Etiket: akp-mhp iktidarı

  • Mat’tan ‘Alevi açılımı’ çağrısı: Hukuki güvenceye dayalı eşit yurttaşlığa ve kalıcı çözüme ihtiyaç var

    Mat’tan ‘Alevi açılımı’ çağrısı: Hukuki güvenceye dayalı eşit yurttaşlığa ve kalıcı çözüme ihtiyaç var

    PİRHA- AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AKP-MHP iktidarının yeni bir ‘Alevi Açılımı’ hazırlığında olduğu yönündeki iddialara ilişkin, hukuki güvenceye dayalı eşit yurttaşlığa ihtiyaç olduğunu söyleyerek, “Artık “açılım” adı altında sunulan geçici ve samimiyetsiz yaklaşımlara değil, eşit yurttaşlık temelinde, hukuk güvencesine dayalı, somut ve kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır” diye belirtti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, son günlerde kamuoyuna yansıyan ve AKP-MHP iktidarının yeni bir “Alevi Açılımı” hazırlığında olduğu yönündeki iddialara ilişkin sanal medya hesabında bir yazı kaleme aldı

    Mat, önceki “açılım” deneyimlerinin Alevi toplumunun temel taleplerine cevap vermekten uzak olduğunu hatırlatarak, bu durumun Alevilerin eşit yurttaşlık talebine karşılık vermeyen, üstenci bir bakış açısının tezahürü olduğunu kaydetti.

    HÜSRANLA SONUÇLANAN ÖNCEKİ AÇILIMLARI HATIRLATTI

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat’ın yeni ‘Alevi açılımı’ tartışmalarına ilişkin yazısı şöyle:

    “Yeni Bir Alevi Açılımı mı?

    Aldığımız duyumlar, AKP ve MHP iktidarının yeni bir “Alevi Açılımı” hazırlığı içerisinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, 2009–2010 yıllarında gerçekleştirilen ve herhangi bir somut sonuç doğurmayan önceki Alevi Açılımı sürecini hatırlatmaktadır.

    Hatırlanacağı üzere, o dönemde büyük beklentilerle başlatılan süreç, Alevi toplumunun temel taleplerini karşılamaktan uzak kalmış; devletin yaklaşımı ise “ne veriyorsak onunla yetinin” anlayışını aşamamıştır. Bu durum, Alevilerin eşit yurttaşlık talebine karşılık vermeyen, üstenci bir bakış açısının tezahürü olmuştur.

    Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Yine süreç, iktidara yakın ya da doğrudan desteklenen bazı sözde Alevi kurumları üzerinden yürütülmektedir. Ne Türkiye’deki bağımsız Alevi hareketine ne de Avrupa Alevi hareketine herhangi bir davet ya da çağrı yapılmıştır. Bu durum, sürecin samimiyetine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

    “HUKUKİ GÜVENCEYE DAYALI EŞİT YURTTAŞLIĞA İHTİYAÇ VAR”

    Eğer iktidar gerçekten samimi bir açılım hedefliyorsa, atılması gereken ilk ve en anlamlı adım açıktır: Cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması. Alevi toplumu, yıllardır bu temel ve haklı talebin hayata geçirilmesini beklemektedir. Bu adım atılmadan yapılacak her türlü “açılım”, yalnızca göstermelik bir girişim olarak kalmaya mahkûmdur.

    Alevi toplumu, yıllardır temel hak ve özgürlükler temelinde taleplerini kararlılıkla dile getirmektedir. İmza kampanyaları düzenlenmiş, çeşitli platformlarda ses yükseltilmiş; Alevi kurumları her fırsatta anayasal eşitlik taleplerini kamuoyuna açık bir şekilde ifade etmiştir. Ancak tüm bu çabalara rağmen, bugüne kadar somut ve kalıcı bir adım atılmamıştır.

    Artık “açılım” adı altında sunulan geçici ve samimiyetsiz yaklaşımlara değil, eşit yurttaşlık temelinde, hukuk güvencesine dayalı, somut ve kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır.

    MAT, ALEVİLERİN TALEPLERİNİ SIRALADI

    Gerçek bir açılım, aşağıdaki temel başlıklarda net ve bağlayıcı adımların atılmasıyla mümkündür:

    *Cemevlerinin ibadethane statüsünün yasal olarak tanınması,
    *Zorunlu din derslerinin kaldırılması,
    *Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması,
    *Madımak Oteli’nin bir utanç müzesine dönüştürülmesi,
    *Alevi katliamlarıyla yüzleşilmesi ve toplumsal hafızada adaletin tesisi,
    *Alevi dergahları Alevilere iade edilmelidir.

    Alevi toplumu, bu ülkede barışın, adaletin ve birlikte yaşamanın teminatıdır. Bu nedenle talepleri görmezden gelinemez, ertelenemez. Gerçek bir yüzleşme, kapsayıcı bir diyalog ve toplumsal barış için; açılım değil, adalet gereklidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı

    Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandı

    PİRHA-Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atandı.

