Etiket: ak parti

  • Özgür Özel: Hakkını alamayan herkesi, sokakta hak aramaya davet ediyorum!

    Özgür Özel: Hakkını alamayan herkesi, sokakta hak aramaya davet ediyorum!

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısında konuştu. Özel, süregiden toplumsal krizlere vurgu yaparak “Hakkını alamayan, evladının ihtiyaçlarını karşılayamayan, zenginlere her imkan tanınırken bir yandan ezilen bütün yoksulları, işçileri, memurları mücadelenin parçası olmaya, meydanlara çıkmaya, sendikalarının çağrılarına uymaya, yapılan mitinglere destek vermeye, sokakta, meydanda hak aramaya davet ediyorum” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis grup toplantısında konuştu. TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun teklifiyle zeytinliklerde maden aranmasını eleştiren Özel “Zeytini sevenleri AK Parti’nin saldırısına karşı omuz omuza mücadele etmeye davet ediyorum” dedi.

    Özgür Özel, kanun teklifine karşı duracaklarının altını çizerek şunları söyledi:

    “Maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi bir inadı, bir tekrarı sürdürüyor. Benim Meclis’te geçirdiğim 14 yıl ve AK Parti’nin Meclis’te geçirdiği bugüne kadarki 23 yıl defalarca onların zeytinliklere saldırdığı yasa tekliflerinin gece yarısı önergelerini ilgili komisyonlardaki çabalarla eklenmeye çalışılan maddeleri geri püskürtmekle geçti. Çevreciler yorulmadı. Biz yorulmadık. Ama anlaşılıyor ki zeytinin ve doğanın düşmanları da yorulmamış. En son 2022’de büyük tartışmalarla ve AK Parti içinde de bir yarılma yarattıktan sonra geri çekilen zeytinliklerle ilgili düzenlemeyi bir kez daha getirmeye çalışıyorlar. Eğer madde geçerse zeytin alanları madencilik faaliyetlerine açılacak. Zaten başta Karadeniz kıyıları olmak üzere Türkiye’nin herhangi bir yerinde uçaktan, helikopterden baktığınızda nasıl bir vahşi madencilik; Ordu, Giresun başta olmak üzere birçok şehirde alanın yüzde 70-80’inin maden aramasına açılmış olması, yeşil güzelim dağlarımızın her birisinin delik deşik olması, her birimizin içini yaralıyor. Bu konuda grubumuz elbette en önemli direnci gösterecek. Yine sivil toplumla dayanışma halinde olacağız. Akbelen’deki direnişin ruhuyla tüm Türkiye’deki hangi görüşten olursa olsun doğayı sevenleri, ağacı sevenleri ve zeytini sevenleri AK Parti’nin bu saldırısına karşı bir kez daha omuz omuza mücadele etmeye davet ediyorum.”

    “MEMLEKETİ BU HALE GETİREN SENSİN!”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çalışanların yüzde 60’a yakınının asgari ücretle geçim sağladığını belirterek ekonomik krize işaret etti. Özel, konuşmasında şunları söyledi:

    “Şimdi 22 bin liralık asgari ücret TÜİK’in 5 aylık enflasyon hesabına göre bile şu anda 19 bin liraya düştü. Bunun kabul edilebilecek bir tarafı yok. Aynı şekilde emekliler 14 bin 500 gibi bir sefalet maaşıyla geçiniyorlar. Emekli maaşlarına TÜİK hesabına göre bir şey yaparlarsa eyvah ki eyvah. 15,5 falan yapacaklar yılsonuna kadar. Oysaki oraya da mutlaka bir seyyanen zam yapılması gerekiyor.

    Ben Türkiye’nin her yerinde esnaf gezerken bir kuyumcu görünce alıyorum hesap makinesini önüme ya da esnafın önünde duruyor. Biz söylüyoruz. 2002’de bakıyoruz altın kaç para? En Asgari ücret kaç para? Zaten tık tık tık hesaplıyorlar. 7 çeyrek altın alıyor AK Parti geldiğinde asgari ücretli. Bu senenin başında 4 çeyrek altına düşmüştü. Büyük kayıp. Şu anda 3 çeyrek altına düştü asgari ücret. 7 çeyrek altından 3 çeyrek altına düştü. Kayıp eldekinden fazla. 7’nin dördünü kaybetmiş asgari ücretli, 3’ü duruyor. Bu tablo asgari ücretlerinin. Emekli maaşı daha da berbat bir durumda. Emekli 2002 yılında 8 çeyrek altın alıyormuş. Bu senenin ocağında 3 çeyrek altına düşmüş. Şu anda 2 çeyrek altın.

    İşte hani diyor ya ‘ben ekonomistim, ben bilirim ben’. Bu memleketi bu hale sen getirdin Erdoğan sen, başkası değil.

    “HERKESİ HAK ARAMAYA DAVET EDİYORUM!”

    Yazın sıcak geçeceğini, mücadele içinde olacağını söylüyorlar. Tam da 15-16 Haziran işçi direnişinin 55. yıl dönümünde bütün emekçilere seslenmek isteriz. Sofrasında ekmeği her gün biraz daha küçülenlere, evladının ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma hatta kasabın, manavın önünden geçemez duruma gelenlere market fişi ile elektrik faturası arasında sıkışıp kalanlara açıkça ve dayanışma ruhuyla sesleniyoruz. Artık mesele onurumuzca insanca, kardeşçe yaşama meselesidir. Burada hakkını alamayanlar var. Bunun AK Partili, MHP’li, DEM’li, İYİ Partili, CHP’li olmasının bir önemi yok. Bir yanda hakkını alamayanlar var, bir yanda hakkınızı vermeyenler var. Artık partileri, siyaseti bir kenara bırakıp alın terinin emek mücadelesinin başında birlikte mücadele etme zamanıdır. Geçmişte bu iktidara oy vermiş de olsa, halen veriyor da olsa ama artık hakkını alamayan, evladının ihtiyaçlarını karşılayamayan, zenginlere her imkan tanınırken bir yandan ezilen bütün yoksulları, bütün işçileri, bütün memurları mücadelenin parçası olmaya, meydanlara çıkmaya, sendikalarının çağrılarına uymaya, yapılan mitinglere destek vermeye, sokakta, meydanda hak aramaya davet ediyorum. Siz mücadeleye dahil oldukça hep birlikte çok daha güçlü olacağız. Buradan DİSK’e, Türk işe, Hak işe tüm bağımsız sendikalara ve memur sendikalarına sesleniyoruz. Siz meydanda olmak, mücadele etmek aidat aldıklarınızın alın terini, göz nurunu savunmak durumundasınız. Duyuyoruz ki bu konuda cesaret yükseliyor. Emin olun yanınızdayız, arkanızdayız. Ve bu konuda son sözüm. Sözüme değer veren herkese, sözüme değer veren herkese en kötü sendika sendikasızlıktan iyidir. Sendikal mücadele emekçilerin hakkını savunabildikleri ve toplamda ülkenin demokrasisinin hak mücadelesi üzerinden doğru tarif edilebildiği bir zemindir. Bunun için tüm işçileri kamuda çalışsın, serbeste çalışsın tüm işçileri özel sektörde çalışsın. Sendikalı olmaya sendikal mücadelenin içinde yer almaya davet ediyorum. Tüm gerçekler ortadayken Erdoğan halen daha yorulmadan, usanmadan hayal satmaya devam ediyor.

    “ERDOĞAN SOYKIRIMA SUSUYOR!”

    Filistin’de ve Gazze’de katliamlar sürüyor. Gazze’de 50.000’den fazla sivil öldürüldü. Çoğu kadın ve çocuk. Dünyadan yeterli yaptırım görülmeyince diğer taraftan Türkiye Netanyahu ile iç politikada kullanılacak kadar çok dışarıya duyulmayacak bir ses tonuyla Netanyahu’ya tepki gösterip onunla küçük harflerle konuşup esas onu azdıran, kudurtan Trump’a bir laf söylemeyince. Öyle ya Gazze güzelmiş diyor. Oralara sahil kasabaları, kumarhaneler yapacağım. Filistinlileri de diğer ülkelere dağıtacağım. Bunu, bunu normal şartlarda birisi gazetesinin köşesinde yazsa Türkiye’nin ayağa kalkması o ülkeye tepki göstermesi, soykırım ve techiri kınaması, bunun bir insanlık suçu olduğunu, bunun fikir özgürlüğüne dahi giremeyeceğini söylemesi lazım. Trump gözünün içine baka baka Erdoğan’ın soykırıma susuyor.

    ‘TOPLUMSAL BARIŞ’ VURGUSU!

