Etiket: ahmet güden

  • Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’nden Afşin ve Elbistan’daki termik santraline tepki

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’nden Afşin ve Elbistan’daki termik santraline tepki

    PİRHA- Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin genişletilmesine itiraz etti. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, santralden kaynaklı oluşacak çevresel tahribata dikkat çekilerek “Çevresel etki değerlendirmeleri, yanlış ve eksik verilere dayandırılarak hazırlanmakta, hava kalitesi modellemeleri ile emisyon sınır değerlerine ilişkin hesaplamalar gerçek durumu yansıtmamaktadır” denildi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi Başkanı Ahmet Güden, Afşin-Elbistan Termik Santralindeki üretim kapasitesinin arttırılması yönündeki karara ilişkin açıklama yaptı. Yazılı paylaşılan basın açıklamasında, santralin kurulduğu günden bu yana insan sağlığını ve ekolojik dengeyi tehdit ettiğine vurgu yapıldı.

    KÜLTÜREL VE İNANÇSAL KİMLİKLERDEN KOPARILMA RİSKİ!

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi, Maraş’taki Afşin-Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ tarafından yapılması planlanan Çelikler Afşin-Elbistan Termik Santrali V. ve VI. ünite ilaveleri için 27 Aralık’ta verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının bölge halkında büyük endişe yarattığını ifade etti. Yapılan açıklamada, yıllardır santrale filtre takılması ve çevre dostu hale getirilmesi için mücadele edildiği de vurgulandı.

    Gelinen süreçte ek ünitelerin açılmasına onay verilmesinin insan sağlığını hiçe sayan bir yaklaşım” olduğu belirtilerek şöyle devam edildi:

    “HALKIN GÖRÜŞÜ DİKKATE ALINMADAN ALINAN KARARLAR KABUL EDİLEMEZ!”

    “Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi olarak, bu sürecin şeffaf, katılımcı ve tüm tarafların görüşlerini ifade edebileceği bir zemine oturtulması gerektiğini savunuyoruz. Termik santrallerin çevresel etkileri yalnızca doğal yaşamı değil, tüm ekosistemi ve insan sağlığını da derinden etkilemektedir. ÇED süreci, bilimsel verilere dayanarak ve halkın katılımıyla yürütülmeli, özellikle bölge halkının görüş ve önerileri dikkate alınmalıdır. Bölgemizde yapılacak herhangi bir projenin etkilerini anlamak istiyoruz ve halk olarak, bizleri yok sayan hiçbir kararı kabul etmeyeceğimizi açıkça belirtiyoruz.

    TEK BİR ÇED RAPORU İLE PROJE YASALLAŞTIRILAMAZ!

    Afşin-Elbistan Termik Santrali, 1972 yılı yatırım programına dahil edilmiş, ilk dört ünitesi 1993 yılı öncesinde işletmeye alındığından ÇED sürecinden muaf tutulmuştur. Ancak bugün toplamda altı ünite olması beklenen bir projede, tek bir ÇED raporuyla süreç tamamlanamaz, entegre proje planlaması yapılmadan ilerlenemez. Çevresel etki değerlendirmeleri, yanlış ve eksik verilere dayandırılarak hazırlanmakta, hava kalitesi modellemeleri ile emisyon sınır değerlerine ilişkin hesaplamalar gerçek durumu yansıtmamaktadır.

    Kömür madenciliği sürecinde meydana gelen ekolojik yıkımlar, tarım alanlarının yok olması, su kaynaklarının kirlenmesi ve orman ekosisteminin bozulması, bölgemizde geri dönülemez tahribatlar yaratmaktadır. Bu süreçte, kömür madenlerinde çalışan işçilerin ve çevrede yaşayan halkın sağlık ve güvenlik sorunları detaylı bir şekilde ele alınmalı, projelerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ve uzun vadeli riskleri ÇED raporlarında açıkça belirtilmelidir.

    MARAŞ COĞRAFYASI TARIM VE HAYVANCILIKLA YAŞAMAKTADIR!

    Maraş coğrafyası, tarih boyunca insan yaşamına elverişli bir alan olmuş, özellikle Elbistan Ovası, Türkiye’nin en büyük tarımsal üretim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Biz üreticiler, bu topraklarda ülkenin temel gıda ihtiyacını karşılıyoruz. Ancak termik santral faaliyetleri hem bizim sağlığımızı tehdit etmekte hem de üretim sürecimizi sekteye uğratmaktadır. Aynı zamanda, bölgemizdeki bitki türleri ve ekosistem de ciddi zarar görmektedir.

    Tüm bunlar bilinmesine rağmen, santral projelerinin genişletilmesinde ısrarcı olunması, bölgede yaşayan insanların sağlığını ve geçim kaynaklarını doğrudan tehdit etmektedir. Bu, sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda insanların zorla göçe zorlanmasıyla sonuçlanabilecek bir süreçtir. İnsanlar sadece coğrafyalarından değil, kültürel ve inançsal kimliklerinden de koparılma riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

    “TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLAR DOĞURACAKTIR”

    Ahmet Güden, kültürel miraslarını korumak için mücadele yürüteceklerini de belirterek açıklamaya şu cümlelerle devam etti:

    “Bizler, bu coğrafyanın insanları olarak, kendi topraklarımızda, kendi dilimizle, kendi gelenek ve inançlarımızla yaşamak istiyoruz. Ata yadigârı topraklarımızdan kopmamak için, duyarlı tüm kesimleri, kanaat önderlerini, siyasetçileri ve bilim insanlarını Maraş, Elbistan ve Pazarcık coğrafyasına sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Sonuç olarak, yetkilileri, rant uğruna insan sağlığını ve doğayı tehlikeye atan bu projeleri askıya almaya ve çevre dostu alternatif enerji projeleri geliştirmeye davet ediyoruz. Afşin-Elbistan Termik Santrali yıllardır halk sağlığını hiçe sayan bir anlayışla yönetilmektedir. Filtre sistemleri hâlâ etkin şekilde devreye sokulmamış, hastalık oranları artmış, tarım ve hayvancılık büyük zarar görmüştür. Mevcut ve ek ünitelerle birlikte yaratacağı telafisi imkânsız zararlar, insan ve çevre sağlığı açısından kabul edilemezdir ve bu projelerin derhal durdurulması gerekmektedir.”

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    PİRHA – Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, hayata geçirdiği projeleriyle bölgenin adeta kaderini değiştiriyor. 3500 metre boru hattı döşeyerek Alxas köyüne su taşıyan ekip, bölgede ilk kez sulu tarıma başladı. Platformun sözcülüğünü yapan Ahmet Güden, “Yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmek” diyerek karşı göçe başladıklarını anlattı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Alevilerin yoğun göç verdiği Maraş Elbistan’nın Alevi köylerinde 2019 yılında başladıkları çalışmalarda gelinen süreci anlattı.

    Maraş coğrafyasında yaşanan göç durumunu tersine çevirmenin amaçlandığı proje kapsamında halk, kolları sıvayıp bölgenin ihtiyaçları için birtakım yeniliklere imza attı.

    Ahmet Güden, bölge halkının tekrar ata topraklarına dönerken yeni nesil tarımsal üretim tekniklerini de beraberinde götürdüklerinin altını çizdi.

    ÖNCELİK, BÖLGE CAZİBESİNİ ARTTIRMAK!

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, öncelikle bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişimini sağlamak istediklerini vurguladı. Güden, “Üretimi güçlendirebilirsek işte o zaman bu topraklarda yaşayan insanların da bölgenin de kaderini değiştirmiş olacağız” diye ekledi.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLIĞA DEĞİL YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM’

    Ahmet Güden, bölge insanının dünyanın birçok ülkesine göç ettiğini söylerken, göçün temel sebeplerine de şu sözlerle değindi:

    “Bizler bu çalışmamızı Maraş’ta başlattık ama sadece Maraş’ta değil, esas olarak Reya Hakk coğrafyasına baktığımızda ciddi bir göç vardı. Bu göçün amacı bölgenin demografik yapısını değiştirmeye yönelikti. Yani bölgeden Kürtlerin ve Alevilerin çıkarılması söz konusuydu. Örneğin 1972’de ben okula gittiğimde bir köyde 40 öğrenci vardık. Ancak 90’lı yıllarda bir çocuk dahi kalmamıştı. Çünkü bütün köyler boşalmış, her şeyimizi geride bırakarak buralara gelmiştik. ‘Mutlaka döneceğiz’ diyorduk. Yoksa bu dünya ortamında kaybolacağımızı biliyorduk. 2019 yılında ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ çağrısında bulunmuştuk.

    İLK GÖREV: AĞAÇLANDIRMA VE TARIMSAL FAALİYET

    Ahmet Güden, proje kapsamında ilk olarak ağaçlandırma çalışması yapıldığını anlattı. Ekonomik altyapıyı tarımsal üretim üzerine kurmak istediklerini belirten Güden, dil ve inanç kimliğinin korunması adına da hedeflediklerini aktardı. Güden şöyle devam etti:

    “Gelinen aşamada 300 bibi aşkın kayısı, badem, ceviz ve goji berry ürünleri dikildi. Bölgedeki çeşitliliğe katkıda bulunmak için böyle bir çalışma başlatmıştık. Bu çağrımız toplumda ciddi karşılık buldu. Bugün bölgedeki 12 köyden bahsedecek olursak geri dönüp evlerini yapanların sayısı da 100’ü geçti. Her geçen gün de geri dönüşler oluyor. Zaten ilk olarak ‘coğrafyaya tekrar nasıl dönebiliriz?’ üzerinde duruyorduk. Çünkü geri dönemezsek ağır sonuçlar olacaktı. ‘Ax, ziman, îman’ bizlerin sloganımızdı. Yani ‘Toprak, dil ve kültürümüz’… Bir ağaç kendi köklerinden koparsa kurur. Kültürümüz mutlaka coğrafyayla bağlantılıdır, özellikle de Alevilerde ziyaretlerimiz bazen bir ağaç, bazen bir taş, bazen de akıp giden sudur. Haliyle bütün kutsallarımız da orada kalmıştı. Yani bizler yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Her halkın kök kültürü vardır. Bu kültür kendi ana dili ile yaşar. Şehirlere geldiğimizde kültürümüzü de kaybettik. Onun için kültürümüzle bir arada kalmamızın yolu o coğrafya yeniden dönmektir.”