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı. Polisler, sabah saatlerinde belediye binası önünü ablukaya aldı. Kayyım kararı, Eş başkan Ahmet Türk’e bildirildi.

    Öte yandan Batman Belediyesi’ne de kayyım atandığı ve belediye binasının ablukaya alındığı öğrenildi.

    Urfa’ya bağlı Halfeti ilçe belediyesine de kayyım atandı. Sabah erken saatlerde belediye binası ablukaya alındı. Belediye Eş başkanı Mehmet Karayılan da gözaltına alındı. Ablukaya alınan belediye binasına halk yaklaştırılmıyor.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, BELEDİYE EŞ BAŞKANLARI HAKKINDAKİ DAVALARI GEREKÇE GÖSTERDİ

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atandığını açıkladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, yerlerine kayyım atanan belediye eş başkanları haklarındaki davalar sıralandı.

    VALİLİKTEN EYLEM YASAĞI!

    Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesine kayyım atanması kararlarının ardından Mardin Valiliği 10 günlük eylem yasağı ilan etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adıyaman’da kadınlar sokağa çıktı: Cinayat mahali ülkede güvende değiliz

    Adıyaman’da kadınlar sokağa çıktı: Cinayat mahali ülkede güvende değiliz

    PİRHA-Türkiye’de artan kadın cinayetlerini protesto eden Adıyaman Kadın Platformu, “Kadın cinayetlerini önleyecek tedbirler almayan, adil yargılamayan, cezasızlık politikalarıyla cinayetlere yol veren iktidar güdümlü yargı ve her seferinde suçu mağdura yıkan siyasal iktidar sahipleri ve iktidarın taliplileri siz nasıl uyuyorsunuz?” diyerek tepki gösterdi.

    4 Ekim’de İstanbul’da Semih Çelik’in katlettiği 19 yaşındaki İkbal Uzuner ve 19 yaşındaki Ayşenur Halil’in ardından artan kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla Adıyaman Demokrasi Park’ında Kadın Platformu basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasının yapıldığı alanda “Kadın cinayetleri politiktir’, ‘Vahşette Sınır Tanımayanlara Karşı Direnişte Sınır Tanımayacağız’, ‘Kadın şiddete hayır’, ‘Her yerde kadın cinayeti’ pankartları açıldı. Açıklamayı okuyan Adıyaman Kadın Platformu Sözcüsü Figen Şen, iktidara ülkede artış gösteren kadın cinayetlerini ve failleri koruyan politikaları eleştirdi.

    Figen Şen, kadın cinayetlerindeki artışı failleri aklayan politikaları eleştirerek, “Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor” dedi. Şen, “Cinayate mahali ülkede güvende değiliz” ifadesinde bulundu.

    “ATAERKİL SİSTEM KADINLARI VAHŞETLE Mİ TESLİM ALMAYA ÇALIŞIYOR?”

    Figen Şen, kadın cinayetlerindeki artışı failleri aklayan politikaları eleştirerek, “Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor” dedi. Şen, yaptığı açıklamada şunları söyledi: 

    “Artık açık açık soralım: Bir annenin önüne çocuğunun cesedinin parçalarını atmak kimsede infial, öfke yaratmıyor mu, kanınız donmuyor mu? Kadın cinayetlerini önleyecek tedbirler almayan, adil yargılamayan, cezasızlık politikalarıyla cinayetlere yol veren iktidar güdümlü yargı ve her seferinde suçu mağdura yıkan siyasal iktidar sahipleri ve iktidarın taliplileri siz nasıl uyuyorsunuz? Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VURGUSU

    Bir kez daha, katilleri, tecavüzcüleri, tacizcileri koruyan, aklayan ve cezasızlık politikalarıyla ödüllendiren AKP-MHP iktidarına karşı yine sokaktayız ve hesap soruyoruz.  Uygulanmayan yasalarla, cezalarla cesaret bulan failler, yaşamlarımıza göz dikmeye devam ederken binlerce suçluyu çıkardığı uyduruk aflarla sokağa salan iktidar ve işbirlikçilerine karşı yaşamlarımızı savunmaya devam ediyoruz. Haklarımızı geri almak için her gün, her an direnmeye ve mücadele etmeye devam ederken; dinci, gerici ve şeriatçı çetelerle sarmaladığınız her alanı geri alacağımızı ülkenin her yerinde haykırıyoruz. Tarikatlarla seçim pazarlığı yaptığınız İstanbul Sözleşmesini kaldıranlarla, mevcut yasaları uygulamayanlarla hesaplaşacağız. Çünkü biz biliyoruz ki İstanbul sözleşmesi etkin bir şekilde uygulansaydı, katledilen yüzlerce kadın bugün aramızda olacaktı. Ülke kadın ve çocuk mezarlığına dönmeyecekti.

