PİRHA- Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemdeki gençleri korumaya çalışırken, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürülmüştü. 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay’ın anıldığı açıklamada 1 Mayıs’a çağrı yapıldı.
Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemi düzenleyen gençleri korumaya çalışırken kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürüldü.
AKA-DER, Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Mamak İlçe Örgütü, Halkevleri, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Mamak İlçe Örgütü ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mamak İlçe Örgütü tarafından 1 Mayıs şehidi Menekşe Erbay, gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklaması ile anıldı. Açıklama, Menekşe Erbay’ın öldürüldüğü yer olan Tuzluçayır Lisesi’nin önünde yapıldı.
Ortak açıklama metnini kurumlar adına Engin Kılıç okudu.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerinin miras olarak bıraktıkları, devrimci değerlere sahip çıktıklarını belirten Engin Kılıç, “44 yıl önce 29 Nisan günü öğrencilerin 1 Mayıs eylem çağrısı sonucu jandarmalar okulun etrafını çevirmiş ve eylemi engellemeye çalışmışlardı. Saldırı hazırlığı sırasında okul önüne gelen aileler ve mahalle halkı jandarma karşısında durarak devrimci öğrencilere siper olmuştur. Jandarmanın ateş açması sonucu Menekşe Erbay annemiz vurularak katledilmiştir.
Menekşe Erbay sadece bir anne olmadığı gibi mahallemizin kültürünü ve direngenliğinide göstermiştir. Bizlere bir miras bırakmıştır. Devrimci değerlerimizi koruyan ve bu kültürü devam ettiren mahallemizin değerlerinden Menekşe Erbay bugün hala bizlere örnek olmaya devem etmektedir.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerimiz bizlere bu mirası bırakmışlardır. Anılarına ve değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.
“1 MAYIS’TA SENDEN OLANLARIN DİRENİŞİNE KATIL”
“1 Mayıs’ta her alanda attığımız slogan ile açtığımız pankart ile değerlerimizi ve tarihimizi yaşatacağız” diyen Kılıç, “Bugün yaşamı örerek direnişi büyüterek bize bırakılan mirası devam ettireceğiz. Şimdi her alanda yaşamı öreceğiz.
2024 1 Mayıs’ı yaklaşırken, bugün tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistem, işçi ve emekçilere, ezilenlere, halklara savaş politikalarıyla ölmeyi ve daha fazla sömürülmeyi dayatmaktadır. Yönetenler ve çeteleri her geçen gün servetlerine servet katarken, diğer kutupta sefalet birikmektedir. Biz milyonlar ise, egemenlerin gözünde bu günlerin içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olanlarız.
Bu 1 mayıs’ta bir eline yaşamını, bir eline getirebileceğin özgür günleri al, senden olanların direnişine katıl” ifadelerini kullandı.
Yapılan açıklamanın okunmasının ardından Tuzluçayır Lisesi’nin önüne, Menekşe Erbay’ın fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Okan Pirinç için Antakya’da mezarı başında yapılan anmada konuşan annesi, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini belirtirken, anmaya katılanlarda “Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız” dedi.
6 yıl önce Suruç’ta katledilen 33 düş yolcularından Okan Pirinç Antakya’da mezarı başında anıldı. Mezar başı anmasına Okan Pirinç’in annesi, Eğitim-Sen, HDP, SYKP, TİP, TÖP, Aka-Der ve Liseli Öğrenci Birliği katıldı.
“OKAN’IN ACISININ HALA İÇİMDE”
Suruç Şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmada; Okan Pirinç’in annesi katılan tüm kurumlara katılımlarından dolayı teşekkür ederek yaptığı konuşmada, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini, Okan’ın idealleri uğruna hepimiz adına kendini feda ettiğini söyledi.
“OKAN; HEP GÜLER YÜZLÜ, UMUT DOLU VE ÇALIŞKAN BİR GENÇTİ”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Kerem Nalbant “33 düş yolcusunun dünyanın en kanlı en barbar terör örgütü IŞİD tarafından katledilişinin 6. Yılında tüm düş yolcularını saygı ve minnetle anıyorum. Okan ile 2015 seçim çalışmalarında tanıştım. Aklımda hep güler yüzlü, umut dolu ve çalışkan bir genç olarak kaldı. Ve kuşaktan kuşağa aktaracağım bir meşale bıraktı. Bizim mücadelemiz Okan Pirinç’in bıraktığı yerden zafere ulaşıncaya dek devam edecek” dedi.
“33 DÜŞ YOLCUSUNUN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRENE DEK MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
SYKP PM üyesi Mert Aslanyürek ise, “Okan Pirinç bir dönem Antakya da demokratik siyasetin içinde yer alan her bireyi tanırdı, iletişim kuramadığı hayatına dokunmadığı kimse kalmamıştır. Okan ve bütün düş yolcuları eşit, sınırsız, sınıfsız bir dünya uğruna yılmadan mücadele ettiler ve hayatlarını bu uğurda kaybettiler. Bizler bu geçen 6 yıldan sonra bir kez daha sözlerimizi yineleyerek Okan yoldaşımız şahsında bütün Suruç şehitlerinin faillerinden hesap sorana dek, 33 düş yolcusunun hayallerini gerçekleştirene dek mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Eğitim-Sen adına Eğitim-Sen dönem sözcüsü Özgür Tıraş da, “6 yıl önce kaybettiğimiz 33 düş yolcusunu Okan Pirinç şahsında sevgi ve saygı ile anıyoruz. Suruç katliamı ne ilk ne de son katliamdır. Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız. Okan ve Arkadaşlarının düşleri düşlerimizdir tekrardan saygı ile anıyoruz” ifadelerini kullandı.
“33 DÜŞ YOLCUSUNUN DA OKAN’IN DA GÜLÜŞÜ YARIM KALMAYACAK”
Toplumsal Özgürlük Partisi adına konuşan Selver Büyükkeleş, “Bugün 6 yıl önce katledilen 33 düş yolcusu nezdinde buradayız. Katil IŞİD sürüsünün ne yapmak istediğini iyi biliyoruz. Bizler gençler, kadınlar olarak yoldaşlarımız için her zaman sokaklarda olacağız. 33 düş yolcusunun da Okan’ın da gülüşü yarım kalmayacak onlara sözümüz devrim olacak. Buradan Antakya’dan Okan nezdinde bu bayrağı daha da yükselteceğiz” diye belirtti.
“SURUÇ İÇİN ADALET DEMEK HERKES İÇİN ADALET DEMEKTİR”
Liseli Öğrenciler Birliği’nden ve aynı zamanda Okan Pirinç’in mücadele arkadaşı olan Ela ise “6 yıl önce bugün arkadaşlarımız yıkılan bir kenti onarmak adına inşaatlarda çalışmak ve oradaki çocuklara oyuncak götürmek için çıktıkları yolda mola yerinde Amara Kültür merkezi bahçesinde barbar IŞİD çeteleri tarafından 33 yoldaşımız katledildi. En gençleri idi Okan ve Demokratik lise mücadelesinde çok büyük emekleri vardı. Biz biliyoruz ki Suruç katliamı aydınlatılmadığı için Ankara katliamı, Amed katliamı gercekleştirildi. Berkin i katledenler Ali İsmail’i katledenler Suruç’un, Ankara katliamının failleridir. O yüzden Suruç için adalet demek herkes için adalet demektir” ifadelerine yer verdi.
Anma Okan Pirinç’in mezarına karanfillerin bırakılması ile son buldu.
PİRHA-AKA-DER, Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen 33 yurttaş için anma etkinliği düzenledi. Yapılan açıklamada ise “Gücümüzü, sözümüzü ortaklaştırmalarıyız. Bugün artık ‘bu sadece Alevilerin gündemidir, bu Kürtlerin’ diyemeyiz. ‘Bu kadınların gündemi bizi ilgilendirmez’ diyemeyiz. Birbirimizin direnişine sahip çıkmak zorundayız” denildi.
Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Mamak Tekmezar Parkı’nda yapılan anmaya yakınlarını yitiren ailelerin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ”
AKA-DER adına okunan basın metninde “Şimdi canlar eğri oturup doğru konuşma zamanı” denilerek şu ifadeler kullanıldı:
“Kaybedecek neyimiz kaldı?
Kabul etmemiz gereken şey şu, bizler gücümüzün farkına varmalıyız artık. Bu dünyayı emeğiyle yaratanlar bizleriz, daha kalabalığız ve daha da önemlisi haklıyız.
