Etiket: ahmet koçak

  • Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    Alevi yazarlar, Esat Korkmaz’ı anlattı: İlkeliydi, üretkendi, mücadeleciydi- VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesinin ardından, Alevi yazarlar, gazeteciler, kurum temsilcileri PİRHA’ya konuştu. Alevi aydınlar, Esat Korkmaz’ın Alevi toplumunda emeğinin büyük olduğuna dikkat çekerek, yokluğunun toplum için büyük bir kayıp olduğunu ifade ettiler. 

    Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. 29 Temmuz Cumartesi günü saat 12.00’de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Hakk’a uğurlanacak olan Korkmaz için Alevi Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız, Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, Yazar Erdoğan Aydın, Gazeteci Attila Taş ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Esat Korkmaz’ın Hakk’a yürümesine ve tanık oldukları yaşamına dair PİRHA’ya konuştular.

    “ESAT KORKMAZ GİBİLER BU ÜLKENİN ŞANSIDIR”

    Yazar Ayhan Aydın, “Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir” diyerek şunları kaydetti:

    “Sosyalist devrimci bir geçmişi olduğunu biz biliyoruz, zorlu yıllardan geçtiğini, hapishanelerde kaldığını, işkencelerden geçtiğini de biliriz. Bunları dile getirmezdi ama yazılarıyla geçmişin tanıklıklarıyla, kafa tutan günleriyle sayısız eserlerinde biz bunların izini sürebiliyoruz. Aleviliğin- Bektaşiliğin temel değerlerini değer bildi, öğretilerini öğreti bildi. Yorumu, görüşleri farklıydı ama hiçbir zaman ahlaki değerler bakımından köklerinden koparmadan ruhunu zedelemeden Aleviliğin, Bektaşiliğin öz değerlerini bize taşımıştı bir düşünür edasıyla. Esat Korkmaz bize çok şeyler vermiştir. Vadilerimizde, ovalarımızda, dağlarımızda onun o güzel çalışmaları, Alevi Bektaşi varlığı yaşadıkça yaşayacaktır. Ormanlarımızı kesiyorlar, su kaynaklarımızı kurutuyorlar. Bizi Şii-Sünni otoriteler içerisinde eritmek istiyorlar. İşte Esat Korkmaz gibiler bu ülkenin şansıdır, ses bayrağıdır. Dolayısıyla onun yazdığı eserler geleceğe emanettir, selam olsun diyorum O’na. Doksanlı yıllardan bu yana bitmez tükenmez bir dostluğumuz vardı. Anısı anımız, yolu yolumuzdur. Her zaman içinde üretenden yanaydı, yaratandan yanaydı güzel bir insandı.”

    “DAHA ÇOK ÜRETECEĞİ ŞEYLER VARDI”

    Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak da, Korkmaz’ın daha çok üreteceği şeyler vardı diyerek şunları söyledi:

    “Esat abi ile yaklaşık 30 küsür yıldır tanışıyorum. Doksanlı yılların başlarında tanışmıştım. O günden bugüne dostluğum ilişkim sürekli devam etti, son anına kadar devam etti. Benim nezdimde Esat Korkmaz ilkeli, savunduğu değerlerin arkasında duran, sonuna kadar eleştirilere açık ama doğrularından da elinden geldiğince taviz vermeyen bir kişilik bir kimlikte bir insandı. Yıllardır hep şunları söyledik, sanatçılarımız, ozanlarımız, aydınlarımız, gazeteciler üreten insanlara yaşarken değer verelim. Biz yaşarken değer vermesini bir türlü bilmiyoruz. Son bir ay içerisindeki durumu biraz daha ağırlaşmıştı. Özellikle son bir haftadaki aşamasında da ağrısız sancısız geçirdi ve aramızdan ayrıldı. Tabi çok üzgünüm. Yani daha çok üreteceği şeyler vardı.”

    “HEPİMİZ İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR KAYIP; HALK ADAMIYDI”

    Yazar Ali Balkız ise Korkmaz’ın alçak gönüllü olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

    “Öyle burnu havalarda olan aydın tiplerinden değildi. Halk adamı idi aynı zamanda. Hiç yorulmadı. Olanak bulduğu her yerde ve zamanda gençleri başına topladı. Onlarla felsefe konuştu, Alevi tarihini konuştu, zahirliği konuştu. Kimiz, nereden geliyoruz, nasıl geldik bugüne? Bugün neyiz, nereye gidiyoruz? Sorularını yanıtladı gençlerle birlikte. Böyle bir öğretmenlik yanı da vardı yazarlığının dışında. Hepimiz için çok büyük bir kayıp. Sadece Aleviler için değil. Gerçeği arayan her kesim için önemli bir kayıp. Ama bize bıraktığı eserler de tesellimiz olsun. Güle güle gitsin yolu açık olsun. Devri daim olsun, devri daim olmanın gereği olarak da geri dönsün. Fazla bekletmesin bizi. Saygıyla, sevgiyle anıyorum, Esat Korkmaz’ı.”

    “ALEVİ DÜNYASI İÇİN BÜYÜK BİR KAYIP”

    Yazar Erdoğan Aydın, “Biz arkadaşlarının hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir” diyerek Korkmaz’ı şu sözlerle andı:

    “Esat benim çok sevdiğim, değer verdiğim, kendisinden çok şey öğrendiğim, hem insani anlamda, hem siyasi anlamda hem de Alevilik bilinci ve mücadelesi anlamında kendisinden gerçekten çok şey öğrendiğim, benim için çok özel yerde, çok kıymetli bir insandı. Hayatı ilk gençlik döneminden, üniversite yıllarından beri sosyalizm için mücadelede geçmiş, kararlı, inatçı, değer verdiği değerler adına hiçbir dönem çabayı, mücadeleyi kendi kendini onarmayı, aşmayı ihmal etmemiş bir insan. Böyle birden bire onu kaybetmiş olmamız hayatımda da, eminim ki son on yılları boyunca çok büyük katkı verdiği Alevi dünyası açısından da hissedilecek büyük bir kayıp olacaktır. Yani ben de yeni duydum ve her zaman çok sağlıklı, çok dinamik, yaşını göstermeyen, yaşına göre her zaman çok genç duran o hali aklıma geldikçe inanmakta da zorlanıyorum. Ama ne yazık ki kaybettik sevgili Esat Korkmaz’ı. Son otuz yıl boyunca ağırlıklı enerjisini Alevi kimliğinin hak mücadelesine, Aleviliğin ne olup ne olmadığına, Alevi tarihinin nasıl şekillendiğine yoğunlaştırmış bir insandı. Bu konuda gerçekten çok önemli katkılar çabalar sergiledi. İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum. Kişisel olarak da çok çok üzgünüm, özellikle ölüm haberini duyunca son altı aydır niçin haberleşmedik? Niçin birbirimizi görmedik diye ayrıca vicdan azabı çekiyorum. Eminim ki varlığı, ruhu o anıları devri daim olacak ve aramızda yeniden güzel şeyler olarak, üretken şeyler olarak yaşamaya, kendini hissettirmeye devam edecek. Biz arkadaşlarının, hizmet ettiği kurumların, hayatlarına bir şekilde dokunduğu, işte ajansların, televizyon kurumlarının da bu sorumluluk üzerinden daha çok şey yapması gerekir diye düşünüyorum. Bu soruşturmayı yapıyor olmanız nedeniyle de Pir Haber’e de ayrıca kişisel olarak teşekkür ediyorum. Başımız sağ olsun. Devri daim olsun. Anısı eserleri, çabası, dostu aramızda daha çok yaşasın diliyorum.”

    “MÜCADELE AZMİ BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

    Gazeteci Attila Taş ise, Nefes Dergisi’nde Alevilikle alakalı ilk yazısını Esat Korkmaz’ın yayınladığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Esat Hocamın benim için paha biçilmez önemi şuydu: O gerçek bir aydın ve gerçek bir entelektüel idi. Alevi dünyasına bol gelen bir gömleği vardı. Aleviliği doğru anlamak, doğru tanımlama noktasındaki ısrarı, bu ısrardaki tavizsizliği, mücadele azmi beni çok etkilemişti. Derin bir felsefi birikimi vardı Esat Hoca’nın, sadece Alevi Bektaşi araştırmaları üzerinde değil elbette. Araştırmalarındaki felsefi derinlik çok değerli. Şu anda piyasada Alevi Bektaşi kitapları yazarları, araştırmacıları dediklerimize baktığımızda bir çoğunun beş tane kitabı okuyup o kitaptan çıkardıkları özetle bir kitap yazdığını görüyoruz. Çok büyük bir kayıp oldu Esat Hoca. Yani gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyorum, çok değerli bir insandı. Kısaca şunu söyleyeyim, Aleviler erenler kervanından bahsediyorsa, Yol’a hizmet edenler kervanından bahsediyorsa o yolun başına konulacak ilk isimlerden biridir Esat Korkmaz. Çok çok büyük bir kayıp. Bu kayıp aynı zamanda Alevi asimilasyonunun hızla ilerlemesine de maalesef bir katkı sunacak. Çünkü Esat Hoca gibi gerçekten mücadeleci, asimilasyona karşı mücadele eden, Yol’u rayından çıkaranlara karşı böyle mücadele eden bir başka aydın, bir başka entelektüel bulunabilir mi? Hiç sanmıyorum.”

