Etiket: AHİM

  • Sizer: İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şey ve kendini yaşamalıdır-VİDEO

    Sizer: İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şey ve kendini yaşamalıdır-VİDEO

    PİRHA- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu haklı bulmasını değerlendiren Zakir Ali Sizer, “Eğer o hak alınacaksa Türkiye gibi ülkelerde alınması gereklidir. İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şeydir ve kendini yaşamalıdır” dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu 5 Mart 2024’te sonuçlandırdı ve Avusturya hükümetini haksız buldu. Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘nin(AİHM), Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul edip, Alevilerin başvurusunu haklı bulmasını Zakir Ali Sizer, PİRHA’ya değerlendirdi.

    “EĞER HAK KAZANILACAKSA TÜRKİYE’DE KAZANILMALIDIR”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinin tanınmadığı, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçildiği eleştirisinde bulunan Sizer, “Avrupa’nın kendi yasası zaten esnektir ve insan temellidir, biz bunu kazanımla aldık. Eğer o hak alınacaksa Türkiye gibi ülkelerde alınması gereklidir. Avrupa’da hak kazanılmaz Avrupa’da haklar var zaten sen yeter ki dilekçeni ver prosedürünü yerine getir bitmiştir” dedi.

    “ALEVİLİK KENDİNİ YAŞAMALIDIR”

    Alevilerin kendilerine ait bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan Sizer, “Kendimize ait bir inancız, doğayla bütünleşmiş bir halde tanrı, doğa, insan diyoruz. AİHM kararı elbette önemlidir. Biz elbette ki İslamiyet’in şunun veya bunun karşısında değiliz. İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şeydir ve kendini yaşamalıdır. Alevilerin yaşam alanı da yerkürenin hepsidir merkezi de insandır, kendi adı da vicdandır” diye konuştu.

    “ALİ’NİN MANADAKİ HAKİKATİN ARAMALIYIZ”

    Sizer şöyle devam etti:

    İslamiyet silindir gibi bizim üzerimizden geçmiş, seni preslemiş, senin onu atman belki yüzyıl alacak. Senin onu bir kenarda tutman belki yüz yılları aşacaktır. Ama şöyle bir şey var; onu söylerken isimlerden korkulmaması gerekiyor. Bizim erenlerimiz bizim Düzgün Babamız, Hacı Küreyişimiz, Derviş Cemalimiz, Ağuçanımız ya Ali deyip Hakk ile bütünleştiler. Ali’nin ismi ile hakikati buldular. İsimden korkmadan Ali’nin manadaki hakikatini aramak, onun yolundaki Aleviliğini Kızılbaşlaştırmaktır.

    “BİZİM ALİ’MİZ DİVANELERİNDİR”

    Sosyal medyadaki tartışmalara da değinen Ali Sizer, “Sizin Aliniz şeraitidir ve Müslümanlarındır dedim. Bizim Ali’miz hakikatindir ve divanelerindir, o bir divaneliktir. Onun için Avrupa’da her şey esnektir. Müslümanlıktan İslamiyet’ten kurtulalım derken kendinizden de bir sürü kayıp verip tahribat yaratıp gitmek çok tehlikeli bir şeydir. Onun için Muhammed’in Ali’nin, Hasan’ın, Hüseyin’in, Zeynel’in, Cafer’in, İmam Bakır’ın isimleri bizim her şeyimizdir. Biz onların biyolojik olarak yaşamlarına baktığımız zaman İranlıların hepsi Hüseynidir. Ama Hüseyin’i katledenlerdir. Hazreti Zeynep’in bedduasıdır bugün kendilerini dövmeleri. O günden kalan mirastır onlara. Siz ki dedi bedeninizden bir damla kan kalmayıncaya kadar kendinizi dövseniz de ben sizi affetmiyorum ve etmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “BİRBİRİMİZİ TAMAMLAMALIYIZ”

    Zakir Ali Sizer, konuşmasının devamında, “Birbirimizi tamamlayabilecek güçteyiz, hiçbirimiz tamam değiliz. Tamam olanlarımız ermişlerimizdir, pirlerimizdir, enbiyadır, evliyadır. Onlar da bu zamanın içerisinde sırlandılar kesinlikle sır içinde kaldılar. Ama biz birbirimizi tamamlayabiliriz. Bunu da edeple, erkanla, muhabbetle kırarak dökerek ötekileştirerek değil. Kendi içimizdeki çoğulculuğumuzu esas alacağız. Abdallar kendi dilinde, Çepniler orada Yörükler burada, Kürtler orada, Türkler burada, Tahtacılar orada ama bunların hepsi eşittir, haktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    AİHM’den emsal karar: AABF’nin ‘Alevilik bağımsız bir inançtır’ başvurusunu haklı buldu

  • Tutuklu yargılanan SES yöneticilerinin duruşmasına çağrı: Sendikal haklar yargılanıyor!

    Tutuklu yargılanan SES yöneticilerinin duruşmasına çağrı: Sendikal haklar yargılanıyor!

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) tutuklu yargılanan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey ve önceki dönem Eş Genel Başkan olan Gönül Erden’in duruşmaları öncesi açıklama yaptı. Verilen mesajda “Bu davayla sağlık hakkı, sendikal haklar ve kadın mücadelesi de yargılanmak istenmektedir” vurgusu yapıldı.

    Tutuklu yargılanan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey ve önceki dönem Eş Genel Başkan olan Gönül Erden’in 3 Ekim’de görülecek duruşması için Ankara’da basın açıklaması yapıldı.

    Merkez Temsilciler Kurulu üyelerinin de katıldığı toplantıda 8 SES üye ve yöneticisinin Ankara Adliyesi’nde görülecek üçüncü duruşması için dayanışma çağrısı yapıldı.

    SAĞLIK HAKKI, SENDİKAL HAKLAR VE KADIN MÜCADELESİ YARGILANIYOR”

    “Sendikal mücadelemiz yargılanamaz!” denilen açıklamayı okuyan SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Öndül, atıfta bulunulan suçlar arasında sendikalarının yaptığı eylem ve etkinliklerin suç unsuru olarak yer aldığını belirtti. Öndül şu açıklamayı yaptı:

    “Biz biliyoruz ve anlıyoruz ki yıllardır halkın sağlık hakkına ve sağlık emekçilerin yaşadığı sorunlarına sahip çıkmak özellikle pandeminin başlangıcında herkesin korktuğu ve sustuğu dönemde taleplerimiz için yaptığımız eylem ve etkinlikler birilerini iyice rahatsız etmiş olmalı. Ayrıca ana akım medyada, haberlerde şubelerimiz ve işyerlerimizden pandeminin yönetilemediğini, yaşamak ve yaşatmak istiyoruz şiarıyla isyanımızı duyurmamız, kimilerini had bildirme, intikam alma arayışına itmiş olmalı. Bilinmeli ki; KESK ve bağlı sendikalar kurulduğu günden beri emekçilerin haklarını ısrarlı bir şekilde savunmuş ve halkın nitelikli kamu hizmeti alması mücadelesi vermiştir. Sağlık ve Sosyal Hizmet iş kolunda örgütlü olan sendikamız SES, kurulduğu günden beri nitelikli, ücretsiz, erişilebilir ve anadilinde sağlık ve sosyal hizmet mücadelesi yürütmeye amaç edinmiş ve bugünde aynı amaçla mücadelesine devam etmektedir.

    2007’de, 2009’da ve 2012’de KESK ve KESK’e bağlı sendika yöneticilerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar yapılmış, fakat hem anayasa mahkemesi hem de AHİM’in bu konuda yapılan haksız gözaltı ve tutuklamaların hukuka aykırı olduğunun tespitini yapmıştır. Bu şekilde toplu açılan davaların birçoğunda arkadaşlarımızın tamamı beraat etmiştir. Yukarıda anlattığımız yargısal süreç esasında siyasi iktidarın emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten sendikamıza, sendikal örgütlülüğümüze yönelik yargı baskısının kesintisiz olduğunu göstermektedir.

