsir için değil. Bugün tüm ülkeye ev sahipliği yapan bu vadi, baskıdan, intikamdan, ön yargıdan, halk malı ve karanlık düşüncenizden kaçan tüm Afgan halkının umududur” ifadelerini kullandı.

    Taliban yöneticilerin Sher Mohammad Abbas Stanikzai ise, Pajhwok Afghan News’e verdiği demeçte Taliban’ın önümüzdeki iki gün içinde “kapsayıcı bir hükümet” ilan edeceğini söyledi. Taliban yetkilisi Ahmedullah Muttaki de sosyal medyadan yaptığı açıklamada, Kabil’deki cumhurbaşkanlığı sarayında hükümete isim verecekleri bir tören hazırlandığını duyurdu.

  • Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    PİRHA-Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği ifade edilirken, saldırıyı İŞİD üstlendi.

    Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği, yaralıların ise 500’ü geçtiği bildirildi. Yapılan saldırıyı ise İŞİD üstlendi.

    ABD resmi kaynakları en az 12 ABD askerinin saldırılarda hayatını kaybettiğini, 15 askerin de yaralandığını aktardı.

    Saldırıları kınayan Taliban, patlamanın ABD askerlerinin güvenliği sağladığı yerde gerçekleştiğini söyledi.

    Kabil’de çok sayıda patlama meydana gelirken Darulaman’da da silah sesleri duyuldu. Ancak çatışan tarafların kimler olduğu belirlenemedi.

    ABD resmi kaynakları, kentte duyulan son patlama seslerinin ABD güçlerinin kendi ekipmanlarını imha işlemi olduğunu açıkladı.

    Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bombalı terör saldırıları olduğunu ve bu saldırılar dışındaki bazı patlamaların ise, ‘ABD güçlerinin havaalanı içinde kendi ekipmanlarını imha etmesinden’ kaynaklı olduğunu duyurdu.

    SALDIRIYI IŞİD ÜSTLENDİ

    Taliban’ın hızlı şekilde yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da düzenlenen saldırıyı IŞİD üstlendi.

    Örgüt, saldırıyı düzenlediği öne sürülen militanın fotoğrafını yayınlayarak eyleme yönelik bilgiler paylaştı. Açıklamada, militanın ABD askerlerinin 5 metre yakınında eylemi gerçekleştirdiği ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’daki çevreciler ve sığınmacılar için kampanya

    Afganistan’daki çevreciler ve sığınmacılar için kampanya

    PİRHA- Afganistan’da iklim aktivistleri ölüm tehdidi altında. Gelecek için Cumalar hareketi, aktivistlerin ülkeden çıkarılması için yeni bir fon kampanyası başlattı.

    Hükümetleri iklim konusunda harekete geçirmek amacıyla iklim için okul grevi yapan öğrencilerin oluşturduğu Fridays for Future-Gelecek için Cumalar hareketi Afganistan’daki iklim aktivistleri için bir yardım kampanyası başlattı.

    Hareket açıklamasını “Sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için yorulmak bilmeyen çalışmaları onları ciddi şekilde riske attı. Acilen ülkeden kaçmaları ya da Taliban tarafından öldürülme riskini almaları gerekiyor” şeklinde sürdürdü. Hareket, aktivistlerin can güvenliğini sağlamak için çaba içinde. Aynı zamanda aktivistlerin ülke dışına çıkarılması için acil fon kampanyası oluşturulduğu bilgisini de paylaştı.

    Ayrıca hızlı müdahale ekibinin sahadaki gençlerle temas halinde. Yanı sıra devlet yetkilileri, güvenilir STK ortakları ve destekçileri ile işbirliği yaptı. Müdahale ekibi, kampanyada toplanılan paraların ise uçuşlar, vize ücretleri, destek ve güvenlik sağlamak gibi diğer tedbirler için kullanılmasını hedeflemektedir. Kullanılmayan fonları ise yüksek risk altındakileri ülke dışına çıkarmak için çalışan diğer güvenilir kampanyalara aktaracak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı: Kadın düşmanı Taliban’ı tanımayın

    Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı: Kadın düşmanı Taliban’ı tanımayın

    PİRHA- Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, tüm uluslararası kuruluşlara üç dilde yaptığı çağrıyla, Taliban’ın Afganistan’ı işgal etmesiyle, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere Taliban karşıtı tüm kesimlerin yaşam haklarının tehdit altında olduğunu ve acil önlem alınması gerektiğini söyledi. Açıklamada, kadın düşmanı Taliban’ın tanınmaması çağrısı yapıldı. 

