Etiket: ahmet davutoğlu

  • Yazar Ödemiş: Suriye’de Alevilerin katledilmemesi için elimizden geleni yapmalıyız -VİDEO

    Yazar Ödemiş: Suriye’de Alevilerin katledilmemesi için elimizden geleni yapmalıyız -VİDEO

    PİRHA- Gazeteci-Yazar Ömer Ödemiş, Suriye’de cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesini ve önceki süreci anlattı. Ödemiş, “Siyonizm ve Amerika’nın birlikte yürüttüğü, Türkiye’nin de buna lojistik sağladığı bir operasyonla Suriye’de devletin yıkıldı” dedi. Ödemiş, Suriye’de en büyük tehdidin Alevi halkının katledilmesi olduğunun altını çizdi. Ödemiş ekledi: Bu süreçte biz de elimizden geleni yaparak bu kesimin katledilmemesi, saldırıya uğramamasını ve en az zayiatla kurtulmasını sağlamamız gerekir.

    Keçiören Cemevi’nde düzenlenen ‘Suriye’de ne oluyor?’ başlıklı panele konuşmacı olarak katılan Gazeteci-Yazar Ömer Ödemiş, Suriye’de yaşanan gelişmeleri ve bu gelişmelere neden olan süreci anlattı.

    “13 YILLIK SÜREÇTE SURİYE DEVLETİ ÖNEMLİ BİR DİRENÇ GÖSTERDİ”

    Dünyanın neredeyse 100’e yakın ülkesinden taşınan cihatçıların Suriye’ye Türkiye üzerinden girdiğini belirten Ömer Ödemiş, “Yaklaşık 100’e yakın cephede saldırı başlattılar. Suriye devleti bir direnç gösterdi ve tabii ittifaklarıyla birlikte o zaman Hizbullah’ın birkaç taburu oradaydı. İlk saldırılar savuşturuldu ama cephe genişti. Ve devlet şöyle bir şey yaptı. Belli kesimleri silahlandırdı. Hristiyanları silahlandırdı, Ermenileri silahlandırdı, Alevileri silahlandırdı. Berri aşireti gibi büyük aşiretleriyle devlete bağlı aşiretleri silahlandırdı ve PYD’yi silahlandırdı. Sonrasında bence önemli bir başarı gösterildi bu 13 yıllık süreçte. Birkaç mevzide kaldılar ve o mevzilerden toplananlar da İdlib’e taşındı. İdlib’de yaklaşık 50 bin civarı Nusracı, El Kaideci gibi birçok cihatçı örgüt kaldı bu beş yıl boyunca. Orası çatışmasızlık bölgesi ilan edildi” dedi.

    “ALEVİ KÖYLERİNİ BASIP, İNSANLARI KATLETMİŞLERDİ”

    Astana Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin Suriye’de 13 tane gözlem noktası kurduğunu ve oradan geçirmeyeceğine dair taahhütte bulunduğunu belirten Ödemiş,  “Anlaşmada 100 asker bulundurma koşulu vardı ama Türkiye orada da 13 bin asker bulundurdu, geçirmeyeceğim diyerek. Sürekli geçip saldırılarda bulundular ama çok çaplı bir saldırıda bulunmadılar. 3 tarafı çevrilmişti, 4. tarafı Türkiye’ydi bu gücün. Ve bu güç tank elde etmiş, zırhlı araçlar elde etmiş, modernize silahlar elde etmiş, 200’e yakın drone elde etmiş ve drone eğitimleri almışlar. Saldırıda ortaya çıkıyor bunlar ve buradan saldırdılar zaten Suriye’ye. İkincisi ÖSO denilen bir yapı var. Daha sonra bunun adını saldırılarda deşifre olunca, katliamlarda deşifre olunca Suriye Milli Ordusu yaptılar. Bunlara eğitimin çoğu Serinyol’da Hatay’da verildi, MİT eğitti bunların çoğunu. Bir kısmı Türkmenlerden oluştu. Bunların maaşlarına kadar Türkiye’den ödendi. Eğitimleri Türkiye’de verildi. Şimdi sınır bölgesinde güvenlik denilen hattı da bunlar tutuyorlar. Lazkiye’ye saldıranlar da Türkiye cephesinden bunlar. Daha önce de rastgele çok katliamlar yapmıştı bunlar. Alevi köylerini basmışlardı ve birçok insanı katletmişlerdi. Şimdi yine o bölgedeler” diye konuştu.

    “EN BÜYÜK TEHDİT ALEVİ HALKININ KATLEDİLMESİ”

    Bugün gelinen noktada en büyük tehdidin Suriye’de Alevi halkının katledilmesi olduğunu belirten Ödemiş şunları söyledi:

    “Yaklaşık 3,5 milyon civarı Alevi yaşıyor Suriye’de. 400-500 bin civarı gayri müslim yaşıyor. 70 bin civarında Ermeni yaşıyor. Belli bir hatta yaşıyorlar bunlar. Orada en son konuşmalarımda girmişler ve yağma yapıyorlardı, çok az insan öldürüyorlardı. Yani tek tük askerdi, işkenceci dedikleri kesimi öldürüyorlardı. Bunun dışında halka çok dokunmuyorlardı, yağma yapıyorlar, devleti soyuyorlardı. Halkın önündeki şeyleri almaya çalışıyorlardı. Şam’da da aynısını yapıyorlar şu sıralar, çok fazla insan katletmiyorlar, sadece yağma yapıyorlar, sokağa çıkma yasağı var dörtten sonra dörde kadar sokağa çıkabiliyor insanlar.”

    ESAD DAVUTOĞLU’NA “SEN KİMİN DIŞİŞLERİ BAKANISIN? TÜRKİYE’NİN Mİ AMERİKA’NIN MI?

    Beşar Esad’la son görüşen yabancı gazetecinin kendisi olduğu bilgisini veren Ömer Ödemiş, Esad ile arasında geçen diyologu da aktardı. Ödemiş, Esad’ın Ahmet Davutoğlu hakkında söylediklerini şöyle ifade etti:

    “Röportajında şöyle bir şey söylemişti bana. Davutoğlu en son görüşen kişiymiş kendisiyle. ‘Amerika Dışişleri Bakanı’ndan sonra onunla görüştüm’ dedi. Davutoğlu’nun “Benden 14 maddelik bir isteği vardı. Bunları yaparsan burada kalırsın ve gitmezsin, savaş da olmaz” dediğini söylemişti. Davutoğlu, ‘Birincisi Hizbullah’a yardımı keseceksin. İkincisi İran’la imzaladığın güvenlik iş birliği anlaşmasına son vereceksin. Filistin davasına, Filistin halkına yardımı keseceksin. İran’la ilişkiyi keseceksin’ demiş. Esad bunları reddederek, Davutoğlu’na şunu söylemiş; ‘sen kimin dışişleri bakanısın Türkiye’nin mi? Amerika’nın mı?’ deyip göndermiş. Bu talepler üzerinden çıktı her şey zaten ve şu an bu taleplerin önemli bir kısmı yapılmış oldu.

    “FİLİSTİN DAVASINA İSLAMCILAR DEĞİL, HEP DEVRİMCİLER SAHİP ÇIKMIŞTIR”

    Filistin davası çöktü zaten, Filistin davasına sahip çıkanlar Ortadoğu’da yok. Filistin davası hiçbir zaman İslamcıların, radikal İslamcıların davası olmadı; hep devrimciler, solcular sahip çıkmıştır.”

    “13 YILLIK SAVAŞ YORGUNLUK, VE TOPLUMDA ÇÜRÜME GETİRMİŞTİ”

    Gelinen noktada siyonizm ve Amerika’nın birlikte yürüttüğü, Türkiye’nin de buna lojistik sağladığı bir operasyonla Suriye’de devletin yıkıldığının altını çizen Ödemiş, “Beş gün önceden birçok komutanın kafasına sıkılarak imha edildiği haberleri var. Özellikle 4. tümen çok önemliydi, sarayı koruyan ve çevresini koruyan. Onun komutanlarının öldürüldüğüne dair görüntüler var, yayınlanıyor. Bir siyonist MOSSAD operasyonu var orada. Çürümüş bir altyapı vardı, ben her gittiğimde görüyordum onu. Her geçerken rüşvet verdiğinizde anlıyordunuz bunu. 13 yıllık savaş yorgunluk ve çürüme getirmişti toplumda. Bunun sonucu olarak da zaten Rusya’nın ve İran’ın da çekilmesiyle birlikte Suriye direncini kaybetmiş” dedi.

    “BU SÜREÇTE BİZLER DE ELİMİZDEN GELENİ YAPMALIYIZ”

    Suriye’de bir Alevi kadınla arasında geçen konuşmayı anlatan Ödemiş, bu süreçte katliamların engellenmesi için Türkiye’de de tepkiler oluşması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Bana dedi ki, ‘Biz üç defa ölüyoruz burada. Birincisi kadın olarak ölüyoruz, ikincisi Alevi olarak ölüyoruz, üçüncüsü de Baas’çı olarak, Esad’çı olarak ölüyoruz.’ Ve çoğu çantalarında el bombası taşıyordu. Böyle bir şey olduğunda teslim olmamak, kendilerini teslim etmemek için kendilerini imha etmeyi seçiyorlardı. Böyle bir karanlık dönemdi Suriye’de yaşanan. ÖSO’cuların birçoğu o bölgenin yerli insanı ve aralarında kan davasına varmış bir sürü sıkıntı var. Bunlar çatışmaya dönüşen imhaya dönüyor. Daha taşlar yerine oturmuş değil, ne olacağı çok belli değil ama görünen fotoğrafta artık Suriye’de düşen bir iktidar var. İktidarı da tehdit altında olan belli kesimler var. Bu kesimlerin tehdidi savuşturabilmesi içerisinde uluslararası yapıların hareketlenmesi lazım. Az önce bana bir bildiri geldi, Avrupa’daki Arap Alevi halkı bir bildiri hazırlamışlar. Sonuna kadar yanlarında olacaklarını, destekleyeceklerini vesaire açıklıyorlar. Uluslararası kamuoyunu da bu yönde harekete geçireceklerini söylüyorlar. Bu süreçte biz de elimizden geleni yaparak bu kesimin katledilmemesi, saldırıya uğramamasını ve en az zayiatla kurtulmasını sağlamamız gerekir.”

     Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    PİRHA-Suruç Katliamı’ndan kurtulan ancak oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden Feti Aydın, katliamın 7. yıl dönümü nedeniyle PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı” dedi. Aydın ekledi: Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 günü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu 33 kişinin katledildiği Suruç Katliamı 7. yılında. Katliamın yaşandığı sırada Suruç’ta olan ve saldırıda oğlu Çağdaş Aydın‘ı kaybeden Feti Aydın, 7 yıllık süreci, davalarda yaşananları ve taleplerini PİRHA‘ya anlattı.

    “YAŞANAN KATLİAMLAR PLANLIYDI”

    “Yine bir bayram günü biz yıkılan, yakılan bir kente omuz vermeye, yanan ateşi söndürmeye gittik” diyerek sözlerine başlayan Aydın, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yaşanan süreci hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı. Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor. Zaten mahkeme süreçlerinde de aynı şeyi söylüyoruz. 5 saatlik kamera görüntüleri yok edildi. Oysa “Bir kuş uçsa bizim haberimiz olur” diyorlar ama işlerine gelmeyince bombacıyı görmüyorlar. Hatta bombacı karakolun önünden geçip gelmiş. Bu durumun işbirliği olduğunu düşünüyoruz.”

    “ADALET MEŞALELERİMİZİ SÖNDÜRMEYECEĞİZ”

    Her ayın 20’sinde İstanbul Kadıköy Halitağa’da sürdürdükleri oturma eylemine de değinen Aydın, adalet mücadelelerine devam edeceklerini söyledi. Aydın, “Adalet zincirleri, kürsüleri oluşturuyoruz. Onların adına kütüphaneler, hatıra ormanları yapıyoruz. Zor bir sürecin içerisindeyiz. Adalet isteyenlerin birlikte omuzlaması gerekiyor bunu. Suruç’ta yaşamını yitirenler Roboski, Soma gibi yaşanan bütün katliamlarda hayatını kaybedenlerin yanında yer aldılar. Adalet meşalelerimizi söndürmeyeceğiz. Adalet mücadelemizden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ŞİMDİ NE OLDU DA DAVUTOĞLU DEMOKRAT KESİLDİ?”

    Aydın, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katliamlardan sonra yaptığı “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” sözlerini hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Bu süreçte baskı ve engellemelerle karşılaştık. Mahkememizi götürüp bir cezaevinin kampüsüne koydular. Çocuklarımızın ideallerini sürdürmemiz gerekiyor. Arananlar listesinde olan İlhami Bali’nin Konya’da devlet hastanesinde muayene edildiğini görüyoruz. Demek ki bunlar aramıyorlar. Katliamların bizzat savunucuları demek ki. Davutoğlu zaman zaman çıkıp “Ben konuşsam yer yerinden oynar” diyor. Demokrat kesilmiş şimdi kendisi. Katliam yaşandığında başbakandı. Mahkemede Davutoğlu’nun dinlenmesi yönünde talebimiz oldu. Çünkü Davutoğlu’nun “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” söylemleri vardı. Yüzlerce insan yaşamını yitirdi ama Davutoğlu, katliamlar silsilesinde oylarının çokluğundan dem vuruyor. Şimdi ne oldu da demokrat kesildi?”

