Etiket: alaca

  • İbrahim Kaypakkaya’nın köyü de  maden projesinin kıskacında!

    İbrahim Kaypakkaya’nın köyü de maden projesinin kıskacında!

    PİRHA – Sungurlu ve Alaca ilçelerinde açılması planlanan maden ocakları sebebiyle yurttaşların tepkisi sürüyor. Projelerin özellikle Alevi köyleri civarında yürütüldüğüne dikkat çeken Dede Hakan Samut, “Yakınımızda Hacımustafa Köyü var. Aynı kaya türü orada da mevcut. Orası Sünni köyü! Neden İbrahim Kapakkaya’nın köyü?diye sordu.

    Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya Köyü ile Alaca İlçesindeki Küçükkeşlik ve Çorum merkeze bağlı Narlık köylerinde açılmak istenen taş ocakları sebebiyle yöre halkının tepkisi sürüyor.

    Çelikler Holding tarafından açılmak istenen madende yılda 3,5 milyon ton taş üretileceği belirtiliyor. Projede yılda 191 kez patlatma yapılacağı da ifade ediliyor. Bu durumun, çevre zararıyla birlikte can ve mal kaybı riskine de sebep olacağı söyleniyor.

    Taş kırma ve eleme tesisinden çıkacak yoğun tozun, bölgedeki tarım arazileriyle birlikte birçok canlı türüne de zarar vereceğine dikkat çekiliyor.

    ÇED RAPORUNA İHTİYAÇ YOKMUŞ!

    Küçükkeslik köyünden Sultan Samut Ocağı’na mensup Hakan Samut dede, 350 dönümlük alanda yapılması planlanan taş ocağına dair PİRHA’ya konuştu. Hakan Samut, projeden en çok İbrahim Kaypakkaya’nın da köyü olan Karakaya’nın etkileneceğini söyledi. Kayaların hemen yakınında çam, ceviz ve armut ağaçlarının olduğunu söyleyen Samut, bölgede arıcılık yapıldığının da altını çizdi. Söz konusu alanda hayvanların da otlatıldığını söyleyen Hakan Samut, “Bölgemize can veren bir çam ormanımız var. Aynı zamanda o kayaların altında su gölleri mevcut. Su ihtiyacımızı oralardan karşılıyoruz. Köylüler, gerekli tepkilerini koydu. Ancak bir de mahkeme süreci başladı. ÇED raporu bekleniyordu ancak son çıkan bir kararda ÇED raporuna ihtiyaç olmadığı söyleniyor” diye konuştu.

    “SEÇİLEN BÖLGEDEKİ ÜÇ KÖY DE ALEVİ”

    Karakaya Köyünün 100 metre karşısında İbrahim Kaypakkaya’nın mezarının yer aldığını belirten Samut, şu cümlelerle devam etti:

    “Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü olan 18 Mayıs anması öncesinde mezarlıkta üç noktaya kamera koymuşlardı. Kırsal bir alanda kameranın varlığı söz konusu! Zaten her yıl anmalarda bir takım engellemeler yapılıyor. Şimdi niye İbrahim Kapakkaya’nın köyü? Hemen 2 km öncesinde Hacımustafa diye bir köy var. Aynı kaya türü orada da mevcut. Orası Sünni köyü! Ancak seçilen bölgedeki üç köy de Alevi! Üçü de inancına, kendi öz yaşamlara bağlı köyler.

    Bizim köyde aynı zamanda Sultan Samut Ocağı’na bağlı pirler var. Diğer bir köyde de Hacı Bektaş soyundan olduğu bilinen Vahit Efendi’nin Türbesi var. Tabii bizler sadece üç köyün de Alevi olması temelinde bakmıyoruz; orada bütün çevre yok olacak! Yani yaşam alanlarının tehlikeye gireceği bir alandan söz ediyoruz. Diğer köyler de fiilen etkilenilecek ama Karakaya köyü tümüyle yok olacak.”

    KONUYLA İLGİLİ TBMM’YE SORU ÖNERGESİ İLETİLDİ!

