PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin şiddetle yüzleşmesi gerektiğini belirtti. Eğitim Sen’in yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladığını vurgulayan Karagöz, “Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin” dedi.
Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen saldırıların yankısı sürüyor. Eğitim emekçileri, iş bırakarak, Yusuf Tekin’i istifaya çağırırken, Milli Eğitim Bakanlığı da, okullarda tedbir alınacağını açıkladı. Okul yönetimleri WhatsApp gruplarından alınan tedbirleri öğretmenlerle paylaşırken, velilerin tedirginliği ise sürüyor.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, okul saldırılarına dair ajansımıza konuştu.
“SERMAYEYE, YANDAŞA VAR, OKULLARA DESTEK YOK”
Şiddetin dünyada ve Türkiye’de arttığını belirten Karagöz, “Özelde ülkemizde sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikler, gençlerin içerisine itildiği güvencesizlik, belirsizlik ve yaşanan derin yoksulluk bu şiddetin dalga dalga yayılmasına da neden olmaktadır” diye konuştu.
Yaşanan şiddet vakalarının ilk olmadığını, son da olmayacağını vurgulayan Karagöz, “Başta sermayeye sonra yandaşlara, saraya, cemaate, savaşa kaynak bulanlar söz konusu okullar olduğunda kaynak yok diyor. Güvenli eğitim ortamları dediğimizde ise sadece güvenlikçi politikalar önümüze sürülüyor” dedi.
“ÇOCUKLARLA SÜREKLİ KONUŞUN, UMUT VERİN”
Ahmet Karagöz, güvenli eğitim ortamı istemedeki amaçlarının ne olduğunu şu şekilde açıkladı:
“Özellikle KESK’e üye iş kolumuz Eğitim Sen yaşanan şiddet olayları konusunda çocuklarla iletişim rehberi hazırladı. Hazırladığı bu rehberde çocukların haberlerde ya da sosyal medyada gördükleri şeyler hakkında kaygılı olması doğaldır. Onlarla konuşmak, kendilerini güvenli hissetmelerine yardımcı olmak gerekiyor.
Çocukların ne bildiği ve nasıl hissettiğini öğrenin. Çocukların ne duyduğunu, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak başlayın. Açık uçlu sorular sorun ve onları konuşmaya teşvik edin. Örneğin ‘Bu konularda ne duydun ya da kendini nasıl hissediyorsun?’ gibi sorularla çocukların duygu ve düşünceleri öğrenilebilir. Sakin ve yaşa uygun bir dil kullanmak gerekir. Güven veren ortamlarda çocuklarla konuşmayı hazırlamak gerekir. Yanlış bilgileri düzeltin. Ayrımcılığı önleyin. Umut verin. Medyaya mümkün olduğunca az maruz bırakın. Konuşmayı süreklileştirin. Konuşan öğrenci ne talep ettiğini ve yaşadıklarını daha güvenli ortamlarda bizlerle kuşkusuz paylaşacaktır.”
“OKUL, ŞİDDETİ ÖNLEME MERKEZİ HALİNE DÖNÜŞMELİ”
Şiddetin altında yatan gerçek nedenlerin açığa çıkartılması gerektiğinin altını çizen Karagöz, “Geçmişte bugüne faili meçhul cinayetler aydınlatılmadığı takdirde benzer olaylarla sürekli karşılaşacağız. Dolayısıyla başta Maraş, Siverek ve İstanbul’daki şiddet vakalarının araştırılması ve bunun altında yatan gerçek nedenlerin toplum ve kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Sayın Vali Maraş katliamının gerçekleştiği okulu açmayacağını ifade etmiş. Destekliyoruz, doğru buluyoruz. Bu okul utanç müzesi veya şiddeti önleme merkezi haline getirilmeli ve şiddetle bu ülkenin yüzleşmesi gerekiyor.”
PİRHA- 2026-27 yıllarını kapsayan ‘8. Dönem Toplu Sözleşme Süreci’ ile ilgili çalışmalarını sürdürdüklerini vurgulayan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Bugün kamu emeklileri ve kamu emekçileri eğer gerçekten yokluk ve yoksulluk yaşıyorsa bunun temel sorumlusu TİS masasında bunu imzalayan yetkili konfederasyondur. Önemli olan kamu emekçileri ya da işçilerin örgütlü olduğu sendikalarının haklarını alamadığı noktada iktidar karşısında tutumu, taleplerinin arkasında ne kadar durup durmayacağıdır” dedi.
2026-2027 yılı 8. Dönem TİS süreci ile ilgili Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ahmet Karagöz, süreci PİRHA’ya anlattı.
Toplu sözleşme süreci ile ilgili çalışmalarını 13 Haziran’da başlattıklarını belirten Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ahmet Karagöz, “Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önünde yaptığımız bir basın açıklamasıyla hem taleplerimizi hem de TİS sürecinde uygulayacağımız mücadele programımızı basın ve kamuoyuyla paylaştık” dedi.
Ahmet Karagöz, siyasal iktidar kendi siyasal, ideolojik ihtiyaçları doğrultusunda hareket ettiğini vurgulayarak, “Özellikle de tek adam rejimini kalıcı hale getirmeye çalışıyor. Tek adam rejimi kendi iktidarını kalıcı hale getirirse emekçilere geçmiş olsun demek lazım. 4688 sayılı sendikalar yasasında TİS sürecinin tarihi belli olduğu halde bakan tarafından ihlal edildi. Sayın bakan korsan ve yasa dışı bir şekilde TİS’i kendi gölgelerinde büyüttükleri yandaş konfederasyonla birlikte tarihi 28 Temmuz’a çektiler” diye belirtti.
Kendilerinin 28 Temmuz’da gerçek TİS taleplerini çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önünde kuracağı alternatif TİS masasına taşımak için Türkiye’de dört ayrı bölgede çalışmalar yürüttüklerini aktaran Karagöz, “Yürüttüğümüz bu çalışmaların çok büyük bir kısmı kamu emekçileri ve kamu emeklileri tarafında büyük bir teveccüh ile karşılandı. Ve kendi özgün taleplerini, önerilerini, TİS’e dair eleştirilerini de kamu emekçileri, emeklileri ve emekçi dostlarıyla birlikte bize ilettiler” diye konuştu.
“YOKSULLUĞUN SORUMLUSU TİS’E İMZA ATANLARDIR”
Bugün kamu emeklileri ve kamu emekçileri eğer gerçekten yokluk ve yoksulluk yaşıyorsa bunun temel sorumlusu TİS masasında bunu imzalayan yetkili konfederasyona ait olduğunu belirten Karagöz, şunları ifade etti:
“Öncelikle şunu belirtmek lazım. Bizler biliyoruz üye sayısı anlamında yetkili ama siyasal siyasal iktidar üzerinde etkisi olmayan bir konfederasyonun Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile aralarında yapılan görüşmeye oynanan orta oyun diyoruz. Ama yine de müzakere diyelim. Müzakere süreci anlaşmazlıkla bağlanacağı açıkça ortadadır.
Bugün aslında 1 Ocak itibariyle bağlanılması gereken kamuda çalışan 600.000 kamu işçisinin toplu sözleşme süreci bağlanmadı, talepler karşılanmadı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı konfederasyonlara, işçilere önerdiği zam tekliflerini iktidarın ve Türkiye’nin IMF temsilcisi olan Mehmet Şimşek’in uyarısıyla Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı bu tekliflerini tamamen geri çekmiştir.
“ÖNEMLİ OLAN TİS SÜRECİNDE NE İSTEDİĞİMİZ TALEPLERİMİZİN NE OLDUĞUDUR”
Buna karşı alınan grev kararları Cumhurbaşkanı kararıyla 60 gün süreyle ertelendiği bir dönem, bir süreci yaşıyoruz. Dolayısıyla ne istediğimiz değil, neyi talep ettiğimizdir. Önemli olanın kamu emekçilerini ya da işçilerin örgütlü olduğu sendikalarının iktidar karşısında alacağı tutumdur.
Uyuşmazlıkla sonuçlanan TİS sürecinin kamu görevlileri hakem heyetine intikal edecek ve son kararı hakem heyeti verecektir. Kamu görevlileri hakem heyetinin belirleyeceği zam ve artık üzerinde konfederasyonların da söz söylemeyeceği bir durum.”