    3500 METRELİK BORUYLA BÖLGEYE SU TAŞINDI!

    Ahmet Güden, Yaşamı Yeniden İnşa Modeli ile Alxas köyünde bir ilke imza atıldığını da anlattı. 3500 metrelik boru hattı döşenerek köylerine su taşıdıklarını söyleyen Güden, şu bilgileri paylaştı:

    “Nurhak eteklerinde akıp giden bir akarsu var, bu su kanalı Alxas köyü ve Sinemmilli Aşiretinin olduğu köylerden geçip, Elbistan ovasını sulayıp oradan sonra da Ceyhan Nehri’ne akar. Tarihten bu yana ilk defa bizim Alxas köyleri bu suyu kullanmaya başladı. Yani artık sulu tarıma geçildi. Yaklaşık 3500 metrelik boru hattı döşenerek bu durum gerçekleştirildi. Bizler hidroelektrik santrallerine karşı olduğumuzdan dolayı güneş enerjisi ile doğaya zarar vermeden kurak topraklarımızı suyla buluşturmayı hedeflemiştik şu an bu gerçekleşmiş durumda. Artık mısır, ayçiçeği, pancar ve goji berry yetiştiriliyor. Her geçen gün o toprakların ne kadar verimli olduğunu kanıtlamaya devam edeceğiz.”

    “AMACIMIZ, O TOPRAKLARDA TEKRAR YAŞAMI YEŞERTMEK”

    Ahmet Güden, bölgede kurumsallaşmanın gerektiğini de vurguladı. “Aksi halde örgütlenemezsiniz” diyen Güden, Yaşamı Yerinden İnşa Hareketi olarak ekonomik model konusunda kooperatifçiliği tercih ettiklerini belirtti. Güden, bölgede bir kooperatif kurup faaliyete başladıklarını da sözlerine ekledi.

    Ahmet Güden, kolektif çalışmaların önemini vurgulayarak Demokratik Alevi Dernekleri ile bölgede yaptıkları faaliyetlere de değindi. Güden, 2025 yılında Ali Haki Edna adına bir kütüphane yapılması kararı alındığı bilgisini de paylaştı. Ahmet Güden sözlerine şöyle devam etti:

    “Reya Hakk coğrafyasında katliamlar gerçekleştirildi, bu katliamları boşa çıkarmanın yolu dönüp o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor. Önümüzdeki ay Maraş Katliamı’nın yıl dönümü olacak. Birçok kurum, şahsiyet, protesto edecek ancak bu artık klişeleşmiş bir durum. Bunların da ötesinde bir şey söylemek, yapmak lazım. Katliamı boşa çıkartmanın yolu orada yeniden yaşamı inşa etmektir. Yakılıp, yıkılan coğrafyanın yeniden inşa edilmesi lazım. Yoğunluklu göçlerin olduğu yerlere baktığınızda Dersim, Maraş, Malatya, Mardin, Hakkari gibi illerde özellikle göç var. Bu göç politikalarına karşı çıkmanın yolu, güçlü bir üretim ile tekrar geri dönmektir. Coğrafyamızda eğer üretimi güçlendirebilirsek hem göçü durdurabileceğiz hem de tersine göçün başlatılmasına öncü olacağız. Bizler Ata topraklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin çağrısını yapıyoruz. Pilot bölge olarak Maraş’ı seçtik fakat bu projenin genel anlamda boşaltılan bölgede hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmektir. Tabii yaşamın tüm boyutlarıyla oralarda bir çaba gösteriyoruz.

    “OCAKLARIMIZI YENİDEN İNŞA ETME ÇABASINDAYIZ”

    Ayrıca ocaklarımızı yeniden inşa etme çabasındayız. Kantarma Köyü Maraş’ta Aleviler açısından son derece önemli. Oradaki ocak evini özüne uygun bir şekilde restore edip bir Akademi olarak Alevilere hizmet sunmasını istiyoruz. Bu sebeple tüm kanaat önderlerimize, pirlerimize, analarımıza çağrıda bulunuyoruz; bizler, sizin talibiniziz. Sizden talebimiz, ‘Ocaklarımızın etrafında kenetlenin’ diyoruz. Alevi felsefesinin daha önceden olduğu gibi yeniden görünür kılınması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu anlamda inşa sürecinde herkesin yerini alması gerektiğinin altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • ‘Yaşamı Yeniden İnşa Projesi’ meyvelerini vermeye başladı-VİDEO

    ‘Yaşamı Yeniden İnşa Projesi’ meyvelerini vermeye başladı-VİDEO

    PİRHA-Ekonomik, siyasi, inanç baskısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kalan Maraş Elbistan’a bağlı birçok Alevi yurttaş ‘Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’ projesi kapsamında topraklarına geri dönerek tarım işiyle uğraşmaya başladı. Kooperatif Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güden, coğrafyada azalan nüfusu tekrar geriye getirmek için yaşamı yeniden inşa ederek katliamları ancak böyle boşa çıkarabiliriz” dedi. Güden herkesi köyüne dönmeye, kenetlenmeye çağırdı. 

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı birçok Alevi köyünde siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı Batıdaki şehirlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Aleviler, tekrar topraklarına dönüş yapıyorlar.

    Yaşamı Yeniden İnşa Projesi‘yle birlikte köylerine gelip buralarda kendilerine ait topraklarda kayısı, badem yetiştirmeye başladılar. Projeyi hayata geçiren isimlerden Ahmet Güden, köylerinden gitmek zorunda kalmış insanlara geri dönme çağrısında bulunarak “coğrafyamızı terk etmeyelim” dedi.

    Güden, projenin ardından bazı köylülerin topraklarına döndüğünü, belirli yerlerde ailelerin köye yerleştiğini, 300 bin civarında ağacın dikildiğini belirterek “1978 Maraş Katliamı’nın ardından Alevilerin yoğun yaşadığı birçok köyde Aleviler kendini güvende hissetmediği için farklı şehirlere göç etmek durumunda kaldı” diye konuştu.

    “REYA HAG FELSEFESİ BİTİRİLMEK İSTENMİŞTİ”

    Siyasi olaylardan dolayı bölgenin insansızlaştırıldığına vurgu yapan Güden, Maraş Katliamıyla birlikte birçok insanın köylerini terk ettiğini söyledi.

    Güden, “Bir ağaç kendi kökünden koparsa kurur. Biz bu coğrafyanın çocuklarıyız. Biz buradan koptuğumuzda kuruyacağımızı bildiğimiz için tekrar kendi topraklarımızda yaşamı yeniden inşa etmek istedik. Bölge insansızlaşmıştı. Özellikle Kürt-Alevi halkının Dersim ve Koçgiri sürecinde başlayan ve İttihat ve Terakki partisi döneminde sürdürülen 1978 Maraş Katliamı’yla birlikte bu coğrafya adeta boşaldı. Bugün dünyanın dört bir yanına savrulan insanlar var. Demografik yapıyla birlikte Reya Hag felsefesinin bitirilmesi hedeflenmişti.

    “CENAZELERİMİZİ KALDIRACAK PİRİMİZ YOK”

    Alevilerin yoğun göç verdiği Maraş’ta yaşamı yeniden inşaa ederek geri dönüşlerin sağlanacağını belirten Güden, şöyle devam etti:

    “Yaşamı yeniden inşa ederek katliamları ancak boşa çıkarabiliriz. Bizim yaşadığımız coğrafya son derece verimli, zengin sulara sahip olan bir coğrafya olduğu için bu katliamlar gerçekleşti. Katliamların sonu orayı yeniden inşa etmekle başlar. Katliamları boşa çıkarmanın yolu topraklarına tekrar dönüp yaşamı yeniden inşa etmekle başlar. Ben burayı terk etmeyeceğim, burada kalacağım demekten geçer. Bugün Maraş’ta büyük oranda başarıldığını söylemek mümkün. Bugün bu coğrafyada Kürt Aleviler yok. Ciddi anlamda ocak sahiplerimiz de bölgeyi terk etmiş. Cenazelerimizi kaldıracak Pirlerimiz bile kalmamış.”

    “35 YIL ARADAN SONRA KÖYE YERLEŞTİM”

    35 yıl aradan sonra köye yerleştiğini söyleyen Güden, Aleviler kendi topraklarından koparsa özünden de kopuşların olacağının altını çizerek, “Bunun için ben doğduğum yerde yaşamak istiyorum ve ben buraya ait olmak istiyorum. Her ne kadar fiziken burada olmadığımı düşünsem de ruhum buralardan hiç kopmadı. 35 yıl sonra buralara dönmemin nedeni aslında bu topraklara ne kadar bağlı olduğumun göstergesidir” dedi.