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi verdi. “Bu proje sadece doğaya değil, insanın yaşam hakkına ve köylünün yüzyıllardır süren emeğine de saldırıdır” diyen Fırat, Çelikler Holding’in ÇED muafiyeti alabilmek için 180 dönüm üzerinde işletme izni için başvuru yaptığını belirtti. Milletvekili Fırat, “Şirket, yılda 3,5 milyon ton taş çıkarılacağını ama bunun sadece 390 bin tonunun kırma eleme tesisinde işleneceğini, geriye kalan 2,9 milyon ton kayanın doğrudan tren hattında kullanacağını söyleyerek ÇED denetlemesinden kaçınmaya çalışmaktadır. Zira 400 bin ton üstü kapasiteli kırma eleme tesisleri ÇED zorunluluğu vardır” ifadelerine yer verdi.

    “ORTAYA ÇIKACAK OLUMSUZ ETKİLER İNCELENMİŞ MİDİR?”

    Celal Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması talebiyle şu soruları gündeme getirdi:

    “Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya ve çevre köylerin su kaynaklarının bu proje kapsamında yok olması riski ile ilgili fizibilite çalışması yapılmış mıdır?

    Taş ocağı yapılacak tepenin tamamı orman sahasıdır. Bu faaliyet neticesinde bölgenin ormansızlaştırılması nedeniyle ortaya çıkacak olumsuz etkiler incelenmiş midir? Alternatif ormanlaştırma arazisi tespit edilmiş midir?

    Karakaya köyü ev ve ahırlarının taş ocağına çok yakın olması nedeniyle doğacak maddi ve manevi zarar nasıl tazmin edilecektir?

    Taş ocağı sahasının Hitit uygarlığının antik kenti Alacahöyük’e sadece 5 km, Hitit başkenti Hattuşaş’a 20 km uzaklıkta iken yılda 3,5 milyon ton taş patlatılacak projeden ortaya çıkacak ses, titreşim ve toz bulutunun bölge turizm faaliyetlerine, antik eserlere olası etkileri araştırılmış mıdır?

    Bölgenin tek akarsuyu üzerine yapılması planlanan servis yolunun dereye ve dere yatağındaki 1. sınıf tarım arazilerine vereceği etkiler araştırılmış mıdır?

    Tren hattının geçeceği tarım alanlarının kaybı nedeniyle köylünün yaşayacağı zararlar nasıl telafi edilecektir?”

    Eren GÜVEN/ÇORUM

  • Alaca Alevi Kültür Merkezi’nden dayanışma çağrısı- VİDEO

    Alaca Alevi Kültür Merkezi’nden dayanışma çağrısı- VİDEO

    PİRHA – Çorum’un Alaca ilçesine Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yapılıyor. Cemevinin inşaatının tamamlanabilmesi için yurttaşlar, yardımlaşma çağrısında bulundu.

    Çorum’un Alaca ilçesinde bulunan ve ilçenin ilk cemevi olacak Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin inşaatı devam ediyor.
    Alaca’da cemevine büyük bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Alaca Alevi Kültür Merkezi Derneği yöneticileri 1 senedir cemevi inşaatı için çalıştıkları ifade ediyorlar.

    Cemevi, 925 metrekarelik arsa üzerine yapılıyor. İki katlı olması planlanan cemevinin toplam inşaat alanı ise 600 metrekare. İnşaatı başlanan cemevinin birinci katı tamamlanmış. Mart ayı itibariyle inşaatın ikinci katının yapılması planlanıyor.

    Alacalı yurttaşlar ve cemevi yöneticileri, Alaca Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin inşaatının tamamlanabilmesi için yardımlaşma çağrısında bulundular.

    video:yeşil prodüksiyon

    PİRHA/ÇORUM

  • Kabadayı: Diyanete karşı çıkıp müftü ile cemevi açılışı yapılıyor; bu çelişki değil midir? (2)-VİDEO

    Kabadayı: Diyanete karşı çıkıp müftü ile cemevi açılışı yapılıyor; bu çelişki değil midir? (2)-VİDEO

    PİRHA – “Mezarlarda, Hakk’a yürüme ve cem erkanlarında asimilasyon oluştu” diyen Araştırmacı Yazar Mehmet Kabadayı, Alevi asimilasyonunun üç yönlü yürütüldüğünü söyledi. Yazar Kabadayı, Alevi kurum temsilcilerini de eleştirerek “Laik devlette Diyanet olmaz. Ama şimdi sizler Diyanetin müftüsü ile birlikte cemevi açılışı yapıyorsunuz. Bu koca bir çelişki değil midir?” diye sordu.