    “KATLİAMIN ARDINDAN AİLELERDE BÜYÜK TRAVMALAR OLUŞTU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmaların yaşandığını da belirten Feti Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Katliamların üzerine gideceğiz. Yakup Şahin isimli bir kişi üzerinden kapatmaya çalışıyorlar. Bunu tek kişi yapmadı. Organize bir katliamdı. Çünkü daha önce karakollara canlı bombaların fotoğrafları gelmiş. Ama katil karakolun önünden gelip, kendisini patlattı. O dönemde Adıyaman’da aileler “Gelin bunun önlemini alın. Kendisinde değişiklikler var” diyerek polise çocuklarını ihbar etmiş. Biz bütün bunları sorduğumuzda ise hakkımızda hakaret davası açıyorlar. Çocuklarımızın katledilmesine gözümüzü mü yumalım? Bugün olsa yine gideriz. Bir halkın fermanı verilmişse, diğerlerinin gidip onlara yardımcı olması gerekir.

    “ANNE KANSER OLDU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmalar oluştu. Çağdaş öldükten sonra annesi kanser oldu. Şu anda kanserle mücadele ediyor. Polen Ünlü’nün annesi yaşamını yitirdi. Katliamların sona ermesi için barış sürecinin devam etmesi gerekiyor. O dönem cumhurbaşkanı “400 milletvekili verin huzurla çözülsün” dedi. Katliamın ardındakiler ortaya çıkıyor aslında.”

    Katliamda hayatını kaybedenler 20 Temmuz Çarşamba günü mezarları başında anılacak. Sabah saatlerinde Çağdaş Aydın‘ın Dersim Ovacık’taki mezarı ziyaret edilecek. Akşam da Seyit Rıza meydanında anma yapılacak.

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • Davutoğlu’nun, partisine katılan kişiye ‘Alevi kanaat önderi’ demesi tepki çekti

    Davutoğlu’nun, partisine katılan kişiye ‘Alevi kanaat önderi’ demesi tepki çekti

    PİRHA- Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, partilerine üye olan Ali Şar isimli kişiyi ‘Alevi kanaat önderi’ diye tanıtmasına tepkilerini dile getiren Sanatçı Metin Karataş ve Avukat Seyit Sönmez, “Siyasi rant için kendilerini Alevi kanaat önderi olarak pazarlamaları siyasi tüccarlıktır. Emevi Camii’nde namaz kılma hayalleri olan insanların partilerinde siyaset yapmak, insani bir duruş bile değildir” dedi.

    Geçmiş yıllarda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanlarından ve Cem Vakfı Ankara Dedeler Kurulu üyesi Ali Şar, Gelecek Partisi’ne katıldı.

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, partilerine üye olanAli Şar’ı “Alevi kanaat önderi” diye tanıtması tepkilere neden oldu.

    “Davutoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Alevi kanaat önderlerinden Sn. Ali Şar partimize katıldı. Parti rozetini takarak kendisine danışmanlık görevi verdik. Hayırlı uğurlu olsun’ ifadelerini kullandı.

    Söz konusu paylaşım, Aleviler tarafından ‘Alevilikte kanaat önderi yoktur. Rızalık alan dedeler, pirler vardır. Aleviliği siyasetinize alet etmeyin’ denilerek eleştirildi.

    Sanatçı Metin Karataş ve Avukat Seyit Sönmez de Davutoğlu’nun paylaşımına tepkilerini dile getirerek, Alevilik inancında ‘kanaat önderi’ olmadığını, rızalık alan dedelerin, pirlerin olduğunu söyledi. Siyasi rant için bu tür etiketlerin kullanıldığını da belirten Karataş ve Sönmez, Davutoğlu’nun Başbakanlık sürecinde yaşananları hatırlatarak kendisinin savaş suçlusu olduğunu ifade ettiler.

    “KENDİLERİNİ ALEVİ KANAAT ÖNDERİ OLARAK PAZARLAMALARI SİYASİ TÜCCARLIKTIR”

    Alevilikte ortak akıl yürütüldüğünü ve rızalıkla posta oturmayanların Alevilikle ilgili görüş veremeyeceğini aktaran Sanatçı Metin Karataş, Alevilik’te kanaat önderi diye bir tanımlamanın olmadığını söyledi.

    Alevilerin yol önderi olduğunu kaydeden Karataş, “Yol önderleri de posta oturduklarında rızalık almak zorundadırlar. Yol önderlerinin konuşması gereken yerler de bizim cemlerimizdir. Ulu orta siyasi rant için kendilerini Alevi kanaat önderi olarak pazarlamaları siyasi tüccarlıktır. Rızalık almış, posta oturmuş Alevi önderleri kesinlikle siyasetin dışında durmalılar. Aleviliği kendi kişisel siyasi çıkarlarına alet etmemeliler. Türkiye’de yaşayan Alevilerin çoğu, yüzde 90’ı sol değerlere sahip olsa da farklı farklı partilerdeler. Bu yüzden Aleviliği siyasi bir ideolojiye, partiye bağlamaya çalışmak Aleviliği bölmek ve parçalamak olur. Hepimizin siyasi görüşleri, hepimizin belli duruşları vardır. Ancak bunlar kişisel siyasi düşüncelerdir. Bu kişisel siyasi düşünceleri Alevi kimliği ile sunamayız. Alevi kimliği ile bir siyasi görüş belirten parti, hangi parti olursa olsun Alevi kimliği ile kendini pazarlıyor demektir. Böyle yapan insanlar benim gözümde düşkündürler” diye konuştu.

    “ALEVİLİKTE KANAAT ÖNDERİ YOKTUR, YOL ÖNDERİ VARDIR”

    Aleviliğin siyasi rant uğruna kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Karataş, sözlerine şöyle devam etti:

    “Kullananları da Alevi olarak kabul etmiyoruz. Gelecek Partisi’nin kurucularından yine birileri çıkmıştı, Alevilik üzerinden söylemlerde bulunmuştu. Ancak Ahmet Davutoğlu’nun biz Alevilere bakışını biliyoruz. Suriye’ye girilirken bu zat Başbakanlık görevindeydi. Emevi Camii’nde namaz kılma hayalleri olan insanların partilerinde siyaset yapmak, Aleviliği bırakın, insani bir duruş bile değildir. Ben böyle kişileri Alevi olarak da görmüyorum. Alevilikte kanaat önderi yoktur. Yol önderi vardır. O da Alevi toplumundan rızalık alır ve ona göre hareket eder, konuşur.”

    “DAVUTOĞLU’NU ALEVİLER BİR YERDE MİSAFİR BİLE ETMEMELİ”

    Avukat Seyit Sönmez ise, ‘Alevilikte kanaat önderi var mı yok mu diye bir yorum yapmak beni aşar ancak Davutoğlu meselesi özel bir meseledir’ diyerek şunları dile getirdi:

    “Davutoğlu çok kirli bir insan. Şimdiye kadar neler yaptığı ortada. Suriye’yi kan gölüne çeviren politikaların baş mimarı. Günümüzün yezitlerinden bir tanesi. Dolayısıyla böyle sembolik bir ismin etrafında olmak, onun yakınında bulunmak, onu bir yerde misafir olarak bile ağırlamak bence Aleviliğin tarihinde ki çok büyük lekelerden, çok büyük ahlaksızlıklardan biridir. Çünkü kendisi bir savaş suçlusudur. Katliamlarda çok büyük etkisi var. Ortadoğu’da akan kanların baş sorumlusudur. Şu süreçte Alevilere yaklaşmasının tek sebebi de seçimlerdir. Bunları bile bile Davutoğlu’nun etrafında yer ediniyorsak, onun kendisini meşrulaştırmasına katkıda bulunuyorsak yanlış yapıyoruz demektir. Bu bir kere bir Alevinin asla yapmaması gereken bir şeydir. Çok ahlaksızca bir şey.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEMİŞ BİRİDİR”

    Alevilikte herkesin can ve herkesin eşit olduğunu anımsatan Sönmez, Alevilikte duyguların, düşüncelerin olduğunu, hiç kimsenin Aleviliği tek başına temsil edemeyeceğini ifade etti.

    ‘Kanaat önderi’ tanımlamasının sağcı bir tanımlama olduğuna da dikkat çeken Sönmez, ‘Alevilikte öndere de ihtiyaç yoktur. Alevilerin dedeleri, pirleri vardır, meclisleri vardır. Böyle bir süreç içerisinde Aleviler kendilerini ifade ederler, tanımlarlar. Davutoğlu insanlığa karşı suç işlemiş birisidir. Bu anlamda mahkum edilmesi gereken, yargılanması gereken Türkiye’deki üç kişiden birisidir. Onun yanında olmak hiçbir şekilde kabul edilemez. Ona kapılar açılmamalıdır. Hiçbir sofraya oturtulmamalıdır. Hiçbir derneğe kabul edilmemelidir. Alevilikte iki kişinin küs olduğu yerde cem bile yapılmaz. Alevi kanaat önderi diye tanıttıkları kişiler Davutoğlu’nun yanındaysa o halde Davutoğlu toplumla, Alevilerle barışmış mı? Alevileri temsilen orada olan kişi Alevilerden rızalık almış mı? Hayır. Aleviler onunla hesaplaşmak istiyorlar. Böyle kişiler Davutoğlu gibileri meşrulaştırmaya çalışıyorlar” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Davutoğlu, ADFE Başkanı Celal Fırat’ı ziyaret etti -VİDEO

    Davutoğlu, ADFE Başkanı Celal Fırat’ı ziyaret etti -VİDEO

    PİRHA-Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, cemevine gelen 30 bin TL’lik elektrik faturasının ardından Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Celal Fırat ile görüştü.

    Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Celal Fırat, cemevine gelen 30 bin TL’lik elektrik faturasını sosyal medya hesabından paylaşmış ve cemevlerine fahiş oranlarda gelen elektrik faturaları gündem olmuştu.

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, cemevine gelen 30 bin TL’lik elektrik faturasının ardından Garip Dede Dergahı Vakfı ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat ile görüştü.

    “HANGİ İNANÇTAN OLURSA OLSUN BİRLİK İÇERİSİNDE YAŞAMALIYIZ”

    Söz konusu ziyareti sosyal medya hesabından duyuran Ahmet Davutoğlu şunları ifade etti:

    “Hızır Orucu vesilesiyle Garip Dede Türbesi’ni ziyaret ettik, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Sayın Celal Fırat’la görüştük. Cemevlerine gönderilen yüksek elektrik faturaları asla kabul edilemez. Böyle bir irfan, hikmet ocağına ticarethane muamelesi yapılamaz.”

    Celal Fırat ise görüşmede; “Alevi Dernekler Federasyonu olarak elektrik faturalarını ödememe kararı aldık. Yarın dava açıyoruz. 27 Şubat’ta büyük bir protestomuz var, Türkiye genelinde her ilde. İstanbul’da Kadıköy meydanında olacak. Bu ülkede artık gerçekten canımız yanıyor. Hangi inançtan olursa olsun birlik bütünlük içerisinde beraber yaşamak gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti; asıl sorumlular halen firari!

    Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti; asıl sorumlular halen firari!

    PİRHA-IŞİD tarafından 10 Ekim 2015’te Ankara’da yapılan saldırı sonucu 104 insan yaşamını yitirdi. Katledilenler, birçok ilde yapılan törenlerle anılacak. Mağdur ailelerin, firari sanıkların yakalanması ve katliamın yaşandığı noktaya anıt dikilmesi yönündeki talepleri ise sürüyor.

    Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 6 yıl geçti.

    Yurdun dört bir yanından binlerce insan, TTB, DİSK, KESK ve TMMOB tarafından düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış Mitingine katılmak için 10 Ekim 2015’te Ankara’da bir araya gelmişti. Saatler 10.04’ü vurduğunda Emek, Demokrasi ve Barış mitingi IŞİD’li 2 canlı bomba ile kana bulandı. Saldırı sonucunda 104 insan hayatını kaybetti. 400’den fazla insan yaralandı.

    Aynı gün saat 15.00’te Adalet Bakanı, Sağlık Bakanı ve İçişleri Bakanı saldırı ile ilgili basın toplantısı yaptı. Bir gazetecinin İçişleri Bakanı Selami Altınok’a “istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Altınok “Güvenlik zaafiyeti yoktur” diyerek istifayı düşünmediğini belirtti. Adalet Bakanı Kenan İpek’in sorunun ardından gülümsemesi dikkat çekmişti.

    KARANFİL BIRAKANLARA POLİS MÜDAHALESİ!