Evet gerçekliğimizi kabul edelim. Ama yetmez değiştirmek için de harekete geçelim.
Gerçeğin bir kısmında devletin saldırıları, sistemin çürümüşlüğü ve devletin çözülüşü varsa diğer tarafında gelişen direnişler vardır.
Bizler kadınlar olarak haksızlıklara yaşam hakkımıza yapılan saldırılara karşı meydanlardayız. Aleviler, Kürtler, Anadolu’nun kadim halkları işte buradayız. İkizdere’de ağaçlara sarılarak, grevlerde günlerce çadırlarda yaşayarak direniyoruz. Hapishanelerden, başımızı öne eğdiremedikleri üniversite kampüslerine direnişteyiz.
Fakat görüyoruz ki canlar, direnmek yetmiyor, bizim kazanmamız gerek. Bizim bu çürümüş her yanından pislik akan sistemi değiştirmemiz gerek. Bozuk düzende sağlam çark olmaz bizim bu düzeni baştan değiştirmemiz gerek.
Bunun için bütün direnenler bir arya gelmeliyiz. Gücümüzü, sözümüzü ortaklaştırmalarıyız. Bugün artık ‘bu sadece Alevilerin gündemidir, bu Kürtlerin’ diyemeyiz. ‘Bu kadınların gündemi bizi ilgilendirmez’ diyemeyiz. Birbirimizin direnişine sahip çıkmak zorundayız.
Madem devlet elindeki tüm gücüyle topyekûn bir saldırı halindedir o zaman bizim de bu saldırılara karşı topyekûn bir direnişle karşı koymamız gerekir.
Siz bakmayın Sedat Peker gibi, Kılıçdaroğlu gibi aman sokağa çıkmayın provokasyona gelmeyin diyenlere. Tarih bize göstermiştir ki yasalar sokakta yazılır. Sokakta yazılacaktır.
Sokağa çıkmayalım da saray rejimi tarafından yönetilen bu devletin hukukuna mı güvenelim, meclisine mi güvenelim, sokaklara çıkmayalım da hileli seçimlerine mi umut bağlayalım. Gördüğümüz duyduğumuz bunca haksızlığa karşı kafamızı toprağa mı gömelim. Canlar, bizim yolumuz zulme boyun eğmeyen Pir sultanların, Seyit Rızaların, Şeyh Bedrettinlerin yoludur.
Bizim yolumuz özgür ve adil bir dünya için serden geçen devrimcilerin Mahirlerin İboların Denizlerin yoludur.
Ya bu çürümüş sistemin tüm gereçlerini gördüğümüz halde, susup oturup bekleyeceğiz, ya da en başta insan olmanın gereği olan haksızlıklara karşı durma hakkımızı kullanarak yan yana geleceğiz, elimizi taşın altına koyup yolumuza devam edeceğiz.”
Okunan basın metni ardından Zakir Murat Yılmaz ile Erdem Akpınar’ın seslendirdikleri deyişler eşliğinde semah dönüldü.
PİRHA-Sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin kadın komisyonları, “Pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve Artırılan Şiddet” başlıklı forum düzenledi.
Aralarında AKA-DER, Güneşin Elleri Kadın Kooperatifi, HDP ve HDK Kadın Meclisi, Yeni Demokrat Kadın, Alınteri ve Halkevci Kadınlar’ın olduğu örgütler, Ankara’da düzenlenen “Kadınlar pandemi ile derinleşen ekonomik krizi ve artırılan şiddeti konuşuyor” başlıklı forumda buluştu.
Demokratik Alevi Denekleri Mamak Şube Ana Fatma Cem Evinde yapılan forumda kadınların pandemi süreciyle birlikte yaşadıkları sorunlar ele alındı.
“BİR ÇEMBERİN İÇİNE SIKIŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORUZ”
Forum öncesi kurumlar adına ortak basın metnini Alınteri Kadın komisyon üyesi Zarife Çamalan okudu. Kadınların, aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kaldığını vurgulayan Çamalan şunları söyledi:
“Bu sömürü sisteminde kadınlar hem kapitalist üretime çekilerek ucuzun da ucuzu bir işgücü muamelesi görmüş, hem de bu sistemin devamlılığında hayati önemde olan yeniden üretim rollerini yerine getirmeleri için sayısız ideolojik-siyasi-kültürel zincirle bağlanmıştır. Üretim içindeki ezilmişliklerine yeniden üretimin ağır rolleri de bindirilerek sistemin temel çekirdeği olan aile kurumunun sınırlarını aşmamaları için sayısız baskıya maruz kalmışlardır.
“İŞSİZLİĞİ VE YOKSULLUĞU YAŞAYAN YİNE KADINLAR”
Kapitalist üretim içinde ucuz emek gücü muamelesi görürlerken; mobbinge, tacize, aşağılanma ve her türlü hakarete maruz kalan kadınlar, aynı zamanda her kriz döneminde kapıya ilk konulanlar olmuştur.
Kadınlar krizin büyüttüğü işsizliğin, derinleştirdiği hayat pahalılığının ağırlığını en yakıcı biçimiyle hissedenler olurlar her zaman. Mutfaklardaki yangını kontrol altında tutmak onlara zimmetlenmiş bir görevdir. Fakat tek görevleri bu da değildir. Erkek emekçinin krizin yarattığı çaresizliği, öfkeyi boşalttığı bir paratonerdir aynı zamanda kadınlar. Her durumda en ağır faturayı ödeyenlerdir.
İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde bu gerçekler daha da çıplak hale gelmiştir. Bu süreçte kadınlar, ağırlaşan çok yönlü krizin en ağır faturasını ödeyen olmuştur, olmaktadır. Şiddet artmış, cinayetler tırmanmış, buna tutum alan her kadın bir şekilde hedef olmuştur. Sistem kendisinden kaynaklanan tüm krizleri emekçilerin başına boca ederken, bu yükün altında en fazla ezilen her zaman kadın olmaktadır.
“SÜREÇ BAHANE EDİLİYOR”
İşçi ve emekçilerin yükselen sesini kısmak için direnişleri bastırarak, grevleri yasakladığı gibi, toplumsal krizi de emekçilerin kendi içine patlamaları yoluyla yönetmeye çalışıyor. Bu konudaki en büyük hedef de yine kadınlar oluyor.
Bu süreçte en azından bir işi olan kadınlara ise hem ev içindeki rollerini sürdürmelerini, hem de evden iş yapmayı dayatıyor. Evden çalışmaları dayatılan kadınlar ‘normal’ koşullarda olduğundan daha fazla yıpranmaktadır. Zira kadınlardan hem mesaisini tamamlamaları hem de ev işleri ve çocuk bakımını aksatmaması bekleniyor. Kısacası kadın topyekûn bir çemberin içine sıkıştırılmaya çalışılıyor.
Ancak kadınlar da tüm bu saldırı ve baskılara karşı teslimiyetçi bir tutum içinde olmamıştır. ‘Bu böyle gitmez!’ diyerek, her daim erkek egemen zihniyetle mücadele etmiştir. ‘Ben de varım’ diyen kadınlar; toplumda söz söyleyebilmek, insan olarak varlıklarını kabul ettirmek, bir iradesi, bir kimliği olduğunu haykırmak için her zaman mücadelenin ön saflarında yer almıştır. Bunu yaparken de sadece kendi hakları için değil tüm ezilenlerin hakları için mücadele ederek, toplumsal ve sınıfsal mücadelenin içinde yer almışlardır.
Tıpkı Mirabel kız kardeşlerin şahsında dile gelen anlamlarda olduğu gibi.
Onlar, kadınların sistemin dayattığı sınırları reddederek mücadele etmelerinin, tüm toplumun baskı ve zulümden kurtulması için sınırlarını yıktıkları zaman nasıl bir sistem düşmanı haline getirildiklerinin simgesidir. Ardıllarına mücadele azmi ve kararlılığı bırakan kelebeklerdir.
Onlar ve sayısız kadında cisimleşen bu değerlerden aldığımız güçle mücadelemizi sürdüreceğiz, kadının da ezilmesinin nedeni olan bu sömürü ve zulüm düzenini yıkıncaya kadar.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi’nde bir araya gelen kurumlar, Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenler için yapılmak istenen anmaya dönük polis şiddetine ve gözaltılara tepki göstererek, “Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.