    “GÖÇTÜĞÜMÜZ BİRÇOK KÖYÜN İSMİNİ UNUTMUŞUZ”

    Avrupa’ya ve Türkiye’nin Batı şehirlerine göç eden bölge halkının, özünden koptuğunu, birçoğunun kendi değerlerinin farkında olmadığına değinen Ahmet Güden şunları kaydetti:

    “Biz bu projeye Elbistan’ın Akdil Köyü Kocapınar Mezrası’nda başladık. Kürtler ve Aleviler kendi topraklarından koparsa kendi özünden kopmuş olacaklardır. Bugün Almanya’da doğmuş bir Maraşlı kendini ne kadar Maraşlı hissedebilir. Geçtiğimiz günlerde Yaşamı Yeniden İnşa Projesi kapsamında Avrupa’nın göbeğinde ana topraklarınıza dönün çağrısı yaptık. Orada panelde konuştuğumuz bir kişiye bu bölgenin doğusunu batısını biliyor musunuz dediğimde yok bilmiyorum demişti. Ben de kendisine doğusunu batısını bilmediğiniz bir coğrafyada neyi konuşabilirsiniz. Yaşamış oldukları yeri tanımıyorlar. Niye? Çünkü kendi özleri buradadır. Kültür burada oluştu. Göçtüğümüz köylerdeki birçok şeyin ismini unutmuşuz. Bugün Avrupa’da büyümüş bir çocuğun kendi değerlerinin, kendi inançlarının farkında olması mümkün değil. Hiçbir şey kendi doğasından kopuk yaşayamaz.

    “ASLINDA BİZ KOMİNAL, EKOLOJİK BİR YAŞAMI ESAS ALDIK”

    Aslında biz kominal, ekolojik bir yaşamı esas aldık ve kooperatifleşmeyi hedef aldık. Bugün Avrupa’ya baktığımızda yüzde 10’u kooperatife üyedir. Alevilikte bile bu yaşam modeli vardır. Örneğin Rıza Şehri vardır. Kapitalist sistemde kominal yaşama insanlara ütopik gelebilir. Ama biz bu düşünceyi bu coğrafyaya yaymak istiyoruz. Kooperatifi kurmaya başladığımız zaman bize şunu sormuşlardı: Ne yapmak istiyorsunuz? Biz de amacımızın kooperatif fikrini bu coğrafyada konuşmak, yaymak. Buna göre hedeflerimizi bu bölgede yaygınlaştırmak istiyoruz.”

    “GERİ DÖNÜŞLERLE BİRLİKTE 300 BİN AĞAÇ DİKİLDİ”

    Projenin anlatılmasıyla birlikte köye yerleşimlerin yavaş yavaş başladığını söyleyen Güden, “Birçok köyde geri dönüşler oldu. Özellikle İstanbul’dan ve birçok şehirden insanlar geri döndü. Bizim burada Serçe Kuyusu mezramız vardı, birkaç evden oluşuyordu şimdi 15-16 eve ulaştı ve yüzlerce traktör alındı, binlerce ağaç dikildi. Badem, kayısı ve mısır ekilmeye başlandı. Yoğunsöğüt Köyü, Karakuyu Mezrası’na temelli dönüşler oldu. Özellikle Avrupa’daki insanlarımız da bu konuda duyarlı. Son dönemde ekilen ağaç sayısı 300 bine ulaştı” diye belirtti.

    “BU COĞRAFYAYI KÜLLERİNDEN DOĞURACAĞIZ”

    Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi öncülerinden Ahmet Güden, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Çalışmalarımızı sadece burayla sınırlı tutmayacağımızı belirtmek istiyoruz. Her yakılan ağacın yerine yeni bir ağaç her yıkılan evine yerine yeni bir ev inşa edeceğiz. Biz bu coğrafyayı yeniden küllerinden doğuracağız. Bizim kutsallarımız bu topraktadır, bizim mezarlarımız buralardadır. Mümkün olduğu kadar koşulları ve imkanları olan insanlarımızı buraya davet ediyoruz. Özellikle derneklerimizi, kanaat önderlerimizi, yazarlarımızı ekolojik bir yaşamın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya, tanıtmaya davet ediyoruz. Ekolojik bir yaşamın ne kadar önemli olduğunu depremde ve pandemi sürecinde görmüş olduk. Bugün kapitalist sistemler kendi çıkarlarına göre hareket ederler. Eğer doğayı esas almış olsalardı, doğaya göre bir inşa süreci başlatmış olsalardı depremde bu kadar insan yaşamını yitirmezdi.

    “TÜM HALKIMIZI KÖYLERİNE DÖNMEYE, KENETLENMEYE DAVET EDİYORUZ”

    Türkiye’de bugün yoğun olarak Avrupa’ya bir beyin göçü yaşanıyor. Binlerce gencimiz çalışmak için Avrupa’da işçi olarak çalışıyor. Gençler neden burada kalamıyor? Çünkü burada yaşamanın imkanları kaldırıldı. Bugün samanı ithal eder duruma gelmemizin nedeni coğrafyanın insansızlaştırılmasından kaynaklanıyor. Mera yasaklarının koyulmasıyla birlikte temel gıdayı üreten insanlar üretimden koptu. Köyünden gitmek zorunda kalan bütün halkımızı kendi köylerine dönmeye bir arada kenetlenmeye davet ediyoruz.”

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

  • Ali Haki Edna mezarı başında ziyaret edildi-VİDEO

    Ali Haki Edna mezarı başında ziyaret edildi-VİDEO

    PİRHA-Elbistan bölgesinin önemli isimlerinden biri olan, Reya Hag coğrafyasının bilinen şair-eğitimci Ali Haki Edna’nın (Ali Doğan) mezarı ziyaret edildi.

    1889’da Elbistan’ın Kürt-Alevi Alxas aşiretine bağlı Biragani (Yapılıpınar) köyünde doğan, ömrünün büyük bir kısmını eğitmenlikle geçiren, yüzlerce şiire sahiplik eden Ali Haki Edna, 1961 yılında Hakk’a yürüdü.

    Mezarına Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı (AK-EL) yönetim kurulu üyesi Bülent Özbek, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi üyesi Ahmet Güden, Can TV Programcısı Elif Tabak ve sevenleri ziyaret etti.

    “BU TOPRAKLARIN YETİŞTİRDİĞİ EN BÜYÜK DEĞERLERDEN BİRİSİ”

    Edna’nın mezarı başında konuşan AK-EL yönetim Kurulu üyesi Bülent Özbek, “Bizler Ali Haki’nin huzurundayız. Bu her ne kadar hüzünlü bir ortam olsa da benim için huzur verici. Kendisinin huzurunda olmak bana bunları hissettiriyor. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük değerlerden birisi. Bizler onun yolunda onun öğretisi ve hedefinde ilerleyip onu gelecek kuşaklara da hak ettiği gibi onun değerlerini ve öğütlerini ilerletebiliriz. Kendisinin huzurunda saygıyla eğiliyorum” dedi.

    “KÖKLERİMİZE SAHİP ÇIKARSAK UNUTULMAMIŞ OLUR”

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Üyesi Ahmet Güden, Ali Edna’nın toplumdaki önemine değindi. Güden, onun mirasını geleceğe taşımanın öneminden bahsederek şunları söyledi:

    “Biz onu unutursak bilin ki her şeyi unutmuşuz. Biz ancak ve ancak köklerimize sahip çıkarsak unutulmamış olur. Bir ağacın kökü kurursa ağaç da kurur. Bunlar bizim değerimiz, bunlar bizim kültürümüz, bizim imanımız. Biz bunların üstünde durursak bizden sonraki çocuklara bu mirası devrettiğimizde Reya Haq coğrafyasında bunları korumuş oluruz.”

    Güden, “Ricamız şudur ki elinizden geldiği kadar, imkanları olanlar atalarına ve değerlerine sahip çıksınlar. Biz şimdi Ali Haki’nin mezarı başındayız. Buradan bütün herkese diyoruz ki: Gelin birbirimize sahip çıkalım” çağrısında bulundu.

    Ali Haki Edna’nın mezarı başına güller bırakılarak kendi yazdığı şiirinin müziği dinletildi.

    ALİ HAKİ EDNA KİMDİR?

    1889 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesinin Biragani (Yapılıpınar) köyünde dünyaya gelmiştir. Yaşamının uzun bir dönemini bölge çocuklarına eğitim vererek geçirmiştir. Bölgede Ali Hoca (Ali Qamıke) diye tanınan ozanımızın Arap ve Latin alfabesine oldukça hakim olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra bölgede ki zengin mi zengin dost muhabbetlerinde her daim baş köşede yerini almıştır. Gönlündeki hakikat aşkı ile onlarca şiir yazmış, bunların bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Ali Haki şiirlerinde Figani, Hicrani, Harhari, Visali ve Haki gibi farklı mahlaslar da kullanmıştır. Ölmeden evvel oğluna; “Doğruluktan ayrılma. Ele, bele, dile, sahip ol. Komşu hakkını Tanrı hakkı bil. Gücün olursa açı doyur, çıplağı giydir. Yalana dilini alıştırma” der. 1961 yılında kendi köyünde Hakk’a yürüdü.

