Etiket: agit aral

  • Dersim İHD Yöneticisi Aral: 2021 yılı Dersim açısından yasaklarla geçen bir yıl oldu-VİDEO

    Dersim İHD Yöneticisi Aral: 2021 yılı Dersim açısından yasaklarla geçen bir yıl oldu-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şube Yöneticisi Agit Aral, “İfade özgürlüğünü cezalandıran bir baskı rejimiyle karşı karşıyayız. O yüzden 2021 yılı Dersim açısından yasaklarla geçen bir yıl oldu” dedi. Aral, “İnsanlar sürekli baskı altında ve artık bu kentte yaşanmaz hale getirilen güvenlikçi politikalar neticesinde çoğu insan yurtdışına gitmek zorunda kalıyor” diye konuştu.

    10-17 Aralık İnsanlar hakları haftası. Türkiye’de 2021 yılı insan hakları açısından en karanlık dönemlerinden biri oldu. Hasta olan tutuklular tahliye edilmiyor, siyasi partiler düşüncelerini halka aktaramıyor, avcılık faaliyetleriyle hayvanlar öldürülüyor, Alevi köylerinde ezan okutuluyor.

    İHD Dersim Şube Yöneticisi Agit Aral, Dersim’de 2021 yılında yaşanan hak ihlallerine dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “BASKI MEKANİZMASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    PİRHA: Tunceli Valiliği’nin sürekli eylem ve etkinlik yasağı getirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    AGİT ARAL: Her siyasi parti, demokratik bir şekilde kendisini ifade etme özgürlüğüne sahiptir ama Dersim’de OHAL dönemiyle birlikte halen devam eden insanların kendisini ifade edememesi gibi baskı mekanizmasıyla karşı karşıyayız. Tunceli Valiliği, muhalif sesi baskılayarak insanların kendisini ifade etme hakkını elinde almaktadır. İfade özgürlüğünü cezalandıran bir baskı rejimiyle karşı karşıyayız. O yüzden 2021 yılı Dersim açısından yasaklarla geçen bir yıl oldu.

    -Yasaklı bölgeler insanlarda nasıl mağduriyetler ortaya çıkardı?

    Tunceli Valiliği, yaptığı açıklamada 29 yerin geçici özel güvenlik bölgesi olarak açıkladı. Geçici özel güvenlik bölgesi ilan edilmesiyle insanlar geçimlerini sağladığı gulik, ışkın, mantar gibi ürünlere ulaşamamışlardır ve yoksulluğa itilmiştir. İnsanların kendi cenazesini köyüne gömmelerini devlet sakıncalı buluyor. Sadece 2021 yılıyla alakalı bir durum değildir 90’lı yıllardan beri devletin Dersim toplumuna yoğun baskısı var.

    “DERSİM’İN DOĞASIYLA OYNAMAYIN”

    -Avcılık faaliyetlerini hak ihlalleri açısından nasıl değerlendirirsiniz?

    Devlet sadece coğrafyayı insansızlaştırmayla yetinmiyor doğasına da yöneliyor. Devlet Dersim’de kutsal olan dağ keçilerini bilerek hedef haline koymuş durumda. Özel bir politika uygulanarak dışarıdan avcılar getiriliyor. Dersim’in doğasıyla bu kadar oynamayın insanların yaşam hakkı kadar hayvanların da yaşam hakkı var. İnsanlar yasaklı bölge olması sebebiyle köylerine gidemezken, avcılar elini kolunu sallayarak gidebiliyor, avcılar bu gücü nereden alıyor? Sosyal medyada katlettikleri hayvanların fotoğraflarını sergilemekten hiç utanç duymuyorlar. Son 16 yıl içerisinde 17 bin avcılık kursu açılıyor ve 500 bin avcılık sertifikası veriliyor.

    -Dersim’de her yaz çıkan orman yangınları var!

    Dersim’de çıkan orman yangınlarının söndürülmesi devlet tarafından askeri güvenlik bölgeleri gerekçe gösterilerek izin verilmiyor. Ülkenin çeşitli yerlerinde çıkan orman yangınlarına devlet bütün imkânlarını kullanırken Dersim’de hiçbir şekilde müdahale edilmiyor, müdahale etmek isteyen gönüllüler de engelleniyor. Orman yangınlarında yerleşim yerlerine sıçrama riskiyle karşı karşıya kaldı. Ülkenin diğer bölgelerinde çıkan yangınlar bölgeyi ranta açmak için çıktığını biliyoruz ama Dersim’de orman yangınlarının çıkmasının nedeni coğrafyayı insansızlaştırmaktır.

    “706 GÜNDÜR ADALET YOK”

    -Gülistan Doku 706 gündür yok, yaşam hakkı ihlali var mı?

    Yaşam hakkı ihlali vardır, 706 gündür işlemeyen bir adalet mekanizması var. Yargılanmayan faiiler var, herkese işleyen adalet nedense bu davada işlemiyor. 706 gündür acılı aile kızım nerede diye soruyor, bizler de soruyoruz. Yargılama ne aşamadadır, failler belliyken neden yargılanmıyorlar? Gülistan Doku özelinde Dersim’de kadına yönelik özel bir politika uygulanıyor. Kentin girişinden çıkışına kadar kameralarla izleniyorsunuz bu kadar güvenlikli bir yerde Gülistan Doku’nun akıbetinin hala bilinmemesi kafalarda halen büyük bir soru işaretidir. 706 gündür işlemeyen adaletin işlemesini talep ediyoruz.

    -Alevi köylerinde ezan okutulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Kamuoyunun çok yoğun tepki göstermesiyle ezan okutulması geri çekildi. Kendi inancını yaşamasına izin verilmeyen bir toplumda yaşıyoruz, Dersim’in inancına saygı duyun.

    “İNSANLARIN GÖMÜLMESİNE BİLE İZİN VERİLMİYOR”

    -Ailelere verilmeyen cenazeler konusunda ne söylemek istersiniz?

    İnsan haklarıyla insandır, her insan eşit ve özgür biçimde doğar o yüzden her insanın eşit bir şekilde gömülmeye hakkı vardır. Fakat uygulanan güvenlik politikaları sebebiyle hayatını kaybeden insanların kefenlenmesine bile izin vermeyen bir yapıyla karşı karşıyayız. İnsanlık dışı uygulamadır, bir mezarının olmasını talep eden ailelere güvenlikçi politikalarla müdahale ediliyor. Bu uygulamalar insanlarda derin tahribatlara neden oluyor.

    -Dersim’de ajanlık dayatması ve koruculuk sistemiyle insanlar baskı altında mı?

    Dersim’de güvenlik politikalarının sonucu olarak insanlar ajanlık dayatmasıyla karşı karşıya. İnsanlar sürekli baskı altında ve artık bu kentte yaşanmaz hale getirilen güvenlikçi politikalar neticesinde çoğu insan yurtdışına gitmek zorunda kalıyor. O yüzden devlet bir an önce ajanlaştırma politikalarına son vermelidir. Koruculuk burada yaşayan insanlar için bir tehdit oluşturmaktadır. İHD olarak koruculuk sisteminin kaldırılması ve güvenlikçi politikalardan vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz.

    Cihan BERK/DERSİM

     

  • Dersimli yurttaşlar: Hükümeti istifaya çağırıyoruz-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar: Hükümeti istifaya çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA – Koronavirüs salgın sürecine ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar, ekonomik anlamda büyük bir çöküş yaşandığını, hükümetin bu süreci iyi yürütemediğini belirttiler. Yurttaşlar, “Evde kalamıyoruz, çalışmamız gerekiyor, buna ilişkin hiçbir yol yöntem izlenmiyor. Bu yaşananlar doğrultusunda hükümeti istifaya çağırıyoruz” dediler. 

    Koronavirüs salgını sürecinde hükümetin politikalarından en çok emekçilerin etkilendiği görülüyor. “Evde kal” çağrılarının yerini “Evde tut” çağrıları aldı.

    Milyonlarca emekçinin ya işyerleri kapatıldı ya da emekçiler zorla ücretsiz izne çıkarıldı.

    Bunun yansıması Dersim’de de yoğun bir şekilde görülüyor. Yüzlerce emekçinin işyeri kapatılırken açık kalanlar ise zor durumda.

    Halk, tamamıyla eve çekilmiş durumda olduğu için İçişleri Bakanlığı genelgesiyle kapatılmayan iş yerlerinde emekçiler, günlük kazanımlarını sağlayamıyor.

    Salgın sürecinde bu politikalardan en çok etkilenen emekçilere mikrofon uzattık. Yurttaşlar, evde kalamadıklarını, acilen bir yol bulunmasını talep ederek şikayetlerini dile getirdiler.

    “GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMIYOR”

    Organik ürünlerin satıldığı pazarda çalışan Zeki Bagav, “Virüs çok hızlı yayıldı. İşin ciddiyetini hala anlamış değiliz. Tedbirler yeterince alınmamış. Vatandaşı umreye yolluyorlar bu hastalık süresince. İnsan sağlığı dikkate alınmadı. Umreden gelen insanlar gelip halka bulaştırıyor. Karantinada olması gerekenler, karantinadan kaçırılıyor. Şehirler karantinaya alınmıyor” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE, AKLA VE BİLİME SAVAŞ AÇMIŞ DURUMDA”

    Tedbirlerin yetersiz kaldığını belirten Bagav, “Türkiye şu anda akla, bilime savaş açmış durumda. İsteğimiz cehalet içinde ölmek herhalde. Böyle bir devlet, millet olunmak isteniyor. Yaşananların akılla izah edilir bir durumu yok. Tedbirler baştan savma. Vatandaş da yeterince bilinçlenmemiş, ki mecbur kalanlar da var” dedi.

    “DEVLET, SAVAŞ DEĞİL HİZMET AYGITI OLARAK TANIMLANMALI”

    Bagav, hükümetin ekonomik açıdan yurttaşlara dair ekonomik anlamda bir destek sunmadığını belirterek şunları kaydetti:

    “Vatandaş dar gelirli. Günlük çalışıldığı için geçinilmiyor. Ay sonuna kimse para biriktiremiyor. Çok ciddi bir ekonomik kriz var zaten hali hazırda. Bu süreçte devletin devreye girmesi gerekiyor. İnsanların cebine para koyulup bütün tedbirler alınması gerekiyor.

    Ben devletim, bugün için varım demesi gerekiyor. Devlet ülkelere saldırır vs değil, böyle bakmamak gerekiyor. Devlet, şiddet aygıt olarak tanımlanmamalı, devlet hizmet aygıtı olarak tanımlanmalı.

    Bu virüs her açıdan zarar verip yıkıma doğru götürüyor. Ama bir yanı da var; bizi düşünmeye itiyor. Sağlık sisteminde, yönetim şekli konusunda düşünmeye itiyor. Bunca yıl biz nasıl yaşadık ve ne hale geldik konusunda düşündürüyor.”

    “HÜKÜMETİ DERHAL İSTİFAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Organik ürünlerin satışıyla geçimini sağlayan aynı zamanda atanamayan öğretmen olan Agit Aral, “Burada gulik ve farklı organik ürünler satıyoruz. Hükümetin yapmış olduğu “Evde kal” çağrılarına uyamıyoruz. Evde kalamıyoruz. Çünkü kira, faturalar geldi, dolayısıyla dar gelirli olduğumuz için günlük olarak çalışıyoruz” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Aral, “Dün mesela çalışamadığımız için yevmiye alamadık. Bugünkü hükümet İspanya’ya, İtalya’ya yardım gönderiyor. Biz burada açız. Bu hükümet kimin hükümeti. Bu hükümeti derhal istifaya çağırıyoruz. Kendi vatandaşına sahip çıkamıyor. Deprem oluyor milletten bağış topluyor, salgın oluyor yine milletten bağış topluyor” diyerek hükümeti istifaya çağırdı.

    “PATRONLARA ÖZEL TEŞVİK, EMEKÇİYE SIFIR”

    Patronlara özel teşvik verildiğini ancak emekçiye dair hiçbir politika uygulanmadığını belirten Aral, şunları kaydetti:

    “Patronlara özel teşvik veriliyor, emekçiye sıfır. Bu felaket sınıf gözetmiyor. Ama bu felakete önlem almak kesinlikle sınıfsaldır. Maske takamıyoruz, elimizde sadece eldiven var. Çin’e kitleri satıyorsun, salgın ne zaman başladı hiçbir açıklama yok. Bu salgın bitti deseler neye göre inanacağız? Şubat ayında Van’da çıkan bu felaket; umreye neden insanlar gönderiliyor? Gönderdiniz, peki neden karantinaya alınmadı? Polisin yüzüne tüküren bir insan var. Bu ibadet kabul olur mu?”

    “TOPLANAN VERGİLER, BAĞIŞLAR NEREDE?”

    Deprem, sel, salgın ve birçok felakette yurttaşlardan toplanan vergiler yerine bağış kampanyalarının düzenlenmesine tepki gösteren Aral, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “15 Temmuz’da 338 trilyon para toplandı, Beşiktaş saldırısında 72 trilyon para toplandı, depremde 72 trilyon para toplandı bu paralar yok. Bu parayı sorduğun zamanda hiçbir eleştiri kabul edilmiyor.

    Sağlık Bakanı’na güzellemeler yapılıyor, bakanın işi bu. Her akşam çıkıp ölüm haberi veriyor. Bu yapılacağına kim nerede ölüyor bunları söylesinler. Sokağa çıkma yasağına ilişkin soru soruluyor. Evet veya hayır tek cevaplık bir soru, buna ‘Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin’ deniyor. Devlet bana bakmak zorunda. Devlet İspanya’ya bakıyorsa gitsin İspanya’yı yönetsin.”

    “BÜTÇEYİ SAĞLIĞA AYIRMAYIP İMAMLARA MAAŞ VERİYORLAR”

    Aral, bakanların ekonominin iyi olduğu yönündeki açıklamalarına şu şekilde devam etti:

    “İsyanlardayız artık. İnsanlar kendini yakıp intihar ediyor. Ama sorsak İMF bizden borç istiyor. Berat Albayrak hiç kimse işsiz kalmayacak diyor. Ben işsizim, ben atanamayan öğretmenim, haberin var mı? Bu tabloyla gurur duyuyor musun? Altın varaklı kaloriferlerin yanında bir şeyler söylüyorsun. Bize yutturamazsın. Git İspanya’yı, İtalya’yı yönet.

    Bakanlar, vakaları doğru söylemek zorunda. Belki burada da vaka vardır ama açıklanmıyor. Sağlık personeli alacaklarına imamlara maaş veriyorlar. Namaz yok, fetva yok, hutbe yok, bu imamlar niye para alıyor? El insaf artık.”

    “SİYASİ TUTUKLULAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Aral, infaz yasasına da değinerek “Siyasi tutsaklar derhal koşulsuz bir şekilde serbest bırakılmalıdır. Bu salgın sürecinde en çok cezaevleri etkilenecektir. Zaman kaybedilmemesi gerekiyor. Siyasi temsilcilerin derhal tahliye edilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MADDİ OLARAK ZOR DURUMDAYIZ”

    Fırında çalışan Adile Ateş ise, Dersim’in küçük bir kent olmasından kaynaklı salgının kritik olduğunu belirtti.

    Ateş, “Herkesin dikkatli olması lazım. Bir kişinin yakalanması herkesin hasta olması demektir. Burası küçük bir yer. Bizi düşünen yok. Biz maddi olarak zor durumdayız. Dükkanı kapalı olanlar var. Elemanlarını çıkartanlar var. Herkes mağdur durumda. Biz ekmek pişirmemize rağmen zor durumda kalıyoruz” dedi.

    “BİZİM VERGİLERİMİZ NEREDE?”

    Giyim mağazası olan Aysel Mencik isimli yurttaş ise, “Evde kalın çağrıları yapılıyor. Tamam evde kalalım ama bizim çeklerimiz var nasıl ödenecek? Kredi kartlarımız için bankalar arıyor, mesaj atıyor. Bunların ertelenmesi gerekiyor. Evde aç, susuz kalırım ama bunları nasıl ödeyeceğim? Ya bunlar ertelenecek ya da devlet ödeyecek. Devlet ödüyorsa çıkmam evden, sıkıntı yok. Dükkanı açıyorum, insanlar gelmiyor. Alışveriş olmadığı zaman ödeme de yapamayacağız. Bizim vergilerimiz nereye gidiyor? Biz bunları verdiğimizde devlet bunu düşünmüyor mu bir felaket olur. Ya devlet buna bir çözüm bulacak ya da hepimiz gümleyip gideceğiz. Çeklerimiz, borçlarımız yazılmaya başlanacak, faizler gelecek. İcralar gelecek. Acilen bir çözüm bulunması lazım”diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimli yurttaşlar Munzur Festivali’nin yapılmasını istiyor-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar Munzur Festivali’nin yapılmasını istiyor-VİDEO

    PİRHA-18’incisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin programının açıklanmasının ardından festivale sayılı günler kalmasına rağmen Valilik izninin henüz çıkmamasına tepki gösteren Dersimli yurttaşlar ve esnaflar, festivalin yapılma gerekliliğine vurgu yaptılar.

    18’incisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin programı açıklandı. 26 Temmuz’da başlayacak olan festival 29 Temmuz günü sona erecek. Festival programına göre 2 gün sonra düzenlenecek olan etkinlikler için Tunceli Valiliği’nden izin bekleniyor. İznin hala çıkmamış olması ve son iki yıldır OHAL nedeniyle yasaklanması insanlarda bu sene de yasaklanacağı ihtimalini uyandırıyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar, festivalin kültüre, inanca, yaşama olan katkılarını anlattı.

    “İNSANLARIN DERSİM’E DÖNÜŞÜNÜ İSTEMİYORLAR”

    Sanatçı Mehmet Ekici, Munzur Kültür ve Doğa Festivallerinin hepsine katıldığını belirterek şunları aktardı:

    “Festivalin, başta sanata, kültüre, dile çok büyük katkısı oldu. Çünkü ilk festivaller yapılırken 40-50 bin insan geliyordu buraya. Kültürü yerinde görmek, yerinde algılamak daha güzeldi. Onun dışında da Dersim, özellikle ilçeleri 6 ay kış 6 ay yaz oluyor; esnaflara, insanlara ekonomik katkısı da oluyordu. İnsanlar bundan çok mutlu oluyorlardı. Festival çok güzel bir süreçte ilerliyordu. Ama ne yazık ki insanların Dersim’e dönüşünü buradaki devlet yöneticileri kabul edemediler. İnsanların bu topraklara dönmesini, kültürün tekrar uyanmasını, korunmasını, ekonomik anlamda güçlenmesini istemedikleri için yasaklar koymaya başladılar. Şu an kurumlarımız valilikten haber bekliyor. Geçen sene de biz yapmayacağız siz yapacaksınız dendi. Biz bütün hazırlıklarımızı yapmıştık. Ama ne yazık ki bir iki gün kala iptal konusu geldi. Ama biz tekrardan belirli bölgelerde yaptık, yapılması gerekiyor. İzin verilmese de yapacağız.”

    Son dönemlerde yasaklar olduğu için insanlarda bir tedirginlik olduğunu ifade eden Ekici, halka şöyle çağrı yaptı:

    “İnsanlara bir algı yerleşti olacak mı olmayacak mı. Çağrımız; bütün herkesin Dersim’e gelmesini istiyoruz. İnsanların birleşmesini istiyoruz. Bir katılım sağlamaları gerekiyor. Yapılır mı yapılmaz mı diye düşünmesinler. Gelirlerse türkülerimizi, halaylarımızı, ağıtlarımızı okuruz.”

    “FESTİVAL ÖZGÜRCE OLMALI, İNADINA YAPILMALI”

    Dersim’de esnaflık yapan Hülya Aydoğdu ise festival ile ilgili görüşlerini şöyle aktardı:

    “Festivalin yapılmasını istiyorum. Çünkü burada esnafa katkısı var ve uzakta yaşayan arkadaşlar, dostlar hem ailelerini ziyarete gelecek, bu açıdan büyük bir katkısı olacağını düşünüyorum. Dersim cıvıl cıvıl oluyor. Dışarıdan gelen insanlar bizim çok şanslı olduğumuzu söylüyorlar burayı görünce. Festival geleneksel bir şey, yapılsın diyorum.”

