Etiket: ağuçan ocağı piri inanç dolu

  • ‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’- VİDEO

    ‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’- VİDEO

    PİRHA- Ağuçan Ocağı evlatlarından Pir İnanç Dolu, Aleviliğin yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacında olduğunu belirterek, hem iç nedenlerden dolayı hem de dıştan gelen saldırlar dolayısıyla Aleviliğin büyük bir tehdit altında olduğunu belirtti. Pir İnanç Dolu, çözüm olarak “bütün bu derneklerin, federasyonların bir birlik kurması gerekiyor. Bu ‘Canlar Meclisi’ olabilir. İşte bir meclis kurup eşit yurttaşlık gibi konularda bir birlik kurulabilir” önerisinde bulundu.

    ‘Asimilasyon’ kelimesi etimolojik olarak Latince ‘assimilare’ fiilinden türemiştir. Bu fiil, ‘similis’ yani ‘benzer’ anlamına gelen kelime kökünden gelir. Fransızca’da ‘similis’ kelimesinin önüne ‘a’ takısı getirilerek olumsuzluk anlamı verilir. Yani Fransızca’dan dilimize ‘özümseme, benzeşme, benzeştirme’ diye geçen ‘assimilation’ kavramı, aslında olumsuz anlamda bir ‘özümseme, benzeşme, benzeştirme’ ifade eder. Bu durum dıştan gelen zor, tehdit ve ince politikalarla, kişinin veya toplumun özünden çıkarılmasıyla sağlanır.

    Oto-asimilasyon ise kişinin kendi kendine özünü terk etmesiyle, kültürünü, geleneğini ve kimliğini bırakmasıyla gerçekleşir. Oto-asimilasyon da dıştan gelen etkiler olmakla birlikte, esas olan kişinin ya da toplumun da rızasının olmasıdır.

    Yüzyıllardır üzerinde asimilasyon ve oto-asimilasyon tehditti olan Alevilik, bu tehditler karşısında bir var olma yok olma savaşımı veriyor. Alevilik üzerindeki bu tehditti Ağuçan Ocağı evlatlarından Pir İnanç Dolu ile konuştuk. Dolu, “Metropolleşen Alevilik beraberinde bir takım sorunları ve ihtiyaçları getirdi. Köylerinde yaşayan Aleviler büyük şehirlere gittikçe, Ocak örgütlenmesi bu yeni duruma göre kendini yenileyemediğine” dikkat çekti.

    “ALEVİLİK YOLU RIZALIK LOKMASI ÜZERİNDEN YÜRÜYEN BİR YOLDUR”

    -Alevilik yüzyıllardır baskı ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya. Bugün asimilasyon sizce hangi yeni biçimler altında sürdürülüyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi Alevilik yüzyıllardır baskı ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıyadır. Tabii bunun bir temeli vardır. Mesela 1560’lı yıllarda imparatorluk tarafından çıkarılan, o dönem Ocak zadelerin vergi vermemesi gibi bir kanun var. Bu kanundan sonra kimi Aleviler vergi vermemek için imparatorluğun yanında yer aldı. Buna bağlı olarak ortaya secereler çıkarıldı. Bu durumun aynısı 1980 ihtilalinden sonra, bir vakıf üzerinden işte dedelere ve pirlere sertifika verilip, yetkilendirilmesi gibi sorunlarla devam etmiş. Aslında sadece Alevilere değil, öteki düşünenler ya da öteki inananların hepsinin üzerinde aynı politikalar vardır. Şimdi günümüzde de herkes malumudur: Alevi Bektaşi Cemevi Müdürlüğü’nün kurulmasıyla beraber dedelere maaş vermek, Cemevlerine yardım etmek üzerinden kontrol altına almaya çalışıyorlar. Bu Cemevleri üzerinden baskı politikaları, inkar politikaları, asimilasyon politikaları devam ediyor. Mesela biz neye itiraz ediyoruz? Dedelerin maaş almasına, pirlerin maaş almasına. Alevilik yolu rızalık lokması üzerinden yürüyen bir yoldur. Alevilik, bugüne kadar taliplerini, pirlerini namerde muhtaç etmemiştir. Rızalık lokmasıyla bu yolda yürümüşlerdir. Cemlerimiz en büyük toplumsallığın, en büyük dayanışmanın yaşandığı yerdi. Cemevleri çoğaldıkça bu yapıların kontrolü de zorlaştı. Kontrol zorlaşınca işte Cemevi Müdürlüğü gibi Cemevleri ile iletişime geçip dernekler, federasyonlar ve vakıflar üzerinden Alevilik asimile edilmeye çalışılıyor.

    “MEZAR TAŞLARIMIZ DEĞİŞTİ”

    -Oto asimilasyon kavramını Alevi toplumu açısından nasıl tanımlarsınız? Bu süreç hangi gündelik pratiklerle yeniden üretiliyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi oto-asimilasyon, kişiyi otomatik olarak benzeştirme, dönüştürme anlamına denk geliyor. Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü kuruldu. En basit örneğiyle şunu söyleyebiliriz; İşte ne diyelim 400 yıl, 500 yıl önceki Alevi mezar taşlarıyla, bugünkü mezar taşlarının arasında fark var. Bugün katıldığımız bir cenaze erkanında da gördük ki cenazelerimizin erkanları değişmiş. Cemlerimiz değişmiş, yeni yeni türeyen cemler olmuş. İşte Cemevi Müdürlüğü’nden maaş alan dedeler ya da işte Vakıflar Federasyonları’na bağlı olup da inanç kurulları üzerinden, yeni yeni inanç ritüellerinin çıkması aslında bu asimilasyonun en büyük nedenleridir.

    ‘CANLAR MECLİSİ’

    -Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki, inancın özünü nasıl dönüştürüyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi Aleviliğin devletle kurmaya çalıştığı ilişki 1990’lardan belki daha öncesinde, özellikle 80 darbesinden sonrasına dayanıyor. Hatırlıyorsanız, o dönem Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Demirel’in söylediği bir söz vardı: ‘Bu vakfı biz kurduk’ diye. Ondan sonra 1990’larda ilk cemevinin temelinin atılmasıyla beraber, Alevilerin dernekler üzerinde örgütlenmesi başlamıştır. Şimdi dernekler muhataplık konusunda belki yeni bir örgütlenme biçimi sayılabilir ama Aleviliğin örgütlenmesi ocaklar üzerindedir.