    Siyasi iktidar bu dava ile sendikamızın emek mücadelesini suç konusu yaparak mücadelemize zarar vermek istemektedir. Üstelik ortada suç teşkil eden hiçbir delil olmadığından bu oluşturdukları suç unsurlarını yine yaratıkları iftiracı tanıklar üzerinden yapmaya çalışmaktadır. İddianamede yer alan suçlamaların tarihsel seyri bile ortada bir iftira olduğunu kanıtlar niteliktedir.

    Bu davayla sağlık hakkı, sendikal haklar ve kadın mücadelesi de yargılanmak istenmektedir. Salgın döneminde hakları verilmeyen sağlık emekçileri için aktif mücadele eden sendikamızın faaliyetlerinin dava konusu yapılmasını kabul etmiyoruz. İktidarın yapması gereken halka ücretsiz ulaşılabilir nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti sunmak, sağlık emekçilerinin haklarını vermektir. Hak mücadelesi veren emek örgütlerini yıpratma çabası sonuç vermeyecektir. Bu hukuksuz davada yargılanan tüm arkadaşlarımız serbest kalıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadelede; işkolumuzdaki emek ve meslek örgütleri başta olmak üzere, tüm demokrasi güçlerini 3 Ekim 2022 günü Pazartesi (yarın) 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya hep birlikte katılım sağlamak üzere 09:30 da Ankara Adliyesi ana giriş kapısı önünde buluşmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala için tahliye çağrısı

    Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala için tahliye çağrısı

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması için çağrıda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen tutukluluk hali devam eden Kavala’nın tahliye edilmesi talep edildi.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının uygulanması için çağrıda bulundu. Açıklamada, AİHM’in Kavala’nın ‘derhal serbest bırakılmasını’ isteyen 10 Aralık 2019 tarihli hak ihlali kararına uyulması gerektiği belirtildi.

    Kavala’nın tahliye edilmesi çağrısının yinelendiği açıklamada, AİHM’in kararına rağmen Kavala’nın ‘susturulması ve diğer insan hakları savunucularının caydırılması’ amacıyla tutukluluk halinin devam ettiği vurgulandı.

    Dün, Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Açılış Töreni’nde konuşan AİHM Başkanı Robert Spano, yargı bağımsızlığının önemli olduğunu belirtmiş, hukukun üstünlüğüne saygı gösterme ve mahkemenin almış olduğu kararları uygulama çağrısı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Spano, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarındaki bazı ifadelerin AİHM’le uyuşmadığını dile getirmişti.

  • Akademisyen Akgün: Alevi kurumları hukuk yollarını yeterince kullanmıyor – VİDEO

    Akademisyen Akgün: Alevi kurumları hukuk yollarını yeterince kullanmıyor – VİDEO

    PİRHA – Aleviler hakkında üç önemli davayı takip ettiğini söyleyen Akademisyen Kemal Akgün, bu davalarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları Türkiye’ye gönderdiğini ve bu davalarda taraf olmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının kayıt yaptırarak davaları takip ettiğini belirtti. Akgün, ancak Alevi kurumlarının hukuki yolları yeterince kullanmadığına dikkat çekerek, bu davalarda kamuoyu oluşturmak gerektiğinin altını çizdi. 

    CAN TV’de yayımlanan Hüseyin Narlı’nın sunduğu ‘Sözün Özü’ programın konuk olan Akademisyen Kemal Akgün, Alevilerin adalet arayışını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin AHİM’in Aleviler hakkında verdiği kararları değerlendirdi.

    Hukuki yolların sonuna kadar zorlanması gerektiğini belirten Akgün, “Alevi kurumlarının buna dikkat etmesi gerekiyor. Bu konuda Alevi kurumlarının hukuki yolları yeterince kullanmadığını hatta hiç kullanmadığını biliyorum. Bugüne kadar karşılaştığım durumlar bunu gösteriyor” dedi.

    Bugüne kadar izini sürdüğü üç davanın olduğunu belirten Akgün, din derslerinin mecburi olması konusu, cemevlerinin elektrik parasının ödenmesinden yola çıkarak cemevlerinin de cami gibi bir ibadethane olduğu kararı ve Alevilere ayrımcılık uygulanması, bütçeden yeterince pay verilmemesi ve Aleviliğin bir inanç olarak kabul edilmemesi davalarını takip ettiğini belirtti. Akgün, bu davalarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararları Türkiye’ye gönderdiğini ve bu kararın uygulanmasını istediğini söyledi.

    “DAVALARA TARAF OLANLARIN SAYISI ARTTIRILMALI”

    Bu davalar için isteyen sivil toplum kuruluşlarının davanın tarafı olarak kendilerini kayıt ettirdiğini ve bu kararların uygulanıp uygulanmadığını kontrol ettiğini söyleyen Akgün, “Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi’ni görevlendiriyor bu kararların uygulanıp uygulanmadığını kontrol ediyor ve 6 ayda bir, önce Türkiye’ye bu kararla ilgili ne yaptınız, diye soruyor ve rapor istiyor. Kendisini bu davada taraf olarak gösteren kuruluşlara da bu raporu gönderiyor, burada yazılanlara karşı ‘siz ne diyorsunuz’ diye” dedi.

    “TÜRKİYE TOPU TACA ATAN DAVRANIŞLARDA BULUNUYOR”

    Son iki dava ile ilgili olarak Alevi Düşünce Ocağı ‘nın taraf olarak başvuran tek kuruluş olduğunu söyleyen Akgün, “Bu davalar ile ilgili, Türkiye’nin kabaca söylediği şey ‘bu sene okullar açıldı artık din dersi ile ilgili yeni bir düzenleme yapma işini seneye hallederiz’ diye bir yıl kazanmak.
    İkincisi ‘Türkiye şu anda savaş durumunda sıkıntılı bir dönemde o yüzden fazla bir şey yapamadık’ diye topu taca atan davranışlarda bulunuyor. Bu tür durumlarda yapılması gereken bu davalarda taraf olan sivil toplum kuruluşlarının sayısının artması lazım. Herkesin bu konu ile ilgili yapılanları ve yapılmayanları Bakanlar Komitesi ne sunması lazım” diye konuştu.

    “ALEVİLER DAVALARA SAHİP ÇIKSINLAR”

    Türkiye’nin verdiği raporlara karşı Alevilerin de bir kamuoyu, baskı oluşturması gerektiğini söyleyen Akademisyen Kemal Akgün, Alevilerin mahkemelerin verdiği kararlarda taraf olması çağrısında bulundu. Akgün, “Bu davaları hukuki olarak yapabilecekleri ne varsa hem Bakanlar Komitesi’ne baskı oluşturmak adına hem de kamuoyu oluşturmak adına bu davaları sahip çıksınlar” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AİHM: Ana dilde eğitim talebi için gösteri suç değil

    AİHM: Ana dilde eğitim talebi için gösteri suç değil

    AİHM, ana dilde eğitim talebiyle düzenlenen gösteri yüzünden gözaltına alınan Hakim Aydın adlı yurttaşın 2009 yılında yaptığı başvuruyu karara bağladı. Türkiye’yi haksız bulan mahkeme, başvuru sahibine 7 bin euro ödenmesine hükmetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Diyarbakır’da ana dilde eğitim talebiyle düzenlenen gösteri yüzünden gözaltına alınan bir üniversite öğrencisinin yaptığı başvuruda Türkiye’yi haksız buldu.

    Hakim Aydın isimli yurttaşın, 2009 yılında yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) toplantı ve gösteri özgürlüğüyle ilgili 11. maddesini ve özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddenin 1. fıkrasının ihlal ettiğine hükmetti.

    Buna göre Türkiye, başvuru sahibine mahkeme masrafları da içinde olmak üzere toplam 7 bin euro tazminat ödeyecek.

    Hakim Aydın, Diyarbakır Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde eğitim görürken, ana dilde eğitimi savunan bir gösteriye katılmak suçundan 2008 yılında gözaltına alınmıştı.