    “KAYBEDİLEN KADIN VE ÇOCUKLAR İÇİN SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Narin Güran için verilen araştırma önergesini, uyuşturucuyla mücadele edilsin önergesini mecliste kimler reddetti?  AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bu ülkede erkek devlet eliyle, iktidar eliyle hırsızlar, uyuşturucu baronları, çeteler, mafyalar hüküm sürüyor. Kahrolması gereken çürümüş düzenleri katledilen kadınların, kaybedilen çocukların bedenleri üzerinden yükseliyor. Bizler, katledilen kadınların adını bir an bile dilimizden düşürmeden bu öfke ve isyanla karşınızda durmaya devam edeceğiz. Cinayet mahali haline gelmiş bu ülkede yaşamlarımız, özgürlüklerimiz, haklarımız için yakanızda olmaya devam edeceğiz. Uygulamadığınız yasalar yüzünden, istismarı aklayan, katilleri öven düzeniniz yüzünden, kana bulanmış ellerinizle tutunduğunuz koltuklarınız yüzünden hayatta olmayan her bir kadın, her bir çocuk için ses olmaya devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi, 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanması ve kadın cinayetlerinin son bulması için mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz. Şiddete, karanlığa, hukuksuzluğa geçit yok, kadınlar var. Laiklik için, eşitlik için, özgürlük için, adalet için her yerdeyiz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Tepret: Veteriner hekimler kiralık katiller değiller!-VİDEO

    Tepret: Veteriner hekimler kiralık katiller değiller!-VİDEO

    PİRHA – Sokakta yaşayan köpeklerin öldürülmesini öngören kanun teklifinin TBMM Genel Kurulundan geçip yasalaşmasına dair konuşan Veteriner Hekim Mustafa Tepret, “Böyle bir etik çatışmanın, çelişkinin içerisine düşürülmek bizi gerçekten çok üzüyor. Veteriner hekimler kiralık katiller değiller” dedi.

    Sokakta yaşayan hayvanların öldürülmesinin önünü açan “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’ndan geçti.

    Kabul edilen maddelere göre “Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlar” veterinerler tarafından öldürülebilecek.

    “Katliam Yasası”nın en tartışmalı maddesi ise veterinerler tarafından veya veterinerler gözetiminde sokak hayvanlarına uygulanacak olan ötanazi hususu. Ancak veteriner hekimlerin meslek etiği açısından hayvanları yaşatmak, hasta olanları tedavi etmek gibi bir sorumlulukları da var.

    Hem etik hem de insani açıdan çelişkili bu yasanın detaylarını Veteriner Hekim Mustafa Tepret ile konuştuk.

    “KRİZİN FATURASI VETERİNER HEKİMLERE ÇIKARTILIYOR”

    Mustafa Tepret, Mecliste AKP-MHP oylarıyla kabul edilen hayvan yasasının faturasının veteriner hekimlere çıkartıldığının altını çizdi. 5996 sayılı kanunda da belirlenen ötanazi üzerine konuşan Tepret, AKP iktidarının “muğlak bir ifadeyle” hayvanların öldürülebilmesine kapı açtığını belirtti. Tepret, sokak hayvanlarının iktidar tarafından saldırgan olduğu söylemlerine de değinerek “Saldırganlığın kesinlikle belirlenmiş bir çerçevesi yok. Kime saldırgan diyeceğiz? Havlayan köpeğe mi, huzursuz olan köpeğe mi ya da mahallede bir kişi çıkıp şikayet edip ‘bu köpek saldırgan’ dediğinde o direk kabul edilecek mi? Bu konular inanılmaz muğlak” dedi.

    “VETERİNER HEKİMLER DAYANIŞMAK ZORUNDA”

    Mustafa Tepret, veteriner hekimler için yeni bir süreç başladığını da ifade ederek şunları söyledi:

    “İş Hukuku’nu iyi öğrenmemiz gereken bir sürece doğru gidiyoruz. Bütün veteriner hekimlerin nasıl çalışacağını, hangi durumlarda işten çıkarılacağını hangi durumlarda İş Mahkemesi’ne başvurmasının mümkün olduğunu öğrenmesi gereken bir sürece doğru gidiyoruz. Bütün veteriner hekimler birbirleriyle dayanışmak zorunda. Ve Türk Veteriner Hekimler Birliği’ne hukuki destek anlamında ciddi bir iş düşüyor. Kırsaldaki bir barınağa binlerce köpek geliyor, acaba oradaki veteriner müdüründen alınacak talimat nasıl olacak? Ben bir belediye veteriner hekimi değilim ama onların yerinde olsam bunu kabul etmeyip gerekirse İş Mahkemeleri’nde bir sürece girerdim.”

    “BU ÇOK CİDDİ BİR ETİK ÇELİŞKİ”

    Bizler Veteriner Hekim Andı ile mezun oluyoruz ve herhangi bir şekilde etrafımda canlı hasta gördüğümde benim bunu tedavi etme zorunluluğum var. Böyle bir zorunluluğumuz olmasa bile sokak hayvanlarını ücret almadan tedavi ediyoruz. Gerekirse kendi cebimizden ilaç desteği yapıyoruz. Bu konuda bir dayanışma bekliyoruz. ‘Bu hayvanları birlikte tedavi edelim’ diyoruz. Dolayısıyla belediyede çalışan veteriner hekimler de benzer süreçlerden geçiyorlar. Onlar da bir Veteriner Hekim Andı ile mezun oluyorlar. Sen o kararı verdin, o hayvanı öldürdün ya da öldürmedin bu çok ciddi bir etik çelişki, etik düzlem. O yüzden o etik düzleme veteriner hekimleri şu an ittiler.”

