Etiket: ahmet cihan

  • Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 1010. hafta açıklamasında gözaltına alındıktan sonra öldürülen Süleyman Cihan için adalet istedi. Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan, açıklama sonrası söz aldı. Cihan, devlete seslenerek “Kaybedilen bu insanların akıbetini açıklamak zorundasınız! ‘Galatasaray Meydanı bizim mezar yerimizdir’ diyen bu insanların çığlığını duymak zorundasınız!” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 1010. haftasında Cumartesi Anneleri, 29 Temmuz 1981 tarihinde gözaltına alındıktan 85 gün sonra cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Süleyman Cihan için adalet istedi.1010. hafta buluşmasının basın açıklamasını Kayıp Yakını İkbal Eren okudu.

    “43 yıl önce gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan’ı unutmadık!” başlıklı açıklamada savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldığına değinildi. Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “ÇATIŞMADA ÖLDÜĞÜ İDDİA EDİLDİ”

    “31 yaşındaki iki çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi. Aynı zamanda Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı. Süleyman Cihan’ın, Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere 29 Temmuz 1981’de bindiği yolcu otobüsü, İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil polisler tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2. Şube’nin bulunduğu Sansaryan Han’a götürüldü. Cihan, ertesi gün Gayrettepe Siyasi Şube’ye nakledildi.

    Emniyet müdürlüğü ve savcılığa başvuran aileye, oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Ama aile ve avukatları ısrarlı arayışını sürdürdü. Cihan’ı şubede işkencede gören tanıklar, çıkarıldıkları mahkemelerde, mahkeme heyetine ısrarla “Süleyman Cihan’a ne oldu?” sorusunu yöneltmeye devam etti. Bu ısrar karşısında Emniyet tarafından yapılan açıklamada, Cihan’ın çatışmada öldüğü iddia edildi. İddiayı destekleyecek hiçbir veri bulunamayınca, bu sefer de Cihan’ın gözaltına alındığı günün ertesi, yani 30 Temmuz’da yapılan yer gösterme esnasında, altıncı kattaki boş bir daireden kendisini atarak intihar ettiği öne sürüldü.

    “85 GÜNLÜK ISRAR SONUCU GERÇEK AÇIĞA ÇIKTI”

    Oysa otopsi raporunda, Süleyman Cihan’ın altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olduğuna dair önemli veriler yer alıyordu. Ayrıca, olayla ilgili hazırlanan rapor 30 Temmuz 1981 tarihliydi ama Süleyman Cihan’ı o tarihten sonra emniyette gören çok sayıda tanık vardı. Ailenin, avukatların ve tanıkların 85 günlük ısrarı sonucunda gerçek açığa çıktı: 29 Temmuz 1981’de gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de günlerce işkence gördükten sonra öldürülmüş, ölü bedeni yüksekten atılarak intihar süsü verilmiş ve kaybedilmek maksadıyla, Zindanarkası Mezarlığı’nın kimsesizler bölümünde, “kimliği meçhul kişi” olarak gömülmüştü. Olayın izini süren aile ve gazeteci Kürşat İstanbullu, emniyet tarafından ağır tehditlere maruz kaldı.

    “DOSYA ZAMANAŞIMI DEVREYE SOKULARAK KAPATILDI”

    Süleyman Cihan’ı işkencede gören ve cansız bedeninin altıncı kattan atıldığına tanıklık edenler olmasına rağmen, somut kanıtlara rağmen, tüm hukuki girişimler sonuçsuz bırakıldı; zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı. Bilinen failler cezasızlıkla korundu. Dosyanın canlandırılması için çaba gösteren aile ve avukatlar, 2012’de Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Süleyman Cihan’ın işkencede öldürülmesi ile ilgili ek deliller sunarak, isimlerini verdikleri fail ve sorumlular hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ek deliller arasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı rapor yer aldı. Bu raporla Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürüldüğü kayıt altına alındı.Sürüncemede bırakılan dosya, bizzat savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldı. Bilinen fail ve sorumlular bir kez daha korundu.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Süleyman Cihan için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    CİHAN:DEVLET 44 YILDIR İNSANLIK SUÇUNA İMZA ATIYOR

    Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan, açıklama sonrası söz alarak devletin 44 yıldır işlenen cinayetleri ve gözaltında kaybedilenleri açıklamayarak insanlık suçuna imza attığını söyledi. Cihan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Cemil’in annesi Berfo Ana 106 yaşında tekerlekli sandalye ile mahkemeye geldi. Bir şahin gibi kalkıp bağırmak istedi ‘Cemil’im nerede?’ diye.

    Polis, öldürüldüğüne tanık olan apartman görevlilerinden birini de kaçırarak o delili 1986’da yok etti.

    En önemli değerlerini kaybeden bu ailelerin kaybedecek bir şeyleri yok zaten. Bu aileler bu davanın peşini bırakmayacaklardır. 2 yıl süren ve ceza verilen bu iki general cezasızlık zırhıyla ve zamanaşımıyla kurtuldular. Bu soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verirken Berfo Ana ve Senem Ana’nın duyguları hepimizin duyguları. Biz kayıplarımızı arıyoruz. Biz Süleyman’ı 85 gün sonra bulduk. Bu kayıplar hala bulunmadı”

    “SİZİ HİÇBİR ŞEY AKLAMAZ!”