    Katliamdan bir gün sonra, 11 Ekim’de kalabalık bir grup, saldırıda 104 insanın hayatını kaybettiği alana gidip karanfil bırakmak istedi. Polis, alana girmek isteyenlere izin vermedi. Yaşanan gerginlik sonucu polis, biber gazıyla müdahalede bulundu.

    Katliamda hayatını kaybedenler için Sıhhiye Meydanı’nda ortak tören düzenlenirken cenazeler kaldırılacakları illere uğurlandı.

    “KOKTEYL ÖRGÜT”

    Katliamın yaşandığı dönemde Başbakanlık koltuğunda oturan Ahmet Davutoğlu’ndan tepki çeken açıklamalar geldi. Saldırıyla ilgili araştırmaların süreceğini belirten Davutoğlu, “Şu anda böyle bir saldırıyı yapma kapasitesine sahip görünen yapılar belli: DEAŞ, PKK, MLKP, DHKP-C ve tüm bu olabilecek potansiyel suçlu örgütlerle ilgili olarak da soruşturma kapsamlı şekilde yürütülüyor” şeklinde konuştu.

    Davutoğlu 12 Ekim’de yaptığı açıklamada ise “Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin belli bir listesi var. Biliyorsunuz, bir eylem hazırlığı içinde ama bunu gerçek bir eyleme dönüştürmedikçe veya elinizde o eylemin olabileceğine dair bir veri olmadıkça tutuklayamazsınız. Türkiye, demokratik bir hukuk devleti, sebepsiz yere insanların tutuklanabileceği bir ülke değil” ifadelerini kullanmıştı.

    KATLİAMDAN SONRA AÇILAN SORUŞTURMALAR!

    Katliamda ölenlerin cenazesine katılan öğrencilere 26 Kasım 2015’te ‘Yasa dışı örgütsel faaliyet’ soruşturması  tartışma konusu oldu. Hayatını kaybeden Necla Duran’ın cenaze törenine katılan ortaokul ve lise öğrencilerine de Hatay Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı üzerine ‘yasa dışı örgütsel faaliyete katıldıkları gerekçesiyle’ soruşturma açıldı.

    KATLİAMIN PLANLAYICILARI AÇIKLANMAYA BAŞLANDI

    14 Aralık 2015’te katliamı planlayan İlhami Bali’nin 15 yıldır takip edildiği ortaya çıktı. Fevzi Kızılkoyun’un haberiyle Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının Ebubekir kod adlı IŞİD’li İlhami Balı’nın talimatıyla gerçekleştiği ve İlhami Balı’nın 2002’den beri emniyetin takibinde olduğu ortaya çıktı.

    29 Şubat 2016’da ise 10 Ekim Ankara Katliamı ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, patlamadan sonra bir kısım polis şefleri hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan soruşturma izni istedi. Ankara Valiliği, “soruşturma izni verilmemesi”ne karar verdi.

    13 Nisan 2016 Müfettiş Raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Ankara Garı’ndaki canlı bomba katliamı ile ilgili müfettiş raporuyla Emniyet’in mitingde yaşanacak olası bir canlı bomba saldırısı için öncelikle kendi personelini uyardığı, ancak mitinge katılanları ve miting düzenleme komitesini uyarmadığı ortaya çıktı.

    Katliamda ihmali olduğu düşünülen Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri, MİT görevlileri, Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Ankara Emniyet Müdürlüğü hakkında 24 Nisan 2016’da suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık, suç duyurusunu işleme koymama kararı aldı.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: 10 EKİM ‘KATLİAM’ DEĞİL

    İçişleri Bakanlığı, 14 Haziran 2016’da saldırısı için açılan tazminat davasına savunmada “Yeterli önlem alındı, üstelik bu bir katliam değil” dedi. Bakanlık, dava masraflarının da mağdur aileden istenmesini talep etti. Bakanlık, katliamda yaşamını yitiren Gökmen Dalmaç’ın kardeşinin tazminat talebine de “asılsız katliam iddasıyla açılan haksız dava” diyerek tazminatın “haksız zenginleşmeye yol açacağını” savundu. Bakanlık aynı zamanda tren garı önünde toplananları “hukuka aykırı hareket etmek” ile suçladı.

    KATLİAM İDDİANAMESİ HAZIRLANDI

    10 Ekim Katliamı’nın iddianamesi 27 Haziran 2016’da hazırlandı. Hazırlanan iddianamede müfettiş raporunda yer alan ihbar ve ihmal konusundaki belge ve dokümanlar ile katliam sonrasında gaz kullanan polisler yer almadı.

    10 Ekim Davası Avukat Komisyonu, 13 Temmuz 2016’da AYM’ye başvurarak kamu görevlileri hakkında yaptıkları suç duyurularının reddedilmesinin ardından bu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Daha önce katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması için defalarca suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu suç duyuruları her seferinde reddedilmişti.

    Tarihler 17 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde 10 Ekim Avukatlarına dava açıldığı öğrenildi. Katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında ailelerin yaptığı suç duyurusunun reddedilmesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, 10 Ekim mağdurlarının avukatlarına dava açtı.

    BİRİNCİ YIL ANMASINA İZİN VERİLMEDİ !

    Birinci Yıl anması güvenlik sebebiyle yasaklandı. Ankara valisi 08.45’te Gar’a çiçek bıraktı. Ailelerin soyadı kontrolü ile alana alınacağı söylenerek, soyadı aynı olmayan aile üyelerinin, kayıp yakınlarının, yaralıların dahi anma alanına girmesine izin verilmedi. Girmek isteyen insanlara polis, gazla müdahale etti. 70’te fazla insan gözaltına alındı.

    2. YIL ANMASINA DA MÜDAHALE !

    Katliamda yaşamını yitirenleri ikinci yılında anmak için Ankara’da bir araya gelenlere yine müdahale yapıldı. Ailelere gaz sıkıldı, plastik mermiyle saldırıldı. Saldırı sonrası İnşaat Mühendisleri Odası konferans salonunda anma yapmak isteyen ailelere de saldırı gerçekleştirildi.

    Kızılay’da, katliamda yaşamını yitirenler için yapılan anıt ise kırıldı. İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen anmaya yapılan polis saldırısında ise en az 50 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı.

    İLK DAVA 7 KASIM 2016’DA GÖRÜLDÜ

    Saldırıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişi hakkında dava açıldı. Ankara Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davanın savcısı Adnan Gümüş, 12 Haziran 2018’deki duruşmada 55 sayfalık esas hakkındaki görüşünü açıkladı.

    Gümüş, görüşünde “acımasız” ve “vahşi” olarak nitelendirdiği bu saldırının Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adına gerçekleştirildiğini belirtti.

    Sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakub Şahin, Hakan Şahin, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz ve Hüseyin Tunç hakkında “100 kişiyi kasten öldürme” suçlamasından 100’er kez; “anayasal düzeni ihlal” suçundan ise 1’er kez olmak üzere toplamda 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Aynı sanıklar için ayrıca 20’si çocuk 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan da ayrı ayrı 11 bin 730’ar yıl hapis cezası talep edildi.

    İddianamede patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri Ankara’ya getirmekle suçlanan isimlerden Abdülmubtalip Demir, Metin Akaltın, Yakıp Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında ayrıca “örgüt faaliyeti çerçevesinde izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, nakletmek” suçundan 24’er yıla kadar hapis cezası istendi.

    Sanık Erman Ekici hakkında “DEAŞ (IŞİD) silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan istenen hapis cezası ise 22 yıl 6 ay.

    İddianamede, saldırı talimatının IŞİD yöneticisi ve Türkiye sorumlusu olarak tanımlanan İlhami Balı tarafından verildiği belirtildi. İddianamede saldırıyla ilgili ayrıntıların ise IŞİD’in Gaziantep Emiri Yunus Durmaz tarafından planlandığı belirtildi.

    Dava sonunda da 9 sanığa “Anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

    3. YIL ANMASINA DA ENGELLEME !

    Ankara Garı önündeki anmaya izin verilmesine karşın anma etkinliği çeşitli engellemelerle başladı. Gar Meydanı’na giden yolları kapatan polis, önce sadece katliamda yakınlarını yitiren ve yaralananların alana girişine izin verdi.

    Anma tüm engellemelere rağmen saat 10.04’te başlarken anmaya HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile HDP ve CHP’li milletvekilleri, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB Genel Başkanları ile çok sayıda sivil toplum örgütü katıldı.

    FİRARİLER YARGILANIYOR !

    16 firari sanığın yargılandığı duruşma 8 Kasım 2018’de başladı. 37 aydır firari olan 16 IŞİD’li sanık ile bu sanıkların takip edilmesine rağmen yakalanmamasından sorumlu kamu görevlilerinin bulunmadığı duruşmada, sanık sandalyeleri boş kaldı.

    18 Nisan 2019’da yapılan 2. duruşmada ise 10 Ekim Ankara Katliamı davasında IŞİD’in sınır emiri İlhami Balı’nın eşi tutuklu Hülya Balı’nın tanıklığına müdahale edildi. SEGBİS ile görüntülü olarak duruşmaya bağlanan Balı, tanıklık yapmak istemediğini söyleyerek kendi sorunlarını anlatmaya başladı. Hakim, savcının ve avukatların itirazlarına rağmen “Tanıklık yapmak istemiyorsun” diyerek Balı’yı dinlemedi.

    4. YIL ANMASI DA ABLUKA ALTINDA YAPILDI

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın dördüncü yıldönümü için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Gara doğru hareket ederken gruptan, “Katil devlet hesap verecek”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganlarının atılması üzerine polis ile anmaya katılanlar arasında gerginlik yaşandı. Anmaya katılanlar yoğun güvenlik önlemi altında iki farklı arama noktasından geçerek alana giriş yapabildi.

    FİRARİLERE İLİŞKİN YÜRÜTÜLEN 3. DURUŞMA

    21 Kasım 2019’da firari sanıklar yönünden devam eden davanın duruşmasında sanık Erman Ekici’nin avukatı Erhan Fidan, IŞİD lideri Bağdadi’ye “halife” dedi ve “Türkiye El Bab’a girmese bombalar patlamayacaktı” iddiasında bulundu.

    Gar Katliamı davasında daha önce IŞİD yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası alan Erman Ekici, bu kez “insanlığa karşı suç” işlemekten hâkim karşısına çıkarıldı.

    Firari sanıklar açısından açılan davanın dördüncü duruşması ise Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 13 Şubat 2020 tarihinde görüldü. Mahkeme, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin 16 firari ve bir tutuklu sanık yönünden devam eden davayı 8 Mayıs 2020 tarihine erteledi.

    16 Temmuz 2020’de yapılan 6. Duruşmada ise katliamın firari sanıklarının yargılandığı davada avukatlar, delil karartıldığı için Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Firari Balı’nın Hayır ve Ensar Derneği üyeliğinin İstanbul Valiliği’ne sorulmasına karar verildi.

    Fail Erman Ekici ve firari 16 sanık yönünden “insanlığa karşı suçtan” açılan dava devam ederken, davanın bir sonraki duruşması 24 Kasım 2021’de görülecek.

    KATLİAMIN ARDINDAN YAŞAMINI YİTİRENLER

    10 Ekim 2015’te bombalı saldırı sonucu 400’den fazla yurttaş ise ağır yaralar aldı. Uzunca bir süre tedavi gören Esfet Duran, Mustafa Budak, Ağa Bayar ve Piro Yıldırım da farklı zamanlarda yaşamlarını yitirdi.

    Katliamın yaşandığı Ankara Garı önüne yapılmak istenen anıt konusunda ise ailelerin mücadelesi sürüyor. Melih Gökçek başkanlığındaki Belediye Meclisi, anıt yapılması konusunda karar aldı ancak mevcut Başkan Mansur Yavaş, henüz bu yönlü taleplere olumlu cevap vermedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Dede Aksoy: Cemevlerine yapılan ziyaretlerin arkasında her türlü niyet çıkabilir-VİDEO

    Dede Aksoy: Cemevlerine yapılan ziyaretlerin arkasında her türlü niyet çıkabilir-VİDEO

    PİRHA-Dede Nurettin Aksoy, İçişleri Bakanı danışmanı sıfatıyla cemevlerini gezip talep listesi toplayanlara işaret ederek, bir ziyaretin de Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na yapıldığını söyledi. Aksoy, “Alevilerin, sürekli mezhep ve meşreb üzerinden hakaret eden bu hükümetten bir beklentisi yok. Gelenlere ‘Biz eşit yurttaşlık istiyoruz, başka da bir şey istemiyoruz’ dedik” diye konuştu. 

    İçişleri Bakanı danışmanı sıfatıyla cemevlerini ziyaret edip “Bir ihtiyacınız var mı?” gibi sorular yönlendiren kişilerin faaliyetleri devam ediyor.

    Hacı Bektaş Veli Ocağı’na bağlı Dede Nurettin Aksoy, İl Kültür Turizm Müdürlüğü’nden görevli kişilerin, Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı da ziyaret ettiklerini söyledi.

    Aksoy, “Çorum’da kaç cemevi var?” sorusu üzerinden taleplerin olup olmadığının sorulduğunu belirterek “Çorum bölgesindeki cemevlerinin listesini toparladılar. Bölgelere ayırıp tek tek kontrol ettiler. Şimdi bir İçişleri Bakanı yardımcısının gelip cemevlerinin başkanlarını dinlemesinin hiç kimseye ne getirisi var ne de götürüsü… Çorum, Sivas ya da Tokat’ta kaç cemevi var ne fark eder?” dedi.

    “BİZ EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    Dede Nurettin Aksoy, yapılan ziyaretlerin niyetini bildiklerini ifade ederek, gelen görevlilere sadece “Eşit yurttaşlık” taleplerinin dile getirildiğini belirtti. Aksoy, “Ziyaret bizimle olmasaydı belki hakimiyet farklı olacaktı. Yönetici arkadaşlarımızla karar verdik ve diğer cemevleri ile ilgili de tasarrufta bulunarak onların istemlerinin de ne olduğunu dile getirdik” dedi.

    Dede Nurettin Aksoy, Alevi toplumunun öncelikle adalet talebinde bulunduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Danışman, ‘Cemevlerinin tuğlası mı camı mı mutfağa mı eksik?’ diye geliyor. Durumu şöyle anlatabilirim: Diyelim ki bir kısım cemevi fayans, badana boya, çatı yapımı istedi. Bunlar normalde İçişleri Bakanı danışmanından değil mülki amirlerden talep edilen durumlar. Ama biz Çorum Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak oraya not düşürdük. Dedik ki; ‘biz eşit yurttaşlık istiyoruz’ başka da bir şey istemiyoruz. Biz, Alevilere yönelik hakaretlerin kanun önünde bir karşılığı olsun istiyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını istiyoruz. Bunları yapmadıkları sürece cemevlerini dolaşmalarının bir katkı sunmayacağını, kabul görmeyeceğini dile getirdik, bir bardak da çayımızı içip gittiler.”

    “ALEVİLERİN BU HÜKÜMETTEN BEKLENTİSİ YOK” 

    Dede Nurettin Aksoy, “Yapılan ziyaretlerin arkasında her türlü niyet çıkabilir” diyerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin, şu andaki hükümetten bir beklentisi yok. Sürekli Aleviler üzerinden, mezhep ve meşreb üzerinden hakaret eden birinden bir beklentimiz yok. Daha önce bir araştırma şirketi aynı yöntemi Ahmet Davutoğlu’nun ilk başbakan olduğu dönemde Amasya bölgesinde yaptı. Bizler o dönem katılmama kararı almıştık. Ama bölgedeki bir şube başkanımız, biz katılmayınca boşluğumuzu birilerinin dolduracağını söyledi ve gidip dahil olduk.

    Davutoğlu’nun acil 5 eylem planından birisi de Alevi açılımıydı ve Amasya’da bitti. Yani biz bitirdik. Samimi ve doğru olmadıklarını, bu yönde bir çalışma yapamayacaklarını bilip, önce dillerini düzeltmesi gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararların hayata geçirilmesi ya da ‘cemevleri yasal olmalı’ demenin çok zor olmadığını söylemiştik. Ama biz, bu hükümetin yapmayacağını biliyoruz. Ve Amasya’daki o araştırma şirketi ‘Elim kolum bağlandı’ diyerek sözü kalmadı. Son sözü de biz söyleyerek bitirdik. Sözde 7 bölgede toplantı olacaktı. Hangi köylerde kaç cemevi olduğunun herkes farkında. Devlet yetkililerinin cemevlerimize gelip gelmemesinden öte bizim ne söylediklerimiz, talebimiz önemli. Biz de bunları hiç kimsenin dile getiremeyeceğini biliyoruz. Ama birkaç cemevi başkanımız ile istişare ettik ve söylemlerimizi bu şekilde dile getirdik.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ÇORUM

  • Geçmez: Dersim’de Gülen’in bıraktığını devlet tarikatlar eliyle yapıyor-VİDEO

    Geçmez: Dersim’de Gülen’in bıraktığını devlet tarikatlar eliyle yapıyor-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Başkanı Ercan Geçmez, Dersim’de tarikat yapılanmalarıyla ilgili konuştu. “Fetullah Gülen’in bıraktığını devlet, bugün tarikatlar eliyle yapıyor” diyen Geçmez, Dersim demografisinin yok edilmek istendiğine dikkat çekti. Geçmez, “Bunlar ısrarla Alevileri biat ettirmeye çalışıyorlar ve bunu da Alevi ocakları eliyle yaptıklarını biz biliyoruz. Dersimliler de biliyor. Dersimli bunları deşifre etmeli” dedi. 

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) kent genelinde tarikatların örgütlenmesine dair araştırması, Alevi toplumunu harekete geçirdi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, Dersim’de dernek ve vakıf adı altında kurumlaşan tarikatların ilk olmadığını belirtti.

    Sünni yapılanmaların neden Dersim’e yöneldiğini anlatan Geçmez, “Dersim, çok özel bir bölge. Doğasıyla, inanç yapısıyla, tarihiyle Aleviler açısından merkezi bir yerdir” dedi.

    Geçmez, önceki yıllarda Fetullah Gülen örgütünün Dersim yapılanmasına da işaret ederek “Dersim’de okul açmışlardı. Biz o zaman da bunlara itiraz etmiştik ama ne yazık ki Dersim’in içerisindeki insanlarla ortaklaşa bu işi yaptılar. Şimdi Gülen’in bıraktığını devlet, tarikatlar eliyle yapıyor. Bu tarikat eliyle yapılanlar kimilerine iş, kimilerine mevki-makam verilerek ve kimilerini zengin ederek ve o zenginlerin dağıttıkları hurafeler üzerinden bir alt çalışma sürüyor’ ifadelerini kullandı.

    Ercan Geçmez, tarikat yapılanmalarının ocaklar adı altından yürütüldüğüne de vurgu yaptı. Dersim’deki ocakların ismiyle büyük şehirlerde dernek ve vakıfların kurulduğunu söyleyen Geçmez, “İstanbul’daki kimi ocaklar adına kurulan derneklerde çok önemli alt yapı hazırlanıyor” dedi.

    “TARİKATLARIN GÖNDLÜNDEKİ ALİ’Yİ ALEVİLERİN KAFASINA YERLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Ercan Geçmez, tarikat ve derneklerin hedefinde olan asıl konunun Dersim’in etnik yapısı olduğunu vurguladı. Mevcut etnik yapının kabul edilmediğini ifade eden Geçmez, şunları söyledi:

    “Kimileri sözüm ona Dersim’de Alevilik yaparken ‘hakiki Müslüman, asıl İslamiyet’in özü biziz’ hikayesi ile tarikatların önünü açıyor. Ve tarikatlarla ortaklaşa yaptıkları işler var. Birçok yerde sempozyumlar yapılıyor. Bu sempozyumlarla sözüm ona yeniden bir Alevilik yaratmaya çalışıyorlar. Alevilerin yüzyıllardır getirdiği değerleri hiçe sayarak… Tam da Ali’siz Aleviler onlardır. Onlar ne yazık ki Miraç’taki Ali’yi unutmuşlar. Miraç’taki Ali’yi unuttukları için de başka yerde bir Ali’yi aramaya çalışıyorlar ve bunun üzerinden bizi kırklar meclisinden, miraçtan yoksun bırakarak, yeni bir Alevilik yeni bir Ali yaratarak, tarihsel Ali’yi yok sayarak, tarikatların gönlündeki Ali’yi Alevilerin kafasına yerleştirmeye çalışıyorlar.”

    “HALK, TARİKATLARI DEŞİFRE ETMELİ”

    Ercan Geçmez, tarikatların devlet eliyle finanse edildiğinin de altını çizdi. “Dersim’e ayrıca bir Şiilik yerleştirilmeye çalışılıyor” diyen Geçmez, şöyle devam etti:

    “Aleviliği Şiirleştirme çabası Dersim’de çok yaygın bir durum. Bazı kurumlar eliyle bu tarikatlar orada uluslararası destek alıyor. Bazı Alevi siyasetçi ve Alevi önderler bu Şiiliğe de hizmet ediyor.

    Dersim halkı hiç çekinmeden deşifre etmeli onları. ‘Alevi örgütleri buraya el atsın’ dememeli. Örgütler zaten sahada Alevilikle ilgili ciddi mücadele veriyor. Ama bölge halkı bizatihi kendisi işin içerisine girmezse Alevi örgütleri orada etkisiz olur.

    “DERSİM’DE VAR OLAN KLİKLERİN KIRILMASI LAZIM”

    Geçmişte Munzur öğretim kurullarına çok itiraz etmiştik. Ama bir türlü Dersimlileri ikna edemedik. Zaten Alevi aileler, çocuklarının eğitimleri ile ilgili ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Ama bir tarikatın eliyle kurulmuş okulda eğitim görmelerine ihtiyaç olmadığını söylememize rağmen halk, anlattıklarımıza fazla ilgi göstermedi.

    Dersim’de var olan bazı kliklerin kırılması gerekiyor. Bunlar kırılmadığı sürece Dersim halkı ne yazık ki bu tarikatlarla baş edemez. Dersim halkı o kliklerinin kim olduğunu da biliyor. Hem devlet tarafından beslenip ekonomik olarak sürekli güçlenen kişiler var orada. O isimler yumuşak geçişin bizzat sebebi olan kişilerdir. Bu projenin öncüsü bizzat Ahmet Davutoğlu oldu. Davutoğlu başbakanken bütün Alevi örgütleri kendisiyle toplantı yaptığımızda bir Alevi dedesi de oradaydı. Davutoğlu’nun en has adamlarından bir tanesiydi. O isim, çok açık konuştu ve dedi ki ‘Alevi örgütleri misyonunu tamamlamıştır. Bu işi Alevi dergâhları, yani kurduğumuz ocakların dernekleri ile yürütmek lazım’ dedi. Sanırım o proje şu anda yürüyor. Biz o zaman bu çok tehlikeli bir durum dedik. Çok yaygın bir şekilde bir Şiilik üzerinden örgütlenerek ‘12 imamlar hepimizin, aynı Allah’a inanıyoruz, hepimiz kardeşiz’ gibi rivayetler ortaya koyarak insanların inançlarını yok etmeye çalıştılar.
    Bunlar ısrarla Alevileri biat ettirmeye çalışıyorlar ve bunu da Alevi ocakları eliyle yaptıklarını biz biliyoruz. Dersimliler de biliyor. Dersimli bunları deşifre etmeli.”

    Cebrail Arslan/ANKARA

  • HBVAKV Genel Merkezi’nden Doğan Demir’e tepki

    HBVAKV Genel Merkezi’nden Doğan Demir’e tepki

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Doğan Demir’in Davutoğlu’nun kurduğu partide yer almasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Doğan Demir’in kendi siyasi geleceği için Davutoğlu’nun Alevilere söylediklerini unuttuğunu ancak Alevilerin bunu asla unutmayacağı kaydedildi. 

    Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek partisine katılması sebebiyle dün itibariyle AKD ve ABF görevlerinden istifa eden Doğan Demir’e bir tepki de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi’nden (HBVAKV) geldi.

    Davutoğlu’nun partisinin Alevilerin oylarına talip olması ve Alevi dernek başkanını kurucu listesine almasının, Alevilere karşı kullandığı dil ve tutumun unutturamayağının altı çizilen açıklamada, bu tarz hamlelerin Aleviler de karşılığının olmadığı belirtildi.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi

    “YOLUMUZ GEREĞİ ÇOK ASİMİLE EDİLMEYE ÇALIŞILDIK”

    “Anadolu topraklarının kadim halklarından olan biz Aleviler yüzyıllardır inancımızı yaşayabilmek ve yaşatabilmek için gelmiş geçmiş bütün iktidarlarla çok büyük mücadeleler verdik vermeye devam ediyoruz..

    Yolumuz uğruna çok asimile edilmeye çalışıldık, çok katledildik, topraklarımızdan göç etmeye zorlandık. Gelin görün ki muktedirler ne Cumhuriyetten önce ne Cumhuriyet döneminde ne de parlementer sistemin etkisizleştirildiği bu yeni sistemde biz Alevileri hiçbir zaman dikkate almadı ve sürekli ötekileştirdi, toplumu kutuplaştırarak iktidarlarını böyle ayakta tutmaya çalıştılar.

    “GEÇMİŞTE NEYDİNİZ Kİ GELECEKTE NE YAPACAKSINIZ”

    17 yıldır tek başına iktidar olan AKP de, Alevilerin tüm isteklerine sürekli kayıtsız kaldığı gibi kendi cephesinden inancımızı tarif etme şuursuzluğunu göstermektedir. Gelinen bu noktada iktidarın attığı her adımda yanında olan Başbakanlık yapmış Ahmet Davutoğlu sayesinde bir parti daha bu gün itibari ile siyasete atılmıştır.

