PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile beraberindeki heyet, Strasbourg’da çeşitli diplomatik görüşmeler gerçekleştirdi. AKPM Sol Grup toplantısına katılan Hatimoğulları, AİHM kararlarının uygulanmamasını gündeme getirdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, Eş Genel Başkan Yardımcı Özlem Gündüz, Strasbourg Temsilcisi Fayik Yağızay ve Brüksel Temsilcisi Eyyup Doru’dan oluşan heyet 30 Eylül-3 Ekim arasında Strasbourg’da çeşitli diplomatik görüşmeler gerçekleştirdi.
DEM Parti heyeti ayrıca Avrupa Konseyi (AK) Siyasi ve Dış İlişkiler Genel Direktörü Miroslav Papa, AK İzleme Komitesi Başkanı Zanda Kalnina-Lukas, AK Sosyal Demokrat ve Yeşiller Grubu Başkanı Frank Schwabe, AKPM Başkanı Thedoros Rousopoulos, AK Genel Sekreteri Alain Berset ve AK İnsan Hakları ve Hukuk İşleri Genel Direktörü Gianluca Esposito ile görüşmeler gerçekleştirdi.
AİHM KARARLARININ TANINMAMASI SORUNU!
DEM Parti heyeti Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sol Grup toplantısına da katıldı. Partinin Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, yaptığı konuşmada, AİHM kararlarının uygulanmamasına vurgu yaptı. Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü başlıklarında yaşanan sorunlara değinen Hatimoğulları, İmralı’da uygulanan tecrit konusuna da işaret ederek CPT’nin konuya ilişkin raporları ve Kürt sorununun demokratik çözümü gibi konularda görüş ve önerilerini paylaştı.
Hatimoğulları ayrıca, Türkiye ve AK üyesi ülkeler arasındaki ilişkilerin şeffaf ve demokratik zeminde yürütülmesi için parti olarak çabalarının devam edeceğinin altını çizdi.
Tülay Hatimoğulları başkanlığındaki heyet, daha sonra Strasbourg’da DEM Parti seçmenleriyle bir araya gelerek, Türkiye ve bölgede yaşanan güncel gelişmeleri değerlendirdi.
PİRHA- Cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve zorunlu din derslerinin kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden ve davaları kazanan ancak hükümete uygulatamayan CEM Vakfı’nın bugünlerde hükümete yakın durması dikkat çekiyor. CEM Vakfı temsilcilerinin, hükümetin kurduğu Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli anmasındaki panelinde AİHM kararları ve uygulanmamasını konuşacak olmaları çelişki olarak yorumlanarak tepki çekiyor.
Yıllar önce CEM Vakfı, cemevlerinin de tıpkı cami, kilise ve sinagoglar gibi elektrik tüketimi nedeniyle faturadan muaf tutulması gerektiğini, bu maksatla Yenibosna’daki cemevinin elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanması talebiyle dava açmıştı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cemevlerinin ibadethane olmadığı yönünde verdiği görüşüne dayanan yerel mahkeme, CEM Vakfı’nın açtığı davayı reddetmiş; Yargıtay da verilen ret kararını onamıştı. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyan CEM Vakfı, davayı kazanmıştı.
Cem Vakfı zorunlu din dersini de iç hukuk yolları tükenince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştı ve davayı kazanmıştı.
Böylece AİHM, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından ödenmesi ve din derslerinin, Alevi öğrenciler için “velileri dini veya felsefi inançlarını açıklamaya zorlamayacak koşulları oluşturacak şekilde” zorunlu olmaması gerektiğini karar altına almıştı. Mahkeme Alevi öğrencilerin din dersinden muaf tutulması gerektiğini de belirtmişti. Ancak AİHM kararları AKP hükümeti tarafından yıllardır uygulanmıyor.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2013 yılının Şubat ayında partisinin İç Anadolu Bölgesi milletvekilleriyle yaptığı kahvaltıda Alevilerin sorunları gündeme geldiğinde “Cemevleri ibadethane değil. İslam’da tek ibadethane vardır, cami. Cemevleri kültür evleridir” demişti.
Görüldüğü üzere Türkiye’de Alevi inancının devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor.
AİHM kararları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarında görüşüldü ve AKP hükümetine kararların uygulanması için görüş bildirildi.
Bu toplantılar doğrultusunda 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Ancak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip.
Alevi çatı örgütleri Cemevi Başkanlığı’nı Alevi sorunlarını çözmeyeceği, asimilasyon merkezi olacağı gerekçesiyle kesin bir dille reddettiler.
Cemevi Başkanlığı kurulduğunda mesafeli duran CEM Vakfı ve bağlı olduğu Alevi Vakıfları Federasyonu ise son zamanlarda, hükümetle birlikte hareket etmeyi benimsemiş görünüyor.
Bu arada Alevi federasyonları Hacı Bektaş Veli’yi Anma’ya hazırlanırken, AKP hükümeti de Cemevi Başkanlığı eliyle Hacıbektaş ilçesinde bir anma düzenledi. Hükümetin anmasının 3. günü gerçekleştirilecek olan “AİHM ve kararların uygulanması paneli”nde Cem Vakfı ve Alevi Vakıfları Federasyonu temsilcilerinin konuşmacı olması dikkat çekti.
AİHM’ye kadar giden ve kararları hükümete uygulatamayan Cem Vakfı’nın, Alevi örgütlerinin anmasına değil de hükümetin anma etkinliğine katılması ve bu önemli meseleyi orada konuşması çelişki olarak yorumlandı.
PİRHA- 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı değerlendiren Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, “6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır” dedi. Türmen ekledi: Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.
CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti liderlerinin oluşturduğu 6’lı masa, aylardır üzerinde çalıştığı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin anayasa değişikliği çalışmasını geçen hafta Ankara’da ilan etti.
84 madde ve 9 başlıkta toparlanan anayasa taslağının içeriğinde hak ve özgülüklerin genişletilmesinden devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına kadar birçok konuda değişiklik yer alıyor.
Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı PİRHA’ya değerlendirdi.
Söz konusu taslakta eksiklikler olduğunu belirten Türmen, taslağın içeriğinde Alevilere, Kürtlere, emekçilere dair bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Taslağın umut verici olmadığını da ifade eden Türmen, zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunun 6’lı masanın AİHM kararlarını uygulamadaki samimiyetinin bir göstergesi olacağını söyledi.
Masanın etrafında oturan 6 siyasi partinin tamamen farklı dünya görüşlerinden ve ideolojilerden olmalarına rağmen ortak hareket ediyor olmalarının önemli olduğunu vurgulayan Türmen, “Seçimlere giderken kurulan bu ortaklık insanlara güven veren, umut veren bir şey. İnsanlar içinde bulunduğumuz koşullardan çok rahatsızlar. Bu 6’lı masa iktidara gelirse yaşanan sorunlara çözüm bulabilecek mi? Bununla ilgili soru işareti var kafalarda. Bu soru işaretine yanıt olması bakımından açıklanan anayasa taslağı büyük önem arz ediyor. Taslağın içinde önemli sorunlar var. Bu taslak Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm getirmiyor. Ne Alevi sorununa ne Kürt sorununa ne tahıl sorununa ne emekçilerin, işçilerin sorunlarına ne de başka sorunlara” şeklinde konuştu.
“6’LI MASA, AİHM KARARLARINA NE KADAR SAYGILI OLDUĞUNU GÖSTERMELİ”
Açıklanan taslağın bir anayasa değişikliği olduğunu anımsatan Türmen, Alevilerle ilgili meselelerin en çok değişiklik yapılması gereken ve en kolay değişiklik yapılabilecek konuların başında geldiğini söyledi.
Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarının olduğunu ifade eden Türmen, şunları dile getirdi:
“Türkiye bu AİHM kararlarını uygulamak zorunda. Şu ana kadar uygulanmadı. Bunlar 6’lı masa olarak uygulayacağını söylüyor. 6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır. Açıklanan taslağa baktığımızda bu konuya hiç yer verilmemiş. İdeolojilerin de ötesinde çocuklarla ilgili problem var. Alevi çocukları evde öğrendikleriyle okulda öğrendikleri arasında büyük fark görüyor. Okullarda verilen din kültürü dersleri doğrudan doğruya din dersi niteliği taşıyor. Dini pratikler öğretiliyor. Bu durum çocuklara zarar veriyor, travma yaşıyorlar. Küçük çocukların iyi yetişmesi, iyi eğitim alması meselesi var.
“6’LI MASA ALEVİLERİN SORUNLARINI NASIL ÇÖZECEK, BUNA DAİR BİR ŞEY YOK”
Bir anayasa değişikliği yapılacaksa halihazırda verilmiş kararlar var. Bu kararlar hemen uygulamaya konulabilir. Açıklanan taslakta ne yazık ki bunlara yer verilmemiş. Bu açıdan bu taslak umut vermedi. Alevilerin cemevi sorunu var, Aleviliğin tanınması sorunu var. 6’lı masa iktidara geldiğinde bu sorunlar ne olacak? Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa, iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.”
“YASALAR ÇIKARTILIRKEN ALEVİLERLE GÖRÜŞÜLMELİ, NE İSTEDİKLERİ SORULMALI”
Hükümetin torba yasa içerisinde Meclis’e getirerek yasalaştırdığı cemevleri ile ilgili düzenlemeye de değinen Türmen, “Bu çok ayıp bir yasa. Devlet Aleviliği tanımaktan tamamen vazgeçti artık. Alevilik kültürel bir mesele değil. Alevilik bir inanç. Bu AİHM kararlarında da yazıyor. Hala devletin Aleviliği kültürel bir hareket olarak, İslam’ın bir kolu olarak görmesi kabul edilebilir bir şey değil. Aleviler de bu yasaya karşı itirazlarını dile getirdiler. İktidar Alevileri memnun etmek, oylarını almak için böyle bir yasa çıkardı ancak yapmasa daha iyiydi. Kaş yapayım derken göz çıkardı. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde okutulan kitaplarda defalarca değişiklik yapıldı ama Alevileri tatmin eden bir sonuca ulaşılamadı. Çünkü bütün yapılanlar Alevilere sorulmadan, onların görüşü alınmadan, tepeden aşağıya doğru yapılıyor. Halbuki bunlar yapılırken Alevilerle konuşulsa, Alevilerin ne istediği sorulsa ve ondan sonra yasalar çıkartılsa sonuç başka türlü olurdu” dedi.