    Elinden muhabbet dolusun içen

    Ayılmaz difarı görür mest olur

    Rızayı gönlünce varından geçen

    Gerçeklerin meclisinden hest olur

    PİRHA/MARAŞ

  • Maraşlıların İsviçre’de buluşmasında çağrı: Topraklarınıza dönün!-VİDEO

    Maraşlıların İsviçre’de buluşmasında çağrı: Topraklarınıza dönün!-VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) İsviçre Temsilciliği’nin düzenlediği buluşmada konuşan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, “Tüm değerlerimizi, pirlerimizi, ocaklarımızı, aşıklarımızı, mezarlarımızı geride bıraktık. Bizler buralarda olduğumuz sürece o değerlerimizin yaşama şansı yok. Birlikte ortak hareket edip yüzümüzü kendi topraklarımıza dönebilirsek birçok şeyi başarabileceğimizi biliyorum” dedi.

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5 bin badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı ve bu sayı 200 bine ulaştı.

    Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) İsviçre Temsilciği’nin düzenlediği buluşmada konuşan Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Maraş ve Alevi coğrafyasının boşaltılarak demografik değişiminin hedeflendiğini söyledi. Güden, Avrupa’da yaşayan ve imkanları olan tüm Maraşlılara topraklarına dönme çağrısında bulundu.

    “COĞRAFYAMIZI BOŞALTMAK İSTİYORLAR”

    Güden, 100 yıllık süreçte bölgenin boşaltılma planlarının belli bir başarı kaydettiğine işaret ederek, “Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi bir dernek, vakıf veya kooperatif değil. Bu çalışma bir tek Maraş ile sınırlı değil. Ne toprağımız, ne dilimiz ne de inancımız kalmadı, zayıfladı. Amacımız zayıflayan bu üç şeyi bir arada yürütebilmektir. Bizler hiçbir kurumun rakibi değiliz, böyle görmekten vazgeçmeliler. Coğrafyamızda yıkılan her ağacın yerine bir ağaç, yıkılan her evin yerine bir ev inşa etmektir amacımız. İttihat ve Terakki’den bu yana 100 yıllık süreçte Alevi ve Kürt coğrafyasını boşaltmak istiyorlar. Demografik yapının değişimini amaçlıyorlar. Buna örnek olarak Pazarcık’a bağlı Terolar Köyü’ne binlerce mültecinin yerleştirilmesi asıl bu amaca yöneliktir” dedi.

    EKONOMİK, KÜLTÜREL VE İNANÇSAL ÇALIŞMALAR

    Bölgede geri dönüşlerin ekonomik alt yapısının hazırlanmasının yanında, kültürel-inançsal çalışmaları da gerçekleştirdiklerini kaydeden Güden, “Yarın belki Alman Aleviler, İngiliz Aleviler, Fransız Aleviler olacak ama Kürt Aleviler olmayacak. Neden? Çünkü dilimizi kaybediyoruz. Sadece coğrafyamızı ağaçlandırmakla kalmayacağız, yaşamın tüm boyutlarını ele alacağız. İnsanlarımızın boşalan köylere geri dönmesini sağlayabilecek ekonomik alt yapının oluşturulmasını hedefledik. Burada tarımı ve hayvancılığı geliştirdik. Maraş coğrafyasında ekonomik alt yapının hazırlandığını, ete kemiğe büründüğünü söyleyebilirim. Bu coğrafyada kültürel ve inançsal çalışmalar yürütmeyi önümüze koymuştuk. Alevi felsefenin yeniden kendi köklerinde ve yaşam alanlarında yaşama geçirilmesi için çaba sarf ettik. İlk cemimizi Hoffolar köyünde gerçekleştirdik. Yine 45 yıl aradan sonra ilk defa Sinemilli Ocağı’nın merkezi Kantarma Köyü’nde bir cem gerçekleştirdik” diye konuştu.

    AVRUPA’DA YAŞAYAN MARAŞLILARA GERİ DÖNÜN ÇAĞRISI

    Güden, Avrupa’da yaşayan ve imkanları olan tüm Maraşlılar ve dostlarına topraklarına geri dönme çağrısı yaparak şöyle devam etti:

    “Bizler çocuklarımızı, annelerimizi, babalarımızı yani ailemizi o toprakların bağrına koyduk. Onların hatıralarına sahip çıkmanın yolu yüzümüzü Maraş’a yani kendi topraklarımıza dönmekten geçer. Tüm değerlerimizi, pirlerimizi, ocaklarımızı, aşıklarımızı geride bıraktık. Bizler buralarda olduğumuz sürece o değerlerimizin yaşama şansı yok. Kendi coğrafyamızda yok isek maalesef birileri gelip orayı doldurur. Geri dönmenin çarelerini de bizler üreteceğiz. Birlikte ortak hareket edip yüzümüzü kendi topraklarımıza dönebilirsek birçok şeyi başarabileceğimizi biliyorum. Koşulları ve imkanları olan arkadaşlarımızı doğup büyüdükleri topraklarda yaşamı yeniden inşa etmeye davet ediyoruz. Yaptığımız kolektif iş tarihe mal olacak tarihi bir adımdır. 40 yıl sonra topraklarına dönerek bölgeye sahip çıkılması çağrısı yapan bir hareketiz. Başaracağımıza olan inancım dünden daha güçlü. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Avrupa’nın göbeğindeki Maraşlılara topraklarına dönün çağrısını yineliyor.”

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Yaşamı Yeniden İnşaa Kooperatifi halkla buluştu: Yaşamı yeniden inşa edeceğiz– VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşaa Kooperatifi halkla buluştu: Yaşamı yeniden inşa edeceğiz– VİDEO

    PİRHA – Yaşamı Yeniden İnşaa Kooperatifi, İstanbul’da bulunan Sevdilli ve Çevre Köylerle Dayanışma Kültür Derneği’nde kahvaltılı tanıtım toplantısında halkla buluştu. Kooperatifin yönetim kurulu adına söz alan Ahmet Güden, “Biz Reya Haqq coğrafyasını esas alacağız. Çalışmalarımızı ona göre yaygınlaştıracağız”dedi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Toprakhisar Köyü’nde kongre gerçekleştirip bölgede çalışmalarına başlayan Yaşamı Yeniden İnşaa Kooperatifi, İstanbul’da bulunan Sevdilli ve Çevre Köylerle Dayanışma Kültür Derneği’nde kahvaltılı tanıtım toplantısında halkla buluştu.

    Toplantıya Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) İstanbul Şube Sekreteri Sevim Kılıç, Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Varto Xızır Mekanı Doğa Koruma Derneği Eş Başkanı Güllü Karagöl, yönetim kurulundan İmam Balsever, Doğan Gülveren, Habip Karagöl’ün yanı sıra CAN TV Kılame Dilan Program yapımcısı ve sunucusu Cengiz Aslan ve Aze müziğinin sahibi Hüseyin Öz katıldı.

    Kahvaltıda ilk sözü alan Yazar Mehmet Kömür derneğin projelerinden bahsetti.

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi Başkanı Ahmet Güden de “Her türlü asimilasyona maruz kaldık. Köklerimizden koparıldık. Bizim amacımız bölgede yaşamı yeniden inşa etmektir. Bu sadece Maraş ile de ilgili değildir. Biz Reya Haqq coğrafyasını esas alacağız. Çalışmalarımızı ona göre yaygınlaştıracağız”dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi 1. Kongresi’ni Maraş’ta gerçekleştirdi-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi 1. Kongresi’ni Maraş’ta gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi 1. Kongresi’ni Maraş’ın Elbistan ilçesinin Toprakhisar köyünde gerçekleştirdi. Ekonomik sorunlarla birlikte yaşana göç ile Maraş’ın boşaldığını söyleyen Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi Başkanı Ahmet Güden, “Buradaki göçü durdurmanın yolu burada yaşayanlara para göndermekle değil, bu topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor” dedi.

    Maraş Katliamı sonrası orada yaşayan çok sayıda Alevi yurttaş, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Aktil Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek başladı. Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 25  Ocak 2023 tarihinde ekonomik sorunları hafifletmesi için kooperatif kurma kararı almıştı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi 1. Kongresi’ni Maraş’ın Elbistan ilçesinin Toprakhisar köyünde gerçekleştirdi. Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi’nin başkanlığına Ahmet Güden seçildi.

    “BU COĞRAFYANIN EKONOMİK ALTYAPISININ OLUŞTURULMASI GEREKİYOR”

    Ekonomik sorunlarla birlikte yaşana göç ile Maraş’ın boşaldığını söyleyen Ahmet Güden, “İnsansızlaşan bir coğrafyayla karşı karşıya kaldık. Göç eden insanlarımız asimilasyona uğrayarak kimliklerini kaybettiler. Bizim gözümüz atalarımızın topraklarındadır ve biz uzun yıllar boyunca nasıl kendi köklerimiz üzerinde var olabiliriz çabasıyla mücadele ettik. 2019 yılında Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim diye bir çağrıda bulundu ama aslında o çağrı bu toprakların çığlığıydı. Bu coğrafyanın ekonomik altyapısının oluşturulması lazım, buradaki göçü durdurmanın yolu burada yaşayanlara para göndermekle değil, bu topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor” diye konuştu.

    PİRHA/MARAŞ

  • Maraş’a dönüp yaşamı yeniden inşa ettiler; ‘Maraş Katliamı boşa çıkarılmalı’-VİDEO

    Maraş’a dönüp yaşamı yeniden inşa ettiler; ‘Maraş Katliamı boşa çıkarılmalı’-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın devamında 1980 askeri darbesiyle zorunlu göçe tabi tutulanların, ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ şiarıyla başlattığı Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi bölgede 200 bine yakın ağaç ekti. Katliamın farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen hareketin öncülerinden Ahmet Güden, “Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu yaşamı yeniden inşa etmektir” dedi.

