PİRHA- İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmelerde bulundu. Birdal, sürecin zamana yayılmadan somut adımlarla ilerletilmesi gerektiğini belirterek, barışın en güçlü talep sahiplerinin barış anneleri olduğunu vurguladı.
İnsan Hakları Haftası çerçevesinde vefa ziyaretleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Birdal, birkaç gün önce İzmir’de barış anneleriyle bir araya geldiklerini aktardı. Görüşmelerde annelerin yaşadığı derin acıların bir kez daha görünür olduğunu söyleyen Birdal, ağır kayıplar yaşamalarına rağmen barış talebini en güçlü biçimde dile getiren kesimin yine anneler olduğunu belirtti.
Birdal, “İki ya da üç evladını yitirmiş, evlatları cezaevinde ya da dağda olan anneler, yaşadıkları onca acıya rağmen en çok barışı istiyor. Silahların sustuğu, herkesin diliyle, kimliğiyle, kültürüyle korkusuzca yaşayabildiği bir Türkiye talep ediyorlar” dedi.
“SEMBOLİK ADIMLARIN ÖTESİNE GEÇİLMELİ”
Sürecin geldiği aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Birdal, sembolik adımların ötesine geçilmesi gerektiğini ifade etti. İmralı’daki tecridin fiilen sürdüğünü ancak bazı gelişmelerin sürece dair bir eşik oluşturduğunu söyleyen Birdal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon kurulmasını ve İmralı’ya ziyaretlerin yeniden gündeme gelmesini bu çerçevede değerlendirdi.
Sürecin asıl muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu vurgulayan Birdal, tecridin tamamen kaldırılması ve Öcalan’ın “umut hakkı”nın kullanılır hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Birdal, “Sayın Öcalan’ın düşüncelerini doğrudan Türkiye halklarıyla paylaşabileceği koşulların yaratılması, barışın toplumsallaşması açısından belirleyicidir” ifadelerini kullandı.
“BİR KUŞAK BARIŞI GÖRMEDEN HAYATA VEDA ETMEMELİ”
Zaman faktörüne özellikle dikkat çeken Birdal, sürecin ağırdan alınmasının barış talebini zedeleyeceğini söyledi. Annelerin yaşlı olduğunu hatırlatan Birdal, bu kuşağın barışı görmeden hayata veda etmemesi gerektiğini vurguladı.
Sürecin ilerleyebilmesi için cezaevlerine dair acil adımların atılması gerektiğini de dile getiren Birdal, siyasi tutukluların ve hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulundu. Cezaevlerindeki idare ve gözlem kurullarının kaldırılması gerektiğini ifade eden Birdal, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu’nun demokratik siyasetin önünde engel oluşturduğunu söyledi.
Birdal, sürecin başarıya ulaşmasının ancak demokratik bir ortamın yaratılması ve Türkiye’nin geçmişle yüzleşmesiyle mümkün olacağını belirterek, barışın hakikat ve adalet temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nde düzenlenen söyleşide konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün Türkiye’deki siyasal ve toplumsal krizlerin temel kaynağı olduğunu vurgulayarak, barışın toplumsallaşması ve iktidar üzerinde demokratik basınç oluşturulması gerektiğini belirtti.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal ve İstanbul Tabip Odası üyesi Prof. Dr. Okan Toygar’ın katılımıyla dernek binasında imza ve söyleşi düzenledi.
Monderatörlüğünü İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya’nın yaptığı söyleşide ilk olarak konuşan Akın Birdal, Türkiye’de barış tartışmalarının merkezinde Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yer aldığını belirterek, Kürt halkının diline, kültürüne ve varlığına sahip çıkarak egemenlerin inkar politikalara karşı direndiğini ifade etti.
Kürt sorununun herkesin sorunu olduğunun altını çizen Birdal, “Saraçhane mitinglerinde Özgür Özel, ‘tüketimden gelen gücü’ kullanmaları gerektiğini söyledi. Oysa üretimden gelen güçlerini kullanmak zorundalar. Türk burjuvasının bam teline dokunmadan neyi değiştirebiliriz. Asgari ücret ne kadar olursa olsun bir karşılığı yok. Hem böyle bir süreç yaşanıyor hem de 2026 bütçesinde savunma bütçesi yüzde 34 artırılıyor. Bu olacak şey mi? 45 bin lira olsa bu güvenlik harcamaları ile geçinebilir mi? İşçi sınıfının ekmeği barıştadır” dedi.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının tarihsel olduğuna dikkat çeken Birdal, “Bu çağrının muhatabı PKK, devlet, TBMM, toplumsal ve siyasal muhalefet ve uluslararası kuruluşlardır. PKK hemen buna karşılık verdi ve adımlarını attı. 13 ay geçti ama devlet hiçbir adım atmadı. Bu süreç kalıcı olacaksa, bu barışın onuru olacaksa 102 yıllık cumhuriyet tarihi ile yüzleşmek gerekiyor. Bu yapılmıyor” diye belirtti.
Sürecin üzerinden 13 ay geçtiğini hatırlatan Birdal, “İnsan hakları ihlalleri sürüyor. Bu hafta sadece 30 yıllık 5 mahpusun infazları yakıldı. Bu devlet İttihat Terakki’den itibaren düşmansız yapamıyor. Ermeniler, Aleviler, Kürtler gibi. Şu anda da CHP düşman olarak görülüyor. Toplumsal muhalefeti ayrıştırma gibi bir politikaları var. Bu sürecin toplumsallaşması çok önemli. Burada hepimize görev düşüyor. Toplumsal ve siyasal muhalefet 27 Şubat çağrısının muhatabı olamadı hala. Türkiye’nin konumunu uluslararası kuruluşlar açısından vazgeçilmez konumda. Bu yüzden yapılan ihlallerin yaptırımları tam uygulanmıyor. Yaptırımları uygulamak yerine ‘endişe duyuyoruz’ diyorlar. Bu süreci heba etmemek gerekiyor. 93’ten bu yana heba edildi ama bu kez toplumsallaşması ve herkesin barış savunucusu olması gerekiyor. Devlet ve iktidar üzerinde demokratik basınç oluşması gerekiyor” diye konuştu.
Prof. Dr. Okan Toygar da, 12 Eylül öncesine işaret ederek, toplumsal meselelerin değerlendirilmesinde sosyal bilimlerin deneysel bir laboratuvara sahip olmadığını ifade ederek, bu alanın temel referanslarının tarih ve edebiyat olduğunu söyledi. Toplumsal gerçekliğin, çoğu zaman kitaplar ve edebi anlatılar üzerinden daha derinlikli kavranabildiğini belirten Toygar, savaşın gerçek yüzünün, onu yaşayan ve acısını çeken insanların deneyimlerinde somutlaştığını ifade etti.
Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Daha sonra Akın Birdal’ın kaleme aldığı “Avludaki Düş” ve Okan Toygar’ın kaleme aldığı “Hayatımız Güzeldir” adlı kitaplar imzalandı.
PİRHA- Musa Anter, katledilişinin 33’üncü yılı anısına düzenlenen “Musa Anter’in Kalemi” paneliyle anıldı.
Musa Anter’in ailesi, katledilişinin 33’üncü yıl dönümü kapsamında İzmir’in Konak ilçesinde düzenlediği panelle Musa Anter’i andı. “Musa Anter’in Kalemi” adıyla düzenlenen panele sanatçı İlkay Akkaya, siyasetçi Fehmi Işıklar ve İnsan hakları savunucusu Akın Birdal, panelist olarak katıldı. Panele Musa Anter’in kızı Rahşan Anter’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
“UMUDUMUZU YOK EDEMEYECEK, YENEMEYECEKLER”
Panelde ilk olarak konuşan İnsan hakları savunucusu Akın Birdal, herkesin insan olmaktan kaynaklanan haklarını savunduklarını vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Coğrafyanın önceliğini İttihat ve Terakki’den gelen tek devlet, ulus, din, mezhep anlatısı oluşturuyordu. Bunların dışında kalan herkes düşmandı. Bu düşmanlıkların başını önce Ermeniler, ardından diğerleri aldı. Marifet dün ile bugünün bağını kurmak, unutmamak ve unutturmamaktır. Bu yaralar hala bugün kanıyor. O yara coğrafyada yaşayan tüm farklılıkların eşit olarak yaşamayasıyla duracak. Yani barış, demokrasi, adalet ve kardeşlik olduğu zaman. Apê Musa bunun hayalini kurdu ve bu uğurda öldü. Coğrafyanın en önemli sorunu Kürt sorunu oldu. Bunun bir sorun olarak gündeme gelmesinde de baş eğmeyen Kürtlerin mücadelesi etkili oldu. Musa Anter de onlardan biriydi.
PKK gereğini yaptı, Meclis’te bir komisyon oluşturuldu. Komisyon çalışmalarını sona getirdiğini açıkladı. Komisyona neden Rahşan Anter katılmadı. O orada Kürt sorununun nelere yol açtığını, hangi acıları doğurduğunu anlatsaydı. Acaba yüzleri kızarır mıydı? Değerlerimizi katlediyorlar, sürgüne gönderiyorlar, hafızamızı yok etmeye çalışıyorlar. Ama umudumuzu yok edemeyecek yenemeyecekler.”
Sanatçı İlkay Akkaya da Musa Anter ile tanışma hikayesini anlatarak, “Musa amca ile tanışmış olmak, üretim yapmak hayatımın en büyük şanslarından biriydi” diye konuştu.
BARIŞ DEDİĞİN ŞEY KARŞILIKLI FEDAKARLIĞA BAĞLI
Siyasetçi Fehmi Işıklar da, Halkın Emek Partisi (HEP) kuruluş sürecine değindi. HEP genel başkanlığı döneminde 72 faili meçhul yaşandığını aktaran Işıklar, “O dönem siyaset yapmak çok zordu. Musa Anter ile o dönem beraber hareket ettik. O süreç içiresinde en büyük düşmanımızın korkumuz olduğunu biliyorduk ve korkumuzu yenmiştik, herkes mücadelenin içinde rol aldı. Kürtleri bölmüşler ve Kürt sorunu ortaya böyle çıkmış. Kürt halkı bütün olarak zulme uğramış. O bakımdan bu sorun köklü. Devlet Bahçeli kendini de aşan bir tutumla bir çağrıda bulundu. Öcalan buna cevap verdi. Dünyanın en zor işlerinden biriydi. Barış dediğin şey karşılıklı fedakarlığa bağlı. En büyük şey samimi ve dürüst olmak. Güvenilir olduğunu eylemi ve tutum ile ispat edecek. İşimizin zor olduğunu bilmeliyiz” ifadelerin kullandı.
PİRHA- İzmir Barış Forumu’nun düzenlediği forumda konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümü için yasal değişikliklerin yapılarak meclisin kuracağı bir komisyonla yol haritasının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Birdal, “Eşit ve özgür demokratik toplum hayalimizi karşılayacak gelişmelerin olması lazım. Coğrafyada yaşayan insanların eşit şekilde yaşayacak anayasayı inşa etmeliyiz” dedi.
İzmir Barış Forumu, İzmir Barosunda barış konulu forum düzenledi. Foruma İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, siyasi parti ve sivil toplum kurumu temsilcileri ve yurttaşlar katıldı. Forumda ilk olarak İzmir Barış Forumu’nun geçmişte yapığı çalışmalar hakkında bilgiler verildi.
BİRDAL: YOL HARİTASI ÇIKARILMALI
Daha sonra forumda söz alan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, her ortamda barış dilinin kullanılmasına özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizerek, gelinen noktada iktidarın halen güven verici adımlar atmadığını söyledi. Birdal, “Ülkede silahların susmasını isteyen bir grup var. Biz bu grubuz. Bir yargı paketi çıktı. Hasta mahpusları çıkarmıyorlar. 30 yılını doldurmuş tutsaklar halen tahliye edilmiyorlar. 8 aydır özgür ve demokratik bir tartışma ortamı bulamadık. Barışın toplumsallaşması diyoruz ama sivil toplum örgütleri tam olarak sürece dahil edilmedi. Tartışılabilir ve sorgulanabilir bir ortamın sağlanması lazım. Bu bağlamda biz hak kuruluşları güçlü bir basınç oluşturamadık. Küresel ve bölgesel gelişmeler Türkiye’deki süreci etkileyecek. Bunun için bir yol haritasının çıkartılması için baskı yaratmalıyız. Sürecin yargı tarafı çok önemli. Eşit ve özgür demokratik toplum hayalimizi karşılayacak gelişmelerin olması lazım. Coğrafyada yaşayan insanların eşit şekilde yaşayacak anayasayı inşa etmeliyiz” dedi.
CANGI: BARIŞI TOPLUMSALLAŞTIRABİLİRİZ
Ardından söz alan Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Eş Sözcüsü ve Avukat Arif Ali Cangı, barışın toplumsallaşması için rol üstlenilmesi gerektiğini ifade etti. Cangı, “Toplum olarak barış için somut taleplerimizi metine dönüştürerek bu metni imaza kampanyasına dönüştürebiliriz. Toplanan imzaları da yetkililere gönderebiliriz. Bu şekilde barışı toplumsallaştırabiliriz” diye belirtti.
Yurttaş Mehmet Zencir ise “Barış süreçleri kesintiye uğrayabilir. Bu işin toplumsallaşması için belirlenen bir takvimde adımlar atmalıyız. Farklı kesimleri sıkıştırmamız gerekir. Kurumları söz kurmak için iteklemeliyiz. Buna ihtiyaç var. Bize düşen izleyici olmak olmamalı. İnşacı bir rol üstlenmeliyiz” şeklinde konuştu.
ALTAN: BARIŞI TOPLUM TESİS EDECEK
Daha sonra konuşan insan hakları savunucusu Bahadır Altan da “İktidarın adım atmadığını görmüyor değiliz. İktidar halen saldırılarına devam ediyor. Biz iktidarın savaşın artık sürdürülemez olduğunu biliyor. Kürtler uzun zamandır barış talep ediyor. Barışı tesis edecek iktidar değil toplum olacak. Bu anlamda halk toplantıları çok önemli olacak. Barışın dilini yeniden yaratacağız. Çoğalacak olan bizim barış düşüncemiz olacak” dedi.
“KADINLARIN BARIŞ GÖRÜŞMELERİNDE YER ALMALARI GEREKİYOR”
Son olarak söz alan İzmir Barış Forumu’ndan Vezan Karabulut ise “Savaşlardan en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Bunun yanı sıra sürecin içerisinde en fazla erkekleri görüyoruz. Kadınların barış görüşmelerinde daha fazla yer almaları gerekiyor. Bunun için de çalışmalar yapmak lazım. Barışa ihtiyacımız var.Kadın İnisiyatifi İzmir’de kurulacak. Bu noktada forum olarak kurulacak inisiyatife desteğimizi vereceğiz. Daha çok kadın arkadaşımızı da foruma katılmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA- İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Kürt sorununun çözümü için yasal değişikliklerin yapılarak meclisin kuracağı bir komisyonla yol haritasının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Birdal ayrıca sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti ile birlikte 27 Şubat’ta açıkladığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının üzerinden 1 ay 28 gün geçmesine rağmen çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adım atılmış değil. Çağrının yankıları devam ederken, sürecin ilerleyebilmesi için ilk adım olarak hasta tutukluların tahliyesi noktasında toplumda büyük bir beklenti söz konusu. Yine kamuoyunda sorunun çözümünü iktidarın zamana yaymadan, adım atmasının sürecin sağlıklı ilerlemesinin önünü açacağı çokça dillendiriliyor.
Sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla hazırlanan bir anayasayla herkesin kendi diliyle, kimliğiyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini belirten İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, “Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir” diye konuştu.
1 EKİM: SAVAŞ TEZKERELERİ VE BARIŞ İÇİN UZATILAN EL
Meclis’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerle el sıkışmasıyla başlayan tartışmalara işaret eden Akın Birdal, 1 Ekim tarihinin önemine dikkat çekerek, “1 Ekim’de başlayan ve sonrasında gelen çağrı kuşkusuz şaşırtıcı ve o denli de heyecan vericiydi. Şaşırtıcı çünkü her yasama dönemi olan 1 Ekim’de bizim savaş tezkeresi diye adlandırdığımız sınır ötesi operasyonlar meclise getirildi. Kürt siyasi hareketi ve müttefiklerinin dışındaki partilen oy birliğiyle bu savaş tezkeresine oy verilirdi. Bu 1 Ekim’de tam tersi barış için uzatılan bir el ile karşılaştık. Kuşkusuz heyecan verici, şaşırtıcı. 23 Ekim’de de 44 aydır süren tecridin kapısının açılmış olması önemliydi. İmralı heyetinin gidişi ve 27 Şubat’taki çağrıyla önemli bir beklentiye karşılık verildi. Barış ve demokratik toplum çağrısı çok önemliydi. O metinde yer almayıp sonradan Sırrı Süreyya Önder’in demokratik ve hukuki zemine çekilmesi çok önemliydi. Burada demokratikleşme ve bu süreci bağlanılması isteniyordu” dedi.
“ÇAĞRIYA KARŞILIK GÜVEN VERİCİ BİR ADIM ATILMADI”
Çağrının muhataplarından olan devlet ve iktidar kanadı tarafından somut bir adımın atılmadığını söyleyen Akın Birdal, “Biz insan hakları savunucuları olarak bu çağrının bir defa arkasındayız. 40 yıllık bu savaşın, çatışanın tanığıyız. Barış bir haktır. İnsan haklarının ve barış hakkının herkesçe kullanılabilirliği yolunda çabalarımız, çalışmalarımız oldu. 27 Şubat’ya yapılan bu samimi, içten çağrıya ne yazık ki güven verici hiçbir karşılık verilmedi, adım atılmadı. Hakikat ve adalet arayıcıları olan Cumartesi Anneleri karanfillerini halen o barikatların üzerinden atıyorlar. Beyoğlu Kaymakamı bir telefonla bile o barikatları kaldırabilir, bu bir niyeti gösterir” diye belirtti.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEDEN NASIL ONURLU BİR BARIŞA EVRİLEBİLİR?”
AkınBirdal, şöyle devam etti:
“Tecridin kapısı demokrasi ve barışa aralanmalıdır. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bu işin birinci muhatabı olduğundan onun konuşulabilir, mesaj verebilir ortamının yaratılması gerekir. Ne yazık ki bu henüz olmadı. Türkiye onurlu bir bir barışa evrilecekse burada konuşulabilinir, tartışabilinir, yazılabilinir ve sorgulanabilinir bir ortamı yaratmak gerekir. Sorgulamadan, geçmişle yüzleşmeden nasıl bir onurlu barışa evrilebilecek? Terörle Mücadele Yasası ve diğer antidemokratik yasalar bir defa kaldırılmalı. Herkes özgürce sözünü söylemeli. Özgürce barış istemini dile getirebilmeli.”
ÖGRENCİLERE İŞKENCE, ALEVİ SOYKIRIMI, KENT UZLAŞISI..
Tüm bu gelişmeler yaşanırken ‘kent uzlaşısı’ üzerinden suç üretilmesini ve Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına sessiz kalınmasını eleştiren Akın Birdal, “Bir yandan böyle bir süreç işletilirken diğer yanda öğrencilerin kendi geleceklerini inşa etmek için yaptıkları demokratik, barışçıl toplantılar baskı altına alınıyor. Gözaltına alınıyor, işkence görüyor ve tutuklanıyor. Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü için bir süreç başlatıldığı söyleniyor öte yandan kent uzlaşısı adı altında Kürtlerin batıda da kendilerini temsil etme olanağını yaratan böyle bir zemini suç unsuru olarak soruşturmaya tabi tutuyor. Tam bir paradoks. Ezidi soykırımından sonra şimdi Alevi soykırımı var. Bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur ve buna sessiz kalınıyor. Halkın iradesi, demokrasi, barış, adalet istiyor. Eşit ve özgür bir Türkiye inşa etmek istiyor. Ama yapılanlar ise çelişkili” diye konuştu.
“BİR KOMİSYON VE BU KOMİSYONUN HUKUKU OLUŞTURULMALI”
Sorunun çözümünde asıl adresin Meclis olduğunu söyleyen Akın Birdal, “TBMM’de grubu olan veya olmayan siyasi partilerden derhal bir komisyon oluşmalı ve bu komisyonun hukuku oluşturulmalı. Yol haritası bir an önce belirlenmelidir. Bu komisyon, bu süreci derhal bir hukuka bağlamalı, bir ajanda çıkarmalı ve ne zaman ne yapılacak belirlemeli. Geçmiş müzakere sürecinde böylesi bir komisyon oluşmuştu. Ama geriye dönük olarak geçmişte bu komisyonlarda yer alan insanlar suçlanıyor” şeklinde konuştu.
“DEMOKRATİK, SİVİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR ANAYASA”
Akın Birdal son olarak sivil, demokratik, özgürlükçü, toplumsal mutabakatla herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür yaşayabileceği bir Türkiye’nin hedeflenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye halkları barış istiyor. Herkes kendi diliyle, kimliğiyle eşit ve özgür yaşamak istiyor. Ve bu isteklerin demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya bağlı kılınması gerekiyor. Yoksa söz gelip geçer. Hakların ve özgürlüklerin gücü hukukun üstünlüğünden ve adaletten gelir. Şimdi Türkiye’de herkes adalet arıyor. O nedenle adalete giden yollar açılmalı ve herkes kendisini özgürce ifade edebilmeli. Toplum artık yoruldu ve hep birlikte barışa evrilelim” ifadelerini kullandı.
PİRHA- İzmir Barış Forumu’nun düzenlediği buluşmada konuşan Akın Birdal, “Barış, demokratikleşmeyle, hukuk ve adalet kanalları ile beslenir” derken, Tunç Soyer ise, “Barış dili konusunda daha fazla kafa yormalı ve barış dilini daha çok kullanmalıyız” diye belirtti.
İzmir Barış Forumu, Kültürpark’ta barış konulu forum düzenledi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi geçmiş dönem başkanı Tunç Soyer’in söyleşiye konuşmacı olarak katılmasının İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri Tic. A.Ş. (İZFAŞ) tarafından kabul görmemesi sonrasında söyleşi forum tarzında düzenlendi.
KARABULUT: BARIŞ SADECE SAVAŞIN TARAFLARINA BIRAKILAMAZ
İzmir Barış Forumu’ndan Vezan Karabulut barışı savaşın taraflarına bırakmadan inisiyatif alınması gerektiğini ifade etti. Karabulut, “Bir öneri ile barış meclisi kararı aldık ve hemen harekete geçtik. Bir toplantı aldık ve İzmir Barış Forumu’nu oluşturduk ve bunu kamuoyuna duyurduk. Çeşitli sosyal medya hesaplarımız var. Çok değişik günlerden geçiyoruz. Türkiye’de barış netamali bir sözcük. Barış diyenler tutuklanıp, cezaevine konuluyor. Bu ülkede devlet, toplum birbirleri bir türlü barışamıyor. Barışı sadece savaşan taraflara bırakmamak amacıyla bu forum kuruldu. Savaşın mağdurları olan birçok kesime karşı bir savaş hali var. Bizlerin de barış haline ihtiyacı var” dedi.
SOYER: DEMOKRASİ VE BARIŞ CAN YAKICI BİR SÜREÇ
İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer, İzmir Kitap Fuarı’nda kendisine yönelik sansüre değinerek, “Demokrasi ve barış süreci çok can yakıcı bir süreç. Bizlerin küsmeye, çekip gitmeye hakkı yok diye düşünüyorum. Bizler var oldukça bu mücadelenin bir parçası olacağız” diye konuştu.
“BARIŞ DİLİNİ GELİŞTİRMELİYİZ”
Soyer, barış dilinin daha çok kullanılması gerektiğine vurgu yaparak, “Barış dilini geliştirmemiz gerekiyor. Manzarayı güzel kılan şey biyo çeşitliliğin kendisidir. Toplumlarda ne kadar farklılık varsa o kadar güzeldir ve birbiri ile barışıktır. Farklıları zenginlik olarak görürsek barışa o kadar yaklaşırız. Bizi birbirinden ayıran şeylerden çok bizi birbirimize bağlayan şeyler var. Barış dili konusunda daha fazla kafa yormalı ve barış dilini daha çok kullanmalıyız” diye belirtti.
SANSÜR TEPKİSİ
Forumda söz alan Avukat İpek Sarıca ise, “Bu formun bu çeşitliliği koruduğunu ve herkese alan açtığını düşünüyorum” diye konuştu.
Eski savaş pilotun ve insan hakları savunucusu Bahar Altan, İZFAŞ’ın sansürüne tepki göstererek, “Sansür bir korkudur. Ülkedeki iktidarların dışındaki küçük iktidarlarda da aynı tutumu görmek işimizin ne kadar zorlu olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
BİRDAL: BARIŞ, DEMOKRATİKLEŞME İLE BESLENİR
Barışın demokratikleşme ile besleneceğini ifade eden İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, “Demokrasi adalet diye gelen bir belediye başkanının benim haberim yoktu demesi kabul edilemez. Bunu sansürü yapanlar derhal görevden alınmalıdır. 50 yıldır kesintisiz bir savaş ve çatışma var. Tarihsel bir fırsat yakalanmış durumda. Halen bir adım atılmadı ve ileriki tarihlerde bir gelişmenin olacağına dair açıklama var. Barış herkesin ihtiyacı. Barış, demokratikleşmeyle ve adalet kanalları ile beslenir. Bizler barış yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Hepimizin hayali herkesin dili, inancı, kültürü ve tercihi ile yaşamasıdır” şeklinde konuştu.
“NEDEN BİR ARAYA GELEMİYORUZ?”
Forumda söz alan bir diğer yurttaş ise şunları söyledi:
“Savaş, çıkarlar uğruna toplumu parçalar haline getirerek çatıştırıyor, halklar düşman haline getiriliyor. Sistemin içinde un gibi ezilip parçalanıyor iken neden bir araya gelemiyoruz. Milyon dolarlara mal olan ve bizi fakirleştiren bir savaş var. Bu fırsatı ‘güven olmaz, kandırıyorlar’, mantalitesinden aşıp toplumsal barışı dair çaba göstermeliyiz. Barış dilini kurabilme becerisini gösterebilmeliyiz.”
PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Dersim’e özgü yöresel yemek gününde buluştu. Dernek Başkanı Hasan Ali Kılıç, kurumlarının kültür, dil, doğa ve tarihi yarına aktarmanın sorumluluğu ile faaliyet yürüttüğünü söyledi. Kılıç, “Bu dernek yaşadığı kentin sorunlarını gören, tutum alan ve demokratik bir toplum, ekolojik bir çevre ve kadın özgürlüğü için mücadele ediyor” dedi.
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Dersim’e özgü olan yöresel yemeklerin yaşaması adına üyeleri ile etkinlik düzenledi.
Bayraklı ilçesinde bulunan Havuz Cafe’de gerçekleşen yöresel yemek buluşmasına İzmir Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği yöneticileri, DEM Parti İzmir Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayları Türkan Aslan ve Akın Birdal, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Danışmanı Melih Yalçın, CHP Bayraklı Belediye Başkan Adayı İrfan Önal, Alevi kurumlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Dersim’e özgü olan Zerfet, Şire Sac (Şire Seri) yemeklerinin yapıldığı buluşmada renkli görüntüler ortaya çıktı.
“EŞİT HAKLAR TEMELİNDE YAŞAMAK İSTİYORUZ”
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Hasan Ali Kılıç, ekolojik kırıma, savaşa karşı Kürt sorunun demokratik yollarla çözümünü savunduklarını kaydederek, “İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği sıradan bir yöre derneği değil. Çünkü katliama uğrayan bir halkın evlatları olarak kültürünü, dilini, doğasını ve tarihini yarına aktarmanın sorumluluğu ile faaliyet yürütüyor. Elbette demokrasi güçleri ile birlikte olduk. Uşak’ta Murat Dağı’nın talan edilmesine, Akbelen’de kesilen ormanlara, Hasankeyf’te tarihin sulara gömülmesine ses çıkarıyoruz. Bu dernek yaşadığı kentin sorunlarını gören, tutum alan ve demokratik bir toplum, ekolojik bir çevre ve kadın özgürlüğü için mücadele ediyor. Bu coğrafyada ciddi anlamda bir savaş yaşanıyor. Soykırıma uğrayan biz Dersimliler bu savaşı büyün hücrelerimize kadar hissediyoruz. Bu savaşa karşı yaşamı yani Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünü savunuyoruz. Eşit haklar temelinde yaşamak istiyoruz” diye konuştu.
“HER BİR OY BARIŞA VERİLECEK”
İzmir Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Akın Birdal da 31 Mart Yerel Seçimlerinde verilecek her oyun eşitlik ve barışa verileceğinin altını çizerek, “Bugün Newroz’un ateşini alarak geldik. Newroz bayramınız kutlu olsun. Öyle bir ülke istiyoruz ki herkesin kendi diliyle, inancıyla eşit ve özgür yasayabileceği bir coğrafya olsun. Dersim’in her yerini gezdim, suyunu içtim. Seçim bir kentin yöneticilerinin belirlenmesi değil. Her bir oy eşitliğe, barışa ve kardeşliğe verilecektir. DEM Parti olarak bir yol açtık ve DEM gelecek devran dönecek” dedi.
“HERKESİ DEM PARTİ’YE OY VERMEYE DAVET EDİYORUZ”
İzmir’in bir kültür kenti olmasını istediklerini ifade eden İzmir Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkan Aslan ise “İzmir’in bir kent kültürü olmasını istiyoruz. Kendi kültürü, inancı, dili ile yaşayabileceği bir kent yaratmak durumundayız. Biz bütün kesimlerle birlikte bu kentin yönetilebileceğini düşünüyoruz. 31 Mart’ta herkesi DEM Parti’ye oy vermeye davet ediyoruz” şeklinde konuştu.
“DAHA FAZLA DEMOKRASİ İÇİN HEPİMİZE GÖREV DÜŞÜYOR”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Danışmanı Melih Yalçın de şunları kaydetti:
“İzmir 8 bin yıllık bir kent ve çok yerden göç almış. Yani hepimiz göçmeniz. Çok ses, çok nefes, çok renkliliğinizden dolayı teşekkürler ederim. Demokrasi hayatın akışında olmaktır. Görevimiz oy vermekle bitmeyecektir. Daha fazla demokrasi için bütün sivil toplum örgütlerine görev düşüyor” diye belirtti.
PİRHA- İzmir’de kutlanan Newroz’da konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Diyarbakır’da açıklanan 2013 deklarasyonunu sahiplenmeye devam edeceklerini söylerken, HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, “Kürt sorunu, emek, kadın, ekoloji ve işçilerin sorunları çözülmeden kimseye rahat yok” dedi.
İzmir Newroz’u büyük bir coşku ile Gündoğdu Meydan’ında binlerce kişinin katılımıyla sürüyor. Kitle alanda sık sık “Jin jiyan azadi”, “Newroz piroz be” sloganları attı. Binlerce kişinin katıldığı İzmir Newroz’una kadınlar, yöresel kıyafetleriyle rengarenk görüntüler oluştururken, çok sayıda kişi alanda yerini aldı.
Alanda, İzmir binasında silahlı saldırı sonucu katledilen Deniz Poyraz’ın posterleri, TJA, DEM Parti ve sol sosyalist güçlerin bayrakları dalgalandı.
“Demirci Kawa’nın mücadele ruhuyla tecritli mekanları yıkalım, özgür ekolojik ve demokratik kentleri inşa edelim. Newroz piroz be”, “Biji azadi, bimre koleti” pankartları açıldı.
Kitle, zılgıt ve sloganlar eşliğinde halaylar çekerken kutlama, saygı duruşu ile başladı.
ZEKİYE VE RAHŞAN’IN RUHU GÜNDOĞDU’DA
İzmir Newroz Terpit Komitesi Başkanı Hacay Yılmaz, komite adına, halkların Newroz Bayramı’nı kutladı. DEM Parti İzmir İl Eşbaşkanları Rezan Karabulut ile Mehmet Kuruş da halkı selamladı. Karabulut, Rahşan Demirel ve Zekiye Alkan’ın ruhuyla Gündoğdu Meydan’ında Newroz’u kutladıklarını söyledi. Kuruş ise, tecridin kaldırılması için Newroz ateşinin İzmir’de gürleyeceğini söyledi.
ANNELER NEWROZ ATEŞİNİ YAKTI
Tecridin kaldırılması ve özgürlüğünün sağlanması amacıyla Adalet Nöbeti tutan anneler adına Peyruze Kurt konuştu. Kurt, “Zindan kapıları açılmadan mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Biji Newroz, Newroz tüm halklara kutlu olsun” dedi.
Daha sonra Adalet Nöbeti’ndeki anneler, Musa Anter’in kızı Rahşan Anter ile Zekiye Alkan’ın ablası Meziyet Çağlar, Newroz ateşini yaktı. DEM Parti İzmir Belediye Eşbaşkan adayları Akın Birdal ve Türkan Aslan Ağaç konuşma yaptı.
“KAYYUM REJİMİNİ 31 MART’TA BİTİRECEĞİZ”
Birdal, Newroz ateşinin yollarını aydınlattığını söyleyerek, “Newroz ateşi isyandır, direniştir, adalet, barış, özgürlüktür” dedi. Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’nın Kürt sonunun çözümü için İmralı ve Ankara’yı işaret ettiğine değinen Birdal, “Yolumuz üçüncü yol. Yolumuz barış, eşitlik, özgürlük, emek, yoludur” diye belirtti.
Ağaç ise Newroz’un zalimlerin karanlığını yırtan gün olduğunu vurguladı. Yerel seçimlere dikkati çeken Ağaç, “Kentleri özgür mekanlara dönüştürmemiz gerekir. Ayrımcı politikalara karşı eşitlikçi bir politika ile İzmir’i yönetmeye adayız. Yerel demokrasiyi savunuyoruz. Halkla birlikte belediyeleri yönetmek istiyoruz” diyerek, 31 Mart’ta partilerine oy verilmesi çağrısı yaptı.
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, “Yüzyıllardır nasıl Demirci Kawalar varsa bu ülkede Dehaklar da var” dedi. Yerel seçimlerin önemine işaret eden Akın, “Türkiye’nin her yerinde demokratik rejimi inşa etmek için mücadele edeceğiz. Bu ülkeyi tek adam rejimi ile yönetmek istiyorlar. Bunlara karşı 31 Mart’ta cevap vermeye var mısınız? Kayyum rejimini 31 Mart’ta bitireceğiz” dedi.
ÇİÇEK: BU ÜLKENİN KADİM SORUNLARI ÇÖZÜLMEDEN KİMSEYE RAHAT YOK
Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek, “Bu ülkenin kadim sorunları çözülmeden kimseye rahat yüzü yok. Kürt sorunu, emek, kadın, ekoloji ve işçilerin sorunları çözülmeden kimseye rahat yok. Zaman özgürlük zamanıdır ” ifadelerini kullandı.
Çiçek, konuşmasının devamında Öcalan’ın daha önce gönderdiği Newroz mesajlarını okudu.
TJA Aktivisti Emine Bozdağ, “Jin jiyan azadi” ile Newroz alanlarındayız. Kürt kadınlarının dünyaya ilham olan mücadelesini selamlıyorum. Sakine Roza Rahşan ve Zekiyelerden aldığımız direniş bayrağını yükseltmeye devam edeceğiz. Yaşasın özgür kadın, yaşasın Kürt kadınlarının direnişi” dedi.
UÇAR: 31 MART’TA ÇÜRÜMÜŞ SİYASETE EN BÜYÜK CEVABI VERECEĞİZ
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, günün Dehaklarına karşı Newroz alanlarını dolduranları kutladı. “Bu alanı doldurarak bugünün Dehaklarına, cevap veren bütün halkların Newroz’unu kutluyorum. Bugünün Newroz’u 31 Mart’ta cevaptır. Önümüzde yerel seçimler var. Bütün siyasi partilerin gündeminde DEM Parti var. Haklılar; Türkiye’de iktidarı da muhalefeti de belirleyen güç DEM Parti’dir. DEM’le ilgili kurulan bütün sözlere söyleyeceğimiz tek bir şey var; DEM tüm sorunlara derman olmaya geliyor. Bütün siyasetleri matematikteki çıkarma işlemi gibi. Kadınları, gençleri, halkları ve inançları siyasetten çıkarmak istiyorlar ve çıkarıyorlar. Bizim demokratik, herkesi sahiplenen siyasetimiz en büyük korkuları olmuş. 31 Mart’ta bu çürümüş siyasete en büyük cevabı vereceğiz. Cumhuriyetin kurulduğu ilk günden bugüne direnişini dik tutan bütün halkımızla birlikte demokratik siyasetteki ısrarımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“2013 DEKLARASYONUNU SAHİPLENİYORUZ”
2013 Newrozu’ndaki deklarasyonu sahiplenmeye devam edeceklerini dile getiren Uçar, İzmir’i bu Newroz’dan itibaren özgürlüğün, kardeşliğin, barışın incisi yapacaklarını ifade etti. Katledilen kadınlara da dikkat çeken Uçar, kadınların kazanımlarına saldıran bu iktidara karşı “Jin, jiyan, azadi” dediklerini dile getirdi. Uçar, kalıcı bir barış sağlanması için mücadele edeceklerini de vurguladı. Uçar, “Özel savaş politikalarına, ekonomik, ekolojik kırıma and içmiş bu iktidara karşı mücadelemiz büyüyerek devam edecek” dedi.
Sanatçılar Diljen Ronî, Koma Agirê Zerdeşt ve Sorjiyan’ın sahne almasıyla sürüyor. Kitle seslendirilen şarkılar eşliğinde halaya durdu.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi yöneticileri, 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçtiğine dikkat çekerek, katliamın sorumlularının ve faillerin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini belirtti.
“Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Hapishane Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.
İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube yöneticisi İsmet Kaplan okudu.
23 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı bir operasyon başlatıldığını hatırlatan Kaplan, “Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı bu katliamın ne sorumluları ne de failleri yargılanabildi. Açılan davalar engellendi. Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılma talepleri sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur” dedi.
Aradan geçen 23 yıllık süreçte tecrit sistemi daha da ağırlaştırıldı ve tüm hapishanelerde hak ihlalleri artarak devam ettiğine dikkat çeken Kaplan, şunları ifade etti:
“Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını, ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi hapishanelerin kapatılmasını, mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları’nın kaldırılmasını, işkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını, mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını, yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini, hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek denli ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.”
İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da, ülkede çok sayıda katliam yaşandığını bu katliamlardan birinin de cezaevleri katliamının olduğunu ifade etti.
Türkiye’de tüm katliamların temel nedeninin ülkede barışın ve demokrasinin olmamasından kaynaklandığının altını çizen Birdal, Kürt Sorunu’nun çözülmesinin ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini söyleyerek, “Eşit özgür bir toplumun inşası da demokratik, sivil, katılımcı bir anayasal sisteminin kurulmasıyla mümkündür. Yeni bir anayasanın yapılacağı söylenmekte ama bu anayasa halkların eşi ve özgür yaşayabileceği bu benim anayasam diyebileceği toplumsal bir mütabakat belgesi olmalıdır” dedi.
PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği panelde 19 Aralık Katliamı, hasta tutukluların uğradığı hak ihlalleri, açlık grevi, tecrit ve hapishanedeki tutukluların güncel durumu konuşuldu.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında ‘Dünden Bugüne Hapishaneler ve 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’ paneli düzenledi.
Yenişehir Belediyesi Akademi Salonunda yapılan panelde İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray çevirmen Aykol, Mersin Tabip Odası eski başkanı Mehmet Antmen, İHD Mersin Şube Sekreteri ve 19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci konuşmacı olarak yer aldı.
Panelin yapıldığı salona “19 Aralık Cezaevleri, 24 Aralık Maraş, 28 Aralık Roboski Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız” ve “Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın” pankartları asıldı. Konuşmalardan önce katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.
“İNSANLARI DİRİ DİRİ YAKTILAR”
19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci, 19 Aralık Cezaevleri Katliamının bu ülkede yapılmış en kapsamlı katliam ve bir insanlık suçu olduğunu dile getirdi. Katliamın ölüm oruçlarını bitirmek ve topluma bir gözdağı vermek adına yapıldığına işaret eden Keçeci, o güne ilişkin şunları anlattı:
“İçerideki mahpusları hücrelere ayırmakla birlikte toplumu da hücreleştirmek adına katliam planı yaptılar. 8 bin 500 jandarma, bin 500 sivil polis bu katliamda vahşice herkese saldırdı. Yukarıdan bombalar attılar, ateş açtılar. Çok sayıda insanımız yaşamını yitirdi, yaralandı. İnsanları diri diri yaktılar. Dönemin Adalet Bakanı yaptığı açıklamada amacın ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamak olduğunu söyledi televizyonlarda. Hayata dönüş dedikleri operasyonda insanları hayattan kopardılar.”
Bu katliamdan sonra ölüm oruçlarının binlere ulaştığını belirten Keçeci, “Bedenimizle direnmekten başka seçeneğimiz yoktu. Ya boyun eğecektik ya da direnecektik” diyerek sözlerini noktaladı.
Doktor Mehmet Antmen ise cezaevlerinde dünden bugüne ölüm orucuna giren tutukluların erişemediği tıbbi destek imkansızlıklarından dolayı birçok tutuklunun yaşamını yitirdiğini aktardı. 2000’binli dönemlerde cezaevlerinde tutukluların başlattığı açlık grevlerine değinen Antmen, bu süreçte tutukluların, b1 vitamini kullanmasından dolayı yaşam süresinin uzadığını ve açlıkla mücadele edilebildiğini anımsattı.
AKIN BİRDAL: AÇLIK GREVLERİNE SES VERMELİ
İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, geçmişten günümüze hapishanelerin değerlendirmesini yaptı. Baskıcı rejime işaret eden Birdal, ülkenin cezaevine dönüştürüldüğünü ifade etti.
Cezaevlerinde tecride karşı başlatılan açlık grevlerine değinen Birdal, “3 yıl önce de daha önce böyle bir açlık grevi başlatılmıştı. Leyla Güven ve binlerce tutuklu bedenlerini açlığa yatırdılar. O dönem de 7 tutuklu yaşamını yitirdi. Sonra yine bir tecrit gelişti. Şu anda ise Öcalan 3 yıldır ailesiyle ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bugün de aynı taleplerle açlık grevi eylemleri var. Bu taleplerin dikkate alınması için insanların ölmesi mi gerekiyor? Tecrit demokrasi ve barış kapısıdır. Açlık grevindekilerin sesi olalım ki Kürt sorunun çözümüne katkıda bulunalım” diye konuştu.
Cezaevlerindeki gazetecilerin durumuna da dikkat çeken Birdal, gerçeğin üstünü örtmek isteyenlere müsaade etmeyen gazetecilerin tutuklanmasına karşı ses çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.
“TÜRKİYE’DE HAPİSHANE REJİMİ VAR”
İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen, tutukluların güncel durumuna ilişkin bilgiler verdi. Yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığını ve hapishanelerde işkence sisteminin yürütüldüğünü söyleyen Çevirmen, hapishanelerde yaşanan ölümlerin gizlendiğini kaydetti.
Şu anda 405 açık ve kapalı cezaevinin olduğunu ve 12 cezaevinin daha açılacağını aktaran Çevirmen, “Bu kadar çok hapishanenin yapılması içinin dolduracağı anlamına geliyor. Türkiye’de bir hapishane rejiminin olduğunu söylemek gerek. Tecridi derinleştiren hapishaneler, mahpusları sosyal ortamdan tamamen yalıtan bir işkence biçimidir. Şu anda 6 hapishanede tecride karşı açlık grevi var. Mahpusların yaşadığı sorunlar, toplumun bilgisinden uzak tutuluyor” dedi.
Engelli, ağır hastalıkları olan ve yalnız başına yaşayamayacak olan hastaların ısrarla cezaevinde tutulduğuna dikkat çeken Çevirmen, hasta tutsakların sağlık haklarının ihlal edildiğini vurguladı.
Panel, soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.
PİRHA- Hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin’e destek için insan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri İHD’de bir araya geldi.
İnsan hakları savunucuları, siyasetçiler, gazeteciler ve müvekkilleri, hakkında 105 bin kesinleşmiş para cezası ve 12 yıl hapis cezası kararı bulunan Eren Keskin’e destek için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi.
Hakkında 143 dava olan Keskin’e bu ceza 2014-2016 yılları arasında Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevi nedeniyle verildi.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleşen toplantıya gazeteciler Ümit Kıvanç, Tuğrul Eryılmaz, Yasemin Çongar, Murat Çelikkan, oyuncu Nur Sürer, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Ümit Efe, Müzisyen Eylem Aktaş, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Demokratik Kadın Hareketi sözcüsü Kıvılcım Arat ve 78’liler Girişimi’nden Nimet Tanrıkulu ile Eren Keskin’in müvekkilleri ve hak savunucuları katıldı.
“KESKİN’E ‘KAÇ GİT BU ÜLKEDEN’ DİYORLAR”
Toplantıda ilk sözü alan avukat Özcan Kılıç, Keskin’e açılan davalara ilişkin bilgilendirme yaptı.
Kılıç, “Eren Keskin örgütün neredeyse merkez komite üyesi olarak ana davada yargılanıyor. Para ve hapis cezalarıyla Keskin’e ‘kaç git bu ülkeden ya da kaybol’ diyorlar. Türkiye’de 25 yıldır böyle alışkanlık oluştu, ceza alan birçok insan palyatif çözümle yurt dışına gidiyor. Devlet de buna alıştı. Fakat bu defa sert kayaya çarptılar. Çünkü Erdoğan’ın avukatları davaları sonlandırmak için, baroya da Keskin’in avukatlığını bitirmek için baskı yapıyorlar. Yargıtay’da cezalardan biri onanırsa, sonu yok, diğerleri de ardı ardına infaza girecek” dedi.
Kılıç konuşmasının ardından 7 Mayıs günü görülecek duruşmaya da katılım çağrısı yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin de yıllarca hak mücadelesi yürüttüğü için cezalar aldığını hapis yattığını ifade etti.
“AVRUPA ÜLKELERİ NEDEN SESSİZ?”
Keskin, dava konusu olan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla yaptığı eş yayın yönetmenliği görevini neden yaptığını anlatarak yaşananları şöyle değerlendirdi:
“Musa Anter’e, Burhan Karadeniz’e, Ferhat Tepe ve onlar gibi birçok kendimi borçlu hissettiğim için, bu gazete onların olduğu için, dayanışma amacıyla ismim oraya genel yayın yönetmeni olarak yazıldı ama bu işi hiç yapmadım ve gazeteye de gitmedim. Benim hiçbir zaman inanmadığım ancak onların barış süreci dediği zamana kadar gazetenin hiçbir davası yoktu ancak sonrasında davalar ardı ardına geldi. Üç yıl adım yazılıydı gazetede. Baskıdan dolayı arkadaşlara beni değiştirin, dedim çünkü 85 yaşında bakmak zorunda olduğum annem var.
Ana davada müebbet ile yargılanıyorum, yurtdışına çıkış yasağım, 105 bin kesinleşmiş para cezam ve 12 yıl hapis cezam var. İnsanın yazmadığı yazılardan müebbet ceza oranında ceza alması hiçbir hukuk vicdanına uymaz. Türkiye şu anda tüm uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor. Türkiye hukuk devleti değil ama AB ülkeleri neden sessiz kalıyor?
“TEK DÜŞÜNCEM ANNEM VE KEDİLERİM”
Yurtdışına gitmeyeceğim, ifade özgürlüğü mücadelesine devam edeceğim. Tek düşüncem annem ve kedilerim. Bu haksızlığı kabul etmiyorum. O nedenle mücadeleme devam edeceğim.
Ahmet Altan ‘Cezaevinde ölmeye hazırım siz hazır mısınız’ demişti. Kendileri yatmasın diye bütün bir toplumu ateşe atıyorlar ama bu coğrafyada her gün, her an, her şey değişebilir.”
İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de Keskin’e verilen cezaların kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
“Eren Keskin insanlara karşı borcunu ödemek için burada, biz de Eren Keskin için buradayız” diyen İHD’nin Eski Genel Başkanı Akın Birdal ise şu şu ifadelere yer verdi:
“Eren Keskin gerçek bir insan hakları savunucusu. Tecavüze uğramış kadınların, sokak çocuklarının, emekçilerin, ötekileştirilmişlerin, dışlananların savunucusu ve bir hukuk insanı. Bu baskı hepimize yönelik baskıdır. Onun susturulmak istenmesi bizim susturulmak istenmemizdir.
Eren Keskin kimseyi; dili, dini, ırkı reddedilenleri yalnız bırakmadı. Toplumun haber alma hakkının kanalları kapatıldı. Eren Keskin’in bugün uğradığı saldırı hepimize karşıdır. Susmayacağız. Yitirdiklerimize karşı nasıl sorumluluğumuz varsa yaşayanlara da onları diri tutma sorumluluğumuz var. Biz Eren Keskin’le beraber olacağız. Onu yalnız bırakmayacağız. Eren Keskin’le olmak demek eşitliği, özgürlüğü yalnız bırakmamak demek.”
Konuşmaların ardından katılımcılar söz aldı. Müvekkilleri, sanatçı, siyasetçi, LGBTİ üyeleri Eren Keskin’le ilgili anılarını paylaşarak, Keskin’in mücadelesini geleceğe taşıyacaklarını vurguladılar. Açıklamaya katılanların konuşmaları Keskin’in duygusal anlar yaşamasına neden oldu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın duruşmasında yaşananlara İnsan Hakları Derneği’nin önceki Genel Başkanlarından Akın Birdal, twetter hesabından tepki gösterdi. Birdal, “Selahattin Demirtaş’ın adil yargılanma ve savunma hakkı ihlal edilmekle kalınmayıp, aynı zamanda demokratik siyasetin özgürlüğü de gasp ediliyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda başladı. İlk olarak 20 kişilik bir salona alınmak isteyen duruşma, itirazlar üzerine 120 kişi salona alındı. Duruşmaya, yabancı heyetler alınmadı.
Duruşmayı HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri izliyor. Yüzlerce kişi de soğuk havaya rağmen cezaevi önünde bekleyişini sürdürüyor.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 31 fezlekeden tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında savcı tutukluluk halinin devamını istedi. Demirtaş’ın avukatları, “İktidarın kılıcı olunmayacak kararlar vermenizi istiyoruz” dedi.
Demirtaş’ın duruşmasında yaşananlara İnsan Hakları Derneği’nin önceki Genel Başkanlarından Akın Birdal, twetter hesabından tepki gösterdi.
Birdal, “Selahattin Demirtaş’ın adil yargılanma ve savunma hakkı ihlal edilmekle kalınmayıp, aynı zamanda demokratik siyasetin özgürlüğü de gasp ediliyor” dedi. Birdal, ancak bu tutum ve her türlü hukuksuzluğun halkın kimliğine ve siyasi iradesine sahip çıkmasını engelleyemediğini de ekledi.
PİRHA- TİHV, 104 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumuna dikkat çekmek amacıyla oluşturulan sanatçı ve aydınlardan oluşturulan heyet ile birlikte düzenlenen basın toplantısında iktidarın yaşanan olaylara göz yumup kulak tıkamasını eleştirdi.
HABERİN VİDEOSU
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) açlık grevinde iken tutuklanan ve açlık grevlerinin 104’üncü gününde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın durumuna dikkat çekmek amacıyla basın toplantısı düzenledi. Türk Tabip Odası toplantı salonunda düzenlenen basın toplantısına Esra Özakça, Sultan Özakça, Fatoş Güney, Akın Birdal, Sanatçı Edip Akbayram, Metin Lokumcu, Gülmen ve Özakça için açlık grevinde bulunan İsmail Erdoğan, oyuncu İlyas Salman, tiyatrocu Orhan Aydın, Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Levent Tüzel, HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Grup Yorum, sinema eleştirmeni Atilla Dorsay, sanatçı ve oyuncu Deniz Türkali’nin yanı sıra çok sayıda insan hakları savunucusu ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Toplantı salonuna “Açlık grevi 104. gününde” yazılı pankartı asılırken Gülmen ve Özakça’nın fotoğrafları da yer aldı.
‘YAŞANILANLARIN SORUMLUSU HÜKUMETTİR’
Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’e dayanışmak amacıyla oluşturulan heyetinde katıldığı basın toplantısını TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı moderatörlüğünde yapıldı. Bakkalcı Gülmen ve Özakça’nın taleplerini insani olduğunu ve ‘işimizi geri istiyoruz’ diye masum üç sözcük ile mücadele ettiklerini belirterek konuşmacılara söz verdi.
Özakça ve Gülmen için oluşturulan heyette bulunan ve ilk sözü alan insan hakları savunucusu Akın Birdal, Gülmen ve Özakça’nın onurlarıyla direndiklerini ve yaşamayı istediklerinin altını çizdi.
“ONLARI YAŞATMAK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”
Gülmen ve Özakça’yı yaşatmak için heyeti oluşturduklarını ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un özel kaleminden randevu talep ettiklerini ifade eden Birdal, “Hükümeti temsil eden heyetler ile çözüm yapılması için girişimlerde bulunduk. Herkesin bildiği bu olayda ses bile vermediler. Biz ise ısrarcı olmaya devam edeceğiz. Onları yaşatmak için elimizden geleni yapacağız” şeklinde konuştu. 19 Aralık ölüm orucu süresinde ve sonrasında karşılarında muhatap bulabildiklerini belirten Birdal, bugün ise karşılarında konuşabilecek kimsenin dahi olmadığını vurguladı. Gülmen ve Özakaça’ya ‘arkadaşlarımız’ diye hitap eden Birdal, arkadaşlarımızın ölmesini istemiyoruz, hükümet de ölmesini istemiyor ise bugün arkadaşlarımızı işe geri almalı ve sorunu çözmelidir. Bugün yaşamalarda birinci sorumlu hükümettir, ikinci sorunlu sessiz kalan herkestir üçüncü sorunlu ise uluslararası yetkililerdir” dedi.
“İKTİDARIN BU OLAYA KULAKLARINI TIKAMASI VİCDANSIZLIKTIR”
Birdal’ın ardından söz alan sanatçı ve oyuncu Deniz Türkali ise Gülmen ve Özakça’nın yaşadıklarının sorumlusu olanlara “sadece vicdanları yok mu diye sormak istiyorum? Yaşananlara karşı kulaklarını tıkayan iktidarın kulaklarını tıkamasını vicdansızlık olarak görüyorum. Ve Gülmen ile Özakça’nın taleplerinin derhal yerine getirilmesini istiyoruz” dedi.
“ADALET BİR GÜN SİZE DE LAZIM OLACAK”
Türkali’nin ardından ise sanatçı Edip Akbayram, yaşananlar karşısında üzgün olduğunu belirterek bir an önce acil müdahalenin yapılması gerektiğini işlerine geri dönmesi gerektiğini yineledi. Akbayram adaletsiz adaleti yönetenlere seslendiğini ifade ederek “adalet bir gün size de lazım olacak” dedi.
“BİR FİLM GİBİ ONLARIN ÖLMESİNİ İZLİYORUZ”
Sanatçı ve sinemacı Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney ise “Biz ne yapıyoruz yaşananlar karşısında tıpkı bir sinema seyircisi gibi onların ölmesini izliyor ve seyirci kalıyoruz. Bu zulme ve mum gibi eriyip gitmelerine seyirci kalmamalıyız. Onları Azrail’in pençesinde kurtarmak zorundayız” dedi.
“BUGÜNKÜ GİBİ BİR ZULM YAŞANMADI”
Güney’in ardından ise Sinema Eleştirmeni Atilla Dorsay da taleplerin derhal yerine getirilmesini talep etti. Ve daha önceki diktatörler döneminde bile bugün ki gibi bir zulmün yaşanmadığının altını çizdi.
‘TIRNAKLARINA DAHİ ZARAR GELSE TÜRKİYE AYAĞA KALKACAK’
Aydınlar ve sanatçıların ardından ise Özakça ve Gülmen için açlık grevinde bulunan Semih Özakça’nın annesi Sultan Özakça, direnişin başladığı Yüksel Caddesi’nde çocuklarının defalarca gözaltına alındığı ve işkenceye maruz kaldıklarını ifade etti. Anne Özakça çocuklarının seslerinin ilk 120 gün duyulmadığını belirterek kendilerinin de 29 gündür açlık grevinde olduklarını söyledi. Çocuklarının tırnaklarına dahil zarar geldiğinde Türkiye’nin ayağa kalkacağının altını çizen Anne Özakça, tüm sorumluluğun hükümette olduğunu ve taleplerin derhal yerine getirilmesini istediklerini yineledi.
“TÜM KAPILAR BİZE KAPATILSA DA KAZANACAĞIZ”
Basın açıklamasında söz alan Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça ise konuşmasına başlamadan önce eşi Semih Özakça ile toplantı öncesi yaptığı konuşmanın ses kaydını basınla paylaştı. Özakaça telefonda: “Yüksel caddesi’nde ki direnişin büyümesinden korkuyorlar. Yüksel caddesi kazanılır ise ihraç edilen emekçiler kazanmış olacak” dedi. Ses kaydının ardından söz hakkını kullanan Esra Özakça ise oluşturulan heyetten ve tüm kamuoyundan ısrarcı olmalarını istedi. Kapılar ne kadar kapanırsa kapansın sonunda muhakkak kazanacaklarını vurgulayan Özakça, “Aslında onlar kazandı şimdi sadece taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlar” diyerek konuşmasına son verdi.
‘BU GÜLÜŞLER HEPİMİZİN GELECEĞİNE IŞIK TUTACAK’
Konuşmacıların ardından ise HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, siyasetin çürüdüğünü, çürüyen bir siyasetten taleplerin karşılık bulmasının zor olduğunu ve bugün yaşananların sadece Türkiye’deki iktidarın değil Avrupa’lı parlamenterlerin de sorumlu olduğunu söyledi.
“VİCDANLAR YERDE SÜRÜKLENİYOR”
Prof. Dr. Gencay Gürsoy ise vicdanların yerlerde sürüklendiğini ve bir ülkede gülümseterek bu vicdana bakan insanların tarih yazdıklarını, bu gülüşlerin de hepimizin geleceğine ışık tutacağını anlattı. Son olarak Metin Lokumcu’da tıpın amacının insanları yaşatmak olduğunu zorla müdahalenin ise ölüm olduğunu vurguladı.
Yapılan konuşmaların ardından salondaki katılımcılara da söz verildi. Yapılan konuşmaların ardından ise basın toplantısı sona erdi. (HABER MERKEZİ)