Etiket: aihm kararı

  • Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    Av. Tarık Alpdoğan: Aleviler eşit yurttaşlık istiyor- VİDEO

    PİRHA- Avukat Tarık Alpdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının tanınması gerektiğini belirterek, “Alevilerin kutsal mekanları, inanç merkezleri tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğunda, eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan eksiksiz yararlandığında ortaya çıkar” dedi.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na dair tartışmalar bitmiyor. Alevilerin yıllardır devam eden hak ve eşit yurttaşlık mücadelesi, AİHM ve Yargıtay kararlarıyla hukuki bir kazanıma kavuştu. İktidar bu kararlara uyarak Alevilerin devlet tarafından tanınmasını ve statüye kavuşmasını sağlaması gerekirken, kendilerine bağlı bir Cemevi Başkanlığı kurarak gelen tepkileri absorbe etmeye çalıştı.

    Av. Tarık  Alpdoğan, Aleviler ‘in eşit yurttaşlık mücadelesini PİRHA için yorumladı.

    “ALEVİLİK İNANCI KADİM BİR İNANÇTIR”

    Alevilik inancının kadim bir geçmişe sahip olduğuna değinen Alpdoğan, “Alevilik inancı kadim bir inançtır. bin yıllardır Anadolu topraklarında varlığını sürdüren bir inanış olmasına rağmen yasal statüye kavuştuğundan bahsedemeyiz. Ne zaman ki Aleviler örgütlenmeye başladılar, muhalif partiler Alevi haklarıyla ilgili kamuoyu oluşturdu ve ne zaman ki AİHM ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aldığı yargı kararları Aleviler lehine olumlu gelişti, iktidarın da adım atması zaruri hale geldi” dedi.

    İktidarın 16 Kasım 2022 tarihinde bir yasa çıkardığını hatırlatan Alpdoğan, “Bu yasayla birlikte belediyelere cemevi yapma yetkisi verildi. İmar kanunda değişiklikler yapılarak yeni imar planlarında cemevlerine yer verilmesi kararlaştırıldı. Yasa çıktıktan sonra Alevi örgütleri bu yasanın tam anlamıyla ihtiyaçları karşılamadığını, bir cami, kilise, sinagog gibi bir resmi ibadethane statüsüne alınmadığını ve yine eşit yurttaşlık ilkesine aykırı davranılarak cemevi yapımının mülki idare amirlerin iznine tabi tutulduğunu yani valiliğin ve kaymakamlığın onayına tabi tutulmasına itiraz ettiler” diye belirtti.

    “ALEVİLER, EŞİT YURTTAŞLIĞIN GEREĞİ OLARAK TANINMAK İSTİYORLAR”

    Yasa çıktıktan sonra da iktidarın kendi yasalarının gereğini yerine getirmediğini aktaran Av. Tarık Alpdoğan, şunları dile getirdi:

    “Bu yasa çıktıktan sonra bu kazanımların gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, farklı illerdeki tecrübeler, yaşanan olaylardan sonra kaymakamlıkların, valiliklerin keyfi tutumlar sergilediği, bu yasal düzenlemeyi uygulamadıkları, yeni yapılan imar planlarında cemevlerine yer tahsis edilmediği, tahsis edilen yerlere de bürokratik işlemlerden kaynaklı cemevlerinin yapılmadığını görmeye başladık. Dolayısıyla geldiğimiz noktada Alevilerin kutsal mekanlarının, inanç merkezlerinin, ibadethanelerinin, cemevlerimizin tam anlamıyla yasal bir statüye kavuştuğundan eşit yurttaşlık temelinde diğer inançlara sağlanan haklardan tam anlamıyla yararlandırılmadığı ortaya çıktı. Hala da bu durum devam ediyor. Alevi örgütleri cemevlerinin yasal bir statüye kavuşmasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar.

    Cemevi Başkanlığının son süreçlerde köy köy dolaşarak birçok köydeki cemevlerinin ziyaret ettiğini oraya maddi destek sunmak istediklerini biliyoruz. İşte elektrik, su giderlerinizi karşılayalım vesaire şeklinde talep ve teklifler oldu. Yine inanç önderlerimize maaş teklifleri oldu. Ancak hem köylülerimiz hem de inanç önderlerimiz, “Bizler devletin Alevisi olmayacağız. Bu kurumun kuruluş amacının Alevilere hizmet ettiğini düşünmüyoruz. Alevileri dönüştürme projesinin bir ürünü olduğunu düşünüyoruz” dediler.”