    Bu gösteriye katılım dışında bir önceki yıl düzenlenen Newruz gösterilerine ve ağaç dikme faaliyetlerine katıldığı belirtilen Aydın, “terör propagandası yapmak” suçundan önce 10 ay hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra yeni çıkan yasayla beraat etmişti.        (Kaynak: Euronews)

  • AİHM, hükümetin Osman Kavala’nın tahliyesine ilişkin itirazını reddetti

    AİHM, hükümetin Osman Kavala’nın tahliyesine ilişkin itirazını reddetti

    AİHM, hükümetin Osman Kavala için verilen tahliye kararını Büyük Daire’ye taşıma başvurusunu reddetti ve AİHM’in verdiği tahliye kararı kesinleşmiş oldu

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hükümetin Osman Kavala için verilen tahliye kararını Büyük Daire’ye taşıma başvurusunu reddetti. Böylece AİHM’in geçen yıl mart ayında verdiği tahliye kararı kesinleşmiş oldu. Ancak Kavala şu anda başka bir soruşturma kapsamında tutuklu bulunuyor.

    AİHM, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de tutuklanan Osman Kavala ile ilgili 10 Aralık 2019’da hak ihlali kararı vermişti.

    Mahkeme, Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklanması ve Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu makul bir sürede incelememesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine karar verdi. Kararda, tutukluluğun hak ihlali olduğu belirtildi. Karar, AİHM’in Selahattin Demirtaş’tan sonra Türkiye’ye karşı verdiği ikinci 18. Madde ihlali kararıydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kenanoğlu: AİHM kararları yok sayılarak AB’ye girilemez

    Kenanoğlu: AİHM kararları yok sayılarak AB’ye girilemez

    PİRHA – HDP Grubu adına konuşma yapan Ali Kenanoğlu, Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanun Teklifi görüşülmesi sırasına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını hatırlatarak, “Sadece gıda güvenliği konusundaki birtakım mevzuatları Türkçeye çevirip yasallaştırdığınız zaman bu kriterlere uymuş olmuyorsunuz” hatırlatmasına bulundu. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) Grubu adına Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanun Teklifi görüşülmesi sırasında söz hakkı alan Ali Kenanoğlu, Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen ürünlerin güvenliğini yerine getirmenin Avrupa Birliği kriterlerini yerine getirmek olmadığını söyledi. Kenanoğlu, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili, cemevleri ve din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını yok sayarak, sadece ürün güvenliği konusundaki birtakım mevzuatları Türkçeye çevirip yasalaştırıldığı zaman bu kriterlere uyulmuş olunmayacağını hatırlattı.

    “Avrupa Birliği kriterlerini yerine getirmek. Peki, siz gıda güvenliğini oluşturarak Avrupa Birliği kriterlerini yerine getiriyor musunuz? Yani sadece bununla mı ölçülü? Avrupa Birliği kriterleri bundan mı ibaret? diye soran Kenanoğlu’nun konuşması şöyle:

    “Oysa Avrupa Birliği’nin temel değerleri vardır. Yani siz kabul etseniz de etmeseniz de beğenseniz de beğenmeseniz de barış, birlik, eşitlik, özgürlük, dayanışma ve güvenlik üzerine kurulu değerleri vardır. Siz şimdi bir taraftan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını yok sayarken, Avrupa Parlamentosu’nun “Demokrasilerde kayyum olmaz” uyarılarını dikkate almazken; diğer taraftan, serbest bırakmanız gereken Sayın Selahattin Demirtaş’ın, Sayın Osman Kavala’nın… Cemevleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, din dersleriyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, bütün bunları yok sayarken sadece gıda güvenliği konusundaki birtakım mevzuatları Türkçeye çevirip yasalaştırdığınız zaman bu kriterlere uymuş olmuyorsunuz, biz de bunu buradan hatırlatıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • AİHM, Osman Kavala hakkında hak ihlali kararı verdi

    AİHM, Osman Kavala hakkında hak ihlali kararı verdi

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutuklu iş insanı Osman Kavala için hak ihlali kararı verdi ve derhal serbest bırakılmasını istedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Gezi Parkı davasının tek tutuklu sanığı olan ve 770 gündür cezaevinde bulunan iş insanı Osman Kavala’nın başvurusu hakkında ihlal kararı verdi.

    AİHM makul şüphe olmadan Kavala’nın siyasi sebeplerle tutuklanması ve AYM’nin başvuruyu makul bir sürede incelememesi nedeniyle AİHS madde 5/1, 5/4 ve 18’den ihlal bulup Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar verdi.

    Avukat Ramazan Demir, karara ilişkin olarak “AİHM, Kavala’nın tutukluluğunun ve kendisine yönelik suçlamaların doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  kendisini hedef alan açıklamaları ile bağlantılı olduğunu ifade ederek 18. madde ihlali vermiş” dedi.

    DEMİRTAŞ’TAN SONRA İKİNCİ KARAR

    Demir ayrıca, “Osman Kavala kararı AİHM’in Selahattin Demirtaş’tan sonra Türkiye’ye karşı verdiği ikinci 18. Madde ihlali kararı. Yargılamaların ve tutuklamaların politik saik taşıdığı tekrar ifade edilmiş oldu. Bakalım Kavala’nın kararını uygulamamak için de neler yapılacak” yorumunda bulundu.

  • Kenanoğlu: Zorunlu din dersinde anayasal düzenlemeler yapılmalı

    Kenanoğlu: Zorunlu din dersinde anayasal düzenlemeler yapılmalı

    PİRHA -HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, TBMM’de zorunlu din derslerine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Kenanoğlu, 1982 Darbe Anayasası’yla birlikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin zorunlu hale getirildiğini hatırlatarak,  AİHM kararlarının iç hukuk üzerinde belirleyici ve son söz niteliğinde olduğuna işaret ederek, gerekli anayasal düzenlemelerin bir an önce başlatılması çağrısında bulundu.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, zorunlu din derslerini mecliste düzenlediği basın toplantısı ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yanıtlaması talebiyle hazırladığı soru önergesiyle meclis gündemine taşıdı. Türkiye’de birçok kesimin mağdur edildiğini kaydeden Kenanoğlu,  zorunlu din dersine karşı başlattılan hukuk mücadelesinin önemine vurgu yaparak İstanbul Beylikdüzü’nde zorunlu din dersine karşı başlattığı hukuk mücadelesini kazanan Halil Konaklı’yı hatırlattı.

    “AİLELERİN MARUZ KALDIĞI BU  ZULÜM SON BULMALI”

    1980 darbesi sonrası hazırlanan 1982 Darbe Anayasası’yla birlikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin zorunlu hale getirildiğini hatırlatan Kenanoğlu, zorunlu din dersinin Fethullah Gülen’in övgüsüne mazhar olduğuna dikkat çekerek durumun mevcut iktidar açısından son derece düşündürücü olduğunu vurguladı.

    Kenanoğlu, basın toplantısında, yakın zamanda, İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde bulunan Bizimkent ilkokulunda okuyan 4.sınıf öğrencisinin ebeveynleri tarafından çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf olabilmesi adına başlatılan yargı sürecinin neticesinde elde edilen muafiyet kararıyla birlikte darbe anayasasıyla zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeniden kamuoyunun gündeminde öne çıktığını hatırlattı.

    Kenanoğlu, önergede ve basın toplantısında verdiği diğer örneklerle de, ailelerin, çocuklarının din dersinden muaf tutulması yönünde yapmış oldukları başvuruların  idare mahkemelerince alınan kararlarda da görüldüğü üzere, aileler açısından lehte sonuçlandığına; buna rağmen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olma niteliğinin kaldırılması için gerekli düzenlemelerin henüz yapılmamış olmasının ise aileleri uzun zamana yayılan yargı sürecine başvurmak zorunda bırakarak, yıldırmayı amaçladığını belirtti.

    Ailelerin karşı karşıya bırakıldıkları yargı sürecini bir çeşit zulüm olarak niteleyen Kenanoğlu, gerekli düzenlemelerin yapılarak, artık, ailelerin karşı karşıya bırakıldıkları bu zulmün son bulması gerektiğini dile getirdi.