    Araştırmacı Yazar Mehmet Kabadayı, Çorum’un Alaca ilçesindeki Alevi köylerindeki asimilasyonun yöntemlerine dikkat çekti. Yazar Mehmet Kabadayı, Büyük (Nesimi) Keşlik köyünde hakikate ulaşmak, Alevilere özgü mezar yapısını korumak adına ortak karar alındığını açıkladı.

    Nesimi Dede Türbesinin de olduğu mezarlıktaki mimarinin özünden koparıldığına vurgu yapan Mehmet Kabadayı, “Mermer ile birlikte bütün mezar taşları ‘ruhuna fatiha’ olarak tasarlandı. Çünkü komşu köyde mezar taşına yazılanın aynısı bize de yazıldı” dedi.

    “MEZAR TAŞIMIZI ALEVİ HAKİKATİNE UYGUN ŞEKİLDE DÜZELTTİK”

    Mehmet Kabadayı, “Asimilasyon, mezarlara kadar indi” diyerek şu noktalara dikkat çekti:

    “Bizim çocukluğumuzda köyümüzdeki mezarlık alanı tarihi mezar taşları ile doluydu. 1980 sonrasında ise tahrip edilmeye başlandı. Yaptığımız alan çalışmalarında bu mezarların tarihçelerini açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Köyümüz büyüklerinden pirimiz Nesimi Dedenin mezar taşından ve Osmanlı arşivinden çıkarttığımız defterlerden 1713 yıllarını bulduk. Şu an ayakta olan en büyük mezar taşlarından birisinin ise 1712 yılına ait olduğuna ulaştık. Mirzaoğlu Ali diye bilgi edindik ama henüz tam çözümlemesini yapamadık. 1970’lerin sonuna kadar da mezar taşlarımız tıpkı şu an tarihi eser dediğimiz gibi yapıdaydılar. Ama asimilasyon sebebiyle mezarlarda, Hakk’a yürüme erkanlarımızda ve cem erkanlarında asimilasyon oluştu.

    Önceden mermer mezarlar yoktu. Mezarlar buraya özgü taşlarla yapılırdı. Düşünsenize Yol erkanı yürütmüş dedemizin mezar taşının üzerinde ‘ruhuna fatiha’ diye yazıyor. Örneğin Abdullah Aygün dedemizin mezar taşı önceden eski bir yapıdaydı, sonrasında mermer yapıya dönüştürüldü ve ‘ruhuna fatiha’ diye yazıldı. İşte ‘mezardaki asimilasyon’ dediğimiz buydu.

    Benzeşme yani bir başka inanca felsefeye benzeşme bu mezar taşları ile yoğunlaştı. Umarım bundan bir an önce kurtuluruz. 2021 yılında köy derneğimizde konuşarak 4 mezar taşımızı Alevi hakikatine uygun şekilde düzelttik. Çünkü Alevilikte ölüm yok, devri daim vardır.”

    “ASİMİLASYONDA DEVLETİN BÜYÜK ORANDA BAŞARILI OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM!”

