PİRHA-Dersim Katliamı’nda katledilenlerin arasında yaşama tutunan Sabriye Aslan, “Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı” diyerek, o günleri ağıtlarla ifade ediyor.
Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.
O dönemin tanıklarıysa sürgüne yollananlar yada tesadüfen katledilenlerin arasından sağ çıkanlar.
Peki bu yaşanmışlıklara yürek nasıl dayanır? Sabriye Aslan, ağıtlara sığınarak dayanmış. Eşiğini aşıp hanesine mihman olduğumuz Sabriye ana, sevdiklerinin fotoğrafları arasında, yitirdiklerine yaktığı ağıtlarla karşılıyor.
“Ne yaşandı, sen ne yaşadın?” sorusu odanın penceresinden uçup, Dersim’in dağlarına, ovalarına, sularına karşıyor. On binlerin 89 yıl önceki çığlığı Sabriye ananın cümlesinde yankılanıyor: “Bizim suçumuz neydi?”
Dersim’in bitmeyen ağıdı, kadınların yüreğinden yükseliyor. Ailesi Nazımiye’nin Kıl köyünde katledilen ve bu ölülerin altında dağlara sığınan halası tarafında çıkarılan Sabriye ana, tutunmak için dayandığı bastonundan güç alıp, ağıtlar yakıyor sevdiklerine.
Yüzlerce kitaba sığmayacak cümleyi fısıldıyor: Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı.
PİRHA- Koçgirili Xaltiya Qılıqo ana dün öğlen saatlerinde Gebze’deki evinde Hakk’a yürüdü. Yarın Arix köyünde yapılacak törenle toprağa sırlanacak.
Koçgiri’nin en kadim geleneği olan ağıt kültürünün son büyük temsilcilerinden Xaltiya Qiliqo Hakk’a yürüdü. Uzun zamandır sağlık sorunları yaşayan Xaltiya Qiliqo, yarın Koçgiri’nin Arix köyünde toprağa sırlanmak üzere bugün Gebze’den uğurlanacak.
Xaltiya Qılıqo kimdir?
Herkesin Xaltiya Qılıqo adıyla bilidiği Gülizar Gülmüş, Koçgiri’nin en önemli kadın ozanlarından. Koçgiri tarihinin tüm acı ve direnişlerini bağrında taşıyan Qılıqo ana, bir ağıt şairi olarak yaşadı. Özellikle ‘Arix’ türküsüyle tanıdığmız Xaltiya Qiliqo’nun kendi hayatı da büyük acılarla geçti. Bir oğlunu genç yaşında geçirdiği kazada kaybeden Xaltiya Qiliqo, diğer oğlunu ise 12 Eylül zindanlarında yaşanan işkencede kaybetti.
Xaltiya Qiliqo, yarın öğlen saatlerinde Arix köyünde yapılacak törenle ağıtlar eşliğinde toprağa sırlanacak.
PİRHA- 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim halkına yönelik başlatılan soykırımın 88’inci yıldönümünde katledilenler Seyit Rıza Meydanı’nda ağıtlarla anıldı.
4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi.
Derviş Cemal Ocağı’ndan Firaz Yalvaç’ın 1937-38’de katledilenler için okuduğu gülbengin ardından Dersim Tertelesi’nin 88. yılında katledilenler Seyit Rıza Meydanı’nda Hasan Ekici, Raber Diler, Zeynep Kılıç, Nilüfer Akdağ, Hüsnü Güngör ve Firaz Yalvaç’ın okuduğu ağıtlarla anıldı.
PİRHA-Dersim Katliamı’nın üzerinden 88 yıl geçti. Katliamın olduğu tarihte 1 yaşında olan Hatice Eğri Çolak, ailesiyle birlikte Denizli’ye sürgüne gönderildikten 10 yıl sonra köyüne geri döndü. Çolak, Dersim’de o dönemde yaşananları ağıtlarla dile getirdi.
Tarihe kara bir leke olarak geçen Dersim Katliamı’nın üzerinden 88 yıl geçti. 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan “Tunceli Tenkil Harekâtı” adlı kararnamenin ardından hayata geçirilen katliamda yaşananların acısı ise aradan geçen bunca zamana rağmen dinmedi.
Dersim halkının “Tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.
1938 Dersim Katliamı’nda Dersim’in Ovacık ilçesinin Qendero Bower köyünde 1 yaşında olan Hatice Eğri Çolak, ailesiyle birlikte Denizli’ye sürgüne gönderilir. 10 yıl sonra köyüne geri dönen Hatice Eğri Çolak, şuanda çocukları ve torunlarıyla beraber köyünde yaşamını sürdürüyor.
YAŞANAN KATLİAMLARI ANLATAN AĞITLAR YAKTI
Hatice Eğri Çolak’ın hikayesini duyup Dersim Tertelesi’nin 88. yılında hem kendisiyle yaşadıklarını dinleyip hem de kendisini ziyaret etmek istedik. Çolak, Dersim’de o dönemlerde onca acıya ve zulme tanıklık eden annesi, babası ve başka kişilerden duyduklarını anlattı ve o dönemde yaşananları ağıtlarla dile getirdi.
PİRHA- Klam ve ağıt geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Amojına Cemê Hakk’a yürüdü. Amojına Cemé için Kayseri Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek, ardından Karapınar (Gûnde Kereparê) köyünde toprağa sırlanacak.
Kültürünü, dilini ve halkının hafızasını klam ve ağıtlarıyla yaşatan AmojınaCemê, kalp yetmezliği nedeniyle Hakk’a yürüdü. Vefat haberi, sadece ailesini ve yakınlarını değil, aynı zamanda Koçgiri kültürüne gönül vermiş herkesin yüreğini derinden sarstı.
AmojınaCemê, Koçgiri halkının ağıtlarını-Şin klamlarıyla, unutulmaz ağıtlarıyla bilinir. Onun sesi, söylediği her kelime, her melodi, halkının hafızasında ve yüreğinde derin izler bırakıyordu.
Kendi acılarını halkının acılarıyla birleştirerek, büyük bir içtenlikle aktardığı klam Şin Geleneği bir miras olarak kalacağını aktaran Enver Çampınar, şunları paylaştı:
“Onun hayatı, direnişin ve kültürel hafızanın bir simgesi olarak da değerlendirilebilir. CEMÊ bir Klame-Şin ozanı değil, aynı zamanda bir hafıza taşıyıcısıydı. Zira klam ve ağıtlar, Koçgîri kültüründe yalnızca müzikal bir form değil, aynı zamanda tarihsel olayların, bireysel ve toplumsal trajedilerin, kahramanlıkların ve kayıpların aktarılmasını sağlayan sözlü edebiyatın en önemli unsurlarından biridir CEMÊ. Cemê, bu misyonu layıkıyla üstlenmiş, halkın yaşadıklarını sanat yoluyla gelecek nesillere aktartı.
O artık fiziken aramızda olmasa da, sesi, klamları ve ağıtlarıyla hep yaşayacak. Onu dinleyen herkes, Koçgirililerin, acılarını ve bir kez daha hissedecek. Unutulmayacak, her klamda, her ağıtta, anılacaktır. CEMÊ, tû her dem dilê me de yî bîrnakıne CEMÊ. Lı ser Tırbatê nur Bıbarî.”
Amojına Cemé için Kayseri Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütülecek, ardından Karapınar (Gûnde Kereparê) köyünde toprağa sırlanacak.
PİRHA-87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de ağıtlarla anıldı. DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz” dedi.
Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de Raber Diler, Hüsnü Güngör ve Hasan Ekici’nin söylediği ağıtlarla anıldı. Ağıtların ardından çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.
“SEYİT RIZA’NIN DİZ ÇÖKMEYEN DURUŞUNU VASİYET OLARAK ALDIK”
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının 15 Kasım’da ışıksız meydanlarda idam edildiklerini ifade eden DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir” diye konuştu.
PİRHA- İzmir Sivas İmranlılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Hevtemal muhabbetinde anadillerinde ağıtlar yakan Koçgirili kadınların şîn/ağıt geleneği devam ediyor. Ölümden sonra yoğun ve uzun bir yas süreci, kadınların yasın sembolü olan siyah giysileri, ölüm ve ölülerle ilgili çeşitli ritüeller ve özellikle ağıt yakma geleneği, kent ortamlarında dahi varlığını sürdürüyor.
Sözlü gelenekte ağıtlar, daha çok önemli bir olayı toplum hafızasına emanet etmenin, yani tarihe kayıt düşmenin imkanı olarak işlevselliğini hala koruyor. Ağıtlar/Şîn aslında sözlü hafızanın belgeleri olarak görülebilir.
Koçgiri toplumunda, ölüm ve ölümden sonraki süreçle ilgili yapılan pratiklerde, özellikle kadınların dahil oldukları ve yürüttükleri belirgin gelenekler ve ritüeller mevcuttur. Bölge kültüründe görülen; ölümden sonra yoğun ve uzun bir yas süreci, kadınların yasın sembolü olan siyah giysileri, ölüm ve ölülerle ilgili çeşitli ritüeller ve özellikle ağıt yakma geleneği, kent ortamlarında dahi varlığını kısmen de olsa sürdürüyor.
Koçgiri’de ağıda, Türkçede “türkü” manasına gelen, genel ve kapsayıcı bir tabir olan “kılam” denir. Zira yas ve ağıtlar gündelik hayatı o kadar kaplamıştır ki söylenen birçok ezgili türkü/kılam ki özellikle beyit/deyişler dahi ağlamak içindir ve yası hatırlatır.
Koçgiri bölgesinde yas ve cenaze ortamlarında, Koçgiri kadınları herhangi bir sosyal ortamda söyleyemedikleri duygularını, ağıtlarla rahatça aktarıyorlar. Bölgede yaşanan katliamlar, bireysel acılar, ayrıca coğrafi koşulların getirdiği zorluk, açlık, sefalet, savaş gibi olayların özellikle kadınlarda yarattığı duygu durumunun, onları şairleştirdiği öngörülüyor.
NOT: Haberin yazımındaki ağıt/şîn geleneğine dair yazının belli kısımları Alevilerin Sesi dergisinin 279. sayısında Dilek Kızıldağ imzasıyla yayınlanan ‘Koçgiri, Kadın ve Ağıt’ isimli makaleden alınmıştır.
PİRHA– Depremde Hakk’a yürüyen Zülfikar Yılmaz için anma düzenlendi. Anmada konuşan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, bıraktıkları mirasa sonuna kadar sahip çıkacaklarını belirtirken Malatya Pir Sultan Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş da, “Bu sadece depremle açıklanacak bir şey değil, bu tamamen bir katliam” dedi.
6 Şubat depreminde hakka yürüyen Zülfikar Yılmaz için bugün Adıyaman Cemevi’nde anma yapıldı ve lokma verildi. Anmaya Zülfikar’ın ailesi ile birlikte sevenleri de katılırken semahlar dönüldü, ağıtlar yakıldı.
Katılımcılar arasında Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adıyaman Şubesi, Adıyaman FERAT-DER, Malatya Pir Sultan Abdal Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş, Diyarbakır Pir Sultan Abdal Derneği Üyeleri ve Dede Gargın Ocağı Pirlerinden Musa Kargın yer aldı. Anmaya siyasi parti olarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Abdurrahman Tutdere ve heyeti katıldı. Hakka yürüyenler için saygı duruşuna geçildikten sonra semaha dönüldü.
Diyarbakır Pir Sultan Abdal Derneği’nden gelen üyeler burada Zülfikar’ın anısına deyişler söyleyip, cem yaptı. Cemevinde dönülen semahların ardından Zülfikar’ı anlatan bir sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi. Sinevizyonun ardından ise depremde hayatını kaybeden Zülfikar ve ailesinin bulunduğu mezarlığa geçildi.
“ONLARIN BİZE BIRAKTIĞI MİRASA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Mezarlıkta konuşma yapan Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Onların bize bıraktığı mirasa sonuna kadar sahip çıkacağımıza söz veriyoruz ve anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.” dedi.
“VERGİ ÖDEMEMİZE RAĞMEN GÜNLERCE ENKAZ ALTINDA KALDIK”
Malatya Pir Sultan Derneği Şube Başkanı Latife Ulutaş ise, depremde hayatını kaybedenler için bir konuşma yaparak şunları söyledi:
“Depremin olacağı hep söyleniyordu. Yıllardır bunun için hepimiz depremde vergi ödedik. Vergi ödememize rağmen günlerce enkaz altında kaldık. Bu sadece depremle açıklanacak bir şey değil, bu tamamen bir katliam. Tamamen devletin bir politikası. Biz bu sisteme karşı hep mücadele edeceğiz.”
Zülfikar’ın bulunduğu mezara gelen yakınları burada ağıt yakıp, gözyaşı döktü. Yapılan konuşmaların ardından sevenleri Zülfikar için türküler okudu.
PİRHA-İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Ağıtların yakıldığı, çerağların uyandırıldığı anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.
Bundan tam 86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.
Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı (DAD) Musa Kulu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“86 YIL ÖNCE İDAM EDİLEN SEYİTLERİMİZ İÇİN BİR ARADAYIZ”
86 yıl önce idam edilen seyitler için bir arada olduklarını söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Dünyada ve ülkemizde barışın olması için çerağ uyandıracağız” dedi.
Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan da, “Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katledilen on binlerce masum için çerağlarımızı uyandırıyorum. Bize bu katliamı yapanlar bizden özür dilesinler biz de onları affedelim” diye konuştu.
Dersimli müzisyenler Raber Diler ve Erdoğan Emir ağıt okuduktan sonra çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.
PİRHA- Akbelen’deki kesim alanına ulaşan köylüler, alandan çıkmamak için ağaçlara sarıldı. Jandarma ekipleri buradaki köylülere de müdahale ederek alandan çıkardı.
Muğla Milas’ta bulunan Akbelen Ormanı’nda kömür ocağı için süren ağaç kesimi nedeniyle alana gelen ekipler, sabah saatlerinde bir grup ekolojist ve köylüler tarafından engellendi. Bunun üzerine askerlerin geldiği bölgede yapılan saldırı sonucu ekolojistler ve köylüler zorla alandan çıkarıldı.
Bu grup arasında yer alan ekolojist Deniz Gümüşel, ormanlık alandan çıkarıldıktan sonra gözaltına alındı. Gümüşel, Milas ilçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Öte yandan kesim alanına ulaşabilen köylüler ile jandarma karşı karşıya geldi. Kesilen ağaçlar için ağıtlar yakan köylüler, alandan çıkarılmamak için ağaçlara sarıldı. Jandarma ekipleri buradaki köylülere de müdahale ederek alandan çıkardı.
PİRHA-AGİT, Türkiye’de yapılan seçimlere ilişkin yayımladığı raporunda, 2018 seçimlerinde kanuna aykırı birçok durumun meydana geldiğini belirtirken, seçimlerde gözlemci görevlendirilmesini talep etti.
Türkiye’nin de katılımcısı olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 5-8 Aralık 2022’de Türkiye’de gerçekleştirdiği araştırma ve görüşmelerin sonuçlarını bir rapor ile açıkladı. Bakanlıklar, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), partiler ve Seçim Güvenliği Platformu’yla (SGP) görüşen AGİT Raporda, Mart 2022’de TBMM’de kabul edilen seçim kanunu değişikliklerinde AGİT’in önceki tavsiyelerinin önemli bir kısmının ve görüşülen kurum ve kuruluşların önerilerinin dikkate alınmadığına dikkat çekti.
“YSK’NIN 11 ÜYESİNİN HİÇBİRİ KADIN DEĞİL”
Raporda, 2018 seçimlerinde il ve ilçe seçim kurulu üyelerinin yüzde 12’sinin, sandık kurulu üyelerinden yüzde 24’ünün, sandık başkanlarının ise sadece yüzde 19’unun kadın olduğuna dikkat çekilen raporda, “YSK’nın 11 üyesinden hiçbiri kadın değildir. 7393 Sayılı Kanun, siyasi partilerin parlamento seçimlerine katılabilmeleri için daha katı uygunluk şartları getirmiş olup Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu tarafından aşırı ve ayrımcı nitelendirilmiştir” ifadelerine yer verildi.
“ANAYASA YSK KARARLARININ TEMYİZİNİ ENGELLEMEKTE”
Seçim kampanyaları finansmanının düzenlenmesinde çeşitli boşluklar bulunduğuna dikkat çekilen raporda, şu ifadeler yer aldı:
“Kanun, daha önce AGİT tavsiyeleri arasında yer alan seçimlerden önce herhangi bir ara mali rapor ya da adayların mali raporlarının zamanında yayınlanmasını sağlamamaktadır. AGİT’in daha önceki tavsiyesine rağmen ‘hakaret’ suç olmaya devam etmektedir. Seçim kampanyaları sırasında medya kanunen tarafsız yayın yapmak ve adaylara eşit erişim sağlamakla yükümlüdür. Keza, kamu ve özel kanallarda ücretli siyasi reklamlara izin verilmelidir. Seçim mevzuatı, seçim sürecinin vatandaşlar ve uluslararası gözlemciler tarafından izlenmesine gereken imkanı vermemektedir. Anayasa, YSK kararlarının temyizini engellemektedir.”
Raporda ortaya konulan çekincelere ek olarak AGİT 2023 genel seçimlerini değerlendirmek için bir Seçim Gözlem Misyonu kurulmasını önerirken, AGİT üyesi 28 devletten uzun süreli gözlemcinin yanı sıra seçim günü işlemlerini takip etmek üzere 350 kısa süreli gözlemcinin görevlendirilmesini talep edileceği belirtti.
PİRHA- Adıyaman’da depremde çok sayıda yakınını kaybeden ve sonrasında Didim’e yerleşen depremzede kadının Kürtçe ağıtları yürekleri dağladı.
Maraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen 7.7. ve 7.6 depremler, 10 ilde yıkıma yol açtı. Yıkımın en ağır olduğu kentlerden olan Adıyaman’ın köylerinde de büyük bir yıkım ve can kaybı yaşandı.
Arama-kurtarma çalışmasının yapılmadığı Adıyaman’da yakınlarını enkazdan çıkaramayan bir kadının ağıtı bir neslin nasıl yok olduğunu anlatıyor.
Adıyaman’daki deprem sonrasında göç etmek zorunda kaldığı Didim’deki cemevinde Kürtçe ağıt seslendiren kadının acısı, herkes üzerinde büyük etki bıraktı.
Her attığımız adımda yeni bir acı karşılıyor bizi. Halini hatırını sorduğumuz çoğu kimse sessiz bir tonla, “nasıl olalım” cevabını alır almaz akan gözyaşlarına şahit oluyoruz. Çocuğunu kaybeden, torununu kaybeden, kardeşini kaybeden onlarca insanın bir araya geldiği Didim Cemevinde ağıt yakan depremzedenin sesindeki çaresizlik ve yalnızlık kendini çok ağır hissettiriyor.
15 dakika boyunca yüzlerce kelime ile tamamen doğaçlama olarak Kürtçe ağıt söyleyen kadının sesi, bu çaresizliğin büyük resmi olarak yerini alıyor. Cemevine sığınan depremzedelerin yalnızlığını, öteki olmanın halini bütün iliklerimizde hissediyoruz.
“Bîr” kelimesi Kürtçede hem “kuyu” hem de “hafıza” anlamına gelirken, depremzede kadın tam da bu hafıza kuyusunun dili oluyor.
PİRHA-Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan Elif Ana, yıllar önce bir İsviçre yolculuğunda yazmaya başladığı şiirlerine devam ederken, aynı zamanda ağıt olarak da seslendiriyor.
Elif Ana, 6 Şubat’ta gerçekleşen depremlerin merkez üssü olan Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde yaşıyor. Yıllar önce gittiği İsviçre’de ilk kez şiir yazan Elif Ana, daha sonra yaşadığı, gördüğü bir çok konu üzerine yazmaya başladı. 1996 yılında kardeşini kaybetmesiyle uzun süre yazamadığını belirten Elif Ana, yazdıklarını ağıt olarak da seslendiriyor.
“MADIMAK KATLİAMI OLDUĞUNDA ÇOK YANDIM”
Ayrıca Hakk’a yürüyenleri yıkadığını da belirten Elif Ana şunları söyledi:
“Daha önce de şiir yazıyordum. 1996 yılında kardeşim intihar etti. Öksüzdü onu ben büyüttüm. Edebiyat öğretmeniydi. İlk şiirimi İsviçre’ye gittiğimde yazdım. Hava çok soğuktu. Dışarıda kaldım. Karın altında çocuklarım donmasın diye sabaha kadar uğraştım. İlk şiirimi orada yazdım. Kardeşimi kaybettikten sonra psikiyatriye gittim. Belki size tuhaf gelebilir ama bana beynimde ölümün olmadığını söylediler. “İnsana zarar vermemek için kılı kırk yarar, öldükten sonra da ölümü reddeder” dedi. O yüzden kardeşim için çok yazamıyorum. Ne görsem yazardım. Kardeşimi kaybettikten sonra 15 yıl hiçbir şey yazıp, söylemedim. 20 yıl gözümden yaş çıkmadı. Öksüz büyüdüm. Okulum, öğretmenim olmadı. Ne dedemi ne de nenemi gördüm. Dinlemeyi çok severim. Madımak Katliamı olduğunda çok yandım. Ayıca canlar cenazesinde Hakk’a yürüyen bacıları yıkıyorum. Bir gün beni çağırdılar. Gittim ki 20 yaşında genç bir kadın. Beni aradıklarında ilk olarak “Genç mi yaşlı mı?” diye sorarım. Bekar biri ise cebimdeki kınayı çıkarır, eline sürer, kapatırım.”
PİRHA- Dersimli bir Ana, Tertele döneminde yiğitliğiyle anılan Silê Surî (Kızıl Süleyman) için yakılan ağıtı içli okuyor. Sosyal medyada yayınlanan görüntü çokça ilgi çekiyor.
Dersim vadilerinin birinde çekilen görüntülerde bir Ana, ‘Hewa Silê Surî’ adlı ağıtı koca bir vadiye haykırarak içtenlikle okuyor.
‘Hewa Silê Surî’, daha çok yiğitliğiyle anılan ‘Silê Surî / Kızıl Süleyman’ için yakılmış bir ağıt. Bu ağıtı, Sılo Qız ve Mursaye Sıleman’ın yanı sıra, birçok Dersimli halk ozanından yıllarca dinlenmişti.
Ağıtın Türkçesi şöyle:
Vay oğul, oğul, oğlum Süleyman Vay oğul,
Oğul, aslanım Süleyman
Ne desem nafile, kulak vermez yaşlı anaya
Dedim; oğul gitme, bugün kara dumanlar sarmış dağları
Dedi: “ben dağa gitmesem
Yarın el-âlem kınar beni”
Kurban olduğum oğul ki
Bir tabura bedel…
Ah yıkılası Borginiyê,
Süleyman Ağam yek başına
Bugün dağdan silah sesleri geliyor; uzaktan uzağa
Ağlıyor anne, diyor “şu dağların karı yağsın başıma
Bilmem ki Süleyman’ımın, kaç namlunun nişangâhında bir başına?”
Hakk yaksın düşmanların ocağını
Dört bir yanına ateşler yakılan oğlunun narına
Ah Süleyman Ağam, şu yıkılası Borginiyê nice çetin, çepel
(Anası) diyor ki, “Hüseyin’ime kıyma! cemaatler gülüdür o!”
(Anası) diyor ki, “Kahraman’ı (kurşunundan) sakın, taburlara bedeldir o!”
(Süleyman) diyor, “Ana ben Kahraman’a sıkmasam
Tut ki çürük çıktı fişek, (tutukluk yaptı mavzer)
(o boşlukta) kimselere aman vermez Kahraman
Hakk yaksın siz aymazların ocağını
Eğer ki bedbahtlığa kurban gitmeseydi
Kızıl Süleyman Dersim Tertelesi’nde düşman
Otağını kuramazdı Kızıl Dağın doruğuna….
PİRHA- Antalya’da bulunan Budala Sultan Türbesi’nde bir kadının, anadilinde söylediği ağıtları duygusal görüntüler oluşturdu.
Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyün’de bulunan Abdal Musa Türbesi’nin birkaç yüz metre ilerisinde bulunan Budala Sultan Türbesi’nde bir ananın, anadili Kürtçe’de söylediği ağıtları PİRHA kamerasına yansıdı.
Budala Sultan Türbesi’ne niyaz olan bu ananın yaktığı ağıtlar duygusal görüntüler oluşturdu.
Her yıl çok sayıda Alevi yurttaşın ziyaret edip niyaz olduğu Budala Sultan Türbesi’nin yanı başında bulunan dilek ağacına herkes bir bez bağlayarak muratta bulunuyor.
Abdal Musa Türbesi’nin güneyindeki tepe üstünde bulunan türbe Budala Sultan’a aittir. İçinde bir adet sanduka bulunmaktadır. Bu türbenin hemen yanında yani güney tarafında genişçe bir alanda kırklar makamı mevcut olup, ortasında da semah meydanı vardır.
PİRHA- Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Rukiye Hurustan, Dersim Katliamı’nda yaşananları Kürtçe ağıtlarıyla dile getiriyor.
Dersim’in acılarını anne ve babasından duyduğunu dile getiren Hurustan, ağıtları ile bölge insanının acılarını dile getirişinin bir formunu işliyor.
Sözlü gelenekte ağıtlar, daha çok önemli bir olayı toplum hafızasına emanet etmenin, yani tarihe kayıt düşmenin imkanı olarak işlevselliğini halen güncel hali ile koruyor. Ağıtlar/Şîn aslında sözlü hafızanın belgeleri olarak keşfedilmeyi bekliyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’nin Heftemal/Hawtemal muhabbetinde anadili olan Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde Dersim 38 ağıtını seslendiren Ana Rukiye Hurustan’ın büyüklerinden duyduğu acılar ses tonuna yansıyor.
PİRHA- Munzur Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku’ya 721 gündür ulaşılamıyor. Doku ailesinin taleplerine yetkililer kayıtsız kalırken, anne Bedriye Doku ise kızının akıbetine dair ağıtlarını sürdürüyor.
Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku’nun akıbeti hakkında halen bir bulguya ulaşılmadı.
721 gündür kayıp olan Doku’ya ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılsa da Doku’nun kaybolmasında şüpheli olan Zaynal Abarakov’un şimdiye kadar kapsamlı bir ifadesine başvurulmadı. Cadde ve sokakları mobese kameralarıyla donatılmış kentte, Doku’ya ilişkin bir ize rastlanmazken; ailesi ve kadın örgütleri, kapsamlı bir çalışma yapılarak Doku’nun bulunması ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.
721 gündür kayıp olan Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku ise kızı için ağıt yakmaya devam ediyor. Anne Bedriye Doku ağıtında, kızının kayıp edildiğini ve hala aradıklarını söylüyor.
PİRHA- Son haftalarda güvenlik güçlerinin yıktığı, kırıp döktüğü mezar taşlarına bir yenisi daha eklendi. Bingöl’ün Cafran köyünde bulunan Engin Kişin’in mezar taşı da asker ve korucular tarafından parçalandı. Mezar başındaki Anne Hamşiye Kişin “Şimdi mezar taşını değil neyi götürürlerse götürsünler. Yok edemezler. Bizim için çocuklarımızın güzelliği, şanı şerefi yok edilemez” diyerek tepkisini dile getirdi.
İçişleri Bakanlığının emriyle son haftalarda güvenlik güçlerinin yıktığı, kırıp döktüğü mezar taşlarına bir yenisi de Bingöl’ün Cafran (Dallıtepe) köyünde eklendi.
Çatışmalarda yaşamını yitiren ve kendi köyünde toprağa verilen Engin Kişin’in mezar taşı da asker ve korucular tarafından parçalandı.
Geçtiğimiz hafta köye Bingöl Ilıcalar karakolundan gelen asker ve korucular bazı köylüleri çağırarak mezar taşı üzerinde Zazaca yazılmış “İçimizin ışığı, Gözümüzün nuru” anlamına gelen “Çıla zere ma, Lilıka çımane ma” yazısını Türkçe’ye çevirmelerini istediler. Köylüler oradan ayrıldıktan bir süre sonra asker ve korucular mezar taşını kırıp gittiler.
MEZARLIĞA GİRİNCE MEZAR TAŞININ KIRILDIĞINI GÖRDÜ
Eşinin sağlık sorunlarından dolayı bu kışı şehir merkezinde geçiren anne Hamşiye Kişin, baharla birlikte köyüne dönünce ilk işi çatışmalarda yaşamını yitiren PKK militanı oğlu Engin Kişin’in mezarını ziyaret etmek oldu. Üzülmesin diye köylüler olup biteni son güne kadar kendisine söylemedikleri belirtilirken, Anne Hamşiye Kişin her zaman yaptığı gibi lokmasını eline alıp kızı Nurten ile mezarlığa doğru gitti. Yol üzerinde hemen mezarlığın yanıbaşında olan Bel ziyaretini niyaz edip dualar okudu. Mezarlığa girince asker ve korucular tarafından yapılan mezar yıkımına tanıklık etti. Başucu taşı kırılmış mezara sarılarak ağlayan ve ağıt yakan Anne Kişin lanetler yağdırdı. “Anası kurban olsun kim başını kopardı senin. Kimler başucundaki mezar taşını kırdıysa bu etrafımızdaki (ziyaretleri kastederek) gerçekler de onların ellerini ayaklarını kırsın. Gözlerini kör etsin. Bu nasıl vicdansızlıktır ve imansızlıktır böyle. Ciğer acısını bilmezliktir” diye ağıtlar yakarak ilk tepkisini gösterdi.
“BUNLAR YEZİT’TİR, BUNLAR MUAVİYE’DİR, MERVAN’DIR”
Anne Kişin ağıt yakarak şöyle devam etti:
“Ne yapayım oğlum, ciğerim ne yapayım. ‘Ey vicdansızlar, hiç mi insaf, hiç mi şeref yoktu sizde.’ Bunlar Yezit’tir, bunlar Muaviye’dir, bunlar Mervan’dır. Bu işi yapan timler korucular böyle dinsiz imansızdırlar. Ne diyeyim? Söyleyecek söz mü kalmış. Şu Gerçek (ziyaret) evladımın hakkını bunu yapanların burnundan getirsin. Taş olsunlar, kör olsunlar, bizim yaşadığımız acıyı onlar da yaşasınlar.”
“NE İSTİYORSUNUZ MEZARLARIMIZDAN EY ZALİMLER”
Mezarı işaret ederek bu işi yapanlara, “Taştır, sağ değil ki sen savaşıyorsun. Yaşayan biri değil ki sen saldırıyorsun. Zaten bombalayıp öldürmüşsün. Şimdi ne istiyorsun oğlumun mezar taşından? Hak da sizi yok etsin. Ne olmuş ne istiyorsunuz mezarlarımızdan. Bu nasıl bir vicdandır?” diyerek sorular yağdırdı. “Ya Hızır sen ne yapıyorsun, neden sahip çıkmadın? Baksana başını kesmişler oğlumun, başını kesmişler” diye sitem etti inandığı kutsala.
“İŞTE BURADAYIZ, YOK EDEMEZSİNİZ!”
Mezar taşının kırıldığını ilk fark eden yaşlı köylü kadın, “Fark ettiğimde kızımı çağırdım. ‘Engin’in mezarının başı yerinde yok’ dedim. Onlar öyle gelip gidince tahmin etmiştim bir şey yaptıklarını” diyor.
Anne Kişin acı içinde haykırarak, “Şimdi mezar taşını, ağacını, neyi götürürlerse götürsünler. Yok edemezler. Bizim için çocuklarımızın güzelliği, şanı şerefi yok edilemez. Her zaman olduğu gibi biz işte yine mezarlarımızın başındayız. Onlar için kurban kesiyoruz, lokma veriyoruz. İster taşları kırsınlar isterlerse ne yaparlarsa yapsınlar onların yüceliğini, güzelliğini bozamazlar. Onlar her zaman yüreklerimizdeki yerini korurlar. Zor değil yeni bir taş yapar getirir koyarım. Ölülerle uğraşılır mı? Ne istiyorsunuz artık? Yetmiyor mu yaptıklarınız? Ölülerimizden de mi korkuyorsunuz? İnsanlara hakaret ediyorsunuz? Mezarları kazıyorsunuz, insanların cenazelerini derelere atıyorsunuz. Biraz elinizi vicdanınıza koyun. Yaptıklarınız yanınıza kalmaz, kimsenin hakkı kimseye kalmaz, er ya da geç burnunuzdan gelir. Umudum odur ki Hakk haksızın yanına bırakmasın. Sadece benim oğlum değil, hangi şehidin mezarını yıktılar ise, hangi şehidin gidip mezar taşını kırdılarsa, gidip hangi şehidin mezarına hakaret ettilerse; Hakk yapanların yanına bırakmasın. Biz analarız, babalarız, günahsızız bize bu zulmü reva görenlerde hakkımız kalmaz umudundayım” ifadelerini kullandı.
Mezar taşı kırılan Engin Kişin’in annesi yeniden mezar taşına sarılarak, “Kurban olurum oğluma, seni yok edemezler. İşte yüreğimizdesin, işte fotoğrafın evimizde asılı. İşte gece gündüz duacıyız size. İşte yine bizim şehitlerimizsiniz” dedikten sonra hemen arkasındaki dağa ve ziyarete dönerek, “Oğlumun mezarını yanınızda parçaladılar neden oğluma sahip çıkmadınız” deyip yine inandığı kutsallara sitem etti.
“BAŞINDAKİ TAŞ GİTTİ DİYE ÜZME KENDİNİ OĞLUM”
Yeniden mezara dönüp sarılan anne Kişin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sadece benim oğlum değil nerede ne kadar şehidimiz varsa nur içinde olsunlar. Yerleri cennet olsun. Alemlerin Rabbi’nin rızasıyla inanıyorum ki yerleri cennettir. Onların işi yok taşları kırsınlar, mezarları yıksınlar. Anan mezarının üzerindeki çiçeklere kurban olsun. İsmine kurban olsun. Hakkın rızasıyla sen her zaman Cafran köyünün şehidisin ve herkes her zaman sana kıymet veriyor, değer veriyor. İnsanların içinde senin yerin ayrıdır. Hepimiz her zaman yılda onlarca defa senin yanına geliyoruz. Sen hiç kendini üzme, deme ki ‘başımdaki taşı götürdüler, güzelliğim bozuldu.’ Yenisini yapar yerine koyarım. Sen kendini üzme yeterki kurban olduğum” diyerek ağıtlar söyleyip acısını dile getirdi.
PİRHA – ABD Dışişleri Bakanlığı, İstanbul’daki yerel seçimlerin iptaline ve 23 Haziran’da tekrarlanmasına dair yazılı açıklama yaparak “Özgür ve adil seçimlerle meşru sonuçlarının kabul edilmesi, demokrasilerin temelidir” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Türkiye Yüksek Seçim Kurulu, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin sonuçlarını teyit ettikten sonra seçimlerin yenilenmesini kararlaştırmıştır. Türkiye’nin diğer müttefikleri gibi biz de bu olağandışı kararı not ediyoruz” denildi.
Açıklamanın devamında “Türkiye’nin uzun ve gurur duyulacak demokrasi geleneği var” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı “Türk makamlarını bu seçimleri yasalar çerçevesinde, AGİT taahhütlerine, NATO müttefiki konumuna ve Avrupa Birliği’ne üye olma talebine uygun bir biçimde yürütmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – Yazar Metin Aktaş, Fam Yayınları’ndan çıkan ‘Gelincik Tarlası’ romanına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Aktaş, “Gelincik tarlası, 1938 Dersim Katliamı’nda kaybolmuş ve götürülmüş insanların öyküsüdür” dedi.
Yazar Metin Aktaş’ın Gelincik Tarlası romanı Fam Yayınları’ndan çıktı. Romana ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Aktaş, “Kimsesizler yurdunda büyürken annesini arayan bir çocuğun öyküsü Gelincik Tarlası. Annesini ararken hiç duymadığı, tahmin etmediği trajik bir öyküyle karşılaşır. Annesinin izini süren Veli, 1938 Dersim Katliamı’nda hayatta kalıp batı illerine sürgüne gönderilmiş ve 1947 affıyla topraklarına geri dönmüş Dersim’in Alevi Kürtlerinin yaşadığı küçük bir dağ köyünde bulur kendisini” diyerek anlatıyor kitabını.
Romanda bu insanların yaşadığı trajedileri, acıları anlattığını ifade eden Aktaş, “Birçok insan da ailesiyle görüşme fırsatı bulamadan, gittiği topraklarda vefat etti. Onlardan geriye kalan çocukları, torunları izlerini sürdü. Annelerinin topraklarının izini sürdü. Yüzlercesine tanık oldum. Gelincik Tarlası, bir anlamda bu insanların yaşamından esinlenerek yazdığım bir romandır” dedi.
“GELİNCİK TARLASI, ÖLÜM TARLALARININ ÖYKÜSÜDÜR”
Romanının başlangıç yerinin, ölüm tarlalarından seçilip götürülen genç kadınların hikayesiyle başladığını söyleyen Aktaş, annesinin anlattıklarını şöyle aktarıyor:
“Annem yanında 12 yaşındaki bir kız ile ölüm tarlalarında cesetlere yaklaştığında 5 köpeğin kendilerine saldırdığını anlattı. Köpekler kalan cesetleri yerken o kokudan onlar da vahşileşmişti. Bir ağaca çıkarak kurtuluyorlar. Dersim’in her yerinde buna benzer gerek dağlarda, vadilerde, uçurumlarda insanları katletmişler. O köylüler geri döndüklerinde hangi zaman diliminde katledilmiş iseler orayı anarlar, mum yakarlar. Onlar için kömbe, helva pişirip dağıtırlar. Onları anarlar, yas tutarlar ve geri gelirler. İşte Gelincik Tarlası ona benzer bir ölüm tarlasının öyküsüdür. Sağ ele geçen insanları bu ölüm tarlalarında topladıkları zaman, öldürülmeden önce güzel kadınları seçip içlerinden çıkarırlarmış. Bizim roman kahramanımızın annesi de bu ölüm tarlalarında seçilmiş güzel kızlardan biridir. Romanın başlangıç yeri kimsesizler yurdunda büyüyen çocuk olduğu için romana bu ismi vermeyi uygun buldum.”
“İNSAN YAŞAMINDAN, YAŞADIKLARINDAN KOPAMAZ”
Romanlarında Dersim’de yaşanan katliamları ve katliam sonrası yaşanan trajedileri aktardığına değinen Aktaş, “Aynı şeyleri yazıyorum diye okuyucular tarafından doğal olarak eleştiriliyorum. Ama bazı şeyler insanın elinde değildir. Bir Suriye iç savaşını romanımı yazarken artık hiç Dersim’den bahsetmeyeceğim demiştim. Suriye iç savaşını anlatırken baktım ki aslında biraz da Dersim’i anlatmışım” dedi.
“İnsanın yaşamından, yaşadıklarından kopamadığını vurgulayan Aktaş, “Onlar bir ömür boyu insanı etkiler. Yavaş yavaş kendimi tanımaya, insanları tanımaya başladığım zaman bizim köyümüzde kocaları öldürülmüş 50’ye yakın kadın vardı. Ben o insanların ağıtları ile büyüdüm. Beni o kadar etkiledi ki bazen diyorum ki lütfen beni rahat bırakın. Her elime kalemi aldığım zaman karşımda görünüyorlar ya da ruhumda o anılar yeniden canlanıyor. Aslında kendini anlatıyorsun. Kendi ruhunda bir iç yolculuğa çıkıyorsun. Bazen bu koca şehirde bir ses duysam o kadınlar ağıt mı söylüyor diye irkiliyorum” diye konuştu.
“GELECEK KUŞAKLAR BUNU YAŞAMASIN İSTİYORUM”
Aktaş, “Toplumsal katliamlar, trajediler bir nesil ile bitmiyor. Artık şuna inanıyorum ki o dehşet verici katliam yaşandı, toplum üzerinde derin izler bıraktı. Bunları anlatırken yeni kuşaklar birbirinden öç alsın, husumet yaratsın diye anlatmıyorum. Bunları bilsinler ki gelecek kuşaklar bunu yaşamasın” dedi.