    Adı Gelecek Partisi!
    Siz geçmişinizi unutmuş hatırlamıyor olabilirsiniz ama biz unutmadık unutturmayacağız .
    Biz Aleviler;
    Cemevlerine yasal statü dedik ;siz ‘irfan merkezleri’ dediniz. Biz Madımak Müze olsun dedik,siz katillerin adını anıta yazdınız. Biz zorunlu din dersleri kalksın dedik ,siz üzerine iki zorunlu ders daha eklediniz. Biz Laiklik dedik, siz ‘Laiklik bizim için bir araçtır’ dediniz. Biz Diyanet kaldırılsın dedik, siz bütçesini her sene artırıp İmam Hatip Liselerini çoğalttınız. Biz eşit yurttaşlık hakkı dedik, siz kulaklarınızı ve gözlerinizi kapattınız. Biz barış dedik, siz patlamalardan sonra ‘şu kadar sünni vatandaşımız öldürülmüştür’ diyerek ayrımcılık yaptınız. Biz barış dedik, siz bombalardan sonra ‘oylarımız arttı’ dediniz. Biz ÖSO Alevileri katlediyor dedik, siz ‘selam olsun onlara’ dediniz. Biz İŞİD Alevileri katlediyor dedik , siz ‘İslamın yaramaz çocukları’ dediniz. Biz evlerimize çarpı atılıyor yapanları bulun dedik, siz ‘çocuklar yapmıştır’ dediniz hiçbirini bulamadınız.  Biz dergahlarımız gerçek sahiplerine iade edilsin dedik, siz müftülükler sayesinde birçok dergahımıza el koydunuz. Şimdi gelmiş parti kurduk ‘Temel ilkemiz özgürlükçü laiklik ve çoğulcu din anlayışıdır’ diyorsunuz. Buna kim inanır geçmişte neydiniz ki gelecekte ne yapacaksınız.

    “KENDİ TOPLUMUNA İHANET EDEN BİRİNDEN MEDET UMUYORSUNUZ”

    Alevilerin bin bir güçlükle kurduğu ve büyüttüğü Alevi Kültür Dernekleri’nin Genel Başkanlık makamına getirdiği Doğan Demir yukarıda yazdıklarımızı unutmuş olabilir mi? Ama görünen o ki kendi siyasi geleceği için unutmuş görünüyor. Kendi toplumuna ihanet eden bir kişiden medet umuyorsanız o da yeni kurulan partinin acizliğini gösterir. Alevilerin tarihinde ihanet edenlerin yeri bellidir. Biz Aleviler yıllardır verdiğimiz onurlu mücadelemize, bize ihanet eden Hızır Paşalara rağmen devam ettik ve edeceğiz. Aleviler hiç kimsenin, hiçbir siyasi oluşumun arka bahçesi değildir olmayacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AKD ve ABF’ye çağrı: Acilen toplanıp Doğan Demir’in görevlerine son verin

    AKD ve ABF’ye çağrı: Acilen toplanıp Doğan Demir’in görevlerine son verin

    PİRHA – Ahmet Davutoğlu’nun partisinin kurucu üyelerinden olan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’e Alevi kurum temsilcileri ve yurttaşlar tepki gösterdi.

    AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu’nun yeni kurduğu Gelecek Partisi’nin kurucu listenin ortaya çıkması ve Demir’in de geçtiğimiz hafta katılmayacağım söyleminin aksine kurucu üye olmasına Alevi kurum temsilcileri ve yurttaşlar sert tepki gösterdi.

    Mesajlarda, “Aleviler kapılarını Hızır paşaya mı açacaklar yoksa ben de bu yayladan ŞAH’a giderim diye idam sehpasına mı yürüyecekler” denildi.

    Sosyal medyada verilen tepkiler şöyle:

    “*AABK Eş Genel Başkanı Hüseyin Mat: Davutoğlu’nun kurduğu partinin kurucu üyeleri arasında yer alan AKD Genel Başkanı Doğan Demir derhal görevlerinden istifa etmelidir. Alevi kurumları, bireylerin kişisel çıkarları için kendi bağımsız çizgisinden asla taviz vermemelidir.

    *Turan Eser: AKD ve ABF’ye çağrı. İhvancı, siyasal islamcı Gelecek Partisi kurucular kurulu arasında yer alan Doğan Demir’in Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği Alevilerin nazarında fiilen bitmiştir. Ahlaki tutum, parti kurucusu olmadan istifa ederek ayrılıp gitmesini gerektirirdi. Yapmadı! Bu durumda Doğan Demir’in Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerinden alınması için bu iki kurumun yönetim kurulu acilen toplanması ve bu şahsın görevlerine son vermesi tarihi görevleri ve sorumluluğudur. Aksi durumda mevcut yönetimler, Alevi kurumlarını sıçrama tahtası olarak kullanarak, islamcı ve sağcı parti kuruculuğu yapanların suçuna ortak olmuş sayılır.

    *Fadime Türkyılmaz: Bu ayıpla yaşamayacağız. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin de bileşenlerinden olduğu Alevi Bektaşi Federasyonu’nun gereğini yapacağını bekliyoruz. Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’ni Olağan Üstü Kurultay’a çağırıyoruz.

    *Metin Karataş: Davutoğlu ile Emevi Camisinde namaza gitmek için yola çıkan bir Xınzır Paşa daha! Alevi kurumlarını siyasete geçişte basamak olarak kullananlar, Alevileri, Alevilik ile aldatan Xızır Paşa’lardır! Alevi önderliği her türlü makamın üstündedir!

    *AKD’den Doğan Demir’in istifası çözüm değildir!
    Doğan Demir’i AKD ihraç etmelidir!
    Hem yaptığı bu ihanetin hesabını, hem de kurumu içine soktuğu borçun hesabını verdirip göndermelidir.

    *Alevilikte Yezit’e biat yoktur, Yezit’in kılıcı yalanmaz. AKD Genel Başkanı Doğan Demir derhal bu yanlıştan dönmeli ve tüm Alevi halkından özür dilemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD’den Doğan Demir’e tepki: Herkes safını belirlesin ya Hüseyin ya Yezit!

    PSAKD’den Doğan Demir’e tepki: Herkes safını belirlesin ya Hüseyin ya Yezit!

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi, AKD Genel Başkanı Doğan Demir’in Davutoğlu’nun partisinde yer almasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Aleviler Yezit’e destek vermeyecek tarihsel bilince sahiptirler. Çünkü Alevilik şerefli bir duruştur” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer alan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’e tepki gösterdi.

    “ALEVİLER YEZİT’E DESTEK VERMEYECEKTİR”

    “Aleviler Yezit’e destek vermeyecek tarihsel bilince sahiptirler. Çünkü Alevilik şerefli bir duruştur. Yakın tarihin en barbar örgütü IŞİD için “öfkeli gençler” diyen, 10 Ekim katliamından sonra ” Bombalar patladıkça oylarımız artıyor ” diyen, stratejik derinlik projesinin sahibi, Suriye’de milyonlarca insanın katline sebep olan Ahmet Davutoğlu parti kurdu” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Hırsızlar çalarken değil paylaşırken kavga edermiş…

    Ülkemizi ve başta Suriye olmak üzere, Libya, Irak vs bir çok ülkeyi kan gölüne çevirip yağmalayan, milyonlarca çocuğu açlığa mahkum edip yüzbinlerce kadına tecavüz edilmesine neden olanlar, şimdi de ülkede demokrasi yok, adalet yok diye nutuk atmaya başlıyor.
    Davutoğlu “eski” ortağı AKP’ye diyor ki ;
    “Ben ne yaptımsa selefi, cihatçı örgütler, vakıf ve dernekler için yaptım, ama Tayyip Erdoğan hep bana hep bana diyor nerede adalet.”

    Bir kere daha gördük ve anladık ki, Yezit Kerbela’da değil. Ama Hüseyin her yerde.”

    “HERKES SAFINI BELİRLESİN YA HÜSEYİN YA YEZİT”

    “Davutoğlu’nun peşine takılanlar, siyasetine ortak olanlar, Suriye’de Alevi katliamlarına, Rojava katliamlarına, 10 Ekimden, Süryani kadınlarının pazarlarda satılmasına kadar bir çok insanlık suçuna da ortak oluyor demektir.
    Alevi Kültür Dernekleri yönetimi ve üyesi canlar;
    Alevilikte Yezit’e biat yoktur, Alevilikte Hüseyin’e ihanet kabul edilemez, Aleviler Yezit’in kılıcını yalamaz.! Doğan Demir derhal bu yanlıştan dönmeli ve tüm Alevi halkından özür dilemelidir. Bunu yapmıyorsa derhal ABF’den (Alevi Bektaşi Federasyonu) istifa etmelidir.
    Her yeri Kerbela’ya çevirenler, demokrasiden, kardeşlikten bahsedemez.
    Herkes safını belirlesin.
    Ya Hüseyin ya da Yezit…!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Demir, Davutoğlu’nun partisinde

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Demir, Davutoğlu’nun partisinde

    PİRHA – Davutoğlu, yeni partisi için kuruluş başvurusunu yaptı. Kurucular arasında Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in de olduğu iddia edildi. 

    AKP’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisi için kuruluş başvurusunu yaptı. Davutoğlu’nun ekibinden beş kişilik bir heyet başvuru dilekçesini teslim etmek için İçişleri Bakanlığı’na gitti.

    Ahmet Davutoğlu’nun, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’e partinin kurucuları arasında yer alması için teklif götürdüğü öğrenilmişti. Bugün çeşitli yayın organlarında çıkan haberlere göre, Doğan Demir, Davutoğlu’nun partisinde kurucular arasında yer aldı.

    Konuya ilişkin geçen haftalar PİRHA‘ya konuşan Doğan Demir, “Ahmet Davutoğlu benimle iki sefer görüştü. Kendi örgütümle, Alevi örgütleri ile böyle bir talebin olduğunu paylaştım. Bize böyle bir teklif getirdi. Böyle bir şey düşünmediğimi, bu süreçte görevimi yapmak istediğimi ve bu kulvarda devam etmek istediğimi çok net bir şekilde ifade ettim. Kendisi yeni kuracağı partisinin parti programında Aleviler ile ilgili yardım istedi, katkı sunduk. Diğer partilerden de böyle taleplerimiz var. Geçen hafta görüştüğümüzde mutlaka parti kurulmadan önce tekrar bir araya gelerek bu durumu değerlendirmemi istedi. Böyle bir düşüncemin olmadığını ama bir araya gelebileceğimizi söyledim. Büyük ihtimal parti kurulmadan önce yeniden bir araya geleceğiz. Şu an itibariyle böyle bir kararım yok” ifadelerini kullanmıştı.

    Yerel birçok gazete ve sosyal medyada yer alan haberlerde ise AKD Genel Başkanı Doğan Demir’in, son görüşme sonrası Davutoğlu’nun teklifini kabul edip resmen Davutoğlu’nun partisinin kurucular kurulunda yer aldığı iddia edildi.

    T24’ün aldığı bilgiye göre Kurucular Kurulu’nda olduğu söylenen bazı isimler şöyle:

    Selçuk Özdağ (Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı)

    Abdullah Başçı (26. Dönem İstanbul Milletvekili)

    Selim Temurcu (Eski AKP İstanbul İl Başkanı)

    Nedim Yamalı (Eski AKP Ankara İl Başkanı)

    Ayhan Sefer Üstün (Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı)

    Cuma İçten (Eski Diyarbakır Milletvekili)

    Cesim Gökçe (Eski Ağrı Milletvekili)

    Nihal Olçok

    Yusuf Ziya Özcan (Eski YÖK Başkanı)

    Ümit Yardım (Eski Viyana Büyükelçisi)

    Kani Torun (Eski Bursa Milletvekili, Somali Büyükelçisi)

    Yeşim Karadağ (eski AKP Çanakkale İl Başkanı)

    Doç. Burçak Başbuğ Erkan

    Ülkü Nur Doğançe

    Prof. Recep Şener

    Dinçer Türkmen

    Doğan Demir

    Can Cankesen

    Gizem Satıoğlu (Eski İyi Parti Manisa Kurucu İl Yöneticisi)

    Mustafa Bilici ( Eski Van Milletvekili)

    Partinin kuruluşu, ismi, logosu yarın saat 10.00’da Ankara’daki Bilkent Oteli’nde  kamuoyuna duyurulacak. 150 kişinin üstünde olduğu belirtilen Kurucular Kurulu’nda yer alan isimler de yarın yapılacak olan basın toplantısında açıklanacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ören PSAKD Başkanı’ndan Davutoğlu ile görüşen Alevilere tepki

    Ören PSAKD Başkanı’ndan Davutoğlu ile görüşen Alevilere tepki

    PİRHA – Yeni Parti kurma hazırlığında olan Ahmet Davutoğlu’nun bazı Alevilerle görüşmesine tepkiler gelmeye başladı. PSAKD Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse, “Bu oyunlara gelen, gelecek olan, oralarda ‘Aleviler adına’ diyerek yer almaya çalışan her kim olursa olsun Aleviler nezdinde ‘yol düşkünüdür’” dedi. 