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı ve bu sayı 200 bine ulaştı.

    Ahmet Güden, 1978 Maraş Katliamı ve 1980 askeri darbesinin kanlı ortamında siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1985 yılında ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalıp, İstanbul’a yerleşti. 36 yıl sonra ‘evimiz’ diyerek tarif ettiği köyünde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Ahmet Güden, Maraş Katliamı’nın devamındaki yıkım, asimilasyon ve göçertme politikalarına karşı bir grup arkadaşı ve bölge halkıyla birlikte, ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinden İnşa Etme Hareketi’ni başlattı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısıyla Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi köylerinde 250 bine yakın ağaç diken köylüler bölgeye yeniden hayat verdi.

    DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE TEROLAR KÖYÜNE KAMP 

    Maraş Katliamı’ndan sonra bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi planının belli başarıya ulaştığını söyleyen Güden, 2016 yılında mültecilerin Alevi yurttaşların yaşadığı Maraş’ın Terolar köyündeki kampa yerleştirilmesinden örnek vererek, “1978 Maraş Katliamı ve 1980 darbesi sonrasında her aile gibi bizim ailemiz de gözaltına alındı, işkencelerden geçti. Abim Bayram Güden yıllarca kayıplardaydı. 1985 yılında buraları terk ederek  İstanbul’a gitmek zorunda kaldık. Bölgede siyasi baskının yanında ekonomik baskı da vardı. Bölgenin ekonomik ve siyasal olarak baskı altına alınması bir süreçti. Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi hedeflenmişti. Gelinen noktada büyük bir bölümünün başarıldığını söyleyebiliriz. Aşağı Terolar köyüne 27 bin mültecinin getirilerek yerleştirilmesi, bölgenin demografik yapısının da değiştirilmesinin ifadesiydi” diye konuştu.

    MEZARLIĞA DÖNEN KÖYLER!

    Katliamla birlikte göç yollarına düşenlerin, ‘evleri’ olarak gördükleri köylerinin viraneye dönmüş olduğunu ifade eden Güden, “12 yıl önce yurtdışında olan abimle bu projeyi kararlaştırdık. Gelemediği için proje gecikti. 2017 yılında kendi köyümüzde bir çeşme ve bahçe inşa ettik. Şunu hep söylüyorduk, ‘Biz geri döneceğiz.’ İstanbul’da çalışanlar geri dönüşte köye gideceğini değil eve gideceğini söylerdi. Çünkü İstanbul’u kendisine ev kabul etmiyordu. Asla oraları kabul etmiyorduk. 2019 yılında karar alarak bölgemizde yaşamı yeniden inşa edeceğiz dedik. Köylerimiz adeta viraneye dönmüştü. Herkes cenazelerini toprağa bırakıp gidiyordu. Köylerimizi mezarlığa çevirmeyeceğiz dedik” dedi.

    GERİ DÖNÜŞTE İLK AĞACI KADINLAR DİKTİ

    Güden, 2019 yılında gerçekleşen geri dönüşte ilk ağaçları kadınların diktiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “2019 yılında çağrımıza kulak veren birçok kişiyle bir otobüs tutarak İstanbul’dan Elbistan’a doğru yola çıktık. Burada bir basın açıklaması ile ağaç ekmeye başladık. Köklerimiz bu toprakların derinliklerindedir. Kaybettiğimiz şey ancak kaybettiğimiz yerde aranacaktı. Bir ağaç gibi kendi topraklarımız üzerinde yeşereceğiz. İlk fidanı bir kadının, annemizin toprakla buluşturmasını istedik. Kadın toprak gibidir yaşamı şekillendirendir. Toprak kışın bir hamilelik halindedir, ilkbaharla doğum süreci başlar ve doğa yeşerir. Bu fikriyatla Hanım Bakır fidanları toprakla buluşturmuştu.”

    EKİLEN AĞAÇ SAYISI 250 BİNİ BULACAK

    Yıl sonuna kadar bölgede ekilecek ağaç sayısının 250 bini bulacağını kaydeden Ahmet Güden, “İlk olarak Axtil köyünden bu işe başladık. Bu köy Alxas aşiretine bağlı 12 köyün sorunlarının konuşulup çözüme kavuşturulduğu bir çözüm merkezidir ve ayrıca Yazar Halil Öztoprak’ın yetiştiği köydür. Bu anlamda önemli bir yere sahiptir. Pilot bölge olarak burayı seçtik. Yine Axtil köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, Karakuyu, Yenisöğüt, Toprakhisar, Yazısöğüt, Sevdilli ve Körücek gibi 12 Alxas aşiretinin köylerindeki arkadaşlarımız bu çalışmaya katıldı. Bu sene Axtil ve Beştepe köylerindeki ciddi bir  ağaçlandırma yapılacak” ifadelerini kullandı.

     45 YIL SONRA İLK CEM

    Bölgedeki inançsal ve kültürel kıyıma karşı da başlattıkları çalışmaları anlatan Güden, bölgedeki ekonomik alt yapının da eteğe kemiğe büründüğüne vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “Sadece coğrafyamızı ağaçlandırmakla kalmayacağız, yaşamın tüm boyutlarını ele alacağız. İnsanlarımızın boşalan köylere geri dönmesini sağlayabilecek ekonomik alt yapının oluşturulmasını hedefledik. Burada tarımı ve hayvancılığı geliştirdik. Maraş coğrafyasında ekonomik alt yapının hazırlandığını, ete kemiğe büründüğünü söyleyebilirim. Bu coğrafyada kültürel ve inançsal çalışmalar yürütmeyi önümüze koymuştuk. Alevi felsefenin yeniden kendi köklerinde ve yaşam alanlarında yaşama geçirilmesi için çaba sarf ettik. İlk cemimizi Hoffolar köyünde gerçekleştirdik. Yine 45 yıl aradan sonra ilk defa Sinemilli Ocağı’nın merkezi Kantarma köyünde bir cem gerçekleştirdik. Yine merkezi köylerden Sevdilli’de çevre köylerin hepsine hizmet verecek bir cemevi inşa ediliyor. Önümüzdeki süreçte İkizpınar köyünde Ali Haki Edna’yı anacağımız proje hazırladık ve en kısa zamanda hayata geçireceğiz.”

    İHTİYACI OLANLAR, TRAKTÖRÜ KULLANIYOR

    Komünal yaşamı esas alarak traktörlerin tüm çevre köylerdeki çalışmalar için kullanıldığının altını çizen Ahmet Güden, topraklarının kendilerini besleyecek verimde olduğunu dile getirerek, “Bir traktör satın aldık ve bahçeleri sürdürdük. Yine bu traktörü diğer köylere göndererek bahçelerin sürülmesi için kullanılmasını sağladık. Bunu bir komünallik olarak inşa ettik. İhtiyacı olan herkes bu traktörü kullanabilir. Geri dönüp yeni bir yaşam inşa edeceğiz derken paylaşmayı esas aldık. Bu topraklar değerlidir. Savaşlar üzerinde yaşadığınız toprakların elinizden alınması için yapılır. Toprağı işletip üretimi güçlendirdiğimizde tekelleşmenin de önüne geçeceğiz. Birçok kişi bostanlarını ekerek yıllık sebze ihtiyaçlarını karşılıyor. Metropollerin bodrum katlarında çalışmaktan ise buralarda kendi topraklarında çalışmak en değerli olandır. Topraklarımız bizi besleyecek kudrete sahiptir” diye belirtti.

    “YAŞAM İNŞA EDİLİRSE KATLİAM BOŞA ÇIKAR”

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi öncülerinden Ahmet Güden, son olarak katliamın farklı boyutlarda devam ettiğini sözlerine ekleyerek, “Bu coğrafyada dil, kültür katliamı devam diyor. Maraş Katliamı’nı boşa çıkarmanın yolu ne metropollerde ne de Avrupa’da basın açıklamaları ile değil bir taş üzerine taş koymakla mümkündür. Yaşamı yeniden inşa edersek bu katliamı boşa çıkarmış olacağız. Sistemin istediği bu toprakları terk etmemizdir. Biz de gitmiyoruz, burada yaşayacağız. Katliamlarınız bizleri köklerimizden koparamayacaktır. Avrupa ve metropollerde imkanı olan tüm canlarımızı doğup büyüdükleri topraklara sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

     

    İLGİLİ HABERLER

    Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO
    Elbistan Körücek köylüleri topraklarına dönerek üretime başladılar-VİDEO
    Maraş’ta 1. Kösolar Köyü Festivali gerçekleştirildi-VİDEO
    DAD öncülüğünde Maraş’ta doğa, inanç ve kültür buluşmaları başladı-VİDEO
    Doğa, inanç ve kültür buluşmasında Elbistan Kantarma Köyü’nde cem olundu

     

  • Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirilecek

    Elbistan’ın Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirilecek

    PİRHA-DAD ile Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, 13-14 Temmuz tarihlerinde Maraş’ın Elbistan ilçesi Kantarma Köyü’nde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, “Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir” şiarıyla Maraş’ın Elbistan ilçesi Kantarma Köyü’nde 13-14 Temmuz tarihlerinde doğa, inanç ve kültür buluşması gerçekleştirecek.