    “HALK CEPHESİNİ KURMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    Siyasi iktidarların çıkarları olduğunda kimi manipülasyonların olabileceğini belirten Tepret, Hayvan Hakları Yasası’nın bu manipülasyonlardan bir tanesi olduğunu söyledi. Tepret, “Yaklaşık 2 haftadır meydanlarda bir araya gelen insanların içerisinde muhafazakar insanlar da farklı görüşten insanlar da vardı. Gerçekten bu manipülasyon oralarda çok güzel kırılıyor. Başka bir cepheden başka bir cephe kuruluyor. Bizim o halk cephesini kurmaya ihtiyacımız var. Bu çok değerli bir şey.

    “VETERİNERLER İNTİHAR ETMEYE BAŞLADI!”

    Veteriner hekimlik yapmak çok zor bir şey ama bir taraftan da çok güzel bir meslek. Bir hayvana can olmak, yardım etmek… Bu kadar zor ve stresli tarafları da varken bir de böyle bir etik çatışmanın, çelişkinin içerisine düşürülmek bizi gerçekten çok üzüyor ve veteriner hekim arkadaşlarımız artık intihar etmeye başladı. Ben bunun AKP iktidarının suçu olduğunu biliyor ve söylüyorum. En son olarak, veteriner hekimler kiralık katil değiller diyebilirim.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • FEDA: Deprem felaketinin sorumlusu AKP-MHP iktidarıdır

    FEDA: Deprem felaketinin sorumlusu AKP-MHP iktidarıdır

    PİRHA-6 Şubat depremlerinin birinci yılına dair açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) depremin Alevi coğrafyasında yaşandığını belirterek Alevi halkının çaresiz bırakıldığına dikkat çekti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin birinci yılına dair “Deprem Felaketinin Sorumlusu AKP-MHP Diktatörlüğüdür” başlığıyla açıklama yayınladı.

    “DEPREM ALEVİ COĞRAFYASI OLARAK BİLİNEN BÖLGELERDE YAŞANDI”

    FEDA, açıklamada şunlara yer verdi:
    “Bir yıl önce Maraş’ın merkez olduğu ve 11 ilin etkilendiği bir deprem felaketi yaşandı. Milyonlarca canımız değişik düzeylerde acılar yaşadı, yakınını, sevdiğini, evini, barkını, varlığını kaybetti. Öncelikle depremde hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, yakınını kaybeden, yaralanan, zarar gören halklarımızın acısını paylaşıyor, sabırlar diliyoruz. 6 Şubat depremi Kürt, Arap ve Türk Alevi halklarının yoğun olarak yaşadığı ve “Alevi coğrafyası” olarak bilinen bölgelerde yaşandı. Deprem tabiatın doğal bir halidir. Ancak depremlerde insan ölümlerinin çokluğuna ve yaşanan her türlü tahribata, bozuk düzenin, rantçı, katliamcı sistemin yol açtığını bu depremde bir kez daha gördük. Ekoloji düşmanı devlet, doğayı tahrip ederek depremle ilgili alınması gereken önleyici önlemleri almayarak, deprem esnasında yerine getirilmesi zorunlu kurtarma faaliyetlerini zamanında ve etkili şekilde yapmayarak, depremlerin yıkıcı olmasına neden olmuştur.

    “AKP-MHP ÇETESİ İKTİDARLARINI SÜRDÜRMEK İÇİN HALKLARIMIZIN AKLINI ÇELMİŞTİR”

    Devlet rantçı politikasını, 6 Şubat depreminde çok daha can yakıcı bir biçimde hayata geçirmiş ve ayrıca bölgenin Kürt, Arap ve Türk Alevilerinin yaşadığı bir coğrafya olmasını, “etnik ve dinsel arındırma” politikalarını uygulamak için fırsata çevirmiştir. Rantçı AKP/MHP iktidarı, doğanın uygun olamayan özelliklerine rağmen, bölgede yüz binlerce çürük, depreme dayanıklı olmayan binanın yapılmasına göz yummuş, hatta bu tür binaların yapılmasını teşvik etmiştir.

    “İmar aflarıyla” bu binalara, depreme dayanıklı olmadığını bile bile oturulabilir ruhsatı vermiştir. Böylece yandaş müteahhitlere ciddi bir rant sağlanmıştır. Hem de elde edilen rantın büyükçe payı, ayakkabı kutularında saklanması için iktidar sahiplerine verilmiştir. Sonuçta deprem bölgesinde milyonlarca insan, depreme dayanıklı olmayan ev ve binalarda yaşamaya mahkûm ve mecbur edilmiştir.