    “CEMEVLERİ YASAL STATÜYE KAVUŞURSA EŞİT YURTTAŞLIK GERÇEKLEŞİR”

    Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkının sağlanması gerektiğinin altını çizen Alpdoğan, “Eşit yurttaşlık şöyle olur: Şimdi yasal bir düzenleme getiriliyor. Kilise, cami, sinagog sayılırken ibadethaneler olarak cemevi oraya eklenirse ibadethane olarak kabul edilirse o zaman eşit yurttaşlığın gereği yapıldığı kabul edilir. Eşit yurttaşlık şöyle olur: Cami yapılırken herhangi bir mülki idare amirinden onay alınmasına, izin alınmasına gerek yokken cemevlerine bunun zorunlu tutulması, mülki idare amirin izin vermesinin şart koşulması kaldırılırsa tıpkı camilerde olduğu gibi işte o zaman eşit yurttaşlık ilkesinin gereğinin yapıldığı kabul edilir. Yine zorunlu din derslerinin kaldırılması halinde eşit yurttaşlıktan bahsedebiliriz. İnanç hizmetlerine herhangi bir müdahale olmuyorsa, Alevilere ait olan kurumların Alevilere verilmesi gibi bu tarz yasal düzenlemeler getirildikten sonra ve yine bu yasal düzenlemelerin uygulanması noktasında gereken yapılırsa Aleviler statü sahibi olur. İşte mevzuatta hakkın var. Peki uygulamada, uygulamada bunun gereği yapılıyor mu? Düzenlenecek yasal mevzuatların gereği uygulamada da hayata geçirilirse o zaman eşit yurttaşlık hakkından işte bahsedebiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/KÖLN

     

     

  • Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’nın araştırılması için önerge verdi

    Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’nın araştırılması için önerge verdi

    PİRHA-Milletvekili Celal Fırat Gazi Katliamının katillerinin açığa çıkarılması ve tüm yönleriyle araştırılması için Meclis’e araştırma önergesi hazırladı. Fırat, “Bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim” dedi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Gazi Katliamı’na dair Meclis araştırma önergesi hazırladı. Milletvekili Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na ilettiği önergede, Gazi Katliamı’nın bütün ayrıntıları ile incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü ’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırma sürecinin başlatılması gerektiğini işaret etti.

    Celal Fırat, 13 Mart’ta yaklaşık 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yapmış ancak yine Emniyet güçleri kitlenin üzerine ateş açmış, gösteriler sonunda o gün 15 kişi daha hayatını kaybetmişti.  22 kişinin yaşamını yitirdiği katliamda hukuki açıdan çok yetersiz kalan bu davada olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri iddianamede sanık olarak gösterilmemiştir. Onlar hakkında takipsizlik kararları verilmiştir” şeklinde konuştu.

    “22 KİŞİDEN 7’Sİ POLİS KURŞUNUYLA ÖLDÜRÜLDÜ”

    Milletvekili Celal Fırat, Meclis’e sunduğu teklifinin gerekçe bölümünde ise şu ifadelere yer verdi:

    “12 Mart 1995 akşamı İstanbul Gazi Mahallesi’nde içerisinde Alevilerin bulunduğu 3 kahvehane ve 1 pastane kimliği belirsiz kişilerce taranmıştı. Kahvehanelere yönelik saldırıda Dede Halil kaya hayatını kaybetmiş ve 5’i ağır 25’de kişi yaralanmıştı. 4 gün boyunca süren olayların sonucunda yaşamını yitiren 22 kişiden 7’sinin polis kurşunuyla öldüğü otopsi raporlarında kesinleşmişti. O dönem olayın sorumlusu hiçbir üst düzey yetkili açılan davada yargılanmadığı gibi olayların başlangıcını tertipleyen ve şiddetin devamında sorumluluğu bulunan kimseler açığa çıkarılmamıştı.

    GÖSTERİLERDE HALKA ATEŞ AÇILMASI SONUCU 15 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

    Bu saldırı sonrası çok sayıda Alevi yurttaş, Gazi Mahallesi’nde toplanmış, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna doğru yürümüş, Polislerin grubun üzerine ateş açması sonucu bir kişi yaşamını yitirmiş ve birçok kişi de yaralanmıştı. 13 Mart’ta yaklaşık 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yapmış ancak yine Emniyet güçleri kitlenin üzerine ateş açmış, gösteriler sonunda o gün 15 kişi daha hayatını kaybetmişti.

    İDDANEMEDE ADI GEÇENLER HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİR

    Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etmiş, ertesi gün bölgeye askeri birlikler sevk edilmiş, 15 Mart’ta olaylar Ümraniye’ye sıçramış, Mustafa Kemal Mahallesi’nde beş kişinin ölmesi ve 20’den fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. 22 kişinin yaşamını yitirdiği bu olaylar sonucunda Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20 sanık polis hakkında dava açılmıştır. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığınca çok acele ve deliller fazla incelenmeden, hızlıca hazırlamış olduğu soruşturmada birçok eksik hukuki değerlendirmeler ve yetersiz bir inceleme ile sağlıksız bir iddianame hazırlanmıştır. Hukuki açıdan çok yetersiz kalan bu davada olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri iddianamede sanık olarak gösterilmemiştir. Onlar hakkında takipsizlik kararları verilmiştir.

    AİHM, YETERLİ SORUŞTURMA YAPILMADIĞI YÖNÜNDE KARAR VERMİŞTİ

    Ülkemizde meydana gelen bu dava hem soruşturma hem de kovuşturma yönünden hem de hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksik olması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmış, AİHM’in 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, “Sorumluların, uygun ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların görece hafif olduğu, dolayısı ile sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmış, ayrıca, etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı, bu nedenle 13. Maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmış, ihlallerin yanı sıra, her ölüm olayı için 30.000 Euro paranın başvuruculara ödenmesi hükmüne yer verilmişti.

    GAZİ MAHALLESİ KATLİAMI, TÜRKİYE TARİHİNDE KARANLIK BİR OLAYLARDAN BİRİDİR

    Bütün bu süreçlere rağmen, bu olayların başlangıcını planlayanlar, devamında onlarca insanın katledilmesinde sorumluluğu olanlar, azmettirenler, gerçeklerin araştırılmaması için her türlü engeli çıkaran, kirli, derin ve karanlık yapılar hiçbir zaman tespit edilememiş ve tarihin karanlık sayfalarında gizli kalması için devlet erkinin azami gayreti sarf ettiği gözlemlenmiştir. 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinde insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli karanlık olaylardan biridir. O dönem olayın sorumlusu hiçbir üst düzey yetkili açılan davada yargılanmadığı gibi olayların başlangıcını tertipleyen ve şiddetin devamında sorumluluğu bulunan kimseler açığa çıkarılmamıştır.”

    Fırat, “Tüm bu nedenlerle, bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim” ifadesinde bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD İzmir Şube’den zorunlu din dersinin kaldırılması ve ana dilde eğitim çağrısı-VİDEO

    DAD İzmir Şube’den zorunlu din dersinin kaldırılması ve ana dilde eğitim çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden olan zorunlu din derslerinin kaldırılması ve anadilde eğitim için çağrıda bulundu. Yapılan açıklamada, “Anadilinde konuşmak, eğitim görmek yasak. Zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor” denildi. 

    Türkiye’de okullar yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, ücretsiz ve ana dilde eğitim talebi ile açıldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi yeni eğitim öğretim yılına dair basın açıklaması yaptı.

    Çiğli’de bulunan dernek binasında yapılan açıklamada, ‘Parasız, bilimsel, ana dilde eğitim istiyoruz’, ‘Hiçbir dil, kültür, inanç başka birinden üst veya değersiz değildir’ dövizleri’ açıldı.

    Devletin yeni eğitim öğretim yılında da Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden olan zorunlu din derslerinin kaldırılması çağrısını görmediğini ifade eden DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Zeynel Bozkurt, ayrıca anadilde eğitimin önündeki engellemelerin devam ettiğini vurguladı.