TİS görüşmelerinin kamu görevlileri hakem heyetine gelmeden öne tüm sendika konfederasyonlara PİRHA aracılığı ile çağrıda bulunan Karagöz, “Bütün konfederasyonlara eğer gerçekten taleplerimizin yaşam ve karşılık bulmasını istiyor isek gelin taleplerimizi birlikte sokakta örgütleyelim” dedi.
“TİS TALEPLERİMİZ KARŞILANMADIĞINDA SOKAKTA YÜRÜTECEĞİMİZ MÜCADELEYE BÜTÜN EMEKÇİLER DESTEK VERECEKTİR”
Sokakta “İinsanca bir yaşam, yaşanabilir için ücret” temelinde yürütülecek mücadeleye bütün emekçilerin destek vereceğini belirten Karagöz,” Emekçilerin bu mücadeleye omuz vereceğine inanıyorum. Yoksa parçalı bir şekilde her birimizin ayrı bir yerde kümelenerek sadece söz söyleyerek yapacağı bir faaliyetle ben sonuç alacağımızı düşünmüyorum. Emekçilerle ve emekçi dostlarıyla birlikte taleplerimizi ısrarla tekrarlayıp yaşamda karşılık bulması için mücadelemizi yükselteceğiz ”dedi.
“İKTİDARIN İŞÇİ MEMUR VE EMEKLİYİ ENFLASYONA EZDİRMEYECEĞİZ SÖYLEMİ BOZUK PLAK GİBİ”
İktidarın her zaman söylediği “işçileri memurları, emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz” söylemini bozuk plaka benzeten Karagöz, “Dönüp, dönüp aynı şeyleri tekrar ediyor. KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikasının ARGE biriminin verileri ile ilgili yaptıkları çalışmalarda 2025 Haziran ayına ait 4 kişilik bir ailede yoksulluk sınırının 85 bin, açlık sınırını ise 35 bin TL olarak basın ve kamuoyuyla paylaştı. Biz de bütün bu mali veriler ve rakamları kamuoyu ile paylaşıyoruz” diye aktardı.
“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 40 BİN TL OLMALIDIR”
İçinde bulundukları dönem açısından kamu emekçilerinin yoksulluğu ve sefaleti derinliğine yaşadığının altını çizen Karagöz, “Patronlar ise adeta dönemin en iyi ve en olanaklı süreçlerini yaşıyorlar. Bugün büyük ölçekli işletmelerden, patronlardan, yandaşlardan alınmayan 4.2 trilyon lira para var. Bu 4.2 trilyon Türk Lirası patronlardan alınmış ve emekli arkadaşlarımıza verilmiş olsaydı bugün bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kalırdık. Yani emeklilerin 16 bin lirayı değil en az 35-40 bin lira gibi en düşük emekli maaşı olurdu. Yine kamu emeklisinin en düşük maaşı en az 55 ile 60 bin lira arası ve kamu emekçilerinin en düşük maaşı ise 90 bin lira olurdu” diye belirtti.
“1 OCAK İTİBARİYLE DEVLET MEMURLARININ MAAŞI 100 BİN TL OLMALIDIR”
TİS sürecine ilişkin taleplerini sıralayan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK Eş Bakanı Ahmet Karagöz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Özgür bir toplu sözleşme imzalamak için ertelenmeyen ve yasayla güvence altına alınmış grevli ve toplu sözleşmeli sendikal hakkımız talep ediyoruz.
-4688 sayılı sendikalar yasası yeniden revize edilerek bu alanda, emek alanda faaliyet yürüten konfederasyon ve sendikaların görüşleri alınarak yeniden revize edilmesini,
Bunun dışında ek ödemeler, yan ödemeler, seyyanen yapılan zamlar, ek ders ücretleri, döner sermaye ücretleri kesinlikle temel ücrete dahil edilip bu şekil bir emeklilik hakkı kamu çalışanlarına verilmesini,
-Kamuda istihdamda ve görevde yükseltmelerde mülakatı kaldırıp liyakati esas almalarını, bütün kamu çalışanlarına 3600 ek göstergenin verilmesini,
-2026-2027 yıllarına dönük bu toplu sözleşme sürecinde 1 Ocak 2026 yılında en düşük devlet memurunun maaşı 100.000 TL olmalıdır. Yine bununla birlikte vergide adaletin olmasını,
-Kamuda çalışanların 1 Ocak itibarıyla maaşlarında maaşlarına el değmeden %15 vergi kesiliyor. Bu vergi diliminin %10’a düşürülmesi, %10’la sabitlenmesini istiyoruz.
Kamu emekçilerinde, işçilerde alınan vergiler bir havuzda birikiyor. Havuzda biriken vergiler gene işçilere, emekçilere, yoksul halklara değil, zenginlere, patronlara teşvik adı altında aktarıldığı dönemleri, süreçleri yaşıyoruz.
Yine şu an devlet memurlarına 18 bin 600 TL seyyanen verilen zammın acilen bütün emeklilere verilmesini talep ediyoruz. Güvenceli iş, güvenli gelecek talep ediyoruz.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası çok keyfi bir şekilde önce OHAL ilan edildi, sonrasında ilan edilen OHAL’le birlikte çıkarılan KHK ile 4259 üyemiz ihraç edildi. Bun şu ana kadar yürüttüğümüz hukuksal mücadelelerle, yürüttüğümüz diplomasiyle %50’si görevlerini iade edildi ama hala 2.000 üzerinde arkadaşımız ihraç edildi. İhraçların bütün özlük haklarıyla da göreve iadesini istiyoruz.”
“EMEKÇİLERİN HAKLARI İÇİN MÜCADELEDEN ASLA ÇEKİNMEYİZ”
Bütün kamu emekçilerine mücadeleyi büyütme çağrısında bulunan Ahmet Karagöz, “Biz söz konusu emekçilerin hakları, haklı talepleri alın teri olunca evet önümüze kurulan bütün barikatları aşacak şekilde mücadele yürütürüz. Buna diğer konfederasyonlar kavga diyorlar. Evet, söz konusu emekçilerin alınteri ise kavganın en büyüğünü önümüzdeki günlerde örgütleyeceğimizi kendileri de göreceklerdir” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- KESK, 8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerine dair Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamada, “İşçisi, kamu emekçisi, emeklisi, asgari ücretlisi ile hepimizi sefalette, yoksullukta eşitlemeye dönük saldırılara karşı tek çare emeğin birleşik mücadelesini örmekten geçmektedir” denildi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 1 Ağustos’ta başlayacak olan, 2026-2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem TİS mücadele programını açıklamak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz okudu.
Ahmet Karagöz, “55. Yıldönümü. 15-16 Haziran direnişini gerçekleştirenlerin, bu şanlı direnişte, emeğin hak ve özgürlükler mücadelesinde hayatını kaybedenleri saygıyla, şükranla anıyoruz” diyerek 15-16 Haziran direnişini selamladı.
“KRİZLERİN FATURASI HEP EMEKÇİLERE KESİLİYOR”
Ülkenin ekonomik, siyasal, sosyal fay hatlarının daha da kırılgan hale geldiğini belirten Ahmet Karagöz, “Vahşi kapitalist sistemin hayat bulduğu her ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu bunalımların, krizlerin faturası hep emeğe, emekçilere kesiliyor. Ülkeyi yönetenler yıllardır sözde farklı farklı ekonomi programlarını hayata geçiriyorlar. Derviş Programı, Nebati Programı, Nas Programı… Şimdi en son Şimşek Programı…
Adları değişse de bu programların tamamı sermayenin, patronların çıkarlarını temel alan programlardır. Dolayısıyla bize göre yıllardır bu ülkeyi yönetenlerin tek bir programı vardır. O da emeği ile geçinenlere dayatılan köleliğe ve yoksulluğa uyum programıdır.
Yıllardır hayata geçirilen orta vadeli programlar, bütçeler ve ne yazık ki TİS’ler emeği ile geçinenlere dayatılan köleliğe ve yoksulluğa uyum programının araçları haline getirilmiştir” diye konuştu.
