Etiket: agos gazetesi

  • Hrant Dink katledilişinin 19. yılında Sebat Apartmanı önünde anıldı-VİDEO

    Hrant Dink katledilişinin 19. yılında Sebat Apartmanı önünde anıldı-VİDEO

    PİRHA- Hrant Dink katledilişinin 19. yılında İstanbul’da anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda ve gönderilen mesajlarda, adalet ve yüzleşme çağrısı öne çıktı.

    Agos Gazetesi kurucusu ve yayın yönetmeni Hrant Dink’in katledilişinin 19. yılında Sebat Apartmanı önünde anıldı.

    Anma kar yağışı ve soğuk hava etkisi altında yapılırken, anmaya binlerce kişi katıldı. Sebat Apartmanı’nın cephesine ise üzerinde Dink’in fotoğrafının yer aldığı, “19 Ocak, 19 yıl. Hakikatin İzinde Adaletin Peşinde. Agos 30 yaşında” yazılı dev pankart asıldı. Anmada sık sık, “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz”, “Hrant için adalet için”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.

    Anmada, tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir ile Gezi davası tutukluları Osman Kavala ve Çiğdem Mater’in cezaevinden gönderdiği mektuplar okundu. Mektuplarda adalet talebi, yüzleşme çağrısı ve dayanışma vurgusu öne çıktı.

    Bu yılki anma konuşmasını yapan Dink’in en eski çalışma arkadaşlarından ve AGOS’un genel yayın yönetmeni yardımcısı ile görsel direktörü Leda Özber, Dink’in gazetecilik anlayışını, barış mücadelesini ve Agos’un kadın emeğiyle şekillenen 30 yıllık hikâyesine dikkat çekti.

    Anma “Hepmiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hrant Dink davasında karar: 9 sanığa müebbet hapis

    Hrant Dink davasında karar: 9 sanığa müebbet hapis

    PİRHA- Kamu görevlilerin yargılandığı Hrant Dink davasında kararını açıklayan mahkeme, 3 kişi hakkında beraat, 12 kişi hakkında ise ceza verdi.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesine ilişkin kamu görevlileri hakkında verilen kararın Yargıtay tarafından 7’si tutuklu 15 sanık yönünden bozulmasının ardından yeniden başlayan yargılamanın 10’uncu duruşması İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklar Onur Karakaya, Mehmet Ayhan ve Bekir Yokuş hakkında hükümle birlikte tutuklama kararı çıkarılmasına karar verirken, sanıklar Ali Öz ve Okan Şimşek hakkında ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ ve ‘Anayasayı ihlal’ suçlarından müebbet ve 25 yıl hapis cezası verdi. Aynı suçlardan sanık Bekir Yokuş’a müebbet ve 10 yıl hapis cezasına hükmedildi.

    Sanık Osman Gülbel hakkında ‘Anayasayı ihlal’ ve ‘Kasten adam öldürme’ suçlarından müebbet ve 16 yıl 8 ay, sanık Gazi Günay hakkında ise aynı suçlardan müebbet ve 25 yıl hapis cezasına karar verildi.

    Sanık Yavuz Karakaya, ‘Tasarlayarak kasten öldürmeye yardımdan’ 12 yıl 6 ay, sanık Veysel Şahin ise ‘İhmali davranışla adam öldürme’ suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Firari sanık Faruk Sarı’nın dosyasının ise ayrılmasına karar verildi.

    3 SANIĞIN HÜKÜMLE BİRLİKTE TUTUKLANMASINA KARAR VERİLDİ

    Mahkeme heyeti, sanıklar Okan Şimşek, Gazi Günay ve Onur Karakaya’nın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verirken, sanık Gazi Günay’ı ayrıca “tasarlayarak kasten öldürme”, sanıklar Ali Öz ve Okan Şimşek’i ise “kasten öldürme” suçundan 25’er yıl hapisle cezalandırdı.

    Sanıklar Mehmet Ayhan, Onur Karakaya ve Hasan Durmuşoğlu’nu “kasten öldürme” suçundan 12’şer yıl 6’şar ay hapisle cezalandıran mahkeme heyeti, sanık Osman Gülbel’in de aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapse çarptırılmasına hükmetti.

    Heyet, sanıklar Volkan Şahin, Şükrü Yıldız, Mehmet Ali Özkılınç’ın üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verirken, firari sanık Faruk Sarı’nın ise dosyasının ayrılmasına hükmedildi.

    Tutuklu 5 sanığın bu hallerinin devamını kararlaştıran heyet, sanıklar Onur Karakaya, Bekir Yokuş ve Mehmet Ayhan’ın ise hükümle birlikte tutuklanmasına karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hrant Dink bugün vurulduğu yerde anılacak

    Hrant Dink bugün vurulduğu yerde anılacak

    PİRHA- Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 18. yıldönümünde vurulduğu yerde anılacak.

    Hrant Dink, bugün saat 15.00’te, öldürüldüğü yer olan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı önünde anılacak.

    Hrant Dink Vakfı tarafından bugün yapılan çağrıda, şöyle denildi:

    “Bugün saat 15.00’te, Hrant Dink’in öldürüldüğü yer olan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı önünde bir araya gelerek Hrant Dink’i anıyoruz.

    “Azınlık olmanın tadı, tat alanların yetisinden ziyade çoğunluğun tat verme yetisiyle doğrudan ilişkili. Sorun aslında azınlıkların değil, çoğunlukların. Onun içindir ki benim gibilerin çırpınışı siz çoğunluklara rağmen bir çırpınıştır. Bu benim için de böyle, bir Kürt için de, kimliği köşeye sıkıştırılmış bir diğeri için de. Tabii ki bu sıkıştırılmışlık altında kolay değil işimiz. Hem kimliğimizi savunacağız, hem de o kimliğin tutsağı olmayacağız. Zor ama başka çaremiz yok, becereceğiz. Peki bu çırpınışımızı size rağmen değil de, sizin de katkınızla, sizinle birlikte yapsak, işimiz daha kolaylaşmaz mı? Bi düşünseniz ha! Bi düşünseniz.

    Hrant Dink, ‘Biraz Dertleşsek mi?’ Şubat 2005”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink katledilişinin 17’nci yılında vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    Hrant Dink katledilişinin 17’nci yılında vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    PİRHA-AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 17’nci yılında vurulduğu yerde anıldı. Dink’in resmi tarih anlayışı karşısında bir “tabu kırıcı” olduğunu söyleyen Yazar Oya Baydar, “Biliriz ki karanlıklarda yuvalanmış güçler en çok tabuların kırılmasından, yalanlarının meydana çıkarılmasından, karanlık yüzlerinin görünmesinden korkarlar. Hrant’ı o yüzden vurdular” dedi.

    AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 17’nci yılında vurulduğu yerde AGOS gazetesinin eski binası önünde anıldı. 17’nci yıldönümüne ilişkin yapılan anmada, eski gazete binasına, Dink’in fotoğrafının da yer aldığı, “Cinayet 17 yaşında” yazılı pankart asıldı. Anmada, Dink’in vurulduğu kaldırıma nar, karanfil ve Agos gazetesi bırakıldı. Anmaya Dink’in ailesi, arkadaşları ve milletvekillerinin yanı sıra siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri, gazeteci ve yazarlar katıldı.

    Anmaya katılanlar tarafından “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Öldür diyenler yargılansın”, “Hrant için adalet”, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant” sloganları atıldı.

    “HRANT DİNK’İN KATLEDİLMESİYLE BİR DEVİR SONA ERDİ”

    17 yıl boyunca her yıl adaletsizlik sürecini tekrar anlatmalarının bir nedeni olduğunu belirten yazar Bülent Aydın, “17 yıl bizim hayatımızın önemli bir dönemi. Hrant Dink’in katledilmesiyle bir devir kapandı ve başka bir devir başladı. Hrant Dink’in katledildiği zamanlar demokrasi, eşit yurttaşlık ve adalet taleplerinin güçlendiği zamanlardı. Hrant Dink bu toplumun sesiydi ve toplum da onun sesine kulak verdiği için Hrant Dink katledildi” dedi.

    “HRANT DİNK’İN KATİLLERİNİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Gezi Davası’ndan aldığı ceza nedeniyle Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Çiğdem Mater’in, Dink’e ilişkin cezaevinden gönderdiği mektup, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun tarafından okundu. Mektupta, “Adalete sebatla beklediğimiz bir yıl daha geçti. Adalet yerine bir kez daha adaletsizlikle yüz yüze kaldığımız bir yıl daha. 17 yıl sonra 17 yaşındaki katil aramızda, tıpkı öldür diyenlerin aramızda olduğu gibi. Ne Hrant Dink’in katillerinin peşini bırakacağız ne de adalet talebimizden” denildi.

    “HRANT, ÖZEL BİR İNSANDI”

    Hrant Dink’in resmi tarih anlayışı karşısında bir “tabu kırıcı” olduğunu vurgulayan yazar Oya Baydar ise “Biliriz ki karanlıklarda yuvalanmış güçler en çok tabuların kırılmasından, yalanlarının meydana çıkarılmasından, karanlık yüzlerinin görünmesinden korkarlar. Hrant’ı o yüzden vurdular. Özel insanlar vardır. Onlar topraklarının ve halklarının değerlerini kendilerinde toplarlar. Hrant böyle bir insandı. Burada onu anarken bir Hrant güzellemesi yaptığımı sanmayın. Onu ilk tanıdığım 2002 yılıydı. Barış Girişimi’ni kurmak üzere bir araya gelmiştik. Çift taraflı ateşe maruz kaldığı günlerde burada Taksim’in ortasında, ‘Burada soykırım vardır diye bağıracağım. Paris’e gidip orada meydanda bir taşın üstüne çıkıp ‘soykırım yoktur’ derken halkları birbirine düşman eden ırkçı, milliyetçi bağnazlığa karşı barışın diliyle haykırıyordu” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Britanya Alevi Federasyonu Hrant Dink’i andı: 109 yıllık acı ve soykırım devam ediyor

    Britanya Alevi Federasyonu Hrant Dink’i andı: 109 yıllık acı ve soykırım devam ediyor

    PİRHA- Katledilişinin 17. yılında Hrant Dink’i anan Britanya Alevi Federasyonu, “109 yıllık acının, ağıtın sesi; insan soyunu kırım bir insanlık suçu. İnkar etme, haykır, suça ortak olmamalı insan” dedi. 

    AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden 17 yıl geçti.

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF), Hrant Dink’i anarak, katliamın arkasındaki karanlık güçlerin açığa çıkarılarak yargılanması çağrısı yaptı. Dink’in gerçek katillerinin yargılanmadığı, korundukları dile getirilerek, Türkiye’nin geleceğine bakabilmek için geçmişi ile yüzleşmesi gerektiği vurgulandı.

    “109 YIL ÖNCE BU TOPRAKLAR KANLA SULANDI”

    Britanya Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “109 yıl önceden başladı bu topraklarda kanla sulanmaya tarihin günleri. Öncesi de var elbet. Sınıfsal, toplumsal ve sosyal ayrıcalıkların olduğu tarihten beri bu dünyanın toprakları ezenin, egemenin, yönetenin, zenginlikleri ellerinde tutmak adına kiminin burnu kanadı, kiminin yüreği kanadı, kiminin canı yandı tarih boyu insanların. İnsanın insana zulmünü yaşadı dünyanın her yerinde. Kimse tanığı olmasa da tarihtir en büyük ve en gerçekçi tanık.

    Yüzleşilmedikçe, paylaşılmadıkça acılar, yücelmez o topraklarda insanlık. İnsanın acısı dinmedikçe, dindirilmedikçe toprağın acısı da dinmez. Giderek bir tarihsel kine, bir tarihsel öfkeye dönüşür hep. Çürütür insani değerleri giderek. İnsanlığı çürütür bu yanından. Sağlık yanı eksik kalır hep. Çürüme giderek sarar tüm benliği.