    İstanbul’dan Dersim’e ziyarete geldiğini söyleyen Ardahanlı Resul Baysungur ise Dersim’deki izlenimlerini ve festival hakkındaki görüşlerini şöyle paylaştı:

    “Munzur Festivali’nin Dersim’e çok katkısı var. Buraya ambargo döneminde geldim. Yasaklarla, baskılarla bir şeye varılamaz. Özgür bir şekilde insanlar doğasına sahip çıkmalı. Munzur özgür akmalı. Bütün ana dillere, inançlara özgürlük tanınmalı. İnsanlar rahatça kitaplarını, kültürlerini, resimlerini sergileyebilmeli. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Tekçilikle bir yere varamayız. Biz halklar kaynaşmalıyız. Birlikte yaşamalıyız. Bu ülke hepimizin ortak ülkesidir. Kültür olarak da bütün mozaikler bir arada olsun. Festival yapılmalı. Bunu yasaklayan, engelleyen nelerdir? Ben daha önce de festivale katıldım. İnsanlar doldu buraya. İnsanlar Dersim’i hem maddi hem manevi yüreklendiriyor. Mesela ben Ardahan’dan gelmişim. Saygı duyuyorum bu halkın inancına, kültürüne. Keşke her tarafta festival olsa.  Bu halk şiddet mi uygulayacak gelecek insanlara. Neden yasaklanıyor? Ben bunu kınıyorum. Özgürce olmalı, yapılmalı, inadına yapılmalı.”

    “RUHUNA VE ÖZÜNE BAĞLI BİR FESTİVAL İSTİYORUZ”

    Emekçi olan Agit Aral da, “Bölgenin insansızlaştırılmasına dair bir politika yürütülmüştü. Munzur Kültür ve Doğa Festivali insanların buraya akın etmesi adına gerçekleşiyor. Elbette ki ruhuna, özüne bağlı kalınacaksa, kültürel mirasa sahip çıkılacaksa festivalin gerçekleşmesini istiyoruz. Fakat dışarıdan gelenleri, misafirlerimizin buranın doğasına, mirasına, kültürüne sahip çıkması gerekiyor. Festivalde bu yönde bir temennimiz var” dedi.

    Özünden çıkıldığı an festival olmadığını, adına başka bir şey koymak gerektiğini ifade eden Aral, şöyle devam etti:

    “Buradaki siyasi partilere, derneklere, çevre kuruluşlarına büyük iş düşüyor. Burada bilinçlendirme noktasında sadece konserlerle, sadece panellerle ya da sadece alkol içmeyle sınırlı olmamalı bu işler. Mesela Ana Fatma Ziyareti’ne gidilecek, akşamdan çok alkol aldım gece konsere katılırım durumuna inildiği andan itibaren doğa ve kültür festivali olmaktan çıkmıştır. Ya da milli parka yapılan ziyaretlerde çöpümüzü bırakıp geldiysek o zaman bunun adı yine festival olmuyor.

    Bu sokaklarda bizler de çalışanlarız. Buradaki çöpleri topladığımızda bize biçilen değer de hiçe sayılmıştır. Ondan dolayı ruhuna ve özüne bağlı bir festival istiyoruz. Tüm katılımcıları 26 Temmuz’da beliyoruz.”

    “HER ŞEYİ YASAKLAMASINLAR, İNSANLARI ÖZGÜR BIRAKSINLAR”

    Yine emekçiler Zerif Bursugül ve Aslı Gül, “Doğamızı öldürmek istemiyoruz, yaşatmak istiyoruz. Munzur’u özgür bıraksınlar. Festivalle beraber doğamızı tanıtmak da istiyoruz. Neden yasak getiriyorlar ki? Neden korkuyorlar? Festivalden çekindikleri nedir, neden izin vermiyorlar? Festivalin kültürü ve doğayı tanıtma adına büyük katkısı oluyor. Festival kaç yıldır yapılıyor ama bu iki yıldır yapılmıyor. Buranın valisi neden izin vermiyor? Her şeyi yasaklamasınlar, insanları özgür bıraksınlar.” diye konuştular.

    Emekçi kadınlar “Kültürüne ve doğasına sahip çıksınlar” diyerek Dersimlilere çağrıda bulundular.

    Mustafa YÜKSEL/H.Yaşar SEZGİN
    DERSİM