    Pir Hasan Kılavuz ise, “Aramızdan ayrıldı, uğurlar olsun ama unutmayacağız. Çalışmalarını işledikçe unutmayacağız. Devri daim olsun. Yıldızlar, ışıklar içinde uyusun” dedi.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Yazar Esat Korkmaz Hakk’a yürüdü

  • ‘Sivas Katliamı, Onlar Işık Oldular’ kitabının 3. baskısı yapıldı

    ‘Sivas Katliamı, Onlar Işık Oldular’ kitabının 3. baskısı yapıldı

    PİRHA – “Sivas Katliamı, Onlar Işık Oldular” kitabının 3. genişletilmiş baskısının yakın zamanda okuyucuya ulaştırılacağı açıklandı.

    Madımak Katliamına dair hazırlanan “Sivas Katliamı, Onlar Işık Oldular” kitabının 3. baskısı yapıldı.  Genişletilmiş baskı olarak hazırlanan kitabın, yakın zamanda okuyucuya ulaştırılacağı duyuruldu.

    Sivas Katliamı’nın onuncu yılında Ahmet Koçak tarafından yayına hazırlanan kitapta, katliamdan sağ kurtulan tanıkların katkıları da yer alıyor. Tanıklar, katliam günü yaşadıklarını, Aziz Nesin’e yapılan suçlamaları, mahkeme sürecini aktarırken, aradan geçen on yılın Türkiye ve Alevi hareketine getirdiği değişim ve gelişimleri de kitapta detaylıca değerlendiriyor.

    “AMACIMIZ, UNUTTURMAMAKTIR”

    3. baskı sunumunda şu ifadelere yer verildi:

    “Sivas Katliamı’nın üzerinden otuz yıl geçti. Otuz yıl önce, 2 Temmuz 1993’te otuz üç can; otuz üç aydın, yazar, şair ve genç Sivas’ta devletin askeri, polisi, valisinin gözü önünde katledildi. Sivas Olayları olarak tarihe geçen bu vahşette, iki kişi otel görevlisi ve saldırganlardan iki kişi de hayatını kaybetti.(…)

    Amacımız, yaşanan bu dramın tekrar etmemesi için, yaşananların unutulmamasıdır. Amacımız, unutturmamaktır.

    Katliamın otuzuncu yılında Sivas’ta kaybettiğimiz canlarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Aşk ile.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘HDP’nin ‘Alevilere eşit yurttaşlık’ kampanyası önemli; panzehir görevi görecektir’-VİDEO

    ‘HDP’nin ‘Alevilere eşit yurttaşlık’ kampanyası önemli; panzehir görevi görecektir’-VİDEO

    PİRHA- Ahmet Koçak ve Vedat Tekten, HDP’nin başlatmış olduğu ‘Alevilere eşit yurttaşlık’ kampanyasını değerlendirerek, “İktidar tarafından oluşturulan gerginliğin karşısında bu kampanya bir panzehir görevi görecektir. Eşit yurttaşlık haklarımızı köklü anayasal değişiklikler olmadan sağlayamayız. Bu yöndeki mücadelemizi dostlarımızla birlikte sürdüreceğiz” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5 Mayıs itibari ile ‘Aleviler için eşit yurttaşlık’ kampanyasını başlattı. HDP, söz konusu çalışmayla birlikte Alevilerin taleplerinin yer aldığı bir de kitapçık hazırladı. Ülkenin dört bir yanına geziler düzenleyen HDP’liler, yurttaşlara kampanyalarını anlatmaya devam ediyor.

    Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, HDP’nin başlatmış olduğu ‘Alevilere eşit yurttaşlık’ kampanyasını değerlendirdi.

    “AYRIMCI, ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİLİN ATTIĞI BİR SÜREÇTE BU KAMPANYA ÇOK KIYMETLİ”

    Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, HDP’nin başlatmış olduğu kampanyanın, Alevilerin yıllardır dile getirip de diğer partilerin gündemine almadığı bir mesele olduğunu ifade etti.

    20 yıldan daha fazladır Alevilerin eşit yurttaşlık talebi için mücadele verdiklerini de kaydeden Koçak, “Buna bir siyasi partinin duyarlı olması, bunu bir kampanyaya dönüştürmesi çok kıymetli. Mevcut iktidar son dönemde gittikçe ayrımcı, ötekileştirici dili daha da arttırmaya başladı. Tam da bu dönemde toplumların, inançların birbirine karşı iktidar tarafından oluşturulan gerginliğin karşısında bu kampanya bir panzehir görevi görecektir, diye düşünüyorum. Tabii buranın başka bir ayağı daha var. İnancın etnik kimlik üzerinden değerlendirildiği bir süreçte yaşanıyor. Alevilik sanki sadece Türk inancıymış gibi lanse ettirilmeye çalışılıyor. Alevilik bir inançtır. Dolayısıyla etnik bir kimlikle ifade edilmesi doğru bir şey değil. Tüm etnik kimlikten insanlar Alevi olabilir, Aleviliği benimseyebilir. Bu yüzden bunun karşısında da bu kampanyanın bu süreçte çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ HAKETTİĞİNİ ALAMAYAN TÜM KESİMLERİN TALEBİ OLMALIDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten ise Aleviler olarak, eşit yurttaşlık konusunda ittifak kurabilecekleri tüm siyasi ve sosyal güçlerle birlik olmaya hazır olduklarını dile getirdi.

    Eşit yurttaşlık talebinin sadece Aleviler için değil ülkemizde yaşayan tüm yurttaşlar için temel istek olmasını belirten Tekten, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu talep sadece Alevi toplumu için değil Türkiye’de yaşayan azınlıkları, yönetimden ya da yasalardan hak ettiği karşılığı bulamamış insan topluluklarını da buna dahil ederek, anayasal haklarımızın eşit olarak kullanımından yana olan herkesin talebi olmalı. Biz bu kampanyayı önemsiyoruz, destekliyoruz. Bu arada iktidarın da yürüttüğü saçma sapan kampanyalar var ama hiç eşit yurttaşlıktan bahsetmiyor. Ulufe dağıtma, sadaka mantığıyla bir ihtiyacınız var mı kafasıyla hareket ediyor. Biz bunları samimi ve dostça bulmuyoruz. Tarihsel müttefiklerimizle, musahip kurumlarımızla birlikte bir mücadele cephesinin oluşturulmasını, o cephede ortak mücadele verilmesini elbette ki destekliyoruz. Eşit yurttaşlık haklarımızı köklü anayasal değişiklikler olmadan sağlayamayız. Bu yöndeki mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Balkız ve Koçak’tan PİRHA’ya destek: Gerçekler gizlenemez; engelleme kararı kabul edilemez-VİDEO

    Balkız ve Koçak’tan PİRHA’ya destek: Gerçekler gizlenemez; engelleme kararı kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- PİRHA’ya Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirilmesine tepki gösteren Alevi Bektaşi Federasyonu eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız ile Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, “PİRHA’ya ulaşımın engellenmesi bir insan hakları ihlalidir. Bu karardan vazgeçilmelidir” dediler.

    Merkezi İstanbul’da bulunan, 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdüren, Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) 9 Mart’ta Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi.

    PİRHA’ya erişim engeli getirilmesine yönelik tepkilerini dile getiren Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız ile Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak paylaştıkları dayanışma videosunda gerçeklerin hiçbir zaman gizlenemeyeceğini belirterek, baskı politikalarının özgür basını asla susturamayacağını söylediler.

    “GERÇEKLER GİZLENEMEZ, GERÇEKLERİ ÖĞRENMENİN BİR YOLU MUTLAKA BULUNUR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız, dayanışma amacıyla paylaştığı videoda şunları söyledi:

    “Gerçekler gizlenemez. Gerçekleri öğrenmenin bir yolu mutlaka bulunur. Halk açısından bu bir haktır. Bu anlamda PİRHA’ya ulaşımın engellenmesi bir insan hakları ihlalidir. Bu karardan vazgeçilmelidir. İnsanlar neyi izleyip neyi izlemeyeceklerine kendileri karar vermelidir.”