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’nda yaptığı açıklamalar muhalefetin de gündeminde. CHP, DEVA ve Saadet Partisi cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesinin bir sorun olduğunu belirttiler. Her üç parti temsilcileri de cemevlerini Alevi toplumu nasıl tanımlıyorsa öyle tanımlanması gerektiğinin altını çizerek, AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini kaydettiler.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim Cuma günü İstanbul’da 700 yıllık Şahkulu Dergahı’na gitti. Alevilerin sorunlarına ilişkin çözümlerini açıklayacağını müjdeleyen Erdoğan cemevlerinin Kültür Bakanlığına bağlı “Alevi Bektaşi kültür ve cemevi başkanlığı” altında faaliyet yürüten “kültür evi”, “dayanışma merkezi” olacağını belirtti.
Başta Alevi kurumları olmak üzere pek çok kesimden de AKP’nin bu projesine tepki geldi. Henüz siyasi ittifaklar açıklama yapmasa da bileşenleri ayrı ayrı “cemevlerinin ibadethane statüsü teslim edilmelidir” vurgusunu yapıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, “20 yıldır Alevi toplumunun taleplerini görmeyen Erdoğan anketleri gördükçe bu defa Alevi açılımı yaparak oy alma ve toplumu kandırma peşindedir” dedi.
Cemevlerinin statüsünün ise tartışılamayacağını söyleyen Öztunç, partisinin meclisindeki kararın altını çizdi ve “Cemevi ibadethanedir. Nokta. Kültür merkezi deyip dedelere maaş bağlayıp dedeleri satın almak isteyecek. Hiçbir Alevi dedesi kendini satmaz, buradan belli ki o Alevileri de tanımıyor” şeklinde konuştu.
Öztunç, Erdoğan’ın, çevresindeki kendisine Alevi diyenlere bakarak bu kararı almasının karşılıksız kalacağını düşünüyor.
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin ise, Erdoğan ve ekibinin Alevilerin ibadethane sorununu bir biçimi ile tanımasını kıymetli buluyor ancak sorunun çözüm yolunu onaylamıyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının esas alınması gerektiğini ve doğuştan gelen hakların lütuf şeklinde tanınmasını doğru bulmayan Şahin, “Alevilerin sorunları Alevilerle muhatap olunarak çözülebilir. Onların olmadığı bir masada bu sorun çözülemez. Alevilerin olmadığı bir masada karar alınmış. Atılan adım, sorunun tanınması kıymetli ancak cemevini kültür merkezi olarak tanımak hadiseyi hafife almaktır. Kesinlikle ibadethanedir. Bu bizim vereceğimiz lütuf değil. Doğuştan insan hakkıdır. AİHM kararlarında da görülmektedir” dedi. Altılı masanın da partisinin de fikirlerinin bu yönde olduğunu belirtti.
BİROL AYDIN: CEMEVLERİNİ ALEVİ TOPLUMU NASIL KABUL EDİYORSA ÖYLE TANIMLAMAK DURUMUNDAYIZ
Saadet Partisi Parti Sözcüsü Birol Aydın da cemevinin ibadethane olduğunu “Toplumsal çevrelerle ilgili bir tanımlama yapmasını doğru bulmayız. Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyorsa öyle kabul etmemiz gerekir” dedi.
Hükümetin veya devletin cami ya da cemevi yapmış olmasını alkışlanacak bir durum olarak görmeyen Aydın, devletin yurttaşlarına kolaylık sağlamasının görevi olduğunu hatırlattı. Parti sözcüsü Aydın, son olarak “Cemevlerini Alevi toplumu nasıl kabul ediyorsa öyle tanımlamak durumundayız. Eşit yurttaşlık uygulamasında büyük aksaklıklar ve sorun var” dedi.
PİRHA-Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısını değerlendiren Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi. Doğan, AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurguladı.
Cem Vakfı Genel Başkanı ve Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Şişli’de bir otelde düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendirdi. Doğan, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymasını beklediklerini ifade etti.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin toplantısını değerlendiren Doğan, “Türkiye AİHM’in kararlarına direniyor. Özellikle de Alevilerin hakları söz konusu olduğu zaman. Bu artık kabul edilebilecek bir olay değildir” dedi.
Alevilerin geçmişten bugüne bazı talepleri olduğunu, bunların karşılanması için son 30-35 yılda birçok siyasi parti ve liderleriyle bir araya geldiklerini anlatan Doğan, Alevilerin devlet bütçesinden pay alamadığını ifade etti.
AİHM kararlarının uygulanmaması halinde de yeni davalar açacaklarını vurgulayan Doğan, “Mahkeme karar verdiyse o kararı uygula. Adaletin, barışın gereği bu. İnsanların barış içinde birbirlerine saygı göstermeye devam etmesinin yolu bu” diye konuştu.
PİRHA- HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP hükümetinin hazırladığı üç maddelik çalışmada cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verileceği iddialarına meclis kürsüsünden tepki gösterdi. Kılıç Koçyiğit, “AİHM’nin hak ihlali olan kararlarını uygulamadınız. Şimdilerde çıkıp, ‘Evet cemevleri var ve biz onlara kültür merkezi statüsü vereceğiz’ diyorsunuz. Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz? Sizler bu ülkede sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz” ifadelerini kullandı.
AKP’ye yakın gazetelerde hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığı belirtilerek, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verilmesi, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğü kamuoyuna yansımıştı.
Konuya ilişkin mecliste konuşan HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, AKP’nin cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verme çalışmalarına sert tepki göstererek, “Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz?” diye sordu.
Kılıç Koçyiğit ayrıca, AKP hükümetinin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararlara Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin göz yummasına dair hamleler geliştirdiğini vurguladı.
“ALEVİLERİN HİÇBİR TALEBİNİZİ TANIMADINIZ!”
Alevilerin, zorunlu din derslerinden cemevlerine ibadethane statüsü verilmesine kadar birçok hak talebinin AKP hükümetince yok sayıldığının altını çizen Kılıç Koçyiğit, “Aleviler, bu ülkede bir çok kuruma başvuru yaptılar. ‘Cemevleri bizlerin ibadethanesidir, ibadethane statüsünde tanıyın’ dediler. Tanıdılar mı? Tanımadılar. Alevi aileler başvurup yaparak çocuklarının başka bir ibadetin ritüelleri ile değil kendi inancının ritüelleri ile eğitim alması için başvurular yaptılar. Tanıdılar mı? Tanımadılar. Bütün bunlar AİHM’ gitti ve AİHM hak ihlali kararı verdi. Buna rağmen hak ihlali olan kararlarını uygulamadınız” diye konuştu.
“SİZ KİMİN İNANICININ MEKANINI KÜLTÜR EVİ OLARAK TANIMLIYORSUNUZ?
Kılıç Koçyiğit, AKP hükümetinin AİHM kararlarına rağmen hiçbir şekilde adım atmadığını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne Aleviler talepleri konusunda göz yumma hamleleri geliştirdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Şimdilerde çıkıp, ‘Evet cemevleri var ve biz onlara kültür merkezi statüsü vereceğiz’ diyorsunuz. Siz, kimin inancının mekanını kültür merkezi diye tanımlıyorsunuz? Sizler bu ülkede sistematik olarak Alevileri asimile ediyorsunuz. Alevilerin kim olduğu, Alevilerin nasıl yaşanacağı hükümetler tarafından tanımlanamaz! Alevi çocuklarını zorunlu din dersine tabi tutarak, kendisine ait olmayan bir inancı öğrenmeye zorluyorsunuz. Uluslararası mahkemeler hak kararı veriyor ama; siz gidip arka kapıdan dolanıp, ‘Ya azıcık daha bizi idare edin, bu eşitsizliğe göz yumun’ sırt sıvazlamaya çalışıyorsunuz. Hani siz Allahtan korkuyor, kul hakkı yemiyordunuz? Bu ülkedeki Alevilerin, Kürtlerin, işçilerin, yoksulların hakkını neden yiyorsunuz?”
PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla Strazburg ‘ta Avrupa Konseyi önünde bir araya gelen Aleviler, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanmasını istedi. Konsey önünde Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı. Açıklamalarda, Türkiye hükümetinin AİHM’nin Aleviler lehine verdiği kararların bir an önce yerine getirilmesi istendi.
Avrupa Konseyi‘nin siyasi karar mercii olarak bilinen Bakanlar Komitesi, Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin bu toplantısında gündem, AİHM kararlarının uygulanması ve denetlenmesi olacak.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını da inceleyecek.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler, Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde bir araya gelerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de tarafından uygulanmasını istedi.
4 DİLDE BASIN AÇIKLAMASI
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Hüseyin Mat ve AABK yöneticileri ile üyeleri, Avrupa ülkelerindeki Alevi Birlikleri federasyonlarının genel başkanları ve yüzlerce Alevi yurttaşın katılımıyla Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ise Türkçe basın açıklamasını okudu. Kılıçkaya, Alevilerin AİHM’nin zorunlu din dersleri ve cemevleri konusunda aldığı kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmasını istediğini ancak AKP hükümetinin kararları uygulamadığını, olumlu adım atmadığını kaydetti.
Cemevlerine uygulanan ayrımcılık konusunda çözüm getirilmediğini ifade eden Kılıçkaya, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerine uygulanan ayrımcılığın giderilmesini isteyerek, eşit yurttaşlık haklarının hayata geçirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.
KURUM BAŞKANLARINDAN AÇIKLAMA
Türkçe açıklamanın ardından Avrupa’da bulunan Alevi kurum temsilcileri yaptıkları açıklamada, Alevilerin verdiği mücadelenin şimdiye kadar devam ettiği gibi bugün de devam edeceği vurgulanarak, Türkiye hükümetinin verilen kararları uygulaması çağrısında bulundular.
Fransa Alevi Birlikleri Eşit Başkanı Hakan Alca, Alevilerin mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu belirterek, Türkiye’nin samimiyetsizliğine dikkat çekti. Alca, Alevilerin mücadelesinin devam edeceğini ifade etti.
Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu İsrafil Erbil yaptığı konuşmada, AİHM’nin kararlarının uygulanması için buradayız. Tüm haklarımızı alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Alevilik haktır, Aleviler vardır” dedi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise, AKP hükümetinin AİHM’nin kararlarını uygulamak zorunda olduğunu söyledi. Çankaya, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.
FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin hak arayışlarının Türkiye’de karşılık bulmadığının altını çizerek, AİHM’nin kararlarına rağmen cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmediğini ve zorunlu din dersi kaldırılmadığını hatırlattı.
“Biz Aleviler olarak bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz” diyen Demir, “Var olan zulüm, iktidardan yana olmayan tüm toplum kesimlerini ilgilendiren bir durumdur. Hak ve özgürlükler konusunda birleşerek, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için mücadele etmelidir” diye konuştu.
AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat da, “Avrupa Konseyi önündeyiz. T.C. hükümetinin olumsuzluğu devam ettirmesi nedeniyle bu toplantı bizim için önemlidir. AİHM’nin aldığı kararların uygulanmaması samimiyetsizliktir. Neden anlaşmalara ülkeler imza atıyor? Kararlar uygulanmalıdır. Uygulanmadığı taktirde Konsey gerekli kararları almalı. Yaşasın haklı mücadelemiz” dedi.
Alevi yurttaşlar da AİHM’in Aleviler hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından kabul edilmemesine tepki göstererek, kararın uygulanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.
TOPLANTI SONRASI NE OLACAK?
Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti. Ancak hükümet, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bugün toplandı. Alevilerle ilgili kararın dışında İşadamı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin de inceleneceği toplantı 2 Aralık’a kadar sürecek.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle ihlal ve yaptırım sürecini başlatacak.
Bakanlar Komitesi’nin üç günlük toplantısında aldığı kararların 3 Aralık Cuma günü Avrupa Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayımlanması bekleniyor.
AİHM’in “Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiği” yönünde karar almasının ardından da Komite, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması ya da oy kullanma hakkının askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabilir.
PİRHA- Yazar Turan Eser, Türkiye’nin AİHM’in kararlarını uygulamamasıyla ilgili kaleme aldığı yazısında, AİHM kararlarını uygulamayan Türkiye’ye yönelik yaptırımlar olabileceğini vurguladı. Eser, “Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması söz konusu. Bu durum ise iç ve dış politikada sıkışan AKP iktidarını zora sokacak gibi görünüyor” dedi.
30 Kasım-2 Aralık tarihleri, dış politika ve bunun iç politikaya yansıması açısından oldukça önemli. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in Türkiye aleyhine verdiği kararlarının uygulanıp uygulanmadığı denetlemek ve en önemlisi kararlar almak için bir araya gelecek. Toplantı masasında iki önemli dosya var; Birincisi, AKP iktidarının ısrarla uygulamadığı, AİHM kararları arasındaki “Cemevleri ve zorunlu din dersi davaları ve Osman Kavala ile Selahattin Demirtaş lehine verilen tahliye kararları duruyor.
AİHM kararlarını uygulamayan Türkiye’ye yönelik alınabilecek yaptırımlar olabileceğini vurgulayan Yazar Turan Eser, Birgün Gazetesi’ndeki köşe yazısında şunları dile getirdi:
Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması söz konusu. Bu durum ise iç ve dış politikada sıkışan AKP iktidarını zora sokacak gibi görünüyor. Bu toplantının sonucunu AKP hükümeti tedirgin, dava sahipleri de umutla bekliyor. En demokratik hak ve temel insan hakları ihlallerinden dolayı mağdur olanlar, kendi ülkelerinden adalet bulamayanlar, AİHM’nde hak arıyor. AİHM’in verdiği kararlara, Türkiye makamlarının uyması ve bu kararları uygulamaması bir hukuk ihlalidir. AİHM kararlarının bağlayıcılığı ulusal ve uluslararası hukukta mevcuttur.
Buna rağmen AİHM kararlarının uygulanıp ya da uygulanmadığı hususunda, karar sonrası sürecin denetiminden sorumlu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararlarının hayata geçirilebilmesi için gerekli gördüğü hallerde yaptırım gücünü kullanacak kararların alınmasını sağlar. Bu ise uluslararası ölçekte, hukukun evrensel değerleri ve ilkeleri çerçevesinde ortak bir demokrasi anlayışının yaratılmasına ve uygulanmasına katkı sunmaktır. İnsan hakları konusundaki hukuk ihlallerin engellenmesi ve insan merkezli hukuk anlayışının geliştirilmesi açısından oldukça önemlidir.
Tabii ki, asıl sorumluluk ilk önce bir Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye’nin bu sorumluluğu üstlenmesi ve yaptırımlara maruz kalmasıdır. Zira üye devletler, AİHM kararlarını uygulamazsa, AİH Sözleşme mekanizması devreye girerek, bireylerin hak kayıpları önlenmeye çalışır. AKP döneminde AİHM’ne yapılan başvurulardaki sayısal artışa bakılırsa, AKP hükümetinin AİHM kararları konusunda üzerine düşen yükümlülük ve uygulamaları yerine getirmediği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Sözleşme’nin 46. maddesi gereği kendisine verilen görev kapsamında çalışan Bakanlar Komitesi Türkiye gündemli toplantılarının da sayısı artmaktadır. Alevilerin açtığı ve AİHM tarafından haklı bulunan zorunlu din dersleri, Cem Evleri davası, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davası bu nedenle Bakanlar Komitesi’nin gündemindedir.
Aleviler eğitimin dinselleştirilmesi ve mezhepçi bir rejimin beslenmesi ve inşasından rahatsızdır. Bu nedenle 12 Eylül darbecilerinin ürünü olan zorunlu din derslerine karşı sayısız kampanya, miting ve etkinlik düzenlediler. 14 vatandaş ise hukuksal mücadele başlattılar. Zorunlu din derslerine karşı 14 vatandaş dava açtı. Cem Evlerine yönelik inkar ve ayrımcılığa karşı da 203 vatandaşın yaptığı başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye hükümetinin, Alevi haklarının ihlal edildiğine hükmederek, derhal kararların uygulanmasını istemişti.
Bilindiği üzere AB Bakanlar Komitesi, 3-5 Aralık 2019 tarihlerindeki toplantısında da bu iki dosyanın ve Aleviler lehine verilen kararların uygulanması için, AİHM, kararlarının uygulanmasının zorunluluğuna işaret eden 46. Maddesine göre Türkiye’yi uyardı: “Türkiye, daha fazla geciktirmeden, ailelerin dini ve felsefi inançlarını açıklamak zorunda bırakılmadıkları bir muafiyet sistemi gibi, sorunun giderilmesine dönük imkanları ortaya koymak zorundadır” diyerek kararlar almıştı. AİHM, Alevilerin hukuksal davalarına ilişkin verdiği kararlara dair, Aleviler ve Türkiye’deki hak savunucuları, bu kararların uygulanmasını talep etmesine rağmen bu 2 yıllık zaman dilimi süresinde AKP hükümeti tarafından olumlu hiç bir adım atılmamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eğitim hakkını düzenleyen 1 No’lu Protokolü’nün 2’inci maddesi; AİHS’nin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14’üncü maddesi ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9’uncu maddesinin ihlal ettiğinden, 14 vatandaşın zorunlu din derslerine karşı açtığı davaları ve 16 Eylül 2014 tarihinde ise Din ve vicdan özgürlükleriyle ilgili 9’uncu madde ihlal edilmesi nedeniyle, 203 kişinin Cemevleri davasını 3 Haziran 2015’te, haklı bulmuş ve karar bağlamıştı.
Aleviler lehine verilen AİHM kararları bugüne dek uygulanmadığı gibi, Alevilere yönelik ayrımcılık daha da artmaya başlamıştır. Aleviler ise ısrarlar AİHM kararlarının derhal uygulanmasını hatırlatıyorlar. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Cem Evlerine yönelik inkar ve ayrımcılığın durdurulmasını talep ediyorlar. Avrupalı Aleviler, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu öncülüğünde AİHM kararlarının uygulamayan AKP ve MHP iktidarının çözümsüzlük politikalarına karşı, Strazburg’ta bir araya gelecekler.
“AİHM kararları uygulansın ve somut adımlar atılsın” talebiyle 30 Kasım 2021 tarihinde Strazburg’ta Avrupa Konseyi önünde 4 dilde kitlesel basın açıklaması yapacaklar. Türkiye’nin “biz bu kararları uygulamıyoruz” deme şansı yoktur. Türkiye AİHM kararlarına uymak zorundadır. Bu ise zorunlu din dersleri ve Cemevleri kararlarının uygulanması ve ayrıca Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarının yerine getirilmesini zorunlu kılar. Türkiye, Avrupa Konseyi tarafı olarak ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisini kabul ettiğinden, verilen kararlara uymayı kabul ediyor.
Sadece bu değil, aynı zamanda Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında, AİHM kararlarının bağlayıcılığına hükmediyor. Aleviler ve insan hak savunucusu örgütler, zorunlu din dersleri, cemevleri kararlarının uygulanmasını, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tahliye kararının yerine getirilip getirilmesini talep ediyor.
Türkiye ise, demokratik, laik, insan haklarına ve onurunu saygılı, hukukunun evrensel değerlerini ve ilkelerini güvence altına alacak bir hukuk devleti talep ediyor. Zira çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir Türkiye’de toplumsal barış ancak hukukun üstünlüğü, bağımsızlığı, eşit haklar ve eşit yurttaşlık ile mümkündür. Bunu da mümkün kılmak mümkündür!
PİRHA-Alevilerin, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) kararlarına rağmen kaldırılmayan zorunlu din derslerine karşı tepkileri sürüyor. HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Çocuklarımızın okullarda asimile edilmesine, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin topyekün olarak Sünni İslam dersi olmasına yönelik itirazlarımız vardı” dedi.
AKP hükümeti, Cemevlerinin ibadethane statüsü ve Alevi çocukların zorunlu din dersinden muaf tutulmasına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay kararlarının hiçbirini uygulamadı.
Zorunlu din derslerine karşı Aleviler başından beri örgütsel olarak mücadele yürütüyor. Zorunlu din dersleri asimilasyon politikasının temelini oluşturuyor.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Çocuklarımızın okullarda asimile edilmesi bu derslerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olmadığı, bu derslerin topyekün olarak Sünni İslam dersi olduğu, bunu eğitmeye, öğrettirmeye ve ezberlettirmeye yönelik itirazlarımız vardı. Dava edildi, dava konusu da oldu. AİHM bunu tescil de etti. Aslında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında verilen derslerin bir kültür ve ahlak bilgisi olmadığı, tam tersi bir Sünni İslam dersi olduğunu bir kararda verdi” dedi.
2009 yılında yapılan Alevi çalıştayını hatırlatan Kenanoğlu, “Alevi kurumları, sivil toplum kuruluşları, temsilcileri, bilim insanları, sendika, meslek odası, üniversite, medya, siyasi parti temsilcileri, ilahiyatçılar ve Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin katıldığı, Alevilerin belli sorun ve taleplerinin demokrasi ve insan hakları temelinde ele alınıp değerlendirmesini amaçlayan ve 7 etaptan oluşan Alevi çalıştayları yapıldı. Ancak Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri bu çalıştayda çözülmedi. İktidar Alevilerin talepleri yerine Aleviliği var olduğu haliyle kabul etmeyerek, kendi Aleviliğini tanımlama ve bir kalıba sokma ihtiyacı içindeydi” dedi.
“ALEVİLER OLARAK BÖYLE BİR İNANCIMIZ YOK”
Alevi çalıştayında, din dersleriyle ilgili çalıştay yapıldığını belirten Ali Kenanoğlu, “Bizzat masada dönemin bakanı ve talim terbiye kurulu üyeleriyle şunu tartıştık: Bizim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden şikayetimiz, ‘Orada çocuklarımıza Kuran sürelerinin ezberletiliyor olması ve bunların yanı sıra namaz nasıl kılınır, abdest nasıl alınır? Şekli olarak da bunların öğretiliyor olması en temel itiraz noktamız. Bizim Aleviler olarak böyle bir inancımız yok. Bizim çocuklarımıza öğretilmiş olması doğrudan Sünni İslam tarafından asimile ediliyor anlamı taşımaktadır. Yapacağınız yeni müfredatta bunlara yer verecekseniz hiçbir anlamı yok. Bakan, ‘Biz bu müfredat değişikliğinde Alevilikle ilgili üniteler koyacağız ama bunlar da yer alacak’ dedi. Siz ne kadar Alevilikle ilgili ünite koyarsanız koyun bunu biz onaylasak bile Sünni İslam dersinin zorunlu hali ve varlığı bizim çocuklarımızın asimile olmasının devamı anlamına gelir.
ALEVİLER AÇISINDAN BİR ASİMİLASYON DERSİ OLDUĞU MAHKEME KARARIYLA TESCİL EDİLDİ
Bu haliyle bizi bunu kabul etmiyoruz. Etmeyeceğiz diye de net olarak ifade ettim. Netice itibariyle müfredat değişti ve şu çıktı karşımıza iki ünite Alevilik konuldu. Bizim onayladığımız bir Alevilik değildi. İtiraz edeceğimiz birçok konuda vardı. Bu üniteleri koyma nedenleri AİHM’den bu davaları kaybetmemek adına koymuşlardı. Müfredat değişikliğinden sonra AİHM’e davalar gitti ve o müfredat da mahkûm edildi. Bununda Aleviler ve Sünni Müslüman olmayanlar açısından bir asimilasyon dersi olduğu mahkeme kararıyla tescil edildi.”
Kenanoğlu, hükümetin mahkeme kararlarına uygulamadığını, asimilasyon politikalarını ve yargı kararlarını parlamentoda da sık sık dile getirdiklerini söyledi. Parlamentoda ise yasa değişikliğinin kolay olmadığını parlamentonun 4/3 imzasıyla çoğunluğunun oluşması gerektiğini belitti.
“RECEP TAYYİP ERDOĞAN KİNDAR VE DİNDAR BİR SÜNNİ NESİL YETİŞTİRMEK İSTİYOR”
HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu şöyle devam etti:
“Anayasanın 99. Maddesi gereğince AİHM kararları iç hukuku bağlayıcı bir özelliği bulunuyor. Danıştay kararları da böyledir. Danıştay bir karar aldığı zaman eğer bu yasalarla çelişirse yasaların değiştirilmesi gerekir. AİHM’nin verdiği karar neticesinde yasaların değiştirilmesi lazım. Bu yanıyla Anayasasının değişmesi lazım. Ancak AİHM kararı açıkladığında bizzat dönemin Başbakanı şimdi ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunu söylemişti: ‘Bu karar yanlıştır, biz bu kararı uygulamayacağız’ dedi. Neye göre yanlış? Senin bakış açına göre yanlış; çünkü sen kindar ve dindar bir Sünni nesil yetiştirmek istiyorsun, bunun için de Alevi çocuklarının asimile edilmesi gerekiyor. Ama evrensel insan hakları ve inanç özgürlüğü çerçevesinde baktığımız zaman bu kararlar doğru ve uygulanması gerekir. Maalesef bu kararlar uygulanmıyor.
“TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK BİR ANAYASANIN OLUŞMASINI İSTİYORUZ”
Biz Türkiye’de demokratik bir anayasanın oluşmasını istiyoruz. Demokratik anayasasının bir özelliği evrensel insan hakları ve inanç özgürlüğüdür. Bu haliyle anayasanın 24. Maddesi’yle zorunlu din dersinin zorunlu olmaktan çıkartılması ve bir kültür dersi haline dönüştürülmesi için anayasaya yönelik çalışmalarımız var. Hem parti hem milletvekili hem de Alevi inancından gelen birisi olarak bugüne kadar bu konseptte sürdürdük bundan sonra da bunları bu şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.
“ALEVİ SORUNLARININ İKTİDARLA KONUŞULMASINI DOĞRU BULUYORUZ”
Hükümetin Alevi açılımıyla ilgili biz Alevilerin sorunlarının, iktidarla konuşulmasını doğru buluyoruz. Bu anlamda davet edildiğimiz bütün toplantılara bu çerçevede katılım da sağladık. Eğer Alevilerin sorunları üzerine bir masa kuruluyor ve bu masa etrafında Alevilerin sorunları ve taleplerin konuşulacaksa buna varız. Ancak şunları reddediyoruz: Bir siyasi şovun malzemesi olabilecek davetleri reddettik. Eğer bu müzakere edilecekse bunlara katıldık, müzakere değilse Cumhurbaşkanı bir yemek veriyorsa orada bir konuşma yapacak biz de dinleyeceğiz; bu davetlere katılmadık.
Bu çalışmalarda kendilerince bir Alevi ya da bir makbul Alevilik yaratma ihtiyacı hissettiklerinde her seferinde görüyorduk. Hatta açılımın ilk davetiyesini gönderen dönemin Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Sorumlu Bakan Sait Yazıcıoğlu şu açıklamayı yapmıştı: ‘Biz bu zamana kadar Alevilere bir don biçtik, bir tanım belirledik ama bu Aleviler bu tanıma uymadı. O yüzden yeni bir sürece ihtiyaç var. Aslında bu şunu da belli ediyor: Alevi dinini var olduğu haliyle kabul etmemek. Kendi kafasındaki Alevileri bir kalıba sokma ihtiyacı üzerinden bu toplantıların yapıldığına yönelik itirazlarımız vardı. Biz itiraz ettik ve haklı çıktık. Çünkü Alevi kurumları kendi arasındaki ayrışmalara rağmen, bütün farklılıklara rağmen o masada ortak talepler etrafında birleştik. İktidarın bu oyununa gelmedik. İktidara karşı Alevi gerçekliğini ve oluşturacağı kanunların, yasaların her ne oluşturulacaksa bunun bu gerçeklik üzerinden yapılması konusunda kararlı bir duruş sergiledik. Bunun neticesinde Alevi çalıştayları rafa kaldırıldı. İki yıl sonra açıklanan çalıştay raporunda hükümet bu raporu sahiplenmedi. Sanki moderatomun kendi çalışmasıymış gibi sunuldu. Bu noktada da Aleviler sağlam bir duruş sergilediler. Bu duruş iktidarın ezberini bozdu. Alevi çalıştayında iktidarın oyununa gelinmedi. Buna Aleviler alet olmadı.”