    ZORUNLU DİN DERSİ VE ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI

    AİHM’in zorunlu din derslerine yönelik hak ihlali kararına yönelik düzenlemeler beklediklerini kaydeden Bozkurt, bunun aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aleviliği tanımlamak adına kurduğu cümlelere tepki göstererek, “Bu eğitim ve öğretim yılında Alevi çocukları ve din eğitimi talebi olmayan çocukların artık zorla başkalarının inançlarının davranışını edinmekten kurtulacağını umut etmiştik, öyle olmalıydı. AİHM zorunlu din dersi Anayasaya aykırıdır, diye karar vermişti. Bu kararın uygulanmasını, bununla ilgili düzenleme programı beklerken Cumhurbaşkanın açıklamasına bakalım. “Allah’sız, Muhammet’siz, Ali’siz Alevilik olmaz. Sapkın zevklerin üzerine inşa edilenlerle insanlık olmaz. Milli, manevi değerlerimize, kırmızı çizgilerimize tecavüz eden herkes ayağını denk almalıdır.’ Kendinden farklı inanca sahip olan insanlara ve inancın içeriğine sapkın tanımlaması yapma hakkı da tanımaz. Ayrıca Aleviler inanç çerçevelerini belirleme konusunda size yetki de vermediler. Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ İLE İNANÇLAR YASAKLANIYOR”

    Bozkurt, Alevi inancının yaşatıldığı her yere müdahale edilerek tehditler savrulduğunu dile getirdi. Zorunlu din derslerinden vazgeçilmeyerek, anadilde eğitimin halen yasaklı olduğunu hatırlatan Bozkurt şöyle konuştu:

    “Yetmedi Alevi inancının yaşatıldığını gördüğünüz her yere müdahale edip, manevi değer tanımlaması, tehdit, kırmızı çizgiler. Anadilinde konuşmak, eğitim görmek yasak. Zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor. Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde. İlk sınıflarda kitabı parasız yapmış ama sırayı, kalemi, tahtayı, bilgisayarı velinin sırtına yüklediniz. Diyanet 4 bakanlık bütçesinde sefa sürüyor. Halk aç, halkın evlatları okuduğu meslekte iş bulamıyor.”

    DEMOKRATİK ANAYASA, EŞİT YURTAŞLIK TALEBİ

    Aleviler, Kürtler ve ötekilerin sorunlarının ve taleplerinin demokratik bir anayasa ve eşit yurttaşlık ile çözüleceğine işaret eden DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Zeynel Bozkurt,“Biz Aleviler, Kürtler ve ötekiler için yeniden bir anayasa ve bu seçimde seçimli kurucu meclis olmadan her çözüm tali olacaktır. Eski akılla ve dikta rejimi benzerleri yokluğumuz üzerine plan yapmaya devam etmektedir. Alevi halklarımızı tekrar oyalayan asimilasyon cenderesinden uzak durarak, demokratik bir gelecek için Yeni Anayasa, Seçimli Kurucu Meclis ve Kurucu Yurttaşlık fikrinde birleşmeye çağırıyoruz. Başka türlü eşit yurttaşlık fikirleri de altı boş yaklaşımlar olacaktır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Hüseyin Kasun: Zorunlu din dersi anayasa ve insan hakları ihlalidir

    Hüseyin Kasun: Zorunlu din dersi anayasa ve insan hakları ihlalidir

    PİRHA-AİHM kararlarına rağmen okullarda zorunlu din dersinin okutulmasının anayasa ve insan hakları ihlali olduğunu vurgulayan Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Hüseyin Kasun, “Devlet bütün inançlara eşit olmak zorundadır” vurgusu yaptı.

    Yeni eğitim döneminin açılmasıyla birlikte çözülmeyen sorunlar ile zorunlu din dersleri ve anadilinde eğitim gibi talepler bu yıl da karşılanmadı. Ekonomik kriz ile birlikte eğitim emekçileri de yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verirken, özlük haklarını korumak, geliştirmek ve iktidarın ‘Öğretmenlik Yasası’na karşı sokaklarda mücadele yürütmeye devam ediyor.