    Özellikle 1938’de, 1980’lerde, 1994’lerde köy boşaltmalarından dolayı nüfusun büyük bir bölümü metropollere gitti. Ya pirler taliplerinden uzak kaldılar. Sistem ya da devletle ilişkilenirken, bu sorunlar da açığa çıktı. Şimdi gidiyoruz bir cemevinde, Cem oluyoruz ama Cemlerimizin ismi birlik cem oldu. Çünkü bütün ocakların talipleri sadece bir ocağın piriyle Cem yapıyor. Derneklerimiz çoğaldı. Şimdi bütün bu derneklerin, federasyonların bir birlik kurması gerekiyor. Bu ‘Canlar Meclisi’ olabilir. İşte bir meclis kurup eşit yurttaşlık gibi konularda bir birlik kurulabilir. Bu birlik üzerinden muhataplık alınabilir. Ama böyle parçalıyken, böyle bölünmüşken, böyle birbirimizden uzakken hani bu mümkün değildir. Devlet de bu dağınıklığı fırsat bilerek Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü üzerinden kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor.

    “YOL DİLİNDEN UZAKLAŞTIKÇA İKRARDAN DA UZAKLAŞILIR”

    -İnanç dilinin sadeleşmesi ile içinin boşaltılması arasındaki sınır sizce nerede başlıyor?

    İNANÇ DOLU: Hani dedik ya ocaklar ikrar kapısıdırlar. Dernekler de iktidar kapısıdırlar. Metropolleşen Aleviliğin içerisinde Cemevleri çoğaldıkça, Cemevlerinde hizmet eden inanç kurulları da oluşmaya başladı. Bu inanç kurulunun içerisinde artık farklı dualar yer almaya başladı. Broşürlerde erkanameler yazdılar. Ama aslında Aleviler pirleriyle, rayberleriyle, ocaklarıyla o ikrar kapılarıyla her şey gönüldendi. Şimdi mesela cenaze erkanlarında pirlerin verdiği dualar bile sadeleşmiş ve içi boşalmıştır. Ama öbür tarafta ocaklara gittiğimizde bir pir, bir ana kendi talibine o gün gönlünden geleni, gönlüne düşeni söylerdi. O yolun diliydi. Çünkü bizim yolumuzun bir kalıbı yok. Bizim yolumuzun yazılı bir ibadet şekli yoktur. Bizimki bugüne kadar dilden dile, gönülden gönüle gelmiş bir yoldur. O yüzden pirlerimizin verdiği dualarla bugün okunan dualar arasında çok fark var. Çünkü dil sadeleşmiş ama her şey kalıplaşmış. Eski sözlerimiz büyük bir iman, büyük bir ikrar, büyük bir inançla verilen dualar, yolun dilini temsil ediyordu. Sözlü tarihle bugüne kadar ulaşmış bir inanç.  Ama bugün maalesef işte yolun dilinden uzak, kalıplaşmış, şekillenmiş dualarla yapıyorlar. Yol dilinden uzaklaştıkça ikrardan da uzaklaşılır. Çünkü gönül ve söz. Gönülden dökülmeyen bir söz diyelim.

    “YOL’UN TA KENDİSİDİR DEYİŞLERİMİZ”

    -Cem erkânının, deyişlerin ve yol öğretilerinin “kültürel miras” başlığı altında sunulması Alevilik açısından ne anlama geliyor?

    İNANÇ DOLU: Öncelikle dedik ya, işte örgütlenirken derneklerin çoğalması, cemevlerinin çoğalması bu kontrolün dışına çıkma sebebidir. Şimdi bizim deyişlerimiz sıradan türküler değildir. Kültür mirasını hiç değildir. Bir inancın içerisindeki ibadetimizdir. Bizim her değişimin bir manası vardır. Mesela Hacı Bektaş-ı Veli’nin söylediği bir nokta vardır. Diyor ki: “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin özünde.” Hani bunu sıradan bir kültür mirası ya da sıradan bir türkü olarak söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz. Biz değişişleri söylerken mesela bir cemin başında söylediğiniz değişiş ile cemin sonunda söylediğiniz değişiş birbirinden farklıdır. Niye? Çünkü cem başında söylediğiniz de iş sizi ortama hazırlar. Ortam derken sizi ibadete hazırlar. O var olan toplumsallığı, toplumsallaşmayı o aşkı arttırır. Bütün hizmetler yerine geldikten sonra söylenilen deyişler de çarkı pervazı temsil eder. Bu bir kültür mirası değil, bir ibadet dilidir, Yol dilidir. Yani bunlar kültür mirasını değil de kültür mirası nedir? Bir antika yani yıllar öncesinde kalmış bir tarihi eser bulursunuz. O bir kültürün mirasıdır. O kültürün işleri, o kültürün izlerini taşır. Bizimki bir iz taşımıyor. İz ta kendisidir. Yol’un ta kendisidir deyişlerimiz. O yüzden siz kalkarsanız örgüt biçiminizi, örgütleme şeklinizi ayarlayamazsanız gider işte bugün ben Pir Sultan’ın ocağından geliyorum deyip de, Pir Sultan’ın durduğu çizgiyi, Pir Sultan’ın var olduğu çizgiyi bilmeyen birinin peşine takılırsanız. O da size kalkıp de işlerinizin kültür mirası olduğunu söyler. Ama siz bugün kalkıp da bir Hristiyan’ın İncil’ini, bir Yahudi’nin kitabı ya da bir mümin Müslüman’ın Kur’an’ına kültür miras diyemezsiniz. O onların ibadet şeklidir.

    “HAKİKATÇI PİRLERİMİZ DE, ANALARIMIZ DA VAR”

    -Pirler ve analar bu dönüşüm karşısında yol gösterici bir rol üstlenebiliyor mu, yoksa baskılar karşısında geri mi çekiliyor?

    İNANÇ DOLU: Şimdi elbette ki pirler, analar hani dedik sosyoekonomik nedenlerden dolayı, politik nedenlerden dolayı boşaltılan köylerin içerisinde ya da göç veren köylerin içerisinde pir ocakları, ana ocakları da var. Yani ocaklarımız da var. Bu ocaklarımızın içerisindeki analar, pirler maalesef onlar da bu göç dalgasıyla gittiler. Talip de gitti. Talip’te uzaklaştı bu coğrafyadan. Şimdi eski ocak örgütlenmeleri, ocakların kendi içerisindeki görgüleri, kendi içerisindeki ibadetleri yol göstericiydi. Ocak analarının, pirlerinin talibi hazırlamak için bir eğitim devresi gibiydi. Ocaklar bir akademidirler. O akademide kimse kalmadığı zaman Pirler, analar eğitimlerini görmedikleri zaman ya da talebi eğitmedikleri zaman pirler analar geri durmuş gibi görünürler. Yani geri duran pirler de vardır. Geri çekilen pirler de vardır. Yani özellikle dersim coğrafyasını söylersek 1938’den 1994’e hatta şimdiye kadar bile yani büyük bir baskıya maruz kaldılar. 1938’in son döneminde özellikle pirler hedef alınmıştır. Mesela Bargin’de, Sekesur’da 24 tane Ağuçanlı ana katledildi. Ama bugün işte dediğimiz bu örgütlenme modeliyle devletten maaş alan pirler, analar da halkın dilini, Yol’un dilini, inancın dilini konuşmak yerine sistemin dilini konuşuyorlar. Biz bunlara geri durmuş diyebiliriz. Ama hakikatçı pirlerimiz de var, hakikatçı analarımız da var. Hâlâ bu yol bugüne kadar gelmişse de bunların sayesinde gelmiştir.