    “GEREKLİ ANAYASAL DÜZENLEME BİRAN ÖNCE BAŞLATILMALI”

    Bu noktada AİHM kararlarının iç hukuk üzerinde belirleyici ve son söz niteliğinde olduğuna işaret eden Kenanoğlu, gerekli anayasal düzenlemelerin bir an önce başlatılması yönünde çağrıda bulundu.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2007 ve 2014 yıllarında yapılan başvurular neticesinde zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin (müfredatının) varlığının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eğitim hakkına ilişkin 2.maddesini ihlal ettiği yönünde karar alındığına dikkat çeken Kenanoğlu, yine AİHM tarafından açıklanan kararda esas sıkıntının yapısal olduğuna dikkat çekildiğini de belirtti.

    AİHM, 2007 ve 2014 yılında aldığı kararlarla, AİHS taraflarından biri olan Türkiye Cumhuriyeti’ne AİHS’in 46.maddesini hatırlatarak, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu derslerden çıkarılması yönünde iç hukuktaki gerekli düzenlemelerin AİHM kararları ışığında bir an önce yapılması yönündeki kararını iletmişti.

    Ayrıca, AİHM kararları sonrasında 2016 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın konuya ilişkin “eylem planı” çalışması içerisinde olduklarını belirttiğini, ancak aradan geçen 3 yıla rağmen planın hala hayata geçirilmediği de önerge kapsamında Kenanoğlu tarafından kamuoyunun dikkatine sunuldu. (HABER MERKEZİ)

  • AİHM, KCK Ana Davası’nda Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM, KCK Ana Davası’nda Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM, 2009’da Kürt siyasetçilerinin yargılandığı KCK Ana Davası’nda “uzun süreli tutukluluk” ve “etkin savunma hakkının engellenmesi” nedeniyle Türkiye’yi tazminata mahkûm etti. Kararı değerlendiren başvurucuların avukatı Yalçındağ, “Haklılığımız bu kararla açığa çıktı” dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ‘KCK/Türkiye Meclisi’ soruşturması kapsamında tutuklanan 83 Kürt siyasetçinin 18 ay boyunca hâkim karşısına çıkarılmadan tutuklu kalmaları, 15 ay boyunca dosyada ‘gizlilik’ kararı bulunması nedeniyle tutuklamaya etkin itirazda bulunamadıkları için “özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu karara bağladı.

    AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ‘Özgürlük ve Güvenlik Hakkı’ başlığını düzenleyen 5. Maddesi’nin 4. Fıkrasını ihlal ettiği hükmüne vardı.

    HER BAŞVURUCU İÇİN AYRI TAZMİNAT

    AİHS’nin 5. Maddesi’nin 4. Fıkrasını düzenleyen “Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir” hükmü doğrultusuna karar veren AİHM, her başvurucu için Türkiye’yi ayrı ayrı tazminata mahkum etti.

    Türkiye’yi her bir başvurucu için 250 euro tazminata mahkum eden AİHM, toplamda Türkiye’yi 2 bin 750 euro tazminata mahkum etti.

    AİHM’in kararını değerlendiren başvurucuların avukatlarından Reyhan Yalçındağ, Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 100’e yakın belediyeyi kazanmasının ardından belediye başkanları, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve insan hakları savunucularının “KCK şehir yapılanması” adıyla yürütülen operasyonla tutuklandığını, söz konusu operasyonun Kürt siyasetine yapılan geniş çaplı operasyonların ilki olduğunu hatırlattı.

    AYM BAŞVURUYU REDDETTİ 

    Müvekkillerinin yaşadığı ihlalleri yargıya taşıdıklarını, ancak o dönemde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruya ilişkin yasal düzenleme yapılmadığı için davayı AİHM’e götürdüklerini ifade eden Yalçındağ, AYM’ye bireysel başvuru yolunun açılmasıyla AİHM’de devam eden davayı taşıdıklarını AYM’nin başvuruyu reddettiğini belirtti.

    AİHM’e, “kişi güvenliği ve özgürlüğü”, “adil yargılanma”, “serbest seçilme hakkının ihlali” ile tutukluluğun siyasi nedenlerle yapıldığı gerekçesiyle başvuruda bulunduklarını kaydeden Yalçındağ, başvurularının dayanağını dosyadaki gizlilik kararının 15 ay sürmesi, tutuklandıktan sonra müvekkillerinin 18 ay boyunca hakim karşısına çıkarılmaması, tutukluluğa devam kararlarının duruşmasız ve dosya üzerinde verilmesi, operasyonun yürüten kolluk güçlerinin ile yargılamayı yapanların FETÖ’den kamu görevlerinden ihraç edilmiş olmasının oluşturduğunu vurguladı.

    KARAR KEYFİ İHLALİ ORTAYA KOYDU 

    Yapılanın Kürt siyasetine bir kumpas olduğunun defaten mahkeme salonlarında dile getirdiklerini ancak dikkate alınmadıkları söyleyen Yalçındağ, “Bu haklılığımız bu kararla açığa çıktı. Mahkeme verdiği kararla Türkiye’nin 5 sene boyunca KCK ana dava dosyasındaki tutuklu yargılamalarla ilgili Sözleşmenin 5/4 maddesiyle düzenlenen kişi güvenlik ve özgürlük hakkının keyfi bir şekilde ihlal edildiğini ortaya koydu” dedi.

    Yalçındağ, AİHM’in AİHS’nin 5’inci maddesinin “Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” hükmünü içeren 1’inci fıkrasına yaptıkları itirazın kabul edilmemesini ise eleştirdi.

    Yalçındağ, “Bu dosyada makul şüphe olmadan, dosyadaki muhteviyat söylenmeden ‘KCK üyesi misiniz?’ diye tek bir soru sorularak tutuklama yapıldığı halde, mahkemenin bunu makul şüphe varmış gibi Sözleşme’nin 5/1 maddesiyle alakalı bir değerlendirme yapmaması da eleştiri konusudur” dedi.

  • AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM, Anayasa’da yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li 4 eski milletvekili için Türkiye’den savunma istedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa’nın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesinde yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li eski milletvekilleri Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve yaşamını yitiren İbrahim Ayhan konusunda Türkiye’den savunma istedi.

    AKP-MHP’nin tam, CHP’nin kısmi desteğiyle 20 Mayıs 2016’da Anayasa’da yapılan değişiklik sonrası 29 AKP, 10 MHP, 55 CHP, 53 HDP ile bir bağımsız milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmıştı.

    Dokunulmazlığı kaldırılan 148 isim arasından sadece HDP milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü. HDP’nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 9 milletvekili tutuklandı, 11 HDP’li vekilin ise milletvekilliği “meclise devamsızlık” ve “kesinleşmiş hapis cezası” nedeniyle düşürüldü.

    4 VEKİL İÇİN SAVUNMA TALEBİ

    Milletvekilliği düşürülen Besime Konca, Ferhat Encü, Faysal Sarıyıldız, Osman Baydemir, Figen Yüksekdağ, Ahmet Yıldırım, Nursel Aydoğan, Tuğba Hezer, Leyla Zana, Selma Irmak ve dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra gittiği yurtdışında yaşamını yitiren İbrahim Ayhan, “seçme seçilme haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle Türkiye’deki iç hukuk yollarını tüketmesinin ardından avukatları AİHM’e başvurmuştu.

    Diğer milletvekillerinin yargı süreci devam ederken AİHM, vekilliği düşürülen Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve İbrahim Ayhan’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin savunma istedi.

    Meclise devamsızlıktan dolayı milletvekillikleri düşürülen Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız’ın başvurularını daha önce reddeden AİHM, haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 4 HDP’li milletvekillinin “seçme ve seçilme haklarının ihlal” edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruyu ilk defa kabul ederek Türkiye’den savunma istedi.

    AİHS EK 1 NO’LU PROTOKOLÜ 3. MADDESİ İHLAL EDİLDİ Mİ?