    Eğitim-Sen ve Alevi örgütlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütleri, eğitim alanındaki dinselleştirmeye dikkat çekerken, Alevi toplumunun, zorunlu din derslerinin kaldırılması için çabaları ise sürüyor.

    “DEVLET BÜTÜN İNANÇLARA EŞİT OLMAK ZORUNDADIR”

    Gerek kimliksel gerekse inançsal olarak kutsanan bütün aidiyetlerin suça ve istismara açık hale geleceğini belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Hüseyin Kasun, “Gelişmiş ülkelerin temel yapısı yasa ve vatandaş üzerine kurulmuştur. Anayasanın 4. maddesinde laiklik, 24. maddesinde din ve vicdan hürriyeti ve AİHM’in  zorunlu din derslerine ilişkin hükümleri varken hâlâ okullarda din dersinin zorunlu olarak okutulması açık bir anayasa ve insan hakları ihlalidir. Laik bir ülkede toplumun inancı hakkında yüzdelik oran vererek bu kadarı şu inançtandır diyerek ayrıcalık tanımak kimsenin haddine değildir, hakkı da yoktur. Devlet bütün inançlara eşit olmak zorundadır. Laiklik ilkesine aykırı bir şekilde bir kesimin inancı kutsanıp ayrıcalık tanındığında, o aidiyete sahip insanlara günah ve suç işleme hürriyeti sağlanmış olur ki bunun örneklerini, devletin temel yapısını ele geçirerek kanser hücresi gibi saran cemaat örgütlenmesini gördük. Devletin görevi, inançları kutsamak yerine yasayı korumak olmalıdır. Çağdaş bir ülke olmanın ve toplumsal barışı sağlamanın temel koşulu ve kutsalı, eşitlikçi yasalardır. Öteden beri toplumsal aidiyetler, siyasal kaygı ve beklentiler ile istismar edildi. Toplumsal barışı bozan ve ülkeyi acılı bir coğrafyaya çeviren de bu siyaset tarzıdır. Sonuç olarak devlet, bütün inançlara, kimliklere, kültürlere ve dillere eşit olmalı, beka paronoyasından sıyrılarak bunları kendine zenginlik katan bir mozaik gibi görmelidir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    El ailesinin 13 yıllık zorunlu din dersi mücadelesi sürüyor: Korkmayın, boykot edin-VİDEO

    PİRHA- Zorunlu din dersine karşı 13 yıllık mücadele sürecinde uğradıkları fiziki saldırı, hakaret ve baskılara rağmen El ailesi açtıkları davayı kazandı. Anayasa Mahkemesi El ailesine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Bu kararı kabul etmeyen El ailesinin avukatı davayı AİHM’ye taşıdı. Baba Hüseyin El, “İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız” dedi.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütün olarak dinselleştiğini belirten eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı da (DİB), hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde, okuldan eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    ZORUNLU DİN DERSİNE KARŞI DİLEKÇE VERİLİYOR

    El ailesi, 1938 Dersim Soykırımı’nda aile bireylerinden bazıları katledilen ve Eskişehir’e sürgün edilen ailelerden sadece biri. Eskişehir’e sürgün edilen El ailesi ne kadar geri dönmek istemişse de bu istekleri sürekli ret kararı ile karşılaşmış.

    Eskişehir’de evlenen Hüseyin El’in kızının 4. sınıfa geçmesi ile zorunlu din dersi her Alevi ailenin olduğu gibi bu ailenin de gündemine girmiş. El ailesi, tek bir inanca hitap eden ve diğer inançları yok saymanın bir diğer aracı olan zorunlu din derslerini kesin boykot kararı almış. Uzun ve sancılı bir mücadele içerisine giren El ailesi 2009 yılında çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için ilk elden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vermiş.

    TACİZ, HAKARET, KÜFÜR

    Zorunlu din dersine karşı başlattıkları mücadelede bir karşı duruşla karşılaşan El ailesinin ilk sancılı süreçleri başlamış. Çocuğunun okuldaki arkadaşları artık kızı üzerinde psikolojik baskı kurmuş, okul idaresi ise zorunlu din dersine karşı dilekçe veren El ailesini ‘kötü örnek’ aile ilan ederek hedef haline getirmiş.