    Cihan, devlete seslenerek “Devlette devamlılık esastır. ‘Bizim dönemimizde bu cinayetler işlenmedi bizim dönemimizde bu kayıplar olmadı’ demenizle sizi hiçbir şey aklamaz. Kaybedilen bu insanların akıbetini açıklamak zorundasınız! ‘Galatasaray Meydanı bizim mezar yerimizdir’ diyen bu insanların çığlığını duymak zorundasınız! Kaybı olan ve hala naaşına yetişemeyen bu ailelerin yüreğini ferahlatmak zorundasınız! Son kayıp bulunana, katiller yargı önüne çıkarılana kadar biz buradan seslenmeye devam edeceğiz, burada oturmaya devam edeceğiz”

    Cumartesi Anneleri’nin 1010. Hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

    Bu bağlantıya tıklayarak Canlı Yayın’ı izleyebilirisiniz.

  • Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 910. hafta buluşmasında Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Açıklama yapılmasını engelleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Cumartesi Anneleri, “10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerin 910. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde açıklama yaptı. Bu haftaki buluşmada, 30 Ağustos Salı günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmaları protesto edildi. Açıklamaya, kayıp yakınları Maside Ocak, Hanım Tosun, Hanife Yıldız, Ali Ocak, Hasan Karakoç ile Avukat Ahmet Cihan katıldı.

    “İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ADETA GÖVDE GÖSTERİSİ YAPTI”

    “Ne Kayıplar Mücadelesinden Ne De Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz!” başlıklı 910. hafta açıklamasını Maside Ocak okurken, 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde yaşanan polis müdahalesine değindi. Ocak şunları söyledi:

    “BM tarafından 21 Aralık 2010 tarihinde ilan edilen 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle kayıplar sorununa dikkat çekmek amacıyla dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenleniyor. Zorla kaybetmelerin sorumlularının yargılanması için devletlere çağrılar yapılıyor. Biz de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu kapsamda 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde bir basın açıklaması yapmak, ardından da kimsesiz mezarlara karanfil bırakmak istedik. Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nı seçme nedenimiz 1995 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un işkence izleri taşıyan bedenlerine aylar sonra burada ulaşmış olmamızdı. 90’lı yıllarda İstanbul’da gözaltında kaybedilenlerin tıpkı Hasan ve Rıdvan gibi “kimliği meçhul” kişi olarak Altınşehir’e defnedilmiş olma ihtimalleriydi.

    30 Ağustos sabah saatlerinde gittiğimiz Altınşehir’de tüm bölgeyi kapsayan polis ablukası vardı. Ağır silahlı bir polis ordusu, çok sayıda toma, gözaltı aracı bize basın açıklaması yaptırmamak üzere konuşlandırılmışlardı. Bu orantısız güç yığılması ile ellerinde yalnızca karanfil bulunan kayıp yakınlarına ve hak savunucularına karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü adeta gövde gösterisi yapmıştı. Mezarlık girişine yöneldiğimizde, bizleri bir polis ordusu karşıladı ve ablukaya aldı. Kayıp yakınlarına müdahale eden kolluk güçlerinin başında, daha önce çok sayıda barışçıl gösteri hakkı kullanımı sırasında provokatif tavırları ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle bilinen İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin bulunuyordu. Hanifi Zengin, Kaymakamlık tarafından etkinliğimizin yasaklandığını söyledi ve açıklamaya izin vermeyeceklerini belirtti.”

    “10 SAAT SÜREN HUKUKSUZ GÖZALTI YILDIRMA AMAÇLIYDI”

    Ocak, gözaltına alındıktan sonra yaşananları ise şöyle anlattı:

    “Yapılan müzakere sonuç vermeyince; içimizde yaşlı, açık kalp ameliyatlı, yüksek tansiyon hastası, geçirdikleri operasyonlar nedeniyle kol ve omuzları sargılı arkadaşlarımızın da bulunduğunu, gaz ve şiddete maruz kalınması durumunda ağır sonuçlar doğabileceğini değerlendirerek açıklamamızı başka bir yerde yapmak üzere dağılmaya karar verdik. Dağılma kararımızı kendisine açıkladığımız halde, Hanifi Zengin keyfi olarak gözaltı kararı verdi. Ayrıca basın mensupları polis tarafından olay yerinden zorla uzaklaştırıldığı için polis rahatça bir yandan “dağılın” anonsu yaparken bir yandan da ablukayı kaldırmayarak dağılmamızı engelledi. Dağılması engellenen 14 kişi  “Niye dağılmadınız” suçlamasıyla kelepçelenerek gözaltına alınıp, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürüldük.