    HDP’li milletvekillerinin avukatı olan Reyhan Yalçındağ, Osman Baydemir ve Mesut Beştaş’ın Temmuz 2018’de yaptığı başvuruyu inceleyen AİHM, Türkiye’den başvurucuların vekilliklerinin düşürülmesinden dolayı “serbest seçim hakkını” içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek 1 no’lu Protokolü 3’üncü Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini sorarak savunma istedi.

    Av. Reyhan Yalçındağ, Türkiye’nin vereceği savunmaya göre gerekli hukuki adımları atacaklarını söyledi.

  • Erdoğan’ı AİHM’ye şikayet etti

    Erdoğan’ı AİHM’ye şikayet etti

    Gezi Direnişi sırasında polisin attığı biber gazı kapsülü ile ayağından yaralanan Aydın Aydoğan, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, direnişe katılanlara hitaben söylediği sözler nedeniyle AİHM’ne şikayet etti.

    Gezi Direnişi sırasında polisin attığı biber gazı kapsülü ile ayağından yaralanan Aydın Aydoğan, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, direnişe katılanlara hitaben söylediği sözler nedeniyle AİHM’ne şikayet etti.

    ‘’Halkı sosyal ,sınıf ve bölge üzerinden‘’ ayrıştırdığı iddiasıyla Erdoğan hakkında daha önce de suç duyurusunda bulunan Aydoğan, mahkemeden sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu.

    Aydoğan, suç duyurusu hakkında şu ifadeleri kullandı:

    “Erdoğan altı yıldır geziyi terörle ilişkilendirmek istiyor. Ben de bu olaylar sırasında yaralandım. Şu anda yüzde 45 engelliyim. Buna rağmen sayın Erdoğan çıkıp on milyon kişinin katıldığı halk eylemine katılanlara hakaretlerde bulunuyor. Cumhurbaşkanı hakkında daha önce de suç duyurusunda bulunmuştum. Bunun üzerine beni gözaltına altılar. Gözaltına alınma sürecim normal bir süreç değildi.

    İstanbul Emniyet Yardımcısı olduğu söylenen bir şahıs geldi. Bana ağza alınmayacak küfürler etti ve sen kimsin koskoca Cumhurbaşkanı’na suç duyurusunda bulunuyorsun dedi. İç hukuku tükettik, ülkede adalet yok, adalet sadece adliyelerin girişinde yazan bir şey. Olayı AİHM’ne taşıdım. Adalet yerini bulsun istiyorum.”

  • AİHM’den Demirtaş kararı

    AİHM’den Demirtaş kararı

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Eski HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesi için gereğinin yapılması gerektiğini karara bağladı.

    AİHM Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna son verilmesi için gereğinin yapılması gerektiğini karara bağladı. AİHM kararında Demirtaş’ın tutukluluğunun ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi. AİHM, ayrıca Demirtaş için serbest bırakma çağrısında da bulundu.

  • Dede Ali Haydar Kurt: İktidar Aleviler üzerinden rant elde etmeye çalışıyor-VİDEO

    Dede Ali Haydar Kurt: İktidar Aleviler üzerinden rant elde etmeye çalışıyor-VİDEO

    PİRHA -İzmir’de çeşitli cemevlerinde dedelik yapan, Baba Mansur Ocağı mensubu Ali Haydar Kurt, özellikle cemevlerine verilecek olan yasal statünü ve devletin dede yetiştirerek Alevilik inancının değerlerini yok etme çabasını PİRHA’ya değerlendirdi. Kurt, “İktidar Aleviler üzerinden rant elde etmeye çalışıyor” dedi.

    İzmir’de çeşitli cemevlerinde dedelik yapan, Baba Mansur Ocağı mensubu Ali Haydar Kurt, özellikle cemevlerine verilecek olan yasal statünü ve devletin dede yetiştirerek Alevilik inancının değerlerini yok etme çabasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Özellikle cemevlerine verilecek olan yasal statünün yıllardır bir seçim vaadi olduğunu belirten Kurt, “Bu vaatlerin amacı Alevilerin oylarını kendi taraflarına çekmektir” dedi.

    “Bu tür vaatleri her seçimde yapacağız deyip yapmadıklarını ve yapmayacaklarını biz de biliyoruz” diyen Kurt, “Kimse kusura bakmasın cemevlerine tanınacak yasal statü kesinlikle ve kesinlikle rica minnet olayı değildir” dedi. İktidarın sadece Aleviler için de değil bütün inançlar için yasal statüsü tanımasının zorunlu olduğunu söyleyen Kurt, bu yasal statünün tanınacağına ilişkin hiç umudu olmadığının da altını çizdi.

    “DEDELER TALİPLERİYLE ET İLE TIRNAK GİBİDİR”

    Dedeliği gerçekten benimseyen bir kişinin devletten maaş kabul etmeyeceğini söyleyen Kurt, “Devletin yapmış olduğu şeyin bizlere şekil vermesi, onların istediği şeyleri yapmamızdır ifadelerini kullandı.

    “Bu bir hizmet değildir” diyen Kurt, bunun peşkeş çekmekten başka bir şey olmadığını ve yola gerçek manada hizmet eden dedelerin bunu kabul etmeyeceğini belirtti.

    Dedelerin taliplerine hizmet eden, talipleriyle et ile tırnak olan kişilerin olduğuna değinen Kurt, devletin yol ve erkan bilmeyen dedeler yetiştirip bir de onları cemevlerinde görevlendirip Aleviliği anlatmasını doğru bulmadığını söyledi.

    Kurt, “Geçtiğimiz sene Matem ve Hızır aylarında devletin Dersim’den 12 dedeye gri pasaport çıkartarak yurt dışına Alevi inanç önderi olarak göndermesi de bunun bir kanıtıdır” dedi.

    “İKTİDAR ALEVİ İNANCI ÜZERİNDEN RANT ELDE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Alevileri yeni bir asimilasyonun beklemediğini, asimilasyonun zaten var olduğunu ifade eden Kurt, bu asimilasyonun cemevleri ve dedeler yoluyla arttırılacağını savundu.

    Dedelik okulları açarak, cemevlerini camilere benzeterek asimilasyonda yeni bir çığır açtıklarını açıklayan Kurt, cemevlerinin hak lokmalarıyla kaynayıp o lokmalarla oluşan yerler olduğunu ve dedelerin ise toplum tarafından sevilip sayılan, toplumun ön gördüğü cemevlerinde hizmet veren kişilerden oluştuğunun altını çizdi. Kurt, cami hocalarının kesinlikle Alevi dedelerine benzetilmemesi gerektiğini söyledi.

    Alevi inancını kabul etmeyen zihniyetin kişisel, siyasi çıkar ve menfaatleri uğruna bu inanç üzerinden rant elde etmeye çalıştıklarını belirten Kurt, tanımadıkları bir inancı kendi oyunlarına alet ettiklerini, öncelikle inancı tanımaları gerektiğini sonrasında o inanç üzerine söz sahibi olmaları gerektiğini söyledi. Kurt, daha düne kadar cemevlerine cümbüş evi diyen zihniyetin bugün cemevlerine statü vereceğini söyleyerek Alevi toplumunu, daha doğrusu kendilerini kandırmasınlar ifadelerini kullandı.

    “İKTİDAR AHİM KARARNAMESİNİ OKUMALI”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararlara uyduklarını zanneden bir iktidarın olduğunu söyleyen Kurt, AHİM’in açıklamasında ilk önce “İnancı tanımak lazım” ifadelerinin yer aldığını ancak iktidarın tanımadığı bir inanç hakkında bir şeyler yapmaya çalıştığını belirtti. İktidara düşecek en büyük görev AHİM kararnamelerinin okunması olduğunu ifade eden Kurt, Türkiye’de var olan bütün inançlara tarafsız ve inançların gerektiği koşulların devlet tarafından karşılanması gerektiğini söyledi.