    13 Temmuz Çarşamba günü Ate Elif, Hemi Tazi ve Ali Quto türbelerinin ziyaretiyle başlayacak olan programda ikinci gün Tacim Baba, Hüseyin Gümüş ile Cengiz Aslan’ın zakirliğinde cem yapılacak. 14 Temmuz günü ayrıca konuşmalarda gerçekleşecek. DAD Eş Başkanı Kadriye Doğan “Kadın, Doğa, Yaşam ve İnanç” başlıklı, DAD Eş Başkanı Musa Kulu “Hakikat Arayışımız ve Hakk Yol Alevilik” başlıklı, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden Ahmet Güden “Yaşamı Yeniden İnşa Etmek, Mekanda Rıza Gerçeği” başlıklı, Mehmet Kömür ise “İnanç ve Kültür Gerçekleşmesinde Anadilin Önemi” başlıklı konuşmalarını yapacak.

    Program lokmaların pay edilmesi ile sona erecek.

    PİRHA / MARAŞ

  • ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin panelinde konuşan Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, “Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir” dedi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği‘nin İstanbul Bahçelievler’de bulunan binasında “Bölgemizde yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür” başlıklı bir panel düzenledi.

    Araştırmacı, yazar Mehmet Kömür‘ün moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Sinemilli Ocağı‘ndan Pir Süleyman Deprem, Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden ile maden mühendisi ve iş insanı Hasan Berkpınar konuşmacı olarak yer aldı. Panel kapsamında, insanların köylerine dönerek, ekolojik yaşamı ve üretimi yeniden yaratması tartışıldı.

    “SÜRGÜN EDEREK ALEVİLERİ YOK EDİYORLARDI, ŞİMDİ ALEVİLİĞİ YOK EDİYORLAR”

    Gülbeng ile konuşmasına başlayan Süleyman Deprem, Alevilerin köylerinden sürgün edilmesi ile inançlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekti. Deprem, şunları söyledi:

    “Her şeyin başı anadır. Yaşam, iki ananın var ettiğidir. Birisi kadın ana, insanlığın anası; birisi ise yaşamın anası, toprak anadır. Bu iki ananın varlığıdır cümle alemi, doğayı, canlıyı var eden. Alevilikte pirlik, emir-komuta makamı değildir. Pirlik, hizmet makamıdır. Pir, talibin hizmetkârıdır. Öğretmenidir, eğitmenidir, yol gösterenidir. Ama pir, talibin komutanı, emredeni değildir. Bu anlamda Alevilikte pirliğin yerini iyice öğrenmemiz gerekiyor. Dayanışma, rızalık esasına dayalı ortak yaşam toplumu olan Aleviliğin temel felsefesidir.

    İki soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Biz Alevi miyiz? Neden Aleviyiz? Beş vakit namazımızı kılarız. AKP’ye de gider boyun bükeriz. Dolandırıcılık, hırsızlık da yaparız. Günümüzü gün ederiz. Zor bir şey mi? Ama biz niye Aleviyiz? Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir. Ama kendi topraklarımızdan savrulduk, sürgün edildik. Hiçbirimiz keyfimiz için İstanbul’a, Almanya’ya taşınmadık. Hepimiz saçma sürgünüyüz. Biz sürgün edildik.

    12 Eylül’de özellikle bu sürgün politikası kendi topraklarında yaşayan Alevilere gücü yetmeyen ve gelecekte yetmeyecek olan sistem, Alevileri kendi topraklarından sürgün ederek, önce Alevileri yok ediyorlardı sürgün ederek; şimdi Şiiler kanalıyla, IŞİD kanalıyla ve diğer gerici anlayışlarla Aleviliği yok etmeye başlıyorlar. Geçmiş yıllardan çok iyi biliyoruz ki; Şiiler dedi ki, “Ya siz Alevileri Sünnileştirin; ya da bize verin biz Şiileştirelim. Alevi olarak kalırlarsa eğer sömürmemize, ahlaksızlığımıza müsaade etmezler. Ortak dayanışma içerisinde insanlığı koruyarak, savunarak bizim insanlık üzerinden sömürü geliştirmemize müsaade etmezler. Özü bu.”

    “ALEVİLİĞİN YAŞAM FELSEFESİNDE SÖMÜRÜ, SEVGİSİZLİK, RIZASIZLIK YOKTUR”

    Deprem, özel mülkiyet kavramına da değinirken, “Özel mülkiyet insanlık toplumunda ortaya çıktığı gün dinlerle beraber devlet denilen baskıcı, ceberut sistemi oluşturdular. O güne kadar Alevice yaşayan toplumlar, ikrar ve ortak paylaşım doğrultusunda doğada su, hava, ateş ve toprak denilen çar anasını esas alarak, yaşam felsefesini oluşturmuşlardır. Bu çar anasına bağlı varoluş felsefesinde sömürü, sevgisizlik, izinsiz, rızasız lokma yemek yoktur. Eğer sömürü yoksa devlet olmaz. Savaş yoksa bir devlet ayakta durmaz” ifadelerini kullandı.

    “BU ÜLKE ERMENİLERİN, KÜRTLERİN, ALEVİLERİN MAL VARLIĞI ÜZERİNE KURULDU”

    “Bu ülke Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin ve Alevilerin mal varlığı üzerine kurulmuştur” diyen Deprem, “Herkes kendi malına sahip çıktığı zaman bu sömürü sistemi de ortadan kalkacaktır. Ama buna meydan vermemek için sürgün edecek, öldürecek, hapsedecek, yetmedi aramıza nifak sokacak, bizi birbirimizden uzaklaştıracak” şeklinde konuştu.

    “BİZ DOĞAYI ESAS ALIRIZ”

    “Topraklarımızla buluşmak zorundayız” diyen Deprem, son olarak şunları söyledi:

    “Biz doğayı, güneşi, toprağı, havayı, suyu esas alıyoruz. Bizde Hak vardır. Hacı Bektaş diyor ki; “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır tacda değil, her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil”. Eğer biz bu yolu takip ediyorsak; hala “İslam’ın özüyüz” diye ortada dolaşıp, birbirimizi izzetullaha havale ediyorsak; “Cami de bizim cemevi de” diyerek kendimizi kandırıyorsak, oturalım bir aynaya bakalım. Aynaya baktığında Ali’yi görüyorsan, aynada gördüğün sensin. Felsefemiz batıni bir anlayışla çözümlediğiniz zaman siz gerçeği görürsünüz. Her din bir inançtır ama her inanç bir din değildir. Marksizim de, Alevilik de, Ezidilik de bir inançtır, din değildir. Din de inanç da birer toplumsal projedir.”

    Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden konuşmasını anadili olan Kürtçe olarak yaptı. Hasan Berkpınar ise bölgenin coğrafik önemine dikkat çekerek, topraklara dönüş çağrısında bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Yeniden yaşamın inşası için köyüne 6 bin ağaç dikecek-VİDEO

    Yeniden yaşamın inşası için köyüne 6 bin ağaç dikecek-VİDEO

    PİRHA – Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Axdil Köyü Kocapınar Mezrasına badem ağacı diken Ahmet Güden, coğrafyalarında yeniden yaşamın inşa edilmesi için 6 bin ağaç dikeceğini söyledi. 

    Haberin Videosu

    Maraş Katliamı, Maraş’ın sosyolojik büyük bir değişikliğe yol açmış orada yaşayan çok sayıda yurttaş gerek metropol şehirlere gerekse siyasi baskılardan dolayı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Bunlardan biri olan İstanbul’da yaşayan Maraş Elbistan’lı olan Ahmet Güden, yeni bir yaşamın inşası için köyüne 6 bin badem ağacı dikmeyi hedefliyor.

    6 BİN BADEM AĞACI DİKECEK

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı bulunan Axdil Köyü Kocapınar Mezrasın’da geçtiğimiz günlerde fidanların dikimi için çukur açan Ahmet Güden, çektiği videolarda toprakların çoraklaştığını görüntüledi.

    “Ailece, coğrafyamıza sahip çıkmak ve bölgemizi ağaçlandırmak” kararı aldık diyen Güden, 3 dönümlük arazinin etrafını yaparak işe başladıklarını belirtti.

    Yaklaşık 4-5 binin üzerinde badem ağacı dikerek coğrafyalarına sahip çıkacaklarını söyleyen Güden, “Bu proje kapsamında ağaç dikme kararı alan akrabalarımın da katılması beni mutlu etti” dedi.

    “MARAŞ KATLİAMI SONRASI BÖLGE İNSANSIZLAŞTIRILDI”

    Bu projenin önemine değinen Ahmet Güden, özellikle 1978 Maraş Katliamı’ndan sonra ve 1980 darbesinden sonra bölgenin adeta insansızlaştırıldığına dikkat çekerek, “Her ne kadar topraklarımızdan uzaklaşsak da ruhen her zaman oradayız. Bu projeyle aslında sahiplendiğimizi de ortaya koyduk” dedi.

    Güden, Sadece  Türkiye metropollerinde yaşayanlar değil Avrupa’nın bir çok kentinde yaşayan insanların da bölgelerine sahip çıkmak, yeniden ev yapmak ve yeniden orada bir yaşamın inşa edilmesi için çaba gösterdiğinin altını çizdi.

