Etiket: ağrı

  • Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    PİRHA- Rojava yönetiminin 62. Münih Konferansı’na katılmasına değinen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen “Barış ve Demokratik Toplum” buluşmasına katıldı.

    Mem û Zin Düğün Salonu’nda yapılan ve yüzlerce kişinin katıldığı buluşmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “Sayın Abdullah Öcalan, bir süreç başlattı. 27 Şubat’ta başlatmış olduğu sürecin neredeyse bir yılını geride bırakacağız. Bu süreçte aslında 15 Şubat Komplosu’nu boşa düşürmeyi hedefleyen bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Sayın Öcalan’ın özgür yaşamı bu sürecin başarısı için son derece önemlidir ve şimdi devam etmekte olan sürecin ruhuna uygun olan da budur. Bu konuda önemli bir adımlar atılmasını bekliyoruz. Bugün İmralı heyetimiz şu an İmralı’da ve Sayın Öcalan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede çeşitli istişareler olacak, çeşitli güncel değerlendirmeler de olacak. Sürece ilişkin de eminiz ki Sayın Öcalan’ın çok önemli mesajları olacak. Heyetimiz döndüğü zaman zaten bilgilerini kamuoyuyla hep beraber paylaşacağız” ifadelerini kullandı.

    ‘HALEP’TE İKİNCİ BİR KOMPLO HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENDİ’

    Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine, orada yaşayan Kürtlere dönük gerçekleşen saldırıların da komplonun bir diğer ayağı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu saldırılar halka Rojava topraklarına yayılmak istenen saldırı ikinci büyük komplodur. Bu saldırıyı başta Sayın Öcalan olmak üzere Rojava’daki öz yönetim boşa düşürmüştür. Özellikle 6 Ocak’ta apaçık bir şekilde devreye konan senaryoda kalıcı bir Kürt-Arap savaşının bu coğrafyada başlatılması ve devam ettirilmesi istendi. Birçok kişi bize soruyor: Kimin ne işine yarayacak bu savaş? Bölgesel güçlerin işine yarayacak, bölgedeki gerici örgütlerin işine yarayacak, bölgede Rojava’da kazanılmış hakların geriletmesini sağlayacaktı. Kadınların yaratmış olduğu eşit ve özgürlük alanlarını kadınlara dar etmek isteyeceklerdi. Fakat bu komployu başta Sayın Öcalan’ın İmralı’da müdahaleleriyle beraber ve Rojava’daki öz yönetimin birçok yürüttüğü diplomatik görüşme ile birlikte ve aynı zamanda 7’den 70’e herkesin sokakta mahallesinde bir savunma çizgisini geliştirmesiyle boşa düşürülmüştür. Bizler, burada direnişe ses verdikçe, Rojava’ya sahip çıktıkça, Avrupa’daki ve diasporadaki bütün Kürtler ve dostları ayağa kalktıkça biz bu oyunu boşa düşürdük. Ama şunu bilmeliyiz ki, Sayın Öcalan’ın bu oyunun boşa düşürülmesinde yürütmüş olduğu çok önemli görüşmeler vardı. Ve biz buradan başta Sayın Öcalan olmak üzere Suriye’deki Rojava’daki özyönetime ve Federe Kürdistan Bölgesi’nden destek veren bütün her kesime Barzanilere, Talabanilere hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir komplo bir kez daha boşa düşürülmüştür” şeklinde konuştu.

    ’30 OCAK MUTABAKATI ÖNEMLİ VE PRATİK ADIMDIR’

    Rojava’daki kazanımlara, 30 Ocak Antlaşması’na dönük kimi kesimlerin çok özel bir biçimde eleştirel yaklaşımlarına tanıklık ettiklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu eleştiriler, doğru eleştiriler değil. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı’nın sanki hiçbir şey kazanılmamış gibi ortaya fikirler atmaya kalkanlar oldu. Aynı şekilde ‘paradigma iflas etmiş, halkların kardeşliği diye bir şeye inanmamalıyız, kadın özgürlükçü anlayışa artık inanmamalıyız’ gibi bir anlayış bizim kabul edebileceğimiz bir anlayış değil. Uzunca bir süredir Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasına, DEM Parti’nin siyasi çizgisine ve Sayın Öcalan’ın bin bir emekle ve bedelle ortaya koymuş olduğu mücadeleye dil uzatanlar çıktı. Bunların çok çok önemli bir bölümü bu sosyal medya kullanıcılarında arkadaşlarımızın teknik olarak yaptığı bir çalışmada, önemli bir bölümünü fake hesap olduğu, bold hesap olduğunu cümle âlem biliyor. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı tam anlamıyla oradaki öz yönetimin bütün amaçlarını yerine getirdiği anlamına gelmeyebilir; ama son derece önemli kazanımlarla donanmış, son derece önemli adımlar atılmış. Ve bu mutabakatın sağlanmasıyla birlikte boğulmak istenen Rojava için atılmış son derece önemli bir pratik adımdır” diye belirtti.

    ‘AYNI FOTOĞRAF TÜRKİYE’DE DE VERİLMELİ’

    62. Münih Konferansı’na da dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Rojava’ya yönelik aşırı eleştirel yaklaşanlara dönüp, 3 gün devam eden Münih Konferansı’na bakmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

    “Münih Konferansı’nda 120 ülkenin katıldı, uluslararası konferansta ana gündemi belirleyen Kürt halkı oldu, Rojava yönetimi oldu,Suriye’den giden heyet oldu” vurgusunu yapan Hatimoğulları, “Bu büyük bir diplomasi başarısıdır. Münih Konferansı’nda hepiniz gördünüz Mazlum Abdi ve İlham Ehmed dünya liderlerinden birçoğuyla bir araya geldiler ve çok önemli bir diplomatik adım atıldı. Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz. Diplomasi masası sadece Münih’te kurulmamalı. Kürtlerle diplomasi masası, Suriye’deki öz yönetimin de dahil olduğu bir diplomasi masası Ankara’da mutlaka; ama mutlaka kurulmalıdır. Suriye’de yapılan kimi hatalar oldu, kimi açıklamalar oldu. Ümit ediyoruz ki bu yanlış açıklamalardan ciddi olarak geri dönülmüştür. Aynı hatalar Irak için yapılmamalıdır. Bakın Maxmura, Şengal’e parmak sallanmamalı. Oralar tehdit edilmemeli. Bölge barışı için inisiyatif alınacaksa Kürt halkıyla dört parça Kürdistan’da stratejik bir barış anlaşmasının sağlanması lazım. Barış Kürt halkıyla taktiksel değil, stratejik bir şekilde yürütülmelidir. Bu Suriye’de de, Türkiye’de de, Irak’ta da ve İran’daki Kürt halkıyla aynı çerçevede yol alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

    ‘KOMİSYON RAPORUNUN SAĞLIKLI ÇIKMASI SON DERECE ÖNEMLİ VE TARİHİDİR’

    Kürt sorununun demokratik çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonun açıklayacağı rapora dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bu dönem özellikle komisyonun bu raporunu son derece önemsiyoruz. Bu komisyonun raporu her şeyi bir sihirli değnekmişcesine çözmeyecek. 100 yıllık Kürt sorununu bir dakikada çözmeyecek. Hepimiz bunun farkındayız. Ama atılacak çeşitli somut adımlar için bu raporun sağlıklı bir şekilde çıkması da son derece önemlidir ve tarihidir. Komisyonun özellikle taslak halindeki basına sızan şekline baktığımızda özellikle terör kavramının çok kullanıldığını gördük. Ümit ediyoruz ki bugün yapılacak olan toplantıda Kürt sorununu artık bir terör parantezi içinde tanımlamaktan vazgeçerler. Çünkü Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Kürt sorunu sosyolojik, iktisadi, toplumsal bir sorundur ve siyasi bir sorundur. Bu çerçevede ele alınmalı, bu çerçevede çözülmelidir. Bir diğeri özellikle bu komisyonun raporundan beklentimiz somut olarak çıkacak özel yasa yani PKK’lileri kapsayacak özel yasanın nasıl bir kapsamda çıkacağına dair bize bir ön bilgi verecek. O yüzden bu yasanın kapsamlı çıkması ve gerçekten Kürt halkının ‘evet bu yasa bizim ihtiyaçlarımıza cevap verebiliyor’ duygusunu algısını yaratması gerekiyor. Yine bizim bu komisyondan beklediğimiz en önemli adımlar, TMK, TCK ve bunun yanı sıra İnfaz Yasası’ndaki değişiklilerdir.”

    ‘UMUT HAKKI HERKES İÇİN ÖNEMLİ BİR HAKTIR’

    Beklentilerinin hukuk, özgürlükler ve demokrasi olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, “Bu sürecin başarısının söylemden çıkması ve eyleme dönmesi gerekiyor. Bu nedenle de umut hakkı son derece önemlidir. Umut hakkı başta Sayın Abdullah Öcalan için olmak üzere birçok mahpus için önemli bir haktır ve çıkmalıdır. Türkiye’de sürecin başarısı için sadece söylem değil, eylemle de yüzümüzü İmralı’ya dönmeliyiz. Barış bize altın bir tepsiyle sunulmayacak. Barış Ankara’da yapılan görüşmelerle İran’da yapılan görüşmelerden ibaret değildir. Eğer biz güçlü olmak istiyorsak, masada diyaloğun başarısının yolu alanlarda, meydanlarda güçlü bir mücadeledir. Güçlü bir mücadele yürütürsek, güçlü bir örgütlükle ortaya çıkarsak bilin ki Sayın Öcalan’ın elini İmralı’da güçlendiririz. DEM Parti’nin masadaki müzakeredeki elini o şekilde güçlendirebiliriz. Bugüne kadar 100 yılı aşkın bir zamandır Kürt halkı inkar edilmiştir. Yeni yüzyıl Kürt halkının çözüm yılı olmalıdır. Bir olmalıyız, beraber olmalıyız. Bize gerçekleşen saldırılara daha önce nasıl yanıt verdiysek bu dönemde de aynı şekilde yanıt vermeliyiz” diyerek konuşmasını bitirdi.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Kadın Meclisi’nden, partiden istifa eden belediye başkanlarına tepki: Yenileceksiniz!

    DEM Parti Kadın Meclisi’nden, partiden istifa eden belediye başkanlarına tepki: Yenileceksiniz!

    PİRHA – 31 Mart Yerel Seçimlerinin ardından Ağrı, Batman ve Urfa’daki ilçe belediye başkanlarının istifaları nedeniyle tartışmalar sürüyor. Belediye başkanlarının AKP’ye katılacağı yönünde kulis bilgileri dolaşırken DEM Parti Kadın Meclisi de konuya dair açıklama yaptı. Açıklamada, “Birecik, Taşlıçay ve İkiköprü belediyeleri kadınların, gençlerin, halkın iradesidir. Bu iradeye karşı duranlara sesleniyoruz; kadınların iradesi karşısında yenileceksiniz” denildi.

    Birecik Belediye Başkanı Mehmet Begit ile Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmet Ali Budak’ın AKP’ye dahil olacakları konuşulurken, DEM Parti Kadın Meclisi’nden konuyla ilgili yazılı açıklama geldi. “Kadınların İradesi Karşısında Yenileceksiniz” başlıklı açıklamada eş başkanlık vurgusu öne çıktı.

    “ERKEK EGEMEN ANLAYIŞA DA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    DEM Parti Kadın Meclisi, istifa eden isimlerin, kadın iradesine karşı durduklarını belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde kadınların ve halkın büyük özveriyle kazandığı Birecik, Taşlıçay ilçesinde ve İkiköprü beldesinde seçilen kişiler halkın ve kadınların emeğine karşı kişisel menfaatleri için partimizden istifa etmişlerdir. Gerçekleşen istifalar, kadınların öncülüğünde inşa edilen kadın özgürlükçü, demokratik ve eşitlikçi paradigmamıza yönelik saldırılardır.

    İlk günden beri savunduğumuz ve kadınların mücadelesi sonucunda elde edilen eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemimize yönelik saldırıların, erkek egemen iktidarın yetkileri tek elde toplama çabası olduğunu biliyoruz. Yetkiyi tek elde toplayan, aşırı merkezileşmiş ve erkeklerin doğal görev alanı olarak kodlanan yerel yönetimlerde, eşit temsiliyetin sağlanması hem siyaseti demokratikleştirmiş hem de demokratik siyasetin toplumun en etkin mekanizması olmuştur.

    Bizler, eş başkanlık sistemiyle; yaşamın bütün alanlarında kadının iradesini güçlendirmeye, kentin yönetim süreçlerine tam katılımını sağlamaya ve demokratik yerel yönetim anlayışını yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Büyük emek ve bedellerle uyguladığımız eş başkanlık, eşit temsiliyet, kadın özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu, demokratik ve ekolojik toplumu esas alan politikalarımıza yönelik saldırıya karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

    Partimizin yönetim ilkelerini reddeden ve verdiği sözleri tutmayan biri ne kadınlarla ne de bu halk ile yol yürüyemez. Bizler kayyımlara geçit vermediğimiz gibi, erkek egemen anlayışa da geçit vermeyeceğiz. Birecik, Taşlıçay ve İkiköprü belediyeleri kadınların, gençlerin, halkın iradesidir. Bu iradeye karşı duranlara sesleniyoruz; kadınların iradesi karşısında yenileceksiniz.”

    NE OLMUŞTU?

    DEM Parti, 31 Mart seçimlerinde Batman’ın İkiköprü Belediyesini %58.98 oy ile kazanmıştı. Belediye Eş Başkanı Halil İbrahim Karabulut’un istifa açıklamasının ardından DEM Parti de 15 Haziran 2024’te açıklama yaparak “İktidarın başvurduğu tehdit yöntemi Halil İbrahim Karabulut’un zayıf kişiliği karşısında sonuç alıcı olmuştur. Söz konusu bu şahıs, İkiköprü halkının 31 Mart’ta sandıklarda partimize karşı gösterdiği teveccühü şahsi algılama yanılgısına kapılmıştır. İkiköprü halkı kişilere değil partisine oyunu vermiştir ve partisinin yönetime gelmesi noktasında irade beyanında bulunmuştur.” İfadelerine yer vermişti.

    İstifaların yaşandığı Urfa’da ise Mehmet Begit, yerel seçimlerden bir ay sonra DEM Parti’den istifa ettiğini duyurmuştu. Begit, “Seçimden sonraki süreç içerisinde özellikle bir grup tarafından bayrağımıza, Atatürk posterine ve Cumhurbaşkanı posterine yapılmak istenen müdahaleleri kabul etmemiz mümkün değildir” açıklamasıyla gündeme gelmişti.

    DEM Parti Urfa İl Örgütü ise yaptığı açıklamada “Bayrak ve sembollerle bir sorunumuzun olmadığı bilinmesine rağmen içerisine girdiği kirli ilişkileri bu asılsız iddialarla örtbas etmeye çalışmış, rantı seçmiştir. Kişisel tercihini siyasal bahanelerle açıklamaya çalışarak karanlık odaklarla ilişkisini ortaya koymuştur. Karanlık ve kurgusal açıklamalar yaparak müdahale gibi hayal ürünü bahanelere sığınan Begit, eşbaşkanlık kurumunu ve halkla birlikte yönetme ilkemizi yok saymıştır” ifadelerini kullanmıştı.

    Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanı Mehmet Ali Budak da 9 Ağustos’ta istifasını “DEM Parti’yi belediye Başkanlığı seçim sürecinde Mehmet Ali Budak olarak Taşlıçay halkına hak ettiği, adaletli eşit bir şekilde sosyal yaşam adına verdiğim sözleri yerine getirmem hususunda çalışmalar yapmaktayım. Bu süreçte aday olduğum DEM Parti içerisinde bazı kişi ve kişilerce hizmetlerimiz engelleniyor veya sekteye uğratılıyor. Kozmopolitik ilçemizin tüm halklar, Azeri Karapapak, Kürt ve tüm vatandaşlarımıza eşit hizmet sağlamak amacıyla bulunduğum DEM Parti’den kendi irademle istifa ediyorum” sözleriyle duyurmuştu.

    DEM Parti’den gelen yanıtta ise “Taşlıçay halkı, Mehmet Ali Budak’ı ihanetçi ve korkak olarak hatırlayacaktır. Böylesi bir kişiliğe sahip olan bu şahsın Taşlıçay halkına vereceği tek şey zarar olacaktır. Taşlıçay halkının kendisinden tek beklentisi belediye başkanlığı makamından istifa etmesidir” denilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu, Ağrı ve Van’daydı: Kimse kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecek

    Kılıçdaroğlu, Ağrı ve Van’daydı: Kimse kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecek

    PİRHA-Ağrı ve Van’da yurttaşlar ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu ülkenin insanlarına sözüm var bu ülkeye barışı getireceğim, bu ülkeye kardeşliği getireceğim. Bu ülkede kimse, inancından ve kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecek. Büyük haksızlıklar yapıldığını biliyorum” dedi.

    Cumhurbaşkanı adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu seçim çalışmaları kapsamında bugün Ağrı ve Van’daydı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile iki ili ziyaret eden Kılıçdaroğlu, seçmenlere seslendi.

    HDP’li belediyelere İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasına değinen Kılıçdaroğlu, “Seçimle gelenlerin görevlerinden alındığını biliyorum. Bütün bunları çözeceğim. Kayyum denen garabet uygulamaları tümüyle bitireceğim. Yeter artık ya, huzur içinde yaşamak istiyoruz” dedi.

    2019 yılında Van’da HDP’li Bedia Özgökçe Ertan belediye seçimlerini kazanmıştı. 19 Ağustos 2019 tarihinde Van Valisi Mehmet Emin Bilmez, İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım olarak Van Büyükşehir Belediyesi’ne atanmıştı.

    “KİMSE İNANCINDAN, KİMLİĞİNDEN ÖTÜRÜ ÖTEKİLEŞTİRİLMEYECEK”

    Kılıçdaroğlu‘nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Ben ilkokula Erciş’te başladım. Dünya kadar sorun var biliyorum, bütün sorunlarınızı biliyorum. Bu ülkenin insanlarına sözüm var bu ülkeye barışı getireceğim, bu ülkeye kardeşliği getireceğim. Bu ülkede kimse, inancından ve kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecek. Büyük haksızlıklar yapıldığını biliyorum. Seçimle gelenlerin görevlerinden alındığını biliyorum. Bütün bunları çözeceğim. Kayyum denen garabet uygulamaları tümüyle bitireceğim. Yeter artık ya, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Ayrılık gayrılık bize hiçbir şey vermedi. Biz beraber olacağız.

    Devletin dini adalettir adaletin olmadığı bir yerde huzur olmaz, bereket olmaz, kardeşlik olmaz, çocuklar yatağa aç girer. Milyonlar yoksul bir avuç varsıl olur. O varsıllara ben beşli çeteler diyorum. Sizden çalınan paraların tamamını bu ülkeye getireceğim. Endişeniz olmasın. Beşli çeteler diyorlar ki ‘acaba nasıl aday yaptırmayız.’ Onlar yandaşlarına, paralarına güveniyorlar, ben ise sadece ve sadece size, halka güveniyorum.

    Öğretmenevinde çalışan emekçiler var, onlar aylıklarını doğru dürüst alamıyorlar. Memur da değil, taşeron işçi de değiller, bunlar Türkiye genelinde 20 bin. Hepsinin hakkını ve hukukunu teslim edeceğim. taşeron işçilerin tamamını kadroya alacağız. 100 bin öğretmen atayacağız. Sözlü sınavı kaldıracağım, kim kazandıysa atamasını yapacağız. Devlette liyakat ve adalet olmazsa olmaz.

    “EMİNE ŞENYAŞAR İLE KUCAKLAŞTIM”

    Bu kardeşiniz, bu ülkeye adalet gelinceye kadar mücadele edecek. Emine Şenyaşar’a, 8 savcı değişti, dava açmıyorlar, korkularından dava açmıyorlar Gittim, Emine Şenyaşar’la kucaklaştım, ondan sonra 8 savcı değişti 9. savcı davayı açtı. Adalet yerine gelinceye kadar izleyeceğim.

    Ciddi bir yoksulluğun olduğunu biliyorum. Yatağa aç giren çocukları biliyorum. Bütün bunları biliyorum. Annelere sesleniyorum, çocuklarınızı okullara gönderirken beslenme çantası düşünmeyeceksiniz. Ayrıca, Van, bölge itibariyle, bu bölgenin kilit taşlarından birisidir. Dünyanın her tarafından insanlar Van’a gelmeli, sadece İranlılar değil. Bu yapılacak göreceksiniz, bütün bu ovalar bereketli ovalara dönüşecek. Bu bölge özel ekonomi bölgesi olarak ilan edilecek. Hepsini yapacağız. Onlar Beşli Çetelere hizmet ettiler ben size hizmet edeceğim.

    Halktan birisi olarak yaşamaya devam edeceğim: Diyorlar ki, “Çalıyorlar ama iş yapıyorlar” Allah Allah, yaptığı iş nasıl çaldığını gösteriyor. Biz asla ve asla çaldırmayacağız. Van’dan sesleniyorum, kul hakkı yemeyeceğiz, kul hakkı yedirmeyeceğiz. Ben söylüyorum, onlar söyleyemiyorlar. Çünkü onların malı nasıl götürdüklerini biliyorum. Bir şeyden emin olmanızı isterim, bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek. Hiç endişe etmeyin, Her şey çok güzel olacak. Ben saraylarda oturmaya alışkın birisi değilim. Saraya değil, Çankaya’ya oturacağım. Halktan birisiyim, halktan birisi olarak yaşamaya devam edeceğim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi, nasıl bir yaşam istediğimizin yol haritası’-VİDEO

    ‘Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi, nasıl bir yaşam istediğimizin yol haritası’-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi, Seçim Beyannamesi’ni dün açıkladı, “Kadınlarla değiştireceğiz!” vurgusu öne çıkan ifadeler arasındaydı. HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Dilan Dirayet Taşdemir, bildirgeyi “Yeni yaşamın bütün paradigmasını kadın bakışıyla ortaya koyan bir manifesto” sözleriyle değerlendirdi.

    Yeşil Sol Parti’nin Kadın Seçim Bildirgesi, 2 Nisan’da yapılan lansman ile kamuoyuna açıklandı. Kadın cinayetlerine, erkek iktidarlara, kadın yoksulluğuna son vermek için “Kadınlarla değiştireceğiz!” söylemi beyannamede öne çıkan vurgu oldu.

    “YENİ YAŞAMI KURMAYI HEDEFLİYORUZ”

    “Erkek-devlet şiddetine son vermek için geliyoruz” başlığı ile açıklanan bildirgeye dair HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bildirge, nasıl bir dünya istediğimizin de yol haritasını açığa çıkarıyor” diyerek şunları ifade etti:

    “Aslında seçim beyannamemiz çok uzun süredir alanda söylediğimiz sözlerin derlenmiş toparlanmış, bir arada ortak söylenmiş bir hali. Çünkü çok uzun bir süredir bütün kadın kazanımlarını yok etmeye çalışan, kadınların bütün haklarına el koymaya, kadını eve hapsetmeye çalışan bir AKP-MHP faşist iktidarı var. Ve bu iktidar, şimdi yeni bir ittifaka evrildi. Şimdiye kadar Kürt karşıtı bir ittifaktı, artık içerisine Hüda Par ve Yeniden Refah Partisini de alarak aynı zamanda kadın karşıtı, emekçi karşıtı bir ittifak olduğunu da ilan etti. Biz de bu kadın düşmanı ittifaka karşı kadınların birlikteliğini, kadınların dayanışmasını yan yana durmasını ve tabii ki yeni yaşamı kurmayı hedefliyoruz. Aslında beyannamemiz başından aşağıya bir yönüyle bu erkek egemen kapitalist sistemin eleştirisini içeriyor ama diğer yönden de nasıl bir yaşam, nasıl bir ülke, nasıl bir dünya istediğimizin de yol haritasını açığa çıkarıyor. O anlamıyla her başlıkta çözümümüz var. Yani emeğimize el konulmasından tutalım da işçi, göçmen, mülteci kadınlardan; öğrencilere, genç kadınlara kadar bütün yaşamın her başlığına dair çözüm önerilerimiz var. O anlamıyla dopdolu, gerçekten yeni yaşamın bütün paradigmasını kadın bakışıyla ortaya koyan bir mücadele hattı. Ve seçimde her bir kadına ulaştıracağımız bir manifesto diyebiliriz.”

    “YEŞİL SOL KADIN MANİFESTOSU”

    Yeşil Sol Parti’nin Kadın Seçim Bildirgesi’ni yorumlayan bir diğer isim ise HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir oldu. Taşdemir, AKP’nin, kadın düşmanı politikalar yürüttüğünü işaret ederek şunları söyledi:

    “AKP’nin, kadın kazanımlarını geriye çeken politikalarına karşı daha iddialı, daha güçlü bir beyanname ile kadınlarla bir araya geleceğiz. Beyannamemiz aslında kadınların kazanımlarının, kadınların hukuki, ekonomik, siyasal taleplerini çözmeye ve büyütmeye aday. Aslında kadınların sesini, sözünü meclise taşımaya aday, iddialı bir beyanname. Beyanname sadece Yeşil Sol Partili ya da HDP’li kadınların taleplerinden oluşmuyor. Bir bütün olarak Türkiye’de yaşayan bütün kadınların, bütün farklılıklarına rağmen kadınların hukuki, ekonomik, siyasal taleplerini içeren ve çözüm adresi olan bir Yeşil Sol kadın manifestosu olarak tanımlayabiliriz. Tabii ki arkasında çok güçlü bir deneyim var. HDP geleneğinden yıllardır Türkiye ve Kürdistan’da mücadele eden kadınların getirdiği kazanımlar ve başarı, bunun açığa çıkardığı moral-motivasyonu bir anlamda arkasına alarak gelen bir Yeşil Sol Parti’nin kadın deneyiminden söz edebiliriz. O açıdan çok güçlü bir tarihsellikten geliyoruz. Önümüzde çok önemli ve kritik bir seçim var ve biz bu seçimde kadınların özgürlüklerini hedefe koyan, kadınların özgürlükleri üzerinden siyaset yapan ve gerici AKP iktidarı karşısında kadın beyannamemizle birlikte kadınları daha özgür, eşit ve demokratik bir yaşamı birlikte örmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP EŞ Genel Başkanı Sancar: Suç İşleri Bakanının ortalığı bulandırma çabası bir suçlunun telaşı

    HDP EŞ Genel Başkanı Sancar: Suç İşleri Bakanının ortalığı bulandırma çabası bir suçlunun telaşı

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Ağrı İl Kongresinde yaptığı konuşmada İstiklal saldırısına değinerek “Biz bu vahşi saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiğini araştırma konusunun ısrarlı takipçisi olacağız. Hakikatin ortaya çıkarılmasını ısrarla talep edeceğiz. Bu yolda elimizdeki her türlü çabayı sarf edeceğiz. Bu yolla, bu yöntemle, kanla, vahşetle siyaseti ve seçim sürecini dizayn etme oyunlarını mutlaka boşa çıkaracağız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Ağrı 4’üncü Olağan İl Kongresinde konuştu.

    Kongreye HDP milletvekilleri Abdullah Koç, Dilan Dirayet Taşdemir ve önceki dönem Ağrı Belediye Eşbaşkanı Sırrı Sakık ile Sema Yüce’nin annesi Zennure Yüce’nin yanı sıra birçok yurttaş katıldı.

    “AĞRI, ASİMİLASYONCU POLİTİKALAR NEDENİYLE YOKSULLAŞTIRILIYOR”

    Güncel gelişmeleri değerlendiren Sancar, öncelikle Ağrı’daki işsizlik oranına dikkat çekti. Sancar, “Türkiye’nin tamamının sorunlarını biliyoruz. Biz bu sorunları bilmekle kalmıyoruz, bu sorunları nasıl çözeceğimize dair kesintisiz çalışma yürütüyoruz” dedi. Mithat Sancar, Ağrı’nın, en yoksul şehirlerden biri olduğunun altını çizerek şu konuşmayı yaptı:

    “Ağrı işsizlik oranının en yüksek olduğu kentlerden biri. Neden, bu bir kader olabilir mi? Yolsuzluk, işsizlik bu şehrin kaderi olamaz elbette. Bu tablo bu iktidarın ve yüz yıldır süren politikaların bir sonucudur. Gençlerimiz Ağrı’yı terk ediyor. Her yıl binlerce insanımız buradan ayrılıyor. Toprağından, evinden, şehrinden, yurdundan göç ediyor. Peki, gerçekten bu işsizliğin ve yoksulluğun sebebi gerçek midir? Gerçek bir hak edilmiş yoksulluk var mı, yoksa bu politikalar mı üretiyor bunu.

    Hayvancılık, güvenlik politikaları başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle sona erdirilmiş durumda. Geriye ne kalıyor, Ağrı halkı geçimini ne ile sağlayacak? Ağrı yoksulluğa mahkum ediliyor, Ağrı cezalandırılıyor. Ağrı da Hakkari, Şırnak, Van gibi diğer şehirlerimiz gibi Kürt sorununda inkarcı, asimilasyoncu, sömürücü politikalar nedeniyle yoksullaştırılıyor, yoksunlaştırılıyor.”

    “BELİRLİ GÜÇLER KAOSLA SEÇİM SÜRECİNİ DİZAYN ETMEYİ PLANLIYOR”

    Geçen yıldan beri tekrar tekrar vurguluyoruz. Bu yıl final yılıdır. 2023’ün en geç haziran ayında seçimler yapılacak ve bu seçimler Türkiye tarihinin en önemli seçimi olacak. Lakin bu seçimler farklı. Bu seçimler gerçekten de toplumsal mücadele ile siyasal mücadelenin en sıkı bir biçimde iç içe geçtiği bir dönemeçte. O nedenle her gün seçimleri konuşuyoruz. Bu iktidar seçimlere giderken pek çok manevra yapacak. Kaos planları da yapacaklardır. En azından bu iktidarın içindeki belirli odaklar yapacaktır. Devletin içindeki belirli güçler, kaos planlarıyla seçim sürecini ve siyaseti de dizayn etmeyi mutlaka planlıyorlardır. Taksim’de geçen hafta bir bombalı saldırı gerçekleşti, orada vahşi bir katliam yaşandı.

    Bu tür olaylara yönelik tavrımız nettir, ikirciksizdir. Bizler bu saldırıyı vahşet olarak tanımlıyoruz, insanlığa karşı suç olarak görüyoruz. Her zaman da tutumumuz böyle olmuştur. Şimdi de böyledir, gelecekte de böyle olacaktır. Bu katliamdan kim fayda umuyorsa, ona karşı mücadelede tavizsiz olacağız. Patlama olduğu andan itibaren bu iktidarın yaptıklarını da hepimiz görüyoruz. Önce karartma uyguladılar, sansürü devreye soktular. İnternette bant daraltma yöntemiyle gerçeğin halka ulaşmasını engellemeye çalıştılar. Neden, neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? İlk andan itibaren gizlemeye çalıştılar. Sonra da ortalığı bulandırmak için sürekli yeni senaryolar ortaya attılar.

    Biz bu yöntemi de tanıyoruz, biliyoruz. Bütün bu yapılanlar suçluluk telaşının birer delilidir. En başta, İçişleri Bakanı demeyeceğim kendisine, Suç İşleri Bakanının ortalığı bulandırma çabası bir suçlunun telaşı, bir hesap verme paniğinin yansımasıdır. Neden bu kadar karanlık yaratıyorsunuz, neden bu kadar çarpıtma yöntemine başvuruyorsunuz? Çünkü halklar da görüyor, Türkiye toplumu da görüyor burada karanlık hesaplar var. Bu hesaplar iktidarın içindeki güçlerle bağlantılıdır. Biz bu vahşi saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiğini araştırma konusunun ısrarlı takipçisi olacağız. Hakikatin ortaya çıkarılmasını ısrarla talep edeceğiz. Bu yolda elimizdeki her türlü çabayı sarf edeceğiz. Bu yolla, bu yöntemle, kanla, vahşetle siyaseti ve seçim sürecini dizayn etme oyunlarını mutlaka boşa çıkaracağız.

    HDP’ye yönelik de bu arada suçlama kampanyası başlattılar. Kara propaganda başını aldı gidiyor ama buna kimseyi inandıramıyorlar. Çünkü sürekli yalan üzerine yalan söylüyorlar. Bizler ülkede bu karanlık oyunların hangi merkezlerde ve kimler eliyle gerçekleştirildiğini Suruç’tan, Diyarbakır mitingimize yapılan saldırılardan, Ankara Gar Katliamından, Reyhanlı’dan biliyoruz.

    Dün bütçe görüşmelerinde Suç İşleri Bakanını gördünüz. Her gün çete lideriyle boy boy fotoğrafları çıkan, uyuşturucu baronlarıyla ilişkisi açığa çıkan bu zat tutup milletvekillerini tehdit ediyor; ağzından küfürler, tehditler, şantajlar dökülüyor. Ama nafile, dün de arkadaşlarımız Meclis’te yüzüne karşı söylediler. Bu suçlar hesapsız kalmayacak. Her türlü kirli ilişkiye giren, bu ülkenin insanlarının geleceğini karartacak oyunların içinde olan Suç İşleri Bakanı hesap vereceğini biliyor. Adil yargı kurulduğunda, ki yakındır, demokratik cumhuriyet geldiğinde yaptıklarının hesabını vereceğini biliyor. O nedenle sürekli tehdit, sürekli şantaj. Arkadaşlarımız dün gereğini yaptılar, hepsinin emeğine ve yüreğine sağlık.”

    KİMİN HANGİ MANEVRAYI, HANGİ AMAÇLA YAPTIĞINI BİLİRİZ

    Eski eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eşbaşkanlarımız, meclis üyelerimiz, il ve ilçe yöneticilerimiz niye hala içerdeler? Çünkü onlar kolayı seçmiyorlar, korunaklı yerlere geçerek öyle sözde muhalefet yapmıyorlar. Gerçek dönüşüm, özgürlük ve barış için kararlı ve inançlı mücadele yürüttükleri için bedel ödüyorlar. Biz kimin hangi manevrayı, hangi amaçla yaptığını da bu mücadele deneyimimiz ve kararlılığımızla biliriz. Her boş hamlenin, sahte manevranın nereye gideceğini gayet iyi görüyoruz. Tedbirimizi alırız ama aynı zamanda gerçekten Kürt sorununda demokratik çözüme, Türkiye’de demokrasi ve hukuka gidecek yolu açmak için kim hangi adımı cesaretle, samimiyetle ve şeffaflıkla atarsa, buradayız, onu da konuşuruz, müzakere edebiliriz.

    EŞİT YURTTAŞLIĞA VE ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOLU İNŞA EDECEĞİZ

    “Size ‘partiniz cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yapacak?’ diye sorarlarsa, ‘parti bizim dediğimizi yapacak’ deyin. Çünkü parti halkının dediğini yapacak, halkının gösterdiği yolda yürüyecek. Size sorduklarında parti kapatılırsa ne olacak diye. Deyin ki; ‘Biz kaç partinin kapatıldığını gördük, ne zulümler gördük, çaremiz var. Bizim yöneticilerimiz ve yoldaşlarımız da bu çareyi ürettiler. İrademizin tek bir miliminin boşa gitmeyeceği seçenekler yarattık.’ İşte biz yolumuzda yürüyoruz, seçenek var, alternatif var. Çünkü halkın desteği var. Hedefimiz ortada. Bizler eşit yurttaşlığa ve özgürlüğe, emeğin haklarına dayalı demokratik cumhuriyete giden yolu mutlaka inşa edeceğiz. Hep birlikte yapacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Rıdvan Yusufoğlu için tahliye talebinde bulundu

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Rıdvan Yusufoğlu için tahliye talebinde bulundu

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 420. Hafta basın açıklamasında Ülseratif Kolit hastalığı dışında varis, bel fıtığı, mide rahatsızlığı ile uyku apnesi hastalıkları olan Rıdvan Yusufoğlu’nun durumuna dikkat çekerek tahliye talebinde bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek için bir kez daha sokağa çıktı.

    Ankara’da yapılan 420. Hafta basın açıklamasında hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar dile getirildi. Mahpusların, sağlığa erişim hakları önündeki engellerin günden güne arttığına vurgu yapan Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevinde tutulanların adeta ağır bir yaşam savaşı verdiğini söyledi.

    “YAŞAM HAKKINI KORUMAK, DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR”

    420. Hafta basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Seylan, 2022 yılı başından bu yana 27’si hastalıkları nedeniyle olmak üzere 55 mahpusun yaşamını kaybettiği bilgisini paylaştı. Seylan, “Unutulmamalıdır ki hapishanelerde yaşanan tüm ölümler önlenebilir ölümlerdir ve yaşam hakkını korumak, devletin sorumluluğundadır” diye de ekledi.

    “GEREKLİ TEDAVİLERİ YAPILAMIYOR”

    Bu hafta Patnos L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpuslardan Rıdvan Yusufoğlu’nun durumunu aktaran İhsan Seylan, şu bilgileri paylaştı:

    “İlk olarak Nisan 1992 yılında, henüz 16 yaşındayken gözaltına alındı. İki yıl sonra 1994’te tekrar gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak müebbet cezası verildi. 46 Yaşında olan Rıdvan Yusufoğlu bu 28 yıllık süre zarfında Şırnak, Tokat, Adana, Mardin ve Diyarbakır’daki cezaevlerinde tutulmuş ve şu anda da Patnos L Tipi Kapalı Cezaevinde bulunuyor.

    Rıdvan Yusufoğlu’na yaklaşık 17 yıl önce Ülseratif Kolit tanısı konulmuştur. Hastalığı için zaruri olan iltihap önleyici Salofalk ilacı alımında zorluk yaşıyor. Mevcut durumdan kaynaklı olan tedavisinin yapılabilmesi için Gastroenteroloji bölümü bulunan Diyarbakır ve Van’a sevk edilmesi için defalarca ilgili kurumlara başvuru yapılmasına rağmen bu talebe olumlu yanıt verilmemiştir.

    Avukatı tarafından 23 Ağustos 2022’de kurumumuza yapılan başvuruda; Patnos’ta Gastroenteroloji bölümü olmadığından tedavi için Van’a götürülmesi gerektiği ancak sevk talebinin karşılanmadığını, geçen hafta da Patnos’ta Hastaneye Göğüs Polikliniğinde uyku testi yaptırması için götürüldüğünü ancak bu test için de Van’a sevk edilmesinin gerektiğini ancak iki hastalık için de Van’a sevklerinin yapılmadığını aktarmıştır. 5 Eylül 2022’de de mide ve bağırsak sorunları nedeniyle Patnos Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, yalnızca serum verildikten sonra yeniden cezaevine götürüldüğü ve tedavisinin tam olarak yapılabilmesi için Van’a sevkinin yapılmadığı öğrenilmiştir.

    Rıdvan Yusufoğlu’nun Ülseratif Kolit hastalığı dışında varis, bel fıtığı, mide rahatsızlığı ile uyku apnesi (uyku esnasında solunumun durması ve boğulma) gibi hastalıkları bulunuyor ve bu hastalıkları ile ilgili olarak gerekli tedavileri yapılamıyor.

    Rıdvan Yusufoğlu’nun tetkik ve tedavileri için geciken sevkleri bir an önce yapılmalı. Sürekli olarak yaşamını zorlaştıran ve risk teşkil eden hastalığı için Gastroenteroloji Bölümün bulunduğu büyükşehirlerdeki hastanelerin olduğu bir cezaevine sevk talebinin acilen karşılanmasını ve bu süre içinde heyet raporlarının aldırılarak ailesinin yanında tedavisinin yapılabilmesi için tahliye edilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ağrı’da yurttaşlar, sokağa çıkarak yapılan zamları protesto etti-VİDEO

    Ağrı’da yurttaşlar, sokağa çıkarak yapılan zamları protesto etti-VİDEO

    PİRHA-Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bir araya gelen yurttaşlar, elektrik başta olmak üzere temel yaşam ihtiyaçlarına yapılan zamları protesto etmek amacıyla yürüyüş düzenledi.

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bir araya gelen yurttaşlar, elektrik başta olmak üzere temel yaşam ihtiyaçlarına yapılan zamları protesto etmek amacıyla yürüyüş düzenledi. İnegöl caddesinde “Bu bir zulümdür”, “Hükümet istifa” sloganları ile Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. önüne kadar yürüyen yurttaşlar, burada bir süre alkış ve sloganlarla protesto eylemlerini sürdürdü.

    Protestolar üzerine Aras EDAŞ binası çevik kuvvet polislerince kuşatmaya alındı.

    Twitter hesabından görüntüleri paylaşan HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç, ‘Doğalgaza yüzde 50, elektriğe ise yüzde 125’e varan zamlardan sonra halk, kesilen fahiş elektrik faturalarını ve tüm zamları Doğubayazıt’ta yaptığı yürüyüş ile protesto etti” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Atanamayan öğretmen Recep Akkuş, mağduriyetini Ağrı Dağına çıkarak anlattı!-VİDEO

    Atanamayan öğretmen Recep Akkuş, mağduriyetini Ağrı Dağına çıkarak anlattı!-VİDEO

    PİRHA-Atanamayan öğretmen Recep Akkuş, KPSS’den yüksek puan almasına rağmen mülakatta 56 puan ile elendi. Akkuş, yaşadığı mağduriyetin duyulması için Ağrı Dağına çıkarak “Bütün engelleri aşarak Ağrı Dağının zirvesine çıktım ama mülakat engelini aşamadım” dedi

    Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan (KPSS) sonra yapılan mülakatta puanı düşürülen Recep Akkuş, sesini duyurmak için Ağrı Dağına çıktı. Yaklaşık dört günlük zorlu yolculuk ardından 1 Ocak’ta zirveye ulaşan Akkuş, çektiği video ile “Bütün engelleri aşarak Ağrı Dağının zirvesine çıktım ama mülakat engelini aşamadım” dedi.

    2015 yılında Kimya öğretmenliği bölümünden mezun olan Akkuş, KPSS sınavından 75 puan aldı ancak mülakattaki puanı ise 56’da kaldı.  Mülakat sınavı sebebiyle tercih yapma hakkının elinden alındığını ifade eden Recep Akkuş, tepkisini farklı bir yöntemle dile getirdi. Dört günlük yolculuk ardından Akkuş, Ağrı Dağının zirvesine çıkarak yaşadığı mağduriyetin duyulmasını istedi.

    AĞRI DAĞINA ÇIKTI ANCAK MÜLAKAT ENGELİNİ AŞAMADI!

    Ağrı dağı zirvesinde çektiği video ile mağduriyetini anlatan Recep Akkuş, “Mülakat mağdurlarının sesini duyun. Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm siyasilerden ve yetkililerden, oluşan mağduriyetin giderilmesini istiyorum. Ben Ağrı Dağı’nı aştım ama mülakat engelini aşamıyorum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP, ‘Bütçe Buluşmaları’nın ilkini Ağrı’da başlattı-VİDEO

    HDP, ‘Bütçe Buluşmaları’nın ilkini Ağrı’da başlattı-VİDEO

    PİRHA- HDP, “Bütçe Buluşmaları”nın ilkini Ağrı’da başlattı. Ekonomi Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan “Bu soygun düzenine son vermek için halkın taleplerini toplayacağız ve 2021 bütçesine yansıması için her türlü mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

    Ekonomi Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Emek Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Şaziye Köse, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz, Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir’in içinde bulunduğu HDP heyeti, “Bütçe Buluşmaları”nın ilkini Ağrı’da başlattı.

    İlk olarak hayvan pazarında besiciler ve halkla bir araya gelen HDP heyeti, yurttaşların sorunlarını dinledi.

    Ziyaret sonrası gazetecilerin karşısına geçen HDP heyeti adına ilk sözü Ekonomi Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan aldı.

    Derin bir yoksulluk yaşandığına dikkat çeken Paylan, Ağrı’da bunu çok net gördüklerinin altını çizdi. Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu illerden birinin Ağrı olduğunu belirten Paylan, “Ağrı’da yaşanan yoksulluk Türkiye’nin her yerinde yaşanıyor. Bunun önüne geçmek halkın taleplerini almak için il il dolaşıyoruz” dedi.

    Toplumun tüm kesimleriyle ve emekçileriyle buluşacaklarını ifade eden Paylan, “Toplumun tüm kesimlerine ekonomik darboğazdan çıkmak için mücadele etme çağrısında bulunuyoruz. Bütçenin halkın, emekçinin çiftçinin, öğrencinin, gencin bütçesi olması için hep beraber mücadele edeceğiz” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Paylan, “Sarayda ekonomi uçuyor demek kolay. Gel aynı sözleri Ağrılı gençlere, esnafa, çiftçinin yüzüne söyle” çağrısında bulundu.

    Son olarak “Bu soygun düzenine son vermek için halkın taleplerini toplayacağız ve 2021 bütçesine yansıması için her türlü mücadeleyi sürdüreceğiz” diyen Paylan, toplumun tüm kesimlerini seslerini yükseltmeye çağırdı.

    PİRHA/AĞRI

  • Zilan Katliamı’nın 91. yılı; ‘inkar ve imha politikaları AKP tarafından sürdürülmekte’

    Zilan Katliamı’nın 91. yılı; ‘inkar ve imha politikaları AKP tarafından sürdürülmekte’

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) Zilan Katliamı’nın 91. yılı sebebiyle açıklama yaparak “Zilan’da katliama yol açan inkar ve imha politikaları bugün de AKP tarafından farklı yol ve yöntemlerle sürdürülmektedir” ifadelerini kullandı.

    Van’da 1930 yılında yapılan ve binlerce sivilin katledildiği Zilan Katliamı’nın üzerinden 91 yıl geçti. Erciş ve Patnos ilçelerinde onlarca köyün yakılıp binlerce insanın ise sürgüne gönderilmesinin ardından tek bir sorumlu dahi ceza almadı.

    “ACILARLA BİR AN ÖNCE YÜZLEŞİLMELİDİR”

    HDP Merkez Yürütme Kurulu, Zilan Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak “Yüzleşme çağrısı yapıyoruz” dedi. Yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana süregelen, Kürt halkına karşı yürütülen inkar politikaları, taleplerine karşı uygulanan şiddet, baskı ve zor yöntemlerinin sonuçlarından biri olan Zilan Katliamı’nın üzerinden 91 yıl geçti. Kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan on binlerce kişinin hayatını kaybettiği bu büyük katliam Kürt halkının hafızasında ilk günkü tazeliğiyle acı bir şekilde yerini koruyor. 44 köyün yakıldığı ve Zilan deresinin günlerce kan aktığı bu katliamın ardından hayatta kalabilenler zorunlu göçe tabi tutuldu, mal ve mülklerine el konuldu.

    Dönemin iktidarı, bu büyük insanlık trajedisinin asker, korucu, milis ve sivil faillerinin bu suçlardan ceza almasını önlemek için kanunlar çıkarmış ve sonraki yıllarda yaşanan katliamların yolunu açmıştır. Zilan’da katliama yol açan inkar ve imha politikaları bugün de AKP tarafından farklı yol ve yöntemlerle sürdürülmektedir. Kürtlerin seçimlerde yaptığı irade beyanı hiçe sayılarak belediyelerine kayyımlar atanmakta, milletvekilleri ve seçilmişler düşman hukuku uygulanarak cezaevine atılmakta ve kurumları kapatılmaktadır. Partimize yönelik kapatma davasında gördüğümüz zihniyet, bu politikaların vücut bulmuş halidir.

    Halklarımızın demokratik ve aydınlık geleceğinin inşa edilebilmesi için Zilan Katliamı başta olmak üzere geçmişte yaşanan acılarla bir an önce yüzleşilmelidir. Katliamda yitirdiğimiz kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan on binlerce kişiyi saygıyla yad ediyoruz, unutmuyoruz. Bu topraklarda yaşanan bütün katliamlar ve acılar demokratik ve özgür bir ülke yaratma mücadelemizin gerekçesidir. Katliamın karar vericileri ve sorumlularının tarih önünde mahkum edilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara DAD’dan Zîlan Katliamı açıklaması: Bedel ödeyen canlar için özümüz dardadır

    Ankara DAD’dan Zîlan Katliamı açıklaması: Bedel ödeyen canlar için özümüz dardadır

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi Zîlan Katliamı’nın yıldönümünde açıklama yaparak “Dünden bugüne; dili, inancı, Hakk ve hakikati uğruna bedel ödeyen canlar için özümüz dardadır” dedi.

    1930 yılının Temmuz ayında Ağrı İsyanları sırasında Erciş ilçesinde yer alan Zilan Deresi’ne sığınan Kürtlere yönelik gerçekleştirilen katliamın üzerinden 90 yıl geçti. DAD Ankara Şubesi de Zîlan Katliamı’nda yaşamını yitiren 15 bin canı hatırlatarak yazılı bir açıklama yaptı.

    “Dünden bugüne; dili, inancı, Hakk ve hakikati uğruna bedel ödeyen canlar için özümüz dardadır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bundan 90 yıl önce 12-13 Temmuz 1930’da Van’ın Erciş ilçesi sınırları içerisinde bulunan Zilan Deresi’nde gerçekleşen katliamda binlerce insan katledildi. Gelîyé Zîlan’da yapılan kitlesel katliam, yani Kürdün kanı ile yazılan Roja Reş, zamanın gazetelerinde ‘Zilan harekâtında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır… Zilan deresi cesetlerle dolmuştur’ diye yazıyordu.

    ‘Eşkıya’ dedikleri ise köylü halktı. Öyle azgın bir öfke ve öyle çılgın bir düşmanlıktı ki, anne karnındaki bebekler bile süngülerle delik deşik edildi.

    Devirleri daim olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Leyla’yı öldürmekten yargılanan sanığın tahliye kararına itiraz reddedildi

    Leyla’yı öldürmekten yargılanan sanığın tahliye kararına itiraz reddedildi

    Leyla Aydemir’i ‘kasten öldürme’ suçundan yargılanan Yusuf Aydemir’in tahliye kararına yapılan itiraz reddedildi.

    Ağrı kent merkezinde yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6’ncısı olan Leyla, Ramazan Bayramı için gittikleri dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde 15 Haziran 2018 tarihinde kayboldu. Bulunması için tüm Türkiye’nin seferber olduğu Leyla’nın 18 gün sonra köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde cansız bedeni bulundu. Leyla’nın ölümünün ardından, başlatılan soruşturma kapsamında 2’si Leyla’nın öz amcaları olmak üzere 7 sanık hakkında dava açıldı.

    Ağrı 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 2 Ekim günü görülen karar duruşmasında amca Yusuf Aydemir, ‘Çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Çocuğa karşı cebir ve hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan da 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Amca Musa Aydemir, baba Nihat Aydemir’in kuzeni Mehmet Ali Aydemir, köylüleri Besim Dursun, eşi Hatun Dursun, Yıldırım Artam ve eşi Ayşe Artam ise beraat etti.

    AMCA YUSUF AYDEMİR TAHLİYE EDİLDİ

    Leyla Aydemir’i ‘Kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Çocuğa karşı cebir ve hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan da 4 yıl hapis cezası verilen amca Yusuf Aydemir ile ilgili karar Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nce bozuldu. Daire tüm sanıklar hakkında verilen hükümleri bozarak, sanık Yusuf Aydemir’in tahliyesine karar verdi. Dairenin bozma gerekçesinde gerçek fail veya faillerin tespiti hususunda gereğinin yapılması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi olarak gösterildi.

    ERZURUM BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAŞSAVCILIĞI İTİRAZ ETTİ

    Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcılığı, Leyla Aydemir’in amcasının tahliyesiyle ilgili karara itiraz etti. Başsavcılık, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’ne gönderdiği itiraz dilekçesinde, sanık Yusuf Aydemir’in tahliyesine yönelik verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu bildirildi. Yusuf Aydemir ile maktulün babası arasında uzun zamandır süre gelen husumet bulunduğu, bunun gizli tanıklar ile tüm dosya kapsamındaki taraf ve tanık ifadelerinden anlaşıldığının vurgulandığı itiraz dilekçesinde, dava dosyasındaki tanık ve gizli tanık beyanlarının birbirini doğruladığı, maktulün son olarak sanık tarafından kaçırıldığı ve akabinde öldürüldüğünün anlaşıldığı ileri sürüldü.

    Başsavcılığın itiraz dilekçesinde şunlar kaydedildi:

    “Dosyada bulunan deliller, delillerle desteklenen anlatılan hususlar doğrultusunda sanık Yusuf Aydemir’in evden çıktığında peşinden gelen maktülü kaçırarak sakladığı ve ölümü üzerine serin bir alanda beklettiği, aramaların gevşetilmesi ve köyde normal hayata dönülmesini fırsat bilerek de ceseti dereye attığı, her ne kadar sanık tarafından suçlamalar kabul edilmemiş ise de maktulün babası ile önceye dayalı husumetinin bulunması, taziye evinden kısa bir süre ayrılması ve bu esnada çocuğun son görüldüğü kapıda, çocuğun görülmesinden dakikalar sonra çevreyi gözetler bir şekilde görülmesi, bu andan kısa bir süre sonra çocuğun kaybolduğunun anlaşılmasına rağmen bulunamaması ve anne Şükran’ın olacakları önceden tahmin eder şekilde çocuğuna bir şey yapıldığını anlayarak feryat etmesi, aile içerisinde çocuğun bulunmasını engellemeye yönelik çabalar ile tüm bunların kısa bir zaman aralığında olması göz önüne alınarak sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyete yeter delilin bulunduğu anlaşılmıştır.”

    Dilekçenin sonuç ve istem bölümünde, “Sanığa atılı suçun vasıf ve mahiyeti, sanık hakkında mahkumiyete yeter deliller, atılı suçun CMK 100’üncü maddede yer alan katalog suçlardan olması, sanık tarafından yaşadıkları çevre ve ailevi durumları, tanıklara yönelik baskı, delilleri gizleme faaliyetlerinde bulunma ihtimali dikkate alınarak sanık hakkında verilen tahliye kararının itirazen kaldırılması, itirazımızın yerinde görülmemesi halinde itirazın değerlendirilmek üzere Erzurum Bölge Adliye 2’nci Ceza Dairesine gönderilmesi saygıyla arz ve talep olunur” denildi.

    İTİRAZ REDDEDİLDİ

    Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1’inci Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporlarda, kafa, göğüs ve batın boşluğuna nafiz olacak herhangi bir yaralanma tanımlanmadığı, kafa içi kanama, beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, iç organ ve büyük damar yaralanması tanımlanmadığı, iskelet sisteminin sağlam olduğu, otopside genital bölgede anüs ve vajen çevresinde travmatik değişim tanımlanmadığı, mevcut verilerle çocuğun ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediğinin belirtildiğini ifade edederek şunları belirtti:

    “Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesinin 21 Aralık 2020 tarih, 2020/2803 Esas ve 2020/2781 sayılı kararı ile, tutuklu sanık Yusuf’un üzerine atılı suçları işlediğine dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin delil elde edilemediği ve bu nedenle sanığın tahliyesine karar verildiği, Dairemizce dosya üzerinde yapılan incelemede; gizli tanık beyanlarının duyuma dayalı olduğu, maktulün sanık tarafından alıkonulduğu ve akabinde öldürüldüğüne ilişkin görgüye dayalı doğrudan, açık ve kesin herhangi bir beyanlarının olmadığı, gizli tanıkların somut olayın gerçekleşme şeklinden ziyade aile içerisindeki husumete dair ayrıntılı beyanlarda bulundukları, katılan Şükran, mağdur Nihat ve diğer tanıkların olayın gerçekleşme şekline dair iddiayı destekler mahiyette herhangi bir beyanda bulunmadıkları bu nedenle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesinin 21 Aralık 2020 tarih, 2020/2803 Esas ve 2020/2781 Kararı ile sanık hakkında verilen tahliye kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, Cumhuriyet savcısının itiraz dilekçesinde belirttiği hususların dosya kapsamına uymadığı ve maddi delillerle desteklenmediği anlaşılmakla; itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.”

    Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi kararında ise, “Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesinin istinaf incelenmesi sonucu 21 Aralık 2020 tarih, 2020/2803 Esas ve 2020/2781 Karar sayılı bozma hükmü kararı ile birlikte sanık Yusuf Aydemir’in tahliyesine yönelik kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen itirazın ‘reddine’, Kararın itiraz edene Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesince tebliğine, Dosyanın Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesine iadesine, dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 5271 sayılı CMK’nın 271’inci maddesi gereğince kesin olmak üzere, 24 Aralık 2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 4 yaşındaki Leyla’yı katleden faile ödül gibi tahliye

    4 yaşındaki Leyla’yı katleden faile ödül gibi tahliye

    Bezirhane köyünde yaşayan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in katledilmesine ilişkin Yusuf Aydemir’e verilen müebbet hapis cezası İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu, sanık tahliye edildi.

    Ağrı merkeze bağlı Bezirhane (Bezirgane) köyünde 15 Haziran 2018 tarihinde kaybolan ve 18 gün sonra cenazesine ulaşılan 4 yaşındaki Leyla Aydemir cinayetinin 13 Ekim’de görülen karar duruşmasında Leyla’nın katledilmesinden sorumlu tutulan sanık Yusuf Aydemir’e müebbet hapis cezası verilmişti.

    Leyla Aydemir’i katleden Yusuf Aydemir’in tutukluluk haline ilişkin Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde bugün görüldü. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi İstinaf Kararı’nda ceza verilen Yusuf Aydemir hakkında üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine karar verdi. Mahkeme ayrıca diğer sanıklar hakkında verilen beraat kararlarını da bozdu.

    Kararda, şu ifadelere yer verildi:

    “Sanık Yusuf Aydemir’in aşamalardaki inkara yönelik ve aksi ispat edilemeyen savunmaları, mağdur, katılan ve tanık beyanları, olay nedeniyle düzenlenen tutanak içerikleri, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporlar ve tüm dosya kapsamına göre, sanık Yusuf Aydemir’in üzerine atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin delil elde edilemediğinden atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine ve karar kesinleştiğinde dava konusu olay kapsamında gerçek fail veya faillerin tespiti hususunda gereğinin takdir ve ifası amacıyla Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, atılı suçlardan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi.”

    NE OLMUŞTU?

    Ağrı’nın Bezirhane (Bezirgane) köyünde 15 Haziran 2018 tarihinde kaybolan ve daha sonra yaşamını yitirmiş halde bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’i katleden Yusuf Aydemir, davanın 2 Ekim’de görülen karar duruşmasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış, diğer sanıklar Mehmet Ali Aydemir, Musa Aydemir, Besim Dursun, Hatun Dursun, Ayşe Artam ve Yıldırım Artam ise beraat etmişti. Dosya avukatı Erdoğan Tunç ise beraat eden sanıklar hakkında itirazda bulunmuştu. (MA)

  • ‘İnsan hakları mücadelesi yürüten arkadaşlarımız serbest bırakılsın’

    ‘İnsan hakları mücadelesi yürüten arkadaşlarımız serbest bırakılsın’

    PİRHA – İHD Genel Merkezi, 6 Ekim 2020 günü sabah saatlerinde evlerinden gözaltına alınan İHD Ağrı Şube Başkanı Atilla Özbey ve yönetici Emin Yıldız ile ilgili basın metni yayınlayarak, “İnsan hakları faaliyetleri yürüten yöneticilerimizin bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyoruz” denildi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 6 Ekim 2020 günü sabah saatlerinde gözaltına alınan İnsan Hakları Derneği Ağrı Şube Başkanı Atilla Özbey ve İHD Ağrı Şube Yöneticisi Emin Yıldız ile ilgili basın metni yayınladı.

    “İNSAN HAKLARI FAALİYETLERİ YÜRÜTEN YÖNETİCİLERİMİZ BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILSIN”

    İHD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Alınan bilgilere göre yöneticilerimizin özelikle 2013 yılından beri yaptıkları basın açıklamaları, katıldıkları gösteriler ve toplantılar suçlama konusu yapılmıştır. Anayasa 34. Maddesi’ne göre silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapmak en temel insan hakkıdır. AİHS 11. Madde’ye göre de örgütlenmek ve toplanmak temel haklardandır. Neredeyse her gün Türkiye’nin her yerinde, yasal ve meşru faaliyetlerin suçmuş gibi gösterilerek polis operasyonları yapılması otoriter iktidarın yargı yolu ile baskı politikasını kesintisiz olarak sürdürdüğünü göstermektedir. Bunun yansıra Türkiye’nin BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ne uymadığı son Ağrı operasyonu ile iyice ortaya çıkmıştır. Ulusal ve uluslararası kamuoyunu duyarlılığa davet ediyor, insan hakları faaliyetleri yürüten yöneticilerimizin bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • 6 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan erkek tutuklandı

    6 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan erkek tutuklandı

    Ağrı’da sıva yapmak için gittiği evde 6 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan 52 yaşındaki erkek tutuklandı.

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde sıva yapmak için gittiği evde 6 yaşında kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmakla suçlanan 52 yaşındaki M.E. isimli erkek tutuklandı.

    Olay, 21 Nisan günü Doğubayazıt ilçe merkezinde meydana geldi. Bir aile, evlerinin dış cephe sıvası için, inşaat işleri ile uğraşan M.E.’yi çağırdı. Çalışmanın ikinci gününde M.E., evin tuvaletini kullanmak için aileden izin istedi. İçeriye giren M.E., bu sırada çizgi film izleyen küçük kıza cinsel istismarda bulundu. Aile hemen polise giderek, M.E.’den şikayetçi oldu. Polis, M.E.’nin yakalanması için çalışma başlattı.

    Güvenlik güçlerince 4 gün boyunca aranan M.E., 3 gün dağlık yolu kullanarak Taşlıçay ilçesine kaçtı. İki ailenin ortak tanıdığı bir kişi, “Seni İran sınırından yurt dışına kaçıracağım” diyerek, M.E.’yi polise teslim etti.

    Sorgusunda suçlamaları kabul eden M.E., “Üzerimi giydiğim anda annesi geldi. Ben durumu anlattım. Bağrışma üzerine kaçtım” diye konuştu. M.E. çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanarak cezaevine konuldu.

  • Dayanışma kolisi dağıtan HDP’li 2 kişi gözaltına alındı

    Dayanışma kolisi dağıtan HDP’li 2 kişi gözaltına alındı

    Ağrı’da dayanışma kampanyası kapsamında ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi dağıtan 2 HDP’li gözaltına alındı.

    Türkiye’yi etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından başlatılan dayanışma kampanyaları engellenmeye devam ediliyor.

    Ağrı’da, ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi dağıtan HDP Merkez İlçe Yöneticisi Hakan Mağlay ve üyeleri Yusuf Keser gözaltına alındı.

    Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Mağlay ve Keser, İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    (HABER MERKEZİ) 

  • 4 yaşında öldürülen Leyla’nın babası şikayetini geri çekti

    4 yaşında öldürülen Leyla’nın babası şikayetini geri çekti

    PİRHA – Ağrı’da dedesinin köyünde kaybolduktan 18 gün sonra ölü bulunan Leyla Aydemir’in ölümüne ilişkin biri tutuklu 7 sanığın yargılanmasına başlandı. Ancak baba Nihat Aydemir, “Henüz ortada delil yok. Gözümle görmediğim için insanları suçlayamam” diyerek şikayetini geri çekti. Gelişmelerin ardından avukat da duruşmaya katılmadı.

    Ağrı’da bayram ziyareti için gittiği Bezirhane köyünde kaybolan ve 18 gün sonra cansız bedenine ulaşılan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in ölümüne ilişkin biri tutuklu 7 sanığın yargılanmasına başlandı. Fakat küçük kızın babası Nihat Aydemir şikayetini geri çektiği için avukat Ali Artuk da duruşmaya katılmadı.

    Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Mehmet Ali Aydemir, Elazığ’daki cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Duruşmada, 6 tutuksuz sanık ve Leyla Aydemir’in babası Nihat ve Şükran Aydemir ile yakınları da hazır bulundu.

    “PSİKOLOJİM BOZUK, KİMSEDEN ŞİKAYETÇİ OLAMAM”

    Gelişmelere dair PİRHA’ya açıklama yapan Nihat Aydemir, “Şikayetinizi ne sebeple geri çektiniz?” sorusuna “Psikolojim zaten bozuk. Kızımı kimin öldürdüğünü görmedim. Bu sebeple kimseden şikayetçi olamam. Burası aşiret bölgesi. Haksız yere birinin cezaevinde yatmasına sebep olursam doğru olmaz. Yarın olayla ilgili başka biri bulunursa aileler arasında husumet olur” dedi.

    Euronews’e konuşan Avukat Ali Artuk ise duruşmaya katılmaya hazır olduğunu ancak Aydemir’in babasının gerek görmediği için katılmadığını dile getirdi. Avukat Artuk, Aydemir ailesinin daha önce şikayetçi olduğunu ve bu sebeple avukat tuttuğunu söyleyerek, “Sanıkları suçlamamız için ailenin şikayetçi olması gerekiyor. Aile daha önce şikayette bulunmuştu ama ne olduğuysa artık bu şikayetini geri çekti” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Ağrı’da 15 Haziran 2018’de Ramazan Bayramı dolayısıyla ailesiyle dedesine ziyarete gittiği Bezirhane köyünde kaybolan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in bulunması için çalışma başlatılmıştı.

    Ekiplerce bölgedeki dere yatakları, sazlık alanlar, otla kaplı araziler, köydeki metruk yapılar, tandır evleri, ahır ve çocuğun gidebileceği bütün alanlar, kadavra köpekleri de kullanılarak aranmış ve Leyla’nın cesedi 18 günün ardından köye 2 kilometre mesafede bir akarsu kenarındaki bulunmuştu. Leyla’nın vücudunda darp ya da yara izine rastlanmazken cenaze Bezirhane köyünde defnedilmişti.

    Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Leyla Aydemir’in ölümünden sorumlu tutulan Mehmet Ali Aydemir’in de aralarında olduğu 7 sanık hakkında “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da 14’er yıla kadar hapis cezası verilmesi isteniyor.

    PİRHA / ANKARA

  • Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı’da bir çocuk öğretmeni tarafından tecavüze maruz bırakıldı

    Ağrı Doğubayazıt ilçesinde bir köyde beden eğitimi öğretmeni olan H.K., 12 yaşında B.K.’ye tecavüz etti. H.K. tutuklandı, Milli Eğitim’den bazı görevliler “kurum zarar görür” gerekçesiyle aileyi ikna etmeye çalıştı. Köy muhtarı ve imamı ise para karşılığında kızı evlendirmeye kalkıştı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Hamdullah Kesen’in özel haberine göre Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bir köy ilkokulunda 12 yaşında B.K. adlı öğrencisine cinsel saldırıda bulunan beden eğitimi öğretmeni H.K. tutuklanırken, Milli Eğitim görevlileri, köy muhtarı ve eski imamı olayın üstünü örtmeye çalıştı. 22 Mayıs’ta yaşanan tecavüz saldırısı, çocuğun İstanbul’da yaşayan dayısı İ.H.Y. ve annesi C.K.’nin Mezopotamya Ajansı’na konuşması üzerine ortaya çıktı.

    Cinsel saldırıda bulunan öğretmen H.K. tutuklanıp cezaevine konuldu. Çocuk ise, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün koruması altına alındı.

    Anne C.K., Milli Eğitim’den gelen bazı kişilerin kendisine, “Eğitimin içinde böyle bir olay yaşanmış, duyulsa eğitim kurumuna zarar verir” dediğini belirtti. Anne K., köyün imamı ve eski muhtarlarının ise kızını tecavüze maruz bırakan öğretmenle para karşılığında evlendirmeyi teklif ettiğini kaydetti. Anne K., aynı kişilerin olayın üzerini kapatmaya çalıştığını ve şikayetlerinden vazgeçirmeye çalıştıklarını söyledi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Adana Şubesi yöneticisi Seher Kılıç, bu duruma tepki gösterdi.

    “CEZASIZLIK İNSANLARI SUÇA TEŞVİK EDİYOR”

    Kadına ve çocuğa yönelik saldırı ve cinsel istismar vakalarının her geçen gün arttığını hatırlatan Kılıç, bu artışa hükümetin izlediği “cezasızlık” politikasının neden olduğunu ifade etti. Kılıç, “Ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri olan cezasızlık, insanları suça teşvik ediyor ve böylelikle suç işleme oranını arttırıyor. Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde istismar olaylarının artmasına neden olmaktadır. Toplumda istismar vakalarına karşı önleyici bir yaptırım gücü yok. Yasalar bu konuda yetersiz” dedi.

    “SUÇUN ÜSTÜ ÖRTÜLMEMELİDİR”

    Önleyici adımlardan biri olarak, okullarda “toplumsal cinsiyet” derslerinin zorunlu olması gerektiğini belirten Kılıç, bu derslerle soruna çözüm bulanabileceğini savundu.

    Cinsel istismar olaylarında sıklıkla suçun üstünün örtülmesi çabasıyla karşılaştıklarını ifade eden Kılıç, bu duruma Doğubayazıt’ta yaşanan olayı örnek gösterdi. Kılıç, “Cinsel istismar vakalarında eskiden beri hep bu üstünü kapatma anlayışı devam etmektedir. Suçu işleyen değil de suça maruz kalan mağdur olmaktadır. Mağdur olan tarafı destekleyip, suçluya gereken cezanın verilmesi konusunda yasaların önü açık olması gerekmektedir. Mahkemelerin verdiği cezalar caydırıcı olması gerekir. Eğitim politikaları bu tür konuların üzerinde ciddi şekilde durmalı ve takibi sağlamalıdır” diye belirtti.

    “HEM KİŞİ HEM DE KURUM ZARAR GÖRÜR”

    Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: “Hükümet yetkililerinin bu konuda yeterince desteğini göremiyoruz. Söylemleri dahil bu konuda suçları normalleştirmeye çalışmaktadırlar. Hiyerarşik ilişkilerin hakim olduğu kurumsal ortamlarda tacize uğrayanların bunu dile getirmede yaşadıkları zorluklar nedeniyle çoğu zaman taciz görünmez kılınmakta bunda hem kişi hem de kurumlar zarar görmektedir. Buna bir an önce son vermelidir. Herkes yaşadıklarını dile getirmek zorunda. Kadın ve çocukların beyanları esas alarak suçun üstü örtülmemelidir ve gereken cezalar verilmelidir.”

  • 4 yaşındaki Leyla kaçırılmış ve aç bırakılmış

    4 yaşındaki Leyla kaçırılmış ve aç bırakılmış

    18 gün önce kaybolan Leyla’nın ölüm sebebinin 8-10 gün aç kalması olduğu ortaya çıktı. Vali, Leyla’nın bedeninde herhangi bir istismar izine rastlanmadığını açıkladı.

    Ağrı’da Ramazan bayramının ilk günü ailesi ile birlikte bayram ziyareti için gittiği Bezirgan Köyü’nde kaybolan ve 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir, Ağrı’da toprağa verildi. Leyla’nın babası cenaze töreninin yapılmasını istemedi.

    Ağrı Valisi Süleyman Erbal, yaptığı basın açıklamasında, Leyla’nın ölüm sebebi 8-10 gün aç bırakılması olduğunu söyledi.

    Vali, “Darp ve yaralama izi yok, istismar ve tecavüz emaresi yoktur” açıklamasını yaptı.

    Erbal’ın tam açıklaması ise şöyle:

    Otopsi ve değerlendirmeler neticesinde yavrumuzun kaybolduktan sonra 8-10 gün içerisinde ölmüş olduğu sonucuna varıldı. Daha sonra da, bir yerde bekletilmiş ve bulunmasından 2-3 gün önce de, bulunduğu suyun içerisine bırakılmış. Ölüm nedeni, 8-10 gün aç bırakılması.

    Çocuğun cesedinde herhangi bir darp ve yaralama izi mevcut değil. O süre zarfında vahşi hayvan yaralaması da söz konusu değil.

    (Cinsel istismar sorusuna) Vücudundaki izler güneş yanığı. Çocukla ilgii herhangi bir istismar, tecavüz emaresi de yok.

    Bu sabaha karşı yavrumuzun otopsisi tamamlandı ve aile gelenekler gereği bekletilmeden defnedilme talebinde bulundu. Sabah saat 05.00 itibarıyla teslim edildi ve aile ile köylüler yavrumuzun cenazesini defnettiler. İnşallah son kaybolan yavrumuz olur diye temenni ediyorum.

    (Kaçırılma sorusuna) Bazı ipuçları ve gözaltı var. Çalışmalar titizlikle devam ediyor. Jandarma ve emniyet güçleri yoğun şeliklde çalışıyor. Gözaltı sayısını veremem ama bu bir kaçırılma olayı.

    Yavrumuz, daha önce AFAD ekipleri ve profesyonel balık adamlar tarafından defalarca bakılan; drone tarafından da defalarca görüntülenen bir yerde bulundu. Eldeki deliller, en fazla birkaç gün önce oraya bırakıldığını gösteriyor… Çay içmek için oraya giden bir köylü tarafından bulundu.

  • Erkek şiddeti bir can daha aldı: İntihara kalkışan Müjde hayatını kaybetti

    Erkek şiddeti bir can daha aldı: İntihara kalkışan Müjde hayatını kaybetti

    PİRHA- Doğubayazıt ilçesinde eşinden gördüğü şiddete dayanamayarak intihar girişiminde bulunan Müjde Aktaş’ın 7 yıl yatalak halde yaşadıktan sonra geçtiğimiz ay hayatını kaybettiği öğrenildi.

    Gazeteşujin’in haberine göre,  Müjde Aktaş, kuzeni Ahmet K. ile evlendikten sonra ailesinin yanından ayrılarak Muş’a taşındı. Bir süre sonra, çocuğu olmadığı bahanesiyle sistematik olarak işkenceye maruz bırakıldı. Şiddet nedeniyle intihara sürüklenen Müjde, 2010 yılında intihar girişiminde bulundu. Ailesi tarafından son anda kendini astığı ipten kurtarılan 24 yaşındaki genç kadın, komaya girdi. Geçirdiği felç nedeniyle yatalak hale gelen Müjde Aktaş, sadece çevresindeki sesleri algılayabilir hale gelmişti. Ailesinin iddiasına göre, babası da kızının intiharının ardından bir süre sonra felç geçirdi ve yatalak oldu.

    Aylık yaklaşık 700 lira ile geçinmeye çalışan dokuz kişilik aile, hastanedeki bakım masraflarını karşılayamadıkları için kızlarına evde bakmaya başladı. Ancak enfeksiyon kapması nedeniyle yeniden hastaneye götürmek zorunda kaldılar. Müjde Aktaş, böylece bir süre Erzurum Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gördü. İddiaya göre bu sırada, boşanma davası açan eşi Ahmet K. başka bir kadınla imam nikahıyla evlendi.

    ÜÇ AY SEVK BEKLEDİ

    Genç kadının durumu 2015 yılında basına yansıyınca Doğubayazıt Kaymakamlığı, ailenin yıkılmak üzere olan evlerinden başka bir eve taşınmasına yardımcı oldu ve bir yıllık kirayı ödedi. Ancak, ikisi yatalak olan 9 kişilik ailenin maddi durumu halen ne geçim ne de sağlık masraflarını karşılamaya yeterliydi. Olayın basına yansımasının ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Müjde’nin tedavisinin daha iyi koşullarda yapılması için tam teşekküllü bir üniversite hastanesine sevk edileceğine dair söz vermişti. Fakat Müjde, Ankara’ya sevk edilmek için üç ay beklemek zorunda kaldı.

    İNTİHARDAN YEDİ YIL SONRA HAYATINI KAYBETTİ

    Doktorlar, üç ayın ardından Hacettepe Üniversitesi’ne sevk edilen Müjde için ailesine herhangi bir tedavinin mümkün olamayacağını, kızlarının bundan sonra ‘bakım hastası’ olarak hayata devam edebileceğini söyledi. Bu haber üzerine aile kızlarını da alarak Ağrı’ya geri döndü. Sistematik işkenceden sonra intihar girişiminde bulunan Müjde’nin ölüm haberi ise geçen ay geldi. Genç kadın, yedi yıl verdiği mücadelenin ardından Haziran ayında hayatını kaybetti.