    Bu arada ailelerimize ve avukatlarımıza ulaşma hakkımız engellendi. Hukuki destek vermek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne gelen avukatlarımızdan ikisi “fazla avukat var” denilerek ifadeye alınmadı. İfadeler alındıktan sonra bizlere ve avukatlarımıza  “hastane kontrolünden sonra serbest bırakılma kararı var” dendi ancak, hastaneye götürülmek üzere bindirildiğimiz ve dışarıdaki yoğun sıcağa rağmen iklimlendirme imkânı olmayan araçta iki saat tutulduk ve bu arada hiçbir açıklama yapılmadı. Biz emniyet bahçesinde araç içinde, avukatlarımız ve ailelerimiz dışarıda serbest bırakılacağımızı beklerken, iki saat sonra üst araması için tekrar emniyete götürüleceğimiz söylendi ve araçtan indirilerek emniyet binasına geri götürüldük. Rutin gözaltı işlemleri yapılarak hiçbir açıklama yapılmadan nezarete konulduk. Bu hukuksuz gözaltı İHD’nin, siyasi partilerin, milletvekillerin girişimleri sonucunda saat 22.00’de son buldu. Tam 10 saat boyunca süren bu hukuksuz gözaltı hiç şüphe yok ki yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu.”

    “ANAYASAL HAKKIMIZ ENGELLENDİ”

    Anayasal haklarının engellendiğini belirten Ocak, müdahaleye ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Ocak, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde basın açıklamamızı yasaklama kararı veren Küçükçekmece Kaymakamlığı, basın açıklaması yapmamızı şiddet yoluyla engelleyen kolluk güçleri ve ortada bir suç yokken iki kez gözaltı kararı veren Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı görevlerinin gereklerine aykırı davranarak hukuka aykırı işlem tesis etti ve görevlerini kötüye kullandı. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımını sağlamak ve kolaylaştırmak devletin yükümlülüğüdür. Kamu görevlilerinin başlıca görevi bu hakkın güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli önlemleri almak ve görevlerini insan hakları yaklaşımı içinde yapmaktır. Ancak bizim Anayasal hakkımızı kullanmamız, Küçükçekmece Kaymakamlığı, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü ve Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı tarafından engellendi. Bu yüzden yasal haklarımızı kullanarak haklarında suç duyurusunda bulunacağız. Gözaltında kaybedilenlerin yakınlarını susturmak isteyen iktidara sesleniyoruz: Anayasal hakkını kullananların engellenmesi, gözaltına alınması hukuku ve Anayasa’yı yok saymaktır. Ülkeyi anayasasızlaştırmak suçtur” diye konuştu.

    “YAŞANAN GERÇEKLERİ ORTADAN KALDIRMAYA GÜÇLERİ YETMEYECEK”

    Açıklamaya katılan kayıp yakınları da polis müdahalesine tepki gösterdi. Hanım Tosun, Diyarbakır’daki sokağa çıkma yasakları sırasında ölen oğlunun kemiklerinin 7 yıl sonra bir kutu içerisinde babası Ali Rıza Arslan’a verilmesini hatırlatırken, “Biz seneye yine orada olacağız. Biraz utansınlar. Kayıplarımızın kemiklerini kargo ile ailelere gönderdiler yıllar önce. Kargodaki kemikleri bile kaybettiler. Demek ki o kadar korkuyorlar mücadelemizden, kemiklerimizden. Kimsesizler mezarlığına bir çiçek bırakmak istedik. O çiçekten de korkuyorlar. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımızı aramaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Hanife Yıldız ise “Ben evladımı devlete teslim ederken, başına bir şey gelmesin diye götürdüm oraya. Ama ne yazık ki onu yaşatmadılar. Yaşam hakkını elinden aldılar. Mezar hakkını da vermediler. Cumhurbaşkanının 2011 yılında Berfo Ana’ya verdiği sözü tutmasını isterdim. Ama sokaklar, eylem alanımız yasak edildi. Ancak mezar ziyaretinin yasak edilmesini de ancak AKP’de gördüm” ifadelerini kullandı. Hasan Karakoç ise “Kayıp yakınlarının içinde ne acıdır ki en şanslı ailelerden birisiyiz. Çünkü bizim çiçek koyup, ziyaret edebileceğimiz bir mezarımız var. Binlerce insan bu haktan mahrum bırakıldı. Yakınlarının kemiklerine hasret yaşadılar” diye konuştu.

    Ali Ocak “Belki susturabilir, ortadan kaldırabilirler bizi. Ama yaşanan gerçekleri ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyecektir” derken; kayıp yakını ve Avukat Ahmet Cihan da “Düşman hukukunu uygulayan bir zihniyetin ürünüdür. Saat 22.00’ye kadar müvekkillerimin gerekçesiz ve hukuka aykırı bir şekilde hürriyetleri tahdit edilmiştir. 700. hafta ile beraber başlayan yasak, “Artık kıpırdayamazsınız” denilen noktaya gelmiştir” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >İHD’nin basın açıklamasına polis engeli: 13 kişi gözaltına alındı-VİDEO
    >Gözaltına alınan 13 insan hakları savunucusu serbest
    >Serbest bırakılan 13 insan hakları savunucusu, yeniden gözaltına alındı

  • Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan dosyasında adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan dosyasında adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eylemlerinin 748. haftasında gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan için adalet istedi. 