    “ALEVİLİĞİN DOĞASI PAYLAŞMAK, RIZALIK ÜZERİNEDİR”

    -Aleviliğin kurumsallaşması (cemevleri, dernekler, federasyonlar) asimilasyona karşı bir direnç mi, yoksa yeni bir uyum biçimi mi yarattı?

    İNANÇ DOLU: Metropolleşen bir Alevilik var. Aleviliğin ihtiyaçları da ortaya çıktı. Mesela geldik büyük kentlere bir cenazemiz olduğu zaman bir cenazemiz olduğu zaman hepimiz bir apartman dairesinde kalıyorduk. Ama orada o cenazenin hizmetini köy evimizdeki gibi göremiyorduk. Ya da köylerde yaşadığımız zaman komşularımızın desteğini bulamıyorduk. Yani komşularımızın hanesini de kullanıyorduk bu cenazelerimizde, düğünlerimizde. Ama bu bize ne getirdi. Cemevlerinin bir ihtiyaç olduğunu getirdi. Derneklerle örgütlenirken biz aslında bir şekilden de inancımızdan uzaklaştık. Niye diyeceksiniz? Çünkü ocak örgütlenmesinde ikrar vardır. Dernek hattındaysa iktidar mücadelesi başladı.

    Cemevleri büyükşehirlerde Alevi toplumunun bir araya gelmesi için en büyük mekanlardı, en kutsal mekanlardı. İbadetimizi de yaptık içinde hani ibadetimizi eleştirdik. Dedik ki ya işte yanlış yaptığımız yerler vardı. Ama bugüne kadar Alevilerin inançlarından metropollerde kopmamasının en büyük nedenlerinden biri de dernekler ve cemevlerimizdi. Ama örgütlenme modelimiz yanlıştır. Niye yanlıştır? Biz çünkü ocaklarımızı unutup cemevlerimizi kutsal yaparsak bu yanlıştır. Cemevlerimiz bizim ibadet yerlerimizdir ama bizim ibadetimizin uluları ocaklarımızdır. Bir pir olmadan, bir cemevinde cem yapılamaz. Ama bir pir olmadan cemevinden cenaze kaldırılabilir. Bir rehber olmadan ocaklar kendi cemlerini yapamazlar. Ama cemevlerinde yapılır. Çünkü artık her talip kendi piriyle değil, her pir kendi talibiyle değil, var olanla yapılıyor. Şimdi derneklerin çoğalması, derneklerin var olması Alevilik için avantajken dezavantaja dönüşebiliyor. Çünkü kontrol zorlaşıyor. Biri A belediyesinden destek alırken öbürü B belediyesinden destek alıyor. Çünkü artık iktidarlaşıyoruz. O Cemevi başkanları kendilerini pirlerin yerine sayıp pirler adına karar verebiliyorlar.

    Aleviliğin doğası rant ve çıkar üzerine değildir. Aleviliğin doğası paylaşmak, rızalık üzerinedir. Ama derneklerin içide iktidarlaşma yolunda rantla çıkar dönüştürülürse Alevi toplumu için en büyük tehlike haline gelmiştir.

    “VATANINDA YAŞAMAK DİL VE İNANÇ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR”

    -Sizce Alevilik bugün en çok nerede aşındırılıyor: devlet politikalarında mı, kent yaşamında mı, aile içinde mi?

    İNANÇ DOLU: 1927’li yıllarda Şarkı İslahat planından sonra Balkanlardan gelen göçmenler Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirilirken onların yanına, onların yerleştirildiği bölgelere Dersim’den insanlar da getirip yerleştirilmiş. Bunlar pirlerdir de, aynı zamanda taliplerdirler de.

    En büyük aşınma ana dilden başlıyor. Ocaktan uzaklaşmayla başlıyor. Göçtünüz, başka bir yere gittiniz. İnsan doğası gereği, yeni yaşamına adapte olurken alıp verme yöntemiyle komşunuzdan bir şey alırsınız, bir şey verirsiniz. Ama sizin komşunuzun dili, inancı yasak değildir. Mesela Çorum Katliamı’ndan sonra gelenler, Maraş Katliamı’ndan sonra gelenler, Dersim Katliamı’nı yaşayanlar, 12 Eylül dönemini yaşayanlar, orada “Biz Müslümanız” dediler. Alevi olduklarını gizlediler.

    O dönem mesela cemevleri de yoktu ama ritüelleri devam ettirecek bir şey yoktu. Oranın içinde yetişen kuşak kayıp olup gitti. O aşınma sistemin etkisiyle doğdu. Göçün etkisiyle doğdu. Ailenin baskıya karşı aşınmasıyla doğdu. Yani bir kuşak belki iki kuşak böyle bu şekilde kaybolup gitmiştir. 1938’de Dersim’de göç ettiler. Sürgüne gönderilen insanların bir kısmı geri dönebildi. Aslında o kayıp çocuklarımız ne oldu? O çocuklar nereye gitti? Bunların içinde Dersim’de ocakzadeler de vardı, talipler de vardı. Yani öldürülen 50 bin, 60 bin insandan bahsederken göçertilmiş yüz binlerce insandan bahsediyoruz. Bu 100 bin insanın bir kısmı geri döndü ama bir kısmı geri dönemedi. O geri dönemeyenlerin dili ne oldu? İnançları ne oldu? Kimlikleri ne oldu? Bu aslında sistemin dayatmasıydı. Öbür taraftan kendi yanlış politikalarımız, yanlış örgütlerimiz, işte derneklerimizde ve cemevlerimizde yanlış yaptığımız inanç ritüellerimizde ve bir kuşağımız, belki iki kuşağımız kayboldu.

    Mesela kendi köyümüzde kalsaydık, hepimiz aynı dili konuşuyorduk. Hepimiz aynı inancı yaşıyorduk. Hepimiz aynı ritüellerin içerisindeydik. Bizim yaşadığımız köyde Ağuçan Türbesi var. Ağuçan Türbesi’ne gittiğimiz zaman ya da türbenin yanında geçtiğimiz zaman çocuklar bakarlardı. Büyükler oradan geçerken niyaz olurlardı. Çocuklarla başlardın niyaz olmaya. Bu ailenin çocuklarını doğal yetiştirme biçimi için. Ama şimdi Aleviliği metropollerde böyle bir şey yapamıyoruz. Cemevlerine gönderiyoruz. Cemevlerinde işte cemevlerine gidip gelmeyle çocuklarımız ne öğrendiyse o. Çünkü onların büyükleri de unuttular bunu. Çünkü onlar da cemevlerine gittiler. Vatanında yaşamak dil ve inanç açısından çok önemlidir.