    Araştırmacı Yazar Mehmet Kabadayı, geçmişte yapılan mezarlıkların üzerinde hiçbir şey yazılmadığının altını çizerek, “Mezarlarda sadece kimi figürler vardı. Eğer mezardaki kadın bir can ise boynundaki takıları gösteren ya da sabanlı ya da kuş resmi olan kimi figürler vardı. Ama birçok köylü iyi niyetle mezarları yenilemeye gitti. Mevcut egemen sistem her alanda kuşattığı gibi mezar taşına da girdi. Birçok bölgeyi gezdim, Türkiye’deki Alevi mezarları yazısız ve taştan yapılıyordu. Devlet şimdi de bütün kurum ve kuruluşları ile hem etnik kimlik üzerinden hem de inanç kimliği üzerinden ‘öteki’ diye tanımladığını Türk-İslam sentezi içerisine alıp kendine benzetmeye çalışıyor. Yaptığım araştırmalarda devletin büyük oranda başarılı olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

    “BİZ ZATEN ‘BUNDAN BİR ŞEY OLMAZ’ DİYE DİYE BUGÜNE GELDİK”

    Siyasal iktidarın, cemevleri ile olan ilişkileri de Mehmet Kabadayı’nın özellikle dikkat çektiği bir diğer husus oldu. “Asimilasyon politikalarında işin püf noktası” diye vurgulayan Kabadayı, devletin artık sıklıkla cemevi açılışlarında yer aldığını ifade etti. Devletin, cemevlerine yaptığı ziyaretler ile “kurumları dönüştürme, başkalaştırma” çabası güttüğünü söyleyen Karababa şunları söyledi:

    “Bir toplum aynı anda asimilasyon, manipülasyon ve katliama maruz kalıyorsa o toplum başkalaştırılıyor. Sosyolojik olarak baktığınız zaman bunun karşılığında da Aleviler çıkıyor. Toplum, kendi değerlerinden uzaklaştırılıyor ve kavramların içerisi boşaltılıyor. Çıkara bulaşmış bir yapı var ve o yapı da ‘bunda ne var hiçbir şey olmaz’ diyor. Biz zaten ‘bundan bir şey olmaz’ diye diye bugüne geldik. Biz bu mezar taşlarımıza 15 yıl önce müdahale etseydik bunlar olmayacaktı.”

    “DEVLET, ASİMİLASYONU İÇİMİZDEKİ DERNEK HATTI İLE YAPIYOR”

    Mehmet Kabadayı, cemevlerinin adeta bir “kuşatma” içerisinde olduğunu da söyledi. “Şehirleşme ile birlikte bugün yapılan yüzde 80 oranındaki cemevi asimilasyon girdabı içerisinde diyen Kabadayı “Bizim devasa binalara ihtiyacımız yok. Köyümüzde bizler cemimizi yapabiliyoruz. ‘Devasa binalara ihtiyacımız yok’ diyoruz. Alevi hakikat yolunu incelediğinizde son 20 yılı çıkarıyorum, erke, çıkara bulaşmadan tarihten günümüze gelmiş. İktidarla hiçbir zaman el ele olmamış. Manipülasyon tek başına yapılan bir şey değil. Evet devletin görevidir ve yapıyor da ama bunu içimizdeki dernek hattı ile de beraber yapıyor” ifadelerini kullandı.

    “ASİMİLASYON, BÜTÜN DEĞERLERİNİZİ ALIP MEZARINIZA ‘FATİHA’ YAZDIRIR”

    Yazar Kabadayı, “Eşit yurttaşlık kastımızdan ne aradığımızı da doğru açıklamamız gerekiyor” diyerek şöyle devam etti:

    “Anayasal sistem içerisinde devlet kendine ‘demokratik, laik’ diyor ise dinden elini çekmeli ve müdahale etmemelidir. Avrupa ülkelerindeki laiklik araştırmamda çıkardığım sonuç; ‘devlet hiçbir dini finanse etmez’ yönündeydi. Diyanet ise bizim şimdiki kırmızı noktamız. Yani laik devlette Diyanet olmaz. Ama şimdi sizler Diyanetin müftüsü ile birlikte cemevi açılışı yapıyorsunuz. Bu koca bir çelişki değil midir? Bu çelişkileri, hakikati dile getirmekten kaçmamalıyız. Pirlerimizden öğrendiğimiz bir söz var; ağacın kurdu kendi özünde olur. Düşünebiliyor musunuz İçişleri Bakanlığı, dedemizi arıyor ve ‘Sizi Kerbela’ya götürelim’ diyebiliyor. Çünkü dedirten biziz. Çünkü bir ay önce Çorum’da atılan o temel atma töreni ya da Isparta ve Antep’teki açılışlar bunun ispatıdır. İstanbul’da ‘Kazım Karabekir’ ismiyle açılışı yapılan cemevi bir tür asimilasyon değildir de nedir? Küçücük çocuklara, mülki amirler önünde semah döndürüyorsunuz. Bu asimilasyon değil de nedir? Kavramlarımızın içerisi boşaltılıyor. Asimilasyon tek boyutlu değildir. Asimilasyon dilinizi, inancınızı, kültürünüzü, değerlerinizi elinizden alıp mezar taşlarınıza ise ‘ruhuna fatiha’ diye yazdırır. Hatta cemevlerinize çeşitli resimler de astırır, işte asimilasyon budur.”