    “AKP-MHP İKTİDARI DEVASA ENKAZLARIN ALTINDA KALAN CAN’LARIN BEDENLERİNİ GÖRMEMİŞTİR”

    AKP/MHP iktidarı, depremin ilk saatlerinde, milyonlarca insan enkaz altındayken, yapılacak yardımın can kurtaracağı en önemli ve kritik saatlerde, hiçbir yardım ve kurtarma çalışması yapmamıştır. AKP/MHP iktidarı, depreme karşı görmez, duymaz olmamakla kalmamış, aynı zamanda ülkenin ve dünyanın her tarafından depremin acısına ortak ve çığlıklarına cevap olmak isteyen kurumların ve devletlerin yardımlarını ve kurtarma çalışmalarını engellemiş, yardımların yapılmasına imkân ve izin vermemiştir. Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin her türlü hak talebine en kısa zamanda ve her türlü silahla saldıran AKP/MHP iktidarı, depremin acılarını hissetmemiş, çığlıklarını duymamış, devasa enkazların altında kalan canların bedenlerini görmemiştir. Bunların yaşandığı anlarda, iktidarın borazanlığını yapan sözde medya, depremin vahametini gizlemeye çalışarak, devletin ortaya koyduğu “bilinçli ve örgütlü kötülüğü” izah etmeye soyunmuştur.

    “ALEVİ HALKI ÇARESİZ BIRAKILMIŞTIR”

    Depremin bütün yıkıcılığının yaşandığı günlerden sonra AKP/MHP iktidarı, bu defa depremi “asrın felaketi” olarak tanımlayarak, yapmadığı, yapılmasını engellediği yardımları ve kurtarma faaliyetlerini, sanki gücü yetmemiş, olanakları yokmuş ve o nedenle yapamamış gibi göstermeye çalışmış, bunun için de “helallik” istemiştir. AKP/MHP iktidarı, depremden sonra, halkların, barınma, beslenme ve diğer yaşamsal sorunlarının hiç birisini çözmemiş, Alevi halkı, çaresiz bırakılmıştır. Devletin bu yaklaşımının bilinçli ve politik olduğunu, bu yolla Alevilerin topraklarından kopartılmasının amaçlandığını bizler gibi bütün Alevi halklarımızda bilmektedirler. Çünkü toprağından kopmak, inancından, kimliğinden kopmak demektir. Devlet, bu gerçekten hareketle, 6 Şubat depremini, bölgenin Kürt- Arap Alevi halklarına yönelik bir soykırım olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle devlet, Alevi toplumundan daha az insanın hayatını kaybetmesini sağlamak için ciddi bir kurtarma çalışması içine girmemiştir. Sağ kalanların da “derdine derman”, “yarasına merhem” olmayarak bu insanları topraklarını terk etmek zorunda bırakmıştır.

    “DEPREMDE HAYATINI KAYBEDEN CANLARIMIZI SAYGI VE MİNNETLE ANIYORUZ”

    AKP/MHP iktidarının borazanı medya, depremin gerçeklerini, gizlemiş, sürekli farklı rakamlar söyleyerek kirli bilgilerle kamuoyunu yanıltmaya, hakikati çarpıtmaya çalışmıştır. AKP/MHP iktidarının İstanbul belediye başkan adayı, daha önce 50 bin olduğu söylenen can kaybının gerçek olmadığını, 130 bin Can’ın hayatını kaybettiğini itiraf etmiştir. Değerli halklarımız, FEDA olarak bizler, 6 Şubat depreminde devletin izlediği bu rantçı ve soykırımcı politikayı kınıyor, ret ediyoruz. Alevi inancının temel değerlerince haksızlığa ve zorbalığa boyun eğmedik, hakkı, barışı ve özgürlüğü her şart altında savunduk, savunacağız. FEDA olarak, depremin yıl dönümünde halkımızın acılarına ortak olmayı asli görev biliyoruz. AKP/MHP iyi bilsin ve unutmasın ki, Alevi toplumu olarak hiçbir zulme boyun eğmeyecek ve özgür geleceği kazanma azminden vazgeçemeyeceğiz. Onların Yezitlerine karşı Hüseyinlerimiz, Yavuzlarına karşı Kalender Çelebilerimiz bizim geleceğimizin güvencesi, onların da korkuları olmaya devam edeceklerdir. 6 Şubat Depreminde hayatını kaybeden canlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz! Unutmadık, Unutmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kadına yönelik şiddetin failleri cezasız kaldıkça hiçbirimiz güvende değiliz’-VİDEO

    ‘Kadına yönelik şiddetin failleri cezasız kaldıkça hiçbirimiz güvende değiliz’-VİDEO

    PİRHA-Ankara Kadın Platformu, kadınlara yönelik şiddetin cezasız kalması sonucu kadın ölümlerinin artması ve Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle açıklama yaparak, “Mahsa Amini’nin anısına ve İranlı kadınların hayatı için mücadelelerini sürdürme kararlılığından aldığımız güçle İran’da, Türkiye’de ve tüm dünya genelinde geleceğimiz için birlikte mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    Ankara Kadın Platformu Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle basın toplantısı düzenledi.  Basın toplantısında AKP-MHP iktidarının baskı ve zor aygıtlarını kullanarak başta Kürt kadın hareketi olmak üzere, feminist harekete, LGBTİ+ ve bir bütünen kadın hareketine yönelik şiddet ve saldırganlığı körüklediği vurgusu yapıldı. Açıklamada geçen yıl 16 Eylül’de İran’ın Rojhilat bölgesinde öldürülen Jina Mahsa Amini’ni de anıldı.