Haberin Videosu;
Demokratik Alevi Derneği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için düzenlemek istediği basın açıklamasının polis müdahale etmiş 7 kişi gözaltına alınmıştı. DAD, gözaltılara ve anma programlarının engellenmesine ilişkin Ankara Şube DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, AKA-DER, Devrimci Parti, HDP Ankara İl, Alınteri, Ankara Dersim’liler Derneği, Partizan, Karala ve Alınteri Dergisinin katılımıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
“BİR DEVLET TERÖRÜ VARDIR”
Açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı. Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yaptıkları açıklamanın engellenmesine tepki gösteren Karabudak, “Bu bizlere karşı yapılmış bir suçtur, biz bunu kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Özelde Alevilere, Kürtlere, sosyalistlere karşı ceberut bir yaklaşım vardır. Bir devlet terörü vardır, devlet şiddeti vardır, polis şiddeti vardır” dedi.
Karabudak, Pir Seyit Rıza’nın ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ sözünü hatırlatarak mücadele çağrısı yaptı.
“HERŞEY SERBEST ANMAK YASAK”
Daha sonra söz alan Sivas’ta katledilen Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nevin Karababa ise yapmak istedikleri anmaya öüdahaleye tepki gösterdi. Karababa, 1 Temmuz itibariyle birçok yerin açıldığına dikkat çekerek, “Ama bizim anmalarımıza gelince yasak. O zaman biz anmalarımızı nasıl yapalım. Katledilen kardeşimi ben nasıl anayım, ne yapmamı bekliyorsun” diye sordu.
Polisin banklarda birer ikişer oturmalara bile tahammülünün kalmadığına dikkat çeken Karababa, gözaltıların yaşandığı güne ilişkin şunlar söyledi:
“Baktım bir arkadaşı yaka paça götürüyorlar. Birden 15 tane polis Şamil arkadaşı götürüyorlar ben bu arada çok yakınım ve olayı anlamaya çalışıyorum. Sonra Şamil arkadaşı bıraktılar tekrar banklarda oturan çocuklara sataşma ve küfürle başladılar. Sonra polise gittim dedim siz ne yapıyorsunuz? Neden insanlara şiddet uyguluyorsunuz? Çocukları neden dövüyorsunuz dedim çıkıştım polise. Polisin birisi bana ‘kapa çeneni, kes sesini’ dedi. Ben de kapamıyorum dedim. Ben müştekinin aileyim ben kardeşimi bu vatanın her toprağında anma hakkına sahibim dedim. Bunu siz engelleyemezsiniz dedim. Polis ‘çeneni kapatmazsan seni gözaltına alırım’ dedi. Bu kez çocukları bıraktılar bana yöneldiler. Beni gözaltı için mi tehdit ediyorsun dedim. Sizden korkum yok ne yapacaksınız yapabilirsiniz dedim. Sonra kadın polislerin ne kadar vahşi vahşi yetiştirdiklerini gördüm, ne kadar saldırgan tavırlar olduklarını gördüm. Beni götürdüler iki tane kadın koluma girdi niye kolumu bu kadar sıkıyorsun zaten ben gidiyorum sizinle geliyorum dedim. Sonra arabaya bindirdiler arabaya geldikten sonra kimlik sordular ben de çıkardım bütün kimliklerini verdim. Sonra demişler ki kimliğini göstermedi falan demişler. Zaten benim kim olduğumu ben bakanlıkta çalışırken bile devlet kimliğimle DGM giden bir kadınım hiçbir zamanda kimliğimi saklamadım. Devlette benim zaten ne olduğumu biliyor.”
“ARABANIN İÇİNDE DEFALARCA NEFES ALAMIYORUM DEDİM AMA KAPIYI AÇMADILAR”
Gözaltılara tepki gösteren Karala Dergisi’nden Şamil Parlak, şunlar söyledi:
“Eylem başlamadan saat 12.30’da Sakarya Caddesinde Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi çağrı yapmıştı. Biz de bu de bu çağırıya kurum olarak eylem başlamadan 10-15 dakika önce sivil polis benim yanıma gelip benden kimlik istedi. GBT yapacakları söylemesi üzerine ben de kimliğimi çıkardım uzattığım andan itibaren beni gözaltına almak için geldiklerini belli etmeye başladılar.
Ben kimliği verince birden Bağırma, hakaret diye söylemeye başladılar. Beni belediyenin bir yerine götürmek istediler ben de niye ben oraya götürüp ne yapacaksınız. Gözaltına alacaksanız alın, GBT yapacaksınız GBT yapın dedim. Ondan sonra zor kullanılarak gözaltına alındım. Yaklaşık yarım saat kadar bir metrelik bir alanda gözaltında arabanın arkasında kapı kapalı bir şekilde tutuldum ve defalarca nefes alamadığımı belirtmeme rağmen kapıyı açmadılar. Polisin bu zorbalığı emniyete kadar, serbest kalıncaya kadar çeşitli biçimlerde devam etti. Ben burada şuna biraz dikkat çekmek istiyorum ve Ankara polisi son dönemlerde sokakta çıkan herhangi bir sese aynı modeli uyguluyor. Ve herhangi bir şekilde birden fazla insanı bir araya gelmesinden korkuyorlar, korktukları için de herhangi bir eylemliliğede doğrudan saldırı ile karşılık veriyorlar.”
“DİRENİŞİ ÖRGÜTLEMEKLE MÜKELLEFİZ”
10 gün boyunca Sivas anması için hazırlık yaptıklarını söyleyen Alınteri Dergisi’nden Zarife Çamalan, pandeminin bahane edilerek yasaklandığını belirterek, “Devlet çıkan en ufak bir sese dahi bu kadar korkuyorsa bizlerinde devletin korkularını büyütmekle mükellefiz. Biz o direniş örgütlemekle mükellefiz” dedi.
Partizan Yeni Demokrasi Gençlik Dergisinden Deniz Akbıyık da gözaltılara tepki göstererek, “2 Temmuza yakışır bir şekilde anmak sözlerimizi söyleyebilmek için sloganlarımızla yürümeye başladık. Çünkü o alanda basın açıklaması yapılmasına izin vermiyorlardı. Daha sonra slogan attığımız için polis saldırıldı daha sonra bütün siviller bizim üstümüze çullanarak, darp edilerek üç arkadaş oradan çıkartıldık. Daha sonra kaba darp itiş kalkış slogan atarken ağzımızı, burnumuzu kapatmaya çalışıyorlar, arkadaşların uzun saçlarına yapışarak yerlere itmeye bu sadece bizleri gözaltına alan sivil kadın polisler değil erkek polislerde yapmaya çalıştılar. Şâmil arkadaşımıza yapıldığı gibi kapalı alanda bir aracın içeresinde güneş altında gerçekten havasız dört kadın hastane ve oradan emniyete götürüldük. Ciddi anlamda her şey bir işkence aracı haline getirilmişti, getirmişlerdi” ifadelerini kullandı.
“27 YIL ÖNCE 33 CANIN KURTARILMAMASI İÇİN BURADAKİ HÜKÜMET ELİNDEN GELENİ YAPTI”
DAD Ankara ŞubeYönetim Kurulu Üyesi Aslıhan Han, konuşmasını şöyle yaptı:
“33 canımızı 27 yıl önce kaybettiğimiz canlarımızı anmak için vicdani olan kendisine insanım diyen ve her yerde mahallede, sokakta, şehirde, bir kasabada, bir köyde anmak tabii ki hakkımız. Biz bu hakkımızı kullanmak için Ankara’daki canlarla beraber böylesi bir anma programı katılmak istedik. Buna karar verecek olan biziz. Öldüren kendileri, fabrikada öldüren, Suruç‘ta öldüren, 10 Ekim de öldüren, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi de cezaevlerinde öldüren zaten devletin bu politikaları. Bu militarist gücü, bu savaşçı politikaları bu nedenle de korona bahanesinin asla bir gerçekliği yok. Polis neden böyle davrandı bütün illerde Sivas’ta anmalara izin varken herhangi bir zorluk çıkarmamışken neden Ankara’da bunu yaptı. Çünkü 33 canımızın kurtarılmaması için 27 yıl önce elinden gelen her şeyi buradaki hükumet yaptı. Kurtarabilirdi, emir verebilirdi, onlarca, yüzlerce asker vardı. Buradan emir gitmediği için, buradan talimat gitmediği için onların ölümüne sebep olan iktidar. Burası onların başkenti, yönetim mekanizmaları, burada. Onun için devletin boynunu burcudur 33 canı Ankara’da bu emri kurtarmaları için gerekli işlemleri yapılmayan devletin olduğu yerdir. Burada bizim anmamızı yapmamız boynumuzun borcu” diye konuştu.