    “DOĞAMIZLA BARIŞIK YAŞAYAN BİR TOPLUMUZ”

    -İnanç pratiklerinin “gönüllülükten” çıkıp “göreve” dönüşmesi oto asimilasyonun bir göstergesi midir?

    İNANÇ DOLU: İnanmak gönülden gelen bir şeydir. O yüzden gönüllülük şarttır. Eğer bu göreve dönüşürse ateist bir imamın cemaate namaz kıldırmasına benzer. Çünkü görev almışsınız. Bugün işte Alevi Bektaşi Kültür Müdürlüğü’nün kurulmasıyla beraber böyle bir yere doğru gidiyoruz. Yani bir rant, bir çıkardan faydalanıp gönüllülükten çıkıp göreve gidiyoruz. Bu inancın özünü bozmaya yönelik bir hamledir. Şimdi Reya Hak coğrafyasında büyüklerimiz iki mevsimden bahsederlerdi. Bu iki mevsim biri üretim mevsimidir. İşte Mayıs ayının sonunda başlayıp en son Eylül’ün sonuna kadar gider. Gerisi tüketim mevsimi yani kış mevsimiydi. Şu an kış mevsiminin içerisindeyiz. O yüzden Alevilerin en çok ibadet ettikleri dönem tüketim mevsimidir. Bakın gaxandımız, Hızırımız bunun içindedir. Newrozumuz bunun içindedir. Heftamal’ımız bunun içindedir. Kara Çarşamba’mız bunun içerisindedir. Çünkü o kısa bir bölümde, bizim kışlık ihtiyaçlarımızı gidermek için bir üretim yapmamız lazımdı.

    Ocakların taliple ilişkisinde o üretim mevsiminde talibini ona hazırlamak. Bakın kışlıkta doğa çok zor bir dönemden geçiyor. Biz doğamızla barışık yaşayan bir toplumuz. Çünkü biz varı vardan, var olduğuna inanıyoruz. Biz vahdeti vücuda inanıyoruz. Yeryüzüyle gökyüzü arasındaki bütün yaşamın eşit ve ortak olduğuna inanıyoruz.

    Bizim köyde Ağuçan Türbesi var. Siz inancın içinde bir insansanız o Ağuçan Türbesi sizin için her şeydir. Geçerken oradan niyaz olursunuz. Çeşmesinden su içersiniz. Bizim büyüklerimiz oruç tuttukları akşam, oruç tuttukları günün akşamı oruçlarını açmadan önce gider niyaz olurlardı. O çeşmede ellerini yıkarlardı ve gelir oruçlarını açarlardı. Biz de onlardan öyle gördük ama hiçbir gün bizi zorlamadılar. Bize bir görev vermediler. Hiçbir ocak, hiçbir Alevi toplumun içerisinde hiçbir aile kendi çocuğuna böyle bir zorlama getirmez, getirmemeli de. Çünkü eğer görev verirseniz görevde aksaklıklar olabilir. Ama inançta aksaklık olmaz.

    “ALEVİLER PİRLERİYLE CEM OLMALIDIRLAR”

    -Aleviliğin kendini koruyabilmesi için önce neyle yüzleşmesi gerekiyor: dış baskılarla mı, iç çözülmeyle mi?

    İNANÇ DOLU: Alevilik bugüne kadar dışarıdan gelen bütün saldırılara rağmen kendisini korumayı bilmiştir. Bunu korurken de en büyük sebep etken faktör nedir? İnançtır. Kendi içerisindeki birbirine bağlılığıdır. Bu bağlılığın en basit şeyi nedir? Talip-Pir-Ana ilişkisidir. Talip ocak ilişkisi, Pir talip ve ikrar ilişkisi. Mesela Aleviler bugüne kadar kendilerini korurken yani bu inanç kendini korurken bir silahlı örgütü yoktur. Savaşmamıştır. İlmi kendi inançsal dilini kullanarak kendi toplumuyla barışık yaşaması ve inançsal modelini oluşturmasıyla bugüne kadar gelmiştir.

    Dışarıdan müdahaleler tabii ki bizi etkilemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir hanımefendi diyor ya “Suriye’de 14 yıldır Müslümanlar öldürülüyordu. Sizin gıkınız çıkmadı. Ama bugün işte Aleviler öldürülüyor diye dünyayı ayağa kaldırdınız.” Aleviler, Ezidiler, Suriyaniler, öteki düşünenler bu coğrafyada binlerce fermana maruz kalmıştır. Biz Aleviler olarak kimsenin yok olmasını istemeyiz. Biz o Suriye’deki Müslümanlar öldürülürken de ayaktaydık. Bugün o Suriye’de öldürülen Kürtler için de ayakta olacağız. Oradaki Aleviler için de ayakta olacağız. Biz Filistin’de deki masumlar için de ayakta olacağız. Sudan’daki için de ayakta olacağız. Çünkü bizim böyle bir felsefemiz var. Biz mazlumun yanında durmasını ilke edinen bir toplumuz. O yüzden dışarıdaki baskılar bizi çok derinden yaralasa da ama içimizdeki haramzadelerin, kendini inkar edenlerin oraya, buraya yaranmak için, siyasi ikbal devşirmek için, rant devşirmek için sağa sola gidenler bu yolu daha çok bozuyorlar.

    Dışarıdaki gelen tehlikelere karşı, kendimizi bir şekilde var etmişiz. Dersim’de 38’de göçler oldu. Biz geldik buraya bu toprak bizi doyurmadıysa aç da bırakmadı. Yine kendi toplumsal hakikatimiz ve inancımızla bütünleşerek bir yerde yaşama tutunup var olduk.

    Şimdi bugün bu coğrafya üzerinde dışarıdaki baskıları arttırarak içerideki birliğimizi de dağıtmaya çalışıyorlar. Şu an Dersim coğrafyasının her yerinde bir maden projesi vardır. Maden projesiyle ne yapmaya çalışıyorlar? Toprağımızı insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu coğrafyayı insansızlaştırıp maden şirketlerinin kendi ceplerinin doldurabileceği bir alana çeviriyorlar. Bu coğrafya insansızlaşırsa bu coğrafyadaki ziyaretler yalnız kalır. İnsanlar ziyaretlerinden, ocaklarından koparlarsa öbür tarafta asimile etmek daha kolaydır. O yüzden Aleviler ne yapmalı? Aleviler pirleriyle cem olmalıdırlar. Pirler ne yapmalı? Birler hakikati söylemek zorundadırlar. Pirler hakikatçi olmalıdırlar. Pirler o talibin verdiği rızalık lokmasıyla yetinmelidirler. Pirler fakirin verdiği kuru ekmeği diğerinin verdiği her şeye tercih etmelidirler. Bizim pirlerimiz köyden köye giderken bir talip köyüne giderken ya da başka bir nedenden dolayı bir yolculuğa çıkarken kuşaklarına ekmek koyarlarmış. Niye ekmek koyarlarmış? Bir kötü insanın yemeğine, lokmasına muhtaç olmamak için. Pirlerin yaşamı böyle olmalı ki, talipler de pirlerini takip edebilmelidir.