    “JİN JİYAN AZADİ SLOGANI HER SINIFTAN KADININ TALEBİNİN ORTAK SESİ OLDU”

    Kadın Platformu adına Sibel Göktaş açıklamayı okudu.

    Göktaş, yaptığı açıklamada, Jina Amini’nin ölümünün İranlı kadınların özgürlük mücadelesinde bir dönüm noktası olduğuna vurgu yaparak, “Kadınlar, örgütlü bir şekilde sokaklara çıkarak seslerini duyurdu ve toplumsal muhalefeti güçlendirdi. Türkiye’de Kürt kadınların da yıllardır özgürlük mücadelesinin sesi olan ve İranlı kadınların da direnişinin önemli bir parçası olan “Jin Jiyan Azadi” sloganı bölgede ve tüm dünyada yankılandı. “Kadın, Yaşam Özgürlük” her dilde, her sınıftan kadının ortak talebi ortak sesi oldu” dedi.

    “BU SALDIRILAR TÜMÜYLE KADIN MÜCADELESİNE YÖNELİK”

    Sibel Göktaş, ülkede yaşanan kadın katliamlarını hatırlatarak, iktidar eliyle kurumsallaşan ve artan erkek şiddetinin cezasızlık politikaları ile körüklendiğini belirtti.

    Sibel Göktaş, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Bugün Kürt kadınlar üzerinde özel savaş politikaları devam ederken, Türkiye’nin batısında da kadınları katleden fail erkekler çeşitli bahanelerle erkek yargı tarafından salıveriliyor. Cinsel saldırı ya da kadın cinayeti faili erkekler türlü bahanelerle ceza indirimi alıyor ya da serbest bırakılıyor. ‘Çok seviyordum, beni aldattı’, ‘kadınlık görevlerini yapmadı’ dedikleri için serbest bırakıldılar. Takım elbise giymek, milliyetçi duyguları besleyen anlatılar iyi hal indirimine sebep; kadın düşmanı iktidarın faillere sağladığı bir çıkış yolu olarak sunuluyor.

    AKP-MHP iktidarı eliyle kurumsallaşan, artan erkek şiddetini görüyoruz, biliyoruz, tanıyoruz. Bu saldırılar tümüyle kadın mücadelesine yönelik; özellikle Kürt illerinde de devletin özel savaş politikasının bir yansıması olarak sürmektedir. Kadına yönelik şiddetin failleri cezasız kaldıkça, devlet bu faillerin arkasında durdukça hiçbirimiz güvende değiliz. Ancak bizler bu örgütlü şiddete karşı nerede olursak olalım kadın mücadelemizi büyüterek ve şiddete maruz bırakılan tüm kadınlarla yan yana durmak zorundayız.

    DEVLET DESTEĞİYLE NEFRET VE AYRIMCILIK YAYGINLAŞTIRILIYOR

    Kadınlar, LGBTİ+’ların iktidar tarafından hedef gösterildiğinin altına çizerek, onur yürüyüşlerine katılanlar işkenceyle gözaltına alınarak, LGBTİ+ların barınma, sağlık, iş yaşamı, eğitim hakları engellenerek devlet desteğiyle nefret ve ayrımcılık yaygınlaştırılıyor. Çocukların istismar edildiği, gençlerin, kadınların LGBTİ+’ların şiddet, baskı ve katledildiği aile karşısında hayatımızı nasıl yaşayacağımız, kimi sevip sevmeyeceğimizi biz seçeriz.

    Nefret eylemi için yapılan kamu spotu RÜTÜK tarafından onaylanıyor, yürüyüşleri valilik tarafından destekleniyor. LGBTİ+’lara karşı ayrımcılık, şiddet ve nefret devletin tüm kurumları ile güçlendiriliyor. Devletin işlediği bu nefret suçu karşısında bizler de hayatın her alanında birlikte ve bir arada mücadele etmeye devam edeceğiz. Birlikteyiz, bir aradayız.”

    “DEVLET ALENEN NEFTER SUÇU İŞLİYOR”

    AKP-MHP iktidarının kadın düşmanı politikalar uyguladığını belirten Sibel Göktaş, şunları aktardı:

    “Aile politikaları ile Diyanetin bütçesini artıyor, tarikatlara kaynak aktarıyor. Kadın dayanışma merkezlerini kapatırken aile irşat bürolarının sayısını her geçen gün artırıyor. Din ile aile üzerinden toplumsal yaşam dizayn etmeye çalışıyor.

    Aileyi merkezine koyan AKP-MHP faşist iktidarı, Kürtlerin 5-10 çocuk yaptığını söyleyerek milliyetçiliği körüklüyor. Kadınlara biçtiği annelik görevini milliyetçilik üzerinden pekiştiriyor.