    “BASINA YÖNELİK HER TÜRLÜ BASKI VE YILDIRMA POLİTİKALARI HALA DEVAM EDİYOR”

    Gazeteci ve Alev Yayınları Yöneticisi Ahmet Koçak, paylaştığı videoda şu mesajı verdi:

    “OHAL’in ilanından sonra basına yönelik her türlü baskı ve yıldırma politikaları hala devam etmektedir. 2016 yılında yayın hayatına başlayan PİRHA’ya hiçbir gerekçe gösterilmeden erişim engeli getirildi. Bu karar asla kabul edilemez. Basına yönelik bu baskılar anti demokratik bir tutumdur. Bu tutumu kınıyor ve bu engelin bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’-VİDEO

    ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci-Yazar Ahmet Koçak, cemevlerinin tarihsel seyrine ve günümüzdeki karşılığına dair konuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin laik olmadığı sürece sorunların devam edeceğine dikkat çeken Koçak, Alevi kurumların da var olan potansiyeli doğru okumadığını belirtti. Koçak, Tekke ve Zaviyeler Kanunu nedeniyle Aleviliğin, cemevlerinin tanınmayacağını kaydetti. 

    Alevilik, bin yılların birikimiyle beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşlar kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yaptı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; asimilasyonun kıskancında olan, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun; inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Gazeteci-Yazar Ahmet Koçak, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİLER CEMEVLERİNİ İLK KENDİ GÜÇLERİYLE KURDULAR”

    PİRHA: Cemevleri yapılması fikri hangi ihtiyaç üzerinden doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    AHMET KOÇAK: Köyden kente göçle birlikte başlayan bir süreç bu. 1950 ‘den sonra başlayan göç, 60’lı, 70’li yıllarda birlikte hızlanıyor. Alevilerin köyleri boşaltması beraberinde geldikleri yerlerde kendi kimliklerini inançlarını ifade edebilecekleri bir mekanın bulamamasından kaynaklı uzun süre bunu sıkıntılarını yaşıyorlar.

    Günümüzde kentlerde yapılan cemevi gibi köylerde böylesi bir cemevi yapılanması yoktu. Köylerde sadece cem değil, cenaze erkanlarının yapılması, kırk lokmaların ya da yedi lokmalarının yapılması gibi hizmetlerin tamamı köyde bulunan  büyük evlerde yapılırdı. Şimdi bu hizmette büyük şehirlere geldikten sonra evlerde yapılamaz hale geldi. Evlerde yapılamaz hale gelince cemevleri ihtiyaç olarak ortaya çıktı.

    Aleviler demokratik olarak kendi kimliklerini ifade etmeye başladığı andan itibaren bu ihtiyacını da gidermek için büyük şehirlerde cemevleri açmaya başladılar. Daha doğrusu Alevi ismiyle 2002’ye kadar dernek kurulamadığı için pirler, erenler adına kuruluyordu. Alevilik adına kurulan dernekler zamanla cemevi hizmetini de yapmaya başladılar.

    İlk dönemlerde Aleviler cemevlerini açarken yerel yönetimlerden destek almadılar. Burada da bir sıkıntı var. Eğer o süreci doğru tahlil eder ve bakarsak Alevi kurumları kuruldukları dönemlerde ne yerel belediyeler ne de yereldeki kaymakam, valilik gibi benzer devlet kurumları Alevilere yardım ettiler.

    Alevi hareketini 1987’den bu yana tanıyorum. O yıllarda kurulan Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne ne yazık ki, buna sosyal demokrat belediyeler dahil olmak üzere hiç kimse yardım etmediler.

    Yardım meselesinin miladı 1993’tür. Sivas kırımından sonra başlıyor. Aleviler bir kamuoyu yaratıyor. 2000’li yıllardan sonra Alevilerdeki potansiyeli gören bazı belediyeler bu konuda yardım etmeye çalışıyorlar.

    DEVLET YAPTIĞI CEMEVLERİNDE ‘BENİM SÖZ HAKKIM OLACAK’ DİYOR

    2010’dan sonra Anadolu’nun yerel bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımızın cemevi yapmaya başlamasıyla beraber belediyeler de, kaymakamlık da kurabildiği kadar ilişki kurup oralarda destekler aldılar. Türkiye geneli 1500 civarında cemevinden bahsedilir. Bu 1500 cemevinde çok ciddi belediye ya da kamu desteği olduğunu ben düşünmüyorum. Olmadı mı oldu olanları da büyükşehirlerde Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de özellikle Diyarbakır’da cemevlerine kamu hizmetleri yapıldı. Bazılarının tamamını belediye yaptı ama belediye cemevlerini Alevilere teslim etmedi. Belediyeler Alevilere burayı kiraladı. Kiraladıkları yerlerde de Antalya’da, İzmir’de, Ankara’da olduğu gibi sorunlar çıktı. Yani devlet yaptığı cemevlerinde ‘benim söz hakkım olacak’ diyor.

    Yaptıkları şey şuydu: Çok açık bir biçimde söyleyelim ki tokmağı kendi ellerine aldılar, davulu o bölgedeki Alevi kurum temsilcilerin ellerine verdiler. ‘Biz istediğimiz zaman tokmağı vururuz’ dediler. Bunu İzmir’deki sosyal demokratlar da yaptı, Ankara’dakiler de yaptı.

    Ankara Batıkent’teki cemevini günlerce arkadaşlarımız işgal ederek belediyeden aldılar. Orası hala da sorunlu. Şu an İstanbul’da Sultangazi’de aynı sıkıntı var. Burası da işgal yoluyla alındı ve hala dava devam ediyor. 90’lı yılların başlarında Alibeyköy Cemevi’nin temelleri atılırken yine biz günlerce orada sabaha kadar gittik oturduk. Orası işgal edilerek alındı. Tüm bu örneklerden şunu anlamak lazım. Aslında devlet ya da diğer işte sol sosyal demokrat diye görünen arkadaşlarımız Alevilere ulufe ( Osmanlı’da üç ayda bir verilen ücret) dağıtmadılar. Aleviler gerçekten emeğinin hakkıyla bileğinin hakkıyla bunu aldılar.

    Bugün cemevleri haliyle yasal değil. Yasal olmamasının nedeni de 1925’te çıkarılan ‘Tekke ve Zaviyeler Yasası’. Mevcut bu anayasadan kaldırılmadığı sürece cemevlerine yasal statü veremiyorlar, veremezler de zaten. Çünkü orada ibare çok açık. Dede, mürşit, pir, rehber gibi kavramların yanında bütün hizmetlerin hepsi yasaklanmıştır.

    “BUNDAN SONRAKİ YAPILACAK CEMEVLERİ, İHTİYACI GÖRECEK BİR BİÇİMDE YAPILSIN”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aslında kafamızda bir mimari yapılanma yok. Cemevi konsepti nedir, bilmiyorduk. Biz geldik apartman dairesi gibi bir yer yaptık. Burada işte biraz camiyi örnek aldık, işte gusülhaneler yaptık bazı ilk yapılın cemevlerine gusül, abdesthaneler yapıldı. Yine aşevlerinden yola çıkarak, bizim lokma vereceğimiz restoranvari yerlerimizin olması lazım dedik aşevini aştık. İbadetimizi de yerine getirmek için odaları cemhane yapılacak bir biçimde döşemeye başladık. Bütün bunların hepsi aslında süreçte el yordamıyla yapılan şeyler. Ve bugün ortaya biraz haksızlık gibi görülecek söyleyeceğim şey ama garip yapılar ortaya çıktı.

    Şimdi ihtiyaçtan, olanaksızlıklardan bu yapılar ortaya çıktı ama bu toplum artık belli bir noktaya geldi. 80’li yılların sonlarındaki, ya da 90’lı yılların sonlarındaki, 2000 yılların sonlarındaki Alevi hareketi değil. Bugün dünyayla entegre olmuş bir Alevi hareketinden bahsedilebilir.

    Cemevinin mimarisinin nasıl olması gerektiğini Alevi hareketi konuşabilir. Hiç olmazsa bundan sonraki yapılacak cemevleri gerçekten ihtiyacı görecek bir biçimde yapılsın. İhtiyaç fazlası dünya kadar yer yapılmış. Yurtsuz kalan öğrencilere Aleviler cemevlerini açmak zorunda kaldılar. Bu bile gösteriyor ki bu tarz binalar yapıldığı zaman odalar ona göre uygun yapılırsa ihtiyaçlar karşılanabilir. Çünkü bir dönem şunu söylemiştik; bu kadar devasa binalar yapacağınıza öğrenci yurtları yapın bu çok daha kıymetli. Bunu yapan kurum olmadı mı oldu. Hakkını vermek lazım Şah Kulu Dergâhı yaptı. Diğer kurumlar da atıl olan binalarını farklı biçimde değerlendirilebilir.