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, Taliban’ın, Afganistan’da başkent Kabil başta olmak üzere birçok yerleşim yerini ele geçirmesiyle ilan ettiği şeriat yönetimine karşı, kadın haklarına ancak şeriat düzeninde saygı duyacaklarını açıklayan ve şimdiden kadınların temel haklarını yok sayan, onlara yaşam alanı bırakmayan bir dizi kararı uygulamaya başladığına dair bilgilerin geldiğini söyleyerek tüm uluslararası kuruluşlara kadın düşmanı Taliban yönetimine karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, yayımladığı, “Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı” başlıklı bildiride, “Kadınların özellikle Ortadoğu’da tarih boyunca büyük bir kırım ile karşı karşıya kaldığı gerçeği ortada iken bugün Afganistan’da temsilciliği bulunan ve uluslararası alanda faaliyet yürüten kimi kuruluşların Taliban temsilcilerini muhatap kabul ederek görüşmelerini şaşkınla izlemekteyiz” dedi.

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi’nin yayımladığı açıklama şöyle:

    “Dünya kamuoyunun da hatırlayacağı üzere 1996-2001 yılları arasında Afganistan, Taliban yönetimine girmiş; ilan edilen şeriat yönetimiyle birlikte, kadınların ve kız çocukların eğitim alması, siyasete katılması, kamusal alanda konuşması engellenmiş; bu kurallara uymayan kadınların ya parmağı kesilmiş ya da recm veya idam edilmişlerdir. Taliban’ın iktidardan uzaklaştırılması ve Afgan kadınların direniş ve mücadeleleri ile kız çocukları eğitim hakkına kavuşmuş, burka zorunluluğu kaldırılmış, kadına yönelik şiddetle mücadele yasası ve çalışma yasağının kaldırılması gibi birçok kazanım elde edilmiş ve bu kazanımlar Taliban’ın yönetimi el geçirmesine kadar süregelmiştir.

    “YÜZLERCE ACI ÖRNEK VAR”

    Dün El-Nusra, bugün IŞİD, ÖSO ve son olarak da Taliban’ın kadın özgürlük mücadelesine, kadınların yaşam hakkı başta olmak üzere var oluşlarına karşı yıkıcı bir erkek egemen faşist zihniyete sahip olduklarına dair yüzlerce acı örnek verilebilir. 2011 yılında Suriye savaşıyla birlikte kendi öz gücüyle yeni ve ortak bir yaşamı ören Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Ermeni, Çerkez, Türkmen, Çeçen ve Keldani halklarının inşa ettiği ve bir kadın devrimi olan Rojava Devrimi, bütün Ortadoğu’da bir model oldu. Ancak IŞİD ve arkasındaki bölge güçleri, Ortadoğu’nun karanlık tarihini yırtan, kadınların, halkların, dini ve mezhep gruplarının birlikte, eşit ve ortak yaşamının örüldüğü Rojava devrimini boğmak amacıyla Kobanî’yi işgal etmeye çalıştılar, Şengal’da kaçırdıkları kadınlar için köle pazarları kurdular. Binlerce Ezidi, Kürt ve Arap kadın katledildi, göç ettirildi, kaçırıldı, tecavüz edildi, kadınların dışarı çıkması yasaklandı, sünnet zorunluluğu getirildi.

    Kadınların özellikle Ortadoğu’da tarih boyunca büyük bir kırım ile karşı karşıya kaldığı gerçeği ortada iken bugün Afganistan’da temsilciliği bulunan ve uluslararası alanda faaliyet yürüten kimi kuruluşların Taliban temsilcilerini muhatap kabul ederek görüşmelerini şaşkınla izlemekteyiz. Afganistan’da Taliban yönetimini muhatap almak demek mevcut durumda yaşanan hak ihlallerini meşru görme tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

    “TALİBAN REJİMİ ÖLÜMÜN BİR DİĞER ADIDIR”

    Son olarak Taliban rejimi, kadınlar için eşitsizliğin, hak ihlallerinin ve ölümün bir diğer adıdır. Yakın zamanda Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sarf edilen sözlerin tam aksine, “Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi” olarak da kadınlar olarak da Taliban’ın inancıyla alakalı ters yanlarımız çok ve Taliban gibi kadın düşmanı bir örgütle anlaşacağımız yok! AKP iktidarının IŞİD gibi çetelere vermiş olduğu aktif destek nerdeyse tüm dünya tarafından biliniyorken; üstelik ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan İstanbul Sözleşmesi henüz bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile feshedilmişken Türkiye’nin Afganistan’da Taliban ile ortak çalışma hevesi düşündürücü olduğu kadar kaygı vericidir de!

    “Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi”, uluslararası tüm kuruluşlara yaptığı çağrıda şunların yerine getirilmesini istedi:

    • Taliban’ın bir an önce silahsızlandırılması için acilen harekete geçilmelidir!
    • Taliban’ın silahlanmasına yardımda bulunan tüm güç ve devletlere karşı hemen yaptırımlar uygulanmalıdır!
    • Afganistan’daki kadın ve çocuklar başta olmak üzere Taliban karşıtı tüm kesimlerin yaşam hakkı gözetilerek bu köktendinci rejiminin karşısında acilen her türlü önlem alınmalıdır!
    • Bu önlemler alınırken aynı zamanda Taliban hükümetinin tanınmasına karşı durmaya ve Afgan kadınların gerici erkek faşizmine karşı direniş ve mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • 5 kıtadan 300 kadın, Afganistanlı kadınlar için buluştu

    5 kıtadan 300 kadın, Afganistanlı kadınlar için buluştu

    PİRHA- 5 kıtadan 22’den fazla ülkeden 200’ü aşkın kadın EŞİK’in düzenlediği toplantılarda bir araya gelerek, Afganistanlı kadınlarla dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu. 

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Afgan Kadınlarla Dayanışma Yolları’nın konuşulduğu çevrimiçi toplantılar düzenledi.

    ABD’den Kanada’ya, Hindistan’dan İran’a, Brezilya’dan Almanya’ya, Türkiye’den Afganistan’a 300’ü aşkın feminist, aktivist ve gazeteci katıldığı toplantıda küresel eylem önerileri tartışıldı.

    ARTIK YETER!

    5 kıtadan 22’den fazla ülkeden 200’ü aşkın kadının katıldığı toplantılarda, Afganistan, ABD, Avustralya, Brezilya, Britanya, Endonezya, Estonya, Esvatini, Filipinler, Fransa, Güney Afrika, Hırvatistan, Hindistan, İran, İtalya, Kanada, Kıbrıs, Lübnan, Mozambik, Pakistan, Türkiye ve Yunanistan’dan katılan kadınlar Afganistanlı kadınlarla dayanışma kararlılıklarını dile getirerek, küresel eylemliliklere ilişkin önerilerini tartıştılar.

    “YAŞASIN KÜRESEL KADIN DAYANIŞMASI!”

    Toplantıda söz alan kadınlar, Afganistan’daki kadınlarla dünya kadınlarının kaderlerinin birbirine bağlı olduğunun, tüm dünyada kadın haklarına karşı bir saldırı olduğunun altını çizdi.

    Toplantıda yirmi yıl süren ABD öncülüğündeki NATO işgalinin, Afganistan halklarına barış da, demokrasi de getirmediği belirtilerek, özgür ve barış içinde yaşamaları için laikliğin vazgeçilmez önemi vurgulandı.

    (HABER MERKEZİ)