    49 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerini de İnsan Hakları Derneği’nin Beyoğlu Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan binası önünde polis ablukasında gerçekleştirdi. Ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları bu hafta 12 Eylül askeri darbesinin hukuksuzluğunda gözaltında kaybedilen ve sonraki iktidarlar tarafından dosyası cezasız bırakılan Süleyman Cihan için adalet istedi.

    “DEMOKRASİNİN İLK KOŞULU HESAP VEREBİLİR BİR YÖNETİMDİR”

    Basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Besna Tosun okudu. Devletin gözaltında kayıplarla ilgili hukuki ve siyasi yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiğini dünyaya duyurduklarını dile getiren Tosun, talepleri yerine getirmekle görevli olan devletin ise 49 haftadır ağır teçhizatlı polis ablukası ile Galatasaray’a gidişlerini engellediklerini kaydetti. Tosun, “748 haftadır haykırıyoruz: Demokrasinin ilk koşulu, hesap verebilir bir yönetimdir. Bugün Türkiye’de hesap verebilir bir yönetim yoktur. Anayasa askıya alınmıştır. Yargı bağımsızlığı ve erkler ayrılığı yok edilmiştir. Yurttaşlar olarak hak ettiğimiz özgürlük, hukuki güvenlik ve adaleti sağlayacak bir yönetim mevcut değildir” şeklinde konuştu.

    Söz alan Süleyman Cihan’ın ağabeyi Ahmet Cihan, Süleyman Cihan dosyasındaki bulguların yetkililerin 85 gün boyunca ‘gözaltında böyle bir şahıs yok’ söylemlerini yalanladığını ifade etti. Sahte kimliği Oktay Emre olarak yapılan bir ihbar sonucu Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını belirten Ahmet Cihan, “29 Temmuz tarihinde gözaltına alındığına dair düzenlenen tutanakta Oktay Emre kimlikli şahsın Süleyman Cihan olduğunu, kızının adı ve yüzleştirilen kişinin yüzleştirme sırasındaki ifadeleri yer alan tutanak Süleyman Cihan’ın hiç tereddütsüz kimliğini ortaya koymaktaydı” dedi.

    “GÖZALTINA ALAN DA İNKAR EDEN DE AYNI SAVCI”

    Süleyman Cihan’ı gözaltına aldıran savcı Erdoğan Savaşeri, aynı zamanda Süleyman Cihan’ın gözaltında olduğunu 85 gün boyunca inkar eden savcı olduğuna dikkat çeken Ahmet Cihan, “O dönemde Mehmet Ağar, 1. Şube Müdürü Tayyar Sever’in yardımcısı olmasına rağmen 2. Şube müdürü olarak Süleyman ile ilgili yazışmalarda imza kullanıyor, 2. Şube müdürü olmamasına rağmen” diye ifade etti.

    “DEVLET GÖREVLİLERİ BİLEREK, İSTEYEREK VE PLANLAYARAK CİNAYET İŞLEDİ”

    85 gün boyunca gözaltında olduğu inkar edilen Süleyman Cihan’ın ilk gün kendi ismiyle gözaltına alındığını ancak kimliği meçhul kişi olarak kimsesizler mezarlığına defnedildiğini kaydeden Ahmet Cihan, bunun doğrudan devletin görevlilerinin bilerek, isteyerek ve planlayarak işlediği bir cinayet olduğunun altını çizdi. Cihan ailesinin ve avukatlarının ilmek ilmek araştırarak ortaya çıkardığı bu cinayetin işleyenlerin kimliğinden ve korunmasından dolayı hala adalet karşısına çıkarılmadıklarını söyleyen Ahmet Cihan, dava hakkında da şu bilgileri verdi:

    “SAVI İŞKENCEYLE ADAM ÖLDÜRMEYİ KABUL ETTİ”

    “2012’de açılan dosya 2 yıl 3 ay sürdü. Anadolu Adliyesi ile İstanbul Adliyesi arasında gitti geldi. Beş savcı değiştirdi ve beşinci savcı ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verirken karar metnine çok çarpıcı bir şey yazdı. İlk defa bir Cumhuriyet savcısı işkenceyle adam öldürmeyi kabul ediyor. Diyor ki ‘olur olmadık yerleri dolaşarak önüme gelen bu dosyada her ne kadar emniyet ‘6. kattan atayıp intihar etti’ dese de adli tıp bulgularına göre ‘emniyet görevlileri tarafından işkenceyle öldürüldüğü tespit edilmesine rağmen’ zaman aşımı nedeniyle ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı vermek zorunda kalıyor.”