    “KONUŞMUYORUZ, TARTIŞMIYORUZ”

    Bugünkü mevcut binaların aslında Alevi Bektaşi tarihiyle uygun mu değil mi, Alevi Bektaşi inancının geçmişteki mimari yapısıyla geçmişteki o kültürel form dediğimiz o yerleşke ile alakalı mı değil mi? Kesinlikle değil. Balkanlar’daki ve Türkiye’deki dergahlar takip edilse aslında ne demek istediğimiz ortaya çıkacak.

    Şimdiye kadar ortaya çıkan mimari çalışmalar genelleştirilebilirdi. Türkiye ve Avrupa çapında genelleştirilebilirdi ve bunlar üzerine konuşulabilirdi. Ama biz bunların hiçbirisini ne konuşuyoruz ne tartışıyoruz. ‘Ben bilirim en iyi ben bilirim’ kafasıyla hala gidiyoruz.

    “MİMARİ DÜZEYDE NE İSTEDİĞİMİZİ BİLMİYORUZ”

    -Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    10 sene, 20 sene sonra bu cemevleri mecburiyetten de olsa yıkılmak zorunda ve yenisi yapılmak zorunda. Hiç olmazsa  bugünden bunlar konuşulursa yeniden değişecek cemevlerinin nasıl olacak diye bir çözüm ortaya getirilebilir. Tek tipleştirme diye bir kaygı var. Tek tipleştirmeden ziyade bir yapı o kültürün kendisini ifade eder. Biz bunların hepsini göz ardı ediyoruz ve ne yazık ki görmezden geliyoruz.

    İstanbul’da Şahkulu Dergahına gittiğiniz zaman ruhani bir haz görüyorsunuz. Yukarıda belirttiğim o yerleşke mantığını burada görüyorsun. Antalya’da Abdal Musa Dergahına gittiğiniz zaman görüyorsunuz. Biz Yunanistan’daki Dimetoka Dergâhına gittik gezdik gördük. Orada on dönümden daha fazla bir yerleşke kurulmuş, dergah var ve muhteşem bir şey. Şimdi tam da bunun için söylüyorum. Biz bir yeni bir şey keşfetmemize gerek yok. Var olanı alıp uygulamamız lazım. Şuraya bu kadar beton yığacağımıza ihtiyacımız kadar yer yapalım. Artık bizim tarihçimiz, halk bilimcimiz, mimarımız var. Yani geçmişteki gibi bu konuda çok yoksul insanlar değiliz ve elimizde yeterince malzeme var. Bizim tek sorunumuz bu malzemeyi bir araya getirip bu malzemeden gerçekten toplumun ihtiyacına göre ürünler ortaya koyamamamız.

    Örgütlenmişiz, cemevlerini kurmuşuz ama biz toplum olarak ne istediğimizi sadece cemevleri üzerinde değil, mimari düzeyde ne istediğimizi gerçekten bilmiyoruz. Demokratik haklar konusunda konuşuluyor ne istediklerimizi üç aşağı beş yukarı biliyoruz ama bu konuda ne istediğimizi bilmiyoruz.

    İstanbul’u gezin, abartısız cemevlerinin %80’inin pozisyonu böyledir. İhtiyacın olmadığı bir yapılanma olarak karşımızda duruyor.

    “SORUNLARI DOĞRU TESPİT ETMEZSEK ISPARTA BENZERİ ÖRNEĞİ ÇOK YAŞARIZ”

    -Isparta Cemevinin açılışında yaşanan provokasyonda da görüldüğü üzere Alevilik ve Aleviler belediyeler üzerinden dizayn edilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumlarının, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumda ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyeler ile hangi sorunları yaşıyor?

    Isparta’da çok şık olmayan bir davranışla karşılaştık. Bir kere siyasetin bile edeplisi hoştur. Edepli, ahlaklı davranmak ve tahammül gösterebilmek bence çok önemli bir şey. Biz tahammül gösterme meselesini Türkiye siyasetinde uzun yıllardır görmüyoruz. Ne yazık ki kimse kimseye tahammül edemiyor.

    Türkiye gerçek manada laik bir devlet olmadığı sürece bu sorunları yaşarız biz. Laik devletteki kastımız şu din ve devlet işleri birbirinden ayrılmak zorunda. İnanç mensupları kendi inancını bütün her şeyiyle karşılamak zorunda. Eğer ben bir hizmet almak istiyorsam bunu belediyeden, valilikten, oradan buradan değil, bir kültür, bir ihtiyaç olarak görüyorsam ben ona da bir bütçe ayırabilmeliyim.

    Bence sıkıntı buradan başlıyor. Sen götürüp bu adama dersin ki ‘gel kardeşim bana para ver’ oda gelir parası kadar konuşur. Fakat oradaki davranış, cemevi yönetiminin tutumu tabii ki hoş değil. Fakat sosyal medyada çok gereksiz bir biçimde bir tartışma yaşandı. Birbirlerine söylemedikleri şey kalmadı, bu olamaz. Bu bizim kendisine bin yıldır bu gelenekten geldiğini ifade eden hatta kimine göre biz insanlığın bilmem çıkışından bugüne kadar geldiğini iddia eden bir toplumun dili bu olamaz.

    Yaşadığımız ülkede açlık sorunu, işsizlik sorunu, öğrencilerin yurt sorunu, kadınların sorunu var. Bu kadar sorun içerisinde mevcut iktidar bu kadar sorunu kapatmak için uğraşıyor. Biz ne yapıyoruz bu iktidarın oyununa geliyoruz. Ben o süreçte o olgunluğu görmedim işin açığı. Yoksa Gani başkanın söyledikleri şeyler bu toplumun 30 yıldır söylediği şeyler hatta çok daha ileri giden laflar ettik bununla ilgili.

    Isparta örneğini çok yaşarız. Isparta üzerinden yola çıkarak birincisi, Alevilerin kendisine ayna tutması lazım. Kamuoyu karşısında tartışırken bizim üslubumuz dilimiz olmalı. İkincisi kendi mecralarını hayata geçirmeleri lazım. Geçmişten bugüne getirdikleri dar meydanında sorgulanmasını bilmesi lazım. Üçüncüsü de bizim amasız fakatsız cemevleri bir kuruş dışardan almamalı.

    Belediyecilik diye bir kavram var. Açın belediyecilik kavramında, gelip hizmet verir, sokağını yapar, buranın çöpünü alır, altyapısını yapar ama getiripte binaların içerisine dahil bir şey yapamaz. Böyle bir hakkı yok belediyeciliğin. Ama biz ne yapıyoruz. Belediyeye yetkiyi veriyoruz. Belediye bize binayı teslim ediyor anahtarı veriyor aynı zamanda tokmağı eline alıyor davulu da boynumuza takıyor.

    Bunun önüne geçebilmek için Alevi toplumu yapacağı her işi kendi dinamikleri ile kendi ekonomik koşulları ile yapmak zorunda. Diğer tarafa da yapılan eğer bir şey varsa diğer inançlara da yapılan şeyler varsa buna amasız fakatsız karşı durmak zorunda. Durulmazsa biz bu sorunları defaten yaşarız.

    “DEVLETİN YAPMASI GEREKEN ŞEY AYRIMCILIĞI ORTADAN KALDIRMASIDIR”

    -Cemevlerini ziyaret eden devlet görevlileri var. ‘Neye ihtiyacınız var’ diye soruyorlar. Tam da konuştuğumuz konu bağlamında bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Mevcut iktidar gerçekten samimi olsaydı 2007’de başlattığı Alevi çalıştayları Alevi açılım süreçleri sonrası bu toplumun gerçekten istediği, dile getirdiği demokratik hakları amasız, fakatsız yerine getirebilirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararına rağmen hala Alevi çocukları zorunlu derslerinde Sunniliğe, Suniliğin Hanefilik anlayışına maruz kalıyor.

    Yine söylüyorum Aleviler hiçbir devletten hizmet almadan kendi hizmetlerini yürütmüşler. Bugün gene yaparlar. Devletin yapması gereken şeyler bellidir. Hani burada gerçekten samimiyse o zaman bu ayrımcılıkları ortadan kaldırsın.

    Bu tamamen seçim yatırımı. Çünkü ufukta seçim gözüküyor seçimde de dengeler mevcut iktidarın aleyhine gözüküyor. bunu da çevirebilmek Alevilerle ilişki kuruyor. Çünkü Kürtlerden umudunu kesti. Kürtlerden oy alamayacak, alabileceği bir kesim var. ‘Ya havuç ya da sopa siyaseti’ güttü bugüne kadar. Şimdi Alevilere havuç siyasetini güdüyor, olmadı umduğunu bulamazsa geçmişte yaptığı gibi sopa siyasetini de devreye sokabilir. Bunlardan her şey beklenir.

    Türkiye’nin inançsal zeminde sorunları var, etnik zemininde sorunlar var, eşcinsellerden kadınlara kadar Türkiye’de tüm kesimlerin sorunları var. Dolayısıyla tüm mevcut var olan sorunları hepimizin sorunu olarak algılayıp bunun üzerine gidebilirsek, Türkiye’de gerçekten yakın zamanda bir umut olabiliriz. Gençler umudunu yitirmişler. Gençlerin hepsi bugün yurtdışına gitmenin hesabını yapıyor, beyin göçü yaşanıyor.

    Aleviler de sorunlarını gören bir yerden programlar hazırlayıp, bugün açıklayabilirlerse yakın zamanda bugünkü yaşadığımız bütün bu külliyat olarak yaşadığımız sorunların çözülebileceğine inanıyorum.

    Barış KOP-Cebrail ARSLAN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’

  • Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı program taslağı çalıştayı üçüncü gününde Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) program taslağı açıklandı. Taslak raporda, önümüzdeki gelecek 30-40 yıllık süreçte, Alevi-Bektaşi örgütlerinin medya alanındaki çalışması nasıl olması gerektiğine dair öneriler sunuldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı çalıştay üçüncü gününde de devam ediyor.

    Çalıştayın ilk gününde (9 Mart) 12 farklı odada farklı konular tartışıldı. Bu konular üzerinde hazırlanan program taslak rapor halinde sunuluyor.

    Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) odasında Aydın Deniz, Ahmet Koçak, Turabi Kişin, Fuat Ateş, Haydar Aygören, Recai Aksu, Nilgün Mete Muslu, Hüseyin Kelleci, İsmail Yıldırım tarafından yapılan toplantının program taslak raporu Aydın Deniz tarafından sunuldu.

    Deniz, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun en zayıf olduğu alanlardan birisinin medya olduğunu söyledi. Deniz, “Mevcut iktidar, kendisi gibi düşünmeyen, kendisinden yana olmayan medya kurumlarını OHAL bahanesiyle kapattı. Bilindiği üzere sistem bir topluma müdahale etmek istediğinde ilk yaptığı işlerden biri onun kendisini ifade edebileceği araçları ortadan kaldırdı” dedi.

    “ALEVİLERİN SESLERİNİ DUYARACAK KANALLAR KALMADI”

    OHAL sürecinde basına saldırıda Alevilerin de nasibini aldığını dile getiren Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İktidar, kendi siyasi görüşüne karşı olan tüm muhalefeti etkisiz hale getirmek için bütün olanaklarını kullanıyor. Televizyon kanalları, radyolar, gazeteler, dergiler ve internet siteleri kapatıldı. Geri kalan ana akım medya kontrol altına alınarak, hep birden hükümetin ağzı ile konuşmaya zorlandı.15 Temmuz darbe girişimin ardından Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aralarında Yol TV, TV10, İMC TV ve Hayatın Sesi TV’nin de bulunduğu birçok radyo ve TV kanalını kapattı. OHAL rejimi ile kapatılan bu kanalların bazılarında Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun kültürel, inançsal değerlerine yönelik yayınlar yapılıyordu. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu bugüne kadar ne yazık ki, bu kanalların dışında sesini duyuracak bir mecra bulamamıştı. Şimdi bu kanalların kapanmasıyla sesini duyuracak hiçbir olanağı kalmadı.”

    Mevcut iktidarın ve geleneksel devlet anlayışının asimilasyon politikalarına karşı direnmek için medya araçlarına ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Deniz, bu nedenle gazete, dergi, TV, radyo vb. medya araçlarının acilen örgütlenmesine ihtiyaç var. Bu aynı zamanda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancının kendi değerlerinin ısrarlı savunucusu olması anlamına da gelecektir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medya alanındaki zayıflığı ortadayken maalesef elle tutulur bir basın-yayın politikasının olmadığı da bir gerçek” dedi.

    “İNKAR EDELİN DİLLER, İNANÇLAR VE HALKLAR ALEVİDİR”

    Deniz, Alevi inancının özgünlükleri esas alınarak dikkat edilmesi gereken temel ölçüleri şöyle sıraladı:

    • Bu anlamda Alevi basın yayın çalışmalarında yer alan biz gazetecilerin önceliği Yol’a hizmet ise o zaman Yol’a doğru başlamamız lazım. Bir anlamda kültürel, ideolojik, düşünsel, felsefi, vicdani ve ahlaki olarak Yol’a girmemiz, yolu yaşamamız gerekir. Çünkü başkalarının gösterdiği yoldan yürürseniz, kendi istediğiniz yere değil, onların istediği yere varırsınız.
    • Toplumumuzun tarihsel gerçekliğine baktığımızda çoğulcudur. Her rengin, her inancın, her dilin, her etnik yapının bir arada yaşamasına açık bir toplumdur. Demokratik karakterini buradan alır. Tekçiliği reddeder. İnkarı, asimilasyonu reddeder. Asgari düzeyde de olsa bu karakteri benimsememiş bir gazeteci ya da yayın kuruluşu Alevi toplumunun gazetecisi olarak kabul görmemelidir.
    • Toplumumuz barışçıldır. Tarih boyunca kendi kendisine yeten ve kendi emeğini esas alan bir toplum olarak savaşlara, talanlara, sömürü politikalarına karşı durarak varlığını sürdürmüştür. Alevi gazeteciliği toplumumuzun bu özelliğini görmek ve bunu doğru içselleştirmek durumundadır. Aksi durumda resmi ideolojilerin kalemşoru olmaktan kurtulamaz.
    • Türkiye’nin etnik ve inanç temeli sorunları demokratik yöntemlerle çözülmediği müddetçe Türkiye’deki hiçbir soruna çözüm üretilemiyor ve kangren yaygınlaşıyor. İnancımızın demokratik barışçıl karakteri gereği bu sorunların demokratik yöntemlerle çözümünden yana bir yayıncılık yapmayı gerektirir. Aksi takdirde ırkçı, inkarcı ve asimilasyoncu politikalara hizmet etmekten kendimizi kurtaramayız.
    • İnancımızın karakteri gereği her türlü iktidar özentisi ve hastalığından uzak, saygın ve mütevazı bir yayıncılık esas alınmalıdır.
    • Ana akım medyayı esas alan bir gazetecilik onun kötü bir karikatürü olmaktan kendisini kurtaramaz. Gücü şaşaalı teknikte, popüler kültür ve kişilerde arayan ‘Alevi gazeteciliğinin’ büyük paralara rağmen tutmadığını geride bıraktığımız tarih bize gösterdi. Bize ait olmayanı bize aitmiş gibi göstermenin de sonuç vermediğini gördük. O halde bize ait olana yönelmek, onu görünür kılmak, ondan utanmamak, tam tersine onur duymak gerekir.
    • İnancımızın en değerli özelliklerinden biri de kendi dışındaki varlıklara saygılı olması, onlarla birlikte yaşamayı bilmesidir. Varlığını diğerinin varlığına borçlu bulmasıdır. Önce evrendeki tüm varlıklar için dua ettikten sonra kendisi için dua eden bir felsefenin yayıncılığını yapacaksak; çevre, çocuk, kadın bizim için Alevidir. İnkar edilen diller, inançlar ve halklar bizim için Alevidir. Emek mücadelesi Alevidir. Bu ve benzeri kesimleri ilgilendiren bütün sorunlar yayın politikamızın merkezinde yer almalıdır.

    “ALEVİ MEDYA PLATFORMU”

    Tüm demokratik kurumların kaynaklarını birleştirecek ortak ve tek bir medya çalışmasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Deniz, bunun için bir ‘Alevi Medya Platformu’ şeklinde bir çalışma yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

    Deniz, basın yayın, belgesel, sinema vb. alanlarda inancın ihtiyaçlarına hizmet vermeye çalışan tek tek bireylerin ve kurumların teşvik edilip çalışmaları sahiplenmesi gerektiğini vurguladı.

    Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gençlerin ve kadınların medya çalışmalarına katılmaları teşvik edilmeli, katkıları mutlaka alınmalıdır.

    Demokratik örgütlerimiz için mali kaynak yaratmak ise taliplerin gücünü seferber etmek demektir.

    Demokratik örgütler, devlet, belediye ya da Alevi işadamlarının(!) desteğine, modern deyişle ‘sponsorluğuna’ dayanarak istikrarlı ve sürekli bir medya çalışması yapamaz. Yapılacak tüm bağışlar, alınacak karşılıksız yardımlar her hangi bir siyasi yük ya da kısıtlama taşımaları kaydıyla, ancak taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği kaynaklara ek olabilir.

    Örgütler yayınlar ve medya için taliplerin ihtiyaçlarını yanıtlarken onların katkılarını almayı başarmalıdır. Bu, tüm örgütlerin somut, günlük çalışmasının bir parçası haline gelmelidir. Abone kampanyaları, yayın satışına yönelik toplantılar, imza günleri, film gösterileri, vb. örgütlerin düzenli çalışması haline gelmelidir.

    Demokratik örgütlerde, taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği fonların çarçur edilmemesi gerekir.

    YAYINLARIN YÖNETİMLERİDE BAĞIMSIZLIK

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin kendi yönetim kurullarından bağımsız çalışan yayın yönetim ya da editörlük kurulları olmalıdır.

    Yönetim kurulları, yayınların hedeflerini ve çalışmalarının en genel çerçevesini çizmeli, yıllık bütçelerini hazırlamalıdır.

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin yönetim kurulları, yayın yöneticilerini, editörlük kurullarını demokratik yöntemlerle seçmeli ve atamalıdır.”

    ALEVİ MEDYASINDA ESAS ALINMASI GEREKENLER

    Deniz, Alevi medyasında esas alınması gereken noktaları ise şöyle sıraladı:

    “Tek bir görüşün değil, her konuda en iyi ifade eden, katkı yapanların yayınlara katkı yapması amaçlanmalı, çoğulculuk esas alınmalıdır. Sansürcülük, görüşleri bastırmak ya da müdahale etmek söz konusu olmamalıdır.

    Türkiye’de yayınlar ve yayıncılar üzerinde süregiden baskıların ölçeğini dikkate almak zorunludur. Bu anlamda devletin sansürüne karşı mücadele de Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin en önemli çalışma alanlarından biri olmalıdır.

    İntihal – Bilgi hırsızlığına yer yok: Nefeslerde şah beyti okunduğunda niyaz eden toplum, bilgiyi-sanatı-emeği yok sayar hale geldi! Emeğe saygının gereği olarak, medyamızda bilgilerin kaynağını göstermek, çalışma yapan canları ve geçmişte yapılan katkıları saygıyla anmak demektir. Bu modern çalışma tarzı bizim ortak platform yayınlarımızda layıkıyla uygulanmalıdır.

    Kullanılacak dil: Kullanacağımız dilimiz yol dili, Alevi dili olmalıdır.

    Telif Hakkı: Yayınlara katkı yapanlara mutlaka “Telif Hakkı” ödenmelidir. Kimseyle rekabet etmiyoruz, etimiz-budumuz kadar bir ödeme de olsa “Kul Hakkı”nı, rızalığı esası alan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medyası bu ölçüyü esas almalıdır.”

    “DÜŞÜNCEDE, MEDYADA DEMOKRASİ”

    Deniz medya üzerine önerilerini de anlattı:

    “Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik kurumları bu yayın organlarını yeniden güçlü bir şekilde hayata geçirmelidir. Avrupa ve Türkiye koşulları değerlendirilmelidir.

    Hali hazırda yayın yapan yerel radyolarla iletişime geçilmeli, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun sorunları üzerine programlar yapılması teşvik edilmelidir.

    ABF ve bileşenleri ve diğer Alevi kurumları bu çalışmalara fon (mali) destek sunmalı, olanaklar yaratmalı.

    ABF, kısa dönemde kendi çalışmalarını anlatan bülten çıkartabilir.

    Alevi haber ajansı, TV, Radyo, Dergi, Gazeteleri vb,, yayın organlarını beslemesi açısından önemlidir. Her Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Derneği şubeleri doğal muhabir görevleri yaparak, Alevi haber ajansını beslemeli sesini ajans aracılığı ile kamuoyuna duyurmalıdır.

    Sosyal medya, Facebook, Twitter, Instagram, Periscope, YouTubo, WhatsApp, gibi sosyal medya mecralarını doğru kullanımını teşvik etmek için bir ekip oluşturulmalı, profesyoneller tarafından eğitilmeli. Web siteleri işlevsiz, sitelerin işlevli hale getirilmelidir.”

    ALEVİ GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK

    Deniz son olarak tutuklu Alevi gazeteciler Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir olmak üzere tüm tutuklu basın emekçilerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını istedi. (HABER MERKEZİ)

  • Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-21

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-21

    PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Gazeteci Ahmet Koçak’ın görüşlerine yer verdik.

    Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

    Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.

    Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

    Dizi yazımızın bu bölümünde uzun yıllardır Alevi toplumuna bulunduğu alanda hizmet eden Gazeteci Ahmet Koçak’ın görüşlerine yer verdik.

    “BUGÜN İNANÇ DÜZEYİNDE BÖLÜNMÜŞ BİR TOPLUM VAR”

    Sayın Koçak mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?

    Ahmet Koçak: Eski bir sözdür, “Yanlış soruyu sorarsan, doğru çözümü bulamazsın.” Sizin sorunuz bence doğru soru değildir, çünkü “Alevi Örgütlenmesi” deyince, sanki tek bir örgütlenme varmış gibi bir yaklaşım ortaya çıkıyor.

    Aslında çok sayıda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlenmesi var ve bunlar birbirinden farklı alanlarda bu toplumun ihtiyaçlarına yanıt getirmeye çabalıyor. Sorunuz, bu gerçeği görmezden gelmeye ve tek bir alanı öne çıkarmaya neden oluyor. Ben sorunuzun çizdiği bu çerçevenin dışına çıkarak birkaç şey söylemek istiyorum.

    Bugün Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu inanç düzeyinde bölünmüş ve farklılaşmış bir toplumdur. Bunun tarihsel nedenleri vardır ve özellikle son iki yüzyılda Laik-Hanefi Sünni Müslüman Türk devletinin baskıları ve Alevi toplumunu eritme, kendine benzetme çabalarının büyük rolü vardır, ama sonuç günümüzde bellidir: Bugün inanç düzeyinde bölünmüş bir toplum vardır.

    “İNANÇTA BİRLİĞİ OLMAYANIN DAVRANIŞTA DA BİRLİĞİ OLMAZ”

    Düşünce ile davranış birbirinden ayrılmaz. İnançta birliği olmayan bir toplum davranışta, örgütlenmede, mücadelede birlik kuramaz. Bu nedenle iki soru öne çıkmaktadır: Birincisi, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu kendi inancını hangi örgütlenmelerle uygulamakta, korumakta ve savunmaktadır?

    Bu çerçevede, ilk ele alınması, incelenmesi gereken örgütlenmeler, Ocaklar ve Dergahlardır. Ne yazık ki son dönemde bu örgütlenmeler açısından iyimser olmamızı sağlayacak herhangi bir gelişme yaşanmamaktadır. Geçmişte “Seyid-i saadet, evlad-ı resul” aileler etrafında toparlanan bu örgütler, bilinen devlet baskılarının yanı sıra, kutsal değerleri, para ile ölçülebilir şeylere çeviren modern çağın zorlamalarına direnememektedir.

    “HAKKI OLMADIĞI HALDE KENDİSİNİ BİR OCAK TEMSİLCİSİ GÖSTERENLER VAR”

    Kendi içlerinde “El ele, el Hakk’a” ilişkisini düzenleyen anlayış ve yapılar aşınmıştır. Birlik, dayanışma ve hiyerarşinin yerini, birbirleriyle kavgalı, aynı odada bile oturamayan, birbirine saygısını yitirmiş aile bireyleri almıştır.

    Dedeleri, Babaları görgüsü yapıldıktan sonra, hüccet ya da icazet ile talip üzerine yollamak artık nadir rastlanan bir durum haline gelmiştir. Hakkı olmadığı halde kendini bir Ocağın temsilcisi gibi gösterenlere karşı herhangi bir yaptırım uygulanamaz haldedir. Ocak ve Dergâhları temsil eden ya da bu iddiayı güden kişilerin, Yol’un kurallarına, edeb ve erkânına aykırı davranışları cezalandırılamaz ve önlenemez hale gelmiştir.

    Bu nedenle Ocaklar ve Dergâhlar bırakın günün kendilerinden istenenleri, gereksinimleri yanıtlamayı, bunları anlayamaz haldedirler. Bu son derece üzücü ve önümüzdeki dönemde giderek daha ağır sonuçları olacak bir haldir. Artık bu, “Yol bir, sürek bin bir!” denerek savunulacak bir hal değildir.

    “İRŞAT YAPAMAYAN OCAK VE DERGAHLAR İKRAR DA İSTEYEMEZ DURUMDA”

    Dergahlar ve Ocaklar en temel hizmetleri olan “irşat” hizmetini yerine getirememektedir. İrşat olmayınca, Dergah ve Ocaklar “ikrar” da isteyemez durumdadır. İrşat olmayınca, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu Diyanet eğitimli hacı-hoca takımına ya da milli eğitimden geçmiş aydınlara karşı silahsız ve savunmasız kalmaktadır.

    Ocak ve Dergahların zakirleri de olan ozanların, aşıkların durumuna bakınca, sorununun boyutunu daha çarpıcı olarak görebiliriz. İrşat olmayınca, onlar da yeni bir şey üretemez, eski ezberleri tekrar eder durumdadır. Bağlamayı iyi çalmak, eski eserleri iyi havalandırmak ve günümüzün kulağına hoş gelen şekilde piyasaya sürmek yeni üretimin yerine geçmiştir.

    “OCAK VE DERGAHLARIN KADINA YAKLAŞIMI SÜNNİ TARİKATTAN FARKLI DEĞİL”

    Ocak ve Dergahların durumunu en vahim olarak ortaya koyan olgu, gençlerin ve kadınların saygısını kazanma, onları irşat etme ve onların ikrarını alma gücünü kaybetmeleridir. Öz güvenini yitirmiş Dergah ve Ocaklar içişleri düzgün işlemeyince kendi gençlerinden korkar hale gelmiştir. İnancı kadına saygı gösterme ve eşit davranma gerektiğini söylerken, Ocak ve Dergahların günümüzde kadınlara yönelik yaklaşımları çoğunlukla herhangi bir Sünni tarikattan farklı değildir.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ-KIZILBAŞ ÖRGÜTLERİ İNANÇ ÖRGÜTLERİNİN YÜKÜNÜ DE TAŞIYOR”

    İnanç kurumlarının yapıları bu durumdayken, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu içinde yaşadığı toplum ve devlet tarafından baskı altında tutulan, gerektiğinde katliama uğratılabilir ikinci sınıf vatandaş sayılma durumuna karşı bir mücadele vermeye çalışıyor. İnanç örgütleri bu durumdayken, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu eşit yurttaşlık, demokrasi, laiklik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi devlete ilişkin, yani siyasi sorunlarının çözümü için nasıl örgütlenebilir?

    Ne yazık ki, demokratik Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütleri, inanç örgütlerinin zaafının yükünü de taşımak zorunda kalıyor. Son otuz yılda süren ve göç sonrasında büyük kentlerin kenar mahallelerinde yaşayan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş nüfusun gereksinimlerini karşılamak için başlatılan ve bin bir zorlukla sürdürülen Cemevi inşa etme direnişinin günümüzde geldiği aşama, bu yükün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir.

    Devletle ve onun yavrusu belediyelerle kavga-dövüş-direniş içinde kurulan cemevlerinin nasıl yönetileceği ve neye hizmet edeceği günümüzdeki en önemli sorunlardan biridir.

    “DERNEK YÖNETİMLERİ İLE İNANÇ ÖNDERLERİNİN ROLLERİ KARIŞIYOR”

    Seçimle gelen dernek yönetimlerinin, cemleri yürütecek dedelerle ilişkisi, Ocakların-Dergahların işlemediği ya da bu kurumların derneklerin işine karışmamasının özellikle istendiği bir ortamda nasıl çözülecektir? Önümüzde duran böyle derin ve köklü sorunları günübirlik çıkarlara göre çözme çabası, “dernek dedesi” gibi henüz nereye varacağı netçe görülmeyen yeni oluşumları gösteren lakaplar yaratmıştır.

    Derneklerin federasyonları ve konfederasyonları, özellikle Avrupa’da yerleşik olanlar, bu sorunun farkında oldukları için kendi yapıları içinde “inanç kurulları” oluşturmaktadır. Bu dernek inanç kurulları eliyle ya da derneklerin düzenlediği geniş toplantılarda yolun kurallarının, edep ve erkanını yeniden belirleme çabaları görülmektedir.

    Bu girişimler, son çözümlemede yeni ve Avrupai bir Alevilik yaratmaya yönelmektedir. Özellikle Alevi örgütlerinin devletler nezdinde dini temsilci olarak tanındığı ve devlet eğitim sistemi içinde “Resmi Alevilik Eğitimi” verilen Avrupa ülkelerinde kendini apaçık ortaya koymaktadır.

    “GÖNÜLLERİN BİR OLMADIĞI YERDE, MÜCADELE BİRLİĞİ DE OLMAMAKTA”

    Bu gidişat son derece tehlikelidir, çünkü arabayı atın önüne koşmaktadır. Ocaklar ve Dergahları yeniden ve günümüze uygun biçimde işler hale getirmeye yardımcı olmayan sözde “çözümler” aslında önümüzdeki dönemde etkisi açıkça görülecek sorunların yollarını döşemektedir.

    Bu zorluklarla başa çıkmaya çalışan demokratik Alevi hareketi, esas işi olan eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik için mücadeleyi etkin şekilde sürdürememektedir. Gönüllerin bir olmadığı yerde, mücadele birliği de olmamaktadır.

    “‘YETMİŞ İKİ MİLLETİ BİR BİLMEK’ İLKESİ TERK EDİLDİ”

    Bakış birliğinin bozulmasının günümüzdeki en önemli göstergesi, “Yetmiş iki milleti bir bilmek” diye özetlenen temel bir inanç ilkesinin, artık sadece ağızlarda çiğnene çiğnene bozulmuş bir sakıza dönüşmüş olmasıdır. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun bu ilkeyi unutması ya da terk etmesi, bu toplumun günümüz Türkiye’sinde süregiden eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik mücadelesinin dışında kalmasına ya da kenardan tezahürat yapan seyirciye dönüşmesine yol açmaktadır.

    “SALDIRILARIN KATLANARAK ARTACAĞI KUVVETLE MUHTEMEL”

    Günümüzde Türkiye’de ve Orta Doğu’da sürdürülen insan haklarını, demokrasiyi, laikliği yok etmeye yönelik saldırganlığa karşı Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun bir bütün olarak çıkmaması, sessiz kalması, ne yazık ki, onların önümüzdeki dönemde bu saldırıdan paylarına düşeni almaktan kurtulmasını sağlamayacaktır. Cumhurbaşkanının daha geçenlerde kaymakamlara yaptığı bir konuşmada söyledikleri Alevilerin payına ne kadar ciddi bir tehdidin düştüğünü göstermektedir:

    “Bu yıldan başlayarak önümüzdeki dönemde milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine yönelik saldırıların katlanarak artması kuvvetle muhtemeldir. Kimi zaman inanç, kimi zaman mezhep; bakın en büyük tehlike bu, onu da söyleyeyim. Şu anda mezhebi noktada bir yapılanmayı şiddetle yürütenler de var, bunu özelikle bilmenizi istiyorum. Etnik unsurları şu anda egemen kılamayanlar, şimdi mezhebi olarak bu işi yürütmenin gayreti içerisindeler.”

    Yakın tarihin bize gösterdiklerinden ders alan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik örgütleri, sadece katliamlardan sonra harekete geçen örgütlenmeler olmamalı; bugünden eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik için en geniş mücadeleyi örgütleme sorumluluklarına sahip çıkmalıdır.

    “BİRLİK ÇALIŞMALARININ RUHU CANLANDIRILMALIDIR”

    Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Önerileriniz var mı?

    Koçak: Birinci olarak, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik dernekleri, Ocaklar ve Dergahların kendini yeniden toparlaması için kaynaklarını seferber eden, fedakar bir çabaya girişmelidir. Geçtiğimiz yıllarda benim de içinde yer aldığım “Dergahta Birlik” girişiminin ruhu yeniden canlandırılmalıdır. Tabii o çalışmadan sonra yaşanan gelişmeler de dikkate alınarak, dersler çıkarılarak bu çabaya girişilmelidir.

    Derneklerin tüm olanakları, bütün Ocakları, Dergâhları ve onlardan ayrı duran pirleri, inanç önderlerini birlikte düşünmeye, ortaklaşa çalışma yapmaya, inanç temelinde toplumun iç birliğini güçlendirmeye yönlendirilmelidir. Bu süreç, en kısa süre içinde çok yoğun bir irşat ve eğitim kampanyası sürdürmeye yönelmelidir.

    “İKRARI KAVİ OLMAYAN BU ÇABAYI SÜRDÜREMEZ”

    Bu, kutlu bir savaştır, en başta herkesin özünü sorguya çekmesini gerektirir. Benlik yapmayı bir kenara koymayı, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş-toplumunun genel çıkarlarını kişisel dar çıkarlardan üstün tutmayı gerektirir.

    İnanç temelinde birlik söz konusu olduğunda, kişi olarak özü ile sözü bir olmayanın bu çalışmada yeri olmaz. İkrarı kavi olmayanın, bu çabayı sürdürmesi olanaklı değildir. Bu nedenle bu çabaya girişmek, demokratik Alevi hareketinin içindeki ikrarında sadık ve yetişkin canlardan çok fedakarlık ister. Bence çok sayıda böyle canımız vardır, yeter ki çabalarını bu yönde odaklaştırsınlar.

    “CEMEVLERİ TOPLUMUN CAN EVLERİ HALİNE GELMELİ”

    Bu girişim başarıyla uygulanmaya başlarsa, demokratik Alevi hareketi de önemli bir ivme kazanacaktır. Cemevleri, toplumun can evleri haline gelir. İrşat, eğitim, tartışma ve ortaklaşa karar vermenin zemini haline gelir. Gerçek Alevi demokratik iç işleyişleri öne çıkar. Hesap vermez, keyfi, siyasi bin bir angajman içindeki “dernek yöneticisi” sınıfı yerine, rızalıkla iş gören, kendini geri çeken, birlikte çalışma edep-erkanını öne çıkaran, kadınları ve gençleri en ön safta görmek isteyen canlar öne çıkar.

    Bu girişim derneklerin son dönem “kongrelerinde” görülen, siyasetçilere selam çakmayı öne çıkaran ve dernek içi demokrasiyi çökerten gidişata son verebilir. Taliplerin, canların rızalık lokması ile iş görmeyi, yani kendi kaynaklarına güvenen bir çalışmayı, gözlerini iş adamlarının, belediyelerin, devletin kaynaklarına dikmiş çalışmanın yerine geçirir.

    “KALICI KAZANIMLAR İÇİN İNANÇ TEMELİNDE İÇ BİRLİK ZORUNLU”

    Eşit yurttaşlık, demokrasi, laiklik mücadelesi için Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun gerçek ve kapsamlı bir programı ancak bu temelde belirlenebilir. Bir çalışma programı ancak bu temelde oluşturulabilir.

    Ancak bundan sonra kim Alevi-Bektaş-Kızılbaş toplumunun dostu, kim düşmanı daha açık görülür. Mücadelede kardeşleşme ancak bundan sonra sağlanabilir. Ocakları ve Dergahları yok sayan, dışarıda bırakan, inançta birliği amaçlamayan çabalar, bu toplumun iç birliğini sağlayamaz. O nedenle demokratik derneklerin esas kuruluş amacını da yerine getirmesini sağlamaz.

    “Buz üstüne yazı yazmak” gibi nafile çabalar en fedakarca yürütülse bile kısa süre içinde bizi başladığımız yere döndürmekten başka sonuç vermez. Kalıcı kazanımlar için bu toplumun inanç temelinde iç birliğini kurmak zorunludur. Dernekler, önünde duran bu zorunluluğu kavramalı ve ona göre davranmalıdır.

    Bunun kolay bir iş olmadığı açıktır. Bin bir türlü devlet baskısı altında başarılması gereken zorlu bir görevdir. Ama bu görevi kabul etmekten başka bir çare yoktur.

    “SONUCA BAKARSAK MÜCADELE YETERSİZ”

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezleri ve kutsal mekanlarının kabul görmesi ile demokratik toplum gibi temel talepleri konusunda yeterli bir mücadelenin verildiğini düşünüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir?

    Koçak: “Yeterli mücadele” sonuç almakla ölçülüyorsa, açıkça yapılan işler yetersizdir. Ama bu mücadelenin yüz yıllardır alttan alta sürdürülen bir direnişin günümüzdeki hali olduğunu hatırlarsak, gösterilen çabaların, en küçük kişisel katkının bile ne kadar önemli olduğunu görürüz.

    Sorun, bu mücadelenin nasıl verilmesi konusunda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu için en geniş katılımlı bir tartışmanın yapılmamasıdır. Ocakların, Dergahların ve diğer inanç önderlerinin bu tartışmada yer almasının sağlanmamış olmasıdır. Bu konulardan uzak durmayı akıl sayanların, gelişmeler ve tartışmalar için bir tutum almaya yöneltilmemiş olmasıdır.

    Devlet, İttihat ve Terakki döneminden başlayarak, bütün Cumhuriyet döneminde Alevi-Bektaşi-Kızılbaş hareketin başına, kendi aklıyla düşünmesini önlemek için bir takma kelle geçirip, devlet gibi düşünmesini ve konuşmasını sağlamakta başarılı olmuştur. Bunu sadece baskı ve katliamlarla değil, Diyanet ile, Milli Eğitim ile ve tüm medyası ile sağlamıştır.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ-KIZILBAŞ HAREKETİ KENDİ AKLIYLA DÜŞÜNMEYİ BİLMELİ”

    Günümüzde en önemli sorun, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş hareketin bu takma kelleyi bir yana atıp, kendi aklıyla düşünmeyi yeniden öğrenmesidir. Devlet, tüm kurumlarıyla buna izin vermemek için elinden geleni yapmaktadır. Bu toplumun içinde o takma kelleyle düşünmeye alışmış bireyler, bundan çıkarı olanlar, devletin en önemli desteğini oluşturmaktadır. Bu gerçeğin farkında olmak ve bunu yenmek için çaba göstermek gerekir.

    “BAŞKALARININ TARİF ETTİĞİ DEMOKRASİ ANLAYIŞINDAN KURTULMAK GEREK”

    Başkalarının tarif ettiği adalet ve demokrasi sözlerine aldanmamak, bizi bir kez daha seçim arabalarına koşacak eşek gibi görenlere izin vermemek gerekir.

    Bu anlamda tutunacak en önemli dallar, inancımızın ilkeleridir. Yetmiş iki milleti bir bilmek bunun kilididir. Her şeyin başı rızalık demek, meşveret ile iş görmek demokrasi demektir. Kendi inancımıza uygun yaşarız demek, Diyanet’in kaldırılmasını ve devletin din eğitiminden elini çekmesini, yani laikliği savunmak demektir. Şiddete karşı çıkmak, barışı savunmak demektir. Daha da sayılabilir.

    “ÖRGÜTLERİN DANIŞMA VE DAYANIŞMASI ÇÖZÜM ÜRETEBİLİR”

    Toplumun birliği bu kadar gerekli iken ilk sorgulamamız gereken, ülke çapında örgütlenmeyi amaçlayan üç ayrı demokratik derneğin varlık nedenidir. Buna mantıklı bir yanıt verilemiyorsa, tekleşme konusunda hızla somut adım atılmalıdır. Bunun için dernek yönetimlerinin, toplumun iç bütünlüğünün sağlanmasına verdikleri önemi gösteren bir fedakarlık yapması gerekir.

    Böyle bir birlik çabasının yaratacağı enerji ve sinerji başlı başına önemli bir kuvvet oluşturur. Bu akışın etrafında daha geniş başka çabalar da daha kolayca örgütlenebilir.

    Böyle bir geniş danışma ve dayanışma, toplumun sorunlarına, toplumun kendi geliştireceği çözüm önerilerini içeren bir programı oluşturabilir. Böyle bir program oluşturulmadıkça ve toplum tarafından benimsenmedikçe demokratik derneklerin sürdürdüğü eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik mücadelesinin daha da ilerlemesi olası değildir. Daha da kötüsü çevremizi kuşatmış devlet aklıyla düşünen siyasetlerin oyuncağı olmaktan kurtulamayız.

    “KENDİ EVİMİZİ DERLEYİP, TOPARLARSAK BAŞKALARIYLA DA YOL YÜRÜRÜZ”

    Son soru olarak Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?

    Koçak: Diğer toplumsal muhalefetlerle birlikte yol yürümek için önce kendi evimizi derleyip, toparlayıp yola çıkmak gerekir. Bugünün acil sorunu budur.

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu, tarihte devlet karşıtı inancı ile en büyük toplumsal muhalefet odaklarından biri olmuştur. Bu nedenle bildiğimiz kırımlara ve katliamlara uğramıştır, ama muhalif olmaktan vaz geçmemiştir.

    Bugün Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu, kökü tarihimizin derinliklerinde yatan bu inanca sahip çıkarsa, bugünkü baskıcı gidişe muhalefet etmeden duramaz. Bu gidişe muhalefet etmezse de o inancını terk etmiş demektir.

    Demokrasi ve laiklik temelinde eşit yurttaşlık mücadelesi için inançta birlik bu nedenle önemlidir ve ilk ele alınması gereken konudur.

    Turabi KİŞİN/PİRHA

    SONRAKİ DOSYA 22: Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor. 

    İLGİLİ YAZILAR:

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-3

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-4

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-6

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-7

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-8

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-9

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-10

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-11

    Aleviler Alevi örgütlenmesini tartışıyor-12

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-13

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-14

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-15

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-16

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-17

    Aleviler, Alevi Örgütlenmesini tartışıyor-18

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-19

    Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20