    Mücadele ederek kazandığımız İstanbul Sözleşmesi’nden aileler dağılıyor bahanesiyle çıkarak, kadınları şiddet dolu ilişkilere mahkum ederek boşanmaları engelleyerek nafaka hakkını gasp etmeye çalışan devlet alenen nefret suçu işliyor.
    İstismarcılara af getirmeye çalışırken, çocuk istismarının yaşandığı aileler birer suç şebekesi gibi çalışıyor.

    Biz kadınlar, bu ayrımcılığa karşı durmaya ve nefreti reddetmeye, nefrete ve şiddete karşı dayanışma içinde mücadele etmeye birbirimizin yaşamını ve özgürlüklerini savunmaya kararlıyız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Kurultayda devlete, yapmış olduğu Alevi politikasından vazgeçin mesajı verildi’-VİDEO

    ‘Kurultayda devlete, yapmış olduğu Alevi politikasından vazgeçin mesajı verildi’-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Dersim Şubesi Başkanı Ekber Kaya, 25 Aralık 2022 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Büyük Alevi Kurultayı’nı değerlendirdi. Kaya, “Kurultayda devlete verilmek istenen mesaj, yapmış olduğunuz Alevi politikasından vazgeçin çağrısıydı. Eğer devlet Aleviliğe olan yaklaşımından vazgeçmezse Aleviler sokağa inerek mücadelesini verecektir” dedi.

    Yedi Alevi çatı örgütünün çağrısıyla binlerce Alevi Büyük Alevi Kurultayı’nda bir araya gelerek, “Alevilik var, Alevilik Haktır” derken, açıklanan sonuç bildirgesinde “Eşit yurttaşlık” vurgusu yapılırken “Asimilasyon ve yok etme politikalarına karşı, Seyit Nesimi’nin dediği gibi iki cihana sığmayan bizler, Kültür Bakanlığına da torba yasaya da sığmayız” denildi.

    PSAKD Dersim Şubesi Başkanı Ekber Kaya, 25 Aralık günü İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİ İNANCINI YAŞANAMAZ HALE GETİRMEK İSTİYORLAR”

    AKP-MHP iktidarı son dönemde geliştirdiği Alevi politikasını eleştiren Ekber Kaya, “AKP-MHP iktidarı bir yıldır Alevi kurumlarını yok sayarak, Alevi ocaklarını kabul etmeyerek kendince önceden belirledikleri ve kendi yaklaşımlarını kabul ettirdikleri kişi ve kurumlarla görüşmeler yaptılar ve bir Alevi politikası geliştirdiler. Aleviliği yönetmek istiyorlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayarak Alevileri kadroyla, makamla, parayla Alevi inancını yaşanamaz hale getirmek istiyorlar” diye belirtti.

    “ALEVİ KURUMLARI AKP-MHP İKTİDARININ DAYATMALARINI REDDETTİ”

    Alevi kurumlarının AKP-MHP iktidarının dayatmalarını reddettiklerini ve bir karar alarak kurultay gerçekleştirdiklerini ifade eden Kaya, “Kurultay çok başarılı geçti, hem içerik olarak, hem nitelik olarak hem de kitlesel olarak umduğumuzun kat ve kat üstünde geçti. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Aleviler bir araya geldiler sözünü bir ettiler ve itirazlarını yükselttiler. Biz devletin dayattığı Alevi politikasını kabul etmiyoruz ve devletle bir arada olan Alevileri de yol düşkünü sayıyoruz ve onlar hiçbir şekilde Alevi değiller Aleviliği de temsil etmezler dediler. Devlet Alevilerle bir görüşme yapacaksa önce Alevi katliamlarının hesabını vermesi gerekiyor. Alevilik tanınmak istiyor, eşit yurttaşlık istiyor, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini istiyor” dedi.

    “DEVLETE BAĞIMLI HALE GELEN BİR ALEVİLİK KENDİ ÖZÜNÜ SÜRDÜREMEZ”

    Alevi inancının devletten parasal ve kadrosal yardım talep etmeyeceğini belirten Kaya, “Geçmişten beri bizim yol önderlerimiz bu şekilde inancımızı bugüne taşımışlardır. Devlete bağımlı hale gelen bir Alevilik kendi özünü sürdüremez, bu nedenle Alevi kurumlarımız net bir biçimde seslerini yükselttiler ve yapılan Alevi politikalarını kabul etmiyoruz ve bu uğurda mücadelemize devam edeceğiz dediler ve bütün topluma bu mesajı vermiş oldular. Kurultayda devlete verilmek istenen mesaj, yapmış olduğunuz Alevi politikasından vazgeçin çağrısıydı. Eğer devlet Aleviliğe olan yaklaşımından vazgeçmezse Aleviler sokağa inerek mücadelesini verecektir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Kulu: Cemevlerine saldırı toplumun refleksini ölçme amacı taşıyor-VİDEO