    Okuldan caddelere, sokaktan markete kadar kendilerini gören bir çok kişinin sözlü tacizine, hakaretine maruz kalan El ailesi, artık tehdit edilmeye başlamış.

    EVİ İŞARETLENEREK ATEŞE VERİLMİŞ

    Hedef haline getirilen El ailesinin yaşadığı mahalledeki evin duvarına, ‘Ateistlere ölüm’ yazıları yazılmış. Bu gelecek tehlikelerin devam edeceğinin bir mesajı olmuş. Bu tehditten kısa bir süre sonra El ailesinin evi bir gece yarısı ateşe verilerek, katledilmek istenmişler. Birkaç dakikalık zaman içerisinde katledilmekten kendi imkanları ile kurtulan El ailesi için artık Eskişehir’de kalmanın imkanları ortadan kalkmış. Aile kısa bir süre sonra İzmir’e taşınmış.

    “OKUL İDARESİ ÜZERİMİZDE BASKI KURMAK İSTEDİ”

    Hüseyin El, diğer inançları ret eden bir noktada olan zorunlu din derslerinden muaf olmaya dair dilekçe verdiklerini ve 13 yıllık sürecin böylece başladığını belirterek, “Okullarda verilen zorunlu din dersi kabul etmediğim bir şeydi. Çocuğumun baskıcı, diğer inançları ret eden bir zorunlu din dersi almasını istemiyordum. Bu yüzden bir mücadele başlattım. Önce Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çocuğumun zorunlu din dersinden muaf tutulması için dilekçe verdim. ‘Siz Müslüman değil misiniz? Neden din dersi istemiyorsunuz’ cevabı üzerine nüfus müdürlüğüne başvurarak çocuğumun kimlik hanesine Kızılbaş Alevi yazılması için dilekçe verdim. Kabul etmediler. Mücadeleye başladıktan sonra okuldaki arkadaşları ve okul idaresi çocuğumun üzerinde baskı kurmaya başladılar. Bütün notları pekiyi olduğu halde çocuğumu sınıfta bıraktılar. 2009 yılında Eskişehir yerel mahkemesinde zorunlu din dersine karşı dava açtık ve dava Ankara’ya taşındı. Önce haklı bulunduk, sonradan ise dava ret edildi. 2014 yılında dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı” diye konuştu.

    “BOYKOT ETTİK, GERİ ADIM ATMADIK”

    Kızının dersleri not ortalamasının en yüksek olanı pekiyi olduğunu ve buna rağmen okul idaresi tarafından sınıfta bırakıldığını söyleyen El şöyle konuştu:

    “Bu baskı farklı şekillerde önümüze geldi. Çocuğumun müfredattaki bir dersten notunun oluşmadığını söylediler. Not oluşmadığı gerekçesiyle çocuğumu sınıfta bıraktılar. Çocuğumun dersleri pekiyi ve takdir alan bir çocuk. Ailemizin korkmadan sürekli zorunlu din dersini boykot etmesi onları sürekli rahatsız etti. İlk sınıftan üniversite son sınıfa kadar zorunlu din dersini boykot ettik ve çocuğumuza bu dersi aldırmadık. Dönemin İl Milli Eğitim Müdürü beni çağırarak, ‘Hangi cesaretle dava açıyorsun’ dedi ve yıldırmak istedi. Geri adım atmadık.”

    “KIZIMI DÖVMÜŞLERDİ”

    Çocuğu fiziki saldırılara kadar maruz kalan El, “Okul idaresi çocuğumu ‘kötü örnek oluşturduğu’ gerekçesiyle başka bir okula göndermek istiyordu. Kızım görme engelliydi ve bu engeli ile alay ediliyordu. Yanımda bile çocuğuma küfür ettikleri bile oldu. Hatta okul idaresinin bu saldırılarda payı olduğunu biliyorduk. Bir gün okulda kızımı dövmüşler ve geldiğinde gözü ve yüzü morarmıştı. Alevi toplumu için kızımı ateşe attım. Hiç korkmadık, korkmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “EVİMİZ İŞARETLENEREK YAKILDI”