    GÜDEN: HERKES DOĞDUĞU TOPRAKLARA SAHİP ÇIKMALI

    Maraş’ta yeniden yaşamın inşa edilmesi ve coğrafyanın ekonomik olarak gelişmesi için çaba göstermeye devam edeceklerini kaydeden Güden, “Umarım bu girişimimiz birçok çevre tarafından görülür ve sahiplenilir. Özellikle orada yaşayan insanların kalabilmesinin yolu bizim oradaki yaşayan insanlara ekonomik olarak destek olmamız ve iş imkanı sağlamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Son olarak çağrıda bulunan Ahmet Güden, “İmkanları ve koşulları olan tüm dostları doğmuş oldukları topraklara sahiplenmeye davet ediyorum” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Maraş Katliamı ne ilk ne de son, örgütlenelim’-VİDEO

    ‘Maraş Katliamı ne ilk ne de son, örgütlenelim’-VİDEO

    PİRHA-Maraş Katliamı’nın 40. yılı nedeniyle Ardahan Damal Burmadere Köy Derneği Gençlik Komisyonu’nun düzenlediği panelde Maraş Katliamı’nın bu ülkede gerçekleşen ne ilk ne de son katliam olmadığı vurgulandı. 

    Ardahan Damal Burmadere Köy Derneği Gençlik Komisyonu Maraş Katliamı’nın 40. yılı vesilesiyle bir panel düzenledi. Esenyurt’ta bulunan dernek binasında gerçekleşen panele HDP Bahçelievler Belediye Başkan Aday Adayı Maraş Elbistanlı Ahmet Güden ile Yaşam Ağacı Derneği Üyesi Ali Şahmo konuşmacı olarak katıldı. Çeşitli dernek ve siyasi partilerin katıldığı panele gençlerin ilgisi büyüktü.

    Etkinliğin amacına dair kısa bir konuşma yapan Gençlik Komisyonu üyeleri “Maraş’ta yaşanan katliam sırasında kendisini savunabilen tek Mahalle Yörükselim Mahallesi oldu. Çünkü bu mahalle örgütlüydü, böylelikle kendisini savunabildi. Biz de istiyoruz ki, mahallelerimizde örgütlü olalım, örgütlü duralım. Maraş, katliamlar konusunda ne ilk ne de sondur. Bu etkinlikle amacımız birilerini hedef göstermek değil, amacımız gençliğimizin hafızasını tazelemektir” dediler.

    “BU KATLİAM HEM KIZILBAŞLARA HEM KÜRTLERE HEM DE SOLCULARA BİR MESAJDI”

    Panelde ilk olarak konuşan Ahmet Güden, bu ülkede en büyük acıları yaşayanlardan birinin Kızılbaş Aleviler olduğunu ve bunun ne ilk ne son olmadığını söyledi. “Sınıf ve gençlik hareketinin önüne geçmek istiyorlardı. O günkü yönetim toplumsal muhalefeti susturmak istiyordu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi ama gençlik hareketinin önüne geçilemedi. Türkiye’yi o günkü yöneten hükümetleri zora sokan gelişmeler, işçi eylemleri gerçekleştirildi. Onları bu zordan kurtarmak için bir darbe ortamının yaratılması lazımdı. Bu ortam bir katliam ile yaratılmak istendi. Dersim’de yapılamazdı, bunun altyapısı yoktu. Diyarbakır’da da yapılamazdı. Ama Malatya, Maraş, Sivas, Elazığ gibi bölgelerde bunu yapabilirlerdi. Çünkü dinci gerici çevrelerle ilericileri ablukaya alabiliyorlardı” şeklinde konuşan Güden, Maraş Katliamı’yla hem 12 Eylül’ün altyapısının oluşturulduğunu hem de bölgenin demografik olarak yapısının değiştirilmeye çalışıldığını vurguladı.

    Maraş Katliamı’nın aynı zamanda buradaki Alevilerin Kürt olması sebebiyle yapıldığını söyleyen Güden “Bu katliam hem Kızılbaşlara hem Kürtlere hem solculara bir mesajdı” dedi.

    “ERMENİ VE SÜRYANİLERDEN SONRA BÖLGE KIZILBAŞLARDAN ARINDIRILMAK İSTENİYOR”

    Maraş’ın geçmişine bakıldığında bu şehrin Ermeni ve Süryani şehri olduğunu ama bugün orada ne Ermeni ne de Süryani varlığından bahsedilemediğini hatırlatan Güden, “Pazarcık, biz Kızılbaşlar açısından kutsallarımızın olduğu bir yerdir. Sistem o gün orayı arındırmak istedi. İleride de ne yazık ki bölge açısından orada ne Kürt ne de Kızılbaş varlığından söz edemeyeceğiz. Katliam sonrası Söğütlü Belediye Başkanı bir konuşmasında ‘Kızılbaşların yüzde 85’i göç etti’ demişti” şeklide konuştu.

    Yalnızca katliam değil 12 Eylül sonrası da bölgeden Kızılbaş göçünün devam ettiğine ve bölgenin insansızlaştırıldığına değinen Güden, “İnsanlar o günlerle ilgili konuşmak istemiyor, ‘yaralarımızın deşilmesini istemiyoruz’ diyorlar. Tanıdıklarım var, biz istiyoruz ki gelip konuşsunlar buralarda. Ama gelmiyor, gelmek ve konuşmak istemiyorlar” diyerek bu dönemin Aleviler nezdinde nasıl derin bir yara olduğuna dikkat çekti.

    “TEROLAR, KATLİAMIN EKSİK KALAN PARÇASIYDI”

    Terolar’a 27 bin Suriyeli mültecinin yerleştirildiğini hatırlatan Güden, savaştan kaçıp ülkeye gelmek zorunda olan insanlara elbette kucak açmanın gerekli olduğunu söyledi. “Terolar, Maraş Katliamı’nın eksik kalan parçasıydı. Sistem 27 bin Sünni Suriyeli’yi buraya yerleştirerek eksik bıraktığı ayağı tamamlamaya ve bölgenin yapısını demografik olarak değiştirmeye çalışıyor.” dedi. Maraş’ta, İstanbul’da birçok tabelada artık Arapça’nın kullanıldığını söyleyen Güden, Kürtlerin ülkenin kurucu halklarından birisi olmasına karşın hala bir tabelada Kürtçe’nin kullanılamadığını vurguladı.

    “YÖNETİMLER KENDİNDEN OLMAYANLARI ÖTEKİLEŞTİREREK VARLIKLARINI SÜRDÜREBİLDİLER”

    Güden’in arkasından söz alan Yaşam Ağacı Derneği Üyesi Ali Şahmo, Türkiye tarihinin katliamlarla anılan bir tarih olduğuna vurgu yaptı. Şahmo, bunun ilk sebebinin ülkenin yönetiminin demokratik olmaması olduğunu belirtti. Bugüne kadar gelen tüm yönetimlerin kendinden olmayanı ötekileştirerek varlıklarını sürdürdüklerini ifade eden Şahmo, “İnsan hafızasının alamayacağı, vicdanının kabul edemeyeceği şekilde katlettiler insanları. Toplumu ayrıştırarak, muhalefeti çeşitli şekilde etkisizleştirerek kendilerini devam ettirebildiler. Toplumsal gelişim ekonomik gelişimin önüne geçtiğinde 12 Mart’ta da böyle yaptılar. Denizleri, Mahirleri, İbo’yu bu amaçla katlettiler. Sivil faşist hareketleri geliştirerek toplumsal muhalefetin öne çıkan isimlerini katlettiler” dedi.

    “KATLİAMCILAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Maraş ve Malatya’da Kızılbaşlara dönük katliamların bir nedeninin de Kızılbaşların ekonomik gücüne el koymak olduğuna dikkat çeken Şahmo, katliam sonrası uyduruk savalar açıldığını ve bu davalarda katliamın ilericilerin üzerine yıkılmaya, katliamcıların aklanmaya çalışıldığını vurguladı.

    Aralık ayının katliamlarla anılan bir ay olduğuna değinen Şahmo, Şırnak-Roboski’de 2011 yılında yaşanan ve 35 Kürt köylüsünün katledildiği Roboski Katliamı ve 19 Aralık 2000 yılında yaşanan onlarca devrimcinin katledildiği Hapishaneler Katliamı’nı hatırlatarak kendisinin de 19 Aralık Katliamı mağdurlarından olduğunu söyledi.

    Devletin kendinden olmayanları katlettiğini ve bu katliamlarda rol alanların devlet tarafından çeşitli konumlara getirilerek ödüllendirildiğini söyleyen Şahmo, 1970’lerde üniversitede devrimci gençlere dönük bombalı saldırıda sivil faşistlere bombayı veren dönemin İstanbul emniyet görevlisi Reşat Altay’ın, 2007’de AGOS önünde katledilen gazeteci Hrant Dink katliamında da Trabzon’daki gençleri organize ettiğini örek olarak gösterdi.

    “BUNUNLA NASIL BAŞ EDEBİLECEĞİMİZİ KONUŞMAMIZ GEREK”

    “Bununla nasıl baş edebileceğimizi konuşmamız gerek. Bunun için hafızalarımızı canlı tutmamız lazım. Egemen sınıflara karşı mücadelede yaşanmışlıklardan ders çıkarmak, böl-parçala-yönet politikasına karşı durarak, demokratik bir yönetim için mücadele etmek, sürekli araştırmak, incelemek gerekiyor” diyen Şahmo, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Sistem varlığını sürdürdüğü sürece benzer katliamları yaşamamız kaçınılmaz. Bu sistemle birilerinin bekası devletin bekası haline getirilmiş durumda. Buna karşı mücadele etmemiz, birlik olmamız, bu tür kurumlara önemli görevler düşüyor. Bunların kalıcı olması, geliştirilmesi ve örnek hale getirilmesi gerekiyor.”