    Çevrede bunlar olurken elbette Türkiye güçlü olmalıdır. Lafa gelince iç cepheyi tahkim etmekten bahsedenlere sesleniyorum. İç cepheyi tahkim edelim. İç cephe elbette güçlü olsun. İçeride dışarıda bu ülkenin menfaatleri, bu ülkede yaşayan insanların menfaatleri ortak. Artık iç barışımızı tehdit eden her şey ülke için güvenlik sorunu. Toplumsal barışı sağlamadan bir bütün olarak mücadele etmek imkan dahilinde değil. Onun için öyle değil mi ya? Eğri oturup doğru konuşalım. Eleştirdiğim için falan da söylemiyorum. Birbiriyle didişmenin, 50 yıllık sorunları çözmemenin, bütün ekonominin en büyük giderlerini silahlanmaya, terörle mücadeleye ayırmanın her gün şehitlerin gelmesinin, anaların gözyaşı akmasının bu ülkeye bir faydası yok. Sayın Bahçeli, DEM’e gitti el sıktı. Biz, sadece selam veriyoruz diye terörist ilan ettiği partiye gidip el sıktı. Bize karşı bambaşka bir tutumda. Ne için gerekçelendiriyor? İç cepheyi güçlendirelim. Birbirimizle çatışmayalım. Birbirimizle kavga etmeyelim. Peki bunu yapmak için demokrasiye dönmek, hukuka dönmek gerekmeyecek mi? Böyle bir dönemde iktidar ne yapıyor? Demokrasiyi zedeleyerek iç barışımızı tehdit ediyor. Siyasi rakiplerine darbe yaparak Türkiye’yi zayıflatıyor. Zorda olan ekonomimizi sırf kendi siyasi çıkarları için 60 milyar dolar ilk elden yan etkileriyle birlikte 110 milyar dolar zarara uğratmış bile şimdiden. Türkiye’yi bu kabustan uyandırmak lazımdır. Bunun için buradan hem Erdoğan’a hem Bahçeli’ye sesleniyorum. İç cepheyi tahkim etmek 50 yıldır süren son dönemde en zayıf hallerinden birini yaşayan terör örgütünü silah bırakmaya ikna etmek ve bundan sonrası için olumlu adımlar atmaksa evet bu iç cepheyi tahkim edecekse hep beraber edelim. Ama bunun yanında ülkenin kurucu partisini, bunun yanında son seçimlerde belediyelerin yüzde 65’ini, ekonomik açıdan yüzde 80’ini alan partiyi şu andaki anketlerde AK Parti’den 7 puan önde olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni cezaevlerinde mahkeme salonlarında belediye başkanlarının çocuklarıyla, babalarıyla, eşleriyle gencecik bürokratları küçücük evlatlarıyla tehdit ederek iç barışı sağlayamazsınız. Bunun Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur.

    “İMAMOĞLU İÇİN CUMHURBAŞKANLIĞI ADAY OFİSİ KURULDU”

    Mayıs dedik. Bu yaşanan 2 ay biraz geciktirdi. Temmuz ayında partinin programı hazır. Bütün Türkiye’ye arz edeceğiz. Son bir tartışmayı hep beraber yapacağız. Sonra da hayata geçireceğiz. Parti programı partilerin ülkeyi yönetmeye dair, ülkenin nasıl yönetileceğine dair vizyon belgeleridir. Son derece titiz, 81 ilde, 973 ilçede çalışıldı. Tekrar il raporları geldi. Akademisyenlerle, sivil toplum örgütleri ile çalışıldı. Barolarla çalışıldı hukuk için. Bütün illerden gelenin yanında bizler Ankara boyutunda çalıştık. Dünyanın başarılı Sosyal Demokrat Parti programlarını okuduk. Özetledik, alıntıladık. Belli bir yere geldik. Ama ülkeyi yönetmenin de hele hele bu sistemde, bu rejimde bir başka adının, bir başka duruşunun, partisinin tutumuyla paralel ama net söylemlerinin olması gerektiği açık.

    Partinin programının tamamlanmasıyla birlikte oradan start alan bir şekilde Türkiye İttifakı’nın temsil ettiği birlikteliği daha da güçlendireceğiz. İktidar programı hazırlıklarımızın kurumsal yapısını hazırladık, tasarladık. Büyük bir memnuniyetle bugün anonsunu önümüzdeki günlerde fiziki pozisyonunu, ardından açılışını ve yol yürüyüşünü hep beraber tarif edeceğiz, hep beraber gerçekleştireceğiz. Bu kurumsal yapı ile Cumhuriyet Halk Partililerin ve kendini Türkiye İttifakı’ndan gören herkesin katkılarını alacağız. Bu birlikteliği sağlamak iktidar programımızı en kapsayıcı şekilde oluşturmak kararlılığıyla Cumhurbaşkanlığı aday ofisimizi kurduk. Bunun müjdesini buradan her birinize vermek isterim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gergerlioğlu: Depremde kaybolan çocuklar nerede?

    Gergerlioğlu: Depremde kaybolan çocuklar nerede?

    PİRHA – Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 6 Şubat depreminde kaybolan çocukların akıbetini sordu. Gergerlioğlu, hastane giriş kayıtları olmasına rağmen kimi çocukların kaybolduğunu belirterek “AK Parti’lilere, MHP’lilere soruyorum buradan, niye cevabınız yok?”

    İYİ Parti’nin depremde kaybolan çocuklar araştırılsın” önerisi üzerine konuşan DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, önergeyi desteklediklerini söyleyerek kayıp çocukların nerede olduğunu sordu.

    Depremzede ailelerin, halen çocuklarını aradığını belirten Gergerlioğlu, Meclis’te şu konuşmayı yaptı:

    “Eski Aile Bakanı diyor ki: ‘Kaybolan çocuklar herhâlde sağlık kuruluşlarındadır.’ Yeni Aile Bakanı da diyor ki: ‘Kayıp çocuk yok’ ama yüzlerce çocuk ve insan kayıp. ‘Bu devlet nerede?’ diye aileler soruyor, iktidardan çıt yok. Bakın, işte size bir vaka anlatacağım: Fadime Gökçe, Kahramanmaraş’ta kızını arıyor. Kızı eşiyle birlikteydi deprem gecesi kayboluyor. Sonrasında eşi Barış Gökçe’nin cenazesi, Ebrar Sitesinin enkazında bulundu. Fikriye Aybüke Körük bulunamadı. Fadime Gökçe günlerce kızını enkazın başında bekledi fakat çıkmadı. Annesi Fadime Gökçe her yere ‘Kızım nerede?’ diye sordu. Sonunda nerede çıktı biliyor musunuz? O gece İzmir Tepecik Hastanesine Kahramanmaraş’tan 52 kişi gönderildi, aralarında Aybüke de varmış. Sonra ne oldu? Hastaneye giriş, yoğun bakıma giriş görüntüleri var. Her şey delilli ve hastane kayıtları da burada, hepsini belgeledik. Peki, Fikriye Aybüke Körük nerede? Niye cevap verilmiyor? İktidar yetkililerinden bu konuda cevap bekliyoruz. Anne Fadime Gökçe, ‘Biz yaşamıyoruz, sabah oluyor, gece oluyor, biz aynı karanlık içerisindeyiz. Ben Kahramanmaraş’ta üşümeyi de unuttum, buraya geldim ama ruhum hâlen orada. Evimin penceresinden her baktığımda enkaz gözümün önüne geliyor. Ben o enkazla her yere gidiyorum’ diyor. Ama kızı yok, buharlaştı mı, uçtu mu ne oldu? Tek bir cevap veren yok, aileler çok tedirgin.”

    “KAYBOLAN YAKINLARININ ‘ÖLÜ’ DİYE KAYDEDİLECEĞİNDEN ENDİŞELİ”

    Yüzlerce kayıp insan olduğunu vurgulayan Gergerlioğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Meryem Özgül ve çocuğu Esila Özgül deprem anından beri kayıp. Eğer ölmüş olsalardı Rönesans Apartmanı’ndan bu cesetlerin çıkması gerekiyordu. İki ceset de çıkmadı. Bir iki hafta sonra bu Meclis’te hepimiz ‘Deprem, deprem.’ deyip bir sürü nutuklar atacağız ama ailelerin sesini hâlen duymuyor iktidar yetkilileri. Aileler depremin birinci yılı dolacağı için kayıp statüsündeki yakınları için öldü kaydı düşülmesinden çok endişeliler. ‘Bizim hâlâ umudumuz var.’ diyorlar. İktidarın umurunda değil ama.”

    “BİR ORGAN MESELESİ Mİ VAR?”

    Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği’nin Meclise geldiğini söyleyen Gergerlioğlu, “Bakanlıklarla ve hükümet yetkilileriyle görüşüyorlar fakat kimseden bir cevap alamıyorlar. Bakın, sordukları soru şu; hiçbir kayıp çocuğumuz yoksa Rönesans Sitesi’ndeki 2 yaşındaki Esila, 1 yaşındaki Mehmet Akif Koşar, Kahramanmaraş Ebrar Sitesi’ndeki 3 yaşındaki Alya Doğa Kılınç, Antakya İlke Apartmanı’ndaki 8 yaşındaki Ebrar ve 4 yaşındaki Cansu Erva Dönmez nerede? Daha sayamadığım yüzlerce cenaze nerede? Niye cevabınız yok, sayın iktidar yetkilileri? AK Parti’lilere, MHP’lilere soruyorum buradan, niye cevabınız yok? Ne oldu bu cenazelere? Bakın, aileler diyorlar ki: ‘Bir organ meselesi mi var?” Çünkü yakınları hastaneden yok olmuş. Bunun cevabı verilebilir mi arkadaşlar? Enkazlarda da yok, hiçbir yerde yok, hiçbir izine rastlanmıyor ve iktidar yetkilileri susuyor. Üç beş gün sonra da ‘Deprem, deprem.’ deyip duracaklar. Cevap bekliyoruz ve önergeyi destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Genel kurulda yapılan oylamada İYİ Parti’nin depremde kaybolan çocuklar araştırılsın” önerisi AK Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    Banka, işten çıkardı, kızının hesabına da el koydu; gerekçe Alevi olması mı?-VİDEO

    PİRHA-Hasan Ali Bozkurt, Ziraat Bankası çalışanıyken gerekçe belirtilmeden 2012 yılında işten çıkarıldı. Kızının şahsi banka hesabına dahi kanunsuzca el konulduğunu belirten Bozkurt, “İşten çıkarılmamdaki tek gerekçe, söylemeye dilim varmıyor ama Alevi olmam” dedi.

    Hasan Ali Bozkurt, 1997 yılında Ziraat Bankası’nın açtığı sınavda 5. oldu, 1998 yılında ise koruma memuru olarak işe başladı. Kars ve Iğdır’da görev yapan Bozkurt, 2000 yılında ise Ankara’ya gelerek aynı banka bünyesinde çalışmaya devam etti.

    2012 yılında yeni gelen banka yönetimi, hiçbir gerekçe göstermeden Ziraat Bankası Etlik Şubesi’nde çalışan Bozkurt’un iş akdini fesih etti.

    İŞ FESHİ VAR ANCAK GEREKÇE YOK!

    Toplamda 15 yıl çalıştığını belirten Bozkurt, “Performans olur, İş Kanunu’nun ilgili maddelerinden biri olur; ama hiçbir gerekçe gösterilmeden işime son verildi” diye konuştu.

    Hasan Ali Bozkurt, işine son verildiği yılda kendisi gibi işten çıkarılan başka personellerin de olduğunu ifade ederek, “Ama gerekçe sunulmayan, bildiğim kadarıyla bir tek ben vardım. Mesela o dönem siyasete girenler vardı, tekrar göreve geri dönmek istediler ancak onları göreve yeniden başlatmadılar. Ya da ‘performans eksikliğini’ gerekçe gösterip işten çıkarılanlar da olmuştu” diye konuştu.

    KIZININ BANKADAKİ PARASINA DAHİ EL KONULDU!

    Hasan Ali Bozkurt işten çıkarıldıktan hemen sonra hukuki girişimlere başladığını da anlattı. Mahkemeden ‘İşe iade kararı’ verildiğini ancak bankanın buna da kayıtsız kaldığını söyleyen Bozkurt, şöyle devam etti:

    “Aslında bir takım şeyler daha sonradan yerli yerine oturmaya başladı. Ben ilk önce ‘gerekçesiz olur mu?’ diye düşündüm. Pek çok kişi de ‘muhakkak bir gerekçesi vardır’ dediler ama bir yasal gerekçe yoktu. En son süreçte kızımın adına şubede bir yatırım hesabı açtırmıştım, ona dahi gerekçesiz olarak el koydular. Banka ile görüştüğüm zaman ‘git kanunlar önünde ne yapıyorsan yap’ denildi. İşe iade sürecimde mahkemeye gittim ve 10 aya yakın duruşma günü bekledik. 2013 yılında duruşmamız 10 saniye sürerek ‘işe iade’ kararım verildi. Ama Ziraat Bankası bu karara uymadı. Bu nedenle tekrar idari dava açma durumunda kaldım. Bu defa da mahkeme, bankanın özel statüsünü gerekçe gösterdi. Ardından Devlet Personel Başkanlığı’na dava açtım ve şu anda davam Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte.”

    “MAKSAT BENİM ALEVİ OLMAMMIŞ”

    Yaklaşık 11 yıldır hukuki mücadele veren Bozkurt, bankada kızı adına biriktirdiği parayı ileriki yıllarda eğitim harcamaları için kullanmayı planladığını da söyledi. Bozkurt, işten çıkarılmasındaki asıl nedenin Alevi kimliği olduğunu da vurgulayarak şunları anlattı:

    “Yönetim kuruluna yakın olan tanıdıklarımdan edindiğim bilgiye göre çıkarılmamdaki tek gerekçe; söylemeye dilim varmıyor ama Aleviliğimiz. Yönetim kuruluna benim adımı öneren kişideki tek maksat benim Alevi olmammış. Yani hukukçuların hepsi gösterdiğim belgelere karşı ‘böyle bir şey olamaz, bunu yapamazlar’ diyor.

    O yıllarda bankada şöyle bir yönetim anlayışı vardı; AK Parti iktidarının ortalarıydı, yani ekonomik anlamda güçlü bir Türkiye vardı ve Ziraat Bankası iktidarın bir nevi para kasasıydı. Genel yöneticiler ona göre kişilerden tercih ediyordu. Yaptıkları işten de sorumlu tutulmuyorlardı. Halen daha buna ilişkin bir kanun maddesi de var.

    “MEMLEKETİME OLAN AİDİYET DUYGUM ZEDELENDİ”

    İşten gerekçesiz olarak çıkarılmak başlı başına bir problem. Ben gerekçesini biliyorum ama dışarıdaki insanlara bunu izah etmek bir problem. En son bana yapılanları FÖTÖ’cülerin yaptığını düşünmüştüm. ‘Belki adalet önünde tekrar bir takım şeyler yerini bulacaktır’ diye düşündüm ama olayın aslı, kızımın hesabındaki paraya el konulduktan sonra insanın aidiyet duygusu zedeleniyor. Memleketine olan aidiyet duygusu dahi gidiyor. Şundan dolayı; o dönem ben iktidar, muhalefet tüm siyasi partileri de dolaştım. Sendikaların da tamamına gittim, yardımcı olmalarını, hukuki bir destek olunmasını istedim ancak en ufak bir şey yapmadılar.

    İşten çıkarılmadan hemen önce bankada bir sendika kurma hareketi içerisindeydik. İlk başta bu gerekçe ile atıldığımı düşündüm ama çocuğumun hesabına dahi gerekçesiz şekilde kanunsuzca el konulunca altındaki saiklerin farklı olduğunu düşündüm. Zaten o dönemki çalışanların sendika kurma çalışmaları da sonuçsuz kaldı. Dönemin genel müdürü, yardımcısına bir sendika kurdurdu ve halen daha o sendika ile banka devam etmekte.”

    “HUKUK İŞGAL ALTINDA”

    Hasan Ali Bozkurt “Kendimi artık ‘öteki’ olarak tarif ediyorum ve artık çalabileceğim bir kapı da yok” diyerek “Adaletten başka güvenebileceğim bir yapı yok ve bu yapıların hepsi anladığım kadarıyla işgal altında. Bir sömürü düzeni olarak görüyorum. Mevcut banka yönetimine söyleyecek tek bir sözüm dahi yok. Çünkü kendi iradeleri ile orada bulunan insanlar değiller. Belki birebir görüştüğümüz zaman hak veriyorlar ama iş yasal birtakım şeylerin tanzimine geldiği zaman tamamen gündem dışında kalmak istiyorlar” yorumunda bulundu.

    “HER DAİM ALEVİ KİMLİĞİMLE BERABERDİM”

    Yaşamı boyunca Alevi örgütlerinde görev aldığını da belirten Hasan Ali Bozkurt şu an ise Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Keçiören Şube yönetiminde görev yapıyor. İnancı uğruna daima mücadele içerisinde olduğunu belirten Bozkurt şöyle devam etti:

    “Alevi kimliğimden ötürü asla sakınmadım, gizlemedim, bunu bir ayıp olarak görmedim. Her daim Alevi kimliğimle beraberdim. İşten çıkarıldığım sürecin ardından daha da fazla aktif olarak kurumlarda yönetici oldum. AK Parti, iktidara geldikten sonra biz banka çalışanlarını cumaya, iftara, namaza dahi götürmek istediler. Söylemek belki çok kırıcı, insana yakışmayacak şeyler ama doğan gereği yapmayacağın şeyleri yaptırmaya çalıştıkları için pişmanlığım yok, mücadelem de her zaman devam etti. Ben aklım kestiğinden beri bu mücadelenin ister istemez içerisindeyim.”

    72 SAAT NÖBET DAYATMASI!

    Bozkurt, son olarak Ziraat Bankası’nda çalıştığı dönemde fazla mesailerin dahi verilmediğini söyleyerek, ilgili yöneticiler hakkında şikayetçi olduğunu aktardı. Hasan Ali Bozkurt, “Bir müdür, beni 3 gün, yani 72 saat boyunca bir şubede nöbete dikmeye kalkıştı. Ben de bu müdürü Çalışma Bakanlığı’na şikayet etmiştim. Bakanlıktan müfettiş geldi ve beni haklı buldu. Yaptığım fazla çalışmaya ilişkin rapor düzenledi. Yönetim kurulu o hak ettiğim parayı dahi mahkeme yoluyla ödedi. Şu an banka çalışanları hangi koşulda çalışıyor bilmiyorum ama en azından fazla mesai alır hale geldiler” diye ekledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Türkdoğan: Kazanmanın yolu hak siyasetinde, mutlaka ev ziyaretleri yapılmalı-VİDEO

    Türkdoğan: Kazanmanın yolu hak siyasetinde, mutlaka ev ziyaretleri yapılmalı-VİDEO

    PİRHA – Av. Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik ve adil bir ortamda gerçekleşmediğini söyledi. Türkdoğan MHP’nin oy oranının sandıklara müdahale edildiğini gösteriyor dedi. Kazanmanın yolunun hak siyaseti olduğunu belirten Türkdoğan “Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı” diye belirtti.

    14 Mayıs’ta yapılan Milletvekili Genel Seçimleri ve 28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerin tamamlanmasının ardından gözler, parti içi eleştirilere çevrildi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2 Haziran’da yapılacak milletvekili yemin töreninin ardından yeni kabinesini de açıklaması bekleniyor. Ancak, “Yeni Türkiye” modelinin ise nasıl işletileceği de toplumun yarısı tarafından tedirginlikle bekleniyor. “Seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığı” söylemi, endişelerin asıl kaynağını oluşturuyor.

    Bundan sonrası için, demokratik siyaset yöntemlerinin doğru işleyip işlemeyeceği yorumları üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) Önceki Dönem Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan’ın görüşlerine başvurduk.

    “CUMHURBAŞKANININ YÖNLENDİRMESİYLE OLUŞTURULMUŞ SEÇİM İDARESİ”

    Öztürk Türkdoğan, seçimlerin demokratik, adil bir ortamda yapılmadığını belirterek, “Türkiye’de şu anda seçim idaresine yönelik bir güvensizlik var. Çünkü siyasi iktidar, seçim idaresini tamamen kendine bağlayacak yasal düzenlemeleri yaptı. 2022 yılında en son yapılan seçim kanunlarındaki değişiklik adeta 2018’in devamı niteliğindeydi. Dolayısıyla burada yapısal sorunlar var. Bunların başında Türkiye’nin seçmen kütükleri ile ilgili şaibeli bir durum var. 2008 yılında Türkiye’deki sistem değişti. YSK’ya bağlı olan seçmen kütükleri YSK’nın elinden adeta alındı ve İçişleri Bakanlığı Nüfus Vatandaşlık Genel Müdürlüğü üzerinden yeni bir sistem kuruldu. Daha sonra 2010 yılı referandumunda bir milyondan fazla ani bir seçmen artışı olduğunu gördük. Biz uzun yıllar bunun üzerine durduk. Türkiye’de öncelikle seçmen kütükler ile ilgili sorunun giderilmesi lazım. Bunun da yolu çok basit. Türkiye’nin yeniden gerçek anlamda bir nüfus sayımı yapması gerekir. Bence nüfusumuzun gerçekten ne olduğunu bilemiyoruz” dedi.

    Türkdoğan şöyle devam etti:

    “Tek kişi yönetimine dayalı bu anayasal modelde zaten cumhurbaşkanının adeta yönlendirmesiyle oluşturulmuş bir seçim idaresinden bahsediyoruz. Yani burada bir güvensizlik var. Muhalefet de bütün bunları bilerek, hesaplayarak seçim sürecine hazırlanması gerekirdi. Propaganda serbestliği ve eşit propaganda imkanı var mı yok mu? Böyle bir şey görmedik. Neredeyse basının %90’nın Sayın Erdoğan lehine yayın yaptığı bir süreç yaşadık. Siyasetin finansmanında çok ciddi olarak bir belirsizlik var. Hazine yardımı da biliyorsunuz ki HDP kapatma baskısı olduğundan seçime Yeşil Sol Parti ismiyle girmek zorunda kaldı. Bu da aslında ciddi manada HDP seçmeninde kafa karışıklığına sebep oldu. Hem Yeşil Sol Parti yeterli mali imkanları elde edemedi hem de seçime bir buçuk ay kala ismi açıklanmış bir parti ile seçime girmenin dezavantajını yaşadık.

    YARGI ELİYLE MUHALEFETE MÜDAHALE İDDİASI!

    Bir aydan daha az bir sürede HDP’nin seçmen kitlesine müşahitlerine avukatlarına siyasetçilerine yönelik kesintisiz bir gözaltı ve tutuklama operasyonu yapıldı. Şimdi böyle bir baskı ortamında siz seçimleri dürüstlük ilkesine uygun yapıldığını nasıl iddia edebilirsiniz? Dolayısıyla bağımsız gözlemcilik meselesi de güvence altına alınmış değil. En son 2. tur seçimlerinde İçişleri Bakanı, bugüne kadar hiç eleştirmediği Oy ve Ötesi’ni bile eleştirerek onların sandık başına gidememesi noktasında tedbir alacağını açıkladı. Açıkçası çok ciddi bir anti demokratik ortam olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki ifade özgürlüğü alanında çok ciddi bir yasaklama ve cezalandırma pratiği var ki en tipik örneği Sayın İmamoğlu ile ilgili. Eğer o ceza verilmemiş olsaydı belki muhalefetin adayı İmamoğlu olacaktı. İktidar, yargıyı kullanarak, baskı mekanizmasını kullanarak muhalefete müdahale ediyor. Yani muhalefetin aday çıkarmasının dahi önüne geçiyor. Örneğin Canan Kaftancıoğlu siyasi yasaklı pozisyona getirildi. Bütün bunlar 14 Mayıs 2023’teki seçimlere müdahale niteliğindeki baskı uygulamalarıdır.”

    “MHP’NİN OY ORANI SANDIKLARA MÜDAHALENİN KANITI”

    Öztürk Türkdoğan, sandıklardaki hileye de dikkat çekerek, “Muhalefet, bütün bunların olacağını bilerek hareket etmeliydi” dedi. Türkdoğan, “Bütün anketlerde % 4-5’in üzerinde gözükmeyen MHP’nin %10 oy almasını Türkiye’de hiç kimse, bize izah edemez. Bu bile tek başına bu seçimlere ne kadar ciddi manada müdahale edildiğini gösteriyor. O nedenle herkesin oturup bu sistemi yeni baştan ele alması gerekiyor. Bunun da birinci yolu seçmen kütüklerinin, gerçek nüfusumuzun ne olduğunu öğrenip ona göre yeniden düzenlenmesinden geçiyor. Ayrıca seçmen kütüklerinin yeniden Yüksek Seçim Kurulu’nun denetimine verilip İçişleri Bakanlığı’ndan mutlaka ve mutlaka ayrılması gerekiyor. Bunu yapmadığımız takdirde iktidarda olan her zaman 4-5 puan seçime önde girecek demektir.”

    “KAZANMANIN YOLU HAK SİYASETİNDE; EV ZİYARETLERİ YAPILMALI”

    Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge 4. Sıra Adayı olan Öztürk Türkdoğan, muhalefete de eleştirilerini sundu. Türkdoğan AK Parti hükümeti boyunca insanların, sosyal yardıma muhtaç hale getirildiklerini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “AK Parti iktidarı, vatandaşı hakkın öznesi olmaktan çıkardı. Dolayısıyla bizler diyoruz ki yeniden hakkın taşıyıcısı olmalıyız. Özgür ve eşit yurttaş bilincine ulaşmalıyız ve haklarımızı hak temelinde yeniden istemeliyiz. Artık maalesef sağ ve sol popülizm söylemleri ile halktan oy alamazsınız. Halkı sadece geçici olarak etkileyebilirsiniz. Kazanmanın yolu yeniden hak siyaseti yapmaktan geçer bunun altını çiziyorum. Türkiye’de bütçe rakamlarını incelediğinizde milyonlarca hanenin sosyal yardımlara muhtaç olarak yaşadığını göreceksiniz. Bu durumda yaşayan insanlar, her zaman iktidarın değişmesinin getireceği belirsizlikten kaygılanırlar. Yani muhalefet, vatandaşa bir iktidar değişikliğinde aldıkları sosyal yardımın aslında onların hakkı olduğunu, asla kesintiye gidilmeyeceğini, bunun daha da iyileştireceğini anlatacak yol ve yöntemler bulmalıydı. Bunun da yolu ev ziyaretleridir. Yani çalınmadık kapı bırakılmamalıydı.

    Örneğin sosyal medyadan bir video yayınlanıyor. Türkiye’deki seçmenlerin, tahminime göre en fazla beşte ikisi o videoyu izleme imkanına sahiptir. Medya zaten iktidarın tekelinde, sizin sözleriniz halka gitmiyor ki. O zaman parti örgütleriniz, halk içerisinde örgütlenecek, ev ev bu çalışmayı yapacak. Şimdi muhalefet bu çalışmayı yapmadan ‘Biz daha ne söyleyelim, ne vaat edelim? Halkımız bizi anlamadı’ dememelidir. Seçim sonuçları göstermiştir ki bazı yerlerde ev ev çalışma yapıldığında sonuç alındığı görülmüştür.

    “KADERCİLİK ANLAYIŞIYLA MÜCADELE EDİLMELİ”

    Temel problemin Türkiye’deki kadercilik anlayışı ile mücadele edilmesi gerektiğini özellikle belirtmek gerekiyor. Örneğin deprem bölgesine yönelik yapılan eleştirilere katılmıyorum. Tam tersine gidip orada gerçek anlamda bir çalışma yapılsaydı sonucun da değişebileceğini düşünüyorum. Bu vesileyle bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Deprem bölgesinin seçim sonuçları ne olursa olsun hepimiz oradaki insanlarımızla dayanışmayı sürdürmek zorundayız. Bu bizim her şeyden önce bir insanlık görevimizdir.”

    “BİR SEÇİM KAMPANYASI TERÖR SÖYLEMİNE HAPSEDİLEBİLİR Mİ?”

    Türkdoğan, ülkenin temel sorunlarının seçim çalışmalarında yeterince dile getirilmediğini de belirterek, “Türkiye’nin temel sorunlarını konuşmayıp bütün seçim kampanyasını ‘Teröre destek verdin, vermedin. Mülteci, sığınmacı göçmenleri tutacağım, tutmayacağım’ gibi çok dar, aslında nefret söylemi babında ele alacağımız klişeleşmiş cümlelere hapsederseniz olacağı budur” diye belirtti.

    “Bu ülke sağlıklı biçimde yolsuzluk meselesini konuşabildi mi?” diye soran Türkdoğan, “İsim isim, yer yer ifşa videoları yayınlandı, bunları yeterince konuşabildiniz mi? Konuşmadınız. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘418 milyar doları alacağım’ söylemi güzel. Fakat bunu nasıl alacaksınız? Bunları anlatacak yol ve yöntemler bulunmalıydı. Bir diğeri ise bu ülkenin en önemli sorunu Kürt sorunu. ‘Kürt sorununu çözeceğim’ diyor ama nasıl çözeceğini anlatmıyorsun. Halbuki Kürt sorununun, ekonomik krizlerin sebeplerinden birisi olduğunu, insani kayıpların en önemli sebeplerinden birisinin olduğunu anlatsalardı kesinlikle halktan destek alacaklardı. Biz bunu 2013 yılında kanıtladık. Sayın cumhurbaşkanı her ne kadar bizlere ‘Entel, dantel kanaat önderleri’ dese de bu ülkenin 62 kişisi, 2013 yılında barış ve çözüm sürecine desteği %30’lardan %80’lere çıkartmıştır. Ve Türkiye o yıllarda en iyi dönemini yaşamıştır. Dolayısıyla muhalefet buralardan hiç ders çıkartmamıştır. Bir seçim kampanyası terör söylemine hapsedilebilir mi?” şeklinde konuştu.

    “STRATEJİK HATALAR VAR”

    Öztürk Türkdoğan, büyük mitinglerin muhalefeti yanılttığına da dikkat çekti. “Devir artık bu devir değil. Devir, insanlara birebir dokunma devridir” diyen Türkdoğan, şunları söyledi:

    “Temeldeki stratejik hata da şudur; siz sağcı bir liderle sağ politikaları taklit ederek yarışamazsınız. Milliyetçilikte ya da terör söyleminde Sayın Erdoğan’la ne kadar yarışabilirsiniz?

    DEVA, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin birlikte seçime girmeleri gerekiyordu. Eğer böyle olsaydı bütün il ve ilçe örgütleriyle birlikte sahaya inip çalışma yapacaklardı ve o çalışmanın karşılığında oylar artacaktı. Ama CHP listelerinden girdikleri zaman bu etkiyi yaratamadılar.

    Emek ve Özgürlük İttifakı’nın da stratejik hataları oldu. Bu ittifakın hitap ettiği kitle belli. Dolayısıyla TİP’in, ittifak içerisinde ayrı girmesi stratejik hatadır. Bu hata çok ciddi sonuçlara sebep olmuştur. Emek ve Özgürlük İttifakının mutlaka bir cumhurbaşkanı adayı olması gerekirdi. Bunu halk toplantılarında her gittiğimiz yerde söylediler. Ve bu aday çıkarılmadığı için de milliyetçiler, meydanı kendilerine boş bulmuşlardır ve milliyetçi söylemle birlikte milliyetçi cephenin adeta alanı açılmıştır.”

    “KÜRTLERİN ÇOK SOMUT VE NET TALEPLERİ VAR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, iktidarın artık Kürt kentlerinden oy alamadığına da vurgu yaptı. Türkdoğan, “Öncesinde, seçimler açıklandıktan hemen sonra Kürlere teşekkürlerini sunuyordu. Bu defa öyle olmadı” diyerek şunları ifade etti:

    “Şimdi eğer Kürt kentlerinde oy alamayıp teşekkürlerinizi iletemiyorsanız o zaman oturup düşüneceksiniz. Biz hata yaptık diyeceksiniz. Sayın Erdoğan’ın şimdi Kürt meselesinde çözüm konusunu masasına yeniden alması gerekiyor çünkü Kürtlerin bu konuda çok somut ve net talepleri var. Kürt sorunu çözülmediği sürece şiddet yanlısı politika izleyen siyasilere destek olmayacağı açıkça ortaya çıktı. Bir diğer konu ise AKP büyük kentlerde oy kaybetti. Demek ki ekonomi alarm veriyor ve yoksulluk başlamış durumda. O halde ekonomik tedbirler alması lazım ama bütün bunların tamamı Türkiye’nin izlediği içeride ve dışarıdaki çatışmacı siyasetin sona ermesini gerektiriyor. Yani iktidarın, artık barıştan yana bir siyaset izlemesi gerekiyor. Bu mesajların çok ciddi olarak verildiği kanaatindeyim.

    “KESİNLİKLE KİMSE YILGINLIĞA KAPILMAMALI”

    Dolayısıyla halkın kesinlikle yılgınlığa kapılmaması gerekiyor. Çok ciddi orandaki bir taban değişimden yana tavrını ortaya koymuştur. Kaldı ki sandığa gitmeyenleri de düşündüğümüz zaman çoğunluk olarak biz değişimden yana tutumunuzu ortaya koymuş durumdayız. Burada siyaset kurumunun beceriksizliği yeteneksizliğinden kaynaklı bir durumla karşı karşıyayız. Bu sonuçlar aslında muazzam fırsatlar yaratmıştır. Muhalefet partileri oturup ‘Biz nerede hata yaptık?’ demesi gerekir. Ben kişisel olarak da umutluyum. Kesinlikle hiç kimse yılgınlığa kapılmamalı.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • AVF Başkanı Doğan: Bildirgelerinde Alevilere yer veren partileri desteklemeliyiz

    AVF Başkanı Doğan: Bildirgelerinde Alevilere yer veren partileri desteklemeliyiz

    PİRHA- Altı muhalif partinin “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni” lansman toplantısına katılan AVF Başkanı Haydar Baki Doğan, toplantı izlenimlerini PİRHA’ya değerlendi. Doğan, “Sorun CHP, İYİ Parti, ittifaklar veya HDP değil. Hangisi Alevileri programına alıp iktidara geldiğinde bunu uygulanacağını söylüyorsa Aleviler olarak o partilere destek vermek gerekir” dedi. 

    CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi tarafından açıklanan “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” içerisinde Aleviler ne derece yer aldı, Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Başkanı Haydar Baki Doğan ile konuştuk.

    Doğan, diğer dört Alevi çatı örgüt temsilcisiyle birlikte 28 Şubat’ta Ankara’da yapılan toplantıda yer almıştı. Haydar Baki Doğan öncelikle, altı partinin imzasını koyduğu mutabakat metninin Aleviler açısından yetersiz olduğunu ifade ederek “Bizim orada bulunmamızı mutlaka ‘destek’ veya başka bir yerde bulunmuyorsak oraya ‘destek değiliz’ anlamında yorumlamamak lazım” dedi. AVF Başkanı Doğan, “Diğer siyasi partiler de seçim beyannamesi açıklaması yapıp ve bir davette bulunurlarsa onlara da gideriz” diye ekledi.

    “BİZİMKİ SADECE BİR DAVETE İCABET ETMEK”

    Haydar Baki Doğan, “Bizimki sadece bir davete icabet etme anlamında oldu” diyerek altı partinin mutabakat metnine imza atmasını önemli gördüğünü de açıkladı. Siyasi iktidarın genel anlamda memnuniyetsizlik yarattığını söyleyen Doğan, “Son 20 seneden beri Türkiye toplumunu gerçekten büyük bir bunalıma, ekonomik, siyasi ve sosyal sıkıntılara sebep olan bu hükümetin hala neden küçük ortağı ile %40’larda kaldığını sorgulamak lazım. Burada da ciddi anlamda muhalefetin bir umut olarak toplumun karşısına çıkmaya çalışması açısından altı partinin bir arada mutabakat metni imzalamasını önemli görüyorum” dedi.

    “UMUT VAAD EDİYORLAR ANCAK…”

    “Altı parti bir araya gelerek bir umut vaat ediyor” diyen Haydar Baki Doğan, “ancak” diyerek şunları da ekliyor:
    “Eksik kalmışlar. Bizlerin 27 Şubat’ta yaptığı zorunlu din dersine ilişkin basın açıklaması var, lansman toplantısında onunla ilgili en ufak bir şey yoktu. Onun dışında ‘Alevi’ kelimesi dahi geçmedi.

    Mutabakat metninde ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulansın’ deniliyor ancak şu anki Anayasa da AİHM kararlarını işaret ediyor. Zaten şu anki Anayasa uygulansa Alevilerin sorunları çözülüyor. Yani altı partinin mutabakat metninde çok yeni bir ifade yok. Ama tabi çalışıp uğraşmışlar, destek de vermek gerekir. Ayrıca orada mutabakat metnini okuyan altı partinin genel başkan yardımcılarının erkek olması, bizim de Alevi toplumu olarak 27 Şubat’ta yapmış olduğumuz basın açıklamasında hep kadınlara söz vermemiz, Alevi toplumunun da Türkiye’nin genel toplumundan ne kadar ileride olduğunu gösteriyor.
    Bu altı parti uzun zamandan beri görüşme yapıyorlar. Mesela HDP’yi dışarıda tutma gibi bir karar almışlar. Bu aslında AK Parti zihniyetinin ne ölçüde başarılı olduğunu ortaya koyan bir mutabakat olmuş. Çünkü AK Parti’nin korktuğu hiçbir şeyi mutabakat metnine yazmamışlar. Böyle muhalefet de yapılmamalı bence. Muhalefetin daha cesur tavır alması gerekir.
    Şu anda AK Parti politikasında Alevi ve Kürtlere karşı ciddi anlamda bir rahatsızlık olsa da AK Parti çok kısa bir zaman içerisinde bunu tersine çevirebilecek bir parti. O bakımdan AK Parti mi başarılı olur yoksa altılı ittifak mı, bu konuda şu an çok da derin bir yorum yapamıyorum.”

    CHP-SAADET-GELECEK PARTİSİ BİRLİKTELİĞİNE DÖNÜK ELEŞTİRİLER! 

    Haydar Baki Doğan, altılı birlikteliğin bir koalisyon niteliğinde buluşma olmadığını da belirterek “Şu anda Türkiye’nin gelmiş olduğu durum açısından bu bir koalisyon değil. Ortak açıkladıkları bir hükümet programı da yok. Bu sadece mevcut Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin kaldırılıp yerine güçlendirilmiş parlamenter sistem getirilmesi mutabakatıdır” yorumunda bulundu.

    Doğan, CHP ile Saadet ve Gelecek Partisinin yan yana durması sebebiyle gelen eleştiriler konusunda “Çok da keskin olmamak lazım. Çünkü partiler bir araya gelip koalisyon yapmıyor, bakanlıkları paylaşmıyorlar. Sadece sisteminin değiştirilmesi söz konusu” şeklinde değerlendirdi.

    “SEÇİM BİLDİRGELERİNDE ALEVİLERE YER VEREN PARTİLERİ DESTEKLEMELİYİZ”  

    Haydar Baki Doğan, Alevi çatı kurumları olarak siyaseten nasıl tercih kılınması gerektiğine de değinerek son olarak şunları söyledi:

    “Öncelikle yapmamız gereken; ‘Hangi parti veya ittifak, Alevilerle ilgili ne diyor’ diye beklemek yerine kendimiz, bir program hazırlayıp bunu Türkiye’deki bütün demokratik siyasi partilerle görüşüp, seçim bildirgelerinde yer veren partilere destek vereceğimizi açıklamamız lazım. Yani sorun CHP, İYİ Parti, ittifaklar veya HDP değil. Hangisi Alevileri programına alıp iktidara geldiğinde bunu uygulanacağını söylüyorsa Aleviler olarak o partileri destek vermek gerekir.”

    EREN GÜVEN/PİRHA

  • ‘Saraylarda Lale Devri yaşayanlar halka soğan-ekmek yemeyi tavsiye ediyor’

    ‘Saraylarda Lale Devri yaşayanlar halka soğan-ekmek yemeyi tavsiye ediyor’

    PİRHA- CHP’li Erdoğan Toprak, iktidarın “ekonomik kurtuluş savaşı” söylemini eleştirerek “Simit-çay hesabıyla gelip halkı çeyrek simide muhtaç ettiler” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, süregiden ekonomik kriz hakkında açıklama yaptı. Toprak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın defalarca ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ ilan ettiğini belirterek hiçbir iktidar döneminde ülkenin böylesine art arda ekonomik krizlere sürüklenmediğini söyledi.

    “SİMİT-ÇAY HESABINI ARTTIK UNUTTULAR”

    Milletvekili Erdoğan Toprak, “AK Parti, simit-çay hesabıyla, yoksulluğu, işsizliği, yolsuzluğu bitireceği vaadiyle 2002’de iktidara geldikten 20 yıl sonra halkı simitçi tezgâhında yarım-çeyrek simide muhtaç hale getirdi” dedi. Toprak, yaptığı yazılı açıklama ile AKP iktidarının faiz politikalarına işaret ederek şunları ifade etti:

    “Milleti faize ezdirmeyeceklerini söyleyenler 20 yıldır bu ülkenin bütçesinde en büyük payı faize-faizcilere tahsis ettiler. Yalancının mumu yatsıya kadar yandığı için 240 milyarı faize ayırarak aynısını 2022 bütçesinde de yapmaya mecbur kaldılar. İktidar, ülkeyi borca batırıp faize ezdirdiği yetmezmiş gibi, ülkenin varını yoğunu satıp, yolları, köprüleri, hastaneleri, havaalanlarını dolara bağlayarak katmerli şekilde dövize ezdiriyor. Çiftçi, sanayici, ihracatçı, imalatçı, saat başı değişen kurlarla eziliyor, kan ağlıyor.

    Bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanının diploması bu ülkede tartışılmadı ama ülke ekonomisini enkaza çeviren ekonomist Cumhurbaşkanı hâlâ ekonomi diplomasını halktan saklıyor, kimseye göstermiyor. Üste çıkmak için de hesap-kitap bilmediğini, yanlış yaptığını, ülkeyi felakete sürüklediğini söyleyenleri ‘mandacılıkla’ itham ediyor. Asıl mandacı bu ülkenin en değerli varlıklarını Katar Emirine, BAE Şeyhine birkaç milyar dolar için altın tepsiyle sunanlardır. Asıl mandacı, Trump’ın bir telefon talimatıyla bağımsız yargıyı yok sayıp bertaraf eden, ‘akıllı ol, ekonomini çökertirim’ tehditlerine ses çıkaramayanlardır. Asıl mandacı, Rus uçağını düşürüp ‘emri ben verdim gerekirse yine yaparız’ dedikten üç ay sonra, Putin’e özür mektubu yazanlardır.

    Asgari ücret pazarlığı başlarken, saatlik ücretin 1 doların altına inmesiyle, en ucuz emeğin Türkiye’de olmasıyla övünüp, Bangladeş, Çin, Hindistan karşısında ‘rekabet avantajı’ yakalandığını savunmak mandacılık değil mi? Ekonomik Kurtuluş Savaşı hangi işgal gücüne karşı verilecek? Cumhurbaşkanı açıklasın, düşmanı göstersin hep birlikte karşı çıkıp mücadele edelim. Halka taneyle sebze, gramla et almayı, 6 ay soğan-ekmek yemeyi tavsiye eden iktidar vekilleri, ekonomik kurtuluş savaşı-dış güçler yalanını yineleyen AK Parti Lideri, diğer yandan ‘itibardan tasarruf olmaz’ deyip saraylarda Lale Devri yaşayarak halktan ne kadar koptuklarını, simit-çay hesabını artık unuttuklarını sergiliyor. Halk her şeyi hafıza defterine yazıp, asıl kendisi mandacı bu zihniyetle sandıkta hesaplaşacağı güne hazırlanıyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Torun’dan Menemen cevabı: Zalimin karşısında eğilmedik, eğilmeyeceğiz

    Torun’dan Menemen cevabı: Zalimin karşısında eğilmedik, eğilmeyeceğiz

    PİRHA-Menemen Belediyesi Başkanvekilliği görevini CHP’li Deniz Karakurt’un kazanmasının ardından iptal edilen kurayı bu kez AKP’li Aydın Pehlivan kazandı. “Kendi adayları kazanana kadar kura çektirdiler” diyen CHP’li Seyit Torun, Menemen halkının iradesinin gasp edildiğini belirtti.

    İzmir’in Menemen ilçesinde Belediye Başkanı Serdar Aksoy’un tutuklanmasının ardından başkanvekilliği seçimini CHP’li Deniz Karakurt kazanmıştı. AK Parti’nin itirazıyla mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verince İzmir Vali Yardımcısı Başkanlığı’nda yeniden kura çekildi. Kuradan AK Partili Aydın Pehlivan çıktı.

    Yaşananlar ardından açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun,Menemen’in bağrına adaletsizlik hançeri saplandı” dedi.

    Seyit Torun, Menemen’de halkın iradesine açıkça darbe yapıldığını belirterek, “Daha yargı süreçleri tamamlanmadan, yangından mal kaçırır gibi işletilen süreçle, Menemen’in bağrına adaletsizlik hançeri saplanmıştır. Kendi adayları kazanana kadar kura çektirenler, Menemen halkının iradesini çalmıştır” dedi.

    “HUKUKSUZLUK DAYATILDI”

    Seyit Torun, “Halktan alamadıkları yetkiyi darbeyle alanları, utanacakları yerde sevinç gösterilerinde bulunanları milletin vicdanına havale ediyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Menemen Belediyesi’nin yeni başkan vekili, Belediye Meclisi’nde yapılan oylamalardan sonuç çıkmayınca, 1 Aralık 2020’de kura yöntemiyle belirlendi. Kura çekiminin nasıl yapılacağı da tamamen iktidar partisi temsilcilerinin önerisiyle karara bağlandı. Bu yöntemle kura çekildi ve partimizin adayı Sayın Deniz Karakurt seçimi kazandı. Ancak, sonucu içine sindiremeyen Adalet ve Kalkınma Partisi temsilcileri, nasıl yapılacağını kendilerinin belirlediği kura çekimine itiraz edecek kadar aciz hale geldi. Mahkeme de tamamen haksız ve hukuksuz bir şekilde 17 Aralık 2020’de kura çekiminin yürütmesini durdurdu. İzmir Valiliği ise daha mahkemenin kesin kararı ortaya çıkmadan, kura çekiminin yeniden yapılması için adeta bir dayatma içine girdi. Millet İttifakı olarak yapılan haksızlığa karşı Belediye Meclisi toplantılarında sonuna kadar direndik. Bu süreçte belediye meclis üyelerimiz, iktidar temsilcilerinin, utanmazca yaptığı, cezaevi tehditlerine dahi maruz kaldı.

    Valiliğin dayatmasıyla bugün, belediye başkan vekilliği için bir kez daha kura çekildi. Açıkça belirtmek isterim ki; bu haksız ve hukuksuz sürecin sonunda, Menemen halkının sandıktaki iradesine açıkça darbe yapılmıştır. Yargı süreçleri tamamlanmadan, yangından mal kaçırır gibi işletilen bu süreçle, Menemen’in bağrına, adaletsizlik hançeri saplanmıştır. Kazandığımız kurayı iptal ettirip, kendi adayları kazanana kadar kura çektirenler, Menemen halkının iradesini çalmıştır.

    Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkın iradesinin üzerinde hiçbir güç tanımıyoruz. Bugün bu hukuksuzluğu yapanlar, kazandıklarını sanıyor. Halktan alamadıkları yetkiyi darbeyle alanları, utanacakları yerde sevinç gösterilerinde bulunanları milletin vicdanına havale ediyoruz. Biz, adaletsizlik karşısında hiçbir zaman susmadık, susmayacağız. Zalimin karşısında asla eğilmedik, eğilmeyeceğiz. Halkın iradesini, halkımızla birlikte sonuna kadar savunacağız. İnanıyoruz ki halkımızın desteğiyle, ilk seçimlerde de bu adaletsiz düzeni adaletle yıkacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu: Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için kullandığı “sözde cumhurbaşkanı” ifadesine gelen tepkiler üzerine “Sen Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal etmişsin. Erdoğan hakkında 1 paralık dava açıyorum, çünkü ederi o” dedi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi toplantısında yaptığı konuşmada Recep Tayyip Erdoğan’a yüklendi.

    “Sahtekarlığa prim veren bir adam Cumhurbaşkanı olabilir mi?” diye soran Kılıçdaroğlu “Sana ‘Cumhurbaşkanı’ demek hata. Sen AK Parti’nin Genel Başkanı’sın. Senin için namus ve şeref hangi anlama geliyor” diye sordu.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

    “ERDOĞAN HAKKINDA 1 PARALIK DAVA AÇIYORUM, ÇÜNKÜ EDERİ O”

    “Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat, ‘sözde cumhurbaşkanı’ dedim diye çok alınmış. Bremen Mızıkacıları gibi çıktılar, herkes saldırıyor. ‘Acaba bir yapay gündem oluşturabilir miyiz? Acaba vatandaşın gündemindeki açlığı, yoksulluğu karartabilir miyiz?’ Yapan sensin kardeşim, milleti açlığa mahkum eden sensin. O yüzden sana ‘sözde cumhurbaşkanı’ diyorum ve söylemeye devam ediyorum. Bir de tazminat dava açmış, bir milyon lira. Neyse teşekkür ederim, bir paralık açmadı. Ben onun hakkında bir paralık açıyorum, değeri o çünkü. Türk lirası açmış dolarla da açabilirdi. Şu söyleniyor, ‘Efendim milletin oyuyla seçilmiş olan bir cumhurbaşkanına nasıl böyle denir?’ Seçim kişiyi cumhurbaşkanı yapmaz. Cumhurbaşkanı olmanız için TBMM’de Anayasa’nın 103. maddesinde yer alan yemini okuması lazım. Yemini edeceksin, yemine sadık kaldığın sürece elbette 83 milyonun cumhurbaşkanısın. Milletin idaresine karşı bir şey söylemek ne bana ne bizim partililere asla yakışmaz. Saygının karşılıklı olması lazım. Kişi seçime girdi, seçimi kazandı, yemin metnini okudu, itiraz eden olmadı. ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namusum ve şerefim üzerine ant içerim’ yeminine sadık kaldığı sürece cumhurbaşkanıdır.”

    “DAHA AĞIRLARINI SÖYLEMEK İSTİYORUM”

    “ ‘Taç giyen baş akıllanır’ dedik. Söylediği sözü düşünerek söylemesi lazım. Kalktı, ‘bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın’ dedi. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat söyledi, bir telefon, bir tehdit, papazı teslim etti. Bu mudur Türkiye Cumhuriyeti’ni şan ve şerefini korumak? İdlib’te 36 askerimiz şehit edildi. Rusya, ‘bize haber vermediniz, düşman sanıp vurduk’ dedi. Koşa koşa Putin’e gitti. Biz ‘hesap sormak için gitti’ dedik, Putin kapısında dakikalarca bekledi. Benim ağrıma gidiyor. Sonra kalkıp bana ‘sözde’ diyemezsin diyor, daha ağrını söylemek istiyorum. Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şan ve şerefini yok ettin.”

    “DÜNYANIN HANGİ YERİNDE SAHTEKARDAN CUMHURBAŞKANI OLUR”

    Her gelenin tokatladığı bir ülkeye döndürdün. Çıktılar bir açıklama yaptılar, ‘Erdoğan bizi kızdırma, mal varlığını açıklarız.’ Ne demek bu? Türkiye Cumhuriyeti’ni şan ve şerefini koruyacak kişi çıkar, ‘benim malvarlığımı araştırmazsanız namertsiniz’ demesi lazım. Demedi, ağzına bant çekti.

    Sahte diplomalı adamı alıyorsun kamu bankasına yönetim kurulu üyesi olarak atıyorsun. Akıl alacak şey değil. Sahtekarlığa prim veren bir adam Cumhurbaşkanı olabilir mi? Dünyanın hangi ülkesinde sahtekardan Cumhurbaşkanı olur?”

    “SARAYDA KEYİFLERİ YERİNDE, AMA YOLSUZLUK DİZ BOYU”

    “Tutturmuş, CHP İstanbul İl Başkanı. Sen CHP’nin İl Başkanı ile uğraşacağına işsizliğe kafa yorsana. ‘Ey Kılıçdaroğlu’ diyor, buyur ne diyorsun? Sen benimle uğraşacağına, çöpten yiyecek toplayan kadınların sorunlarıyla uğraşsana. ‘Bay Kemal’, çok teşekkür ederim, peki sen bu memlekette açlık var, yoksulluk var. Kafa yorsana. Hayır o konulara hiç girmiyor. Bakıyor çocuklarının hepsinin işi iyi, cepleri dolu. Saraya bakıyor, beş yerden maaş alıyorlar, keyifleri yerinde. Yolsuzluk desen diz boyu. Peki memleketin sorununu kim çözecek? Millet İttifakı olarak biz çözeceğiz. Haram yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz. Kul hakkı yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz. Her kuruşun hesabını vereceğiz. Tarihin yüklediği sorumluluklar var.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu: 8,5 milyon işsizin hesabı 23 Haziran’da sorulmalı

    Kılıçdaroğlu: 8,5 milyon işsizin hesabı 23 Haziran’da sorulmalı

    PİRHA – Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, işsiz sayısının 8,5 milyona ulaştığını söyleyerek “17 yılın sonunda nasıl olur da 8,5 milyon insan işsiz kalır? 23 Haziran’da bir hesap soracaksın, sandıkta gözünü kırpmadan ve hiçbir endişeye kapılmadan Ekrem İmamoğlu’na oyunu vereceksin” dedi. 

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık meclis grup toplantısında konuştu. Gündemin öne çıkan başlıklarını değerlendiren Kılıçdaroğlu, ilk olarak Türkiye-Fransa milli maçında yaşananları hatırlatarak “Fransa milli marşı okunurken yapılan protestoya üzüldüğümü belirtmek isterim. İzlanda’da kabul edemeyeceğimiz olayı bizim milli takımımıza yaşattıkları için üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Onlar oraya bir mücadele için geliyorlar. Centilmence mücadele yapacaklar. Ama sonuçta yapılan centilmence yapılması gereken bir mücadeledir. Milli takımımıza karşı gösterilen olumsuz tepkiyi doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden önemli satır başları şöyle:

    “ADALET YENİ Mİ AKLINIZA GELDİ?”

    “17 yıldır anneler, babalar, çocuklar ağlıyor. ‘Adaleti getireceğiz’ diyorlar. Yeni mi aklınıza geldi? 17 yıl tek başınıza bir ülkeyi yöneteceksiniz nasıl olur da 8 buçuk milyon insan işsiz olur? İşsizliğin ne kadar büyük bir sorun olduğunu yaşayanların sorması lazım. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Çalışmak istiyorum alın teri dökmek istiyorum iş yok. Ne düşüyor umutsuzluk, ne düşüyor intihar.

    Adana’da 35 yaşında bir genç intihar etti. Kastamonu’da atama bekleyen matematik öğretmeni yıllarca bekledi, olmayınca intihar etti. Sarayda oturanlar bunun ne demek olduğunu biliyorlar mı? Devleti yönetenlerin bunu bilmesi lazım. Sosyal devlet fakirin yanında olan devlettir. Bu tablo Türkiye’nin uzun süre kaldırabileceği bir tablo değildi. Hayatına son veren bizim vatandaşımızdır. Neden canına kıyıyor bunu düşünmeleri lazım. İktidarda olanlar bu soruna çözüm üretmemiz lazım diyorlar mı?”

    “AK PARTİLİLERİN VİCDANINA SESLENİYORUM”

    “Saadet Partisi’nin İBB Başkan adayının iki oğlunun da işine son veriyorlar. Ben AK Parti’ye oy veren değerli vatandaşlarımın vicdanına sesleniyorum. Siyaset yapan, düzgün, ahlaklı bir adama, ‘sen misin siyaset yapan’ hangi vicdan bunu kaldırır. Senin vicdanın bunu kaldırıyorsa git oyunu Binali Yıldırım’a ver. Kaldırmıyorsa adresin tek. Binali Bey dışında gideceksin oyunu vereceksin. Siyaset yapma hakkı elinden alınmak isteniyor. Bunu kaldıracak bir vicdan varsa ben onlara insan demem, insan ayrı bir şeydir. Ahlak, değer, akıl vardır insanda. Rakibinizi bile saygıyla anarsın. Siz rakibinize nasıl değer veririm değil, nasıl yok ederim diye düşünüyorsunuz. Çocuklarının ekonomik değerleriyle oynuyorsunuz.”

    “YANDAŞLARINI SERVETE BOĞDULAR”

    “1.120.877 kişi 1.000 TL’nin altında emekli, dul ve yetim aylığı almaktadır. Bütün yandaşlarını servete boğdular, hangi vicdan bunu kabul eder? Ayda bin liranın altında aylık verdiğiniz bu insanlar nasıl geçinecekler?

    İcra takipleri, kredi kartı borçları almış başını gidiyor. Son 3 ayda 482 bin kişi icraya verildi. İcra dairelerinde 2018 sonu itibariyle 29 milyon 722 bin 512 dosya var. Memleketin yarısının icrada işi var. 17 yıldır memleketi kim yönetiyor?

    Papazdan sonra birisini daha bıraktılar. Onu da Trump telefon etti. Trump, ‘yakında dönecek’ diyor. Erdoğan’a teşekkür ediyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten adamın talimat alması senin içine siniyor mu?

    MUHTARLARDAN DEMOKRASİ DERSİ!

    “Size Çorum’dan bir örnek vereceğim. O köyde 31 Mart’ta seçim yapıldı. İki muhtar adayı var. Biri 143 diğeri 145 oy alır. Bir süre sonra en az 6 ay burada ikamet etmen lazımdı diyerek iki oy eksik alana veriyor. Diğeri de ahlaki bulmayarak istifa ediyor. Bakın üniversitelerden, YSK’den, mahkemelerden örnek vermiyorum. Çorum’un köyünden örnek veriyorum. İki muhtarı da arayıp konuşarak !siz Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna, YSK’ye, hakimlere ve savcılara hiç kimsenin vermediği bir demokrasi örneği verdiniz! deyip tebrik ettim.

    YSK’nin bu milletin nezdinde toplu iğne ucu kadar bile itibarı yoktur. Önümüzde seçimler olacak biz YSK’den şunu bekledik, bekliyoruz. Aynı heyet, zarfta üçü kabul biri ret oluyor. Bunu bulana Nobel Ödülü verecekler. Bu dümenin nasıl olduğunu kimse bilmiyor. 23’ünde sandık başında görev yapacak arkadaşlarımıza bir broşür vereceğiz. O sandıkta oy kullananların isim listesini vereceğiz. 23 Haziran sabahında bile listeyle oynayabilirler. Seçmenin gelip imza attığı listeyi kontrol edin diyeceğiz. Her şeyi denetleyeceğiz. Emin olun her şey çok güzel olacak.”

    PİRHA / ANKARA