    Cem EKİNCİ-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Khal Ferat Ocağı’nda Xızır Cemi yürütüldü: Xızır, en zor zamanda insanların yardımına ulaşır-VİDEO

    Khal Ferat Ocağı’nda Xızır Cemi yürütüldü: Xızır, en zor zamanda insanların yardımına ulaşır-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Nazımiye ilçesinde bulunan Khal Ferat Ocağı’nda Xızır Cemi yürütüldü. Xızır’ın kışın en zor zamanlarında insanların yardımına ulaştığını belirten Ağuçan Ocağı piri İnanç Dolu, “Xızır ayı aynı zamanda ardından doğanın doğuma hazırlandığı bir dönemdir. Bu zorlu kış ayının ardından Xızır bizi dardan kurtaracak İlyas ile berekete gideceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Geriş köyünde bulunan Khal Ferat Ocağı’nda Xızır Cemi düzenledi. Khal Ferat Ocağı’nın bahçesinde yapılan ve yoğun bir katılımın olduğu Xızır Cemini; Ağuçan Ocağı piri İnanç Dolu ile Kureyşan Ocağı piri Hüseyin Yanlız yürüttü.

    Çerağ uyandırılması, duaların edilmesi ve rızalık alınmasıyla başlayan Xızır Cemi’nde zakir Hasan Ekici’nin okuduğu deyiş ve nefesleriyle ceme katılanlar semah döndüler.

    “HIZIR, EN ZOR ZAMANLARDA İNSANLARIN YARDIMINA ULAŞIR”

    Xızır’ın kışın en zor zamanlarında insanların yardımına ulaştığını belirten Ağuçan Ocağı piri İnanç Dolu, “Xızır ayı aynı zamanda ardından doğanın doğuma hazırlandığı bir dönemdir. Bu zorlu kış ayının ardından Xızır bizi dardan kurtaracak İlyas ile berekete gideceğiz. Bizim için taş duvarlar önemli değil olan ocaklarımızın mekanlarında doğa ile iç içe olmak bu yolun en temelidir” diye konuştu.

    Yapılan Xızır Cemi, lokmaların pay edilmesiyle son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz  yok!

    Pir Dolu’dan Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasına tepki: Bizim satılık Duaz-ı İmamımız, deyişimiz yok!

    PİRHA-Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi. Dolu, “Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur, kimsenin katılmaması lazım. Çünkü biz Duaz-ı İmamlarımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil” dedi.

    AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi Başkanlığı bu kez ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ düzenleyeceğini duyurdu. Yarışmada birinciye 50 bin TL, ikinciye 35 bin TL, üçüncüye 25 bin TL, jüri özel ödülü 20 bin TL, mansiyon ödülü (3 adet) olarak ise 15 bin TL verilecek.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’ yapacağını duyurmasına tepki gösterdi.

    “ALEVİ İNANCINI ASİMİLE ETMEYE YÖNELİK BİR DURUM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler tarafından, Alevi Diyaneti olarak adlandırıldığını söyleyen İnanç Dolu, “Diyanet İşleri Başkanlığı da ilahi okuma ve Kuran’ı güzel okuma yarışması düzenliyordu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da benzer bir yarışma düzenlemesi tamamen Alevi inancını asimile etmeye yönelik bir durumdur” dedi.

    “ALEVİLER, YARIŞMAYA KESİNLİKLE KATILMASIN”

    Duaz-ı İmamların ve deyişlerin Alevi inancının temelini oluşturduğunu vurgulayan Dolu şunları ifade etti:

    “Kalıplaşmış bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Alevilerin böyle bir yarışmaya kesinlikle katılmaması gerekiyor. Yıllardır devlet tarafından yaratılmak istenen Aleviliğin bugünkü projesi de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarışmasıdır. Bizim para için satılık Duaz-ı İmam’ımız yoktur. Çünkü biz Duaz-ı İmam’larımızı, gülbenglerimizi cemlerimizde, erkânlarımızda aşk haliyle okuyoruz para için değil.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Pir İnanç Dolu: Folklorik bir dans gibi festivallerde semahlar dönülmeye başlandı-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Folklorik bir dans gibi festivallerde semahlar dönülmeye başlandı-VİDEO

    PİRHA-Festivallerde semah dönülmesine tepki gösteren Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Pirin ve rayberin olmadığı, hizmetlerin görülmediği ortamlarda semah dönülmesi yanlıştır. Semah, folklorik bir dansmış gibi alanlarda pirsiz, raybersiz, mürşitsiz bir şekilde Hakk için olmayan, seyir için bir noktaya çekilmiş durumda” dedi.

    Semah, Aleviliğin önemli inanç-kültür unsurlarındandır. Semavi dinlerde kadın ve erkeğin birlikte ibadet olarak müzik ve söz eşliğinde semah dönmesi kabul edilemez bir olgudur. Bu nedenle semah geleneğinin kökeni birçok araştırmacı tarafından ve birçok pir-dede tarafından gerek Kırklar Cemi ile gerekse İslam’dan çok öncesi birçok inanç ve gelenekler ile açıklanmaktadır. Semah aynı zamanda Aleviliğin temel ibadeti olan cemin de önemli bir parçasıdır, ilahi bir aşk olarak görülür.

    Semah dönülecek yerin Hakk meydanı olarak tanımlanması gerekiyor. Kapalı ya da açık mekan fark etmez. Eğer o Hakk meydanında çerağ uyanıyorsa, dede/ana gülbeng veriyorsa, zakir bağlamasında nefesleri dile getiriyorsa, o buluşma Yol, hizmet içinse, orası Hakk meydanıdır ve semah hizmeti yerine getirilir. Onun dışında Hakk meydanı olmayan, çerağsız, dedesiz, anasız, gülbengsiz alanlarda, düğünlerde ve eğlence ortamlarında dönülmemelidir. Nasıl ki, cemsiz semah olmaz ise gülbengsiz, dedesiz, zakirsiz semah hizmeti de kabul görülmez.

    Cemlerde görülen 12 hizmetin tümü “Yol hizmeti” olarak adlandırılır. Bu nedenle 12 hizmetlerden biri olan ‘Semah’ı dönenlere ‘ekip’ denilmesi de öğretide doğru bulunmaz. Ayrıca semah hizmetinde yer alan ister kadın, ister erkek olsun, tek tip kostüm ya da kıyafet şartı yoktur. Yol hizmetinde esas olan şekil değil özdür, ayaklar çıplaktır. Fakat bazı dernek ve cemevleri, semah hizmeti verenleri ya tek tip kostümlere sokuyor ya da yasa, acıya büründüren siyah elbiseleri şart koşuyor.