    Panel gençlik komisyonunun müzik dinletisi ve şiirlerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Güden: Kardeşçe yaşamak isteniyorsa Maraş’ın ortasına utanç müzesi yapılmalı-VİDEO

    Güden: Kardeşçe yaşamak isteniyorsa Maraş’ın ortasına utanç müzesi yapılmalı-VİDEO

    PİRHA- 40 yıl önce yaşanan Maraş Katliamı ile Maraş bölgesinin Alevilerden ve Kürtlerden arındırılmak istendiğini belirten Ahmet Güden, Terolar’a yapılan mülteci kampıyla bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinin hızlandığını kaydetti. Güden, Sünni kesimin Alevilerle birlikte kardeşçe yaşamak istiyorlarsa Maraş’ın ortasına bir utanç heykeli veya müzenin yapılması gerektiğini de söyledi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Yalak Köyü’nde doğup büyüyen Ahmet Güden 53 yaşında ve 2 çocuk babası. Kürt Alevi olan Güden, Maraş Katliamı’nın yaşandığı sıralarda olup biteni televizyondan ve babasının anlattıklarından takip etmiş. Katliamın köylerine sıçramamasına rağmen içlerinde hep bir korku olduğunu ve yaşanan acıları hissettiklerini söylüyor Güden.

    “TOPLUMSAL MUHALEFET BASTIRILMAK İSTENİYORDU”

    Katliamın ilk başta Alevi Kızılbaş katliamı olduğunu bilmediklerini kaydeden Güden, solculara yönelik bir katliam olarak lanse edildiğini belirtti. Güden, katliamdan önceki Maraş tarihine bakıldığında bu ve buna benzer katliam girişimlerinin yaşandığını söyledi.

    1970’li yılların başlarında Türkiye’de gelişmekte olan toplumsal bir muhalefetin olduğuna işaret eden Güden, şöyle konuştu:

    “Bu toplumsal muhalefetin bir şekliyle bastırılması gerektiğini düşünen bazı güçler 1972 yıllarında Deniz Gezmiş, Hüseyin Aslan ve Yusuf İnan’ı idam ederek toplumun bastırılmasını hedeflemişlerdi. Fakat bu toplumun taleplerinin bastırılmasının önünde bir engel olmadı. Sorunların daha da derinleşmesine neden olmuştu. Her geçen gün daha çatışmalı bir ortam oluyordu. Ülkenin dört bir yanında ciddi olaylar oluyor, insanlar öldürülüyor adeta bir kaos yaşanıyordu. Sistem toplumsal muhalefete kulak vereceğine ve sorunlara demokratik yollardan çözüm bulmak yerine bir darbeyle bunu önlemek istiyordu. Bu darbenin toplumların üzerinde çok ciddi etkilerinin olacağını ve çok uzun yıllar izlerinin silinmeyeceğini bilmelerine rağmen tercihi bundan yana kullandılar” diye konuştu.

    “DARBENİN ALT YAPISI HAZIRLANDI”

    Bir darbenin yapılabilmesi için önce alt yapısının hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Güden, bunun için ilk Malatya’nın seçildiğini ancak Malatya’da istedikleri planın tutmadığını kaydetti. Malatya olaylarının ardından Maraş Katliamı planının devreye sokulduğunu belirten Güden, Maraş Katliamı ile hem 12 Eylül darbesinin alt yapısının oluşturulduğunu hem de bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinin hedeflendiğini vurguladı.

    “BÖLGE ADETA ARINDIRILDI”

    Maraş Katliamı ile ülkede yaşayan Alevilere, Kürtlere, sol ve sosyalist kesimlere bir mesaj verilmek istendiğini söyleyen Güden, “Verilmek istenen mesaj şuydu: Gelişen toplumsal demokratik yapının bir şekilde etkilenmesi isteniyordu. Özellikle de Aleviler o bölgeden çıkarılmak isteniyordu. Nitekim Maraş Katliamı’ndan sonra Maraş, Elbistan ve Malatya bölgesi adeta arındırıldı. Birçok insan oradan çıkarıldı” dedi.

    KATLİAMIN EKSİK KALAN AYAĞI

    Maraşlılar olarak mülteciliğin ne olduğunu iyi bildiklerini dile getiren Güden, Suriye’deki iç savaşın ardından ülkelerini terk edip Türkiye’ye gelen Suriyelileri anladıklarını, onlara kol kanat germek gerektiğini söyledi. Maraş’ın Aşağı Terolar Köyü yakınlarına yapılan mülteci kampını hatırlatan Güden, “AKP’nin ve sistemin yaklaşımı sadece savaş mağdurlarını oraya yerleştirmek değildi. Maraş Katliamı’nın eksik kalan ayağını tamamlamaktı aslında. Çünkü oradan boşaltılan insanların yerinin mutlaka doldurulması gerekiyordu ve bunlar da Suriye’deki Sünni Araplardı” diye konuştu.

    TAM BİR TRUVA ATI

    Geçtiğimiz 24 Haziran seçimlerinde Maraş’a giderek Aşağı Terolar köyünü ziyaret ettiğini belirten Güden, orada gördüğü durumu şöyle özetledi:

    “Gördüğüm şey içler acısıydı. Orası bir kamp değil adeta bir Truva atıydı. 27 bin kişinin yerleştirildiği kampta yavaş yavaş Maraş’ın iliklerine doğru yerleşmeye başlamışlar, dükkanlar açmışlar iş sahibi olmuşlar. Maraş’ta daha önce Ermeniler ve Süryanilerin yaşadığını hepimiz biliyoruz. Ama bugün bu kültürden, bu farklı inançlardan söz etmek mümkün değil. Bizler bunun önlemini almazsak yarın Maraş’ta bizden de bahsetmeyecekler. Çünkü Aleviler ve Kürtler orada da olmayacak tıpkı bugün Ermenilerin olmadığı gibi.”

    OSMANLIDAN BU YANA SÜREGELEN KIZILBAŞ DÜŞMANLIĞI

    Aleviler için kutsal sayılan Heme Tazi, Ali Qutto, Elif Ana gibi şahsiyetlerin türbelerinin bulunduğu Maraş bölgesinin önemli ve değerli olduğuna işaret eden Güden, her geçen gün orada kopmakla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Maraş coğrafyasının insansızlaştırılmak istendiğine vurgu yapan Güden, katliamdan sonra birçok insanın Maraş’tan göç ederek İngiltere, Fransa, Almanya ülkelere yerleştiğini ifade etti. Sistem açısından Alevi kültürünün tamamen Maraş’tan çıkarılması gerektiğini ve bir anlamda bunda başarılı olduklarını belirten Güden, Osmanlı’dan bu yana Maraş bölgesinde Kızılbaşlara karşı bir düşmanlığın süregeldiğini kaydetti.

    “MARAŞ’IN ORTASINA BİR UTANÇ MÜZESİ YAPILMALI”

    Katliamın unutulmaması için verilen mücadeleyi yeterli bulmadığını söyleyen Güden, kamuoyundaki duyarlılığı artırmak için daha ciddi girişimlerde bulunmak gerektiğini vurguladı. Güden bugün Maraş Katliamı’nı yaşayan insanların çoğunun bu konuda konuşmak bile istemediğini kaydetti. Daha önce Maraş’ta Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin birlikte sorunsuz yaşadığı zamanları hatırlatan Güden, Maraş’ta yaşayan Sünni kesimin Alevilerle birlikte kardeşçe yaşamak istiyorlarsa Maraş’ın ortasına bir utanç heykeli veya müzenin yapılması gerektiğini söyledi.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • Ahmet Güden: Çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için aday adayıyım-VİDEO

    Ahmet Güden: Çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için aday adayıyım-VİDEO

    PİRHA-Ahmet Güden, HDP’nin çok dilli, çok kültürlü bir yönetim biçimini savunduğunu belirterek, bu çok dilli ve çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için İstanbul Bahçelievler’den belediye eş başkan aday adayı olduğunu kaydetti.  

    31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimler için Türkiye’nin her yerinde aday adayları kendilerini açıklamaya ve adaylıklarını kesinleştirmek için çalışmaya devam ediyor. Önümüzdeki yerel seçimlerde İstanbul Bahçelievler’de HDP’den belediye eş başkanı aday adayı olan Akçadağ-Elbistan Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı (AK-EL) Yönetim Kurulu Üyesi ve Alevinet internet gazetesinde köşe yazarı olan Ahmet Güden, neden aday adayı olduğunu PİRHA’ya anlattı.

    “ÇOK KÜLTÜRLÜ YAPIYI HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ADAY ADAYIYIM”

    HDP’nin elindeki belediyelerin bir çoğuna kayyum atandığını hatırlatan Güden, içinde bulunulan sıkıntılı süreçte ‘Ben de buradayım’ diyerek aday adayı olduğunu belirtti. HDP’nin çok dilli, çok kültürlü bir yönetim biçimini savunduğunu kaydeden Güden, bu çok dilli ve çok kültürlü yapıyı hayata geçirmek için aday adayı olduğunu söyledi.

    “DEMOKRASİNİN GELİŞEBİLMESİ İÇİN YEREL YÖNETİMLER SON DERECE ÖNEMLİ”

    Önümüzdeki yerel seçimlerin 7 Haziran seçimleri kadar önemli olduğuna dikkat çeken Güden, adaylığı kesinleştiği taktirde çalışmalarına hızlı bir şekilde başlayacağını ifade etti. Türkiye’de demokrasinin gelişebilmesi için yerel yönetimlerin son derece önemli olduğunu vurgulayan Güden, yerelde halkın sorunlarının çözülmesi için elinden gelen çabayı göstereceğini ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL