Etiket: ağaç katliamı

  • Defne’de zeytin ağaçları söküldü – VİDEO

    Defne’de zeytin ağaçları söküldü – VİDEO

    PİRHA -Defne’de 48 gündür zeytin ağaçlarının sökülmemesi için direnen Çiğdem Arslan karakola çağrılırken, bu sabah zeytin ağaçları hiçbir hukuki belge olmamasına rağmen sökülmeye başlandı. 

    Hatay Defne’de 48 gündür zeytin ağaçlarının sökülmemesi için direnen Çiğdem Arslan dün karakola çağrıldı. Arslan direnişini bitirmediği taktirde ağaçların sökülmesiyle tehdit edilirken, bu sabah zeytin ağaçları hiçbir hukuki belge olmamasına rağmen sökülmeye başlandı.

    Polis ve firmanın araçları “Kamulaştırma kararı bakanlıkta” deyip hiçbir yazı tebliğ etmeden alana girerek ağaç sökümü yaparken, 48 gündür direnen Çiğdem Arslan yaşananları kayıt altına aldı.

    PİRHA/DEFNE

  • 308 kurumdan ortak açıklama: Kesim kararı durdurulsun

    308 kurumdan ortak açıklama: Kesim kararı durdurulsun

    PİRHA-Akbelen Ormanı’ndaki ablukanın kaldırılması için 308 kurumdan ortak açıklama geldi. Kurumlar, “Konuya ilişkin yapılan çalışmalarda madenciliğinin bölgeye geri dönüşü mümkün olmayan zararlar vereceği bilim insanları tarafından da tespit edilmesine rağmen bu ‘kirli enerji’ yönetim modeli için üstün kamu yararından vazgeçiliyor. Kesim kararı durdurulsun” dedi.

    İkizköylüler, Milas’ta kömür madenciliğine karşı Akbelen Ormanı’nı ve yaşam alanlarını korumak için yıllardır bölgede mücadele veriyor. 24 Temmuz’da kolluk kuvvetlerinin eşliğinde alana girilerek Akbelen Ormanı’nda ağaç kesimine başlandı. Ormana müdahalenin başlaması ile tepkiler artmaya devam ediyor. DİSK, KESK, TMMOB’ye bağlı odalar ve TTB’nin yanı sıra aralarında siyasi partiler, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet, ekoloji, kent, emek ve demokrasi mücadelesi veren kurumların da olduğu 308 kurum ortak açıklama yaptı.

    “YÖREDE YAŞAYAN HALKIN TALEPLERİ HİÇE SAYILIYOR”

    Akbelen Ormanları’nın katledilmesine tepki gösteren 308 kurum’un ortak açıklamasında şunlar yer aldı:
    “Milas ve Yatağan’daki üç kömür yakıtlı termik santral ve onlara yakıt sağlamak için açılan kömür ocakları Muğla’nın tarım alanlarını, ormanlarını yok ediyor, havasını, suyunu kirletiyor. Erken ölümlere, hastalıklara yol açıyor. Konuya ilişkin yapılan çalışmalarda madenciliğinin bölgeye geri dönüşü mümkün olmayan zararlar vereceği bilim insanları tarafından da tespit edilmesine rağmen bu “kirli enerji” yönetim modeli için üstün kamu yararından vazgeçiliyor. Yörede yaşayan halkın talepleri hiçe sayılıyor.

    Milas’taki kömür ocakları işletme ruhsat sahası içerisinde 60 köy bulunuyor. Şu ana kadar ruhsat sahası içinde kalan köylerden 8’i tamamen 15’i ise kısmen yok edildi. Bölge halkı yıllardır kömür sebebiyle yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını kaybediyor, büyük bir hak gaspına uğruyor. Bunlar yetmezmiş gibi 24 Temmuz’da bölgeye kolluk kuvvetleri eşliğinde girilerek Akbelen Ormanı’nda ağaç kesimine başlandı. Haftabaşından beri devam eden kesimleri durdurmak isteyen köylüler ve yaşam savunucuları ise kolluk kuvvetlerinin şiddetine maruz kaldı ve ve ablukayla karşılaştı. Biber gazı ve tazyikli sularla, coplarla yapılan müdahaleler devam ediyor.”

    “TARİHİ, TRAJİK BİR HATA”

    İktidara seslenen 308 kurum, Akbelen Ormanı’nın kömür için feda edildiğinin altını çizerek, “Himaye ettiğiniz Limak Holding ve IC Holding ortak iştiraki olan YK Enerji bilimsel gerçeklere rağmen planlı olarak kamuoyunu yanıltıyor ve Akbelen Ormanı’nı kömür için feda ediyor. Biliniz ki halkın çıkarı şirketlerin kârından üstündür. Bu sorumlulukla hareket etmek, sesimizi duymak, Akbelen’i korumak zorundasınız!

    Tüm Akdeniz havzası kontrol edilemeyen orman yangınlarıyla mücadele ederken, sıcak hava dalgaları gün geçtikce daha dayanılmaz hale gelirken, Türkiye’nin birçok bölgesi aşırı hava olaylarının yarattığı kuraklık, sel gibi afetlerle boğuşurken, doğal bir yutak alanını fosil yakıtlar için gözden çıkarmak tarihi, trajik bir hatadır! İklim kriziyle gerçek anlamda mücadele bakanlık ismine “iklim değişikliği” ekleyerek olmaz, ormanların korunmasıyla, kömüre veda edilmesiyle olur.

    Ülke olarak bilimsel olmayan ve ekosistem yararını öncelemeyen çevre politikaları nedeniyle kirlilik ve sağlık problemleriyle boğuşuyor, doğa tahribatının artması ile gıda güvencesizliği ve ekonomik problemlerle karşı karşıya kalıyor, afetlere açık hale gelen yaşam alanlarımızda büyük bir tedirginlikle yaşıyoruz.” dedi.

    Ortak açıklamada, yetkilileri sorunun çözümü için harekete geçmeye çağırarak, “Biz yıllardır Türkiye’de ekoloji, emek ve demokrasi mücadelesi veren örgütler olarak, İkizköylülerin yanında olduğumuzu bildiriyor, tüm yetkilileri sorunun çözümü için ivedilikle harekete geçmeye çağırıyoruz: Akbelen Ormanı’ndaki abluka kaldırılsın, kesim kararı durdurulsun!

    Protesto hakkını kullanarak ormanı ve yaşam alanlarını korumaya çalışanlara yönelik uygulanan şiddete ve göz altı kararlarına son verilsin!” diye eklendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bingöl’de 5 aydır devam eden ağaç katliamı hız kesmeden devam ediyor-VİDEO

    Bingöl’de 5 aydır devam eden ağaç katliamı hız kesmeden devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-İktidarın ağaç katliamı hız kesmeden devam ediyor. Bingöl’ün Karlıova ilçesinin Liçik (Kaynarpınar) köyünde 5 aydır ağaçlar kesilerek eko-sistem yok ediliyor. 

    AKP-MHP iktidarının doğa talanı bir çok alanda devam ederken, Bingöl, Dersim ve Şırnak’ta ağaç katliamı hız kesmeden sürüyor.

    Şırnak’ın Besta Bölgesi ile Cudi ve Gabar dağlarında asker gözetiminde korucuların eliyle iki yıldır süren ağaç kıyımı artarak devam ediyor.

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Şamoşi ve Zogar köyleri kırsalındaki ağaçlar geçen yıl ‘operasyon’ gerekçesiyle yakılan ormanlar bu sene de ‘yeniden yeşertme’ bahanesiyle 4 aydır kesiliyor.

    Bingöl’ün Karlıova ilçesinin Liçik (Kaynarpınar) köyünde 5 aydır ağaçları kesilerek ekolojik soykırım yapılıyor.

    PİRHA/BİNGÖL

  • İnsanlar sebebiyle Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yaban hayatı tehlikede!

    İnsanlar sebebiyle Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yaban hayatı tehlikede!

    PİRHA-Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın insan etkileşimine kapatılması yönünde çağrı yaptı.

    Havaların ısınmasıyla birlikte çok sayıda insan adeta Dersim’e akın etti. Kent nüfusunun hızla artması sonucu Munzur Vadisi Milli Parkı’nın fauna ve florası da olumsuz etkilenmeye başladı.

    Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi, konuya dikkat çekmek amacıyla milli park alanının başlangıç noktasında basın açıklaması yaptı.

    “BÖYLE BİR MİLLİ PARK YÖNETİMİ OLMAZ”

    Grup adına konuşan Avukat Barış Yıldırım, Munzur Vadisi yaban ekolojisinin çok güçlü olduğuna işaret ederek şu konuşmayı yaptı:

    “Ülkemizin de taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması hükümlerine göre Dünya Kültür Mirası listesinde yer alması gerekiyordu. Nitekim Munzur Üniversitesi akademisyenleri tarafından da bu doğrultuda hazırlanmış rapor var. Biz de buranın Dünya Kültür Mirası listesine alınması için dava açtık. Yine bölgemizin 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda birinci derece doğal sit alanı ilan edilmesi için hukuksal süreç yürüttük. Buradaki flora çeşitliliği kıyas bakımından söylüyorum Hollanda’dan fazla, İngiltere’ye eşdeğer. Bu anlamda son derece zengin bir milli park.

    Buna rağmen, mutlak koruma zonu olmasına rağmen gördüğünüz gibi son derece yoğun bir insan etkileşimi var. Tam bu noktada Munzur Vadisi Milli Parkı’nın resmi görevlilerinin bulunması gerekiyor. Türkiye’deki ve dünyadaki bütün milli parkların korunması için görevliler gerekli kontrolleri yapar. Fakat milli parka gelişi güzel herkes kolayca girip çıkıyor. Bu buradaki yaban hayatı ekolojisinin tahrip olmasına yol açıyor. Biraz daha ileriye gidin ülkemizin de taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Alanlarını Koruma Sözleşmesi yani Bern Sözleşmesi Ek 2 listesinde kesin koruma altında olan yaban keçileri su içmeye inemiyor. Araç trafiğinden kaynaklı. Bu çok korkunç bir şey. Ekosistemin önemli canlıları, karayolu boyunca tanık oluyoruz. Bern Sözleşmesi’ne göre koruma altında olan su samurları araç çarpması sonucu hayatlarını kaybediyorlar. Yine Bern sözleşmesine göre koruma altında olan ayı türleri, vaşak türleri; yaban hayatının temel türleri araç çapması sonucu telef oluyorlar. Böyle bir milli park yönetimi olmaz.”

    ENDER MİLLİ PARKLARDAN BİR TANESİ ANCAK KORUNMUYOR!

    Dersim Kültürel ve Doğal Miras Koruma Girişimi Sözcüsü Barış Yıldırım, yakın zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un Dersim ziyaretine de değinerek şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. Maddesi, Çevre Kanununun 1,3 ve 30. Maddesi, Milli Parklar Yasası, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, bunlar bu milli parkın insan etkileşimine karşı korunmasını zorunlu kılıyor. Munzur Vadisi Milli Parkı aynı anda 5 ekosistemi ihtiva eden ender milli parklardan bir tanesidir. Akarsu, orman kaya, mera bozkır ekosistemi. Biyolojik çeşitlilik çok güçlü burada. Korunması gereken habitat alanını, yaban hayatı ekolojisin, florasını insan etkileşimine açmak açıkçası hukuku bir yana bırakalım vicdana da aykırıdır.

    İnsan etkileşiminin çok yoğun olduğu bir sürece tanık oluyoruz. Yasak olmasına rağmen alabalık avlanıyor, insanlar rahatça her tarafı kamp alanı olarak kullanıyor. Bu konuda devletin temel kurumlarının gerekli önlemleri alması lazım. Aksi halde biz bu biyolojik çeşitliliği koruyamazsak burası milli park olma vasfını kaybeder. İnsanlar her yerde yasak olmasına rağmen piknik yapıyorlar, ağaçları kesiyorlar bu çok vahşi bir durum.

    Biz buradan yetkili makamlardan, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın korunması için başta 2873 sayılı Milli Parklar Kanununda belirtilen önlemler olmak üzere mevzuatta belirtilen tüm önlemlerin alınmasını istiyoruz. Şayet Munzur Vadisi Milli Parkı için önlemler alınmazsa geçmişte yaptığımız gibi gerek idari gerekse adli girişimlerde bulunacağımızı buradan ifade etmek istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Mersin’i nefessiz bırakmanıza izin vermeyeceğiz’

    ‘Mersin’i nefessiz bırakmanıza izin vermeyeceğiz’

    PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler bölgesinde bulunan ormanlık alanda ‘gençleştirme’ adı altında sürdürülen ağaç kesimine tepki gösteren Milletvekili, STK ve yurttaşlar, ağaç kesiminin durdurulmasını istedi.

    Pandemi sürecinde açıklanan ‘tam kapanma’ kararı ormanları katletme fırsatına dönüştürüldü. Rize İkizdere’de taş ocağı için ağaçlar katledilirken, Muğla Akbelen Ormanları’nda da asırlık ağaçlara kıyılıyor.

    Mersin’de ise geçen hafta Toroslar İlçesine bağlı Belenkeşlik ve Bekiralanı Mahallesi’nde yaşanan ağaç katliamına Yenişehir’in Emirler bölgesinde bulunan ormanlık alan da dahil edildi.

    Ormanlık alanın ‘gençleştirme’ adı altında yok edilemesine tepki de gecikmedi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekilleri, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit’in de aralarında olduğu sivil toplum örgütü temsilcileri ve köylüler, ağaç kesiminin yapıldığı alanda incelemede bulunup açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamalarda, Mersin’in nefessiz bırakılmak istendiğine dikkat çekilerek, ağaç kıyımıyla bölgenin iklimine, hayvancılığına, tarımına ve yayla turizmine zarar verileceği belirtildi.

    Orman İşletme İl Müdürlüğü ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada ağaç katliamını savundu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Istranca’daki ağaç katliamı korkunç boyutta

    Istranca’daki ağaç katliamı korkunç boyutta

    Saray Doğayı Koruma Derneği, Kıyıköy de Kaz Dağları’ndan 10 kat daha fazla ağaç katliamına yol açan Türk Akımı Projesi’ne ilişkin ÇED olumlu kararının çok ivedi iptal edilmesi için Vize Güven Mahallesi Muhtarlığı’nın Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı suç duyurusuyla birlikte Kırklareli Valiliği’ne başvurdu.

    Saray Doğayı Koruma Derneği adına Başkan Mustafa Kurtul Karabulutlar tarafından yapılan Türk Akımı Kara Kısmı Doğal Gaz Boru Hattı Projesi ile ilgili başvuruda ÇED Raporu’na aykırı olarak ruhsat alanı dışında ve ruhsat alanı içinde de taahhüt edilenden fazla ağaç kesimi yapıldığına dikkat çekildi.

    İlk 27 km’si tamamı orman alanı olan güzergâh üzerinde ayrıca bölge içme suyunu karşılayan Pabuç Dere, Kazan Dere, Vize Dere ve Kuru Dere yer aldığı belirtilen başvuruda, “ÇED Raporuna aykırı bir biçimde dere yataklarına da ağır zararlar verildiği gözlemlenmektedir. Proje sahası içerisinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına göre de içme kullanma suyu mutlak, kısa, orta ve uzun mesafeli koruma alanları, Yer altı suları besleme alanları, Aşırı yer altı suyu çekim alanları bulunmaktadır. Bu durum aşağıda açıklandığı gibi, ulusal ve uluslararası mevzuata, ÇED Yönetmeliğine ve ÇED raporuna aykırıdır” denilerek ilgili mevzuat hatırlatıldı.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinde; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmüne yer verilen açıklamanın sonuç ve istem bölümünde ise şunlar bulundu:

    “Yukarıdaki açıklanan olgular ve hukuki nedenlerle; küresel iklim krizinin kendini apaçık gösterdiği; ülkemizin hızla su fakiri bir konuma doğru ilerlediği; yaşamın kaynağı suların açıkça tehlikede olduğu bir zamanda insan yaşamını, sağlığını, geleceğini tehlikeye atan ve doğayı tahrip eden bu projeye ÇED olumlu kararının 2872 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca çok ivedi iptal edilmesini talep ederiz.”

  • Güngör: Kaz Dağlarında 195 bin baş kesildi – VİDEO

    Güngör: Kaz Dağlarında 195 bin baş kesildi – VİDEO

    PİRHA – Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, Kaz Dağlarında yürütülen maden faaliyetlerine tepki göstererek “Atalarımızın güzel bir lafı var; ‘yaş kesen baş keser’ diye. 195 Bin ağaç kesildi. Demek ki o kadar baş kesmişler.” ifadelerini kullandı.

    Kaz Dağları’nda yapılan maden çalışmalarına ülke genelinde tepkiler yükseliyor. Kanadalı maden şirketi Alamos Gold’un siyanür kullanarak faaliyetlerini sürdürmesindeki tehlikeleri Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör ile konuştuk.

    Maden faaliyetleri konusunda ülke genelinde çok sayıda yabancı şirketin çalışma yürüttüğünü söyleyen Güngör, “Şu bir gerçek; alüminyum, bakır, altın, gümüş gibi madenler çıkartılırken doğaya verdiği tahribatları da göz önüne almak lazım. Bugün birçok dünya ülkelerinde elini kolunu sallayarak bunun yapılma şansı son derece az. Ülkemizde ise 1923’ten 2003’e kadar toplam 1168 maden işletmesi için izin verilirken 2004’ten bu zamana kadar 150 bin maden arama ruhsatı çıkarılmış” dedi.

    “SİYANÜR ÖLDÜREN MADDE”

    Güngör, siyanürün çevreye ve insana olan etkileri üzerinde durarak ağaçların önemine ise şu sözlerle dikkat çekti:

    “Yer altından kıymetli bir maden çıkartıyorsun ama doğayı da takip ediyorsun. Öncelikle ağaçları kesmek zorunda kalıyorsunuz. Ağaç deyip geçmeyelim lütfen. Ağaç bizim için çok önemli bir varlık. Ağaç, doğaya saldığımız gazları yok edip oksijen veriyor. Örneğin 4 dönümlük ağaçlı bir yerde 18 insana oksijen sağlanabiliyor. Erozyonu, su taşkınlıklarını, depremi önlüyor. Söz konusu ağaçlar katledilerek orada yaşayan hayvanların göç etmesine de sebep oluyorlar. Birçok hayvanın yaşam alanlarını değiştiriyorlar. Siyanürle uygulama yapıldığı takdirde topraklarımız, suyumuz kirletiliyor. Kaz Dağlarında içme suyu dağlardan alınıyor. Siyanürle bir uygulama yaptıkları takdirde otomatikman o içme suyuna karışacaktır. Bu durum insan sağlığını direk tehdit etmek demektir. Yani kansere yol açan bir durum söz konusu. Siyanür öldüren bir maddedir ve yalnız sularımızı da kirletmiyor. Etrafta bulunan tarım alanları da bu durumdan etkileniyor.”

    KAZ DAĞLARINDAN MUNZUR SUYUNA BİRÇOK ALAN TEHLİKEDE

    Siyanürün uzun süre doğada etkisini sürdürdüğünü anlatan Özden Güngör, “Siyanür bir tür kimyasal madde olduğu için uygulama yaptığınız takdirde hemen birkaç günde etkisi başlayıp bitmez. Bir kere o toprakların belirli bir noktada biriktirilmesi lazım. Bu sebeple, bilirkişiler, çevre örgütleri isyandalar. Yani toprak organizmaları açısından büyük bir risk söz konusu. Oradan çıkacak birkaç kilo altın için bu kadar doğayı tahrip etme söz konusu olmamalıydı.

    Ne yazık ki Kaz Dağları, Salda Gölü, Munzur Dağları, Karadeniz’deki o güzelim yemyeşil doğa cennetinde birçok maden çalışması yapılıyor.” dedi.

    “150 BİN FİRMA TARAFINDAN MADEN ARANIYOR”

    Florası zengin olan bir coğrafyanın madenden çok daha kıymetli olduğuna vurgu yapan Güngör sözlerine şöyle devam etti:

    “Altını çıkartmak için mecburen siyanür kullanmak zorundalar. çünkü altın toprakla karışıyor. Küçük zerrecikler halinde oluyor ve onu siyanürle muameleye tabi tuttuğunuzda altın belli bir yerde biriktirilip kalıplar haline getiriliyor. Yani siyanür olmadan altın aramak mümkün değildir.

    Örneğin bir ev almaya kalksanız, etrafı yeşil, ağaçlar arasındaki bir evi mi yoksa kenarında hiçbir yeşil olmayan bir yeri mi tercih edersiniz? Bakın, küresel iklim değişikliği nedeniyle ağaç çok önemli bir faktör haline geldi. Ağacın olduğu yerde büyük enerji tasarrufu söz konusu. Dolayısıyla Kaz Dağlarında bulunan altınlar floraya, doğaya zarar vermeden çıkartılması lazım. Örneğin ağaçların olmadığı bölgelerde… Ülkemizde Orman Kanunu çıkmasına rağmen bunun önüne geçilmiyor. Söz konusu yasa, maden çıkartılmak için tam 15 kez değiştirildi. Bugün ülkemizin en yeşil yerlerinde 150 bin firma tarafından maden aranıyor. Olacak iş değil.”

    “RESMEN KATLİAM YAPILMAKTA”
    Kaz Dağlarında kesilen ağaçların oranına da dikkat çeken Güngör, “Bakanlığın ifadesine göre 13-14 bin ağaç kesildiği söyleniyor fakat drone ile alınan görüntüler sonucunda 195 bin ağacın kesildiği bilgisi var. Yazık. Bu resmen bir katliamdır.” dedi.

    “MADEN ÇIKARTTIKTAN SONRA ESKİ HALİNE GETİRİLEN ORMAN YOK”
    Maden çalışması yürüten Kanadalı şirketin faaliyetleri sonrasında bölgeye ağaç dikimi konusunda verdiği vaatlere de değinen Güngör, önceki ekolojik yapıya tekrar dönmenin mümkün olmadığını söyledi. Özden Güngör sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Toprak dediğimiz bir tür canlıdır. Şu an o topraklar içerisindeki mikroorganizmalar ile beraber öldürüyor. Ölen bir insanı tekrar diriltmek söz konusu değil. Dolayısıyla yeniden ağaç dikip tekrar eski haline getireceğiz sözleri havada kalıyor. Türkiye’de yapılan maden çalışmaları sonrasında eski haline getirilen bir tane dahi örnek gösteremezler. Örneğin Hasankeyf’te altın çıkarıldı fakat Hasankeyf’i eski haline getirme şansı mevcut mu? Tarihi doğal bir güzelliği olan yerimiz altın için yabancı sermayelere peşkeş çekildi.

    Türkiye halkının kalbi Kaz Dağlarında, Salda Gölünde. Örneğin Avrupa’nın en büyük ikinci parkı olduğunu söylenen Milli Botanik Bahçesi birkaç gün önce Okçuluk Federasyonuna verildi. Olacak iş değil. Botanik Bahçesi korunması lazım iken diyanete, sonrasında bir okula ardından bugün Okçuluk Federasyonu’na veriliyor. Böyle bir zihniyet söz konusu olamaz.”

    “KAZILAR SÖZ KONUSU DEPREMİ HIZLANDIRACAKTIR”

    Kaz Dağları’nın Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olduğunu ifade eden Özden Güngör, “Eğer siz doğayı tahrip edip ağaçları yok ederseniz her şeyden önce deprem hareketlerini hızlandırırsınız” uyarısında da bulundu.

    Uzmanların bölgeye dair şiddetli bir deprem tahmini yürüttüklerini aktaran Güngör’ün uyarıları şu yönde oldu:

    “Depremin bugün yarın olacağını söylüyorlar. Maden arama olayları kesinlikle depremi daha da hızlandıracak, fay hatlarını tetikleyecektir. Büyük bir risk söz konusudur. İnsanların canı ile oynamak doğru değil. Hükümetin bir an evvel bu fikirlerden vazgeçmesi lazım. Halkımızın sağlığını, doğamızı koruması lazım. İnsanlar Temmuz ayından beri orada nöbet tutuyorlar. Bu insanlar doğa katledilmesinin diye uğraşıyorlar ama maalesef dediğimiz dedik öttürdüğümüz düdük olarak devam ediyorlar. İnanılacak gibi değil. Atalarımızın güzel bir lafı var ‘Yaş kesen baş keser’ diye. 195 Bin ağaç kesildi. Demek ki o kadar baş kesilmiş. Dolayısıyla yeşilimizi korumanız lazım. Bu yapılanlar doğru politika değil.

    Eren GÜVEN / ANKARA

      

  • Alevi kurumlarından hükümete çağrı: Kaz Dağları’ndaki kıyımı durdurun

    Alevi kurumlarından hükümete çağrı: Kaz Dağları’ndaki kıyımı durdurun

    PİRHA- Kaz Dağları’ndaki ağaç katliamının son bulmasını isteyen Alevi kurumları “Kaz Dağları içinde barındırdığı cümle zenginliği ile birlikte korunmalıdır. Hiçbir şey için zaman geçmiş değildir.” dedi.  

    Kaz Dağları’nda altın arama çalışmaları sonucunda kesilen ağaçlar, bölgede yaşayan canlıların da yaşam alanlarını tehdit ediyor. Türkiye’nin oksijen depolarından Kaz Dağları’na yapılmak istenilen altın madenine karşı doğa ve yaşam için başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti sürüyor. Nöbete destek de her geçen gün büyüyor.

    Alevi kurumları da yaptıkları yazılı açıklama ile Kaz Dağları’ndaki ağaç katliamının bir an önce durdurulması gerektiğini belirterek yetkilileri göreve çağırdı.

    “ALEVİ İNANCINA YÖNELİK BİR YOK ETME PROJESİDİR”

    “Kaz Dağları içinde barındırdığı cümle zenginliği ile birlikte korunmalıdır” başlığıyla yayınlanan açıklamada Kaz Dağları’nın Tahtacı Alevilerinin kutsal kabul ettiği önemli ziyaretgahlardan olduğuna dikkat çekildi. Kaz Dağları’nda yapılan doğa katliamının çevrenin yok edilmesinin yanı sıra Alevi inancına yönelik de bir yok etme projesi olduğunun belirtildiği açıklamada “Tahtacı Alevilerinin yüzyıllardır sürdürüp geldikleri yaşamları, kültürleri, inançları; maden, mermer, altın aramaları amacıyla, Kaz Dağları’nda açılan yaralarla yok edilmenin eşiğindedir.” denildi.

    Doğayla iç içe ve barışık bir şekilde yaşayan Tahtacı Alevilerin kesekcekleri ağaçtan rızalık aldıklarının vurgulandığı açıklamada “Bu bölgede yaşayan Tahtacı Alevileri, içinde yaşadıkları doğaya saygı duymuş, onunla barışık yaşamış ve ağaçları kurumadan kesmeyen bir inancı sürdürmüşlerdir. Kesecekleri ağaçtan bile rızalık isteyen bir yolun talipleridir.” diye ifade edildi.

    “İNSAN DOĞANIN HAKİMİ DEĞİL BİR PARÇASIDIR”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Alevilik inancı; bireyin kendisi ve çevresiyle, doğayla, cümle varlıklarla barışıklığını esas alan bir inançtır. İnsan doğanın hakimi değil bir parçasıdır. İnsan içinde bulunduğu doğanın, çevrenin, toplumun, hayvanların cümle
    mahlukatın rızalığı ile yaşamını kurmalıdır. İnsanlığın ve çevrenin barışına hizmet etmeyen, rızalığı gözetmeyen her eylem, hak yolundan sapma anlamına gelmektedir.

    Öte yandan, Alevilerin çeşitli kutsalları vardır. Pirlerin dergahları, makamları ve ziyaretgahlarımızla birlikte; kutsal olan dağlar, ağaçlar, sular, taşlar vardır. Kaz Dağları ve çevresinde de Alevilerin kutsal mekanları yer almaktadır.

    Biz varlığın birliğine inanırız. Hak yarattıklarının bir parçasıdır. Her varlık evrende üzerine düşen hizmeti yapar. Bunun dışında o varlığın soyunu, geleceğini yok etmek, hiçbir nedenle kabul edilemez bir suçtur.

    “KAZ DAĞLARI ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ DEĞERLERİNDEN BİRİDİR”

    Bununla birlikte sorunu sadece Alevililerin bir sorunu olarak görmüyoruz. Kaz Dağları ülkemizin en önemli değerlerinden biridir. Doğasıyla, havasıyla, suyuyla, hayvanıyla, insanıyla; bugüne kadar getirdiği kültürü inancıyla bir bütündür. Yok edilmesine göz yumulması akla, vicdana, adalete, insanlığa sığmaz.

    Kaz dağları içinde barındırdığı cümle zenginliği ile birlikte korunmalıdır. Hiçbir şey için zaman geçmiş değildir. Bugün bile bu insan eli ile yaratılan felakete/saldırıya son verildiğinde; doğa kendi yarasını onarabilir. Yeter ki,
    o yarayı daha fazla kanatmayalım.

    Yetkilileri bir an önce bu kıyımı durdurmaya davet ediyoruz.”

    Metinde imzası bulunan Alevi kurumları ve temsilcileri şöyle:

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Hüseyin Güzelgül
    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gani Kaplan
    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Doğan Demir
    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Ercan Geçmez
    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Hüseyin Mat
    Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Celal Fırat
    Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Remzi Akbulut
    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Selda Güneş

    HABER MERKEZİ