“ORTADA GERÇEK ANLAMDA BİR TİS MASASI YOK”
2026-2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinin temmuz ayı ortası itibari ile başlayacağını, 1 Ağustos’ta toplu sözleşme masasının kurulacağını hatırlatan Karagöz, şunları kaydetti:
“14 senedir ‘toplu sözleşme’ adı ile sürdürülen bu sistemde kaybeden taraf her zaman hangi sendikanın üyesi olursa olsun tüm kamu emekçileri ve emeklileri olmuştur. Çünkü ortada gerçek anlamda bir TİS masası yoktur.
Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Mevcut sistemin sadece adı ‘toplu sözleşmedir’. Bu garabet sistemde masada tüm yetki iktidara, uyuşmazlıkta ise iktidarın gölgesi olan Hakem Kuruluna devredilmiştir.
İktidarın ‘sendikamız’ dediği bir yapının ‘kraldan çok kralcı’ yöneticileri ise 7 milyona yakın kamu emekçisi ve emekli adına masaya tek ‘yetkili’ olarak oturtulmuştur.
Ülkemizin taraf olduğu ILO sözleşmeleri başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerle tanınan grev hakkımız yıllardır yok sayılmaktadır. Bu sözleşmelerin iç hukukun üzerinde olduğunu yazan Anayasa düzenlemesi ihlal edilmektedir.
Öz olarak ifade edecek olursak; 7 milyonluk bir kitle İktidar-Hakem-Yandaş yapıdan oluşan Bermuda Şeytan Üçgenin içine hapsedilmiş, üstelik haklarını koruyacak en önemli silahtan yani grev hakkından mahrum bırakılmıştır.”
“EMEKÇİNİN ALIN TERİ HİÇE SAYILMAK İSTENMEKTE”
Kamu emekçilerinin yüzlerce sorunu olduğunun altını çizen Karagöz, “Tüm bunlara rağmen yıllardır olduğu gibi bu kez de iktidarın himayesinde, halktan, emekten, hakikatten kopmuş yandaş sendikalarla kapalı kapılar ardında sürdürülen göstermelik ‘müzakerelerle’ milyonlarca kamu emekçisinin alın teri hiçe sayılmak istenmektedir. Ancak bilinmelidir ki bu düzene artık geçit yok” dedi.
“TÜM YURTTA TOPLU SÖZLEŞME MASALARI KURACAĞIZ”
“Sefalet sözleşmelerini tanımıyoruz, tanımayacağız!” diyen Ahmet Karagöz şunları ekledi:
“Kamu emekçileriyle birlikte, sokakta, işyerinde, meydanlarda, gerçek ve onurlu bir toplu sözleşme mücadelesi öreceğiz. Bunun için ilk adım olarak bu haftadan itibaren tüm işkollarımız üyelerinin çalıştığı bakanlıklar önünde grev hakkı ile tamamlanmış gerçek toplu sözleşme taleplerini, işkolu taleplerini açıklayacak. Tüm yurtta merkezi işyerlerinde toplu sözleşme masaları kuracağız. Hem bu masalarda hem de web sayfamızdan paylaşacağımız anketimizle kamu emekçilerinin taleplerini toplayacağız. İşyerlerinden topladığımız talepleri, Temmuz ayının ortasına doğru KESK TİS talepleri olarak kamuoyu ile paylaşacağız.
Yine TİS görüşmelerinde kadın talepleri ayrı bir başlıkta ve gündemle ele alınmalı, mutabakat metninde de aynı şekilde tek başlık altında toplanmalıdır talebi doğrultusunda kadın TİS taleplerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Hem KESK Yürütme Kurulu hem de üye sendikalarımızın MYK üyeleri olarak yurdun dört bir yanında topladığımız taleplerimizi buraya taşıyacağız.
“MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
İşçisi, kamu emekçisi, emeklisi, asgari ücretlisi ile hepimizi sefalette, yoksullukta eşitlemeye dönük saldırılara karşı tek çare emeğin birleşik mücadelesini örmekten geçmektedir.
Şimdi, çalışanları, emekçileri karşı karşıya getirmeye dönük böl-parçala-yönet oyunlarını boşa çıkarma, Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz diyerek omuz omuza verme vaktidir. Bunun için sefalette değil, refahta birleşinceye kadar bir paçası olduğumuz işçi sınıfının, açlık sınırının altına itilen asgari ücretlilerin, emeklilerin, gençlerin yanı başında olmaya, emeğin birleşik mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- KESK Çalışma Bakanlığı önünde eylem yaparak, “Önümüzde yeni bir TİS süreci bulunmaktadır. İktidar ve yandaş sendikalar, fiili olarak yıllardır uygulanan ve kazanılmış hak haline gelen “Giyim Yardımı”nı, tüm kamu çalışanlarını kapsayacak ve günümüz ekonomik şartlarına uygun biçimde TİS’e dahil etmek zorundadır” dedi.
Sayıştay’ın son kararında, başta DSİ olmak üzere birçok kurumda fiilen yapılan giyim yardımı ödemelerinin hukuka aykırı olduğu belirtildi.
Bu kararla birlikte, geçmişte yapılan giyim yardımı ödemelerinin kamu emekçilerinden faiziyle birlikte geri alınmasının yolu açılmıştır. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Giyim yardımı hakkımız gasp edilemez” diyerek Çalışma Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.
Eylemde, Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM), Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) ve TARIM ORKAM SEN üyeleri de yer aldı. Açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz okudu.
“TİS hükümlerinde yer alan Koruyucu Giyim Yardımı, Uluslararası Anlaşmalar ve İş Sağlığı Güvenliği Mevzuatı gereğince KİT’lerde çalışan teknik personele verilmek zorundadır” diyen Ahmet Karagöz, “Ancak Memur-Sen, bu hakkı sanki kendi kazanımıymış gibi lanse etmekte, daha da kötüsü bu yardımı kurum yöneticileri ile birlikte keyfi biçimde dağıtarak, adeta bir ‘rüşvet’ aracı haline getirmektedir’ dedi.
“MEHMET ŞİMŞEK’İN EKONOMİK PROGRAMI ÇERÇEVESİNDE UYGULANAN POLİTİKALARIN İFLAS ETTİĞİ AÇIKTIR”
Önümüzde yeni bir TİS süreci bulunduğunu hatırlatan Ahmet Karagöz, şunları kaydetti:
“İktidar ve yandaş sendikalar, fiili olarak yıllardır uygulanan ve kazanılmış hak haline gelen “Giyim Yardımı”nı, tüm kamu çalışanlarını kapsayacak ve günümüz ekonomik şartlarına uygun biçimde TİS’e dahil etmek zorundadır. Ayrıca, mevcut TİS’te Koruyucu Giyim Yardımı hakkı bulunan Teknik Hizmetler Sınıfı personeline bu hakkın ödenmesini engelleyen yandaş konfederasyonların bu tutumdan derhal vazgeçmesini, kurum yöneticilerinin ise gecikmeden bu ödemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.
Koruyucu Giyim Yardımı sağlanmadan hiçbir personel, tehlikeli işlerde ve zorlu arazi koşullarında çalışmaya zorlanamaz. Aksi durumda yaşanacak tüm iş kazalarının sorumluluğu kurum idarelerine ait olacaktır.
Mehmet Şimşek’in ekonomik programı çerçevesinde uygulanan politikaların iflas ettiği açıktır. Giyim yardımı, servis hizmetlerinin kaldırılması, lojmanların satışı gibi bütçeye çok az yük getiren hakların hedef alınması; ekonomik krizin faturasının kamu emekçilerine kesildiğini göstermektedir. TÜİK’in sahte enflasyon verilerine rağmen artan bütçe açığı kapatılamamış; saray ise şatafat ve lüksten vazgeçmemiştir.”
KESK’İN TALEPLERİ
Karagöz, KESK’in taleplerini şöyle sıraladı:
• 4688 Sayılı Sendikalar Kanunu bir an önce değiştirilmelidir.
• Grev hakkı içeren gerçek bir Toplu Sözleşme süreci tesis edilmelidir.
• Yoksulluk sınırı üzerinde ücret, güvenceli istihdam ve demokratik bir çalışma yaşamı sağlanmalıdır.
• Kamu hizmetleri halktan yana olmalı, temel gelir güvencesi sağlanmalıdır.
• Vergide adalet sağlanmalı, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmalıdır.
• Kamu çalışanların maaşını oluşturan ek ve yan ödemeler temel ücrete dahil edilmelidir.
PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, 6 Şubat depremleri dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şubesi’nde anma düzenledi. 6 Şubat’ta tarihin en korkunç katliamlarından birisinin yaşandığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “İktidar Suriye’yi yeniden inşa edeceğiz diyor önce Adıyaman’ı, Maraş’ı, Malatya’yı, Hatay’ı inşa edin. Depremden 1 yıl sonra evleri yapacaklarını söylemiştiler ancak halen insanlar konteynerde yaşayan insanlar var” dedi.
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, 6 Şubat depremleri dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi’nde anma düzenledi. Anmaya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, Alevi Bektaşi Fedarasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Esmender Çöçelli ve çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Konuşmalar öncesinde depremde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunulurken, daha sonra depremle ilgili hazırlanan sinevizyon gösterimi yapıldı.
“İKTİDAR VERMİŞ OLDUĞU SÖZLERİ TUTMADI”
İktidarın 6 Şubat depremlerinde sınıfta kaldığını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidar vermiş olduğu sözleri tutmadı ve deprem bölgesindeki eksiklikler büyüyerek devam ediyor. İnsanlar depremin üzerinden geçen 2 yılda halen toz, inşaat içerisinde yaşam mücadelesi veriyorlar. AKP iktidarı umarım HTŞ’yi umursadıkları ve Suriye’yi gündemde tuttukları kadar deprem bölgesindeki insanların taleplerini de görürler” diye belirtti.
“TÜRKİYE’DE DEPREM KONUSUNDA HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, konuşmasında şunları ifade etti:
1999 yılındaki Gölcük depremindeki dönemin başbakanı biz bu depremden çok şey deneyimledik der ancak 6 Şubat depremlerinin ardından geçen 24 yılda hiçbir şey değişmedi. Söz konusu emekçi halk olunca her seferinde kaynak yok deniliyor ve bize de ölüm reva görülüyor.”
6 Şubat’ta tarihin en korkunç katliamlarından birisinin yaşandığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “İktidar Suriye’yi yeniden inşa edeceğiz diyor önce Adıyaman’ı, Maraş’ı, Malatya’yı, Hatay’ı inşa edin. Depremden 1 yıl sonra evleri yapacaklarını söylemiştiler ancak halen insanlar konteynerde yaşayan insanlar var. Biz yaşadığımız katliamlarla yüzleşemediğimizde bize yeni katliamlar yaşatıldı. Eğer biz 6 Şubat depremleriyle yüzleşmezsek yeni depremler olacak” diye ifade etti.
“İNSANLAR HALEN KONTEYNERLERDE YAŞIYOR”
İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Esmender Çöçelli, “6 Şubat’ta yaşanan deprem faciasının üzerinden 2 yıl geçti. Halen insanların konteynerlerde yaşadığını görmek üzüntü verici, birlikte mücadele etmeliyiz” dedi.
Depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen sorunların devam ettiğini söyleyen ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “6 Şubat tarihinde Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından insanların uzattığı dayanışma elinin nasıl bir yumruğa dönüştüğünü bu topraklarda bu ülkeyi yönetenlerin bizi görmemesine inat birlikteliğimizi nasıl büyüttüğümüzü gördük” diye konuştu.
PİRHA- Açıklanan asgari ücret miktarına tepki gösteren KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Asgari ücreti çocuklarına ‘harçlık’ diye verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek hale getirdikleri milyonların alacağı asgari ücretin 22 bin 104 TL olmasına karar verdi” dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun belirlediği 22 bin 104 TL’lik asgari ücret miktarına tepki gösterdi.
Sendikanın genel merkezinde yapılan açıklamada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Asgari ücreti çocuklarına ‘harçlık’ diye verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek hale getirdikleri milyonların 2025 yılında alacağı asgari ücretin 22 bin 104 TL olmasına karar verdi. Böylece iktidar, önümüzdeki günlerde 16 milyon emeklinin, 5 milyon kamu emekçisinin maaşlarında yapılacak artışa ilişkin tutumunun sinyalini de vermiş oldu. Geçtiğimiz yıllarda devasa artışlar yaptığı kendi bütçesinin üzerine bu yıl yüzde 40 artış daha koyan, her 1 dakikada 2 asgari ücret harcayan Saray, asgari ücretin yüzde 30 artırılmasına ‘Hayırlı olsun’ tweetti ile memnuniyetini gösterdi” dedi.
“MEVCUT İKTİDAR KİME HİZMET ETTİĞİNİ BİR KEZ DAHA İSPATLAMIŞTIR”
İktidarın patron ve sermaye sahiplerini koruduğunu, işçileri ise yok saydığını belirten Karagöz, “Böylece en tepeden en aşağıya mevcut iktidar kime hizmet ettiğini, kimin çıkarlarını koruduğunu, kimleri yok saydığını bir kez daha ispatlamıştır. Tüm kamuoyunun da bildiği üzere ülkeyi 22 yıldır yönetenler her ağızlarını açtıklarında ‘İşçiyi, memuru, asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik’ nutukları atmaktadır. Ancak her şey apaçık ortadadır. Yıllardır Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) vasıtası ile Ali Cengiz oyunları oynanmakta, çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına bile denk gelmeyen suni rakamlar önümüze resmi enflasyon olarak konulmaktadır” diye ekledi.
“MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
TÜİK vasıtasıyla açıklanan enflasyon verileri ile gerçek enflasyon arasındaki farkın ücretleri buharlaştırıldığını söyleyen Karagöz, “Hedef tüm çalışanları sefalete, 19’uncı yüzyıl kölelik koşullarına mahkûm etmektir. Tek çözüm; zam fırtınasının hız kesmeden sürdüğü, emeğe kölelik dayatıldığı koşullarda tüm emekçilerin, işçilerin insanca yaşamasına yetecek bir ücret, emekten çalınanları geri alma mücadelesinde birleşmekten geçmektedir. Önümüzde çok çetin bir süreç var. Ya hep birlikte kaybetmeye devam edeceğiz ya da birleşe birleşe kazanacağız. Bunun için biz KESK olarak asgari ücretlisinden emeklisine, işçisinden kamu emekçisine hepimiz için insanca yaşamaya yetecek bir ücret başta olmak üzere emeğin hakları için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA- KESK’in Ankara’daki mitinginde bütçenin ekolojik yıkım, doğan talanı, savaş, güvenlikçi politika ve silahlanmaya aktarılmasına tepki gösteren on binlerce emekçi, ülkenin kaynaklarının yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılması çağrısında bulundu.
Anadolu Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen sendika üyeleri, taleplerini taşıdıkları pankartlarla duyurmaya devam ediyor. “Yoksulluk sınır üzerinde maaş”, “Vergide adalet”, “Ulaşım, barınma, beslenme desteği”, “Ücretsiz bir öğün yemek”, “Yan ödemeleri emekliliğe yansıt” ve “İktidarların çıkarları için değil! Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve tüm hak sahipleri için sosyal hizmet” pankartlarını taşıyan KESK üyeleri ,Türkiye’nin dört bir yanından “Geçinemiyoruz” demek için Ankara’ya geldi.
AKM önünden Tandoğan Meydanı’na yürüyüş başladı. Yürüyüş boyunca halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. Savaşı derinleştiren politikalara itiraz eden KESK’liler, savaşa harcanacak bütçenin halkın temel gereksinimlerine harcanmasını talep etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun, Ankara’da düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitingine on binler katıldı. AKM önünden Tandoğan’a kadar yapılan yürüyüşün ardından meydanda yapılan mitingde halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına da tepki gösterdi.
KADINLAR TALEPLERİYLE ALANDA
Kadınlar da kendi talepleriyle miting alanındaydı. Yoksullaştırma politikalarından en çok kadınların ve LGBTİ+’ların etkilendiğini vurgulayan KESK’li kadınlar, merkezi bütçenin de toplumsal cinsiyet ayrımı körü olmaması gerektiğini ifade etti.
Son dönemde artan kadın cinayetlerine ve yoğunlaşan kadına yönelik şiddete değinen KESK’li kadınlar “Haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkıyor, emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı mücadelede birleşiyoruz!” dedi.
KAYYIMLAR GÜNDEMDE
Mitingin gündemlerinden biri de kayyım atamaları oldu. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına tepki gösterdi. Kayyımun halkın iradesinin gaspı olduğunu ifade etti.
Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz! şiarıyla, 50 binden fazla kamu emekçisi ve halkın katılımıyla düzenlenen mitingde ortak metni KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu.
“ÇARKLAR; RANT, SOYGUN ÜZERİNDEN DÖNÜYOR”
Koçak ve Karagöz‘ün konuşmalarından başlıklar şöyle:
“Bundan tam 10 yıl önce yine burada, Ankara’da “Emek, Demokrasi, Barış ve Adalet” mitingimizde hep bir ağızdan “Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz! Diye haykırmak istemiştik. Aradan 10 yıl geçti. Bozuk düzende sağlam çark olmayacağını her gün daha ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü bu bozuk düzenin çarkları yıllardır dönmeye devam ediyor. Çarklar; yıllardır ülkemizi emperyalist kapitalist sisteme, yabancı ve yerli tekellere daha fazla bağımlı hale getiren uluslararası sermayenin yağmasına yol açan neo-liberal politikalarla dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır borçlanmaya, ranta, betonlaşmaya dayalı bir ekonomik model üzerinden dönüyor. Çarklar, sadece sanayide, teknolojide, enerjide değil tarımda, hammaddede hemen her alanda dışarıya bağımlı hale getirilmesi ile dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır hepimizden, halktan alınan vergilerle, kaynaklarla kurulan; PETKİM’den TÜPRAŞ’a, SEKA’dan TEKEL’e, TEDAŞ’dan SÜMERBANK’a, yem fabrikalarından, limanlara, şeker fabrikalarından madenlere kadar tüm kamu işletmelerini, fabrikaları özelleştirme soygunu ile yok pahasına yabancı ve yerli sermayeye peşkeş çekilmesi ile dönüyor. Çarklar; Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, bakım sorumluluğunun kadına yüklenmesi üzerinden dönüyor.
KAYYIM, KHK, İHRAÇLAR..
Bizim söylediklerimizi bir yana; 22 yıldır ülkeyi yönetenler bu bozuk düzenin çarklarının nasıl ve kimin için döndürdüklerini zaten açık açık itiraf ediyorlar. Döviz kuru ve enflasyon rekor üstüne rekor kırarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti. “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”. Doğru çarklar dönüyor. Ama nasıl dönüyor? Çarkların içinde kimler eziliyor ? Emek karşıtı, sermaye yanlısı bütçelerle, adaletsiz vergi sistemi, özelleştirme talanı ve kamunun tasfiye edilmesi ile düzenin çarkları biz emekçileri eziyor. TÜİK’in sahte rakamları ile düşük gösterilen enflasyonla, açlık sınırında ücretlerle, angarya çalışmayla, güvencesiz istihdamla çarklar bizi eziyor. Hak arama yollarımızı kapatan, insan hakları ihlallerini körükleyen güvenlikçi politikalarla, darbelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL’lerle, kayyum darbeleri ile çarklar bizi eziyor.
Grev yasaklarıyla, sendikal hak ihlalleri ile torba yasalarla KHK’lerle, sorgusuz sualiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle çarklar bizi eziyor. Doğayı talan eden, yaşam alanlarımızı yok eden ranta dayalı betonlaşma ile çarpık kentleşme ile düzenin dişlileri bizi yok ediyor. Kadın yoksulluğunun, güvencesizliğinin eşitsizliklerin derinleştirilmesi ile bu çarklar bizi eziyor. Kısacası bu bozuk düzenin çarkları; yıllardır halkı, emekçileri, kadınları, yoksullaştırarak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor.
SAVAŞ POLİTİKALARI
Bu iktidarın savaş ve rant politikalarının sonuçları; seçilmiş milletvekillerinin halen cezaevinde tutulması Belediye Başkanlarının, Eş Başkanlarının yerine kayyım atanması, halk iradesinin ayaklar altına alınmasıdır. Demokrasinin, hukukun, adaletin, sendikal hak ve özgürlüklerin kırıntılarının bile rafa kaldırıldığı, tek adam rejiminin ferman düzenidir. Siyasal iktidarın ırkçı, gerici bir anlayışla laikliği hedef alması, etnik ve inanç kimlikleri üzerinden toplumun ayrıştırılması ve kutuplaştırılmasıdır. Kontrolsüz iç ve dış göçün yarattığı göçmen ve sığınmacı sorunları üzerinden ırkçılığı yeniden üretilmesidir. Yaşanan sorunların sebebi savaştan kaçarak ülkemize sığınan yoksul halklar değil emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin savaş tamtamlarıdır.
“KAYYIM TOPLUMSAL BARIŞA DARBEDİR”
Demokrasinin varlığının temel koşulu halk iradesine saygı duymaktır. Bunun aksine her türlü karar ve müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesidir. Bir kez daha altını çiziyoruz. Kayyım; halk iradesine, emeğe, toplumsal barışa darbedir. Kayyım; yerel yönetim emekçilerini işinden, ekmeğinden eden, toplu sözleşmelerini iptal eden, sürgünü, sendikal ayrımcılığı, angarya çalıştırmayı rutin hale getiren emek düşmanlığının adıdır. Kayyım; yolsuzluktur, boşaltılan kasalar, Yandaşlara belediyelerde kadro açmak, ihale dağıtmak, halkın omuzlarına katmerli borçlar yüklemektir. Kayyım; rantçı belediyecilik anlayışı karşısında olanlara, eşit yurttaşlık temelinde, bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklara yönelik bir gözdağıdır. Kayyım; halkla belediye arasına konulan beton duvarlardır.
“KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ VE ALEVİLERE EŞİT YURTTAŞLIK”
Bizler eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Bu nedenle saltanatlarını sürdürmek için acıdan ve gözyaşından, kutuplaştırmadan, çatışmadan beslenenlerin karşısında bir arada olmaya devam edeceğiz. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, izlerini hafızalarımızdan silmeyi hedefleyen zihniyete karşı; “Laiklik” ve “Demokratik Cumhuriyet” mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.
Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesinden yanayız. Halklarımız barış özlemini ortak yaşam eşit yurttaşlık talebini açıkça ortaya koymuştur. Barış süreci yeniden örülmeli, başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere halkların eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Koçak ve Karagöz taleplerini şöyle sıraladı:
“-Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, emekçilerin ve emek örgütlerinin bütçe sürecine katılım sağlayabileceği yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz.
-Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
-Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini istiyoruz.
-Vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz. Bunun için; tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini,
-Yoksulluk sınırına kadar olan maaşların, birinci vergi diliminde sabitlenmesi ve %10’a çekilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını istiyoruz.
-Maaşlarımızda her geçen yıl artan kayıpların karşılanmasını istiyoruz.
-Asgari ücretin bir işçinin ailesi ile insanca yaşamaya yetecek seviyeye, en düşük emekli aylığının ise asgari ücret seviyesine çıkarılmasını istiyoruz. Biliyoruz ki bunu yapmak için sadece sermaye çevrelerinden almadıkları vergilerin onda biri yeterlidir.
-En düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.
-Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm çalışanların güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini istiyoruz.
-Eğitimin tüm aşamalarında çocuklarımıza ücretsiz, bir öğün yemek içilebilir su istiyoruz.
-Uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve temel hakkımız olan; Gerçek Grevli Bir Toplu Sözleşme Yasası talep ediyoruz.
-Kamuda işe alımlarda, siyasi kayırmacılığa son verilmesini, gençlerimizin işe girmesini engelleyen mülakatın ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılmasını istiyoruz.
-Haksız hukuksuz şekilde KHK’lar ile ihraç edilen tüm emekçilerin derhal görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
-Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetlerinin ücretsiz, anadilinde, ulaşılabilir ve nitelikli hale getirilmesini, bütçelendirilmesini bu alanda özel sektörün teşvikinden vazgeçilmesini istiyoruz.”
PİRHA- Ankara’da 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri bir araya geldi. Yapılan açıklamada, ” İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” denildi.
78’liler Hareketi Ankara, Alınteri, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Ankara İşçi Meclisi, BDSP, DAD, DEM Parti, Devrimci Parti, EHP, ESP, Emekliler Meclisi Sendikası, Halk-Der, HDK Emek Meclisi, Sosyalist Parti, SYKP, Kaldıraç, Partizan; 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri olarak Ankara Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.
“Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz” şiarıyla buluşma düzenleyen Yüksel Caddesi’nde toplanarak Sakarya Caddesi’ne yürüdü.
“Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz” yazılı pankart açılırken “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz “, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek ” söz, yetki, karar işçilere” sloganları atıldı.
Bileşenler adına açıklamayı Songül Doğan okudu.
“MAHKUM EDİLDİĞİMİZ AÇLIK, YOKSULLUK, SEFALET VE SAVAŞ DÜZENİNİ KABUL ETMİYORUZ”
“Tüm zenginlikleri yaratanlar olarak içinde yaşamaya mahkûm edildiğimiz açlık, yoksulluk, sefalet ve savaş düzenini kabul etmiyoruz” diyen Doğan, “Bizler; emeği azgınca sömürülen işçiler, yoksulluk girdabında boğulmak istenen emekçileriz. Bizler; üç kuruş emekli aylığı ile yaşam hakkı ayaklar altına alınmak istenen emeklileriz. Bizler; doğası, toprağı kapitalistlerin üç kuruş kâr hırsı uğruna yağmalanan köylüleriz. Bizler; geleceği gasp edilen gençler; evde, sokakta, işyerinde baskı, şiddet ve katliamlara uğrayan kadınlarız. Bizler sömürü çarkları dönsün diye en temel demokratik hakları yok sayılan; etnik, dinsel, mezhepsel çatışmalarla birbirine düşman edilmeye çalışılanlarız. Savaş ve saldırganlık politikalarıyla kıyıma uğrayan, yok sayılan halklarız. Türkü, Kürdü, Arabı,Rumu, Ermenisi ile; Alevisi, Sünnisi, Süryanisi ile her dilden ve her renkten emekçiler olarak dünyayı emeği ile var edenleriz” dedi.
“PATRONLARI ZENGİN ETMEYE DEVAM EDİYORLAR”
Uyguladıkları programın adı konulmamış bir IMF programı olduğunu vurgulayan Songül Doğan, şunları söyledi:
“İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Çalışma ve yaşam koşullarımız her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Aldığımız ücretlerle bırakın insanca bir yaşam sürmeyi nefes almak bile imkânsız hale geliyor. Enflasyon canavarı belimizi bükmeye, çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştıkça iş cinayetleri artmaya devam ediyor.
Ama onlar, bu ülkede açlık sınırının altında ücretlerle çalışmak zorunda bırakılan milyonlar yokmuş gibi çıkıp enflasyonun nedenini ücret zamları olduğunu iddia ediyorlar. Fedakârlık adı altında bu ülkenin işçisinden, emekçisinden, emeklisinden göz göre göre çalmaya devam ediyorlar.
Geçtiğimiz haftalarda bir Orta Vadeli Program açıkladılar. Bugünlerde 2025 Bütçe Tasarısı mecliste, önümüzdeki günlerde yeni asgari ücret için tespit komisyonu toplantıları başlayacak. Ve buralarda kurdukları her cümle, yazdıkları her satır ile bizden çalmaya, patronları zengin etmeye devam ediyorlar.
“KRİZİN FATURASINI KRİZE NEDEN OLANLAR ÖDEMELİ”
Emeği ile yaşam kavgası veren işçilerden, emekçilerden daha ücreti eline geçmeden vergisi kesilirken, vergi afları ve indirimleri ile trilyonlarca lirayı sermayedarlara hibe ediyorlar. Artan oranlı vergilerle, dolaylı vergilerle işçiler, emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşırken eğitimi, sağlığı, ulaşımı patronların insafına terk ediyor, kamu hizmetlerine dair sorumluluklarının hiçbirini yerine getirmiyorlar.
Ve bu emek düşmanı rejim devam etsin diye, sırf patronlar daha da fazla kazansın diye çalışma koşullarını daha da ağırlaştıracak düzenlemeler çıkarmaya hazırlanıyorlar. Ajandalarında yeni esnek üretim saldırıları var. Ajandalarında güvencesiz çalışma biçimleri var. Ajandalarında kıdem tazminatı hakkımızın gasp edilmesi var. Ajandalarında daha az ücret, daha çok sömürü için ne gerekiyorsa o var.
Bizler, bu emek düşmanı politikaları kabul etmiyoruz. Krizin faturasını doymak bilmez kâr hırsları ile bu krize neden olanlar ödemeli diyoruz.”
“BASKI VE ZORBALIK İLE BÜTÜN BİR TOPLUMU ÇÜRÜTÜYORLAR”
İktidarın işçiyi, emekçiyi ırkıyla, mezhebiyle bölüp parçalarken kendisi İsrail’e ticaret gemilerini göndermeye devam ettiğinin belirten Songül, Bu emek düşmanı rejim sadece ücretlerimizi düşürüp çalışma ve yaşam koşullarımızı ağırlaştırmıyor. Ayakta kalabilmek için, sömürü çarkının işlemeye devam etmesi için bir baskı ve zorbalık düzeni tahkim ediyor. Baskı ve zorbalık ile insana dair her şeyi yok ediyor, bütün bir toplumu çürütüyor.
Emeğinin hakkını istediği için, sendikalaştığı için işçinin karşısına barikat kuruyor; doğasına sahip çıkan köylüye saldırıyor, rezerv alan adı altında evlerine el koyuyor. Soruşturma ve yasaklarla, MESEM adı altında işletilen sömürü mekanizmalarıyla gençliğin, şiddet sarmalı ile kadınların ve LBGTİ+’ların gelecek umudunu yok ediyor. Rant uğruna üç günlük bebeklerimizi çetelerin elinde ölümünü seyrediyor. Seçme seçilme hakkına bile tahammül edemiyor, seçilmiş belediye başkanlarını sudan gerekçelerle görevden alıyor, bir kayyım rejimi inşa ediyor” dedi.
“SOKAKLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İktidarın toplumda göçmen karşıtlığını kışkırtırken, göçmenlerin emeği üzerinden yeni rant alanlarının hesabını yaptığını belirten Doğan, “Başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkların haklı ve onurlu taleplerini inkâr ve imha politikaları ile yok sayarken kışkırttığı savaş politikaları ile silah tekellerini zengin etmeye devam ediyor. Her yıl ödediğimiz vergilerimizden trilyonlar sırf onları daha çok kazansın diye, sırf işçi ve emekçiler o savaş politikalarının esiri olup baskı ve zorbalık düzenine ses çıkarmasınlar diye peşkeş çekiliyor” diye ekledi.
İnsanca yaşamak istediklerinin altını çizen Songül Doğan, “Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“ARTIK BIÇAK KEMİKTE”
KESK adına konuşan sendika başkanı Ahmet Karagöz, “Umarım bu etkinlik birilerine ders olur. Açık sefalet diz boyu. Ülkeyi yönetemeyenlerin yoksulluğu yönettiği bir dönemdeyiz. Artık bıçak kemikte, artık sabretmeyeceğimizi bildirmek istiyorum. Bütçelerin bu ülkenin emekçisinin bütçesi olmadığını, öğrencilerin bütçesi olmadığını görüyoruz. Bütçenin patronların bütçesi olduğunu hepimiz biliyoruz. KESK olarak 30 Kasım’da Ankara’da bütçe kapsamında bir miting düzenleyeceğiz. Bu ülkenin bütçesinin sermayeye aktarıldığı bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
10 kişinin işten çıkartılmasının ardından 19 Eylül’den beri grevde olan As plastik işçilerinin mesajı okundu. Grevdeki işçiler mesajlarında direniş çağrısı yaparak birlikte mücadele vurgusu yaptılar.
Emekliler Meclisleri Sendikası ise “Emeklilerimizin sefalet ile sınanmaktadır. Emekliler sorunları görmezden gelinmiştir” diyerek emeklilerin sorunlarına vurgu yaptı.
Buluşma işçilerin konuşmalarının ardından sona erdi.
PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu VE Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, “Kamuda Verimlilik ve Tasarruf” paketini Meclis’in önünde yapılan basın açıklaması ile protesto etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) “Kamuda Verimlilik ve Tasarruf” paketini Meclis’in önünde yaptığı basın açıklaması ile protesto etti.
“Kamuda Verimlilik ve Tasarruf” adıyla duyurulan paketle de yoksulun, emekçinin cebinden alıp zenginin cebine aktaran düzenin devamını sağlamak üzere “kemer sıkın” çağrısı yapılmak istendiğini belirten kurumlar adına basın metnini okudu.
Açıklamada “AKP paketi al başına çal”, “Güvenceli iş, güvenceli gelecek istiyoruz”, “Saraya değil, emekçiye bütçe”, “KHK’ler gidecek, biz kalacağız” sloganları atıldı.
“HALKIN YAŞADIĞI SORUNLARI DAHA DA DERİNLEŞTİREN DÜZENLEMELER ÇIKTI”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz konuşmasına, Özel Sektör Öğretmenlerinin direnişini, Hakkari halkının irade gaspına karşı verdiği mücadeleyi ve Filistin halkını selamlayarak başladı.
Karagöz, “Bu programlardan, paketlerden her defasında emeği ile geçinen kesimlerin, halkın yaşadığı sorunları daha da ağırlaştıran düzenlemeler çıkmıştır. Son olarak 13 Mayıs 2024 Pazartesi günü Cumhurbaşkanı yardımcısı ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın katılımı ile düzenlenen toplantıda ‘Kamuda Verimlilik ve Tasarruf’ adlı bir paket daha açıklanmıştır. Ancak bu cilalı kavramlarla ambalajlanıp piyasaya sürülen paketin içeriğine baktığımızda tablo tamamen değişmektedir” dedi.
“Neden tasarrufa ihtiyaç duyuyoruz? Eğer ortada bir israf varsa bu israfın kaynağı nedir?” diye soran Karagöz, “Evet, bu ülkede yıllardır sürdürülen bir israf vardır” dedi ve şunları ekledi:
“Ülkenin kaynakları yıllardır beton ekonomisine gömülmekte, kentlerin yağmalanmasına, doğanın tahrip edilmesine, silahlanmaya harcanmaktadır. Sermayeden, patronlardan, zenginlerden alınması gereken vergiler; ‘muafiyetlerle’, ‘indirimlerle’, ‘istisnalarla’, ‘aflarla’ bir kalemde silinmektedir. Kamu Özel İşbirliği Projesi adı altında, şehir hastanelerinin, havalimanlarının, yol ve köprülerin müteahhitlerine hazineden garanti olarak milyonlarca dolar aktarılmaktadır. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler özel uçaklarına, makam arabalarına, yazlık-kışlık saraylarına, köşklerine yenilerini ekliyor.”
“EMEKÇİLERE KEMER SIKIN ÇAĞRISI DEVAM EDİYOR”
Ahmet Karagöz, tüm bunların faturasının emeği ile geçinen kesimlere ve yoksullaştırılan halka yıkıldığını söyleyerek, “Üstelik ülkeyi yönetenler her krizde ‘Hepimiz aynı gemideyiz. Geminin batmaması için hepimizin fedakârlık yapması lazım’ nutukları atmıştır. Ancak her seferinde fedakârlık yapan, kemer sıkan, emeğinin karşılığını almadan kazan dairesinde canhıraş çalışarak geminin yol almasını sağlayan işçiler, emekçiler olmuştur. %1’lik asalak kesim ise biz işçilerin, emekçilerin emeği ile su üstünde kalabilen geminin özel kamaralarında lüks bir hayat sürmeye devam etmiştir. Tüm bunlara rağmen iktidar ‘Kamuda Verimlilik ve Tasarruf Paketi’ adını verdiği paketle yoksulun cebinden alıp zenginin cebine aktarmayı temel alan bu düzenin bekası için (!) bir kez daha emekçilere, halka ‘kemer sıkın’ çağrısı yapmaktadır” ifadelerine yer verdi.
HAKKI YOK EDİLMEK İSTENEN VATANDAŞA, İŞÇİLERE, GENÇLERE, KADINLARA ÇAĞRI
Bu paketin gerçekte emekçilere ve halka saldırı, kamu hizmetlerini tamamen tasfiye etme paketi olduğunu belirten Karagöz, şöyle devam etti:
“Bu nedenle DİSK, KESK, TMMOB, TTB olarak öncelikle iktidarı yıllardır sıkmaktan kemerinde delik kalmayan milyonlara tasarruf çağrısı yapmaktan vazgeçmeye, elini artık cebimizden çekmeye davet ediyoruz. Bu ülkede çalışanların insanca bir yaşam sürmesi, vatandaşların refahının arttırılması için gerekli kaynağın, tasarrufun adresi bellidir. O adres emek sömürüsünden, faizden, ranttan, vergi aflarından, hazine garantilerinden, silah tüccarlığından, üç beş yerden alınan maaşlardan beslenenlerdir. Eğer hedef gerçekten tasarruf etmek ise önce buradan başlanmalıdır. Başta sendikalar, konfederasyonlar, meslek örgütleri olmak üzere tüm emek örgütlerini, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı yok edilmek istenen vatandaşları, işçileri, emekçileri, kamuda işe girme imkânı ortadan kaldırılarak işsiz bırakılmak istenen gençleri, güvencesiz çalışmanın dayanağı haline getirilmek istenen kadınları bu saldırı ve tasfiye paketine karşı omuz omuza vermeye çağırıyoruz.”
PİRHA – KESK Merkez Yürütme Kurulu (MYK) görev dağılımı yapıldı. Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz’ün, KESK’in yeni eş genel başkanları olduğu duyuruldu.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 19-20-21 Ocak 2024’te Ankara’da 11. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirmişti.
KESK’in yeni MYK üyeleri bugün toplanarak görev dağılımı yaptı. Buna göre konfederasyonunun Merkez Yürütme Kurulu (MYK) görev dağılımı şu şekilde belirlendi:
AYFER KOÇAK – Eş Genel Başkan
AHMET KARAGÖZ – Eş Genel Başkan
SEVGİ YILMAZ – Genel Sekreter
ERDAL KARAKUŞ – Mali Sekreter
SEMA PINAR – Eğitim, Örgütlenme ve Basın Yayın Sekreteri
DÖNE GEVHER KOYUN – Kadın Sekreteri
ADİL BAHADIR BERDİCİOĞLU – Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri
PİRHA- Aladağ yurt yangınında 11 öğrenci bir eğitmen toplamda 12 insanın yanarak yaşamını yitirmesine ilişkin açılan dava Kozan Adliyesinde görülmeye devam ediliyor. Duruşmada avukatlar 4 sanığın ara kararla tahliye edilmesine itiraz etti.
Geçtiğimiz günlerde ara kararla 4 sandığın serbest bırakılmasının ardından görülen duruşmaya Eğitim Sen, Sosyal Haklar Derneği, CHP Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen, CHP Adana Gençlik Kolları, Adana Barosu ve baroya kayıtlı çok sayıda avukat katıldı.
Görülmeye başlanan duruşmada avukatlar bilirkişi raporunda iş kazası olarak gösterilen rapor sonucunda 4 sanıkmış serbest bırakılmasına itirazda bulunarak, raporun sadece sanıkların ifadesine dayanarak hazırlandığını ifade etti. Aileler ise, mevzuata aykırı eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmesine göz yuman ilçe milli eğitim müdürünün yargılanmasını talep etti.
Duruşmayı izleyenler arasında yer alan Eğitim-Sen Mali Sekreteri Ahmet Karagöz “Engellemelere rağmen Kozan Adliyesindeki duruşmayı izliyoruz. Adalet terazisinin hukuk ilkelerini gözeterek adalet dağıtmasını bekliyor ve talep ediyoruz. Asıl sorumlular tahliye edilirken, bugün sadece bilirkişi raporu üzerinden itfaiye erlerinin yargılanmasını doğru bulmuyoruz” dedi.
Duruşmaya alınmayan CHP Gençlik Kolları üyeleri ise hak, hukuk, adalet sloganları atarak duruşmaya alınmamalarını protesto ediyor.
PİRHA- 11’i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirdiği Aladağ yangını davasına ilişkin konuşanEğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, hukuk terazisinin, siyasal iktidarın belirlediği hedef, yönelim ve talimatlara göre adalet dağıttığını söyledi. Karagöz, “Gözü yaşlı annelerin tek talebi çocuklarının ölümünde kusuru olanların yargılanması ve cezalandırılması. Eğitim- Sen olarak bu ve benzer davaların takipçisi olmaya da devam edeceğiz” dedi.
Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, Adana Aladağ’da bulunan öğrenci yurdunda meydana gelen ve 11’i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan yangına ilişkin yürütülen dava sürecini değerlendirdi.
Karagöz, facia sonrası yaşananlara ilişkin şunları ifade etti:
“Eğitim-Sen Adana Şube Yürütme Kurulu üyeleri olarak, yaşamlarını yitiren çocuklarımızın ailelerinin acılarını paylaşmak, yaralı öğrencilerimizin yanında olmak ve yaşanan bu dramı tüm çıplaklığı ile kamuoyu ile paylaşmak ve sorumluların yargılanması konusunda çaba sarf etmek üzere, yangın mahalline ulaştığımız an itibariyle gözaltına alınmıştık. Yürütülen soruşturma sonrası açılan davaya Eğitim-Sen olarak müdahil olma talebimiz mahkeme heyetince ret edilmişti. İzlediğimiz tüm duruşmalar senaryosu önceden yazılmış bir tiyatro oyununun ötesini asla geçmedi.”
“HUKUK TERAZİSİ TALİMATLARA GÖRE ADALET DAĞITIYOR”
Mahkeme heyetinin değişmesiyle Kozan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ara karar ile tutuklu 4 sanığın tahliye edilmesine tepki gösteren Karagöz, hukuk terazisinin, siyasal iktidarın belirlediği hedef, yönelim ve talimatlara göre adalet dağıttığını belirterek şunları söyledi:
“İnsan hak ve özgürlüklerin olmadığı, hukukun evrensel ilkelerinin yok sayıldığı ve aynı zamanda sosyal hukuk devletinin görev ve sorumluluklarını cemaat ve tarikatlara devrettiği bir süreç topluma dayatılmaktadır. Bu sürece itiraz edenler ise yine siyasal iktidarın talimatlarıyla kolluk kuvvetlerince darp edilerek gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Hak ve özgürlüklerin sınırı OHAL ve AKP’nin ihtiyaçları çerçevesinde sınırlandırılmış olan ülkemde, yargıda vicdanları rahatlatacak karlar beklemek saflıktan öte başka bir şey değildir. Çığlık çığlığa bedenleri yanarak yaşamını yitiren 12 insanın ölümünden sorumlu olanlarla ilgili havuz medyası kör, sağır ve lal olmayı tercih etmiştir. Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise adete sorumluları koruma ve kollama yarışına girdiler. Onlar için, ne de olsa ölen çocuklar yoksul emekçi ailelerin çocuklarıydı. Hesaplarına bir miktar para yatırılır ve davalarından vazgeçilir diye düşünülüyor ve bu konuda da somut adımlar da atılıyordu. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde şu an tutuklu olarak yargılananlar da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacaklar ve bir süre sonra da beraat ettirileceklerdir.”
“DAVANIN TAKİPÇİSİYİZ”
Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, gözü yaşlı annelerin tek talebinin çocuklarının ölümünde kusuru olanların yargılanması ve cezalandırılması olduğunu söyledi.
Karagöz, “Ancak çocukların ölümünde kusuru olanlar, ölen yavrularımıza rahmet okuyarak kendi sorumluluklarını hasıraltına süpürüyor. Bu durum dünyanın başka bir ülkesinde yaşanmış olsa yer yerinden oynardı. Fakir insana saygı duymayanlardan vicdan muhasebesini beklemiyoruz. Eğitim -Sen olarak bu ve benzer davaların takipçisi olmaya da devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA- Hükümetin yetkili sendika Memur Sen ile yaptığı toplu sözleşmede çıkan %3,5 zammı eleştiren Eğitim Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, “Hükümet destekli sözde yetkili satış sözleşmesi ile bayram öncesi kamu emekçilerinin alın teri ve sofrasındaki ekmeği siyasal iktidara peşkeş çekilmiştir” dedi.
Hükümetin yetkili sendika Memur Sen ile 1 Ağustos 2017 tarihinde başlayan 2018–2019 yıllarını kapsayan 4. Dönem “toplu sözleşme” görüşmelerinde çıkan %3,5 zammı eleştiren Eğitim Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“SÜRECİN KİMLERLE YÜRÜTÜLDÜĞÜNÜ İYİ BİLİYORUZ”
“Hükümet destekli sözde yetkili satış sözleşmesi ile bayram öncesi kamu emekçilerinin alın teri ve sofrasındaki ekmeği siyasal iktidara peşkeş çekilmiştir” diyen Karagöz, “Hükümet açısında süreci yönetmek oldukça kolay olmuştur. Kendi yarattığı ve büyüttüğü bir sendikanın üretimde gelen gücünü gösterip, restleşmeyi beklemek hayalcilik olurdu. 3 milyon kamu emekçisini ve 2 milyon kamu emeklisini ilgilendiren toplu sözleşme sürecinin nasıl ve kimlerle yürütüldüğünü her kamu emekçisi arkadaşımın gayet iyi bildiğini düşünüyorum. Sanayiciye, işadamlarına ve yandaşlara kaynak ve olanakları sonuna kadar kullananlar emekçiye %3,5 zammı reva görmektedir” dedi.
“KESK OLARAK SÜRECE KARŞI ÇIKTIK”
“Bu toplu sözleme sürecinde kamu emekçilerinin özlük, ekonomik ve demokratik hakları ile ilgili yetkili sendika olumlu bir adım atamamış ve kamu emekçilerinin lehine bir tutum sergileyememiştir” ifadelerini kullanan Karagöz, “Satış sözleşmesini gece yarısı imzalayan Memur Sen ağasına başkaldırma cesareti gösteremeyerek başta 1 milyon üyesi olmak üzere 3 milyon kamu emekçisine ihanet etmiştir. Gerçi yöneticilerini siyasi iktidarın belirlediği, üyelerini ise baskı ve zorlamanın yanında devletin imkân ve olanaklarının peşkeş çekilerek yapıldığı hormonlu bir sendikada gerçek bir toplu sözleşme nasıl beklenir ki, Bu sürece KESK olarak en başından beri karşı çıktığımız, gerçek evrensel toplu sözleşme sistemi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, tekli sendikal rejim ve siyasal iktidarın son sözü söylemesinin dayatıldığı “Türkiye Tipi Toplu Sözleşme Sisteminin” iflas ettiğini bir kez daha ispatlamıştır” ifadelerini kullandı.
“Emeği ve alın teri ile geçinen açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm edilen emekçi kardeşlerim taleplerimizi ortaklaştırıp, güçlerimizi birleştirdiğimizde başka bir dünya tarifi bizim açımızda mümkündür” diyen Karagöz, “Havuz medyasında tarafından iki satır alt yazı ile geçen bu toplu sözleşme sonucu, toplumsal bir tepki ile karşılaşırsa ülkenin diğer önemli gündemleri gibi siyasal iktidar algı operasyonu ile gündemi değiştirir. Ülkenin kötü gidişatına dur dediğimiz için, emekçilerin taleplerinin hayat ve yaşam bulmaları için, emek, barış ve demokrasi için mücadelemizden kaynaklı ihraç edildik. Ama yenilmedik. Aydınlık günleri sizlere müjdeleyecek olanlar karanlıklara karşı direnen bu ülkenin aydın ve cesur insanları olacaktır” diye konuştu.