    “HALKLARIN ADALETİ MAHŞERE KALMAZ”

    Bunun için 109 yılda inkar etme, susma, suça ortak olma. “Soy kıran siz, insanlık biziz. Soya kırım size, insanlık bize ait” dedirtir 109 yıllık acı, öfke ve ağıtın tarihi. Acının ağıtı kadar, ağlamanın acısıdır 109 yıldır bu topaklarda yaşanan, yaşatılan. “109 yıllık utanç size, direnmenin onuru bize aittir” diyor tarihten gelen bir ses. Tarih unutmaz, affetmez, silmez. Bunu unutmayalım hiçbir zaman. Günü gelir hatırlatır. An gelir verir hükmünü tarih. Halkların adaleti mahşere kalmaz. 109 yıllık acının, ağıtın sesi: İnsan soyunu kırım, bir insanlık suçu, inkar etme, haykır. Suça ortak olmamalı insan.

    “YAŞATILAN TÜM ACILAR ADINA ÖZÜR BORCUNUZ VAR”

    Büyük insanlık, acılarla terbiye edilemez. Bu bir zulümdür, soya kıyımdır, kabul edilemez. Affedilemez. Acıları yüreğinde hissetmek yetmez. Şartsız şurtsuz özür dilemeli. 109 yıldır Türkiyeli her bir işçi ve emekçi bu soya kıyımı yapan kendi egemenlerinden bunun adaletini yerine getirmek için gerekli mücadele duyarlılığını geliştirmediği için sorumluluk taşır. Özrü bundandır. Çünkü “Bu ülkede Kütler yaşadıklarını, Ermeniler öldüklerini kanıtlamaya uğraşır” hep. Nasıl bir trajedi bu? Nasıl bir kardeşlik? Rakel Dink “Ben üç dil biliyorum, Ermenice, Kürtçe ve Türkçe. Benim içimde bu üç dil hiç kavga etmiyorlar, barış içinde yaşıyorlar” diyor. Demek ki, barış içinde bu topraklarda yaşayabilir insanlar. Her dilden insanlar, her renkten insanlar, her cinsten ve inançtan insanlar barış içinde yaşayabilirler bu topraklarda. Buna itirazı yok Anadolu Mezopotamya topraklarının.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Biz bitti demeden bu dava bitmez’- VİDEO

    ‘Biz bitti demeden bu dava bitmez’- VİDEO

    PİRHA- Hrant’ın Arkadaşları, Hrant Dink için bir araya geldi. Dink’in katili Ogün Samast’ın ‘iyi halle’ tahliye edilmesinin ardından, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” diyerek Hrant Dink’in vurulduğu yere karanfil bıraktılar.

    Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde katleden Ogün Samast tahliye edildi.
    Dink’e saldırı düzenleyen Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun Otogarı’nda yakalandı. 24 Ocak 2007’de tutuklanan Ogün Samast, geçen şubat ayında cezasını çektiği Kandıra F Tipi Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne nakledildi. Cezaevi idaresi, Samast’ın’ iyi halli’ olduğu iddiasıyla tahliyesine karar verdi. Tetikçi katil Ogün Samast’ın, şubat ayından bu yana cezasını çektiği Bolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilmesinin ardından Hrant’ın arkadaşları Agos’un önünde açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “HRANT’IN VURULUP DÜŞTÜĞÜ YERDEYİZ” 

    “Hrant’ın son kez çıktığı kapının önündeyiz. Vurulup düştüğü yerdeyiz. Yine bundan önceki 17 yılda olduğu gibi bu ülkenin vicdan ve adalet duygusu güçlü, kardeşlik duygusuna sahip çıkan, barış için, demokrasi için yüreği çarpan insanları burada bir kez daha acımızı öfkemizi isyanımızı birbirimizden güç alarak paylaşmak için yan yana omuz omuza bu meydanda. Bugün buraya gelmemize vesile olan kötülük uzun bir tarihsel sürecin son damlası gibidir. Biz bu dava başladığı günden itibaren gerçek suçluların yargılanmasını istedik. Bu hiçbir zaman olmadı. Bunun arkasında 100 yıllık kötülük var. Bu cinayetin arkasından 16 yıldır süren hukuksuzluk var. Bu cinayetin arkasındaki karanlığa bakılmadı.  16 yıl boyunca süren mahkemeler boyunca Hrant Dink Ailesi dışında o duruşma salonlarında bu kinden öfkeden bahseden olmadı.
    Milliyetçiliğin, ırkçılığın yol açtığı o karanlık çukurdan bahseden olmadı. Bir kez daha dile getiriyoruz biz bitti demeden bu dava bitmez”.

    “HEP BERABER DAYANIŞMAYA DAVET EDİYORUZ” 

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel de eyleme destek veren isimler arasındaydı. Sebat Apartmanı önünde açıklama yapan Özel, “Bu organize kötülüğe karşı, bu kötülerin koalisyonuna karşı bütün iyileri, iyilikle direnmeye, birbirlerine sahip çıkmaya, omuz vermeye, nerede bir adaletsizlik, haksızlık, ezilen varsa hep beraber dayanışmaya davet ediyoruz. Kötülüğü ancak iyiliğin haklılığı yenebilir. Bundan sonra bu ülkede kötülük kazanmasın isteyen herkese çağrımdır; iyi insanlar, çağrıldığınızda koşun gelin. Sokaklara gelin. Meydanlara gelin. Yürüyüşlere gelin. Açıklamalara gelin. Gelin ki kötülük kaybolsun gitsin.”dedi.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL 

  • Rakel Dink: Adaletsizliği bir kez daha yüzümüze vurdular

    Rakel Dink: Adaletsizliği bir kez daha yüzümüze vurdular

    PİRHA-Rakel Dink, eşi Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesine ilişkin, “Biz zaten yıllardır katillerle aynı havayı soluyoruz. Dink’in ölüm emrini verenlerin aramızda dolaştığını biliyoruz zaten. Bir kez daha adaletsizliği yüzümüze çarpıp, yasın en ağır günlerine geri yolladılar bizi” diye konuştu.

    Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde katleden Ogün Samast, tahliye edildi.

    Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun otogarında yakalandı. 24 Ocak 2007’de tutuklanan Ogün Samast, geçen Şubat ayında cezasını çektiği Kandıra F Tipi Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne nakledildi. Cezaevi idaresi, Samast’ın “iyi halli” olduğu iddiasıyla tahliyesine karar verdi. Tetikçi Ogün Samast, şubat ayından bu yana cezasını çektiği Bolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi.

    Çok sayıda siyasetçinin yanı sıra, hukukçular, insan hakları savunucuları tahliye kararına yönelik sosyal medyadan tepkisini dile getirdi.

    “BİZİ YASIN EN AĞIR GÜNLERİNE GERİ YOLLADILAR”

    Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesine dair Dink’in eşi Rakel Dink, Cumhuriyeti’in 100. yılında Azınlık Hakları Konferansı’nın açılış konuşmasında açıklamalarda bulundu.

    Rakel Dink konuşmasında şunları söyledi:

    “İki gün önce hepinizin bildiği gibi Hrant’ın katili olduğu söylenen kişiyi serbest bıraktılar. Bir kez daha adaletsizliği yüzümüze çarpıp, yasın en ağır günlerine geri yolladılar bizi. Şunu bir kez daha hatırlattılar: Hrant’ın cinayetini konuşmadan Türkiye’de azınlık haklarını konuşmak mümkün değildir.

    Nerede, nasıl bir yerde yaşadığımızı bilerek yaşıyoruz elbette. Biz zaten yıllardır katillerle aynı havayı soluyoruz. Çutağımın (Hrant Dink’in) öldürülme emrini verenlerin aramızda dolaştığını biliyoruz zaten. Sabahattin Ali’nin katiliyle, İlhan Erdost’un, Zeki Tekiner’in, Doğan Öz’ün, Uğur Mumcu’nun, Musa Anter’in katilleri, Sivas katliamcılarıyla aynı havayı soluduğumuzu bilmiyor muyuz? Bir gün bile ceza almamış katillerin arasına karıştı gitti, bir tetikçi daha. Cumartesi Anneleri’nin hala daha bir mezar yerleri dahi olmadan, her gün katilleriyle aynı sokaklarda yürümek zorunda kaldıklarını bilmiyor muyuz? Hrant bilmiyor muydu nerede yaşadığını? Türk düşmanı yaftasını ona yapıştırmaya kalktıklarında işkence ediyorlardı ona. Güvercin tedirginliği derken, lirik yalnızlık derken, kendi azınlık halini haykırıp duruyordu. Elbette sembolik anlamı var tetikçinin serbestçe dolaşmasının. Aynı cinayet günü olduğu gibi, bugün de. Ülke gerçeğini Cumhuriyet’in 100. yılında görmeyenlerin gözüne sokuyor, unutanlara hatırlatıyor.

    Devlet terörü, soykırım gibi kelimeler bugünlerde haklı olarak bolca kullanılırken, kendi ülkemizde olanlar olmamış gibi davranamıyoruz. Ve biz bugün yine her zamanki gibi içimizdeki isyanla, sebatla, akla, bilime, vicdana sığınıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink’in katilinin serbest bırakılmasına sosyal medyada tepki yağdı

    Hrant Dink’in katilinin serbest bırakılmasına sosyal medyada tepki yağdı

    PİRHA- Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın serbest bırakılmasına siyasilerden, hukukçulardan, kurumlardan ve halktan tepki yağdı. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı tepkisini dile getirdi.

    Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde katleden Ogün Samast, tahliye edildi.

    Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun otogarında yakalandı. 24 Ocak 2007’de tutuklanan Ogün Samast, geçen Şubat ayında cezasını çektiği Kandıra F Tipi cezaevinden Bolu F Tipi cezaevine nakledildi. Cezaevi idaresi, Samast’ın “iyi halli” olduğu iddiasıyla tahliyesine karar verdi. Tetikçi katil Ogün Samast, Şubat ayından bu yana cezasını çektiği Bolu F Tipi cezaevinden tahliye edildi.

    Çok sayıda siyasetçinin yanı sıra, hukukçular, insan hakları savunucuları tahliye kararına yönelik sosyal medyadan tepkisini dile getirdi.

    OGÜN SAMAST’IN TAHLİYESİNE İLİŞKİN TEPKİLER

    Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesine yönelik tepkilerden bazıları şu şekilde:

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel: Takip etti, tatbikat yaptı, Hrant Dink’i üstelik de planlayarak öldürdü Ogün Samast. Demek ki Ogün Samast’la Türk bayrağı önünde fotoğraf çekilenler günü geldiğinde o delikten çıkarmayı da bildiler. Bugün iyi hâlden serbest kalıyorsa, sözün bittiği yerdeyiz demektir. Bu vakitten sonra bu memlekette adaletin a’sından bahseden gerçekten vicdansızdır.

    HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Sevgili Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay sadece düşünceleri nedeniyle hapiste ama Sevgili Hrant Dink’in katili Ogün Samast serbest! İktidarın bu ayrımcı İnfaz uygulamasına, Hrant’ın katledilmesinden sorumlu olanlara ve arkasındaki siyasi iktidara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Sevgili Hrant’ın bizlere miras bıraktığı barış mücadelemize de ısrarla devam edeceğiz.

    HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: Sevgili Hrant Dink’i alçakça saldırıyla katleden tetikçinin serbest bırakılması AKP-MHP ittifakının bu ülke halklarının ortak yaşam iradesine ve barış talebine yönelik siyasi suikast girişimidir. Hrant’tan ve binlerce arkadaşımızdan baş eğmemeyi, barışı ısrarla savunmayı öğrendik. Katillere ve arkasındaki siyasi iktidara karşı mücadelemizi büyüteceğiz; adalet ve barış bu ülkeye hakim olana kadar direnmeye devam edeceğiz.

    CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Milletin oyuyla seçilmiş milletvekilini, yasaya aykırı bir biçimde cezaevinde tutmak için “yargı krizi” çıkaranlar, katilleri serbest bırakıyor. Kardeşliğimize kurşun sıkanlar, kadınlara, çocuklara kasteden “iyi halliler” dışarıda; gazeteciler, siyasetçiler içeride… “Aslanım benim, aferin Erdoğan…”

    HEDEP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş: Sevgili Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ı bırakanlar, ona bayrak önünde gülerek poz verdiren zihniyettir. Yüzlerce hasta mahpusu ölüme terk edenler Hrant’ın katilini serbest bırakıyorlar.Bugün katilleri serbest bırakan zihniyet düşünce suçlularını tutmaya devam ediyor

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin: “Hrant Dink’in katili Ogün Samast biraz önce tahliye edilmiş. Burası böyle DİSTOPİK bir yer! Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay sadece düşünceleri nedeniyle hapiste ama katil serbest! Ayrımcı İnfaz kanunun sonuçları…”

    Ankara Tabip Odası: Gazeteci-yazar Hrant Dink’in katili Ogün Samast, 16 yıl sonra hasta ve siyasi mahpuslara uygulanmaktan imtina edilen “iyi hal” gerekçesi ile tahliye edildi. Bu kararla toplumsal vicdan ve adalet duygusu bir kez daha yara aldı. Gazetecilerin, yazarların, halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin tutuklandığı, katillerin serbest kaldığı bir ülkede adaletten ve hukuk devleti ilkelerinden söz edilemez!

    Türkiye İşçi Partisi: Anayasa Mahkemesi’nin tahliye kararına rağmen cezaevinde tutsak bulundurulan Hatay Milletvekilimiz Can Atalay ve onlarca siyasi tutuklu Saray’ın talimatıyla özgürlüklerinden mahrum edilirken, Hrant Dink’in katili Ogün Samast bugün tahliye edildi. Milletvekilleri, siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler hapiste tutulurken bir katil daha sokağa salındı. Yargıyı mafya çetelerinin arka bahçesine çeviren Saray Rejimi’ni yıkacağız, adaleti kazanacağız!

    Özgürlük için Hukukçular Derneği: Hrant Dink’in katili Ogün Samast “iyi hal” gerekçesiyle tahliye edildi. Yasaları, katilleri serbest bırakmak için kullanan iktidar, gözlem kurulları ile tahliyeleri engellerken, azami tutukluluk süresi dolmuş olan Gültan Kışanak’ın tahliyesine, AYM kararlarına uyulmasına engel oluyor!

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Araştırmacı Hüsnü Gürbey yazdı: Silbûs (Surp Luys) sessiz kaldı, kuşlar küstü

    Araştırmacı Hüsnü Gürbey yazdı: Silbûs (Surp Luys) sessiz kaldı, kuşlar küstü

    PİRHA- Araştırmacı Hüsnü Gürbey, Agos’ta yayımlanan yazısında, Dersim coğrafyasında hem Ermenilerin hem de Kürtlerin kültüründe önemli bir yeri olan Sılbûs/Surp Luys dağının tarihçesine ve dağla ilgili efsanelere yakından bakıyor.

    Araştırmacı Hüsnü Gürbey, Agos gazetesine yazdığı “Silbûs (Surp Luys) sessiz kaldı, kuşlar küstü” başlıklı yazısında, Sılbûs/Surp Luys dağının tarihçesine ve dağla ilgili efsanelere yakından bakıyor. Kutsal Sılbûs– Surp Luys (Kutsal Işık)—Dağının, Dersim, Ermeni ve Kızılbaş Kürtler için bir ad olmanın ötesini ifade ettiğini belirten Gürbey, “Kadim halklar, yaşadıkları yerle/coğrafya ile özdeşleşirler, yaşadıkları yerlere sadece ayak izlerini, anılarını bırakmazlar, o coğrafyada dillere destan muazzam hikâyeler, mitoslar ve söylenceler bırakırlar. Bir halk yaşadığı topraklara, kendinden bir şeyler bırakmamışsa, o topraklar üzerinde bir hikâyesi yoksa o halk oranın yerlisi değildir ya göçmendir ya işgalcidir” dedi.

    SILBÛS (SURP LUYS) SESSİZ KALDI; KUŞLAR KÜSTÜ

    Hüsnü Gürbey‘in Agos Gazetesi’nde yayınlanan yazısı şöyle:

    “Yer adları, aynı zamanda kadim halkların kimliğinin de bir unsurudur. Yer ve bölge adları kadim yerli halkların kimliklerini tamamlayan öğeler olarak önemini günümüzde de korumaktadır. Bazı ülke, şehir, nehir, dağ vb. adlarının sadece bir ad olmanın ötesinde derin anlamları olduğunu biliyoruz. Zira bu adlar, aynı zamanda bir kültürü, bir karakteri de yansıtıyor. Örneğin Kutsal Sılbûs– Surp Luys (Kutsal Işık)—Dağı, Dersim, Ermeni ve Kızılbaş Kürtler için bir ad olmanın ötesini ifade eder. Kobanê, nasıl ki Kürtler için bir direniş destanının ifadesidir, Kutsal Sılbûs Dağı’da bir inancın sembolüdür.

    Kızılbaş Kürtler ile Ermeniler ’in ortak kutsalı olan; Kutsal Sılbûs’un– Surp Luys—da bir hikâyesi var. Yüksekliği ve ihtişamının yanında ikizi gibi duran, ama ondan oldukça düşük kalan Qêl Dağı’nın kıskanmasına neden olur. Kıskançlığından dolayı Qêl, Sılbûs’a beddua eder: “Her mevsim, üstünde kar, buz ve boran eksilmesin” der; bu bedduaya içerlenen Sılbûs’ta Qêl’e “senin üstünde de engerekler ve çıyanlar eksilmesin” der. Êzdan tarafından her iki beddua kabul edilir; ne Sılbûs’un karı, buzu, boranı ne de Qêl’deki çıyan ve engerekler eksilir…

    “ARAMIZDAKİ FARK SOĞAN ZARI KADARDIR”

    Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik, Semavi dinlerdir ve onların ihtişamlı mabetleri vardır. Hıristiyan dinine mensup, Ermenilerin ve Süryanilerinde kiliseleri var ve ayrı ayrı ibadethanelerde ibadet ediyorlar. Bir doğa/tanrısal inanç olan Kızılbaşların ibadethaneleri yoktur; doğanın kendisi kutsaldır ve her yeri mabettir/ziyaretgâhtır; ama içlerinde bazı yerler var ki çok ayrı anlam ve önemi vardır. Bazı su gözeleri, bazı dağların zirveleri bir ulunun mekân tutuğuna inanılır. Cemlerini köy evlerinde yaparlar. İnandıkları ne varsa kalplerindedir onların. Evlerinde dua ederler; sabah Güneşi’ne, Ay’a, yıldızlara yakarırlar. Xızır’dan yardım, Ali’den medet umarlar.

    Buna karşın uzun asırlardır iç içe ya da yan yana yaşayan Ermeni ve Kızılbaş Kürt topluluklarının, ortak gelenek, görenek ve inanışları vardır; bunlardan Gağend/Waynaht, Xızır Orucu/Surp Sarkis , perhiz gibi benzer oruç günleri gibi. Boz Atlı Xızır inancı, Ermeni kültüründe sadece isim değişikliğine uğramış Boz Atlı Aziz Surp Sarkis’tir ve Kızılbaş Kürtlerdeki Xızır ile aynı özelliklere sahiptir. Kırsal bölgede yaşayan Ermeniler, aynı Kızılbaş Kürtlerde olduğu gibi Şubat ayında Surp Sarkis için üç gün oruç tutmakta, benzer olarak Xızır için yapılan ‘kete’leri Surp Sarkis için sunmaktaydılar. Gaxend haftası bir başka ortak inanç ritüelidir; o gün tuzlu qawıt yenilir. Genç kız ve oğlanlar su içmeden uykuya yatar, rüyasında birinin kendisine su verdiğini gören kişi onunla evleneceğine inanılır. Rüyasında kendisine su verdiği kişiyle gerçekten evlenen var mıydı? Bilinmez ama buna inanılırdı.

    “SİLBÛS İKİ HALKIN ORTAK DEĞERİDİR”

    Ali Tîyar Gök, Levon Haçikyan’ın” Hemşin Gizemi” adlı kitaptan Sılbûs/Surp Luys/Kutsal ışık adlı ziyaret hakkında şu bilgiyi verir:

    “Vartavar Kiğı’da da büyük bir coşkuyla kutlanırdı. Bu kentin batısında, Dersim yakınlarında sivri, çift zirveli Surp Luys (Kutsal Işık) dağı yükselir. Bu yöre halkının dağa saygısı öylesine büyüktür ki en büyük yemini “Surp Luys’un zirvesi üzerine ederler, bu dağda adak günlerinde doğanların Tanrı vergisi kabiliyetler taşıdığına inanırlar ve onları Varteres (gül yüzlü) adıyla vaftiz ederlerdi.

    Surp Luys dağı ziyareti ise başlı başına bir törendi. İnsanlar günler öncesinden adak hazırlıklarına başlarlardı. Temizlik yaparlar, bayramlık giysi ve çamaşırları ortaya çıkarır, katı yiyecekler ve lavaş hazırlar, yoksullara yiyecek ve giyecek armağan ederlerdi. Dargın veya küskünler barışmadıkça adağın kabul edilmeyeceğine inanırlardı. Pazar günü, güneşin doğuşundan çok önce yayan yola çıkılır, kadın ve kızlar çoğu kez yalınayak yürürdü. Tanyeri ağırmadan Soğukpınar’a (Pağakhpür) varılıp kahvaltı hazırlanırdı, buradan zirveye çıkarlardı. Zirveye varanlar, din ve dil farkı gözetmeden secde eder, toprağa yüz sürüp taşları öperlerdi. Dağ öylesine yüksek ve çevreye hâkimdi ki 360 köyü ile tüm Kiğı gözler önüne serilir hatta dürbünle bakıldığında Palu bile görünürdü. (Gök, 2002;7-8)

    NUHUN GEMİSİ

    Kedername ise Sılbûs hakkında şu bilgileri verir: Bu dağın tarihi gelenekleri vardır. Rivayete göre, tam şafak sökerken, Nuh Peygamber gemisiyle geçerken doruğuna sürtünmüştür ve bu yüzden de bu dağ Surb Luys (Kutsal Işık) olarak anılmaktadır. Bu nedenle her yıl, Vardavar’da Ermeniler ve Kürtler (Kızılbaş Kürtler) ziyarete gidip kurban keserlerdi. (Kedername, 2014; 372)

    Nuh’un gemisinin sürtünmesi sonucu çatallaşan dağın bir adı da Zılfıqar’dır. Çocukları olmayan, doğup da yaşamayan ailelerin tercih ettikleri en kutsal mekân burasıdır; şayet bu ziyaretten sonra çocukları olursa, ziyarette atfedeceklerinin/bağışlayacaklarının sözü verilir. Dolayısıyla doğan ilk çocuk erkekse ismi Zülfü/Zılfıqar (daha sonsa bunlara Mehmet Zülfi denilmeye başlandı) kız ise Asiye adı verildi. Bu çocuklar kutsala adandığı için, “masum u pak “kabul edilir ve kendilerine çok şefkatli ve nazik davranılır.

    TOROS SADAĞİKYAN’IN HİKAYESİ

    Ortak mekânlar dışında iki halk birbirlerinin kutsallarına da saygı gösterirlerdi. Bılece’de Ocaxê Qeresli’nin en iyi taliplerinden birisi, Kiğı’nın ünlü avukatlarından (dava vekili) Ermeni Toros Sadağikyan’dır. Sadağikyan tıpkı bir Kızılbaş gibi her yıl sonbahar aylarında köye gelir, ocağa misafir olur, gece yatsıya kalır, adağını adar, Hakkulasını verir ve Gulbangını alır giderdi. 1914 yılının yaz aylarında, Ermenileri vuracakları söylentisi yayılınca, Raywer Selah Efendi, dikkatli olması için Toros Sadağikyan’a haber yollar ve bir müddet Ocakta kalmasını ister. Gerçekten de Erzurum Valisi Tahsin Bey, Toros gibi bir halk önderini ortadan kaldırmak için çetelerle anlaşmıştır. Bir sonbahar günü (muhtemelen 1914 sonbaharı olmalı) Toros Bey, Sıvgêlikten Kiğı’ya dönüş yolunda Çiçek Tepesi denilen yerde stratejik bir nokta da pusuya düşürülerek vurulur. Toros’u vuranları, Ocak düşkün ilan eder, ama Ermeni halkı önemli bir liderini kaybetmiştir.

    Toros Sadağikyan’ın ölümü tehcir ve katliamların habercisidir; Ocak hemen önlem almaya çalışır. Çok yaşlı olmasına rağmen Selah Efendi’nin Babası İsmail ê Rawer hâlâ sağdır ve taliplerine, mal ve mülk için Ermenilere dokunmamaları için bir bildiri yayınlar: Bildiride; “ Ewî ku telvı Romê Fılan lêdıxın, jı me nının: Ew werısn, em dezîyê/bendıkê xwavın; dezî/bendıkê xwav zû dıbızdî, werıs nabızdî. Bê xwudî emın; me zû qırdıkın—Osmanlıyla birlikte Ermenileri vuranlar bizden değildir: Onlar urgandırlar, bizler ise ham ipiz, ham ip erken kopar, urgan kopmaz. Sahipsiz olan bizleriz; bizi erken kırarlar–”. Bunun anlamı şu: “Bugün Ermenilerin başına gelenler, yarın bizim başımıza gelir”; şu öngörüyü görebiliyor musunuz…

    OCAĞIN TOROS BEYDEN BAŞKA TALİPLERİ DE VARDI

    Ocağın, Toros Bey’den başka da talipleri vardı, küçükken tutuğum notlarıma el konulduğu için isimlerini veremiyorum; hafızamda sadece Kiğı eşrafından Artin Efendi kalmıştır. (*1) Kızılbaşlar da Ermeni kutsallarına gerekli saygıyı gösteriyorlardı; özellikle, kilise ve manastırlara saygı, en başta gelirdi: buralarda her Perşembe akşamı çıralar yakılır, niyaz edilirdi. Ünlü Kürdolog Dr. Celilê Celil, Dersimdeki Kızılbaş Kürtlerin yöredeki kiliselere hürmet gösterdiklerini, bu yerleri kutsal sayarak saygı gösterdiklerini belirtmektedir. Ermeni tarihçi Matti Moosa da bu tespiti doğrulamaktadır: “Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki ilişki Kızılbaşların Ermeni Kiliselerine ve kutsal yerlerine gösterdikleri saygı ile güçlenmektedir. Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki sosyo-dinsel ilişki artık yerleşmiş bir gerçektir. Sosyolojik açıdan yakın olan Ermeniler ile Kürtler ezelden beri Anadolu’da yan yana yaşamaktadırlar. Anadolu’nun doğusunda yoğun bir şekilde Kızılbaş nüfusu bulunmakta, birçok köyde ise Ermenilerle Kızılbaş Kürtler yan yana yaşamaktadır.”

    Harput’ta 1901-1917 yılları arasında görev yapmış son Amerikan misyoneri Henry Riggs, anılarında, Dersim halkı ile Ermeni halkı arasındaki dostane ilişkileri dile getirirken: “[ … ] Dersim Kürtlerinin Ermenilerle pek çok ortak noktası var, aslına bakılırsa, Türklerle olduğundan çok daha fazla” diyecektir.  (Kıeser,2005; 546-547)

    İKİ HALK ARASINDAKİ BENZERLİKLER, FARKLILIKLAR 

    Henry Riggs’in aktardığı gibi iki halkın benzerlikleri, farklılıklarından çok daha fazladır; bu durum, devlet yetkililerinin dikkatinde kaçmamıştır. Cumhuriyet döneminin önemli ideologlarından biri olan Hasan Reşit Tankut, Kızılbaş Kürtler ile Ermeni Hristiyanlığı arasındaki benzerliklere dikkat çeker:

    “Siyasal Bilgileri henüz bitirmiş ve Sivas Vilayeti maiyetine verilmiştim. Hafik ilçesinin bir Kızılbaş Kürt köyünde geceledim. Ev sahibi (Koçgirili Pir), I. Dünya Savaşı yıllarında Ermeniler’e özerklik verilmesi için öngörülen halkoylaması dolayısıyla bana şunları söyledi: ‘Kızılbaşlarla Ermeniler arasındaki fark, soğan zarı kadardır’” dediğini aktarır.

    Tankut, savaş öncesi yıllarında, Ermeniler’e verilmesi öngörülen özerklik konusunda da şunları ilave edemeden geçmez: “Allah’a şükür Birinci Dünya Savaşı patlak verdi de o uğursuz projenin hayata geçirilişini engelledi. Aksi takdirde Kızılbaşların büyük bir kısmı Ermenilerin lehine oy kullanırdı” diyecektir. (Kıeser,2005;716-17)

    “İKİ HALKIN YAKINLIĞI OSMANLI’YI HEP KUŞKULANDIRMIŞTIR”

    İki halkın bu yakınlığı Osmanlı Devleti’ni hep kuşkulandırmıştır. Bölgede gönderilen raporlarda bu açıkça görülmektedir. Örneğin: 11 Kasım 1895’te Amasya mutasarrıfı Bekir Sıtkı Bey, İstanbul’a Sivas civarındaki Alevi/Kızılbaş inançları, faaliyetleri ve Ermenilerle ilgili ayrıntılı bir rapor hazırlar:

    Raporda Kızılbaşların; “tüm ticari ilişkilerini gerçekleştirdikleri Ermenilerle yakın ilişkileri vardır.” Denildikten sonra; “alışkanlıkları ve kültürleri, onları sürekli entrikalarına ortak etmeye çalışan Ermeniler tarafından çok iyi bilinir. Ermeniler kendi adlarına, Kızılbaşların da onlarla müttefik olduğunu ve zamanı geldiğinde Müslüman halkı yenilgiye uğratmak için onlarla birleşeceklerine inanmışlardır. Bu nedenle, Kızılbaşların Müslümanlara olan nefretini daha da artırmak için söylentiler çıkarmaktadırlar.” (Deringil, age:227)

    HARMONİ BİR GÜN ANSIZIN BOZULDU

    Bir bahar sabahı insanlar uykularında uyanırken ani bir kararla karşılaştılar; Ermeniler göç ettirilecek. Ama böyle söylenmedi, onları geçici bir süreliğine Murat Paşa’nın yanına götüreceklerdi, nereden bileceklerdi ki, Murat suyuna kurban verileceklerdi.

    Her göç bir kopmadır, sadece göç edenlere değil kalanlara da acı verdi; hem de ne acı! İnsan yaşadığı yeri en iyi belki de müziği anlatır, o halkın enstrümanları çaldığında o yerin canlıları, kurdu-kuşu, böceği, dağları, ırmakları, akan suları ve insanları müziğin ritmine, ezgisine katılarak eşlik eder. Ama şimdi harmoni bozuldu, yüz yıl arayla önce Ermeniler sonra Kızılbaş Kürtler zorunlu göçe tabi tutuldu. Coğrafyamız sessiz, kuşlar dâhil bütün canlılar küstü.

    Yunanlı şair Nikiforos, bir şiirinde: “Savaş bitti/Bir sessizlik, sonra kuşlar geldi geri” der, ama bu topraklara barış gelmedi ki kuşlar geri gelsin, onlar ebedi gitti…

    DIZGÛN BAVA’DA SESSİZLİĞİNİ BOZMADI

    Eteğinde bunca acıların yaşamasına rağmen Sılbûs, sessizliğini bozmadı, çatal zirvesinden beklenen kurtarıcı kıvılcımını yolamadı. Hz.İsa çarmıha gerilirken; “Eli Eli, lama şabaktani?” dedi (Maalouf, 2012; 357)  ve tanrısına niye beni terk ettin diye sitem etti. Dersimliler de Bawa Dızgun’a sitem ettiler: “Dızgûno, Dızgûno to ça bombayê xwo hetê dînera rast nekerdino” dediler; ama Dızgûn Bawa’da sessizliğini bozmadı. Kadim topraklarından sürgün edilenler doğa-tanrılarına küsmediler, ama sitem ettiler…

    Yüzyıl yıl içinde yaşanan bu dramatik acı olaylardan olsa gerek, Sılbûs ve Qêl en sonunda sessizliklerini bozdular;  suç bizde mi diye bir birlerini sorgulamaya başladılar. Önce karşılıklı olarak birbirlerine ettikleri bedduaların kaldırılması için yüce varlık Êzdana çağrıda bulundular. Çağrıları hemen kabul gördü. Şimdi ne Sılbûs’un üstünde kar, buz, boran var, ne de Qêl’de yılan ve çıyan.

    Heyhat ki ne heyhat! Ama şimdi kendilerini yalın ayakla ziyaret edecek, niyaz dağıtacak, çıra yakıp Hak’la Hak’laşacak ne ziyaretçi kaldı ne de eteklerin de bağırıp çağıran, oynaşan, üreten ve yaratan insan ve canlı varlıklar. Yazıyı Bıleceli Şair Engin Güngör’ün Sılbûs adlı şiiriyle bitirelim:

    “İnsan beni böyle andı

    Benim adım Surp Luys

    Ham ateşin ışığıyım

    İnsandan bin yıllar önce

    Toprak doğurdu beni

    Suyun ve ateşin çocuğuyum

    Sonra rüzgâr ve bulutları tanıdım

    Milyon kere Güneş’i karşıladım, uğurladım

    Önce ağaçlar ve kuşlar geldi sonra insanlar

    Hepsinin şeceresi mıh gibi aklımda

    İlk kavganın İlk eşkıyanın ilk celladın

    Çıplak sonra çarıklı ve açlığın

    Tanrılara adanan ilk canın ve ondan akan kanın

    Binlerce savaşın hastalığın göçün tanığıyım

    Benim adım Sılbûs dağlar ülkesinden

    Munzur’un ve Bağır’ın karındaşıyım

    Kengerini, kekliğin, keçinin, pepuğun yurdu

    Ne kartalı aç bırakmışım ne de kurdu

    Benim adım Silbûs

    İnsan beni böyle çağırdı.”

    NOT: Bu makale 17 Ağustos 2023 tarihinde Agos gazetesinde yayınlanmıştır.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hrant Dink, 19 Ocak’ta vurulduğu yerde anılacak

    Hrant Dink, 19 Ocak’ta vurulduğu yerde anılacak

    PİRHA- Hrant Dink katledilişinin 16. yılında eski Agos gazetesi bürosu önünde yarın (19 Ocak) anılacak. Dink için ayrıca çeşitli anma etkinlikleri de düzenlenecek.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve insan hakları aktivisti Hrant Dink, katledilişinin 16’ncı yılında anılıyor. Dink için, vurulduğu yerde Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinin bulunduğu Sebat Apartmanı’nın önünde anma düzenlenecek.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da anmayı düzenleyen Hrant’ın Arkadaşları, 19 Ocak Perşembe günü saat 15.00’te Şişli Halaskargazi Caddesi üzerindeki Sebat Apartmanı önünde buluşma çağrısı yaptı.

    Anmayı düzenleyen Hrant’ın Arkadaşları İnisiyatifi, “Seninleyiz Ahparig. Buradayız! İnadın, umudun, cesaretin bizimle. 19 Ocak 2023’te, saat 15.00’te, yine 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı  önünde, onu vurdukları yerde Hrant Dink’i anıyoruz” duyurusunda bulundu.

    HRANT DİNK İÇİN ANMA ETKİNLİKLERİ 

    -Berlin’deki Maxim Gorki Tiyatrosu da her yıl olduğu gibi bu yıl da 19 Ocak’ta Hrant Dink’i anıyor. Yerel saatle 20.30’da başlayacak etkinlikte Ümit Kıvanç’ın “Hafıza  Yetersiz-Hrant Dink İçin Bir Film” başlıklı çalışması izlenecek. Ümit Kıvanç ayrıca çevrim içi bağlantı ile etkinliğe katılacak, filmin oluşum süreci hakkında konuşacak.

    -20 Ocak’ta Amsterdam’da bir anma olacak. Ayhan Işık moderatörlüğündeki söyleşide Adnan Çelik ve Hovsep Hayreni konuşmacı olacak. Emrah Oğuztürk de dinleti performasıyla etkinliğe katkıda bulunacak. Yerel saatle 19.30’da başlayacak etkinliği adresi IIRE , Lombokstraat 40 Amsterdam.