    “HÜKÜMET ÖRTBAS ETMEKLE SORUMLU”

    Her hafta bir kayıp hikayesinin dile getirildiğini ve hepsinin aynı olduğunu ifade eden Ahmet Cihan, devletin cezasızlık zırhıyla failleri koruduğu sürece bunları dile getirmeye devam edeceklerini kaydetti. Ahmet Cihan, “Bu dosyalar kapatılabilir ama kamuoyunun vicdanında kapanmaz. Hükümet devam ediyor, devamlılık arz eder devlet organları. Hükümet bu olayı örtbas etmeye çalışarak, ‘zaman aşımı’ kavramının arkasına sığınan bir mantığı korumaya çalışarak aslında suça ortak oluyor. Hiç kimse ‘Dünkü hükümet işledi biz sorumlu değiliz’ demesin. Siz de örtbas etmekle sorumlusunuz… Herkes 26 yıldır bir kaybın öyküsünü dile getirirken adalet talebinde bulunuyor. Mezarı olmayanların mezar taşı olsun istiyor. Mezarı olanların da belli olan failleri yargılansın istiyor. Failler hemen hemen bütün dosyalarda benzer özellikler taşıyor asker, sivil ya da emniyet görevlisi. Devlet bunları korumakla ve Galatasaray Meydanı’nı bize yasaklamakla bizi susturabileceğini sanıyorsa bin defa hayır. Katiller yargılanana kadar, devletin görevlilerinin bir daha cinayet işlememeleri için biz alanlarda olacağız.”

    “EMNİYET GÖREVLİLERİ ÇETECİLİK YAPMIŞTIR”

    2012 yılında suç duyurusunda bulunan avukatlardan olan Ömer Kavili söz aldı. Süleyman Cihan dosyasında sadece yürürlükte olan kanunların uygulanmasını istediklerini ifade eden Kavili, kanun uygulayıcıların mevcut kanunları bile çiğneyen bir suç örgütü olduklarını gördüklerini vurguladı. Gözaltına alınan, soruşturulan, yargılanan ve mahkum edilse dahi daha sonra beraat etme ihtimali olan herkesin suçsuzluk ilkesinden yararlanmasının insanlığın onuru olduğunu kaydeden Kavili, Süleyman Cihan davasında suçun örgütlü işlendiğini, adı geçen emniyet görevlilerinin çetecilik yaptığını vurguladı. Kaviili, “Suç tek başına işlenmez. Toplumda çalışan, emeğiyle geçinen insanları korkutmak, sindirmek, terör estirmek için başka birimlerle birlikte işlenir” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan İstanbul’da yaşıyordu. Devrimci kimliği nedeniyle 12 Eylül askeri darbesinin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı. 29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durduruldu. Otobüsten indirilerek gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Durumdan haberdar olan ailesi ve avukatları hemen, İstanbul Emniyeti l. Şube, 2. Şube ve Askeri Savcılık nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı.

    Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 23 kişinin “Onu emniyette işkencede gördüm” diye tanıklık ettiği Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti. 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve kimliği bilinmesine rağmen Zindanarkası Mezarlığı’na “meçhul kişi” olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı. Bu gerçek karşısında Süleyman Cihan’ın 29 Temmuz’da gözaltına alındığı kabul edildi.

    İstanbul Emniyeti, Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede Süleyman Cihan’ın 30 Temmuz 1981 tarihinde yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçekte ise çok sayıda tanık beyanına göre Süleyman Cihan gözaltında aylarca işkence gördü. Ayrıca cansız bedenini kapısı kırılarak girilen ve uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atılarak intihar görüntüsü yaratılmak istendi.

    Bu gerçekler, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın olaydan 21 yıl sonra dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı raporla da kanıtlandı. Raporda Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürülmüş olduğu kayıt altına alındı.
    Cihan Ailesi yıllardır hukuki girişimlerini sürdürdü. Dosyayı canlandırmak için 2012 yılında Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Başvuruda:
    – İstanbul, l. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı General Necdet Üruğ,
    – Sıkıyönetim Adli Müşaviri Hakim Albay Durmuş Akşen,
    – Sıkıyönetim Savcısı Yüzbaşı Erdoğan Savaşeri,
    – Dönemin İstanbul Emniyet l . Şube Müdürü Tayyar Sever,
    – Dönemin İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar,
    – Polis memuru İbrahim Şahin,
    – Süleyman Cihan’ı işkenceyle öldüren ekipte yer alan polis memuru Bayram Kartal,
    – Süleyman Cihan’ı işkenceyle öldüren ekipte yer alan polis memuru Mehmet Yetiş ve kimliği saptanacak diğer suç ortakları hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ancak bugüne kadar hiçbir gelişme olmadı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Güzel Annenin emanet ettiği mücadeleden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Güzel Annenin emanet ettiği mücadeleden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – 652. haftada 1994 yılında gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin dosyasını gündeme getiren Cumartesi Anneleri geçtiğimiz günlerde Hakk’a yürüyen Güzel Şahin Anayı da unutmadı. Eylemde konuşan Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, 22 yıldır bu meydanda birçok anneyi kaybettiklerini belirterek, “Adaletin olmadığı adalet saraylarından adalet bekledik.” dedi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi anneleri eyleminin 652. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları 1994 yılında Ankara/Dikmen’de gözaltına alınarak kaybedilen Kenan Bilgin dosyasında adalet talebinde bulundular.