Son olarak, DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Bizim görevimiz Alevi inanç kültürünü yaymak, yaşatmak, çoğaltmak. Diğer taraftan da katliamlara katledilen canlarımıza sahip çıkmak, katliamlara karşı bir arada olmaktır” dedi.
PİRHA- Mamak Platformu, Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem sonrası toplanan vergilerin Ensar Vakfı’na aktarılmasına tepki gösterdi.
Mamak Platformu, Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili DAD Mamak Şube Ana Fatma cemevinde bir araya gelerek basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısına İHD Akara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, HDP Ankara il Eş Başkanları, HDP Mamak İlçe Eş Başkanları ve YK üyeleri, Alınteri, AKA DER ve DAD Mamak Şube Ana Fatma cemevi üyeleri katılım gösterdi.
“DEPREM PARALARI ENSAR VAKFINA AKTARILDI”
Mamak Platformu adına söz alan Zarife Çamalan, Elazığ ve Malatya’da meydana gelen depremin sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Çamalan, Mamak Platformu olarak Elazığ ve Malatya’da gerçekleşen depremle ilgili ’TMMOB ve ATO’nun depreme yönelik yaptığı ve elimize geçen raporlar ışığında neden bu kadar yıkım oluyor, neden bu kadar can kaybı oluyor. dedi. Engels’ den bir alıntı ile konuşmasını sürdüren Çamalan ‘’Dünyaya egemen değiliz, tersine etimizle, kanımızla, beynimizle ondan bir parçayız’’ İnsanlık tarihi iki açıdan ele alınabilir. İnsanlık tarihi ve doğa tarihi birbirinden ayrılamaz. İnsanlık ve doğa var olduğu sürece, birbirine koşullayacaktır.
Egemen güçler ne insanlık tarihini, ne insan yaşamını ne de yaşam alanlarımız olan doğayı hiçbir şekilde gözetmemekte ve her şeyi kendisine fırsat ver rant kapısı olarak görüp kendi çıkarı için kullanmaktadırlar diyen, Çamalan sözlerinin devamında şunları belirtti.
TMMOB’un yaptığı değerlendirme raporunda da açıkça ortaya çıkıyor. Yıkımların müteahhitlik, ihaleler, mühendislik açısından ele alınması gerektiği yapılan inşaatların, evlerin depreme dayanıklı olmadığını, depreme karşı zararın ne kadar aza indirilmesinin düşünülemediği ortaya çıkıyor. ATO ve TTB’nin de değerlendirmelerde ‘’İnsan canı, hayatı ve yaşam anaları gözetilmemektedir’’ Faciayı ve felaketti getiren depremler için ne alınmayan önlemler ve inşa alanlarının buna uygun yapılmaması.
Cumhurbaşkanın sözlerine de dikkat çeken Çamalan Cumhurbaşkanın demişti ki depremleri engelleyebilir miyiz? Önleyebilir miyiz? Evet önleyemeyiz. Ama alınacak tedbirlerle, önlemlerle yapılacak dayanıklı yapılaşmalarla depremlerin zararlarını en az da indirebilir, en az hasarla, en az yıkımla, en az ölümle, ve en az yaralanmayla atlatabiliriz. Buda egemenlerin toplumsal yaşamı, toplumsal yaşam alanlarına toplumu düşünerek hareket etmesi ilgili bir şey. Fakat içinde bulunduğumuz ülkede ve dünyada yaşadığımız sistem içerisinde kapitalist egemenler asla bunu düşünmemekte her şeyi kendi çıkarları için kullanmakta dolayısıyla toplumun büyük çoğunluğunu teşkil eden yoksul kesimleri, işçileri, emekçileri düşünmemektedir.
Deprem vergilerine ilişkinde vurgu yapan Çamalan, Deprem vergileri ne oldu diye sorduklarında tepkiyle karşılaştıklarını belirterek, “Kızılay yaptığı aymazlık ve ahlaksızlığı yüzüne vurduğumuzda ise yine biz tehditle karşılaşıyoruz ve bugün görüyoruz ki Kızılay toplanan vergilerle Ensar Vakfı’na yani halkın çocuklarının tecavüz eden taciz eden bir vakfa aktardığını bugün internet sitelerinde gazetelerde karşımıza çıkıyor”dedi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMELİYİZ”
İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatih Kanat ise yaptığı açıklamada; “Bugün omuz omuza olmamız gereken bir dönem yine. Ne yazık ki bu ülkede deprem felaketi olarak adlandırılan doğal afiyet olarak adlandırılan yıllara yayıldığı bir ihmal boyutu var. Yani Japonya’da sekiz hatta dokuz şiddetinde bir depremler haber değeri bile taşımazken burada yedi şiddetindeki bir deprem can kaybına mal kaybına yol açıyor. Bunun nedenlerini biz biliyoruz ama halka anlatmamız lazım tabii ki böyle ki bir süreçte dayanışmayı da büyütmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
“DEPREM BÖLGESİNE GÖNDERİLEN YARDIMLAR ENGELLEDİ”
Kanat’ın ardından HDP Mamak İlçe Eş Başkanı Mustafa Uğur Akkaya ise şunları belirtti. Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem sonrası HDP’nin deprem bölgesine gidip hasar tespit çalışması yürüttüğünü kaydetti.
Akkaya, Hasar ve ihtiyaç tespiti yapılan köylere gönderilmek istenen yardımların engellendiğinin altını çizerek , “İçişleri Bakanlığı’nın ve Valilik köyleri arayarak hükümet bağlantılı olmayan yardımların alınmamasını emretmiştir. Partimizin, belediyelerimizin, il ve ilçe örgütlerimizin topladığı battaniye, çadır, kuru gıda gibi yardımların bulunduğu araçların yolu emniyet güçlerince kesilerek kamyonların yardımları yerine ulaştırmasına izin verilmedi.
Bu kış koşullarında hükümet yardımlarımızın ulaşmasını engelleyerek depremde mağdur olan yurttaşlarımızı ikinci bir kez mağdur etmiştir. Bizler halkımızın emekleriyle ve dayanışma duygularıyla topladığı yardımları ihtiyaç sahiplerine bir elin verdiğini diğer el görmez ilkesiyle dağıtıyoruz”dedi.
“İKTİDAR ENGELLEME UYGULAMALARINA SON VERMELİ”
HDP’nin maddi ve manevi kayıpların önlenmesi için gerekli çalışmaların iktidar tarafından yapılmadığının araştırılması amacıyla TBMM’ye sunduğu araştırma önergesinin AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildiğini kaydeden Akkaya, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Deprem vergilerinin nereye harcandığının araştırılması için vermiş olduğumuz önergemiz de mecliste AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmiştir. Bu gün Elazığ İl Örgütümüz ile de görüşerek almış olduğumuz bilgiyi de aşağıda paylaşıyorum.
CHP-İYİ Parti- AKP- MHP yardımlarının dağıtılmasına izin veriliyor. Yardımlar arka mahalle ve köylere gitmiyor. Yardımlar ve Çadırlar genellikle Özbek ve Suriyelilere bilinçli bir şekilde dağıtılarak Özbekler ve Suriyelilere karşı halklar kutuplaştırılmak isteniyor. Dağıtılan çadırlar mevsimin yaşam koşullarına sahip değildir. Giden yardım araçları AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarına yönlendiriliyor. Sivrice’de gelen yardımları AKP İlçe Başkanı el koyarak kendisi götürüp kendi yandaşlarına dağıtıyor. Vatandaş bizde mi isyan edelim diyor. Batman’dan doğru giden heyetimiz devlet tarafından taciz edilerek bölgeden uzaklaştırılmak isteniyor. Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşması için baskı oluşturulması gerekiyor. İktidar engelleme uygulamalarına son vermelidir. Acılar hepimizin acılarıdır. Böyle zamanlarda küçük siyasi hesaplar ile dar bakışlı iktidar oyunlarıyla zor durumda olan insanlara yardımların ulaşmasını engellemenin insani hiçbir açıklaması yoktur ve olamaz. Deprem öncesi gerekli önlemleri almak yerine her karar ve adımıyla öngörüsüz davranan iktidar deprem sonrasında da insani yardımlara müdahale ederek siyasi hesaplarını halkın can ve mal güvenliğinin ihtiyaçlarının önünde tutmaktır.”
“1999 DEPREMİNDE TOPLANAN VERGİLER NEREYE HARCANDI”
Aka Der Temsilcisi Sibel Göktaş, Deprem gibi doğal afetlerin önlenemeyeceğini ancak zararı en aza indirebilmek için önlemlerin alınması gerektiğini belirterek, “Biz bugün buradan yaşanan depremle ilgili aşağıdaki taleplerimiz doğrultusunda gerekenlerin yapılmasını bunun için tüm halkımızı, kitle örgütlerini, aydın ve sanatçıları talepler için destek çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Polat, şu soruları sordu;
99 depremi sonrası toplanan deprem vergisi paraları nereye harcandı.
Elâzığ’da yasan depremde hasar gören binalar hakkında işlem yapıldı mı, yapıldıysa hasarlı binalarda neden oturanlar var. İlk depremde hasar göçtüğü halde oturma izni verilip yıkılan binalar hakkında işlem başlatıldı mı?
Depremin üzerinden bir kaç gün geçmesine rağmen birçok köye yardım gitmemiştir. Bunun sebebi nedir? Yetişemiyorsanız halkın yardımlarını neden şehre almıyorsunuz.
Şehir’e gelen yardımlar hangi gerekçe ve yasa ile engelleniyor.
HDP ve CHP ‘nin mecliste ki ‘Deprem Araştırma’ önergesi MHP Ve AKP neden reddetti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde cemevi yöneticileri tarafından Yas-ı Muharrem vesilesiyle oruç tutan canlar için lokma verildi.
Aleviler için kutsal olan Muharrem ayının başlamasıyla birlikte Aleviler oruçlarını tutmaya ve lokmalarını paylaşmaya devam ediyor. DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde Muharrem ayında oruç tutan canlarla biraraya gelinerek oruç lokması verildi.
DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde verilen oruç lokmasına Aka-Der, CHP Mamak Meclisi üyesi Necati kahraman, Araştırmacı Yazar Özcan Öğüt, HDP Mamak ilçe Yönetim Kurulu üyeleri, PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş ve çok sayıda mahalle halkı katılım gösterdi.
“HÜSEYİN’İN DURUŞUNU SAHİPLENMEK GEREK”
Lokma öncesi canlardan rızalık alarak konuşma yapan PSAKD Eski Başkanı Mustafa Demirtaş, “Yas-ı Muharrem ayının önemine vurgu yaparak Hüseyin için ağıt yakmak ve gözyaşı dökmek yerine Hüseyin’in duruşunu sahiplenmek gerek. Hz. Hüseyin her zaman mazlumların sesi oldu. Yezit ise her zaman lanetlendi” diye konuştu.
İmam Hüseyin için gözyaşı dökmek onun yoluna gitmek değildir” diyen Demirtaş, “Canlar, Hz. Hüseyin’in yaptığını yapması gerekiyor. Zalimin zulmüne karşı durmak, mazlumlardan yana olmak gerekiyor. Bugüne kadar kaybettiğimiz şehitlerimizi İmam Hüseyin’in nezdinde anıyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
PSAKD’nin eski Başkanı Mustafa Demirtaş’ın konuşmasının ardından Zakir Murat Yılmaz deyişler söyledi. Ardından tekrar gülbanglar okunarak oruç lokması tamamlanmış oldu.
PİRHA- Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) Aktivisti Nursel Güvendir, ekonomi, eğitim, sağlık gibi bütün toplumsal alanlarda dibe batılan bir dönemde AKP’nin zora girdiği için seçimi Türkiye halklarına dayattığını söyledi. Güvendir, herkesi HDP’ye oy vermeye çağırdı.
AKA-DER Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği Aktivisti Nursel Güvendir, seçim başta olmak üzere gündemdeki konuları PİRHA’ya değerlendirdi.
Güvendir, “Baskın bir seçim süreci var. AKP zora girdiği için ekonomik ve siyasi açıdan içeride ve dışarıda savaş politikaları sonucunda çok fazla zora girdiği için bir baskın seçimi önümüze koymuş durumda” dedi.
“TÜM EZİLENLERİ HDP’YE OY VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
“Ekonomik olarak dibe battığımız, eğitim, sağlık ve toplumsal her alanda aslında dibe battığımız bir dönemden geçiyoruz” diyen Güvendir şöyle konuştu:
“Bu dönemden kurtuluşun yolunun da tüm halkların, ezilen herkesin, kadınların, işçilerin, emekçilerin, öğrencilerin kendi taleplerine sahip çıkarak mücadele yürütmeleriyle mümkün olduğuna inanıyorum. Seçimler bizim için önemli bir yer ve araçtır. Bu mücadeleyi büyütmek için bir adımdır. O yüzden tüm halkımızı bu mücadelenin bir adımı olarak düşündüğümüz HDP’ye oy vermeye çağırıyoruz. Bir oy HDP bir oy Demirtaş’a diyoruz. Ve bizler gezici, onlar gidici diyoruz.
Halkların mücadelesini büyütmek için bir adım daha gençlerin, işçilerin, emekçilerin mücadelelerini büyütmek için HDP oy vermeye çağırıyoruz.”
PİRHA-AKA-DER Mamak Şubesi 2 Temmuz Sivas Katliamı ve seçimler konulu bir söyleşi düzenliyor.
AKA-DER Mamak Şubesi “2 Temmuz’u ve seçimleri konuşuyoruz” konulu söyleşi düzenliyor. Söyleşiye Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Hasan Gürer, Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Eş Başkanı Hasan Altun ve AKA- DER Mamak Şube Temsilcisi katılacak.
Tuzluçayır Feyzullah Çınar Parkı’nda yapılacak olan söyleşi 10 Haziran Pazar günü saat 17:00’da.
PİRHA-Aka-Der’in “Halkların ortak mücadelesini büyütmek için bir adım daha” şiarıyla düzenlediği panelde Aleviler adına konuşan HDP’nin Alevi Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, bugün gelinen noktada Alevilerin taleplerinin yenilenmesi gerektiğini vurguladı.
Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (Aka-Der), “Halkların ortak mücadelesini büyütmek için bir adım daha” şiarıyla bir panel düzenledi.
Aka-Der genel merkezinde yapılan panele HDP İstanbul Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, Mardin Milletvekili Adayı Tuma Çelik, siyasetçi Azad Barış ve Çerkes aktivist Erdoğan Boz konuşmacı olarak katılırken moderatörlüğünü ise Aka-Der Aktivisti Betül Koca yaptı.
“TALEPLERİN YENİLENMESİ GEREKİYOR”
İlk olarak Aleviler adına konuşan HDP’nin Alevi Milletvekili adayı Ali Kenanoğlu, gelinen noktada zorunlu din derslerinin kaldırılması talebinden vazgeçtiklerini çünkü matematik derslerinin bile din dersi haline geldiğini belirtti.
Alevilerin tüm taleplerinin güncellenmesi gerektiğini ifade eden Kenanoğlu, Alevilerin bununla ilgili çalıştaylar, konferanslar ve forumlar yaptıklarını da ekledi. Alevilerin sorunlarının AKP iktidarı ile başlamadığını kaydeden Kenanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin cemevlerinin ibadethane kapsamına alınmayışını sağlayan Bülent Ecevit’tir. Bülent Ecevit’in başkanlığındaki Bakanlar Kurulunda cemevleri ibadethane statüsünden çıkarıldı. Bununla ilgili kanun şöyleydi: İbadethane denmiyordu. Sadece cami deniyordu. Örneğin köyün tanımında okulu olan, çeşmesi olan, şu kadar mezra sayısı ve camisi olan, sonra imar planında bir yer ayırıyorsunuz yol katılım payı ayırıyorsunuz, okul payı ayırıyorsunuz ve cami yeri ayırıyorsunuz. Sonra Avrupa Birliği ilerleme döneminde adını ibadethane olarak koydular. İbadethane koyunca bunu tanımlayalım dediler ve açtılar parantezi (cami, kilise, havra, sinagog) dediler ve parantezi kapattılar. Cemevlerini o ibadethane tanımından çıkardılar. Bu MHP, DSP ortaklığında oldu. AKP döneminde ise cemevi din dersini bırakalım güvenlik sorunu yaşıyorlar Aleviler. Artık aş, iş sorunu yaşıyorlar. Alevi olduğun için işinden oluyorsun, zaman zaman arıyorlar ben şu şirketten atıldım diyor. Gidiyorsun şirketle görüşüyorsun şirket küçülmeye gidiyoruz diyor yapacak bir şey yok. Ekonomik sıkıntı var diyor. Doğru küçülmeye gidiyor ama 50 kişi çıkaracaksa o 50 kişiyi Alevi ve Kürtlerden seçiyor, Ya da Sünni ve Türk olmayanlardan seçiyor.”
“BÜTÜN KİMLİKLERİ BİRARADA YAŞAYAN KÖYLER VAR”
Süryaniler adına konuşan HDP Mardin milletvekili adayı Tuma Çelik ise “Baduk Dağı’nın etrafında bir bölgede Süryaniler yaşıyor, Kürtler yaşıyor, Ezidiler yaşıyor ve kendilerine Arap diyenler yaşıyor. Sınırlarla belirlenmiş coğrafyada yaşamıyor bunlar. Bütün kimlikleri birarada yaşayan köyler var. Ben böyle bir köyde doğdum. Benim köyümde 1974 yılında çıktım köyden 400’e yakın aile yaşıyordu. 370 aile Süryani, 30 aile de Kürt’tü. Bizim yanımızda başka bir köy, çoğunluğu Kürt ve diğerleri ile beraber yaşıyorlardı. Başka bir köy çoğunluğu Arap ve diğerleri ile birlikte yaşıyorlardı. Çok doğal bir yaşamımız vardı ve hiç kimsenin bir diğerini inkar etmediği bir yaşam.” şeklinde konuştu.
“ZENGİNLİK DİYE BİR YAŞAM VARDI”
Kendi yaşadığı köyde çoğunluğun Süryani olduğu için Süryanice konuştuklarını ifade eden Çelik, “Çoğunluğu Süryani olduğu için çoğu ortak Süryanice konuşurdu. Kürtler de Süryanice konuşurdu. Ama eve gittiklerinde herkes kendi içinde kendi dilini konuşurdu. Çoğunluğu Kürt olan köyde ortak dil Kürtçe’ydi. Ama diğerleri evlerine gittiklerinde kendi dillerini konuşurdu. Zenginlik diye bir yaşam vardı. Herkes üç dil bilirdi, orada yaşayan insanlardan bir tanesi üç dili bilmiyorsa özürlü olarak görülürdü” dedi.
“EZİDİLER HİÇ YOK”
Ezidiler adına konuşan siyasetçi Azad Barış da hayatın düşünüldüğü gibi kolay olmadığını aslında yaşandığı gibi zor olduğunu ifade ederek şunları belirtti:
“Asuriler, Süryaniler, Aleviler diğer halklar hatta bir kaçının ismini duymadığımız inanç grubundan insanlar halklar vardı. Bunların bir şekilde acı dolu bohçaları yamalı bohçaları var. Biz kendimize baktığımızda kendimizi hiçbir yere koyamıyoruz. Tabi bugün Ezidileri anlatacak değilim. Biz hiç yokuz. Ezidiler hiç yok. Ne Müslüman ne Kürt. Yeni sosyal medyada bizlerle ilgili not düştüklerinde ya da bir haber yaptıklarında Ezidi Kürt diye geçerler.”
“YİNE DE UMUTLUYUZ”
35 yıl Almanya’da yaşadığını ve orada Alman olmayanlara bakış açısını anlatan Barış, “Orada her hangi bir vaka olduğunda olaya sebebiyet veren yabancı ise hemen ‘Yabancı şunu yaptı’ derlerdi. Alman olduğu zaman da ‘Bir olay oldu’ denilirdi. Bize en yakın olan Kürt modern hareketi bile bizimle ilgili haber yaptığında Ezidi Kürt diye geçiyor, gerisini siz düşünün. Biz yine de çok umutluyuz. Çünkü kendi umudumuzu bir araya getirebiliyoruz. 370 kişi kalmışız. Çok az çok dağınık değiliz. Bu coğrafyada homojen diyebiliriz. Bu tabi ki iyi bir şey” dedi.
“CANLI CENAZELER OLARAK YAŞADIK”
“Biz tarih olarak canlı cenazeler olarak yaşadık” diyen Barış, “Katliamın çocukları bunu çok iyi bilir. Ama bir umudumuz var oda o kadar büyük ki; Çünkü ölüm bedensel ve ruhsal olarak elimine olduktan sonra gerçekleşmiyor. Unuttuğunuz andan itibaren gerçekleşiyor. Eğer unutursanız o zaman ölüm gerçekleşmiş oluyor. Hatıra, hatırat unutulduktan sonra ölüm gerçekleşiyor. Eğer biz bugün burada isek demek ki yaşıyoruz. Ali canın söylediği gibi canlı cenazeler gibi olsak ta unutulmamışız umudumuz var demektir” şeklinde konuştu.
“ÇERKESLERİ DIŞINDA BIRAKMIŞ OLURUZ”
KHK ile işinden ihraç edilen Çerkes Aktivist Erdoğan Boz da yaşananları dinledikçe ne kadar acayip bir coğrafyada yaşadıklarının gözler önüne serildiğini vurguladı. Kardeşlik hukukuna çok ihtiyaç duyduklarını ancak işlerinin zor olduğunu belirten Boz, kimlik siyasetine değindi. Boz şunları kaydetti:
“Kimlik siyaseti kendi içinde açmazları olan bir biçimde doğru temelde kullanılırsa bizim gibi birçok kimliğin yaşadığı coğrafyada bize yol gösterebilecek bir yol da sağlayabilir. Her şeyden önce kendi içinde bir eşitsizlik ilişkisi yaratmayacak şekilde kurgulanmış kimlik siyaseti yürütülmesi gerekir. Bir taraftan eşitsiz ilişkilere karşı çıkarken diğer taraftan farklı bir eşitsiz ilişki kuracak nitelikten arındırmak gerekir. Çerkeslerden bahsedecek olursak Anadolu’da her zaman bir kimlikten bahsedilir. Bunu söylediğimiz andan itibaren Çerkesler açısından eşitsiz bir ilişki yaratılmış oluyor. Kadimler üzerinden bir kimlik siyaseti yapmaya kalktığımızda Çerkesleri bunların dışında bırakıyoruz. Bu aynı Sünni bir kimlik kurmaya kalktığımızda Aleviler ya da dinsel bir kimlik kurmaya kalktığımızda onun içinde olmayan Ezidiler, Süryaniler ve Hristiyanlar dışında kalıyorsa bu da böyle bir şey. Dolayısıyla bu kardeşlik hukukunu gerçekten modern bir hukuk üzerine oturtmamız gerekiyor. Kadimlik ya da kimliklerin kendi arasındaki ilişkiden ziyade modern bir kimlik inşa edip alt kimlikleri inşa edebilmemiz gerekiyor. Böyle olmadığı sürece kendi içerisinde sürekli çatışmalar yaratan yeni eşitsizlikler yaratır. Dolayısıyla da aslen bu solun istediği ya da solun her zaman gözlediği gibi eşit ilişkileri kuramayacak bir siyasete dönüşme riski var.”
PİRHA – Aka-Der yoksulluğa, sömürüye ve baskılara karşı 1 Mayıs şenliği düzenledi. Tuzluçayır’da yapılan etkinliğe PSAKD Mamak Şube, DAD Mamak Şube, EMEP, TKP, HDP Mamak ilçe örgütleri, HDK Ankara İl Meclisi ve Tuzluçayır halkı katılım gösterdi.
Anadolu Kültür Araştırma Derneği, Tuzluçayır’da 1 Mayıs şenliği düzenledi. Sibel Göktaş ve Mehmet Cevher’ in sunuculuğunu yaptığı şenlik, Şorej ve Murat Yılmaz’ın birlikte söylediği Kürtçe Türkçe türkülerle başladı.
AKA-DER Mamak Şubesi adına konuşma yapan Deniz Altay herşeye rağmen direndiklerini belirterek, “İşte buradayız, yine bir aradayız. Bu mahallenin işçileri, emekçileri kadınları, gençleri, çocukları hep birlikteyiz. Peki, biz kimiz. Bizler sömürülenler, ancak dünyayı üretenleriz. Bizler öldürülenler, ancak yaşamı yeniden var edenleriz. Bizler yok edilmeye çalışılanlar, ancak kendi küllerinden yeniden doğanlarız. Bizler beyinleri yıkanmak istenenler, ancak yeri geldiğinde de sorgulayanlarız. Ve bizler her şeye rağmen direnenleriz. Direnmek bu mahallenin geleneğinde var. 2 Temmuzları, Cami Cem Evi direnişimizi, geziyi, referandumu hatırlayın ne kadar güçlüydük, sokaklarda yan yana söyledik. Söyledik direniş marşlarımızı, birlikte haykırdık sloganlarımızı” şeklinde konuştu.
“1 MAYIS, ARTIK YETER DEMENİN GÜNÜDÜR”
Altay herkesi Tandoğan’da yapılacak 1 Mayıs mitingine davet ederek, “Bize reva gördükleri bu hayata dur demek, haksızlıklara karşı çıkmak için, emek, barış, özgürlük ve eşitlik için hayal ettiğimiz geleceği kurmak için, ihtiyacımız olan tek şey tüm gücümüzle bir araya gelmek ve sokağa çıkmaktır. 1 Mayıs biz emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadeleyi büyütecekleri gündür. 1 Mayıs gerçekleri haykırmanın birlik olmanın artık yeter demenin günüdür” dedi.
Ardından 1 Mayıs şölenine dayanışma mesajlarını gönderen PSAKD, DAD Ana Fatma Cemevi, Emep, HDP, TKP Mamak ilçe örgütleri HDK İl Meclisi, Kaldıraç Dergisi ve kurumların dayanışma mesajları okundu. Mesajlar okunduktan sonra Grup Liberte’nin sahne aldığı etkinlikte Türkçe, Kürtçe ve farklı dillerde söylenen türkülerin ve ezgilerin coşkusu ile halaylar çekildi.
Ardından salonda bulunan tüm katılımcıların hep birlikte söyledikleri 1 Mayıs marşıyla etkinlik tamamladı.
PİRHA – Ankara Kurtuluş Parkı’nda Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayan kadınlar “Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla 5 Martta Çankaya belediyesinin önünde yapılan etkinliğin engellenmesi ve çok sayıda kadının darp edilerek, sürüklenerek gözaltına alınmasının ardından kadınlar inatla ve coşkuyla yeniden sokağa çıkarak istediğimiz dünyayı kadın eliyle kurana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
Ankara’da kadınlar 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlamak için Kurtuluş Parkı’nda bir araya geldi. KESK, DİSK, TMMOB, TTB, HDP, EMEP, SYKP, SEP, Halkevleri, Aka-Der, Köy Dernekleri, Tüm Emekliler Sendikası ve çok sayıda üniversite gençliğinin katıldığı etkinlik coşkulu bir şekilde gerçekleşti.
“KADINLARI BASKILARLA SİNDİREMEZSİNİZ”
Ankara Kadın platformu adına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü ortak basın metnini okuyan Gülşah Öztürk konuşmasında şunları kaydetti:
“Pazar günü kadınlar şiddetle, hakaretle gözaltına alındı. Kadınların bir arada olmasından korkanlara hatırlatalım: Bizleri baskılarla sindiremezsiniz, çocuk istismarına tepkilerin çoğaldığı bir dönemde, suçluları hadım ve idam etmekten bahsedildiğini, cinsel suçları tedavi edilecek hastalıklar gibi göstermenin faillerin cezai sorumluluğunu, devletin de cinsel saldırıyı önleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmak anlamına gelir.
İstismar ile rızaya dayalı cinsel ilişkiyi ‘zina’ kavramı üzerinden tartışmanın da hem cinsel suçları normalleştirmek hem de dini kuralları topluma dayatma fırsatçılığı olduğunu Hadım cezası, zina tartışması şerri hukuk demektir, yargının ancak dini referans alarak adil olacağı fikrinin topluma dayatılmasıdır, bunu asla kabul etmiyoruz.”
“CİNSEL ŞİDDET DEVLET ŞİDDETİYLE ÇÖZÜLEMEZ”
“Cinsel şiddet, devlet şiddetiyle çözülemez” diyerek konuşmasını sürdüren Öztürk, “Kadın cinayetlerinin bir önceki yıla göre yüzde 25 arttığını kaydederek “Diyanetin kadın düşmanı fetvaları, 6284 sayılı yasanın uygulanmaması, OHAL bahanesiyle bir gecede geçen yasalar, yargıda kadın düşmanı kararlar eliyle şiddet failleri cesaretlendiriliyor” dedi.
“SAVAŞ, KADINLAR İÇİN AÇLIK, TECAVÜZ, ÖLÜM DEMEKTİR”
“Savaş politikalarının yarattığı travmanın en ağır sonuçlarını kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Savaş kadın ve çocuklar için açlık, yoksulluk, taciz, tecavüz ve ölüm demektir” diyen Öztürk, “Kadınlar savaş karşıtı olmaktan, barış talep etmekten asla vazgeçmeyecekler. Bir araya gelerek dayanışmamızı büyütecek mücadelemizi daha da büyütüyoruz diyerek sözlerini sürdüren Öztürk, “Bu güne kadar mücadele eden LGBTİ bireylerin olduğunu, bu korkunç tabloyu değiştirebilecek inanç da var, umut da var, direnç de var. Bizler bu kararlılıkla hep birlikte kadının yükselttiği mücadele ile başaracağız” diyerek sözlerini tamamladı.
“KADIN YAŞAM ÖZGÜRLÜK”
Kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze, kadın haklarına yönelik saldırılara, çocuk istismarına direneceklerini haykıran kadınlar, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attılar. 8 Mart bildirisi Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak üç farklı dilde okundu.
Sonrasında “itaat etmiyoruz, boyun eğmiyoruz” simgeli kısa oyundan sonra yoğun yağan yağmura rağmen Türkçe ve Kürtçe türküler eşliğinde halaylar çekilerek etkinlik tamamlandı.
PİRHA – 10 Ekim 2015’te gerçekleşen Ankara Gar Katliamının 7. duruşması bugün görülüyor. Duruşmayı izlemek için 10 Ekim Derneği Şehit Aileleri, yakınları, KESK ve KESK’e bağlı sendikaların MYK üyeleri, TMMOB, TTB, DİSK, HDP, CHP, EMEP, SYKP, Halkevleri, AKA-DER temsilcileri katıldılar.Duruşma öncesi adliye kapısı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Haberin Videosu
10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 7. duruşması için kurumlar basın açıklaması yaptı. Açıklamayı 10 Ekim Barış ve Demokrasi Derneği adına Dernek Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun okudu. Katliamda eşi avukat Uygar Coşgun’u kaybeden Coşkun yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“10 Ekim 2015’te Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla bir katliam yapıldı. 27. ayı geride kalan katliamdan sonra hayatta kalanların yaşamı; 10 Ekimden önce ve 10 Ekimden sonra diye ikiye ayrıldı. O gün alanda olan on binlerin 81 ilden getirdiği güneşli aydınlık, o sonbahar gününü ısıtmıştı ancak IŞİD ve destekçilerinin karanlığı, Türkiye’nin barışını kaybettirdi. Evet, biz yakınlarımızı, Türkiye de barışını 10 Ekim’de Ankara’nın kalbinde kaybetti. Türkiye adaletini, aydınlığını ve barışını 10 Ekim 2015’te o alanda, Ankara Garı’nda kaybetmiştir.”
Coşgun, “Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 3 yaralımızın kopan ayakları yerine takılan protez ayaklar ile yaşamı devam etmektedir. 497 yaralının olduğu bu katliamda yaralılarımızın çoğu adil olmayan bu siyasal yapının mağduru olmuşlardır. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır” dedi.
Coşgun, 30 Kasım 2017’de, 10 Ekim anmasına katıldığı için gözaltına alınanların yargılandığını hatırlatarak şunları belirtti:
“15 Ocak 2018’de 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılanmaya çalışıldı. 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği ile ilgili halen devam eden bir dava bulunmaktadır. Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim katliamında açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Biz, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz.”
DAVA GERÇEK SORUMLULAR YARGILANDIĞI GÜN KAPANACAK
Coşgun açıklamayı emeğin hakkı, barış ve demokrasinin tesis edilmesi için öncelikli taleplerini sıralayarak tamamladı. Talepler şöyle sıralandı:
“-10 Ekim Katliamı davası 7. Tur duruşması 31 Ocak – 1 Şubat tarihlerinde bu katliam yerine 300 metre uzaklığındaki “Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde” görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. Dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.
-10 Ekim Davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.
-Ankara Garı önündeki meydan adının “10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi” meydanı olarak değiştirilmesi ve bu meydanda 10 Ekimin taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz.
-10 Ekim yaralıları ile kamuoyunun dayanışmasını ve bu yaraların hepimizin yarası olduğunu belirtmek istiyoruz. Emek, Barış ve Demokrasi için bedenlerini siper ederek bedel ödeyenleri asla yalnız bırakmamalıyız.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri ile AKA-DER’in de yer aldığı kitle örgütleri Afrin’e yönelik gerçekleşen saldırıya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, saldırı protesto edildi.
AKA-DER, PSAKD, DAD, Karadeniz Gençliği, Ezidi Kültür Vakfı, Sabro Gazetesi ve Demokratik Çerkes Kongresi girişimi tarafından ortak yapılan yazılı açıklamada, “Biz halklar, kendi kimliklerimizle özgürce, barış içinde, bir arada yaşamak istiyoruz. İnsanca, onurumuzla, kardeşçe ve barış içinde yaşamak için savaş çığırtkanlığınıza karşı çıkıyoruz !” denildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Afrin savaşına karşı halkların ortak mücadelesi kazanacak!Kürt halkını aşağılayarak, efendileri ABD’ye sözde efelenerek ilan ettikleri Afrin’i işgal girişimi, Rusya’nın hava sahasını açması ile başlamış oldu.
Saray Rejimi ‘Türkiye’nin bekası için risk alınacak’ diyerek Suriye’nin Afrin şehrini işgal edeceğini ilan etti. Ardından da Suriye’de 6 yıllık savaşın yıkımına uğramamış birkaç şehirden biri olan, savaşın mağdur ettiği halka ev sahipliği yapan, halkların ortak bir yaşam inşa ettiği bir şehrin yıkımına giriştiler.
Suriye’de silinen IŞİD’den devşirdikleri çeteleri ÖSO adı altında Afrin sınırına getirerek Afrin’i işgal etmeye giriştiler. Şam’da namaz kılma hayalleri ile ABD emperyalizminin tetikçiliğine soyunanlar içeride bu cihatçı çeteleri Maraş Terolar’da kurdukları kamplarda beslediler ve şimdi devreye sokmaktadırlar.
Biz halklar biliyoruz ki; ABD emperyalizminin ve onun tetikçilerinin bu saldırısı Kürt halkının örgütlenmesine yönelik olsa da, yüzlerce yıllık işgalci yağmacı sömürgeci bu devleti tanıyoruz. Bu savaş, kâhyalık yaptıkları emperyalist efendileri adına ve yağma, talan, sömürü ve zulüm üzerine kurulu düzenlerinin bekası için yapılmaktadır. Kanla, katliamla tüm insanlığı sokağa çıkamaz hale getirmek, evlerine, hatta ve hatta kendi içlerine, kendi vücutlarına hapsetmek istiyorlar. Baskı,katliam ve haksız hukuksuz ,gözaltı ,tutuklama ve yargılamalarla ,KHK ve OHAL uygulamaları ile halkları esir alma operasyonu gerçekleştirmektedirler.
Savaş çığırtkanlığı yaparak milliyetçiliği, ırkçılığı kabartsalar da biz halklar bu savaşın bizim savaşımız olmadığını, bu savaşta ölenlerin, savaşın yıkımını yaşayanların, faturasını ödeyenlerin emekçi halklar olduğunu biliyoruz. Biz barıştan ve halkların kardeşliğinden vazgeçmiyoruz.
Umudu, barışı, kardeşliği yok edemeyeceksiniz!
Tıpkı, Sur’da, Cizre’de kurulan ablukayı Cerrattepe’de yıktığımız gibi…
Tıpkı, Maraş’ta, Malatya’da cihatçılara geçit vermediğimiz gibi …
Biz halklar, kendi kimliklerimizle özgürce, barış içinde, bir arada yaşamak istiyoruz. İnsanca, onurumuzla, kardeşçe ve barış içinde yaşamak için savaş çığırtkanlığınıza karşı çıkıyoruz ! Afrin’de savaşa ve işgale derhal son verilsin.”
AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilişinin 11. yılında AKA-DER anma etkinliği gerçekleştiriyor. Ankara’da ‘’Hrant Halkların Ortak Mücadelesinde Yaşıyor” başlığıyla düzenlenecek etkinlik Düşkapanı Sanat Merkezi’nde yapılacak.
AKA-DER tarafından hazırlanan etkinlik, 19 Ocak Cuma günü saat 19:30’da başlayacak.
Anmada, Mıgırdiç Margosyan, Mithat Sancar, Mehmet Özer, Hülya Deveci, AKA-DER temsilcisi konuşmacı olacak. Ardından Liberte müzik grubu farklı dillerde ezgilerle yer alacak.
PİRHA- AKA-DER’in düzenlediği basın toplantısında konuşan Betül Koca, “Rejimin talan ve rant politikalarına karşı mahallelerimizde, kentlerimizde ve yaşam alanlarımızda bizimde söz sahibi olduğumuz doğamızı yaşamımızı elimizden almayı hedefleyenlere karşı yaşamı savunacağız” dedi.
Anadolu Kültür Araştırma Derneği (AKA-DER) öncülüğünde Kızılay Sakarya Caddesi’nde toplanan kitle”Hasankeyf, Dersim, Cerratepe, ODTÜ, yağma, talan, rant düzenine karşı yaşamı savunuyoruz” pankartı açarak sık sık sloganlar attı. Sur, Dersim, Cerratepe, Hasankeyf’de yaşanan doğa ve 10 binlerce yıllık tarihi katledenleri protesto etmek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
“RANT İÇİN DOĞAYI TAHRİP EDİYORLAR”
Yapılan basın açıklamasını okuyan AKA-DER temsilcisi Betül Koca, “Dersim’de HES güvenlik bahanesi ile HES projeleri ve orman yangınları ile insanların yaşamasını güç haline getiriyor. Alevi halkının değerleri yok edilip yıkılıyor. Ankara’da Saraçoğlu mahallesini yıkıp ranta çevirip ODTÜ’ye yol geçirmeyi planlıyorlar. İşte HES’ler Nükleer enerji santralleri, bunların inşası, çevrenin yağmalanması, doğanın tahrip edilmesi büyük bir rantın işaretidir” dedi.
“YAŞAM YOK EDİLİYOR”
“Surdan Cerrattepe’ye her alanda yaşam yok ediliyor” diyen Koca, “Şimdi yağma ve talana karşı kendi yaşamımızı ve doğamızı korumak ve savunma zamanıdır. Bu tüm insanlığın savunmasıdır. Unutulmamalıdır ki doğamızın ve yaşam alanlarımızın üzerindeki tek söz hakkı bizimdir. Talan edilip sermayeye peşkeş çekilemez ve tahrip edilemez. Saray rejimin talan ve rant politikalarına karşı mahallelerimizde, kentlerimizde ve yaşam alanlarımızda bizimde söz sahibi olduğumuz doğamızı yaşamımızı elimizden almayı hedefleyenlere karşı yaşamı savunacağız. Satılmadık zeytin, fide, dere, su, taş bırakmayanlara yaşamı vermeyeceğiz. Sur’dan Cerattepe’ye halkların ortak direnişi kazanacak” diye konuştu.
PİRHA- Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) ile Kaldıraç, bu akşam Ankara’da Sakarya Caddesi’nde doğa talanına karşı basın açıklaması yapacak. “Yağma, talan, rant düzenine karşı yaşamı savunmaya” başlığıyla hazırlanan afişte basın açıklamasının saat 18.30’da yapılacağı duyuruldu.
Dersim’de çıkarılan orman yangınları, Hasankeyf’in yıkılması, Cerattepe’de maden tahribatı, ODTÜ ormanlarının imara açılması toplumun, demokratik kitle örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor.
Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) ile Kaldıraç, bu akşam Ankara’da Sakarya Caddesi’nde doğa talanına karşı basın açıklaması yapacak. “Yağma, talan, rant düzenine karşı yaşamı savunmaya” başlığıyla hazırlanan afişte basın açıklamasının saat 18.30’da yapılacağı duyuruldu.
PİRHA – AKA-DER, DAD, Divriği Kültür Derneği, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu ve PSAKD 2 Temmuz Sivas katliamını kınamak için 1 Temmuz Cumartesi günü Ankara/Yüksel Caddesi’nde ortak bir basın açıklaması düzenleyecek.
AKA-DER, Demokratik Alevi Derneği, Divriği Kültür Derneği, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 1 Temmuz Cumartesi günü Ankara/Yüksel Caddesi’nde ortak bir basın açıklaması düzenleyecek. Düzenlenecek basın açıklamasında başta 2 Temmuz Sivas katliamı olmak üzere bütün katliamlar kınanacak.
Saat 16:00’da yapılacak olan basın açıklamasında 2 Temmuz gazisi olan Zerrin Taşpınar konuşmacı olarak katılacak. Konuşmaların ardından semah dönülecek.