    Yeni parti kurma çalışmalarının sonuna gelen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, partisinin kuruluşunda yer alması için bazı Alevilerle görüştüğü basına yansıdı. Davutoğlu’nun Alevilerle görüşmesine ise Alevi kurum temsilcilerinden tepkiler gelmeye başladı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse, sosyal medyadan paylaştığı yazısında yeni kurulan partilerin kurulurken izledikleri yolun Aleviler açısında dikkat çekici olduğunun altını çizdi. Köse, Davutoğlu ve Babacan’ın kurma aşamasındaki partilerinde özellikle Alevi oylarını merkezlerine koyduklarını söyledi.

    “ALEVİLER ONURLUDUR, MAKAM PEŞİNDE DEĞİLLERDİR”

    Köse, Davutoğlu’nun konuyu daha ciddiye alarak Aleviler ile bağ kurmaya çalıştığını ve daha önceleri Alevi örgütlerindeki çalışmalarıyla ismi bilinen kişileri, Alevi kimliği öne çıkmış eski milletvekillerini partisine katarak işi tepeden bitirmeyi hedeflediğini kaydetti.

    “Davutoğlu ile görüşen kişiler kendi örgütlülükleri içinde kredisini bitirmiş ‘çürük elmalardır’” diyen Mazlum Köse, şöyle devam etti:

    “Zaten bu isimler çürümüş olmasalar Davutoğlu bunlarla temas kurabilir miydi? Davutoğlu bilmez mi ki, Aleviler onurludur, gururludur, bir koltuk, bir mevki makam uğruna kendilerini yok sayan, en sıradan taleplerini bile yerine getirmeyi gündemine dahi almayan, Suriye’de cihatçı, gerici çeteleri meşrulaştıran, destekleyen ve onların Mazlum halklara ve Alevilere yönelik katliamlarını tarif ederken ‘bizim yaramaz çocuklar’ diyen zamanın Başbakanı şimdi yeni parti kuruyor, diye aslında zihniyetinde bir değişim olmadı.”

    “ÇÜRÜK ELMALARI AYIKLAMALIYIZ”

    Davutoğlu ve Babacan’ın görüştüğü, irtibata geçtiği kişilerin seçilmiş, her yola gelebilecek, güvensiz ve değersiz kişiler olduğunu savunan Köse, sistemin yarattığı gri pasaportlu dedelerde olduğu gibi şimdi de siyasi arenada kendi ırkına ihanet eden keklikler yaratılmaya çalışıldığını ileri sürdü.

    Davutoğlu ile görüşen Alevilere seslenen Köse, “Bu oyunlara gelen, gelecek olan, oralarda ‘Aleviler adına’ diyerek yer almaya çalışan her kim olursa olsun Aleviler nezdinde ‘yol düşkünüdür’ Bu böyle biline” ifadelerini kullandı.

    Köse, son olarak, 16 Kasım Garip Dede Dergahında alınan ‘Birlikte mücadele’ kararlarının hızla hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “içimizdeki ‘çürük elmaları’ ayıklamalıyız hem de daha fazla çürümenin önünü almalıyız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AKD Genel Başkanı Demir: Davutoğlu benimle iki kez görüştü

    AKD Genel Başkanı Demir: Davutoğlu benimle iki kez görüştü

    PİRHA- AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Davutoğlu’nun partisine katılabileceği iddialarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Davutoğlu’nun kendisiyle iki defa görüştüğünü belirten Demir, Alevi örgütleriyle de durumu paylaştığını ve şu an Davutoğlu’nun partisine katılmak gibi bir kararının olmadığını kaydetti. Demir, parti kurulmadan önce Davutoğlu ile yine biraraya geleceklerini söyledi. 

    Eski HDP Milletvekili ve eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Müslüm Doğan’ın ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’in, Ahmet Davutoğlu’nun partisine katılacağı iddia edildi.

    CHP 25. Dönem Milletvekili Eren Erdem’in dile getirdiği iddiaları Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir‘e sorduk. Demir, Davutoğlu’nun partisine katılma teklifi geldiğini ancak bu teklifi kabul etmediğini ifade etti.

    “BÖYLE BİR KARARIM YOK ÇOK NET SÖYLÜYORUM”

    AKD ve Alevi örgütlerinin bilgisi dahilinde bu görüşmeyi gerçekleştirdiğini söyleyen Demir, Davutoğlu’nun yeni kuracağı partisinin parti programında Alevilerin talepleriyle ilgili yardım istediğini vurguladı. Demir, böyle bir şeyi düşünmediğini ve dernekteki görevinde olacağının altını çizerek şunları ifade etti:

    “Ahmet Davutoğlu benimle iki sefer görüştü. Kendi örgütümle, Alevi örgütleri ile böyle bir talebin olduğunu paylaştım. Bize böyle bir teklif getirdi. Böyle bir şey düşünmediğimi, bu süreçte görevimi yapmak istediğimi ve bu kulvarda devam etmek istediğimi çok net bir şekilde ifade ettim. Kendisi yeni kuracağı partisinin parti programında Aleviler ile ilgili yardım istedi, katkı sunduk. Diğer partilerden de böyle taleplerimiz var. Geçen hafta görüştüğümüzde mutlaka parti kurulmadan önce tekrar bir araya gelerek bu durumu değerlendirmemi istedi. Böyle bir düşüncemin olmadığını ama bir araya gelebileceğimizi söyledim. Büyük ihtimal parti kurulmadan önce yeniden bir araya geleceğiz. Şu an itibariyle böyle bir kararım yok. Bunu çok net söylüyorum. Eren Erdem’in de beni arayıp böyle bir şey var ne diyorsun demesi lazımdı. Gazetecilik budur.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suruç davasında Davutoğlu’nun dinlenmesi talebi reddedildi

    Suruç davasında Davutoğlu’nun dinlenmesi talebi reddedildi

    Suruç Katliamı davasında “Konuşursam kimsenin yüzüne bakamazlar” diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun mahkemede dinlenmesi talebi reddedildi.

    Suruç’ta IŞİD’in canlı bomba saldırısında 33 kişinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın 12’nci duruşması Urfa Ceza İnfaz Kurumu Hilvan 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Aileler adalet taleplerini yinelerken, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun mahkemede dinlenmesini istedi.

    Duruşmaya yakınlarını kaybedenlerinin aileleri ile İstanbul, Urfa, Ankara, Diyarbakır ve Antep barolarından avukatlar katıldı.

    Davanın tek sanığı Yakup Şahin, bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.

    Kimlik tespitiyle ardından başlayan duruşmada, o dönem Halfeti’de imamlık yapan ve patlamanın yaşandığı gün Suruç’ta yaralıların ve çevrenin fotoğraflarını çekerken yurttaşlar tarafından yakalanan Abdullah Ömer Aslan hakkında ara celsede suç duyurusunda bulunulduğu öğrenildi. Yıllar sonra dava dosyasına giren olay anına ait görüntülerin halen mahkemeye ulaşmaması dikkat çekti.

    BİR KEZ DAHA ADALET TALEBİ

    Murat Yurtgül’ün annesi Şemsi Yurtgül, “Davutoğlu ‘Konuşursam kimsenin yüzüne bakamazlar’ demişti. Buraya getirilsin ve ne biliyorsa anlatsın” dedi. Uğur Özkan’ın babası Mehmet Özkan, “Abdullah Ömer Aslan’ın sorumlu olduğunu siz de anladınız ama hala buraya getirmiyorsunuz” dedi. Abdullah Akhamur’un babası Mehmet Şerif Akhamur, “Tam 12 celsedir adalet talebimizi buradan dillendiriyoruz. Biz çocuklarımızı kaybettik ama vicdanlarımızı kaybetmek istemiyoruz. Bu yüzden bir kez daha adalet talep ediyorum” dedi.

    Patlamada yaşamını yitiren İsmet Şener’in kızı Dilek Şener, “Biz bu sanık sandalyelerin doldurulmasını talep ediyoruz. Gerçekten işinizi yapsanız, bu sandalyeler boş kalmazdı. Geçen hafta bir poşetin içinde babamın kanlı gömleğini aldım. İçinden bir sürü bilye çıktı. Babamın katilini çıkarın” talebinde bulundu.

    “ASLAN TUTUKLANMALI”

    Av. Sevda Çelik Özbingöl, “Abdullah Ömer Aslan hakkında suç duyurusunda bulunmanız önemli bir adımdır lakin bugüne kadar hakkında bir yakalama kararı dahi çıkarılmamıştır. Dosyasının hızlıca birleştirilerek hakkında tutuklama kararı verilmesini talep ederiz” dedi.

    İLHAMİ BALI İLE MİT GÖRÜŞMESİ

    Avukat Gülhan Kaya, imam Abdullah Ömer Aslan hakkında tutuklama kararı verilmemesiyle korunduğunu belirterek, soruşturmanın düzgün yürütülmesi durumunda 10 Ekim Ankara katliamının yaşanmayacağını, soruşturmayı yürüten savcıdan emniyet yetkililerine kadar herkesin katliamdan sorumlu olduğunu kaydetti. Kırmızı bültenle aranan İlhami Balı’nın Ankara Söğütözü’nde MİT yetkilileri ile görüştüğüne dair basına yansıyan haberlere dikkat çeken Kaya, “MİT ile İlhami Balı’nın görüşmeleri Meclis’te tartışılıyor ise bu mahkemede de tartışılması gerekiyor. Bu katliam bu topraklarda yaşandı ve biz bunun çözüme kavuşmasını istiyoruz” diye konuştu.

    DAVUTOĞLU DİNLESİN TALEBİ

    Urfa Baro Başkanı Abdullah Öncel ise mahkemenin tarihsel sorumluluğu olduğunu belirterek, Abdullah Ömer Aslan hakkında suç duyurusunda bulunulmasının önemli olduğunu, ancak mahkemenin cesur bir adım atarak dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesine karar vermesi gerektiğinin altını çizdi.

    Türkiye’nin IŞİD’lilerin Suriye’ye geçişine göz yumduğunu dile getiren Öncel, “Eğer bu geçişler engellenmiş olsaydı, bu patlamalar yaşanmayacaktı. Bu süreçte sorumluluğu olan herkesin dinlenmesi lazım ve ifade vermesi gerekiyor. DAİŞ’in Türkiye emirlerinden İlyas Aydın ‘Suruç patlamasından sonra hücrelerimiz, misafirhanelerimiz iki saate basıldı. Arkadaşlarımız gözaltına alındı’ itirafında bulundu. Devlet isteseydi bu patlamalar yaşanmayabilirdi” diye belirtti.

    Av. Can Tombul, “Ahmet Davutoğlu esasen bu katliam bakımından sanık olarak yargılanmalı, İlhami Balı’nın Ankara da devlet yetkilileri ile görüşme iddiaları araştırılmalıdır” dedi. Av. Bülent Duran, “Bu yargılamalardaki ihmaller, yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır. Bu sorumlulukla hareket edilmeli ve yargılama yapılmalıdır” dedi.

    TALEPLER REDDEDİLDİ

    Savunmalardan sonra verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun mahkemede tanık sıfatıyla dinlenme talebi ve Abdullah Ömer Aslan’ın tutuklanma talebini reddetti. Mahkeme, eksik olan görüntülerin tekrar istemesine, Yakup Şahin, İlhami Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin mal varlıklarının araştırılmasına karar vererek, duruşmayı 31 Ocak 2020 tarihine erteledi.

  • 10 Ekim Ankara Katliamının 4. yılı: Unutturmayacağız-VİDEO

    10 Ekim Ankara Katliamının 4. yılı: Unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Der, KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, 10 Ekim Ankara Gar katliamının 4. yıl anması için basın toplantısı yaparak “Nasıl ki Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u unutmadıysak 10 Ekim Katliamının da takipçisi olacağız” dedi.

    Haberin videosu

    103 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce yurttaşın ise yaralandığı 10 Ekim Ankara Gar Katliamının 4. yıl anması için 10 Ekim Der, KESK, DİSK, TMMOB ve TTB katılım çağrısı yaptı.

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneğinde yapılan basın toplantısında konuşan Mehtap Sakinci Coşgun, 48 aydır adalet arayışlarının sürdüğünü söyleyerek “Adalet arayışımızı 4. yıla tekabül eden 10 Ekim 2019’da da sürdüreceğiz. Başka çaremiz de yok. Kamuoyuna, emek, barış, demokrasi bileşenleri adına buradan çağrıda bulunuyoruz; eğer 10 Ekim Ankara Gar Katliamında hayatını kaybedenlere, orada bedenen yaralananlara adalet gelmeyecekse bu ülkede hiç kimseye adalet gelmeyecektir” dedi.

    “10 EKİM’İ DE UNUTMAYACAĞIZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik AKP’ye muhalefet eden tüm kesimlere yönelik yoğun bir baskı sürecinin söz konusu olduğunu ifade ederek şunları aktardı:

    “Diyarbakır’da 5 Haziran’da patlayan bomba ile birlikte katliamlar silsilesi yaşadık. Bir kez daha bu katliamlar silsilesi içerisinde yaşamını yitiren herkesi KESK olarak saygıyla anıyoruz. Katliam sonrasındaki mahkeme süreçlerinde kamu görevlilerinin, o dönemki siyasi iktidarın sorumluluğu, katliamda etkilerinin ve bu örgütle ilişkilerinin olduğu da tutanaklara yansıdı. Bunlara rağmen 4 yıllık süreç içerisinde hiçbir kamu görevlisinin yargı önüne çıkartılması kabul edilemez. Yargılama sürecinin adil yürütülmeği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Ahmet Davutoğlu’nun 7 Haziran ile 1 Kasım süreci içerisinde Türkiye’de olup bitenlerle ilgili yapmış olduğu açıklamada siyasilerin sorumluluğu açıkça ortaya konulmuştur. Biz bir kez daha başta Davutoğlu olmak üzere kamu görevlilerinin yeniden mahkeme önüne çıkartılması ile ilgili Kasım ayında görülecek duruşmada mahkeme heyetinden bunu talep edeceğiz. Sivas, Çorum, Maraş katliamlarını nasıl unutmadıysak 10 Ekim Katliamının da takipçisi olacağız.”

    “CUMHURİYET TARİHİNİN PLANLI EN BÜYÜK KATLİAMI”

    DİSK Genel Sekreteri Cafer Konca ise “Cumhuriyet tarihinin planlı, programlı en büyük katliamının 4 yılındayız” diyerek, işçi kesimi olarak 10 Ekim’de anmanın yapılacağı Gar meydanı önünde olacaklarını ifade etti.

    Konca şunları söyledi:

    “Her geçen gün acımızın daha da derinleştiği, öfkemizin arttığı bu katliama karşı faillerin ortaya çıkması gerektiği için bir mücadele içerisindeyiz. Zamanın devrik başbakanı patlamadan sonra ‘Oylarımız arttı’ dedi ve geçtiğimiz günlerde de ‘Eğer konuşursam hiç kimse insan yüzüne çıkamaz’ demişti. Bu bir itiraftır. Eğer bu ülkede adalet var ise Davutoğlu’nun sorgulanması ve ne konuşmak istediğinin mutlaka öğrenilmesi, yargılanması gerekir.”

    “BU İNSANLIK DÜŞMANI SUÇU UNUTTURMAYACAĞIZ”

    TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz da “Türkiye’de insanlar ne zaman eşitlik isteyip sömürüye karşı çıktıysa egemen çevreler, meydanları kana bulanmıştır” dedi ve şöyle devam etti:

    “Biz benzer katliamları 1977 1 Mayıs’ında, Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta yaşadık. Bu etkinlikleri kana bulayanlar, insanlık düşmanı eylemlere yön verenler, bu siyasi ortamı oluşturanlar aslında o eylemlerde kendilerini patlatanlardan çok daha fazla suçludurlar. Ankara’da kaybettiğimiz 103 arkadaşımızı hasretle anıyoruz. Onların verdikleri mücadeleye sahip çıkacağız. Bu insanlık düşmanı suçu unutturmayacağız.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    TTB Merkez Konsey Başkanı Sinan Adıyaman da IŞİD’lilerin tek başına söz konusu katliamı yapamayacağına dikkat çekerek şöyle devam etti:

    “Gerçek faillerinin ortaya çıkarılması için ‘unutmayacağız, unutturmayacağız’ dedik. Mahkemelerde destek sunduk ama maalesef şu ana kadar bunu tam olarak başaramadık. Ama bu işin peşini bırakmayacağız. Gerçek suçlular ortaya çıkana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz ve bunun için de diğer örgütlerle beraber tüm hekim arkadaşlarımızı, sağlık emekçilerini ve tüm ülke halkı 10 Ekim’de ailelerle dayanışmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Yaralı: Sivas’ı, Maraş’ı unuttuk. Bizim derdimiz de unutulmasın-VİDEO

    Yaralı: Sivas’ı, Maraş’ı unuttuk. Bizim derdimiz de unutulmasın-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamında davalı taraf olan İçişleri Bakanlığının kendi avukat vekâlet ücretlerini mağdurlardan tahsil etme girişimine tepkiler büyüyor. Bombalı saldırı sonucu yüzde 94 engelli olan Gökhan Yaralı, “Karşımızda bir tür vicdansızlar ordusu bulunuyor. Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u unuttuk. 10 Ekim de unutulmasın” diyerek katliamın 4. yılında yapılacak anmaya dikkat çekti.

    HABERİN VİDEOSU

    10 Ekim Ankara Gar Katliamının mağdurları, davalı taraf olan İçişleri Bakanlığının kendi avukatlık ücretlerinin ailelerden talep etmesine tepki gösterdi.

    IŞİD saldırısı sebebiyle vücudunun birçok yerinde kalıcı hasar oluşan Gökhan Yaralı, İçişleri Bakanlığının talebini “vicdansızlık” olarak yorumlarken “Katliamdan sonra 90 gün hastanede yattım. Bir bacağımı kaybettim ve yüzde 94 engel oranına sahip oldum. Kulağımda, dolaşım sistemimde çeşitli hasarlar oluştu. Bununla birlikte birçok arkadaşımı da kaybettim” dedi.

    “PARA TALEBİ NE VİCDANİ NE DE AHLAKİ”

    Gökhan Yaralı, mağdur olan taraf iken söz konusu bakanlığın para talebini öğrendiğinde “Hiç vicdani bulmadım” diyerek şunları aktardı:

    “Kanayan bir yaramız var. Bunun üzerine ‘tuz ekmek’ tabiri gibi cuk oturdu. Bu olayı kafamda çok düşündüm ve bizden talep edileni iki yere konumlandırdım. Bir; bunu istemek ne ahlaki ne de vicdani geldi bana. 7- 8 yaşındaki çocuklardan, eşini kaybetmiş kişilerden, kolu-bacağı kopmuşlardan ‘şu kadarlık bir dava açtım. Bu kadarını kazandın. Kaybettiğin kısmın avukatlık ve mahkeme masraflarını talep ediyorum’ demek bana hiç vicdani gelmedi. Olayın hukuksal boyutuna da baktığımda, evet bu olayı vicdansız bir şekilde düşünebilirsin ama mahsup edersin. Evet ben sana şu kadar para ödemekle yükümlü oldum ondan düşersin. Kişiye parasını verirsin, tedavisini yapsın, çocuğunun okulunu ödesin vesaire… Ama bunu da yapmadı. Hem ‘senin paranı ödemiyorum’ diyor. ‘Bütçede yer yok’ diyor. Hem de işin kendisine gelen kısmında ‘paramı da alırım’ diyor. Bu bana ne insanı geldi ne vicdani. Hukuki bir yere de oturtamadım.”

    “KARŞIMIZDAKİ VİCDANSIZLAR ORDUSU”

    Mağdurlar olarak 4 yıllık süreçte hiçbir kazanımlarının olmadığına vurgu yapan Yaralı, dava sürecinin devam ettiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Davam sürüyor. İstenen bu avukatlık ücretini duyurabildiğimiz kadar insanlara duyurmak istiyoruz. Çünkü bu bir vicdan olayı. Düşünebiliyor musunuz, 4 yaşındayken babanızı kaybetmişsiniz, devlet sizden ‘bana şu kadar borçlusun’ diyor. O çocuğun yerine kendinizi koyabiliyor musunuz? Eşinizi kaybetmişsiniz, kolunuzu, bacağınızı kaybetmişsiniz… Birçok tedavi masraflarını cebinizden karşılamışsınız ve karşınızda bir vicdansızlar ordusu.”

    “BİZİM DERDİMİZ UNUTULMASIN”

    Katliamın dördüncü yılında yapılacak kitlesel anma törenine de değinen Gökhan Yaralı, saldırının yaşandığı yerde henüz bir anıt olmamasını ise şu sözlerle eleştirdi:

    “Önce şunun altını bir çizelim; bu Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı. Belki de Avrupa’nın en büyük katliamlarından… Cumhurbaşkanlığı Sarayına 3 kilometre, Anıtkabir’e 700 metre mesafede yaşandı. İnsanların çanta ile giremediği yere iki kişi 100 kilo patlayıcı sokup bizleri öldürdüler. Yaklaşık 700 insan fiziki zarar gördü, 100’ün üzerinde insan katledildi. Bugün orada bir anıt var mı? Bu ülkenin yönetenleri, oradan geçerken bir anıt olmamasından dolayı rahatsız olmuyorlar mı? O insanları seversin ya da sevmezsin. Ölenler arasında öğrenciler, işçiler, memurlar, avukat, doktor bu ülkeye emek veren insanlar vardı. Barış, emek, demokrasi adına gelen insanların katledildiği bir alan orası. Sembolik konan bir anıt sürekli saldırıya uğruyor ve yönetenler bu işe sessiz kalıyorlar. Biz, ‘cebinizden para çıkmasın. İzin verin bizler yapalım’ dedik. ‘Elimizi o taşın altına da sokalım’ dedik. Fakat bu ülkede her şey unutuluyor. Sivas’ı unuttuk. Maraş’ı, 1977 1 Mayıs’ını unuttuk ve bugün de 10 Ekim’i unutuyoruz. Bizim derdimiz unutulmasın. Şu çok vicdani değil mi; evet anıt yok. Anma yapacağız ama dönemin başbakanı çıkıp ‘2015 Haziran ile Kasım arasında olanları anlatırsam kimileri insan yüzüne çıkamaz’ diyor. Bu araştırılması gereken bir konu değil mi? Bunu söyleyen devletin 2 numaralı insanı. Hatta yürütmenin başı. Bedenini orada bırakan bir insan olarak merak ediyorum, ne oldu 2015 Haziran ile Kasım arasında? O süreç arasında onlarca patlama oldu ve Davutoğlu bu konuyu ‘terör’ meselesi konuşulurken dile getiriyor. Bir sürü katliam oldu. Her şeyden önce bundan sonraki katliamların önüne geçmek için bunların aydınlatılması gerekir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Prof. Poyraz: Alevilik zor döneminde; sorumlusu Alevi örgütleridir-VİDEO

    Prof. Poyraz: Alevilik zor döneminde; sorumlusu Alevi örgütleridir-VİDEO

    PİRHA – Prof. Bedriye Poyraz, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın cemevi ziyaretlerini yorumlayarak, “Sünni merkezli siyasi otoritenin, Alevilerle ilişki kurması ya katliamlarla ya da asimilasyonla tezahür ediyor. Aleviliğin sıkıntılı bir dönemde olmasının sorumlusu öncelikle Alevi örgütleridir” dedi.

    Haberin videosu

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Mersin Cemevini ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, İstanbul’da Garip Dede Dergahı’nı ziyaretini yorumladı.

    “ALEVİLİK ÇOK ZOR BİR DÖNEMEÇTEN GEÇİYOR”

    Poyraz, “Sünni merkezli iktidarların, Alevilerle ilişki kurması ya katliamlarla ya da asimilasyonla tezahür ediyor” diyerek şu tespitte bulundu:

    “Belki biraz sert olacak ama bu durum hiç şaşırtıcı değil. Sünni-siyasi iktidar, tarih boyunca, kendimizi bildiğimizden beri hep bunu yaptı. Ortada farklı bir durum var mı? Hiçbir şey yok. Sürekli asimilasyon etmeye çalıştı, sürekli katliamlar yaptı. Yani Sünni merkezli siyasi otoritenin, Alevilerle ilişki kurması ya katliamlarla ya da asimilasyonla tezahür ediyor. Korkulacak bir durum yok. Korkulması gereken aslında nedir biliyor musunuz? Aleviler kendilerinden korksunlar. Hiçbir dönemde belki de olmadığı kadar Alevi toplumu Aleviliğe bu kadar zarar vermemiştir. Böylesi bir duruma gelindi.

    Durum Osmanlı’da da böyleydi Cumhuriyet döneminde de böyle. Alevi toplumu, siyasi iktidardan hiçbir zaman iyi niyetli bir şey görmedi. En iyi ihtimal, sadece Alevi olduğunu söylemeden yaşamak. Alevi olduğunu söylemeyeceksin, ancak öyle hayatta kalabilirsin, bir takım işlere girebilirsin. Şimdi artık o işlere girmek de mümkün değil. Peki Aleviliğe bir şey oldu mu? Olmadı.”

    “ALEVİLİK ASİMİLASYONA KARŞI ÇOK DONANIMLI VE DENEYİMLİ” 

    Poyraz’ın eleştiri odaklarından birisi de Alevi örgütleri oldu. Aleviliğin çok zor bir dönemeçten geçtiğini söyleyen Poyraz, şunları söyledi:

    “Bunu kimler, kaç kişi, hangimiz fark ediyor bilmiyorum ama Alevilik şu an zor ve sıkıntılı bir dönem içerisinde. Bunun sorumlusu da öncelikle Alevi örgütleridir. Dolayısıyla ‘baltanın sapı ağaçtan’ meselesi söz konusu. O nedenle ben siyasi iktidarın, devletin asimilasyon politikalarına, yöntemlerine, çabalarına, çalışmalarına şaşırmıyorum ve korkmuyorum. Önemsemiyorum da. Çünkü buna karşı Alevi toplumu ve Alevilik çok donanımlı, deneyimli. Bunu çokça becermiş ve başarmış bir yol Alevilik. Karamsar olmayalım. Yol gerçekten büyük bir yol ve tarih çok büyük bir tarih. Alevi tarihi katliamlar tarihi. Mücadele etme, hayatta kalma biçimi gerçekten çok büyük bir tarih. Dolayısıyla yine de inanıyorum ki bir biçimde yolunu bulacaktır ve sağlıklı bir şekilde devam edecektir.”

    “ALEVİLİĞİN BATINİ TARAFINI HİÇ ANLAMAMIŞ AMA POSTA OTURUYOR”

    “Aleviliğin ne olduğuna dair çok yanlış tartışmalar yürütülüyor” diyen Bedriye Poyraz’ın Alevi önderlerine de eleştirisi oldu. “Asıl sıkıntı toplumun içinde” diyen Akademisyen Poyraz, “Birçok dede dinledim. Aleviliğin batıni tarafını hiç anlamamış ama posta oturuyor ve Alevilikle ilgili demeçler veriyor. Bunlar olabilir ama aynı zamanda bir taraftan da karar mekanizmasındalar ve Aleviliğin geleceğini belirliyorlar. Asıl sıkıntılı olan durum burada. Yani sıkıntı Alevi toplumunun içinde. Dışarıda değişen bir şey yok.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Emel Uzman, Aleviliğe yolculuğunu anlattı-VİDEO

    Emel Uzman, Aleviliğe yolculuğunu anlattı-VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütlerinde uzun yıllar emek harcayan Emel Uzman, “Bu geniş ve hepimizin sığabileceği bir yol. Daha çok da sevgi yolu. Onun için de herkesi kucaklamak lazım” diyerek Alevi inancı ile nasıl bütünleştiğini PİRHA’ya anlattı.

    Haberin videosu

    Uzun yıllardır Alevi örgütlerinde hak mücadelesi yürüten Ordulu Emel Uzman, yola nasıl gönül verdiğini ve Alevi felsefesine bakışını tanımladı.

    “PSAKD’NİN İLK ÜYELERİNDEN BİRİSİYİM”

    “Alevilik bu ülkede yaşayan inançsal yoğun baskı altında olan birçok insana yakın bir dünya” diyen Uzman, şimdi Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nda Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yürütüyor. Sivas Katliamı’nın ardından daha çok sorumluluk aldığını söyleyen Emel Uzman, kendi penceresinden gördüğü Aleviliği şu sözlerle anlattı:

    “1988 yılında Pir Sultan Abdal’ın köyü olan Banazlıların bir derneği vardı. Ancak o derneğe sadece Banazlılar alınıyordu. Ben, çok daha önceden Pir Sultan’ın deyişlerini bilen birisiydim ve arkadaşlarımla birlikte Pir Sultan’ın sadece o köye sıkıştırılmasının doğru olmadığını düşündük. Ardından tüzük değişikliği önerisinde bulunduk. 1990 yılında ise değişiklik gerçekleşti ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği herkese açılmış oldu. Derneğin ilk üyelerinden birisiyim. Pir Sultan Abdal deyişleri geleneksel olarak sol harekete yakındır. Oradan da aslında bir gönül bağımız vardı. Böylelikle yolculuk başlamış oldu.

    “SİVAS KATLİAMI’NDAN SONRA BÜYÜK BİR SORUMLULUK YÜKLENDİ BANA”

    İlerleyen süreçte de 2 Temmuz Sivas Katliamı yaşandı. Katliamı çok yakın yaşayanlardan birisiyim. O dönemde büyük bir sorumluluk yüklendi bana. Bu sorumlulukla birlikte bazı şeyler iç dünyama da dokunmaya başladı. Gönülde bir yol açıldı belki de. Birçok ‘Aleviyim’ diyenin dahi belki de bilmediği bir yolculuktu bu. Kendimi o yolun içerisinde buldum. Aslında daha sonraki yıllarda bu örgütlü yapılardaki görevlerimi bir an evvel bırakıp daha çok bu gönül yolculuğunda devam etmek istedim ama o kadar çok içerisine girmiştim ki bu kolay olmadı. Çünkü buralarda çalışacak, emek verecek insan bulmak çok zor. Yani burada büyüdük ve yaşlandık.

    “ALEVİLİK KENDİMİ RAHAT HİSSETTİĞİM FELSEFE OLDU”

    Dünya görüşü olarak bu felsefenin içerisinde açıkçası kendimi rahat hissettim. Felsefeyi bugüne kadar tanımlayanlar günümüze kadar getirmişler. Onlardan ne öğrenmeye çalışırsam bana kar kalır diye düşünüp dinledim, okudum, muhabbetlere, cemlere girdim. Kah sessiz oturdum, kah dedelere sorular sorup genel olarak bakışımı daha da aydınlatmaya çabaladım. Alevilik aslında bu ülkede yaşayan inançsal yoğun baskı altında olan birçok insana yakın bir dünya. Birçok insan da aslında bu yolun yolcusu olmak istiyor. Sonuçta bu geniş ve hepimizin de sığabileceği bir yol. Daha çok da sevgi yolu. Onun için de herkesi kucaklamak lazım. Zaten Aleviliğin geleneğinde de bu var. Ayrıca son 20 yılda özellikle inancın o kadar kadınlar üzerinde baskısını gördük ki kadının yok edilmesini, kadının aşağılanmasını ve o anlamda da biraz kadın için de ayrıca bir sığınacak liman olmuştur Alevilik. Ve ben artık bu demokratik örgütlerdeki sürecimi tamamlayıp kendimle kalmayı isteyen bir bacıyım.”

    “ALEVİ OLMAYANLARLA YENİ BİR ALEVİLİK KURMA ÇABASINDALAR”

    Alevi sorununa karşı iktidarın politikaları hakkında, “İnanç olarak da görmüyorlar. Samimiyetsiz oldukları da belli” diyen Emel Uzman, şunları söyledi:

    “O siyasetin ve o hantal devlet yapısının, inancının, ırkının ve dilinin tek olduğunu düşünüyorum. Farklılıkları kucaklayacak bir yapıya sahip olduğunu düşünmüyorum ancak, kendilerine göre yaratmak istedikleri farklılıklar var. İktidar, ocaklarla, dedelerle günümüze gelen Alevi geleneğini şimdi Alevilikle ve Alevi olmayan insanlarla, yeni bir Alevilik kavramı kurmaya çalışıyor. İnanç olarak da görmüyor açıkçası. Samimiyetsiz oldukları da belli.”

    “ALEVİ İMAM HATİP LİSESİ CAMİ-CEMEVİ PROJESİNİN DEVAMIDIR”

    Geçmişte Gülen cemaati ile günümüz AKP iktidarının, Alevi asimilasyonu konusunda benzer politikalar yürüttüğünü de söyleyen Uzman, Alevi imam hatip lisesini işaret ederek şunları söyledi:

    “Cami ve cemevi projesinde sonuç alınamayınca farklı bir yöntemle böylesi bir denemeye girdiler. Bunun yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cemevlerine uzanması söz konusu. Bugüne kadar Aleviler arasında ret gören isimler Diyanet’le bir araya gelmeye başladı. Siyasetin kendi devamlılığı için ne yazık ki toplumun bazı kesimleri üzerinde oynama projeleri vardır. Gün gelir Kürtlerle ilgili böylesi bir proje gerçekleştirir, gün gelir Alevilerle ilgili… Alevi imam hatip lisesi de, cami-cemevi projesinin açık bir şekilde devamıdır. Fakat projenin karşılık bulacağına inanmıyorum. O projelerin içerisinde Şiilik mevcut. Anadoluya da bunun yayıldığı kaygısını taşıyorum. Geleneksel Aleviliğe baktığınız zaman bu inancı bir kalıba dökemezsiniz. Çünkü yöresel, ocaksal farklılıkları olan bir inanç bu. Yani ‘Yol bir sürek bin bir’ diyen inanç bu. Bugüne kadar birçok katliamlara rağmen yol devam ettiyse eğer bundan sonra da bu yol devam edecektir.”

    “DİYANET KONUSUNDA TAVİZ VERİLMEMELİDİR”

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun İstanbul’daki bir cemevini, Diyanet İşleri Başkanının ise Mersin Cemevi’ni ziyareti konularına da değinen Uzman, şöyle devam etti:

    “Geçmişte Diyanet’e aktarılan maddeleri okudum. Bizim geleneksel olarak Alevilik konusunda hiç değişmeyen ve vazgeçmeyeceğimiz taleplerimiz var. Mersin Cemevi’ndekiler de bu taleplerin altına imza atmışlar. Yavaş yavaş o imzalarının hiçbir anlamı kalmamış ve bu noktaya gelmişler. Bence Türkiye’de hiç vazgeçmeden söylenmesi gereken; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasıdır. Bu konuda taviz verilmemelidir. Laiklik Türkiye’de yapıştırıcıdır. Her inançta olduğu gibi kendine göre hesapları, çıkarları olanlar vardır. Bunu son olay ile ilgili söylemiyorum sadece. Bizler gri pasaportlu dedeleri de gördük. Bu tür insanlar çıkacaktır ama Alevi toplumunun genel yapısı laiklikten yanadır ve inancını ocak olarak yaşamak ister. Devletten de bir katkı istemez. Bu işin içerisinde olanlar mutlaka özünü dara çekmeleri gerekir.”

    Eren GÜVEN- Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Ahmet Davutoğlu Garip Dede Dergahı’nı ziyaret etti

    Ahmet Davutoğlu Garip Dede Dergahı’nı ziyaret etti

    PİRHA- Geçtiğimiz günlerde AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu İstanbul Garip Dede Dergahı’nı ziyaret etti. 

    Geçtiğimiz günlerde AKP’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nı ziyaret etti.

    Cemevinde lokma yiyen Davutoğlu, burada dergah yöneticileri ve yurttaşlarla sohbet etti.

    Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Davutoğlu’nun muharrem ayı dolayısıyla dergahı ziyaret ettiğini söyledi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını mahkemelerde yargılatacağız’

    ‘Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını mahkemelerde yargılatacağız’

    PİRHA – Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz.” sözleri nedeniyle hakkında, “Anayasayı İhlal, Terör Suçu” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

    HKP, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Sakarya’da yaptığı “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır” konuşması nedeniyle “Anayasayı ihlal, terör suçu, birden çok kişinin ölümüne sebebiyet verme, birden çok kişinin yaralanmasına sebebiyet verme, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    HKP tarafından yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

    “… aynı dönem Şüpheli Ahmet Davutoğlu başkanlığında alınan kararla, bu konuda devletin ilgili birimlerine açık yetki verildi. Buna göre Türkiye, Suriye’de ‘dost grup’ olarak gördüğü örgütlere silah ve teçhizat desteği verecek, devletin ilgili birimleri, bu grupların sınırdan getirilip götürülmesi konusunda tam yetkili olacaktı.

    Nitekim 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı’nda, devlet ve emniyet yetkililerinin IŞİD terör saldırısının istihbari bilgilerini gizledikleri, 102 insanımızın katledildiği bu alçak eyleme göz yumdukları, yol verdikleri ortaya çıkmış, dönemin emniyet yetkilileri, Mülkiye Müfettişlerinin yürüttükleri soruşturmada verdikleri ifadelerinde birbirlerini suçlamışlardı.

    7 Kasım – 1 Haziran süreci olarak tarif edilecek zamansal aralıkta birden fazla terör eylemi gerçekleşmiş, gerçekleşen bu eylemlerde yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş ve binlerce kişi yaralanmıştır. (14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi. Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere, toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı. 10 canlı bomba eylemi, 1 bombalı saldırı, 3 silahlı saldırı gerçekleşti.)

    Yapılan ikrar göz önüne aldığında şüphelinin Başbakan olduğu süreçte gerçekleştirilen tüm terör saldırıları hakkında detaylıca bilgisi olduğu ve bilgileri sakladığı, suçu bildirmemesi göz önüne alındığında başta Ahmet Davutoğlu’nun sorgulanması neticesinde suça karıştığı tespit edilen tüm şüpheliler alenen TCK. 83. TCK. 86 ve TCK. 279 uncu maddelerinde tanımlanan ‘birden çok kişinin ölümüne sebebiyet verme’, ‘yaralanmaya sebebiyet verme’, ‘kamu görevlisinin suçu bildirmemesi’ suçları sübut bulmuştur.

    Süreç, cihatçı terör örgütlerinin tedhiş gücünden ve yarattıkları ortamdan faydalanarak AKP’nin tek başına iktidarda kalması üzerine kurulmuştur.

    Ahmet Davutoğlu ve suç ortaklarını, makam ve ünvanları ne olursa olsun, bugünkü yasalarla, emri sadece hukuktan ve vicdanlarından alan bağımsız mahkemelerde yargılatacağız, er ya da geç…”

    PİRHA / ANKARA