    -21 Ocak Cumartesi günü Kanada Ottawa’da da bir anma etkinliği düzenleniyor. Yerel saatle öğleden sonra 15.30’da başlayacak etkinlik Ottawa Main Library’de. Cihan Erdal’ın konuşmacı olduğu etkinlikte Ömer Ongun ve Silvia Haltrop’un dans gösterisi ve Mehmet Fatih Güden’in film gösterimi de yer alacak.

    KÖLN’DE ANMA

    Türkiye Almanya Kültür Forumu’nun Alman-Ermeni Cemiyeti, Köln Ermeni Cemaati, Çok Kültürlü Forum ve TÜDAY (Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği) ile işbirliği içinde düzenlediği etkinliğe pek çok isim katılacak.

    21 Ocak’ta yerel saatle 16.00’da başlayacak anma etkinliğinde açılış konuşmasını Almanya Ermeni Kilisesi Başpiskoposu Serovpé Isakhanyan yapacak. Federal Tarım ve Gıda Bakanı Cem Özdemir ile gazeteci-yazar Can Dündar da video yoluyla etkinliğe katılacaklar.

    Etkinlikte Alman Ermeni Derneği‘nden Dr. Raffi Kantian moderatörlüğünde “Türkiye ve Almanya’da Gündelik Hayatta Irkçılık” başlığıyla bir panel de gerçekleştirilecek. Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Parlamentosu Başkan Yardımcısı Berivan Aymaz, Uluslararası Af Örgütü‘nden Amke Dietert, Yazar Aslı Erdoğan ve AGOS’un eski Yazı İşleri Müdürü Aris Nalcı’nın katılacağı oturumda ırkçılığın gündelik hayata sızışı ve buna karşı mücadele olanakları ele alınacak.
    Köln/Yeşiller Kent Konseyi üyesi Dilan Yazıcıoğlu ve Deutsche Welle editörlerinden gazeteci Aydın Üstünel’in sunacağı program boyunca ünlü caz piyanisti ve şarkıcısı Laia Genç eserleriyle yer alacak. Etkinlik eş zamanlı olarak Almanca ve Türkçe’ye çevrilecek. Etkinlik Alte Feuerwache Köln Kültür Merkezi’nde.

    Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi ve SolFaSol dergisi tarafından düzenlenen etkinliğin başlığı  ise “Son Gelişmeler Işığında Hrant Dink Cinayetini Yeniden Konuşmak”. Etkinlik  19 Ocak’ta gerçekleştirilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink, Sebat Apartmanı’nda güvercinlerle yansıtıldı-VİDEO

    Hrant Dink, Sebat Apartmanı’nda güvercinlerle yansıtıldı-VİDEO

    PİRHA- Katledilişinin 14. yıl dönümünde Hrant Dink, Sebat Apartmanı’nda güvercinlerle birlikte yansıtıldı. 

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 14. yıl dönümünde anılıyor. Bu akşam Hrant Dink’in katledildiği Sebat Apartmanı’na Dink’in fotoğrafı ve güvercinler yansıtıldı. 19 Ocak’a kadar her akşam Agos gazetesinin bulunduğu Sebat Apartmanı’na Dink’in fotoğrafı ve güvercinler yansıtılacak.

    Hrant’ın Arkadaşları da her yıl 19 Ocak’ta yapılan Hrant Dink anmasının bu yıl pandemi nedeniyle Salı günü, saat 14.45’te http://hranticinadaleticin.org adresinde çevrimiçi yapılacağını duyurmuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkan Elçi Hrant Dink için yazdı: Yıldönümleri acının adıdır

    Türkan Elçi Hrant Dink için yazdı: Yıldönümleri acının adıdır

    Türkan Elçi, katledilen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink için kaleme aldığı yazıda, yıldönümlerin acının adı olduğunu belirterek, “Gidenlerin arkasında hangi kalem hakkıyla yazabilir ki” dedi. 

    Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan Dört Ayaklı Minare’nin önünde açıklama yaptığı 28 Kasım 2015’te katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink’in ölüm yıldönümü dolayısıyla Genel Yayın Yönetmeni olduğu Agos Gazetesi’nde bir yazı kaleme aldı.

    Elçi’nin “Taş avlulu evin kadınları” başlıklı yazısı şöyle: 

    “Dedim ki:kasımpatılar gidenlerin kokusuna kasımpatılar iyi gelir

    dedim ki:kasımpatılar karın altında bizi bekler, gitmez bir yerlere, biz gideriz, dedim

    dedim ki:bizim de kapı önü olan bir evimiz, sabahlara çıktığımız, gecesinde içimize döndüğümüz, çatısı rüzgârlı, dünyanın kenarında bir evimiz, evimizin kenarında kasımpatılar vardı

    dedim ki:kasımpatılar açınca birileri gider

    dedim ki: biz sevince birileri kaybolur

    Agos, Hrant Dink’in yıldönümü için bir yazıyla katkıda bulunmamı isteyince yıl dönümlerini anlatmanın zor olacağını bildiğim halde hayır diyemedim. Agos’un bizim yanımızda ayrı bir yeri vardır. Yıldönümlerinin adım adım yaklaştığını hissedince günler öncesinden kara bir bulut gibi göğsümüzün üzerine çöken ağırlığı anlatmaya sözcük bulamaz insan, gidenlerin ömrübillah unutulmayacak bir zulümle aramızdan koparılışını hangi kalem hakkıyla yazabilir ki?

    Kaybettiklerimizin yıldönümleri, acımızın halkasına bir halkanın daha eklendiği, bir çırpıda elimizden kayıp giden zamanların ve elimizden alınanların çetelesinin tutulduğu, bir yanımızın diri, bir yanımızın ölü olduğunu fark ettiğimiz anın diğer adıdır.

    Yıldönümleri, dünyanın kenarında inşa ettiğimiz yarım kalan eski hayatımızı, bizlere diğer günlere oranla daha ziyadesiyle hatırlattığı zamanların adıdır. Dünyanın kenarı diyorum, evet, kenarı. Dünyanın kenarındaki evlerimizde kendi halimizde içimize dönerek herkes gibi sabahları bekleyen gecelerden geçen sıradan insanlar olarak, bir anda kendimizi acının ortasında bulduğumuz zamanların adıdır yıldönümleri.

    Yıldönümleri evimizdeki saksılarda değil, sevdiklerimizin göğsünün ortasında yeşeren çiçekleri sulamaya gittiğimiz anların, karın altında günden güne kök salan kasımpatıların, gidenlerin bir daha dönmeyeceklerini bize bir kez daha hatırlattığı,  kaybolup kaybolmamakta karar kılamayan usumuzun sığınacak başka mekanlar aradığı zamanların adıdır.

    Katledilenlerin yıldönümleri, daha başka, başka başka katledilenlerin de hatırlandığı, haksızlığın zulmün büyüyen dalgası karşısında birbirimize kenetlendiğimiz; yüreğimizdeki duygunun kollarımızda dolaşan gücün diğer adıdır.

    SURİÇİ BABAANNEM VE ERMENİLER

    Ben Hrant Dink’i her hatırladığımda aklıma çocukluğumun sokakları düşer. “Silah, çatışma operasyon istemiyoruz” haykırışıyla uğruna ölünen sokaklar. Ebeveynimin uzun süre, benim ise dört yaşıma kadar kaldığım Suriçi ‘nin, uzun yıllar farklı etnik kökenden ve dine mensup kişilerin meskun olduğu bir yer olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Koca yürekleriyle dar sokakları genişleten, birbirlerine müsamaha içinde olan taş avlulu evlerdeki sakinlerden biri de babaannemdi. Süryanileri, Keldanileri,  Ermenileri ilk ondan duymuştum. Babaannemin son zamanlarına kadar dostluk bağıyla bağlı olduğu en yakınındaki kişi – bugünkü tabiriyle kankası -Ermeni bir kadındı.

    Evimizden biri gibiydi, hatta ben uzun süre bizim akrabalarımızdan biri olduğunu zannediyordum. Ermeni olduğunu yıllar sonra öğrenmiştim. Sur dışına taşındıktan sonraki zamanlarda evimize gelirken babaannemle sobanın başına geçip birbirlerine içlerini döktükleri sohbetlerini, beraber yemek pişirip sofra kurduklarını hatırlarım. Tabii o zamanlar samimi misafirlerle sobanın başına oturulur, alevlerin kırmızılığı, ateşin küle dönüşü seyredilirken sohbet koyulaşır, dostluk bağları o sıcaklıkla daha da pekiştirilirdi.

    Odun sobasının çıtırtılarını dinlerlerken birinin kulağı ezanda, diğerininki de çan sesindeymiş meğerse. Başkalarının kirli dünyasından çok uzakta, kendilerinin yarattıkları bir dünyada dar sokaklara açılan taş avlulu evlerin kadınlarıydı onlar. Tumas’ın fırınından ekmek kokusu yayılan mahallede her bir göz odada yaşayanların ortak olarak kullandıkları taş avlularda, kardeşlik meskun mahaldi o zamanlar. Kiliselerden, camilerden, mezarlıklardan, her gün herkesin ayak izinin değdiği sokaklardan, evlerin duvarlarından, tokmaklı tahta kapılardan, acıdan, kederden süzülmüş ağıtlardan, aşkla bezenmiş türkülerden bilcümle ortak bir hafıza yaratılmıştı, geçmişte her ne kadar kötü şeyler yaşanmışsa da görmezlikten gelmeyi becerebiliyordu o insanlar. En azından ebeveynlerimden duyduklarımdır anlatmaya çalıştığım.

    Birbirlerinden farklı renklerle kara taşlara nakışlanmış ve birlikte yaşamanın emaresini bulabileceğimiz, yarınlara elimizden geldiğince taşımaya çabaladığımız kardeşlik duygularımızın resmi olan mahalleydi bizimki.

    DUVARLAR DARACIK SOKAKLARA DEVRİLDİ

    Ben ne zaman Hrant Dink’i hatırlasam çocukluğumun o sıcak, huzurlu, eşsiz taş avlulu evleri gelir aklıma. O barış içindeki yaşam birilerini rahatsız etmiş olacak ki bizi bize hatırlatan ortak hafızadan müteşekkil tarihî yerleri yıkıp yok etmek istediler. Bizim gibi sırt sırta yaslanan evlerin duvarları daracık sokaklara devrildi evvela, birbirimize ulaşacağımız yollar kapandı. Bahçelerimize diktiğimiz dut ağaçlarımız kurudu,  kırık dökük hayatlarımızın yalnızlığını pencerelerde kalan susuz fesleğenler anlattı.

    Bu tarihî bölgede silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” denildi, duyan olmadı. Çocukluğumuzun geçtiği yerlerle aramıza perdeler gerildi, ayan beyan öldürüldük, üstü örtüldü.

    Dışarıda öldürücü zemheri, damımıza kadar kara batmışız, ortada yanan odun sobası, camı buğulanmış penceremizi düşlüyorum, çocuk parmaklarım cama bir şeyler yazıyor. Taş avlulu evlerin kadınlarının hoşgörüsü, taş avlulu evlerin kadınlarının hoşgörüsü. Özlemek, hoşgörüyü özlemek.”

    (Kaynak:MA)

     

     

  • Hrant Dink davası 17 Aralık’a ertelendi

    Hrant Dink davası 17 Aralık’a ertelendi

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in ölümünde sorumluluğu olan kamu personellerinin yargılandığı dava yine ertelendi. Savcı esasa ilişkin mahkemeye sunduğu mütalaasında, 53 kişi hakkında ceza istemiş, 11 kişinin beraatını, 12 kişinin ise dosyasının ayrılmasını talep etmişti. 

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan kamu personellerinin yargılandığı davanın duruşması, Çağlayan’da bulunan İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada, bir kısım sanık ve avukatları ile Dink ailesi avukatları hazır bulundu. Çok sayıda gazetecinin izlediği duruşma, kimlik tespitinin ardından başladı.

    Duruşmada söz alan sanık ve avukatları, iddia makamının esasa ilişkin verdiği mütalaaya karşı savunma için süre talebinde bulundu.

    DURUŞMA ERTELENDİ

    Ardından söz alan savunma avukatları da, ek süre talebinde bulundu. Savunmaların ardından ardın mahkeme heyeti, avukatların ek süre talebini kabul ederek, daha önce beyanları alınmamış 10 sanığın savunmalarının alınması için duruşmayı 17 Aralık’a erteledi.

    MÜTALAA SUNULMUŞTU

    Esasa ilişkin mütalaasını mahkemeye sunan savcı, 53 kişinin farklı suçlardan cezalandırılmasını isterken, 11 kişi hakkında beraat talep etti. Savcı ayrıca 12 kişinin de dosyasının ayrılmasını istedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hrant Dink ölümünün 13. yılında vurulduğu yerde anıldı – VİDEO

    Hrant Dink ölümünün 13. yılında vurulduğu yerde anıldı – VİDEO

    PİRHA – Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 13’üncü yılında vurulduğu yerde anıldı.

    Haberin Videosu

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 13. yılında vurulduğu yerde anılıyor. Anmaya katılan yüzlerce kişi, Hrant için adalet istedi, biz kez daha “On üçüncü yıl utanmak için geç değil. Biz bitti demeden bu dava bitmez. Adalet istiyoruz. Buradayız Ahparig” diye haykırdı.

    Şişli Halaskargazi Caddesi üzerindeki Agos gazetesinin eski binası önünde yapılan anmaya Dink’in eşi Rakel Dink, oğlu Arat, kızları Sera ve Delal Dink, dostları, sevenleri, Agos gazetesi çalışanları, HDP ve CHP milletvekilleri ile yüzlerce kişi katıldı. Agos gazetesi binasına “On üçüncü yıl utanmak için geç değil”, “Adalet istiyoruz Hrant 13” ve “Vazgeçmiyoruz Ahparig!” pankartları asıldı.

    Anmanın yapıldığı alana çıkan yollar ile metronun Osmanbey durağı polislerce kapatıldı. Araç geçişlerine de kapatılan yollardan yurttaşlar ellerinde “Hrant için adalet için”, “Yaşasın işçilerin dayanışması, halkların kardeşliği”, “Hepimiz Hrant’ız”  dövizleri ile Dink’in fotoğraflarını taşıyarak alana girdi.

    Dink’in vurulduğu gazete binası önüne mum ve karanfiller bırakılırken, ses sisteminden Ermenice ağıtlar dinletildi. Gazete binası önüne gelen kitle sık sık “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “Öldür diyenler yargılansın” ve “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Hrant’ın Arkadaşları adına konuşan gazeteci Bülent Aydın, gazetenin eski binasının penceresinden Dink’in faillerinin bulunması için mücadele edeceklerini vurguladı.

    “EZİLENLERİ BİR ARAYA GETİRDİ”

    Ardından konuşan Toplumsal Bellek Platformu’ndan Sertaç Ekinci, Hrant Dink’in ülkenin kardeşlik dili olduğunu belirterek, “Bu yüzden aramızdan alındı. Ermeni sorununun bu ülkenin sorunu olduğunu sürekli anlattı. Bu yüzden tehlikeli görüldü. Bu ülkenin ezilenleri bir araya getirdikleri için öldürüldüler. Öldürülen Musa Anter’ler Tahir Elçi’ler ve daha nice aydınların dosyaları yıllarca sürdü. Çok sayıda Kürt aydınının öldürüldüğü dava geçenlerde sonuçlandı. Davadaki herkes beraat etti. Eğer hukukun egemen olduğu bir ülke olsaydı belki adalet yerini bulurdu. Bizler de adalet aradığımızda bize de adaleti vermeyecekler. Adalet bu ülkenin ezilenlerinin bir araya gelmesiyle elde edilebilir” diye konuştu.

    “BİTİMSİZ BİR MÜCADELE”

    Ardından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, ortak basın açıklamasını okudu. Bu sırada Rakel Dink de yanında durdu. “Hrant’ın öldürülmesinin üzerinden geçen 13 koca yılda faili meşhurlarını bizlerden köşe bucak kaçıran o devlet erkine karşı bağırmak, haksızlıklara karşı bağırmak kabalaşmadan sayılır mı? Hak mücadelesinin kendisi, dayanışmasıyla ezilenlerin inceliği değil de, nedir?” diye soran Fincancı, “Yüz binlerin İstanbul’dan sel gibi akıp ‘Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz’ diye yükselen sesinde kabalık olabilir mi? Hrant için, adalet için 13 yıldır mücadele eden arkadaşları nicedir hakikati bu topraklardan sürgün etmiş erke rağmen hakikatin değerini hatırlatıyor hepimize. Hakikat arayışı bitmiyor, bitmedi hiç. Cumartesi Anneleri’ni meydanlardan sürseler de hakikati haykıranları hapsetseler de insanlığa karşı suçlarla sindirmek için üzerimize gelseler de hakikati haykırmaktan vazgeçmemişti ya Hrant, vazgeçmeyeceğiz öyleyse hiçbirimiz. Kötülüğe karşı nefret değil bizimkisi. Bitimsiz bir mücadele. Kötülüğün sıradanlığına kapılmasın insan, hakları için mücadele etsin, boyun eğmesin erke” ifadelerini kullandı.

    “BURADAYIZ, VAZGEÇMİYORUZ”

    Katliamla yüzleşilmedikçe var olan sorunların daha da büyüyeceğini dile getiren Fincancı, “Biz yüzleşmedikçe, onarmadıkça yaralarımızı, her yeni güne yeni ötekilerle yaralarımız büyür, yenileri açılır oldu. Sözümüz var Hrant’a, yaralarımızı bilip de onarmak boynumuzun borcu. Yarın yüzleştiğimizde, küçük Eichmann’lar yalnızca emre itaat ettiklerinden dem vurup sıradanlaştırmaya çalıştığında kötülüğü, utanmak için geç değil, evet ama kötülüğü tanımalı ve sahiplerini bir bir ortaya koymalıyız. Sevgili Yıldırım Türker Bahçe’sinin köşesinden derlediği yazılarından ilkinde ‘Hayatı savunmak adına durmadan kötülüğü tartmak zamanla insanın ruhunu köreltebilir. Uzun süre karanlıkta kaldıktan sonra gözleri kamaşan adamın körleşmesi gibi’ diyor. Ama, o karanlıkta kötülüğü seçebilmek Saramago’nun körler ülkesinde gören göz olmayı gerektiriyor. Görmek, göstermek hakikati… Buradayız, vazgeçmiyoruz Ahparig” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından anma sona erdi.

     

  • ‘Tüm görüntüleri polislere verdim, tutanak tutmaktan kaçındılar’

    ‘Tüm görüntüleri polislere verdim, tutanak tutmaktan kaçındılar’

    Hrant Dink Cinayeti Davası’nın bugünkü celsesinde cinayet günü Akbank’a ait kayıp kamera görüntülerini hangi servisin aldığı üzerinde duruldu.

    Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davanın 27’nci duruşmasına, İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Davada tutuklu bulunan İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski müdürlerinden Ramazan Akyürek, eski yarbay Muharrem Demirkale cezaevlerinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Duruşmaya ev hapsinde bulunan dönemin Jandarma Alay Komutanı Ali Öz, tutuksuz sanıklar Muhittin Zenit, Metin Yıldız, Gazi Günay katıldı. Hrant Dink cinayetinin yaşandığı dönem Akbank Pangaltı Şube müdürü olarak görev yapan Hamza Bülent İlkehan ve ilk gün görüşmeleri ve görüntüleri alan polis memurlarından Cem Akar, duruşmada tanık olarak dinlendi.

    “TUTANAK İMZALAMAKTAN KAÇINDILAR”

    Cinayetin yaşandığı dönem Akbank Pangaltı Şube müdürlüğü yapan Hamza Bülent İlkehan, cinayet günü yaşananları anlatarak, cinayet günü 7-8 kere farklı sivil polislere görüntüleri verdiğini, polislerin tutanak imzalamaktan kaçındıklarını ve sadece bir kere tutanak imzalandığını söyledi. Daha önce görüntülerde herhangi teknik bir sorun olmadığını ve kamera kayıtlarının çalıştığını ifade eden İlkehan, “Olaydan kısa bir süre sonra polis memurları geldi. Biri komiser yardımcısıydı. Benim odama geldi görüntüyü aldı ve gün boyunca hep odamdaydı. Sonra başka iki sivil polis daha geldi. Onlar da görüntüyü aldı. Kim olduklarını sorduğumda, ‘istihbarattan’ dedi. Gelen polisler kimliklerini gösteriyordu ama hangi birimden olduklarını bilmiyorum. Gelen polisler hep farklı aralıklara ait görüntüleri aldılar. Zaman aralığı önce dardı ama daha sonra daha geniş aralıklı görüntüleri aldılar.  Bir hafta kadar sonra da yine görüntü için geldiler. Kamera görüntüleri 15 günde bir ilk görüntünün üzerine yeniden kayıt yapmaya başlıyor. Ben de görüntülerin başına bir iş gelmesin diye bütün hard diski tutanak tutarak polislere teslim ettim” dedi.

    Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’nun sorusu üzerine İlkehan, görüntülerin alındığı sürede de banka kameralarının kayıtta olduğunu ve görüntüleri alanların görüntülerinin kayıtlarda olduğunu söyledi.

    “BİR KISIM GÖRÜNTÜYÜ İSTİHBARAT ALDI”

    İlkehan’ın ardından görüntüleri alan polis memurlarından Cem Akar tanık olarak dinlendi. Akar halen FETÖ üyeliğinden tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı. Cinayet haberini alıp olay yerine gittiklerini belirten Akar, “O dönemde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Sağ Büro Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görev yapıyordum. Olay yerine ilk gelen ekiptik. Yanımda memurlarım vardı. Ben oradayken benim de tanımadığım iki kişi gelip görüntüleri aldı. Ben görüntüleri ‘kimseye vermeyin’ dedim. Müdür de bana ‘istihbarat görüntüleri aldı’ dedi. Ben de onları gördüm. Diğer polislerden tarzları farklıydı o yüzden hatırlıyorum. Polis olup olmadıklarını bilmiyorum. Ama polis olmasalar o kadar rahat gelip orada çalışamazlardı. Beni oraya gönderen Celal Sel, personel sayısı az olduğu ve görüntüleri hızla toplamak için bir kısmını istihbarat toplasın demişti. Bir kısım görüntüyü istihbaratçılar topladı. İstihbarat ve TEM’den başka çalışan şube yoktu” diye ifade etti.

    “BANA VERİLEN EMİRLERİ YERİNE GETİRDİM”

    Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, aynı görüntüleri iki farklı şubenin neden alma gereği duyduğu sorusu üzerine Akar, “Ben bana verilen emirleri yerine getiririm. İstihbaratçıların aldığını da görünce tutanağa yazdım zaten” diye yanıt verdi. Bakırcıoğlu’nun, “neden 12.40-15.30 arasındaki görüntüleri alındı” sorusuna ise Akar, “Bana öyle söylenmiştir. Öyle emir verilmiştir” dedi.

    “DARBEDEN HABERİNİZ VAR MIYDI”

    Duruşmada Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Vekili Ali Baştürk de tanık olarak dinlendi. Baştürk, davanın sanıklarından Trabzon Jandarma İstihbarat Şubesinde görevli Metin Yıldız’ın FETÖ’yle mücadelede kendilerine yardımcı olduğunu ve kendisine bazı isimler verdiğini, isimlerin bilinen FETÖ’cüler olduğunu söyledi.

    Duruşmada Baştürk’le tutuklu sanıklardan Muharrem Demirkale arasında tartışma yaşandı. Demirkale Baştürk’e “Darbeden haberiniz var mıydı?” diye sordu. Baştürk ise “Öyle duyumlar vardı ama tarihini bilmiyorduk” diye yanıt verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink davasının firari sanığı Tuncay Uzundal yakalandı

    Hrant Dink davasının firari sanığı Tuncay Uzundal yakalandı

    Hrant Dink cinayeti davasında 15 yıl hapse çarptırılan Tuncay Uzundal, bugün İzmir’de yakalandı.

    Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti davasında 15 yıl hapse çarptırılan Tuncay Uzundal, bugün İzmir’de yakalandı.

    Uzundal, 2007 yılında tutuklanıp ardından serbest bırakılmıştı.

    Geçtiğimiz günlerde görülen dava kapsamında 15 yıl hapse çarptırılan Tuncay Uzundal, bugün İzmir’de yakalanarak cezaevine gönderildi.

  • Hrant Dink vurulduğu yerde anıldı: Biz bitti demeden bu dava bitmez-VİDEO

    Hrant Dink vurulduğu yerde anıldı: Biz bitti demeden bu dava bitmez-VİDEO

    PİRHA- 19 Ocak 2007’de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 12’inci yılında vurulduğu yerde anıldı.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 12 yıl önce öldürüldüğü yerde anıldı. Anmada Hrant Dink’in “Su çatlağını buldu” yazısı dinletildi ve bir yıldan uzun süredir tutuklu bulunan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı, insan hakları eylemcisi Osman Kavala’nın mesajı okundu.

    Anmaya katılanlar “Öldür diyenler yargılansın”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez”, “Yaşasın hakların kardeşliği”, “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz” sloganları attı.

    Anmaya katılanlar üç saat önceden Agos gazetesinin önünde toplanmaya başladı. Şişli Halaskargazi Caddesi ve caddeye çıkan sokaklar ise polis tarafından kapatıldı, ara sokaklara TOMA’lar konuşlandırıldı. Agos gazetesinin binasına “Adalet istiyoruz, Hrant 12” yazılı pankart asıldı. Anmaya katılanlar Hrant Dink’in öldürüldüğü gazete binası çıkışına karanfiller bıraktı. Bina önünde Sarı Gelin adlı türkü Ermenice ve Türkçe çalındı.

    Anmaya Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya ve Hrant’ın Arkadaşları’nın da aralarında olduğu binlerce kişi katıldı.

    OSMAN KAVALA’DAN MESAJ

    Bir yılı aşkın süredir iddianamesiz şekilde cezaevinde bulunan iş insanı, aktivist Osman Kavala da anmaya mesaj gönderdi. Kavala’nın mesajı şöyle: Silivri’de olduğum için bir kez daha Hrant’ın anmasına katılamıyorum. Yüreğim orada olsa da Hrant’ın ailesini ve arkadaşlarını görememek benim için çok büyük bir üzüntü. Uzakta kalınca bizden ayrıldığı yerde Hrant için adalet talep etmenin önemini daha güçlü hissediyorum. Hrant’ın içimizi ısıtan sesini duyduğumuzda adaletsizlikleri ve kıyımları bir kez daha hatırlıyoruz. Hukuka saygılı devletin vatandaşı olmamın onurunu hissetmek istiyoruz. Hrant’ın öldürülmesi bir çocuğun katile dönüşmesinin nasıl önlenebileceğini düşündürüyor. Her 19 Ocak’ta hukuksuzluğa direnmek, onurlu bir yaşam için toplanıyoruz. Bunlar için Hrant’la bir olacağız, ondan güç alacağız.”

    FİLİZ ALİ: BABAMI ÖLDÜREN KATİLİN SENİ ÖLDÜREN KATİLDEN FARKI YOK

    Hrant Dink’in katledilişinin 12. yıldönümünde Agos’un önünde yapılan anmada Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali de bir konuşma yaptı.

    Filiz Ali’nin konuşmasının tamamı şöyle:

    “Sevgili Hrant, 12. kez, seni aramızdan alan karanlığa karşı, senin ve ailenin yanında durmak için, ellerinle kurduğun, büyüttüğün gazeten Agos’un önündeyiz. Bizi acılarda akraba edenlerin kurdurduğu ve ne yazık ki her geçen gün büyüyen geniş ailemizin en eski üyelerinden biri olarak sesleniyorum bugün sana.

    Babam Sabahattin Ali, 1948 yılında, karlı bir sabahta, benim ve annemin birkaç poz fotoğrafını çektikten sonra, Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıktı, bir daha geri dönmedi. Gözaltında kaybedilen ve akıbetini hala bilemediğimiz babam ne yazık ki bu ülke tarihinin ne ilk ne de son kaybı oldu. Babamı ‘milli hislerle galeyana geldiği için’ öldürdüğünü söyleyen katilin, seni öldüren ve sonrasında bayrağın önünde poz veren katilden farkı yoktu. Sabahattin Ali 70 yıldır kayıp. Olayın iç yüzü, bugüne kadar gelmiş geçmiş iktidarlar tarafından ısrarla aydınlatılmadı, tıpkı iktidarın seni öldürenlerin ‘Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz’ demesine rağmen cinayeti aydınlatmamış olması gibi…

    “ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER, YAZALAR, SANATÇILAR…”

    Sabahattin Ali gibi tanınmış, sevilen bir yazarın hunharca öldürülmesinin yarattığı dehşet ve korku, toplumu suskunluğa sevk ederken, öte yandan her türlü muhalefeti sindirmeyi vazife bilen karanlık güçlere de cesaret verdi. Her on yılda bir tekrarlanan askeri darbeler ile karanlık güçler denen, aslında içimizden birileri, diğerlerini yok etmeye devam ettiler. Öldürülen gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, bilim insanlarının ardından toplumda gitgide derinleşen ve hiç bir biçimde tedavi edilemeyecek yaralar açıldı.

    Geniş ailemiz 1948’den 2007’ye kadar ne yazık ki durmaksızın büyüdü. Seni kaybetmemizin ardından da hız kesmediler. Sadece Ocak ayı, onca canımızı anımsatıyor bize. Onat Kutlar, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy bize Ocak soğuğundan bakıyorlar, bugün burada bizimleler. Yasemin Cebenoyan Aralık’tan bakıyor bize. Şubat’ın ayazında Abdi İpekçi var.

    KAYIPLAR VE YAKINLARI

    Babam kayıptır dedim, Cumartesi Anneleri 1995 yılından beri Galatasaray Meydanı’nda babamın, 1915, 24 Nisan’ında İstanbul’da gözaltına alınarak trenlere bindirilen Ermeni aydınlarının, 70’lerden beri Türkiye’de kaybedilen yüzlerce insanın akıbetini soruyorlar, Türkiye tarihine bir hakikat meydanı armağan eden bu insanlar kar kış, saldırı, gözaltı dinlemeden on yıllardır kayıplarını sormaya devam ediyorlar. Soruları gelmiş geçmiş iktidarlar tarafından yanıtlanmadı, kayıpları bulunmadı.

    Sana geçtiğimiz yıldan iyi haberler vermek isterdim ama ne yazık ki veremiyorum. Yazarlar, kültür insanları, siyasetçiler, gazeteciler hapiste, haklarında iddianame bile hazırlanmadan, neden olduğunu bilmeksizin cezaevinde aylarını, yıllarını geçiriyorlar. Uluslararası mahkeme kararları hiçe sayılıyor, imzacısı olduğumuz sözleşmelere uyulmuyor, hukuksuz bir hukukla insanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor. Kayıplarımız bulunmadığı, bir mezardan mahrum bırakıldığımız yetmezmiş gibi geçtiğimiz yıl Cumartesi Meydanı’na yapılan saldırılara tanıklık ettik, Cumartesi Anneleri artık meydanlarında değil, ara sokaklarda toplanıp soruyorlar kayıplarının akıbetini.

    Babamın kaybedilmesinden 70 yıl sonra gelinen noktada toplum, toptan pasifize edilmiş, her türlü haksızlık, hukuksuzluk, cinayet ve dehşeti kanıksamış durumda. Ne var ki güneşin her sabah doğması kadar doğal ve değişmez bir gerçek var evrende. Hafıza. İnsan hafızası kaybolan, kaybedilen, yok edilen, yakılan, parçalanan değerlerimizi unutmaz. Onlar, bu kayıp değerler hiç umulmadık bir yerde, umulmadık şekilde toplumun karşısına çıkar ve ‘susmaktan hiç utanmadınız mı?’ diye sorar.

    “HALA BURADAYIZ, BİR YERE GİTMİYORUZ, VAZGEÇMİYORUZ”

    Sevgili Hrant, yine de o kadar umutsuz değiliz. Susmayanlar var, hala buradayız, bir yere gitmiyoruz, vazgeçmiyoruz. Seni öldürdüklerinde henüz çocuk olanlar bugün burada, aramızda, öldürülmenizin peşine düşüyorlar, soru soruyorlar, susmuyorlar. Sizler, kaybettiğimiz bütün değerlerimiz, bize Ocak ayazında bakarken, biz burada, her yıl gençleşen kalabalıklarla vazgeçmiyoruz demeye devam ediyoruz. Umut burada! Bu topraklar, bu ülke bizim!

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hrant Dink davası: Asıl sorumlular yargı önüne çıkarılmadı

    Hrant Dink davası: Asıl sorumlular yargı önüne çıkarılmadı

    Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin görülen dava öncesi adliye önünde bir araya gelen Hrant’ın arkadaşları, geçen zamana rağmen davanın asıl sorumlularının yargı önüne çıkartılmadığını söyledi.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 75’inci duruşması öncesi Hrant’ın arkadaşları İstanbul Adliyesi önünde bir araya geldi. “Hrant için adalet için” pankartının açıldığı eylemde Hrant’ın arkadaşlarından Bülent Aydın, açıklama yaptı.

    Dink’in öldürülmesine ilişkin yargı sürecinin 11 yıldır sürdüğünü dile getiren Aydın, siyasi davaların Türkiye’de cezasızlık politikası ile karşı karşıya olduğunu belirterek, Dink davasında da asıl sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını söyledi. Dava kapsamında 24 kişinin tahliye edildiğini hatırlatan Aydın, dava üzerindeki karanlık perdenin dağılması yönünde bir adım atılmadığını ifade etti. Aydın, Dink davasının kamuoyunun takibinde olduğu için davaya devam edildiğini belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • Katledilişinin 11. yılında Hrant Dink için hakikat ve adalet talebi – VİDEO

    Katledilişinin 11. yılında Hrant Dink için hakikat ve adalet talebi – VİDEO

    PİRHA – Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 11. yılında  vurulduğu yerde anıldı. Anmada konuşan ailenin avukatı Fethiye Çetin, baskıya rağmen hakikat ve adalet talep etmekten vazgeçmediklerini belirterek, “Gelin Hrant Dink olalım, barışın, demokrasinin, beraber yaşama kültürünün ve diyalogun en geniş cephesini oluşturalım” çağrısında bulundu. 

    Haberin Videosu

    Agos gazetesinin İstanbul Şişli’deki eski adresi önünde yapılan anma töreninine HDP Milletvekili Garo Paylan, CHP Milletvekilleri Barış Yarkadaş, Selina Doğan, Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, Mahmut Tanal, Türk Tabipleri Birliği Başkanı Raşit Tükel, sanatçı Ferhat Tunç’un da aralarında bulunduğu yüzlerce kişi katıldı.

    Anmaya katılanlar “Hrant için adalet için”, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez”, “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Katilleri koruyan cinayete ortaktır,” “Katil devlet hesap verecek”sloganları atıldı. Sloganların yanı sıra Ermenice şarkılar çalınırken duygusal anlar yaşandı.

    11 yıl önce Agos Gazetesi’nin önünde tetikçi Ogün Samast tarafından öldürülen Hrant Dink’in vurulduğu yere kırmızı karanfiller bırakıldı ve mumlar yakıldı.

    Ermenice, Kürtçe ve Türkçe “Hepimiz Hrantız hepimiz Ermeniyiz” yazılı dövizler ve bu hafta “Barışamadık, alışamadık” manşetiyle çıkan Agos Gazetesi kondu.

    Öte yandan gazetenin bulunduğu binaya “Buradayız ahparig” yazılı pankart ile Dink’in fotoğrafının bulunduğu, üzerinde “Su çatlağını bulur Hrant” yazılı büyük bir pankart asıldı.

    “HRANT’IN DAVASI DEVAM EDİYOR”

    Anmanın sunuculuğunu yapan Bülent Aydın, “Sadece burada değil ülkenin ve dünyanın farklı şehirlerinde Hrant’ı anıyoruz. 10 kişi olduğumuz zaman da on binler olduğumuz zaman da aynı birlikte Hrant’ı anıyoruz. Buradayız ahparig. Arkadaşımızın katillerinin yargılandığı dava devam ediyor. O davayı takip edenler bugün de burada, arkadaşımızın gözlerine bakıyoruz. İçimizde o ilk günün kahredici soğukluğu ama yan yana olmanın sıcaklığıyla bir aradayız. Unutmadık. Hrant Dink aramızda. Hrant gibi biz de barış istiyoruz. Bugün cezaevinde olmalarına rağmen burada olan Ahmet Şık da burada, Selahattin Demirtaş da burada. Bir siyasi komplo ile 80 gündür tutuklu olan Hrant’ın Arkadaşları’ndan Osman Kavala da burada” diye konuştu.

    “CİNAYET PLANLI İŞLENDİ”

    Aydın’ın konuşmasının ardından Dink’in kendi sesinden bir konuşması dinletildiği anma, saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunda sonra ailenin avukatı Fethiye Çetin konuştu.

    Çetin, Hrant Dink’in 11 yıl önce Agos Gazetesi’nin bulunduğu binanın önündeki kaldırımda katledildiğini ifade ederek, “Aylar öncesinden Hrant’ın evi ve Agos çevresinde keşif yapıp kroki çizen, tetikçi timi koordine eden jandarma, polis ve istihbarat görevlileri o gün burada, bu kaldırımlarda, kafelerde, simitçi dükkânlarında uzun süreden beri planladıkları cinayetin işlenmesini bekliyorlardı” dedi.

    Çetin, “Cinayetin, plana uygun bir şekilde işlendiğinden ve tetikçilerin kaçtığından emin olduktan sonra bu defa, cinayet soruşturması yapıyormuş gibi aslında cinayetin izlerini ortadan kaldırmaya, delilleri karartmaya, sonradan silecekleri kamera görüntülerini toplamaya giriştiler. Cinayeti başından sonuna kaydetmiş olmalarına rağmen, delil topluyormuş’ gibi, soruşturma yapıyormuş’ gibi yaptılar. Ve bu ‘mış’ gibi yapma hali hiç bitmedi” diye vurguladı.
    “11 YILDIR HAKİKATİ VE ADALETİ TALEP EDİYORUZ”
    O gün devletin olay yerinde olduğunu hatırlatan Çetin, “Polisiyle, jandarmasıyla, istihbaratçısıyla devlet buradaydı. Ama Hrant Dink’in can güvenliğini sağlamak ve yaşama hakkını korumak için değil, tetikçilerin işini yaptığından emin olmak için buradaydı. Hrant Dink cinayeti, siyasi cinayetler ve suikastlar geleneğinin ilki değildi kuşkusuz ve maalesef sonuncusu da olmadı. Ama Hrant Dink cinayeti, toplumda hesap edemedikleri bir tepkiye yol açtı. ‘Artık yeter’ dedirtti. Cenaze töreninde yüzbinleri buluşturdu ve birkaç tetikçiyle kapatmak istedikleri dosyayı bir türlü kapatamıyorlar. Çünkü sizler ve bugün burada bulunamayan ama yürekleri burada olanlar, bu ülkenin yiğit ve iyi insanları, on bir yıldır soğuğa, kara, kışa, yağmura, baskıya rağmen hakikati ve adaleti talep etmekten vazgeçmediniz” diye konuştu.
    ‘DEVLETİN ZULMÜ DEĞİŞMİYOR’
    “Osmanlı’dan Cumhuriyete, tek parti sisteminden çok partili hayata, askeri vesayet rejiminden tek adam rejimine, rejimler, sistemlerin değiştiğini ama devletin karakteri, yöntemleri, zulmünün değişmediğini aktaran Çetin, şöyle devam etti:
    “Hasan Fehmi cinayetinden Sabahattin Ali’ye, Abdi İpekçi’den Doğan Öz’e, Uğur Mumcu’dan Musa Anter’e devlet görevlilerinin yer aldığı ve katillerin korunduğu bütün cinayetler, devletin ‘siyasi cinayet geleneği’nin bir parçası ve devletin varlık unsurlarından biri. İsimleri farklı olsa da katiller hep aynı: Hamidiye Alaylarından Teşkilatı Mahsusa’ya, Seferberlik Tetkik Kurullarından Kontgerilla’ya, Özel Harp Dairelerinden JİTEM’e… Bugün de PÖH’ler, JÖH’ler ve bu gelenekten cesaret alan, cezasızlık zırhıyla korunacağından emin olan HÖH’ler. Bir dönem, ‘FETÖ’lerle saf tutup harcadıkları ‘ETÖ’ler, sonra ‘ETÖ’lerle birlik olup tüm suçları üstüne yıkmaya çalıştıkları ‘FETÖ’ler. Çünkü makine aynı makine, değişen sadece makinist ekip. Bakmayın bugün zıt kutuplardaymış gibi göründüklerine, birbirlerinin gözlerini oyduklarına; aynı düzlemin, aynı aygıtın parçalarıdır onlar. Kavgaları, devleti ele geçirme ve ele geçirilen mevzilerin tahkimiyle, iktidarlarını daimi kılmakla sınırlıdır.”
    ‘KABUSLARI HAKİKAT VE ADALET’
    “Demokrasi, barış, adalet, insan hakları gibi dertleri de yoktur onların. Ama kâbusları aynıdır ve aynı korkudan kaynaklanır: Hakikat ve Adalet.” diyen Çetin, şunları söyledi: “Ölümüne korktukları hakikatin üstünü örtmek, ilk savunma hattıdır onların. Çünkü ardından adaletin geleceğini ve Ermeni soykırımından, Dersim’e, Maraş’tan, Sivas’a İlhan Erdost’tan Metin Göktepe’ye, Taybet İnan’dan Kemal Kurkut’a, Sevag Balıkçı’ya, Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye işledikleri bütün cinayetlerin hesabının sorulacağını bilirler. Hakikatin gizlenmesi ve iktidarın devamı için devletin her daim düşman ilan ettiği Ermenileri, Kürtleri, Alevileri, solcuları, muhalifleri sindirecek ve yok edecek çeteler kurar, eli kanlı katilleri seferber ederler. Eski suçlarını örtmek için yeni suçlar da işlerler. Üstelik bu, dünyanın her yerinde böyledir. Devlet denilen mekanizma her özgürlük arayışını, her eşitlik ve adalet talebini kanla, şiddetle, vahşetle bastırır. Ama karşısında da Prometeus’ları, Spartaküs’leri,  Rosa Parks’ları, Mandela’ları, Martin Luther King’leri, Gandi’leri, Plaza Del Mayo Anneleri’ni bulur. Adını bilemediğimiz, saymadığımız nice direnişçiyi… Ve sonunda direnenler kazanır. Mandela hapisten çıkar, ırkçı devlet sistemi yıkılır ve devlet başkanı olur. Hindistan’da Gandi ve taraftarları sömürgeci İngiltere’yi ülkeden kovar. Rosa Parks otobüse istediği kapıdan binip, istediği yerde oturur.”
    ‘BİZİ KANDIRAMAZSINIZ’
    Bundan 11 yıl önce de yüz yıllık bir hakikati örtmek için Hrant Dink’i gözden çıkardıklarını sözlerine ekleyen Çetin, şöyle konuştu:
    “İktidar kavgalarını onun yaşamı üzerinden yürüttüler. Bugün de kavgalarını yine onun üzerinden, bu defa davalar aracılığıyla yürütüyorlar. On bir yıl önce canını aldıkları Hrant Dink’i kendi hesaplaşmalarına alet etmeye devam ediyorlar. İnanmamızı istedikleri yeni bir senaryo yazdılar ve artık peşlerini bırakmamızı istiyorlar. Bu yeni senaryoya göre, Hrant’ın katilleri, dün birlikte oldukları ancak bugün aralarında giriştikleri iktidar savaşını kaybeden gruptur. Yazdığınız her senaryo hakikatin küçük bir parçasıdır beyler, bizi bunlarla kandıramazsınız, yazın bir tarafa: hakikatin kendisini ve tamamını istiyoruz. Bunun çok zor olduğunu biliyoruz. Ancak biz faili göstermekten de yargılamaktan da vazgeçmeyeceğiz.”
    ‘KÖTÜLÜĞÜN AYAK SESLERİ’
    Kötülüğün ayak seslerinin her geçen gün biraz daha şiddetlendiğini ve hayatlarımızı tümüyle tehdit ettiğini vurgulayan Çetin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
    “OHAL, sürekli ve kalıcı hale getirilmiş durumda. Legal bir partinin eş başkanları, milletvekilleri cezaevlerine dolduruldu, seçilmiş belediye başkanları görevden alındı. Gazeteciler, hak savunucuları, başka devletlerle kirli pazarlıklar için hapislere tıkıldı. İfade özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Gazeteler, televizyonlar kapatıldı, kitaplar toplatıldı. KHK’larla yüz binlerce çalışan, haklarında bir yargı kararı olmaksızın işinden gücünden edildi. Bu da yetmiyormuş gibi ‘işimi geri istiyorum’ diyerek açlık grevine başlayan Nuriye ile Semih hapse atıldı.
    “SOKAK ÖZGÜRLÜK ALANIDIR”
    Sokak yaşamdır, özgürlük alanıdır, kadınlardan öğrenelim ve sokağı terk etmeyelim, Katillerin ve hırsızların değil, Ermeni komşularını her türlü tehlikeyi göze alarak koruyan Hacı Halil’lerin, Ermenilerin öldürülmesine karşı çıkan ve bunu hayatıyla ödeyen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin yolunda yürüyelim. Hrant Dink olalım, birleştirdiğimiz kollarımızı koskocaman açıp koca dünyayı saralım da içine sevgiyi koyalım. Gelin Hrant Dink olalım, barışın, demokrasinin, beraber yaşama kültürünün ve diyalogun en geniş cephesini oluşturalım. Dünya kurulalı beri adalet, özgürlük, eşitlik, barış için mücadele edenlerin, yaşadığı cehennemi cennete dönüştürmeye talip olanların soyundanız. Daha önce yaptık, yine yaparız.”
     Anma, sloganlarıyla son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Hrant Dink öldürülüşünün 11’nci yıl dönümünde anılacak

    Hrant Dink öldürülüşünün 11’nci yıl dönümünde anılacak

    PİRHA-Agos gazetesinin Genel yayın yönetmeni Hrant Dink, öldürülüşünün 11’inci yıl dönümünde anılacak.

    Agos gazetesi Genel Yayın yönetmeni Hrant Dink, öldürülüşünün 11’nci yıl dönümünde anılacak.Anma törenini düzenleyen Hrant’ın arkadaşları Dink için yarın  vurulduğu saat olan 15.00’te Agos gazetesinin eski bürosunun önünde buluşma çağrısı yaptı.

    “BAZI YOLLAR TRAFİĞE KAPATILACAK”

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Hrant Dink’in ölüm yıldönümü anma etkinliği sebebiyle yarın Şişli’de bazı yolların trafiğe kapatılacağını açıkladı.

    Emniyet’ten yapılan açıklamada,Halaskargazi Caddesi, Tavukçu Feti Sokak, Saksı Sokak, Pangaltı 2236 nolu ışıklar, Özgür Sokak Şişli istikameti, Zafer Sokak Şişli istikameti trafiğe kapatılacağı belirtildi.

    Emniyet açıklamasında alternatif güzergahlar ise şu şekilde belirtti. Taksim’den gelen akım Valikonağı Caddesine, Şişli’ye gitmek isteyen sürücü ve yayalar Valikonağı ve Rumeli Caddesi Osmanbey kavşağından Şişli istikametine, Şişli istikametinden gelen akım ise Osmanbey kavşağından Ergenekon Caddesi istikametine yönlendirilecek.

    Haber Merkezi