    Hedef haline getirilmelerinden sonra evlerinin duvarının işaretlendiğini ve evlerinin yakıldığını ifade eden El, “Yereldeki bir gazeteye bu durumu taşıdık. Alevi bir aileden geldiğimi ve zorunlu din dersi istemediğimiz için üzerimizde baskı yaratıldığını dile getirdik. Yerel gazete ise aksine bizi hedef alarak, provokatif bir başlıkla bizi haber yaptı. Bu haberden sonra küfür, hakaret ve fiziki saldırılara maruz kaldık. Bununla da yetinilmedi evimizin duvarına ‘Ateistlere ölüm’ tehditleri yazılmıştı. Bir gece ise evimiz yakıldı ve ölmekten son anda kendi imkanlarımız ile kurtulduk. Artık Eskişehir’i terk etmek zorunda kaldık. Ne Alevi kurumları ne de sol gruplar bize destek oldu. Karşımızda durdular. Ailemin daha fazla yıpranmaması için İzmir’e taşınma kararı aldım. Bu süreçte depresyon ilaçları kullanmaya başladık. Psikolojik tedavi görüyorduk” diye kaydetti.

    “ANAYASA MAHKEMESİ HAK İHLALİ KARARI VERDİ; AİHM’YE BAŞVURDUK”

    El, 13 yıllık mücadeleleri sonunda 2022 yılında Anayasa Mahkemesi’nin eğitim-öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğine hükmederek  kendilerine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiğini aktardı.

    Bu kararı kabul etmediklerini ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdıklarını kaydeden El şunları söyledi:

    “2012 yılında İzmir’e taşınmak zorunda kaldık. Narlıdere’de bir okula kaydını yaptırdık. Çocuğumuzun zorunlu din dersine girmeyeceğini, kabul etmeyeceğimizi söyledik. Okul müdürü kararımıza karşı durmadı ve zorunlu din dersi aldırmadık. Dava 2012 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Sonuç için sanki kızımın okulu bitirmesini beklediler. 2022 Anayasa Mahkemesi’nden arayıp kızımın okulunu bitirip bitirmediğini sordular. Okul bittikten kısa bir süre sonra tazminata hükmedildi. Avukatımız bunu kabul etmedi ve AİHM’e başvuruldu. Dava halen devam ediyor.”

    “KORKMAYIN, DAVA AÇIN, BOYKOT EDİN”

    Hüseyin El, ailelere zorunlu din dersini boykot etme ve dava açma çağrısında bulunarak, “Zorunlu din dersi yaşam tarzına bir müdahaledir. İnsanlar korkmasınlar, yılmasınlar, dava açmaktan çekinmesinler. Bizler gibi zorunlu din dersini boykot etsinler. Korkarak bir yere varamayız. Bu, bizi bekleyen tehlikeleri daha da büyütür. Alevi kültürü tehlike altında. Bunların önüne geçmenin, inancımızı koruyabilmenin tek yolu örgütlenmek ve birbirimize sahip çıkmaktır. Korku bizi hiçbir yere vardırmaz. Alevileri tehlikeli bir süreç bekliyor. Aleviler bir yol ayrımında. İçimizdeki çelişkileri çözüp, güçlü bir örgütlülük sağlamalıyız” şeklinde konuştu.

    Hüseyin El son olarak görme engelli kızına manevi olarak sahip çıkılması çağrısında da bulundu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • AİHM, Mehmet Ali Bul hakkında hak ihlali kararı verdi

    AİHM, Mehmet Ali Bul hakkında hak ihlali kararı verdi

    PİRHA-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dersim Belediyesi eski Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul hakkında hak ihlali kararı verdi. AİHM, Türkiye’nin Mehmet Ali Bul’a 8 bin Euro tazminat ödenmesine hükmetti.

    16 Kasım 2016 tarihinde düzenlenen operasyonla dönemin Dersim Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul gözaltına alınmış ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Bul’un yerine ise Tunceli Vali Yardımcısı Olgun Öner belediye başkan vekili olarak atanmıştı.

    Devam eden yargılamalar ve iç hukuk yollarının tüketilmesi nedeniyle Mehmet Ali Bul, Av. Fatma Kalsen aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulundu. AİHM heyeti, Mehmet Ali Bul hakkında hak ihlali kararı verdi.

    PİRHA/DERSİM