Etiket: aileler

  • Depremde yıkılan Furkan Apartmanı davası öncesi Meclis’te adalet çağrısı – VİDEO

    Depremde yıkılan Furkan Apartmanı davası öncesi Meclis’te adalet çağrısı – VİDEO

    PİRHA – 6 Şubat Maraş merkezli depremlerde yıkılan ve 51 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan Gaziantep’in Nizip ilçesindeki Furkan Apartmanı’nın 19 Temmuz’da görülecek duruşmasında karar beklenirken, aileler TBMM’den adalet çağrısında bulundu.

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, CHP Gaziantep Milletvekilleri Melih Meriç ve Hasan Öztürkmen ile Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, 19 Temmuz’da görülecek olan Furkan Apartmanı karar duruşması nedeniyle, depremzede ailelerle Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca, depremzede ailelerin 1,5 yıldır adalet mücadelesi verdiğine işaret etti. Bugüne kadar sadece 190 dava açıldığını ve 134 kişinin tutuklandığını anlatan Karaca, tek bir kamu görevlisinin yargılanmadığını belirtti. Karaca, “Deprem suçları nedeniyle hayatını kaybeden insanlar için adalet sesinin duyulması, sadece 6 Şubat depremleriyle hesaplaşmak için değil deprem ülkesi olan memleketimizde bir daha kimsenin canının yanmaması için bunların emsal olması açısından da oldukça önemli” diye konuştu.

    Milletvekillerinin düzenlediği basın toplantısına katılan, depremde çöken Furkan Apartmanı’nda oğlunu kaybeden Seçkin Şahin, “Sadece kendi çocuğum ve komşularım için değil depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımız için adalet istiyorum” dedi.

    Kızlarını ve eşini kaybeden Özlem Taşdemir de “Bu, yaşadığımız afet değil, cinayettir. Adaletin sağlanmasını istiyoruz. Kimler suçluysa onlar cezasını çeksin istiyoruz” ifadelerini kullandı. CHP’li Nermin Yıldırım Kara, 19 Temmuz’daki Furkan Apartmanı davasını heyet olarak takip edeceklerini söyledi.

    “DAVAYI HEYET OLARAK TAKİP EDECEĞİZ”

    CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç de “Her şeyden önce sözün bittiği yerdeyiz. Mağdurlardan, evlatlarını kaybeden iki anne, söylenebilecek her şeyi en içten duygularla dile getirdiler. Tek talepleri adalet. Biz, hakim değiliz, savcı değiliz; ancak ben bilirkişi raporlarını incelediğimde çok çelişkili raporlar var. Şahsen benim de kafamda çok büyük soru işaretleri uyandırıyor. Ama buradaki mağdur aileler de olmak üzere Türkiye’deki özellikle son 6 Şubat depreminde canları yanan tüm ailelerin yanında olacağımıza burada hepinizin huzurunda söz veriyoruz. Bütün davaları elimizden geldiğince, depremden etkilenen bütün illerin milletvekilleri olarak takipçisi olacağız. Sizin yanındayız, sizi asla yalnız bırakmayacağız çünkü adalet hepimize er geç lazım olacak” diye konuştu.

    CHP Gaziantep Milletvekili Öztürkmen de 190 davanın tamamında bilinçli taksirden bahsedilerek yargılama yürütüldüğünü, mağdur yakınlarının “olası kast”tan yargılama yapılması taleplerinin hiçbirinin kabul edilmediğini söyledi. Öztürkmen, “AK Parti eliyle bu yargılamalar etki altında bırakılmıştır” dedi.

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, deprem yargılamalarında sürecin şeffaf yürütülebilmesi için kamu görevlileriyle ilgili soruşturma izinlerinin verilmesi gerektiğini vurguladı. Kara, 19 Temmuz’daki Furkan Apartmanı davasını heyet olarak takip edeceklerini ifade etti.

    “TÜM VATANDAŞLARIMIZ İÇİN ADALET İSTİYORUM”

    Çöken Furkan Apartmanı’nda 19 yaşındaki oğlu Emre Şahin’i kaybeden Seçkin Şahin, şunları söyledi:

    “Biz yasımızı tutmamız gerekirken bir adalet mücadelesine girişmek zorunda kaldık. Bu adalet mücadelesinde gerçekten çok zor, bizi yıkan, üzen şeylerle karşılaştık. En önemlisi de içeride tutuklu sanık kalmamış olması. Böyle bir karar verilmesi bizi 6 Şubat depreminden daha fazla etkiledi. Tabii ki mahkeme sürecinde karşılaştığımız çok zorluklar oldu. Bilirkişi raporlarında belli olan, kesinleşmiş olan birtakım kolon kesikleri, kaçak katlar ya da müteahhitin yaptığı hatalar olmasına rağmen bize kendimizi ifade etme hakkı verilmedi hiçbir şekilde. Sanık avukatlarına daha çok konuşma hakkı veriliyor. Tabii ki savunma hakkı kutsaldır. Ama onlar dinlenildiği kadar bizim de acımız kutsal. Bizim de dinlenmemiz gerekiyordu. Fakat biz mahkeme heyetinin bize karşı böyle bir anlayışlı tutumu ile maalesef karşılaşmadık. En sonunda verilen bu tutuksuz yargılama kararının bile biz neye dayanılarak verildiğini bilmiyoruz. 19 Temmuz’da Nizip Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan dava bizim davamız için karar duruşması olacak. Bu davanın sonuçlanması sadece bizi değil bu ülkede görülen bütün deprem davalarını ilgilendiriyor. Çünkü emsal olacak bir karar çıkacaktır ve buradan çıkacak olan karara göre diğer mahkemelerde karar verilecektir. O nedenle ben mahkeme heyetinin sağduyulu davranmasını istiyorum. Adalet istiyorum. Sadece kendi çocuğum ve komşularım için değil depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımız için adalet istiyorum.”

    “BU YAŞADIĞIMIZ AFET DEĞİL CİNAYETTİR”

    Furkan Apartmanı’nda 23 ve 25 yaşlarındaki kızları ile eşini kaybeden Özlem Taşdemir de “Biz burada adalet arayışı içindeyiz, maalesef kendi ülkemizde. Şu an mahkememiz devam ediyor. 19 Temmuz’da karar duruşması olacak. Şu an içeride hiçbir tutuklu yok. Biz buna sebep olanların, bizim canlarımızın, ailelerimizin yaşam haklarını elinden alan insanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu sadece bizi ilgilendiren bir dava sonucu olmayacak. Biliyorsunuz, Türkiye deprem ülkesi. Bu, ne yaşadığımız ilk ne de son deprem olacak. Burada verilecek olan karar bizimle birlikte, şu an devam eden deprem davalarına ve adalet arayışı içinde olan bütün aileleri de ilgilendiriyor. Bu, yaşadığımız afet değil, cinayettir. Adaletin sağlanmasını istiyoruz. Kimler suçluysa onlar cezasını çeksin istiyoruz” ifadesini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    PİRHA-Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor, sadece sürgün edilen tutuklular değil ailelerde sürgün ediliyor” dedi.

    Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.

    Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.

    Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.

    Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.

    2010 yılında ‘Örgüt kurma’ ve ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılanıp 24 yıl hapis cezası alan Ali Kılıç, 13 yıldır Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.

    Ali Kılıç’ın vasisi Elvan Özerli, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.

    “TUTUKLULAR BİLİNÇLİ OLARAK UZAK YERE SÜRGÜN EDİLİYOR”

    Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Tutuklular görüşçü yazmada sorun yaşıyor, eğer görüşçü olarak yazmak istediği kişi bir soruşturma geçirmişse o kişi görüşçü olarak yazılmıyor. Ben kışın İstanbul’da yazın Dersim’de yaşıyorum o yüzden görüşe gitmek için sıkıntı yaşamıyorum ama ailesi Diyarbakır’da yaşayıp tutuklu kişinin İstanbul’da veya Tekirdağ’da olan var. Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor ve tutuklunun cezaevindeki malzemesi kendisine verilmiyor. Aileler evlatlarına yeniden para gönderip malzeme almak zorunda kalıyor. Sadece sürgün edilen tutuklular değil aileler de sürgün ediliyor, aileler zor durumda bırakılıyor” dedi.

    “PİŞMANLIĞI KABUL ETMEYEN TUTUKLULAR TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Tutuklulara hapishanede pişmanlık dayatıldığını belirten Özerli, “Pişmanlığı kabul etmeyen tutuklular cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Eskiden devrimciler biz sizin yasanızı tanımıyoruz diyordu ama son yıllarda tutsaklar artık devlete kendi yasanızı uygulayın diye bağırıyor, ülkenin durumu şu anda bu. Sadece tutuklulara ceza vermiyorlar ailelere de ceza veriyorlar. İçeridekiler farklı bir ceza görüyor, dışarıdakiler farklı bir ceza görüyor. Dışarısı da içerisi gibi cezaevi aslında” diye konuştu.

    Cihan BERK-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Özlem Aksoy: Hamileydim, eşim tutuklandı; çocuklar babasız büyümesin-VİDEO
    -Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO
    -‘Babamın cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor, işkenceye dönüştü!’-VİDEO

  • Zorunlu din dersine karşı ‘okullara dilekçe verme kampanyası’ başlatıldı

    Zorunlu din dersine karşı ‘okullara dilekçe verme kampanyası’ başlatıldı

    PİRHA- Zorunlu din dersine karşı yeni bir kampanya başlatıldı. Aralarında Alevi kurumların, Eğitim-Sen’in, Veli-Der’in ve İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu çok sayıda kurum, zorunlu din dersine karşı okul yönetimlerine dilekçe vermek kampanyası başlattı. Ayrıca, AKP hükümetinin 15 yıldır mahkeme kararlarını uygulamaması nedeniyle isteyen aileler yeniden dava açabilecekler. 

    Alevilerin zorunlu din dersine karşı mücadelesi çeşitli biçimlerde sürüyor. 15 yıldır Avrupa İnsan Hakları, Danıştay ve Yargıtay’ın kararlarını uygulamayan AKP hükümetinin derhal din derslerini zorunlu olmaktan çıkarması için çağrılar yapılıyor.

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, çok sayıda Alevi kurumu, Eğitim-Sen ve demokratik kitle örgütlerinin de aralarında olduğu çok sayıda kurum yeni bir kampanya başlattı.

    “Zorunlu din dersi insan haklarına ve hukuka aykırıdır; Hukuki mücadelemizde gelin canlar bir olalım” başlığıyla paylaşılan kampanya metninde okullara dilekçe verilerek, çocukların zorunlu din dersinden muaf tutulmalarının isteneceği belirtildi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ TAMAMEN DİN EKSENLİ BİR YAPIYA BÜRÜNDÜRÜLDÜ”

    İşte kampanyanın tam metni:

    “Ülkemizde yaşayan Aleviler başta olmak üzere demokratik ve laik eğitimden yana olan yurttaşların, “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi adı altında dayatılan din dersinin kaldırılması taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarlar, adım adım uyguladıkları politikalarla eğitim sistemini tamamen din eksenli bir yapıya büründürmüşlerdir.
    4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte 9-10 yaşlarındaki çocuklara din dersi dayatılmış, bu derse seçmeli adı altında yeni din dersleri eklenmiş, okulların tamamına yakını imam hatip okullarına dönüştürülmüştür. Dini konular neredeyse bütün derslerin müfredatlarına serpiştirilmiş ve ana sınıfında okuyan çocuklara dahi din dersi eğitimi gündeme getirilmiştir.
    Eğitim ve öğretimin tamamen gerici vakıf ve tarikatlara teslim edildiği bir dönemin içinden geçerken, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Diyanet Akademisi kurularak, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bazı faaliyetler bu akademinin ellerine bırakılmıştır.

    “TEK BİR DİN VE MEZHEP ÇOCUKLARIMIZA DAYATILIYOR”

    Zorunlu din dersi uygulamasına son vermek ve eğitim hizmetini demokratik, bilimsel ve laik ilkeler çerçevesinde örgütlemek, iktidarın sorumluğunda olmasına rağmen; AKP, zorunlu din dersinin kaldırılması ve laik bir eğitim talebinin karşılanması bir yana, tek bir din ve mezhebin eğitimini çocuklarımıza dayatmaktadır.
    Demokratik, laik eğitim ilkesi ile hiçbir şekilde bağdaşmayacak bu uygulama, okullara ve eğitim sistemimize bakışın da açık bir göstergesidir. Oysa ki evrensel, bilimsel ve demokratik ilkeler çerçevesinde örgütlenmiş bir eğitim sistemi çocuklarımızın kişisel gelişimlerinde olduğu kadar, içinde bulundukları toplumu ve dünyayı anlayabilmeleri açısından da hayati önem taşımaktadır. Bilimsellikten uzak eğitim sistemi, çocuklarımızın gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Eğitimin amacı bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlamaktır. Oysa ülkemizdeki eğitim sistemiyle, düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden nesiller hedeflenmektedir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ DE ‘İHLAL’ DEDİ”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), 9 Ekim 2010’da aldığı karar bunu teyit etmektedir. AİHM, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinde” öğrencilere Sünni İslam pratikleri öğretildiğini göz önünde tutarak derslerin çoğulcu, eleştirel, nesnel bir nitelik taşımadığı sonucuna varmıştır. Bu derste “Sünni İslam’dan başka bir dini veya felsefi inanca sahip olan ailelerin çocuklarına başka hiçbir seçim bırakılmadığına” hükmetmiştir.
    Son olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, zorunlu din dersinin din özgürlüğünün ihlali olduğu gerekçesiyle 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu değerlendirmek üzere 7 Nisan’da toplandı ve 8 yıldır devam eden dosyada, ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

    OKULLARA DİLEKÇE VERME KAMPANYASI

    Bizler, sosyal, siyasal, kültürel, inançsal yaşamda ‘eşit yurttaşlık hakkı’ istiyoruz. Biz antidemokratik ve tektipleştirici, bilimden, akıldan uzak eğitim sistemine hayır diyoruz ve laik, demokratik, bilimsel eğitim istiyoruz. Dini referanslı, gerici bir eğitim sistemi, kendini demokrat olarak tanımlayan, özgürlüklerden yana herkesin sorunu olmalıdır.
    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri’nin başlatmış olduğu laik bir eğitim amaçlı kampanyadan hareketle, çocuklarımızın zorunlu din derslerinden muafiyeti için okullara dilekçe verme kampanyası başlatmış bulunuyoruz. Bu konuda duyarlı davranan 5 ailenin çocukları için vermiş oldukları dilekçeler sonucunda başlayan mahkeme sürecini daha da büyüterek, toplumsal kazanımlara dönüştüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
    Demokratik kamuoyunu, laik, çağdaş yaşamdan yana olanları, çocuklarını başta dinsel baskı olmak üzere, her türlü baskıdan arınmış, özgür bir ortamda yetiştirmek isteyen herkesi, okullara dilekçe vermeye davet ediyoruz.

    Dava açmak veya kampanya ile ilgili bilgi almak için egitimdefirsatesitligi13@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.”

    İmzacı kurumlar şunlar:

    -PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
    -ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ
    -AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
    -DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ (DAD)
    -HUBYAR SULTAN ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ
    -EĞİTİM VE BİLİM EMEKCİLERİ SENDİKASI (EĞİTİM SEN)
    -İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD)
    -DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK (DİB)
    -DEMOKRASİ KONFERANSI ALEVİ BİLEŞENLERİ
    -ÖĞRENCİ VELİ DERNEĞİ (VELİ-DER)
    -ALEVİ DÜŞÜNCE OCAĞI
    -HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR, EĞİTİM, YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
    -YOL ERENLERİ
    -HALKEVLERİ
    -BİRLEŞİK DEVRİMCİ PARTİ
    -TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ
    -SODAP (SOSYALİST DAYANIŞMA PLATFORMU)
    -YEŞİL SOL PARTİ
    -ADAM-DER
    -ANKARA 78’LİLER MECLİSİ
    -ANKARA DÜŞÜNYEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ
    -DÜŞÜNCE SUÇU(?!)NA KARŞI GİRİŞİM
    -2017 BODRUM YURTTAŞ İNİSİYATİFİ
    -GÜNGÖREN DEMOKRASİ PLATFORMU
    -YURTTAŞ GİRİŞİMİ

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Barış ve Oğuzhan’ın aileleri: Çocuklarımızı Alevi diye katlettiler

    Barış ve Oğuzhan’ın aileleri: Çocuklarımızı Alevi diye katlettiler

    12 Mart Platformu’nun düzenlediği ‘Adalet’ panelinde konuşan 2017 yılında polislerce katledilen Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un aileleri, çocuklarının Alevi oldukları için katledildiklerini söyledi

    12 Mart Platformu, 14 Nisan 2017 yılında polisler tarafından Gazi Barajı’nda katledilen Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un anısına Gazi Cemevi’nde “Adalet” konulu panel düzenledi. Panele Kerem ve Erkul’un ailelerinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Musa Piroğlu’nun yanı sıra birçok sivil toplum örgütü yöneticisi katıldı. Panelin yapıldığı salona “Bahar yüzlü çocuklar. Gazi Barajı’nda katledilen Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un anısına” yazılı pankart asıldı.

    “ARAÇTAKİ SAZI SİLAHA BENZETTİK DEMİŞLERDİ”

    Dava avukatlarından Ümit Sisligül, katliamın tanıkları olduğunu belirterek, dava sürecinde cezasızlık politikası ile karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Sisligül, “Polise giden ihbar sonrasında Gazi Barajı’na gitti. Ardından araçta bulunan kişilere tehdit ve hakaret ederek, araca ateş etmeye başlamış. Oğuzhan ve Kerem polis kurşunu ile katlediliyor ve diğer çocuklar da yaralanıyor. İki genci kaybettik. Davadan sonuç alacağımızı düşündük fakat düşündüğümüz gibi olmadı. Nisan ayında başlayan dava 5 ay sonra polislerin lehine döndü. Bütün delilleri yok edildi. Gaziosmanpaşa Adliyesi’nden Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne gönderildi. Bütün deliller kasten adam öldürmeyi gösterirken. Her zaman olduğu gibi polisler kollandı. Çok çaba sarf ettik. Ancak 3 kez heyet değişti. Duruşma savcısının bile talep ettiği cezanın altında ceza verildi. Mahkeme yine polislerin yargılandığı bir davada cezasızlık politikasını uyguladı. Polisler yine işlerinin başına döndü. ‘Araçtaki sazı silaha benzettik’ demişlerdi. Fakat olayın aslı dava sürecinde ortaya çıktı. Sonuç hukuksuzdu ve buna karşılık AYM’ye başvurduk ve sonuç alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    “YAPILAN KATLİAMDI”

    Barış Kerem’in annesi Melike Taş, o gün çocuklarının şarkı ve türkü söylediğinin altını çizerek, “Bizim çocuklarımız 24 bin lira mı ediyor? Yapılan katliamdı. Bizim çocuklarımızın bedel 24 bin liraymış. 19 yaşındaki bir çocuğa 9 kurşun ne demek? Kaç çocuğun daha ölmesi gerekiyor ses çıkarmanız için” diye konuştu.

    “POLİSİN SALDIRGANLIĞI POLİTİK”

    Polis şiddetinin tavan yaptığını belirten HDP Milletvekili Musa Piroğlu, “Katliamlar dolu bir tarihimiz var. Kürdistan tarihi bunlara örülü. Son sürece damgasını vuran katliamlar gibi çocukların cenazesinin sokaklarda bekletildiği bir döneminin içerisinden geçiyoruz. Bütün eylemlerde polisler güç gösterisi yapıyor. Polislerin saldırganlığı politik seçime göre” diye belirtti.

    “ÇOCUKLARIMIZIN SUÇU NEYDİ”

    Son olarak söz alan Oğuzhan Erkul’un annesi Seyran Erkul da çocuklarının suçsuz yere katledildiğini belirterek, “Adalet yerini bulur dedik, fakat adalet bize öyle bir oyun oynadı ki ödül gibi ceza verdi. Suçumuz neydi? Vuruldukları yerde büyüdüler. Soruyorum ne suçu var? Benim oğlumun ne yaptı? Çocuklarımızın Suçu neydi? Bizim çiçeklerimiz soldurdular. 4 yıldır gecemiz gündüzümüz yok. Kızım ‘Abim neden gelmiyor’ diye soruyor, abin katledildi diyemiyorum. Baştakiler sağır ve dilsiz. Halk olunca sesleri çıkmıyor. Alevi diye katlettiler” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul’un Sultangazi ilçesine bağlı Gazi Kent Ormanı girişinde 14 Nisan 2017 tarihinde içerisinde bulundukları aracın polislerce taranması sonucu yaşları 15-18 arasında değişen 5 çocuktan Barış Kerem (18) ve Oğuzhan Erkul (18) hayatını kaybetmişti. Her iki gencin ölümüne neden olan polisler hakkında İstanbul 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması 5 Şubat’ta görüldü ve sanık polisler Erkan Ekmekçi, Zafer Sağlam, Davut Bakır ve Kenan Akıl’a ayrı ayrı “bilinçli taksir ile birden fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olma” suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezaları verildi. Her bir sanık polis için 24 bin 300 TL para cezasına çeviren bu ceza da 24 taksite bölündü.

    (Yeni Yaşam)

     

  • Ailelerden hastane önünde ‘yaşatmak için dayanışma’ nöbeti

    Ailelerden hastane önünde ‘yaşatmak için dayanışma’ nöbeti

    Ölüm orucundaki avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın yaşam haklarının ellerinden alınmak istendiğini belirten Tutuklu Avukat Aileleri, hastane önünde nöbet eylemi başlatarak, “yaşatmak için dayanışma” çağrısı yaptı.  
    İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “hapishanede kalmaları uygun değil” raporuna rağmen tahliye edilmeyerek hastanelere gönderilen ölüm orucundaki avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın eylemleri devam ediyor. Timtik’in eylemi 214, Ünsal’ın eylemi ise 183’üncü gününe girdi.
    Tutuklu Avukat Aileleri, Ünsal’ın tutulduğu Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya, ölüm orucunda olan avukatların meslektaşlarının yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada sık sık “Devrimci avukatlar onurumuzdur”, “Zorla müdahale işkencedir” ve “Ebru ve Aytaç’ın talepleri kabul edilsin” sloganları atıldı.
    YARGITAY NEYİ BEKLİYOR?
    Aileler adına açıklama yapan tutuklu avukat Engin Gökoğlu’nun eşi Meral Gökoğlu, “İktidarı rahatsız eden avukatlık pratikleri onlara suç olarak yöneltildi. İftiracı tanıklara, düzmece delillere rağmen, dava dışı yayınlanan broşürlere rağmen ortaya suç olacak bir eylem, bir davranış çıkaramadılar. Bu kadar çabaya rağmen evlatlarımıza yasadışı bir eylem atfedemediler. Çünkü tek bildikleri avukatlıktan başka bir şey yapmamışlardı” dedi. Avukatların hukuksuzluklara karşı ölüm orucuna girdiklerini belirten Gökoğlu, “Dosya Yargıtay’da. Ne var ki Yargıtay aylardır dosya hakkında bir karara varmış değil! Öncelikle Yargıtay’a soruyoruz; neyi bekliyorsunuz? Adil yargılanma hakkının sağlanması bu kadar zor mu? Ebru ve Aytaç’ın sağlıkları gittikçe kötüleşiyor, onları kaybetmek istemiyoruz. Onlar da ölmek değil, adil ve adaletli bir şekilde yaşamak istiyor” diye konuştu.
    “EBRU VE AYTAÇ TEDAVİ OLMAK İSTEMİYOR” 
    ATK raporuna değinen Gökoğlu, şunları söyledi:
    “Ebru ve Aytaç’ın tahliye edilmeleri gerekirken, tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Bu yetmezmiş gibi bir de hastaneye sevk edildiler. Ebru ve Aytaç tedavi olmak istemiyor, onlar istemezken hastanede tutuluyorlar. Adil yargılanma talepleri, dolayısıyla yaşamaları için bir adım atmak, bir yol açmak değil, yaşamları konusunda kafa yorulmaksızın sonucu ölüm olacak olan zorla müdahale niyetindeler. Ya sakatlık ya ölüm istiyorlar.”
    “Zorla müdahale işkencedir” diyen Gökoğlu, hastane koşullarına da değindi. Gökoğlu, “Hapisken daha ağır hapisteler şimdi. Gece odanın ışığının kapatılmaması gibi bir dizi işkence ağır koşulların somut örneklerinden biri. Ebru ve Aytaç’ın adil yargılanma hakları ellerinden alındı, şimdi yaşam hakları ellerinden alınmak isteniyor” dedi.
    “YAŞATMAK İÇİN DAYANIŞMA” ÇAĞRISI
    Avukatların ölmelerinin istendiğini kaydeden Gökoğlu, şunları kaydetti:
    “Ebru ile Aytaç’ın yaşamalarını, adil yargılanma taleplerini kabul edilmesi isteniyor olsalardı hastane ya da hapishanede tutmazlardı, tahliye edilirlerdi. Şimdi hep birlikte adil yargılanmaları için, tahliye edilmeleri için harekete geçelim. Bu zamana kadar yaptıklarımızın daha fazlasını, en iyisini yapalım. Onlar halk için mücadele etti, şimdi biz de onları yalnız bırakmayalım. Onları yaşattığımız gün bizim gururumuz olacak. Bunca yaşadığımız adaletsizlik, hukuksuzluk son bulmalı. Aileleri olarak her iki hastanede de nöbetteyiz. Onları sesi soluğu olacak, onları yaşatacağız. Herkesi Ebru ve Aytaç’ı yaşatmak için dayanışmaya çağırıyoruz.”
    Açıklamanın ardından aileler hastane önünde nöbet eylemine başladı.
    (Kaynak-Mezopotamya ajansı)
  • Soma Katliamı’nın 5. yılında madenci yakınlarından ‘adalet’ çağrısı

    Soma Katliamı’nın 5. yılında madenci yakınlarından ‘adalet’ çağrısı

    Soma Katliamı’nda hayatını kaybeden 301 maden işçisinin yakınları, katliamın 5. yılında adalet arayışlarına omuz verme çağrısında bulundu.

    Soma’da 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği katliamın 5. yılında, madenci yakınları adalet arayışından vazgeçmeksizin yürüttükleri mücadelelerine omuz verme çağrısında bulundu.

    “MÜCADELEMİZE OMUZ VERİN”

    5 yıl süren hukuk mücadelesinin sonucunda sorumluların bir kısmının hala adalet önünde hesap vermediğini hatırlatan aileler, yargılanan suçlulara verilen cezaların ise ödül niteliğinde olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “İstinaf mahkemesi geçtiğimiz ay katliamın baş sorumlularından Soma Kömürleri A.Ş.’nin patronu Can Gürkan’ı tahliye etti. Şimdi dava dosyası Yargıtay’a kaldı. Siyasi iktidar ve sermaye Türkiye’de işçi yaşamının ne kadar ucuz olduğu konusunda bir kez daha ittifak ettiler. Bunu böyle bırakmakta kararlılar. Ancak adalet arayan 301 madenci aileleri olarak biz de kararlıyız!

    Soma maden katliamının 5. yılında, 13 Mayıs 2019 Pazartesi günü saat 13.00’te yapacağımız anmada ilk günden itibaren verdiğiniz desteğinizi yine bekliyoruz. Mücadelemize omuz verin, verin ki yeni işçi katliamları yaşanmasın! Adaleti hep birlikte yeryüzüne çıkaralım. Adalet bir gün herkese lazım olacak.”

    ANMA PROGRAMI

    13:00 – Buluşma (Yer: Soma 301 Madenciler Derneği)

    13:30 – Basın açıklaması (Yer: Madenci anıtı)

    14:00 – Maden şehitlerini ziyaret (Yer: Soma 301 madenci şehitliği)

  • Cizre başvurusunu ‘kabul edilemez’ bulan AİHM’e tepki

    Cizre başvurusunu ‘kabul edilemez’ bulan AİHM’e tepki

    Cizre’de 137 kişinin bodrum katlarında yaşamını yitirmesine ilişkin AİHM’e yapılan başvurunun kabul edilmesi üzerine açılan davanın duruşması görüldü. AİHM başvuruyu kabul edilemez bulduğunu duyurdu. Yakınlarını yitirenlerin aileleri ise AİHM’in bu kararına tepki gösterdi. 

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde 2015-16 yılları arasında uygulanan ve 137 kişinin bodrum katlarında yaşamını yitirdiği sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan insan hakkı ihlallerine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvurunun kabul edilmesi üzerine açılan davanın kabul edilebilirlik duruşması görüldü.  Avukat Ramazan Demir, AİHM’in başvuruyu kabul edilemez bulduğunu duyurdu.

    AİHM Cizre sokağa çıkma yasaklarına ilişkin yapılan başvurularda AYM tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verdi. Sanıyorum artık hakikatten bu kadar kopuk bir Mahkemeye söz söylemenin de anlamı yok. Yaşattığı eski güzel günler için kendilerine teşekkür edelim.

    Cizre bodrumlarında bodrumlarda hayatını kaybedenler arasında, Cizre Halk Meclisi Eş Başkanları Mehmet Tunç ve Asya Yüksel, Gazeteci Rohat Aktaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM üyeleri, MKM sanatçıları, KJA üyeleri ve çok sayıda öğrencinin yanı sıra çocuklar da bulunuyordu. Bodrumlarda hayatını kaybedenlerin bazılarının ise cenazelerine halen ulaşılmış değil.

    YAKINLARINI KAYBEDENLERDEN AİHM KARARINA TEPKİ

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, AİHM’in, Cizre’deki yasak sırasında yaşanan hak ihlallerine dair yapılan başvuruyu reddetmesine tepki gösteren yakınlarını kaybeden aileler, “AİHM de bu katliama ortak oldu” dedi.

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen 79 günlük sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan insan hakkı ihlallerine dair duruşma alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bugün başvurulara dair kararını açıkladı. Yasak sırasında yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini belirten Ömer Elçi ile mahsur kaldıkları bodrumlarda yaralıyken yakılarak öldürülenler arasında bulunan Orhan Tunç adına yapılan başvurular, iç hukuk yollarının tüketilmediği ileri sürülerek, kabul edilemez bulundu.

    Mahsur kaldığı bodrum katında yakılarak öldürülenlerden biri olan Hacer Aslan’ın annesi Hezni Aslan ile adına başvuru yapılan Orhan Tunç’un eşi Güler Tunç, söz konusu karara tepki gösterdi.

    TUNÇ: KARARI KABUL ETMİYORUZ 

    Fransa’nın Strasburg kentinde 13 Kasım 2018 tarihinde görülen duruşmaya katılan Güler Tunç, söz konusu kararın kendileri açısında hukuki olmadığını belirterek, “AİHM, her geçen gün kendi rol ve misyonundan uzaklaşıyor ve AKP’nin kirli siyasetinin parçası haline geliyor. Bu kararı kınıyor ve kabul etmiyoruz.”  dedi.

    “AİHM KATLİAMIN ORTAĞI”

    3 yılı aşkın bir süredir bodrumlarda kaybettiği kızı Hacer’in cenazesine ulaşamayan Hezni Aslan ise, Avrupa ülkelerinin bodrumlara dair tavrını eleştirerek, “Herkes o insanların sivil olduğunu biliyordu. AİHM de bu katliama ortak oldu” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    Açlık grevindeki ÇHD’li avukatların aileleri: Yaşanan hukuksuzluk son bulsun-VİDEO

    PİRHA – Açlık grevine başlayan tutuklu avukatlar için açıklama yapan aileleri yaşanan hukuksuzluğun bir an önce son bulmasını ve avukatların serbest bırakılmalarını istedi.

    Uzun süren tutukluğun ardından tahliye edilen ama 24 saat sonra tekrar tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi avukatlar Selçuk Kozağaçlı, Aycan Çiçek, Aytaç Ünsal, Behiç Aşçı ve Engin Gökoğlu hukuksuz yargılamalara ve cezaevlerindeki baskılara dikkat çekmek için açlık grevine başladı.

    Açlık grevine başlayan avukatların aileleri bugün yaptıkları basın açıklamasıyla bu hukuksuzluğun bitirilmesini istediler.

    “AVUKATLAR TERÖRİZE EDİLDİ”

    İlk olarak konuşan Avukat Didem Baydar Ünsal’ın babası Adem Baydar, mahkemeyi adalete ve hukuka davet etti.

    Avukat Aytaç Ünsal’ın annesi Nermin Ünsal, avukatların terörize edildiklerini belirtti. Tutuklu avukatların değişik illere gönderilmesinin aileleri mağdur ettiğini söyleyen Ünsal, tüm bu hukuksuzlukların durdurulması için Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    “TERÖRİST İLAN EDİLEN ÇOCUKLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”

    Avukat Aycan Çiçek’in Annesi Saniye Çiçek, avukatların boş dosyadan 1 buçuk senedir cezaevinde tutulduklarını ifade etti. ‘Terörist’ ilan edilen avukatların tertemiz avukatlar olduklarını ve suçsuz olduklarını söyleyen Çiçek, “Çocuklarımız hangi suçu işlediler de terörist ilan ediyorsunuz. Terörist diye ilan ettiğiniz çocuklarımızdan gurur ve onur duyuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı içinizde birazcık vicdan varsa çocuklarımızı serbest bırakın” dedi.

    SADECE ÇOCUKLAR DEĞİL AİLELER DE CEZALANDIRILDI

    Avukat Didem Baydar Ünsal’ın annesi Gülay Baydar da tutuklu olan kızı ve damadının farklı şehirlerdeki cezaevlerine gönderildikleri için çok sıkıntı yaşadıklarını ve hala da yaşamaya devam ettiklerini belirtti. 1 buçuk yıllarının Karabük ve Burhaniye yollarında geçtiğini söyleyen Baydar, sadece çocuklarının değil kendilerinin de cezalandırıldığını ve bunun son bulmasını istediklerini kaydetti.

    DIŞARIDA OLAN AVUKATLARA ÇAĞRI

    Avukat Engin Gökoğlu’nun babası Sebahattin Gökoğlu ise avukatların Halkın Hukuk Bürosu ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi oldukları için suçlu ilan edildiklerini dile getirdi. Tutuklu avukatların hepsinin halkın, ezilenlerin yanında olduklarını, onların davalarına sahip çıktıklarını ifade eden Gökoğlu, suçsuz yere cezaevinde olduklarını ve bir an önce serbest bırakılmalarını istedi. Gökoğlu, dışarıdaki avukatlara şöyle seslendi: “Bu sorun hepimizin sorunu. Dışarıda olan avukatlara da sesleniyorum. Meslektaşlarına sahip çıkmalarını desek vermelerini istiyorum.”

    “YAPILANLAR ADALETE OLAN GÜVENİMİZİ AZALTTI”

    Avukat Aytaç Ünsal’ın babası Nihat Ünsal da bu yapılanların adalete olan güvenlerini azalttığını dile getiren Ünsal, çocuklarına yapılan haksız ve hukuksuz uygulamaların son bulmasını istedi.

    Avukat Engin Gökoğlu’nun eşi Meral Yıldırım Gökoğlu da tutuklu bulunan 5 avukatın yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla açlık grevine başladıklarını hatırlattı.

    PİRHA/İSTANBUL