    Kulu: Cemevlerine saldırı toplumun refleksini ölçme amacı taşıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine yapılan saldırıya tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Ankara’da cemevlerine yapılan saldırı toplumun refleksini ölçme amacıyla yapıldı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınız zaman bu tür denemeler yapılmış ve arkasından katliamlar gelmiştir” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “AKP-MHP İKTİDARININ ASIL PROJESİ İSLAM’IN VE TÜRK’ÜN DIŞINDA KİMSEYE YAŞAM HAKKI TANIMAMAKTIR”

    Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında farklı olan kimlik ve inançların ortadan kaldırılma projesinin bugüne kadar devam ettiğini vurgulayan Kulu, “Ankara’da cemevlerine yapılan saldırı toplumun refleksini ölçme amacıyla yapıldı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınız zaman bu tür denemeler yapılmış ve arkasından katliamlar gelmiştir. İktidarı elinde tutan AKP-MHP’nin asıl projesi İslam’ın ve Türk’ün dışında kimseye yaşam hakkı tanımamaktır. Eğer bu ülkede insanca, demokrasi içinde yaşanılacaksa her farklı inancın ve kimliğin mutlaka anayasal güvence altına alınması gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kaya: İktidarını sağlamlaştırmak isteyenler Alevilere yönelik saldırılar planlıyor-VİDEO

    Kaya: İktidarını sağlamlaştırmak isteyenler Alevilere yönelik saldırılar planlıyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da cemevlerine saldırıya tepki gösteren PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “İktidarını sağlamlaştırmaya çalışan AKP-MHP hükümeti Alevilere yönelik saldırılar planlıyor” dedi.

    Ankara’da 30 Temmuz’da Şah-ı Merdan Cemevi,  Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne eş zamanlı saldırı düzenlendi. Cemevlerine düzenlenen saldırılara tepkiler gelmeye devam ediyor.

    “AKP-MHP HÜKÜMETİ ALEVİLERE DÖNÜK SALDIRILAR PLANLIYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan eş zamanlı saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Saldırıların karanlık odaklar tarafından organize edildiğinin farkında olduklarını söyleyen Kaya, “Artık varlığını sürdüremez hale gelmiş iktidar, kendi varlığını sürdürmek için karanlık odakları devreye koymuş durumda. Alevilere dönük kışkırtmalar yapılıyor çünkü bu ülkede iktidarları elinde tutmanın en kolay yolu Türk-Kürt çatışması ya da Sünni-Alevi çatışması yaratmaktan geçiyor. İktidarını sağlamlaştırmaya çalışan AKP-MHP hükümeti Alevilere yönelik saldırılar planlıyor. Aleviler nasıl bütün azınlıklara sahip çıkıyorsa, azınlıkların da Alevi toplumuna sahip çıkması lazım. Eşit yurttaşlık ve ortak yaşam paydasında bütün inançların ve halkların birleşerek birlikte mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Şair Ahmet Telli: Her sanatçı aydın değildir, çünkü sanatın kendi itiraz dili vardır-VİDEO

    Şair Ahmet Telli: Her sanatçı aydın değildir, çünkü sanatın kendi itiraz dili vardır-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de siyasal İslam’ın uyguladığı faşizm güçsüzleştikçe baskıları daha da artırdığını söyleyen Şair Ahmet Telli, “Bir sanatçı itiraz seslerini mevcut gerçekliğin gücünden değil, sanatın gücünden almalıdır. Sanat daima egemenlikçi sistemle çelişki halinde olmalıdır” dedi. 

    Türkiye’de AKP-MHP iktidarının sanatçılara uyguladığı baskıcı ve yasakçı politikalar her geçen gün artarak devam ediyor. Sanatçıların konserleri yasaklanıyor, düşüncelerinden dolayı cezaevine gönderiliyor veya sürgün ediliyor.

    Şair Ahmet Telli, Türkiye’de sanatçılara yönelik baskının her geçen gün daha da arttığı bir dönemde sanatçıların alması gereken tavır hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “SANATÇI İTİRAZ SESLERİNİ SANATIN GÜCÜNDEN ALMALIDIR”

    Türkiye’de siyasal İslam’ın uyguladığı faşizmin güçsüzleştikçe baskıları daha da artırdığını söyleyen Telli, “İktidarlar kendini zayıf hissettiği zaman gücünü baskılardan almaya çalışır. Her sanatçı aydın değildir, çünkü sanatın kendi itiraz dili vardır. Protest müzik sanatın bir itiraz dilidir. Şair de kullandığı imgelerle itiraz çığlığını ulaştırıyordur ama Türkiye’deki İslami faşizm bu kadar pasif itirazlarla gücünün azaltılabileceği bir noktayı çok aşmış durumda. Aydın, entelektüel ve sanatçı kavramlarını birbirlerinden ayrıştırmak lazım. Entelektüel soru soran kişidir, aydın ise sorduğu sorunun cevabını üretirken aynı zamanda yaptığı itirazın eyleminde de olan kişidir. Bir sanatçı itiraz seslerini mevcut gerçekliğin gücünden değil, sanatın gücünden almalıdır. Sanat daima egemenlikçi sistemle çelişki halinde olmalıdır” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM