Etiket: Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği

  • Evvel Temmuz’un 25. yılına çağrı: Bu kent bizim, bu gelecek bizim!- VİDEO

    Evvel Temmuz’un 25. yılına çağrı: Bu kent bizim, bu gelecek bizim!- VİDEO

    PİRHA-Bu yıl 25’incisi düzenlenecek olan Evvel Temmuz Festivali’ne çağrı yapan Samandağ Kalkındırma Derneği ile Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği, “Bu festival sadece bir kültür etkinliği değil; kültürümüze ve dilimize sahip çıkma kararlılığının, barışa, dayanışmaya ve adalete olan inancımızın bir göstergesidir” dedi.

    Bu yıl 25’incisi düzenlenecek olan Evvel Temmuz Festivali için Samandağ Kalkındırma Derneği ve Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ortak bir basın açıklaması yaptı. Eda Eskin tarafından okunan açıklamada, festivalin çeyrek asırlık geçmişine, dayanışma ruhuna ve mevcut çevresel, sosyal tehditlere dikkat çekildi.

    Açıklamada, Evvel Temmuz’un sadece bir kültür etkinliği değil, birlikte yaşama iradesinin ve halkların kardeşliğine olan inancın bir sembolü olduğu vurgulandı. Arap Aleviler, Hristiyanlar, Sünniler, Ermeniler gibi farklı inanç ve etnik kimliklere sahip halkların tarihsel birlikteliğine işaret edilerek, bu festivalin bu kadim geleneği yaşatmak adına önemli bir rol oynadığı belirtildi.

    “YASAKTAN FESTİVALE, BASKIDAN BİRLİKTELİĞE”

    12 Eylül askeri darbesiyle bastırılmak istenen kimliklerin ve bayramların, 25 yıldır halkın iradesiyle yeniden canlandırıldığına dikkat çeken Eda Eskin, festivalin bu yıl bir kez daha baskılara inat, birlik ve dayanışma içinde kutlanacağını söyledi.

    Eskin, festival çağrısının yanı sıra bölgede yaşanan çevre tahribatına da değindi. Deprem sonrası artan kamulaştırma uygulamaları, rezerv alan ilanları, doğal sit alanı adı altında yapılan müdahalelerle halkın tapulu arazilerinin değersizleştirildiği ve tarım alanlarının yok edildiği dile getirdi.

    Eskin, bölgeye kurulan beton santralleri, taş ocakları ve denetimsiz iş makineleri nedeniyle doğanın her geçen gün daha fazla tahrip edildiğini, halkın yaşam alanlarının tehdit altında olduğunu sözlerine ekledi.

    “BARIŞA DAİR GÜÇLÜ BİR MESAJ”

    Suriye savaşının da bölgedeki halklara büyük yük yüklediğini belirten Eskin, parçalanan komşuluk ilişkilerine ve sınırların ayırmaya çalıştığı halkların ortak kaderine dikkat çekti. Bu nedenle Evvel Temmuz’un, sadece bir festival değil, barışa, kardeşliğe ve ortak yaşama dair güçlü bir mesaj olduğunu vurguladı.

    Açıklamanın sonunda, “Bu kent bizim, bu kültür bizim, bu gelecek bizim!” sloganıyla tüm halklara ve dostlara çağrıda bulunan Eskin, 25. Evvel Temmuz Festivali’nde bir araya gelme davetini yineledi.

    PİRHA/ HATAY

  • 24. Evvel Temmuz Festivali: Hatay şantiye alanına dönüştü, insan sağlığı tehlikede!

    24. Evvel Temmuz Festivali: Hatay şantiye alanına dönüştü, insan sağlığı tehlikede!

    PİRHA- Hatay’ın Samandağ, Serinyol ve Defne ilçelerinde Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği tarafından düzenlenen Geleneksel Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin 24’üncüsü panel, söyleşi, atölye ve konserlerle devam ediyor.

    7-17 Temmuz tarihleri arasında yapılan festival kapsamında bugün saat 16.00’da Anadolu Palace Otelinde, “Hatay Taş Ocakları ve Beton Santrallerinin zararları” başlığı ile panel düzenlendi. Türk Tabipleri Birliği Temsilcisi Demet Parlar’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Doğu Akdeniz Çevre Derneği Ortak Sekreteri Sabahat Aslan ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Tacettin İnandı konuşmacı olarak katıldı.

    Demet Parlar’ın yaptığı açılış konuşmasından sonra Sabahat Aslan konuşma yaptı.

    “TAŞ OCAKLARI HATAY’DAKİ SU SORUNUNU DERİNLEŞTİRECEK”

    Kentteki planlanan taş ocaklarının sürecini ve zararlarını anlatan Aslan, “Ne yazık ki deprem sonrası Hatay ve diğer deprem illerinde yetkililer, insanların yaşam hakkını tehlikeye atan kararlar almaya devam ediyor. Yaşam hakkımızı savunmak en temel görevimizdir. Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri olarak, depremden sonra çoğalan taş ocakları konusunda bir rapor hazırladık ve bu raporu mart ayında açıkladık. O dönemde 54 taş ocağı varken, bugün bu sayı arttı ve mevcut ocakların kapasiteleri de genişletildi. Elbette, kentin yeniden inşası için bazı taş ocaklarına ihtiyaç var, ancak dünya genelinde bu tür yatırımların kent içinde değil, başka bölgelerden temin edilmesi gerektiği biliniyor. 60 taş ocağının kurulumunu gördükten sonra, bu kentin gözden çıkarıldığını fark ettik. Taş ocakları yaşam alanlarına çok yakın kuruluyor, bazıları evlere sadece 60-100 metre mesafede. Bu ocaklar, doğal hayatı koruma alanlarına da zarar veriyor. Örneğin, Antakya’da planlanan taş ocakları Altınözü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’na 800 metre, Belen’deki taş ocakları ise Belen Geçidi Tabiat Parkı’na iki kilometre mesafede. Hatay Dağ Ceylanları Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’na 800 metre uzaklıkta taş ocakları kuruluyor. Bu ocaklar, yılda yaklaşık 147 milyon ton malzeme üretecek ve bu miktarın büyük kısmı diğer şehirlere gönderilecek. Taş ocakları ciddi miktarda patlatma malzemesi kullanacak, bu da çevre kirliliğine neden olacak. Ayrıca, toz emisyonları ve yeraltı su kaynaklarının zarar görmesi gibi sorunlar da yaşanacak. Bu durum, Hatay’da su sorununun daha da derinleşmesine yol açacak” diyerek belirtti.

    “SOKAK MÜCADELESİ OLMADAN KAZANIM ELDE EDİLMEZ”

    Bölge halkının kitlesel bir şekilde mücadele etmesini gerekliliğine işaret eden Aslan, “Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri olarak, ruhsat iptali davaları açmaya hazırlanıyoruz. Beton santrallerinin ve taş ocaklarının sanayi bölgelerine kaydırılması gerektiğini savunuyoruz. Deprem sonrası olağanüstü hal ilan edilmesi ve hassas alan kararının kaldırılması, işletmelerin istedikleri yerde bu tesisleri kurabilmelerine yol açtı. Biz Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri olarak hukuki ve demokratik mücadele vermeye ve size destek sağlamaya hazırız. Bölge halkının kitlesel olarak mücadele etmesi ve hukuki yollara başvurması gerekmektedir. Mersin’de benzer bir mücadelede başarı elde ettik. Sokak mücadelesi olmadan kazanım elde edilemez” dedi.

    “ŞEHRİMİZ ADETA BİR ŞANTİYE ALANINA DÖNDÜ”

    Sabahat Aslan’ın ardından konuşan Halk Sağlığı Uzmanı Tacettin İnandı, hava kirliliğinin insan sağlığına ciddi sorunlara yol açtığını belirterek, “Hava kirliliği ve havanın insan yaşamı açısından öneminden bahsedelim. Maalesef hava durumu pek iyi değil. Dünya nüfusunun %95’ten fazlası kirli hava soluyor, bu durum Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarıyla da doğrulanıyor. Hatay’da hava kalitesini ölçen istasyonlar var. Deprem sonrası Samandağ’da bir hava kalitesi istasyonu aktif olarak ölçüm yapıyor. Depremden önce Hatay, Antakya ve İskenderun’da hava kalitesi Dünya Sağlık Örgütü standartlarının çok üzerindeydi, bu durum muhtemelen Samandağ için de geçerli. Kirli hava, insan sağlığına büyük zararlar verebilir, kanser ve solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Deprem sonrası, yıkılan binaların taşınması ve ayrıştırılması sırasında hava kirliliği daha da arttı. Önceden ısınma ve evsel kaynaklardan gelen kirlilik, şimdi inşaat faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Şehirlerimiz adeta bir şantiye alanına döndü” ifadelerini kullandı.

    “HATAY’I BEKLEYEN TEK AFET DEPREM DEĞİL”

    Taş ocakları ve beton santrallerinin sağlığa verdiği zararlardan bahseden İnandı, “Beton santralleri ve taş ocakları, insan ve çevre sağlığına önemli zararlar verebilir. Bu tür işletmelerin yer seçimi ve işletme ruhsatları dikkatle değerlendirilmelidir. Hava kalitesini düşüren bu işletmelerin çevresel etkileri iyi analiz edilmelidir. Gürültü kirliliği, su kaynaklarının kirlenmesi gibi etkiler de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tür sorunlarla mücadele etmek için bilimsel kanıtlara dayalı, barışçıl ve demokratik yöntemlerle harekete geçmeliyiz. Hatay’ı bekleyen tek afet deprem değil. Çevresel duyarlılığımızı artırarak ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda adımlar atarak daha sağlıklı bir çevre oluşturabiliriz” dedi.

    (Kaynak: Siyasi Haber)

  • Hatimoğulları: Alevilere dönük baskılar AKP döneminde arttı- VİDEO

    Hatimoğulları: Alevilere dönük baskılar AKP döneminde arttı- VİDEO

    PİRHA- 24’üncü Evvel Temmuz Festivali’nde yapılan “Demokratik Cumhuriyet Demokratik Anayasa” konulu panelde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Alevilere dönük baskılar AKP döneminde daha da arttı. 21’nci yüzyıldayız halen Adana’da, Mersin’de, Alevi evlerinin işaretlendiğini, İstanbul’da, İzmir’de evlerinin işaretlendiğine tanıklık ettik” dedi.

    Samandağ Kalkındırma Derneği ile Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği’nin her yıl düzenlediği “Evvel Temmuz Festivali’nde “Demokratik Cumhuriyet Demokratik Anayasa” konulu panel yapıldı. Panele Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, konuşmacı olarak katıldı.

    “AKP, KRİZİN FATURASINI HALKA ÖDETİYOR”

    Panelde ilk olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Evvel Temmuz Festivali’nin önemine değinerek, bir kültürel değeri koruduklarını anlattı. Hatimoğulları, dünyada 2008’den beri çok derin bir ekonomik kriz yaşadığını belirterek, “Bu ekonomik krizler aslında ekonominin krizi değil. Sanki genelin kriziymiş gibi aktarılıyor ama bu sermayenin, zengin sınıfının burjuvazinin krizi. Ve bunun faturası işçiler, emekçilere yani dünyadaki en yoksullar, en geniş kitlelere kesiliyor. Bugün Türkiye’de de AKP bu yaşanan ekonomik krizin faturasını halka ödetiyor. Şu an gündemde olan vergi paketinde çoktan çok azdan az almayı asla akıllarına getirmiyorlar” dedi.

    “AKP İSTEDİĞİ İDEOLOJİK HEGEMONYAYI KURAMIYOR”

    AKP’nin toplumu istediği şekilde dizayn etmek adına baskı araçlarını devreye soktuğunu dile getiren Hatimoğulları, “Alevilere dönük baskılar AKP iktidarı döneminde daha da arttı. Aleviler bu topraklarda tarih boyunca katledildi, bu topraklarda Yavuz Sultan Selim döneminden bugüne kadar Aleviler katlediliyor. 21’nci yüzyıldayız halen Adana’da, Mersin’de, Alevi evlerinin işaretlendiğini, İstanbul’da, İzmir’de evlerinin işaretlendiğine tanıklık ettik. Erdoğan şunu söylemişti; ‘Biz evet siyaseten iktidar olduk ama kültürel, ideolojik hegomonyamızı kuramadık’ demişti. Aynen kültürel ve ideolojik hegemonyasını kuramadı. Yüzyıllık Türkiye’nin yüzyıllık tarihinde onun ideolojik olarak kendi ideolojisinin, kendi bakış açısının hükmetmesine toplum karşı çıktı. Bu toplum demokrasi mücadelesi ile yoğrularak bugüne gelmiştir. Belki devasa kazanımlar elde edemedik ama kazanımlarımızı da asla küçümsemiyoruz. 100 yıllık boyunca işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin, halkların, kazanımlarını asla küçümsemiyor ve önemli buluyoruz. Bu kazanımların neticesinde AKP istediği kültürel, ideolojik hegemonyayı kuramıyor” diye konuştu.

    “ERKEN SEÇİME İHTİYAÇ VAR”

    Erken seçim tartışmalarına işaret eden Hatimoğulları, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bugün demokratik mücadele dışında bir seçeneğimiz yok. Seçimler tek başına çözüm değildir. Elbette Türkiye’de bir erken seçim gündemdedir. Bizler de DEM Parti olarak bir erken seçime ihtiyaç olduğunu ifade ettik, bunun farkındayız. Ancak şunun altını çizmek isteriz. Sakın ola toplumdaki direniş hattını, muhalefetin alanlara çıkmasını engelleyecek seçim vaatleriyle insanları evlerinde oturmaya yöneltmeyelim.

    Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, cumhuriyeti demokratikleştirmek için yüzyıllık geleneksel ezberlerimizi bozmanın tam zamanı. Biz gerçekten demokrasi istemeliyiz ve Türkiye’nin asli sorunlarını masaya yatırmalıyız. Türkiye’de yaşanan sorunların etrafında dolanarak demokrasicilik oynayarak değil, yüzyıldır ödenen bedeller ve şimdi AKP’nin ülkeyi getirdiği Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile bu getirdiği seviyeyi göz önünde bulundurarak acilen yapmamız gereken Demokratik Cumhuriyet programı etrafında muhalefetin birleşmesidir. Nedir Demokratik Cumhuriyetten kastımız? Güçlü, katılımcı bir demokrasi. Bundan kastımız nedir? Güçlendirilmiş yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimler daha yetkili daha güçlü olmalıdır. Bugün merkezi hükümete bu kadar el avuç açmış yerel yönetimler ne yapabilir ki? Zaten birçok sınırları çizilmiş yerel yönetimlerin.”

    “BELEDİYELERİMİZİ SEÇİLMİŞLERLE YÖNETMEK İSTİYORUZ”

    Bununla da kalınmadığı gibi HDP belediyelerine, şimdi de DEM Parti’nin Hakkari’de kazandığı belediyeye kayyım atandı. Kayyım atamak demek Türkiye’de erken dönemde kazanılmış olan anayasal hakkımız olan Kürt Türk Arap Fars Çerkes Ermeni ayırmadan, her yurttaşımızın eşit yurttaş hakkı temelinde seçme ve seçilme hakkına sahip olduğunu anayasa yazar mı, yazar. Siz seçilmişin yerine kalkıp siyasi olarak elini bükemediğin bir partiye diz çöktürmek için bir kayyım atıyorsanız, bu  yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir. Bizler atanmış vali ve kaymakamlarla değil seçilmişlerle yönetilmek istiyoruz. Anayasada ve yasalarda yazanlar yerine getirilmelidir ve yerel yönetimler güçlendirilmelidir. Demokratik cumhuriyetin yollarından biri buradan geçer.”

    “DEMOKRATİK ANAYASAYA İHTİYAÇ VAR”

    “Artık bu kadar acı çekmemiz bu kadar anti demokratik uygulamalarla karşı karşıya kalmamız 21’inci yüzyılda hiçbir hakkımızın hukukumuzun yurttaş olarak sözümüzün olmadığı bir yerde artık bu ülkeyi bize dar etmiş olan bu anlayışlara karşı cumhuriyeti demokratikleştirmek dışında bir seçeneğimiz yok. Bütün farklı kesimlerle sadece siyasi partilerle değil toplumun bütün kesimler ile yerelden merkeze kadar bütün toplumun katılımcı olduğu bir demokratik anayasa yapım sürecine ihtiyacımız var bunu her fırsatta ve yerde söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Mutlaka güzel günler göreceğiz, mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.”

    “AKP’DE İKTİDARDAN GİTME KORKUSU VAR”

    Panelde son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut konuştu. Yeni Anayasa tartışmasına değinen Bulut, Anayasa’nın bir siyasi tercih ile yapılamayacağını, Anayasa’nın toplumsal bir uzlaşı olduğunu vurguladı.

    AKP’nin Anayasa’yı “bir sis” amaçlı olarak kullandığını belirten Bulut, iktidarın; bir kayyum ataması söz konusunda olduğunda ya da köşeye sıkıştığında; hem “Yeni Anayasa ve Demokratik Anayasa” deyip, yeni Anayasa’nın içeriğine ve toplumun ihtiyaçlarına ilişkin tek kelime etmediğine işaret etti.

    Bulut, “Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi ile bu ülkenin tüm genleriyle oynandı. Valiler parti il başkanı haline geldi. Yargı, siyasi iktidarın etkisi altında. Yani Cumhurbaşkanı heyetiyle tümüyle kendisine paralel bir yapı oluşturmuş durumda” şeklinde konuştu.

    Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi ile demokratik bir Anayasa yapma şanslarının olmadığını söyleyen Bulut, “Anayasa sadece hukuku, adaleti getirmiyor. Aynı zamanda toplumun gelir adaletini de sağlayacak” ifadelerini kullandı.

    Panel, soru ve cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/HATAY

  • 24. Evvel Temmuz Kültür Festivali kadın şenliği ile başladı

    24. Evvel Temmuz Kültür Festivali kadın şenliği ile başladı

    PİRHA- 24. Geleneksel Evvel Temmuz Kültür Festivali, Hatay Deprem Dayanışma Derneği ve Rimmen Kadın Kooperatifi’nin düzenlediği Kadın Şenliği ile başladı.

    Hatay’ın Samandağ, Serinyol ve Defne ilçelerinde Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği tarafından düzenlenen Geleneksel Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin 24’üncüsü başladı. Festival programı Hatay Deprem Dayanışma Derneği ve Rimmen Kadın Kooperatifi öncülüğünde Kadın Şenliği ile başladı. Etkinlik Samandağ’da Deprem Dayanışma Derneği’nin bahçesinde gerçekleşti.

    Kadınlar etkinlik öncesi bahçeyi özenle süsleyip, kadın emeği stantları açarak, yemeklerle birlikte kolektif sofrayı kurdu.

    “UMUDU BÜYÜTMEK İÇİN BURADAYIZ”

    Şenlikte açılış konuşmasını Rimmen Kadın Kooperatifi’nden Gizem Güzel ve Hatay Deprem Dayanışma Derneği’nden Cansel Aslan gerçekleşirdi. Yaşanan her koşulda kadınların dayanışmasının önemini vurgulayan Aslan ve Güzel, “Nasıl ki 5000 yıllık tarihi ile bereketin ve bolluğun simgesi olan Evvel Temmuz Bayramı, depremin yarattığı tüm yıkıntılara meydan okuyan ve umudu yeşerten halkların iradesiyle selamlıyorsa bugünü biz kadınlar da depremin ilk anlarından itibaren AKP’nin kentimizdeki rant ve talan politikalarına karşı dayanışmayı büyütmek ve yeniden yeşertmek için umudu, hiç bırakmadan birbirimizin elini buradayız, bir aradayız, birlikte ve güçlüyüz!” dedi.

    “KADINLAR OLARAK HİÇBİR ZAMAN SUSMADIK”

    Gizem Güzel, kadınların yaşamlarını yeniden kurma yolculuğunda, ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak güçlenmek ve üretimleri kollektifleştirmek adına kurulan Rimmen Kadın Kooperatifi’nin sürecinden bahsetti:

    “Deprem sonrasında Hatay Deprem Dayanışması etrafında, Mara El Sanatları Atölyesi, Kollektif Gezici Mutfak, El İşi Kursu ile birlikte depremin ilk saatlerinden itibaren dayanışma çalışmalarını ören kadınlar olarak Rimmen Kadın Kooperatifi’ni kurduk. Tüm kültürlerde bolluk ve bereketin simgesi olan nardan (rimmenden) aldık adımızı; nasıl ki nar taneleri (rimmen habbeleri) tek tek birleşerek var oluyorsa biz de bir yandan tek tek kendi yaşamlarımızı yeniden kuruyoruz, öte yandan kollektif irademizle hem kentimizde hem de ülkemizde kadınlara yönelik her türlü şiddete, ayrımcılığa, ötekileştirmeye karşı mücadeleyi yükseltiyoruz. Biz kadınlar hiçbir zaman yaşadıklarımız ve maruz kaldığımız şiddet karşısında susmadık, “kaderimse çekerim!” demedik tam tersine “kaderimse değiştiririm!” iradesiyle daha çok yan yana gelişlerimizle büyüttük kahkahalarımızı.”

    “BAŞ EĞMEZ BİR İSYANDAYIZ”

    AKP’nin kadın düşmanı politikalarına, eril yargı eliyle cezasızlıkla üretilen şiddete, taciz ve istismara, kadın cinayetlerine karşı isyanı ortaklaştırmaya değinen Aslan, “Şimdi biz kadınlar için en büyük direniş, İstanbul Sözleşmesi’ne, 6284 sayılı yasaya sahip çıkmak, 9. yargı paketi adı altında haklarımızı, kazanımlarımızı pazarlık konusu yapıp tehditler savuran, emeğimize, bedenimize, kimliğimize yönelen tüm saldırılara karşı hayatlarımıza sahip çıkan isyanı ortaklaştırmak. Biz kadınlar şimdi acıyı coşkuya, hüznü umuda, yıkımı yaşama dönüştüren baş eğmez bir isyandayız” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından şenlik, Yeliz Güzel ile Zeynep Muniroğlu’nun konserleriyle sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)