    “CEMEVLERİ VE ALEVİ KURUMLARI GENÇLERİ YETİŞTİRMELİ”

    Kurt, bütün bunlara karşı Alevi kurumlarının temkinli olmaları gerektiğini ve cemevlerinin rehber pozisyonu görüp bu inanca talip olan kişilerin bir araya getirilmesi için çalışmalar yapması gerektiğini dile getirdi.

    “Cemevleri, kurumlar ve dernekler bu saatten sonra yola ve erkana hizmet edecek gençler yetiştirmeli” diyen Kurt, bunu Aleviler yapmaz ise devlet eliyle gençler yetiştirileceğine dikkat çekti.

    Kurt, “Bu yüzden cemevlerinin kendi çatısı altında bulunan gençlere yolu ve erkanı öğretmesi, bu gençlere çeşitli görevler verip onları hem hayata hem de topluma gelebilecek zararlara karşı önleyici olarak yetiştirmeli” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • İç hukuk yolları tükendi, Dersim Katliamı AİHM’de

    İç hukuk yolları tükendi, Dersim Katliamı AİHM’de

    Dersim Katliamı sırasında annesi, iki kardeşi, dedesi ve amcasının yanı sıra 15 köylüsü öldürülen, kendisi de yaralı kurtulan Ali Doğan, iç yargı yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıdı. Avukat Barış Yıldırım, Dersim Katliamı’nda zaman aşımının olmayacağına dikkat çekerek, “Bu taleplerle AİHM’ye açılmış ilk dava” dedi.

    Evrensel Gazetesi’nde Şerif KARATAŞ’ın haberine göre; Dersim Katliamı’ndan yaralı kurtulan Ali Doğan, iç hukuk yolları tükenince AİHM’ye başvuruda bulundu.

    AİLESİNİ KAYBETTİ, KENDİSİ YARALI KURTULDU

    25 Aralık 1935’te Mecliste çıkarılan “Tunçeli Vilayetinin İdaresi hakkında kanun” sonrası 4 Mayıs 1937’de Dersim’e askeri hareket kararı alınmıştı. 1938 Dersim’e gerçekleştirilen ve katliama dönüşen askeri harekat sırasında 8 yaşında olan Ali Doğan; annesi Fayime, 4 ve 2 yaşındaki kardeşleri Şıh Hasan ile Ali Rıza, dedesi Seyit Ali ile amcası Haydar’ın da aralarında olduğu 20 kişiyle birlikte, yeni adı Buzlupınar, eski adı Kırnık olan mevkide süngülendi. Ali Doğan olaydan yaralı kurtuldu.

    ERDOĞAN’IN SÖZLERİ ÜZERİNE HUKUKİ SÜREÇ BAŞLADI

    Yıllarca ailesini kaybetmenin travmasıyla yaşayan Ali Doğan, 23 Kasım 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim askeri harekatına ilişkin sözleri üzerine 20 Haziran 2012’de Avukatı Barış Yıldırım aracılığıyla hukuki süreç başlattı. Türkiye’deki hukuki süreçten bir sonuç alamayan Doğan, 10 Mayıs’ta avukatı aracılığıyla AİHM’e başvuru yaptı.

    NELER TALEP EDİLDİ?

    Avukat Barış Yıldırım, Bakanlar Kuruluna yaptıkları başvuruda şu talepleri dile getirdiklerini söyledi:

    “Ali Doğan’dan özür dilenmesine ve kamuoyuyla paylaşılmasına, Dersim 1937-38 sürecine dair hakikatin tamamının kamuoyuyla paylaşılmasına, başvurucu ve başvurucunun öldürülen yakınlarının onurlarını itibarlarını ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmasına, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen hadiselerle ilgili olarak sorumlulukların kabulünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde kamuoyundan özür dilenmesine, başvurucunun öldürülen yakınları için anma törenleri düzenlenmesine, Dersim 1937-38 süreci ve sonrasında meydana gelen ihlallerinin doğru bir anlatımın uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitim çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmesine, söz konusu ihlallerin bir daha tekrar edilmeyeceğine dair garanti verilmesine karar verilmesini talep ettik.

    Taleplerine Bakanlar Kurulunun yanıt vermemesi üzerine Danıştay’a dava açtıklarını anlatan Yıldırım, Danıştay’ın dosyayı gönderdiği Ankara İdare Mahkemesi’nin özür ve dile getirilen taleplerin davaya konu edilemeyeceğini gerekçe gösterdiğini ve dosyanın reddedildiğini belirtti. Yıldırım, Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurunun ise zaman bakımdan yetkisiz bulunduğunu ve başvurunun kabul edilmediğini söyledi.

    İÇ HUKUK YOLLARI TÜKENDİ, AİHM’E BAŞVURULDU

    İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine 10 Mayıs’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yaptıklarını belirten Avukat Yıldırım, taleplerin zaman aşımına uğrayacak talepler olmadığına vurgu yaptı. Taleplerin Birleşmiş Milletlerin buna benzer devletler tarafından gerçekleştirilen ağır insan hakları mağdurları için öngördüğü çözüm hakkını işaret ettiğini anlatan Yıldırım, davanın “Bu taleplerle AİHM’e açılmış ilk dava” özelliği taşıdığını da ifade etti.

    ALİ DOĞAN KATLİAMI ANLATTI: ÜÇ GÜN ÜÇ GECE AÇ SUSUZ KALDIM

    Katliamda öldüğü sanılarak bırakılan Ali Doğan o gün yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “Üç gün üç gece ben orada kaldım aç susuz. Birkaç sefer birkaç kişi geldi. Bakıyorum ki ses geliyor sesimi kesiyorum. Geliyorlar geçiyorlar. ‘Buradan ses geliyordu kesildi, neyin nesi’ deyip geçiyorlar. O, üçüncü gün ben yine baktım ki birkaç kişi geldi. Geldiler konuşuyorlar. Onlar geldi çağırdı. Ben, onları tanıyınca ‘buradayım’ dedim. Onlar geldiler beni sırtlayıp köye götürdüler. Köyde çeşmenin başında elimi yüzümü yıkadılar su attılar yüzüme. Bir de birisinde biraz kömbe vardı, bir parça kömbe ufalayarak ağzıma verdi. Öyle bir acıkmışım ki bugün gibi hatırlıyorum. Eve gittiler. Orada bir yağlı ekmek yaptılar, yedim. Orada bir hafta kaldım. Bizim nahiyede 1938 yılında kışla yapılıyor. Babam da orada idi. O gün müteahhit bırakmamış. İş varmış. Yarın gidersin demiş. Babam da öyle kurtulmuş.”

  • AİHM, on yıl sonra karara bağladı: 1 Mayıs’ta Taksim haktır!

    AİHM, on yıl sonra karara bağladı: 1 Mayıs’ta Taksim haktır!

    AİHM, 2007 1 Mayıs’ına ilişkin DİSK’in başvurusunu sonuca bağladı, örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle Türkiye’yi mahkum etti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), DİSK’in de çağrısıyla toplumsal muhalefet güçlerinin uzun bir aradan sonra Taksim Meydanı’nı zorlayıp kazandığı 2007 1 Mayıs’ına ilişkin DİSK’in başvurusunu sonuca bağladı.

    Bianet’in haberine göre; AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 11. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye’yi mahkum etti.

    AİHM’in kararında başvurucular arasında kurumsal olarak DİSK’in yanı sıra, o dönemki görevleri itibariyle DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Genel Sekreteri Musa Çam, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Celal Ovat, Devrimci Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, OLEYİS Genel Başkanı Kamer Aktaş, TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy yer alırken, AİHM her başvurucuya ayrı ayrı 7 bin 500’er avro tazminat ödenmesine hükmetti.

    TAKSİM MEYDANI 2013’DEN BERİ YASAK 

    Mahkeme, 1 Mayıs 2008’deki polis şiddetini de aynı gerekçeyle mahkum etmişti.

    22 Nisan 2009’da 1 Mayıs’ın, “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla tatil olmasına ilişkin kanun tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi, meydan işçilere açıldı. 5 binden fazla kişi, Taksim meydanında 1 Mayıs’ı kutladı.