    “ON BİNLERCE ANANIN SESİ OLDUN”

    Eylemde ilk olarak Barış Annelerinin Güzel Şahin için gönderdikleri mesaj okundu. “Yaşamı boyunca adı gibi güzel ve kocaman yüreğiyle hiç kimseyi ayırmadan, kayırmadan, ötekileştirmeden Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in, Arap’ın, Roman’ın, Kürt’ün, Ermeni’nin, Alevinin, Sünninin acısını yüreğinde hissederek on binlerce ananın sesi oldun. Zalimlerin öncelikle biz kadınlara ve analara mutlaka hesap vereceklerine insanlığın bu zihniyet sahiplerini tarih sahnesinden sileceğine olan inancı hep diri tutarak mücadeleni sürdürdün… Mücadele mirasını öncelikle öncelikle biz kadınlar ve analara devrederek aramızdan ayrıldın. Sana söz veriyoruz; barış, adalet ve özgürlük tüm dünyada hakim oluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.”

    “YOL GÖSTERİCİ OLDU”

    Ardından Güzle Şahin için Kandıra F Tipi Hapishanesinde tutuklu bulunan kadın siyasetçiler Sebahat Tuncel ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları okundu. Sabahat Tuncel mesajında Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan ırkçı saldırıya da değinerek şunları belirtti: “Hatun annenin cenazesine yapılan ırkçı saldırı nedeniyle büyük bir öfke yaşarken, acımız tazeyken Güzel Annenin vefatını öğrendik. Güzel Anne haksızlığa, zulme ve faşizme karşı mücadelenin en ön saflarında yüreği özgürlük sevdasıyla olan anne yol gösterici oldu. Hatun Anneye ve Güzel Anneye sözümüz özgürlük ve demokrasi olacaktır.”

    “EMANET ETTİĞİ MÜCADELE BAYRAĞINI ZAFERE TAŞIYACAĞIZ”

    Figen Yüksekdağ ise mesajında Güzel Annenin bütün hak savunucularının annesi olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti: “Bütün hak savunucularının, devrimcilerin, yurtseverlerin eylem arkadaşı olan o güzel kadını selamlıyorum. Kadın siyasi tutsaklar olarak O’nun direnişini büyütecek bizlere emanet ettiği mücadele bayrağını zafere taşıyacağız.”

    “O BU MEYDANIN ANNESİ”

    Kayıp yakınları adına konuşan Ahmet Cihan, bugün bu meydanın Güzel Annesiz hüzünlü olduğunu belirterek “Bu meydan öksüz değil ama Güzel Annesiz öksüz. Güzel Anneyi devrimci, demokrat herkes bilir. Hereksin annesi Güzel Annesiz bu meydan hakikaten hüzünlü.” dedi. o 30 yaşındaki Süleyman’ın annesi. Güzel Anne bu meydanın annesi. Ben annemi kaybettim ve onu bir daha göremeyeceğim. Güzel Annesiz bu meydan öksüz kalacak” diyen Cihan, Güzel Anneden önce de bu meydanda birçok anneyi kaybettiklerini belirterek hükumete şöyle seslendi: “Vicdanınız kurusun. Daha kaç anneyi kaybedeceğiz.”

    “ADALETİN OLMADIĞI ADALET SARAYLARINDAN ADALET BEKLEDİK”

    Cihan’ın ardından konuşan Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, bu meydanda oturdukları 22 yıl boyunca birçok anneyi, babayı kaybettiklerini belirterek Güzel Annenin onlara çok şey öğrettiğini kaydetti. 22 yıldır gözaltında kayıpların son bulması için bu meydanda oturduklarını söyleyen Bilgin, “Adaletin olmadığı adalet saraylarından adalet bekledik.” dedi.

    “NE ARIYORDUNUZ DA BULAMADINIZ”

    Kenan Bilgin’in dosyasına ilişkin bilgi veren İrfan Bilgin, tanık ifadelerine rağmen iç hukukta dava bile açılmadığını, dosyayı AİHM’e taşıdıklarını ve AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiğini kaydetti. Adalet Bakanlığının dosyada dava açmaya yetecek herhangi bir delil bulamadıklarını söylediğini belirten Bilgin, “Adalet Bakanına soruyorum. Ne arıyordunuz da bulamadınız. 12 tane insanın tanıklığı var orada. Kaybedilen insanlar kendini bilmeyen memurların kaybettiği insanlar değil. Devlet emriyle katledildiler. Alttan yukarıya doğru çıkan olaylardır bu olaylar. Gün gelecek gün yüzüne çıkarılacak bunlar. Bu insanları unutturmayacağız. Bu insanlar bizim gururumuz. Mücadelelerini devam ettireceğiz.” şeklinde konuştu.

    “O HALKIN ANASIYDI”

    Bilgin’in ardından konuşan gözaltı kayıplarından Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Adıyla güzel, kendi güzel, yüreği güzel ananın şahsında tüm annelerimizi anıyorum.” dedi. Güzel Annenin sadece kendi çocuklarının annesi olmadığını söyleyen Yıldız, “O anaların da anası oldu. O benim de anam, o halkın anasıydı. Ben anadan yetim kaldım, babadan yetim kaldım, evlattan yetim kaldım ama arkadaştan yetim kalacağımı hiç düşünmedim. Ana sen merak etme. Senin o havada olan yumruğunu hiç indirmeyeceğim.” şeklinde ifade etti.

    Basın  metnini cumartesi insanlarından Meryem Göktepe okudu. Göktepe, herkesin davasının sadece hukuki esaslar gözetilerek hiçbir etki altında kalmaksızın karara bağlanması hakkına sahip olduğunu vurgulayarak Kenan Bilgin dosyasına ilişkin şu bilgileri verdi:

    “KENAN BİLGİN DOSYASINDA ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    “35 yaşındaki Kenan Bilgin, 12 Eylül 1994 tarihinde Ankara Dikmen’deki bir otobüs durağından gözaltına alındı. Aynı operasyon kapsamında 10 kişi daha gözaltına alınmıştı. Toplamda 11 kişi gözaltında olmasına rağmen Ankara Emniyeti Kenan Bilgin’in gözaltına alınanlar arasında olduğunu inkâr etti. Mahkemeye çıkarılan 10 kişinin “Kenan Bilgin de bizimleydi, Kenan Bilgin’e ne yaptınız?’’ sorusuna Savcı “o sizi ilgilendirmez” cevabını verdi.

    Kenan Bilgin’le birlikte gözaltına alınan kişiler yazılı bir açıklama yaparak, Kenan’ı Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüklerini söyledi. Aynı dönem Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan Avukat Murat Demir’de Kenan Bilgin’i emniyette gördüğünü kamuoyuna açıkladı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Dosyayı devralan savcı Özden Tönük, Kenan Bilgin’e işkence yapan polisleri teşhis edebileceklerini söyleyen tanıkların ifadelerinin, “polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu” içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.

    İç hukukta sonuç alınamayınca dava AİHM’e taşındı. AİHM yargıçları Ankara’ya gelerek araştırma ve incelemelerde bulundu. Bilgin soruşturmasında polisin sahte tutanak, savcının ise gerçek dışı rapor düzenlediği açığa çıktı. Türkiye AİHM’de oy birliğiyle Kenan Bilgin’i kaybetmekten mahkum oldu. Buna rağmen etkin bir soruşturma yürütmeyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 31 Mart 2017 tarihinde Kenan Bilgin’in “Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır” diyerek zaman aşımı gerekçesiyle “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” verdi. 15 Mayıs 2017 tarihinde Bilgin ailesi Ankara Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurarak karar itirazda bulundu. Geçtiğimiz ay Ankara Sulh Ceza Hakimliği bu itirazı reddetti ve dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Bugüne kadar iç hukukta Kenan Bilgin dosyasında gerçeği açığa çıkartacak etkin bir soruşturma yürütülmedi.” (HABER MERKEZİ)   

  • Cumartesi Anneleri: Çığlığımızı duyun-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Çığlığımızı duyun-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eyleminin 644. haftasında Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan için adalet istedi.

    Haberin Videosu

    31 yaşındaki iki çocuk babası öğretmen Süleyman Cihan’ın kaybedilişinin 36. yılı.

    Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin 644. haftasında Süleyman Cihan’ın gözaltında kaybedilişinin 36. yılında “Adalet istiyoruz” dedi. Eyleme kayıp yakınlarının insan hakları savunucuları katıldı. Eylemde açılan “Failler Belli Kayıplar Nerede?” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.

    Eylemde işlerine geri dönme talebiyle başlattıkları açlık grevine hapishane koşularında devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi ve cezaevlerinde çıkarılmaları da istendi.

    KİMİ 37, KİMİ 22 YILDIR ADALET ARIYOR

    Eylemde ilk konuşmayı yapan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Sözde kayboldu denilen çocuğum gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Beyoğlu Savcısı  kaybettikleri çocuğumu bulmaları için yaptığım konuşmalardan dolayı bana soruşturma açmış. Savcının görevi bana soruşturma açmak değildir. Savcının görevi bizim neden bu alanda yaz kış oturduğumuzu araştırmak ve oğlumu kaybedenlere soruşturma açmaktır. Bana soruşturma açanlar Recep Tayip Erdoğan’dan korktukları kadar Allah’tan bile korkmuyorlar. Tam 22 yıldır bu alanda adalet bekliyoruz. Ne sizden ne de açtığınız soruşturmalardan korkuyorum” dedi.

    Yıldız’ın ardından konuşan Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da, “Tam 37 yıldır bu alanda adalet arıyoruz. Adaleti kimden arıyoruz? Adalet ve devlet iç içedir. Adaletsiz devlet devletsiz adalet olamaz. Ancak biz adaleti devletin kapısında arar olduk” ifadelerini kullandı.

    DOSYALAR VE KANITLARA RAĞMEN SORUŞTURMA YOK

    Meclis araştırma komisyonunun Cemil Kırbayı’ın gözaltında kaybedildiğine karar verdiğini belirten Mikail Kırbayır, “Kars Cumhuriyet savcılığına dosyalar ve kanıtlar elinizde neden soruşturma başlatmıyorsunuz diye sorduğumuzda aldığı cevabın ‘Ama ceset yok’ olduğunu söyledi. Kırbayır, “Süleyman Cihan, Rıdavan Karakoç ve Hasan Ocaklar’ın mezarlarının olmasına rağmen halen failleri açığa çıkmamış ve adalet yerini bulmamıştır” dedi.

    “İNSANLIK SUÇUNA KARŞI DURUYORUZ”

    Kırbayır’dan sonra Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak konuştu. Ocak, “Tam 22 yıldır adalet ve işlenen insanlık suçuna karşı durmak için bu alandayız. Tam 22 yıldır bu alanda Beyoğlu savcısı sesimizi ve çığlığımızı duymuyor. Ancak bir annenin kaybettiği oğlu için attığı çığlıklara, adalet arayışına ve yakarışına soruşturma açıyor. Yapılan bu haksızlığı ve adaletsizliği kabul etmiyoruz” dedi.

    “SUÇ İŞLEYEN HERKES YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Son olarak Süleyman Cihan’ın abisi Ahmet Cihan konuştu. Cihan, “Ateş düştüğü yeri yakar. İşkence ile öldürülen ve kimsesizler mezarına gömülenlerin kardeşlerinin, annelerinin ve babalarının neler çektiğini ve neler yaşadığını her hafta burada yaşıyor ve anlıyoruz. Suç işleyen herkes yargı önüne çıkarılmalı ve devlet özür dilemelidir. Ancak böyle devlet adına suç işleyenlerin önüne geçilmiş olunur” dedi.

    “HÜKÜMET VE YARGI ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR”

    36 yıldır sorumluları bulamayanlar ailelerin feryadına ve isyanına soruşturma açtıklarını belirten Cihan, ” Hükümet ve yargı üç maymunu oynamaya devam ediyor. Görmüyor, duymuyor ve gerekeni yapmıyorlar. Bugün halen devlet adına suç işleyen Mehmet Ağır ve adamları iş başındalar. İnandıkları dava adına işkence görüp katledilenler onurumuzdur. Bizler de onların bu haklı davasını devam ettireceğiz” diye konuştu.

    644 haftadır Galatasaray Meydanı’nda insanlığa karşı işlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulması için oturduklarını söyleyen Mine Nazari, savcıları göreve çağırdıklarını ancak 644 haftadır anlattıkları gerçekler karşısında bu yükümlülükleri yerine getirmediklerini ifade etti.

    Mine Nazari, Beyoğlu Savcılığı’nın kaybedenler hakkında değil, Hanife Yıldız’ın 24 Temmuz 2017 tarihinde gözaltında kaybedilen oğlu Murat’ın doğum gününde Galatasaray’da yaptığı bir konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla göz altına alındığı kaydetti.

    Savcılara seslenen Mine Nazari “Bir kez daha sizleri evrensel meslek ilkelerinize uygun olarak tarafsız ve adil bir biçimde yükümlülüklerinizi yerine getirmeye çağırıyoruz. Bizler hakikatten ve haklılığımızdan aldığımız güçle, meşruiyetle susmayacağız” dedi.

    “36 YILDIR HUKUKU MÜCADELE SONUÇSUZ KALDI”

    644. haftasında 36 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Süleyman Cihan dosyasındaki hakikatleri açıklamak için bir araya geldiklerini ifade eden Nazari Süleyman, Cihan’ın gözaltında kaybedilişini şöyle anlattı:

    “31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi ve İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül karanlığında sol bir örgütün yöneticisi olduğu iddiasıyla aranıyordu. 29 Temmuz 1981 tarihinde Süleyman Cihan’ın Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Süleyman Cihan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette gözaltında bulunan çok sayıda kişi tarafından görüldü. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti. 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve Zindanarkası Mezarlığı’na “meçhul kişi” olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı. Bu gerçek karşısında İstanbul Emniyeti Süleyman Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede o güne kadar gözaltına alındığı reddedilen Süleyman Cihan’ın yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. Katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçek ise işkenceyle öldürülen Süleyman Cihan’ın cansız bedeninin uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atıldığıydı. Otopsi bulguları da bunu gösteriyordu.”

    “ADALET İSTİYORUZ”

    Cihan Ailesi’nin 36 yıldır devam eden hukuk mücadelesinin bugüne kadar sonuçsuz kaldığını ifade eden Mine Nazari “Hukukun işletilmesini, yargının görevini yapmasını istiyoruz! Adalet İstiyoruz! Süleyman Cihan dosyasında adalete ve hakikate ulaşma hakkımızı engelleyen herkesi itham ediyoruz!” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)