    Semahın folklorik bir oyun gibi gösterilmesi Aleviler tarafından tepkiyle karşılanmakta. Semahın “Hakk için ola seyir için olmaya” lafı hiçe sayılarak festivallerde ‘semah gösterisi’ adı altında Alevi inancının önemli bir ritüelinin içi boşaltılıyor.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu ile semah ekipleri ve festivallerde semah dönülmesi üzerine sohbet ettik.

    “SEMAH CEMDEKİ SON EVREDİR”

    İnanç Dolu, geçmişte ocak pirlerinin, taliplerin evlerine misafir olup cem yürüttüklerini belirterek “Pir, talibinin köyünü ziyaret eder, köydeki sorunları, sıkıntıları giderir, peyik salınır ve cem yapılırdı. Semah ise cemdeki en son evredir. Genelde köylerde yapılan cemlerde belli başlı kişiler cemlerdeki 12 hizmeti yürütürdü. Semah ise kişinin kendi içinden geldiği gibi çarkı pervaza dâhil olmasıyla başlayan bir ritüeldir. Cemde bütün hizmetler yerine gelir ve ceme katılanlar aşkı en derinden hisseder ve çarkı pervaza dâhil olur” diye belirtti.

    “‘HAKK İÇİN OLA SEYİR İÇİN OLMAYA’ SÖZÜNDEN UZAKLAŞILDI”

    Ekonomik ve politik nedenlerden dolayı başlayan göçlerle birlikte büyük şehirlerde Alevi nüfusu yoğunlaşınca cemevi ihtiyacı doğduğunu ifade eden İnanç Dolu, “Cemevlerinin yapılmasıyla beraber bir nevi pirin taliple ilişkisi kesildi. Her ocak kendi talibinden, her talip de kendi ocağından uzaklaştı. Her ocak kendi talibiyle değil, her ocağın talibi cemevindeki pirle ibadetin içerisine dâhil oldu. Böyle olunca da sorunlar ve sıkıntılar noktasından biraz uzaklaşıldı. Dar û didar ve cem û civat biraz uzakta kaldı. Dar û didar ve cem û civat cemlerin olmazsa olmazıdır. Gelişen teknoloji ile birlikte görsel basının da etkisiyle cemler artık canlı yayınlarla veya sosyal medya da yapılan yayınlarla açık bir halde yapılmaya başlandı. Aslında pirlerin, rayberlerin ve ocakzadelerin dediği gibi ‘Hakk için ola, seyir için olmaya’ sözünde ‘Hakk için ola’ kısmından biraz uzaklaştık, seyir için olmaya başladı. Çünkü çerağı uyandırmakla çerağı sır etmek arasında kalan süre aslında sır olarak kalmalıydı” dedi.

    “HİZMETLERİN GÖRÜLMEDİĞİ ORTAMLARDA DÖNÜLMESİ YANLIŞTIR”

    Şehirlerde cemevlerinin kurulmasıyla beraber semah ekiplerinin kurulmaya başlandığını belirten İnanç Dolu, “Artık mitinglerde, panellerde, festivallerde semahlar dönülmeye başlandı. İşin özünde pirin ve rayberin olmadığı, hizmetlerin görülmediği ortamlarda semah dönülmesi yanlıştır. Çünkü semah cemin son noktasıdır. Özellikle bizim bölgemizde semah dönülürken aşk yakalandığı zaman ağlayanlar ve bayılanlar olurdu. İbadetin bir şekli, şemali yoktur, biri ikinci adımını atarken diğeri birinci adımını atar mühim olan duyguyu yakalamaktır. Şimdi bakıyoruz semah ekipleri bizim semahımız folklorik bir dansmış gibi alanlarda pirsiz, raybersiz, mürşitsiz bir şekilde Hakk için olmayan, seyir için olan bir noktaya çekilmiş durumda. Ocakzadelerin en çok itiraz etmesi gereken nokta bu olmalı. Çünkü çerağı uyandırmadan cemin başlamayacağı gibi çerağın sönmediği gibi cemin bitmeyeceği de aşikârdır. Pir, rayber olmadan deyişler, beyitler söylenmeden ve hizmetler yerine getirilmeden dönülen semah sadece seyir içindir. Bizim ibadetimizin ana teması Hakk için ola, seyir için olmaya’dır” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Seçimlerin konuşulduğu dönemde cemevlerine saldırı tesadüf değil-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Geçmişte cuma günü camiden çıkıp Sivas’ta insanları yaktılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan K, tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİN EN BÜYÜK SORUNU YASA ÖNÜNDE EŞİT YURTTAŞ OLMAMASI”

    30 Temmuz’da cemevlerine yapılan saldırının tesadüf olmadığını vurgulayan İnanç Dolu, “Seçimlerin konuşulmaya başlanması, Hacıbektaş’ta gençlik kampının yapılacak olması, cemevlerine yasal statü tartışmalarının yapılması ve Diyanet İşleri Başkanı’nın cemevlerine yaptığı ziyaretlerden sonra cemevlerine eş zamanlı saldırıların düzenlenmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Daha önce de cuma günü camiden çıktılar Sivas’ta insanları yaktılar, yine cuma günü camiden çıkıp Maraş ve Çorum katliamlarını yaptılar. Seçimlerin konuşulduğu bir dönemde Alevi toplumunun kurumlarına saldırıların olması düşündürücüdür. Alevi toplumunu en büyük sorunu yasa önünde eşit yurttaş olmaması ve cemevlerine yasal statünün verilmemesidir” dedi.

    “MUHARREM ORUÇLARINDA SALDIRININ OLMASI MANİDARDIR”

    Cemevlerine yapılan saldırıyı düzenleyenlere verilen cezaları eleştiren Dolu, “Bu kadar kolay olmamalı. Bugün cemevlerine girip saldıranlar yarın cemevlerini yakabilirler. Saldırılara karşı dikkatli olmamız lazım ve Alevi kurumlarının yapılan saldırılara artık birlik, beraberlik içerisinde tepki göstermesi gerekiyor. Cemevlerine yapılan saldırının Muharrem oruçlarının birinci gününe gelmesi de manidardır” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Pir İnanç Dolu: Zor dönemlerden geçiyoruz, herkes birbirine Hızır olmalı-VİDEO

    Pir İnanç Dolu: Zor dönemlerden geçiyoruz, herkes birbirine Hızır olmalı-VİDEO

    PİRHA-Hızır’ın zorda ve darda kalanın yardımcısı olduğunu belirten Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, “Sadece bu ayda değil, aslında yaşamın içerisinde herkes birbirine Hızır olmalıdır. Çünkü zor dönemlerden geçiyoruz” dedi. Dolu, Alevi inancının özünü çocuklara anlatmak gerektiğini söyledi. 

    Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.

    Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy ve aşiretlere göre değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Hızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.

    Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Hızır ayının Alevi inancındaki önemini ve Hızır ayında neler yapıldığını PİRHA’ya anlattı.

    “HIZIR DARDA KALANIN YARDIMCISIDIR”

    Hızır’ın zorda ve darda kalanın yardımcısı olduğunu söyleyen İnanç Dolu, “Hızır ayında Dersim coğrafyasında pirlerin talipleriyle cem olur. Bizim toplumumuzun ibadetinin en yoğun olduğu görgülerin görülüp cemlerin tutulduğu bir aydır. Hızır bizim inancımızda sahipsizlerin sahibi, kimsesizlerin kimsesidir. O yüzden kim bir mazluma elini uzatmışsa o mazlumun Hızırıdır. Sadece bu ayda değil aslında yaşamın içerisinde herkes birbirine Hızır olmalıdır çünkü zor dönemlerden geçiyoruz.  Hızır ayının en önemli ritüellerinden birisi de kavuttur. Yıkanılan buğday sacda kavrularak el değirmeninde öğütülür daha sonra herkes kendi tepsisine kavutunu koyar. Perşembe günü kurbanlar kesilir, lokmalar pay edilir, çerağlarlar uyandırılır. Pir gelip cem olunacağında cem meydanında lokmalar pay edilir, semahlar dönülür ama kavut kimsenin olmadığı bir odaya konulur yanına da bir çerağ uyandırılır. Hızır’ın gelip kendi payını alması beklenir. Cuma sabahları da kavut evlerde pişer” diye belirtti.

    “ÇOCUKLARIMIZA İNANCIMIZIN GÜZELLİLERİNİ ANLATMALIYIZ”

    Alevi toplumunun cemevi inşaatlarından artık vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan İnanç Dolu, şöyle devam etti:

    “Sadece cemevleri yaparak Alevi olunmaz. İnsan yaşamın içerisinde sosyal adaletiyle, paylaşımıyla, zor durumda olana yetişmekle Alevi olunur. Aleviler inancımıza sahip çıkmalı ve çocuklarımıza bu inancın güzelliklerini anlatmalıdır. Dünden bugüne sözlü gelenekle devam eden Alevi inancının özünü çocuklarımıza anlatırsak bundan sonra da inancımız devam eder. Gençlerimizi inancımızdan haberdar edersek Hızır da darda kalana, zorda olana kavuşacaktır.”

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • Pir İnanç Dolu: Biri istedi diye cem yapılmaz

    Pir İnanç Dolu: Biri istedi diye cem yapılmaz

    PİRHA-Nazımiye’nin Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde vali, kaymakam ve askerlerin katılımıyla yapılan ceme, Aleviler yoğun tepki gösterdi. Söz konusu cemin inanca yönelik bir müdahale olduğunu söyleyen Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Biri istedi diye cem yapılmaz yüzyıllardır pirlerin, taliplerin ibadet esnasında söyledikleri gibi ‘Hakk için ola seyir için olmaya’ sözü tam bu nokta içindir. Bizim ibadetimiz sadece toplanmak, deyiş söylemek sonrada semah dönmek değildir” dedi.

    Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Kıl köyündeki Düzgün Baba Cemevi’nde Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan, Nazımiye Kaymakamı ve askerlerin katılımıyla cem yapıldı. Alevi toplumunun tepkisini çeken cemi, kaymakamın istediği ortaya çıktı.

    “BİZİM İBADETİMİZ SADECE DEYİŞ SÖYLEYİP, SEMAH DÖNMEK DEĞİLDİR”

    Cem gününün inanç açısından bir anlamı olması gerektiğini vurgulayan İnanç Dolu, “Biri istedi diye cem yapılmaz, yüzyıllardır pirlerin, taliplerin ibadet esnasında söyledikleri gibi ‘Hakk için ola seyir için olmaya’ sözü tam bu nokta içindir. Bizim ibadetimiz sadece toplanmak, deyiş söylemek sonrada semah dönmek değildir. Cem ruhen, vicdanen, ve aklen bir olmaktır. Alevi bir vali, bir kaymakam yada başka kurum amiri olabilir, ama buda ona özel cem yapma ya da yaptırma yetkisi vermez. Tam bu noktada ‘Kırklar Cemi’ mitolojisi gelir akla. Cem erkânına katılan canlar cemal cemale ve birdir. O yüzden kimse kartviziti, makamı ve üniformasıyla gelmez. Pirler bir yere seyahat ettiklerinde namerde muhtaç olmamak için heybelerinde ekmeklerini taşırlardı. Ismarlama cem hizmeti yapanlarsa mevki makam uğruna bu duruma düşmemeliydi” dedi.

    Yeni bir ‘Alevi açılımı’ndan bahsedildiği bu günlerde, Alevi pirlerine ve cemevi çalışanlarına maaş söylemleriyle böyle bir cemin konuşulmasının manidar olduğunun altını çizen Dolu, “Zorunlu din derslerine ilave olarak, din derslerinin 4-6 yasa kadar düşürülmesi, Aleviliğin bir inanç, cemevlerininde ibadethane olarak kabul görmemesi gibi önemli konuları konuşmamız gerekirken Alevi pirlerine maaş verilmesi gibi basite indirgenmesi kabul edilemez bir durumdur. Önemli olan her inancın resmi olarak aynı düzeyde görülmesidir. Alevi pirleri ve talipleri birlikte oluşturdukları rıza toplumu içerisinde bugüne gelmiştir. Maaş almazken talip toplumunun erkânını yürüten pirler kimseye muhtaç kalmamıştır. Bugün bu inanç o pirler ve o taliplerle ayaktadır” diye konuştu.

    “KİMSENİN İBADETİMİZE MÜDAHALE ETME HAKKI YOKTUR”

    Kurumlar, kurum amirleri, belediyeler ziyaretlere ve cemevlerine hizmet götürürken vatandaşlık hakkı çerçevesinde yaklaşması gerektiğini belirten Dolu, “Milletvekilleri, işadamlarımız da bir lokma verirken, diğer canlarımız gibi davranmalı. Bu lokmaları ve hizmetleri reklam amaçlı kullanmamalı. Pirler ve cemevi görevlileri de buna müsaade etmemeli. Kimsenin bize ibadeti öğretmesine, ibadetimize müdahale etmesine hakkı yoktur. Murşidler, pirler ve rehberler talipleri ile birlikte bugüne kadar bu hizmetleri yapmışlardır, mevki makam pesinden koşmadan, kartvizit ve etiket istemeden. Şimdi bakıyoruz siyasi parti temsilcileri isimlerinin önüne ocakzade etiketi yapıştırmış. Bizim yolumuz can incitmemiş, eline beline diline sahiplerin yoludur. Büyük, küçük, erkek ve dişi demeyenlerin, can olanların yoludur. Makamımız yol, ibadetimiz cemdir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    >Tunceli Valisinin ve askerlerin ceme katılması tepki çekti: Cemevleri, gösteri alanı değildir!

    >Nazımiye’de tepki çeken cemi Kaymakam istemiş: Bu kadar hizmet ettim bir cem yapayım!

    >Gülüstan Kılıç Koçyiğit: Cem tiyatro değil, inançsal bir ritüeldir!

     

  • Ağuçan Ocağı’nda aşure lokması paylaşıldı

    Ağuçan Ocağı’nda aşure lokması paylaşıldı

    PİRHA- Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği çok sayıda canın katılımıyla aşure lokması pay etti.

    Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, Muharrem orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştı.

    Ağuçan Ocağı’nın merkezi olan Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini (Karabakır) köyünde gerçekleşen aşure lokmasında konuşan Ağuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı Pir İnanç Dolu, “Aşuremiz birlik ve beraberlik için olsun. Lokmalarımız barış, sevgi ve zulmün olmadığı için bir dünya için olsun” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Pir İnanç Dolu: Alevilerde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman açılır

    Pir İnanç Dolu: Alevilerde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman açılır

    PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuşan Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, “Aleviler bu orucu yas için tutarlar o yüzden cem tutulmaz, düğün yapılmaz, saç taranmaz, banyo yapılmaz, tırnak kesilmez, et yenilmez ve Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için saf su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı çay, hoşaf, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır” dedi.

    Muharrem ayı bütün Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından öldürülen İmam Hüseyin ve 71 kişi için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden İnanç Dolu, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLER MUHARREM ORUCUNU YAS İÇİN TUTARLAR”

    Alevilerin Muharrem ayı orucunu yas için tuttuklarını belirten İnanç Dolu, “Aslında dünyanın var oluşundan bu yana kadar dilinden, dininden, inancından dolayı katledilenler için tutulmuş bir yas orucudur” dedi.

    “MUHARREM AYINDA CEM TUTULMAZ”

    Dolu şöyle devam etti:

    “Bir evde nasıl bir insan yaşamını yitiriyor ve yası tutuluyorsa bu ayda bütün Alevi evlerinde aynı yas tutulur. Aleviler Muharrem orucunu yas için tutarlar o yüzden muharrem ayında cem tutulmaz sonuçta cem tutmak için bağlama çalmak lazım matem olduğu için cem tutulmazdı. Düğün yapmazlar, saçını taramazlar, banyo yapılmaz, aynaya bakmazlar, tırnak kesmezler, soğanın kellesi vardır o yüzden kesilmez, diğer insanları kokusundan dolayı rahatsız etmemek için sarımsak yenilmez, et yenilmez ve Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için saf su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı çay, hoşaf, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.”

    “GELENEKLERİMİZDE TOPLU ORUÇ AÇMA YOK”

    Pir İnanç Dolu, oruç açımına ilişkin de, “Bizde oruç toprağa karanlık çöktüğü zaman, koyun ile kurdu birbirinden ayırt edemeyecek kadar karanlık olduğu zaman oruç açılır. Orucu açarken sofraların zengin olmamasına dikkat ederlerdi, Görkemli sofralar kurulmaz, lüksten uzak durulur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir, sahura kalkılmaz. Şimdi cemevlerinde yapılan toplu oruç açma yapılması bizim geleneklerimizde yok” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Pir Dolu: Demokratikleşme olmadan verilecek yasal statüyü tanımıyoruz -VİDEO

    Pir Dolu: Demokratikleşme olmadan verilecek yasal statüyü tanımıyoruz -VİDEO

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevilerin inanç yerlerine yasal statü vereceğiz’ söylemlerine tepki gösteren Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “16 yıldır iktidarda olan bir hükümet, bu hükümetin başbakanlığını yapmış sonrasında da cumhurbaşkanlığı yapan Erdoğan’ın söylemini seçime yönelik bir söylem olarak algılıyoruz” dedi.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden İnanç Dolu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Cemevlerine yasal statü vereceğiz’ söylemlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Pir Dolu, “Öncelikle 16 yıldır iktidarda olan bir hükümet, bu hükümetin başbakanlığını yapmış sonrasında da cumhurbaşkanlığı yapan Erdoğan’ın söylemini seçime yönelik bir söylem olarak algılıyoruz. Elbette tüm dünyada var olan tüm inançlar, yaşadıkları bütün ülkelerde yasal statüyü hak ediyorlardır. Aleviler de Türkiye’de cemevlerinin yasal statüye alınmasını hak ediyorlar ve Alevilerin temel taleplerinden biri de budur” ifadelerini kullandı.

    “SEÇİM VAADİ OLMAKTAN İLERİYE GİTMİYOR”

    Ama seçimler yaklaşırken siyasetçilerin söylediği sözler, seçim vaadi olmaktan daha ileriye gitmiyor. Çünkü daha önce de Alevi açılımı, Roman açılımı, Kürt açılımı gibi başarısız olunmuş bir süreç görmüştük bu ülkede” diye konuşan Pir Dolu, şunları kaydetti:

    “Biz siyasilerin seçim önce vaatlerini ve seçimden sonra yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Biz Alevilerin talepleri vardır ama; “siz şöyle ibadet ederseniz biz sizi yasal statüye alırız, siz bize oy verirseniz size yasal statü tanırız” söylemlerine Alevilerin karnı toktur. Aleviler artık kendilerinin var olduğunu anlatabilecek düzeydeler.”

    “EZİLENLER BİTMEDİKÇE ALEVİLER YASAL STATÜYE KAVUŞMAMALI”

    Pir Dolu, AKP’nin 16 yıllık iktidarında cemevlerine yönelik yaptırımlarına ilişkin şunları belirtti:

    “Yine bu iktidar döneminde değil midir ki cemevlerine yıkım kararları verildi, dedeler tutuklandı. Ama bazı dedeler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talimatıyla Avrupa’ya görevlendirme adı altında gönderildi. Bizler biliyoruz ki bu görevlendirdikleri dedelere yasal statüyü tanıyacaklar. Onlar inanıyorlarsa onların olsun yasal statü. Türkiye tam anlamıyla demokratikleşmeden, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bütün inançların temsiliyeti sağlanmadıkça bize gönderilecek bir yasal statüyü tanımıyoruz.

    İnançsal ve anadilde eğitim hakkını sağlasaydınız, zorunlu din derslerini kaldırsaydınız, biz de bu söylemleri seçim vaadi olarak algılamazdık.”

    Pir Dolu, “‘Cemevleri yasal statüye alınırsa, Alevi pirlerine maaş bağlanırsa’ gibi söylemler ile Aleviliğin alakası yoktur. Pirler, rızalık lokmasıyla hayatlarını devam ettirmelidirler. Aleviler iktidar olsalar bile yine muhalefet olmak zorundadırlar çünkü dünyada ezilenler, mazlumlar bitmedikçe Aleviler yasal statüye kavuşmamalıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

    ELAZIĞ/PİRHA