    2013’te ise İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Taksim’in inşaat alanı olduğunu bahane ederek kutlamaları bir kez daha yasakladı. Taksim meydanı, 2013’ten beri “yasak.”

    234 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    1 Mayıs 2007’de İşçi Bayramı’nı İstanbul’da, Taksim meydanında kutlamak amacıyla, DİSK, TTB ve Devrimci Sağlık-İş, 19 Nisan 2007’de İstanbul Valiliği’ne bildirimde bulundu. Bildirimde, basın açıklaması yapacaklarını ve anıta çiçek bırakacaklarını ifade ettiler.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü, emek ve meslek örgütlerine 30 Nisan 2017’de verdiği cevapta, basın açıklaması taleplerinin reddedildiğini, ancak isterlerse birkaç temsilciyle anıta çiçek koyabilmelerine izin verildiğini bildirdi.

    1 Mayıs’ı kutlamak için o sabah Taksim meydanına gitmek isteyen işçilere ise polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti, üçü başvuruculardan olmak üzere toplam 234 kişi gözaltına alındı, o geceyi gözaltında geçirdiler.

    SORUŞTURMA TAKİPSİZLİKLE SONUÇLANDI

    Valiliğin yasak kararına ve polisin kötü muamelesiyle ilgili birçok farklı şikâyet yapıldı. Savcılığa iletilen suç duyuruları arasında, polisin görevi kötüye kullandığı” ve “orantısız güç kullandığı” iddiaları da vardı.

    Emniyet Müdürlüğü ve Valiliğe yönelik tüm suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanırken, Süleyman Çelebi’ye “izinsiz gösteriye katılmak” suçundan dava açıldı (Çelebi, Temmuz 2008’de bu davada beraat etti).

    1 Mayıs’ta gözaltına alınan 234 kişi hakkında başlatılan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine muhalefet suçlamasıyla başlatılan soruşturma da Eylül 2007’de takipsizlikle sonuçlandı.

    Emniyet Müdürlüğü mensuplarına yönelik orantısız güç kullanımı, kötü muamele ve görevi kötüye kullanma suçlamalarının davaya dönüşmemesi üzerine, emek ve meslek örgütleri temsilcileri AHİM’e başvurdu.

    AİHM kararını bugün açıkladı ve Türkiye bir kez daha örgütlenme özgürlüğünü ihlal etmekten mahkum oldu.

  • Alhaslıoğlu: Müftülere nikah yasası ve zorunlu din derslerine karşı AYM’ye başvuru yapmalıyız-VİDEO

    Alhaslıoğlu: Müftülere nikah yasası ve zorunlu din derslerine karşı AYM’ye başvuru yapmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Kamuoyunda ‘Müftülük Yasası’ olarak bilinen Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı İçişleri Komisyonu’ndan geçmesini ve zorunlu din derslerinin Alevi çocuklara dayatılmasını değerlendiren avukat Kemal Alhaslıoğlu, Alevi yurttaşların eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuru yapması gerektiğini ifade etti.

    Haberin Videosu

    Alevi yurttaşların temel taleplerinden olan ve yargı kararlarına rağmen çocuklara zorunlu din dersinin dayatılmasına karşı tepkilerini her platformda dile getirirken, avukat Kemal Alhaslıoğlu yurttaşarın nasıl bir yol izlemesi gerektiğini PİRHA’ya anlattı.

    Alhaslıoğlu, görüşme yaptığı kurumların Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AHİM) gitmeleri yönünde istekli görmediğini belirterek şunları ifade etti;

    “ Bir Alevi yurttaş ve hukukçu olarak laik eğitime vurulan darbelere karşı hukuksal mücadelemi sürdüreceğim. Hazırlıklarımı tamamladıktan sonra Anayasa Mahkemesine, kabul edilmez ise AHİM’e başvurularımı yapacağım. Alevi yurttaşlarda anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu için Anayasa Mahkemesine başvurmaları gerekiyor.”

    “ALEVİ KURUMLARI SÜRECE YETERİNCE MÜDAHİL OLAMADI”

    Kamuoyunda ‘Müftülük Yasası’ olarak bilinen Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesine de değinen av. Alhaslıoğlu, şunları belirtti;

    “ Son yapılan değişiklikte iktidar partisi ince bir nüans farkıyla süreci tamamladı. “Belediye ve Muhtar kamu adına, kamu personeli olarak işlem yapıyorsa, devlet memuru olan müftü de benzer bir işlem yapabilir” diyerek süreci kendi lehine sonuçlandırdı. Ancak nikâhı kıyacak olan bir din görevlisi. Peki Alevi yurttaşlar bu süreci nasıl yaşayacak? Dedeler de Alevilerin inanç önderleri. Anayasada eşitlik ilkesi varsa, bütün yurttaşlar için geçerli olmak durumunda. CHP ve HDP ise sadece seküler yaşam üzerinden bir okumayla değişikliğe karşı çıktı, Alevi kurumları ise yeterince sürece müdahil olmadı. Eğer sunni yurttaşların resmi nikahını müftü kılabiliyorsa, Alevi yurttaşlarında inanç önderlerimizin kılmasını istemeliydik. Bu konuda da başvurular yapmalıyız.”

    Diren Keser/MERSİN

  • AHİM, Semih ve Nuriye’nin başvurusunu red etti

    AHİM, Semih ve Nuriye’nin başvurusunu red etti

    PİRHA- 147 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın serbest bırakılması için AHİM’e yapılan başvuru ‘devletin eğitimcilere gayet iyi bakıyor’ denilerek red edildi.Kararı değerlendiren avukatlar ise bu kararın AHİM’in tarihinde bir ‘utanç’ olarak anılacağını söyledi.

    OHAL sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen ve “işimi geri sitiyorum” diyerek eylem başlatan, ardından açlık grevine giren, Nuriye Gülmen Semih Özakça tutuklanmasına karşı içi hukuk yolları tükenince başvurulan AHİM, tutuklu kalmalarında ‘sakınca yoktur’ denilerek, tahliye talebini red etti.

    BirGün’den Erk Acarer’in haberine göre AİHM kararında, “devletin Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya gayet iyi baktığı”, dosya içerisindeki 24 uzman hekimin raporuna rağmen “şimdilik hayati bir tehlike de görülmediği” denildi.

    Mahkemenin bu kararını değerlendiren açlık grevindeki eğitimcilerin avukatları şunları söyledi:

    “Gülmen-Özakça tedbir kararı, eğer bir gün bu çürümüşlükten kendisini kurtarabilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tarihinde utançla ve payandası olduğu şeyle birlikte anılacaktır.”

    Halkın Hukuk Bürosu avukatları da karara karşı şunları belirtti;

    “Böylece 24 Mayıs günü başladığımız haksız tutuklamaya itiraz mücadelesinin mevzuatta öngörülen hukuksal yolu sona erdi. En azından Nuriye ve Semih için yürürlükteki kanunların izin verdiği her yola sonuna kadar ve ısrarla başvurduk. Artık geriye kalan Nuriye ve Semih’in başından beri güvendikleri ve tutkuyla sevdikleri Türkiye halkı ve onun vicdanı ile ömürlerini ortaya koyarak savundukları onurlarıdır. Onun da hukuka ihtiyacı yok, hep birlikte yanlarındayız.”

    Haber Merkezi

  • Hukukçu Tural: Anti-laik müfredata karşı meşru direnme hakkımızı kullanalım

    Hukukçu Tural: Anti-laik müfredata karşı meşru direnme hakkımızı kullanalım

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan cihat ve selefiliğin de anlatılacağı eğitim müfredatına tepkiler yükseliyor. Hukukçu Mehmet Tural, eğitim-öğretim alanında yapılan değişikliklere sadece açıklama yaparak tepki göstermenin yeterli olmayacağını belirterek, “ Daha ciddi ve fiili eylemlilik gerektiren adımların atılması gerekir” dedi.     

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından açıklanan ve “cihat” eğitiminin de dâhil edildiği yeni eğitim müfredatı tepkiyle karşılandı. AKP’li yetkililer ve milletvekilleri “cihat” olmadan din anlatılmaz” diyerek değişikliği savunurken, başta Alevi toplumu olmak üzere bir çok kesimden de tepkiler yükseldi.

    “DAHA CİDDİ EYLEMLİLİK GEREKTİREN ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”

    Değişikliklere dönük tepkilerin yetersiz olduğunu ve birkaç basın açıklamasıyla geçiştirilemeyeceğini ifade eden Hukukçu Mehmet Tural PİRHA’ya konuştu.

    Tural, “Bazı Alevi kurumları yeni eğitim müfredat programını kınayan bir bildiri yayınlamışlar. Ellerine sağlık. Ancak olay bir bildiri ile geçiştirilecek kadar basit bir olay değildir. Bu program sadece Alevilerin asimilasyonunu içermiyor aynı zamanda Türkiye’nin laik düzenden uzaklaştırılarak bir şeriat düzenine giden yolun temel taşlarını döşüyor. Daha ciddi ve fiili eylemlilik gerektiren adımların atılması gerekir.”

    “MEŞRU DİRENME HAKKIMIZI KULLANMALIYIZ”

    Tüm Alevi kurumlarının laik ve demokrat kesimleri de yanına alarak zorunlu din derslerine çocuklarını göndermeyeceklerine ilişkin okul yöneticilerine dilekçe ile başvurmalarını sağlayacak bir kampanya başlatmaları gerektiğini söyledi.

    “ Alevilerin bu konuda ısrarlı ve kesin bir tavır takınmaları gerekir. Anayasa’nın 90. maddesine göre anayasanın da üstünde olan AİHM kararları ve bu konuda verilmiş Danıştay kararlarını görmezden gelen ve uygulamayan, kural tanımaz hükumetin bu uygulamalarına karşı  “meşru direnme hakkı” doğmuştur. Bu hakkın kullanılması karşısında hiçbir engel kalmamıştır.”

    “Artık bu mesele bildirilerle halledilecek bir mesele değildir” diyen Tural, “Kuşkusuz Alevi kurumlarının tabanları üzerinde böyle bir gücünün olup olmadığı tartışılabilir. Ancak tabanı ikna konusunda gereken çabayı göstermek temel görevleri olmalı ve bu çabaya hepimiz destek olmalıyız. Aksi halde son pişmanlık fayda getirmez” dedi.

    Diren Keser/MERSİN

  • Alevilerden müfredata tepki: Yeni din dersi müfredatı şeriatçı bir adımdır – VİDEO

    Alevilerden müfredata tepki: Yeni din dersi müfredatı şeriatçı bir adımdır – VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı tarafından geçtiğimiz günlerde  açıklanan 2017-2018 eğitim müfredatına Alevi kurumları İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde yaptıkları basın açıklamasıyla tepki gösterdiler. Basın metnini okuyan ABF Başkanı Muhittin Yıldız, Devletin dinlerden elini çekmesini ve dinin sivil hayata bırakılması gerektiğini vurgulayarak demokratik, laik ve bilimsel eğitim taleplerinde ısrarlı olduklarını ifade etti. 

    HABERİN VİDEOSU

    İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde biraraya gelen Alevi kurumları açıklanan yeni eğitim müfredatına tepki gösterdi.

    Açıklamaya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız, DAD Eyüp Eş Başkanı Nergiz Güzel, HDP MYK Üyeleri Çilem Küçükkeleş ve Ali Kenanoğlu, Hubyar Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, TV10 Programcısı Hüseyin Kelleci, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, PSAKD Beyoğlu Şube Başkanı Erdal Baba ve çok sayıda Alevi kurum temsilcisi katıldı.

    Basın açıklamasını Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı adına ABF Başkanı Muhittin Yıldız okudu.

    “YÜZLERCE YILDIR ASİMİLAYSON POLİTİKALARI SÜRMEKTEDİR”

    Yeni din dersi müfredatının şeriatçı bir adım olduğunu vurgulayan ABF Başkanı Muhittin Yıldız, devletler, hükümetler, sistemler değişse de Alevilerin asimilasyonuna yönelik politikaların yüzlerce yıldır sürdürülmekte olduğunu vurguladı.

    Bu asimilasyoncu politikaların Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de sürdürüldüğünü, Alevi köylerine cami yapma, Alevi dergâhlarına el koyma, Alevilerin ibadet ve inanç esaslarını yok sayma gibi politikalarla artarak devam ettiğinin vurgulayan Yıldız, Aleviler bir taraftan asimilasyona tabi tutularak, diğer taraftan da KHK’lerle işlerinden, görevlerinden atılarak, Alevilerin bürokrasiden tamamen uzaklaştırılmakta olduğunu belirtti.

    “EĞİTİM, BİLİMSEL OLMASI GEREKİRKEN GİDEREK SÜNNİLEŞTİRİLİYOR” 

    Yıldız, 12 Eylül askeri darbesi sonrası yapılan Anayasa ile okullarda Anayasal zorunluluk haline getirilen din derslerine yönelik Alevilerin tepkilerinin devam ettiğini, Danıştay’da kazanılan davalar olduğu gibi AİHM’e giden tüm davaların da Alevilerin lehinde sonuçlandığını kaydetti.

    Açıklamada, Danıştay ve AHİM kararlarına mahkum olan müfredatın laik eğitim sistemine göre değiştirilmesi gerekirken tam tersi yapılarak, din dersi müfredatının daha da Sünni İslam eksenine çekildiği vurgulandı.

    “BU MÜFREDATA SES ÇIKARMAYANLAR ONLARIN SUÇUNA ORTAK OLUYORLAR”

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yeni müfredatında bulunan “Muamelat ve Ukubat” adlı üniteleri şeriat eğitim sistemine geçişi hazırlayan bir üniteler olduğu belirtilen açıklamada, asimilasyonun bir insanlık suçu olduğu ve bu müfredatı yürürlüğe koyanların, bu müfredatı savunanların, itiraz etmeyenlerin bu insanlık suçunu işlemekte, onaylamakta ve ortağı olmakta olduğu vurgulandı.

    “Aleviliği bir kültürel ve inançsal zenginlik olarak nitelemek, Alevi teolojisini başkalaştırma ve sunni teolojisi karşısında ‘ikincil’ düzeye itme amacına matuftur” diyen Yıldız, MEB ve Diyanetin Alevi kimliğini tanımak zorunda olduğunu vurguladı.

    “LAİK, DEMOKRATİK VE BİLİMSEL EĞİTİM TALEP EDİYORUZ”

    MEB’in tarif ettiği ve okuttuğu Alevilik, sünni teologların Aleviliği görmek istedikleri şekilde görme ve istedikleri kalıba koyma amacına hizmet eder biçimde hazırlandığını kaydeden AFB Başkanı Muhittin Yıldız, Alevilerin bilimsel eğitimden yana olduğunu söyleyerek şunları ifade etti:

    “Biz Aleviler olarak demokratik, laik ve bilimsel bir eğitimden yanayız. İleri demokrasilerde uygulandığı gibi Din kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin zorunlu olmaktan çıkartılmasını, birer dinler tarihi ve dinler kültürü üzerine eğitim veren seçmeli bir ders haline dönüştürülmesi gerektiğini, Laikliğin bir gereği olarak ifade ediyoruz. Devletin dinlerden elini çekmesini ve dinin sivil hayata bırakılmasını, devletin denetim ve gözetim faaliyetiyle sınırlı kalmasını da Laikliğin bir gereği olduğunu hatırlatıyoruz. Biz Aleviler yeni haliyle asimilasyonu derinleştiren bir hal alan ve insanlık suçu içeren din dersini kabul etmiyoruz ve bu asimilasyoncu dayatmaya karşı her türlü demokratik mücadelemizi sürdüreceğimizi beyaz ediyoruz” dedi.

    Son olarak Yıldız, bu basın açıklamasının  küçük bir başlangıç olduğunu, eylemlerini sürekli hale getireceklerini belirtti.

    (S.A-İS) – İSTANBUL