    Eren GÜVEN / ÇORUM

     

  • Çorum’da Alevi köyü Büyük Keşlik’e hizmet yok ama talan var!-VİDEO

    Çorum’da Alevi köyü Büyük Keşlik’e hizmet yok ama talan var!-VİDEO

    PİRHA – Çorum’un Büyük Keşlik Köyü Muhtarı Erdoğan Kılıç, köylerindeki Nesimi Baba Türbesi’nin çok sayıda insan tarafından ziyaret edildiğini belirterek, “Diğer köylerde hayvanların yürütüldüğü yerlerde dahi kilit taşı dahi var ancak bizim köyümüzde düzgün bir yol mevcut değil. Cemevimiz için yaptıkları para yardımının bir manevi değeri yok. Biz cemevine önce ibadethane statüsünün verilmesini istiyoruz” dedi.

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Alevi-Kürt köylerinin kaderi, diğerlerinden pek de farklı değil. Çorum Katliamı sonrasında yoğun göç vermeye başlanan köylerde sırasıyla; üretim azalmış, tarihi yapılar korunaksız kalmış ve kimi çevre talanlarına sebep olacak faaliyetler başlamış.

    Alaca ilçesine bağlı Büyük Keşlik; orijinal adı ile “Büyük Nesimi Keşlik” köyüne ulaşmak için Çorum merkezden ortalama yarım saat yol almanız gerekiyor. Çorak bir iklimden yeşilin yoğunlaştığı dağ köylerine ilerlerken bir yol ayrımına geliniyor. Sola doğru ilerleyen yolun, AKP Milletvekilinin köyüne gittiğini belirten bölge halkı, yolun özel yapım olduğuna da dikkat çekiyorlar. Büyük Keşlik köyüne yaklaştıkça yolun daha da bozuk olduğu hissedilebiliyor. Köyün girişinde “Nesimi Baba” türbesi ile tarihi bir çok yapı, gelen yolcuları karşılıyor.

    Üç yıldır Büyük Keşlik Köy Muhtarlığı görevini yapan Erdoğan Kılıç ile yaşadıkları zorlukları konuştuk. Köylerinin dışarıdan çokça tanınıp bilindiğine vurgu yapan Kılıç, Nesimi Dede’nin Şıh Çoban neslinden geldiğini ve köylerinde birçok yatırın da olduğunu söyledi. Kılıç, köylerinin Dersim merkezli Şıx Çoban Ocağı’na bağlı olduğunu ifade ederek, bu nedenle dışarıdan çok fazla ziyaretlerin olduğuna işaret etti.

    “CEMEVİNİN İBADETHANE SAYILMAMASI EKSİKLİK”

    “Dışarıdan gelen gidenimiz hiç eksik olmaz” diyen Muhtar Kılıç, türbe ve yatırların yanı sıra köylerinde Milattan Önce olduğu söylenen yapıların da bulunduğunu belirtti. Kılıç, yerel yönetimlerin, mevcut kültürel zenginliği korumak adına köylerine yeteri hizmeti sunmadığını ifade ederek şunları aktardı:

    “Yıllardır dile getirilen taleplerimiz karşılanmadı. Ama bu yıl cemevini boyatmak için İçişleri Bakanlığı’nın desteğiyle bir nebze destek verildi. Ama tabii ki destek verildiği kadar zarar da veriliyor. Bize gelerek ‘Cemevi hakkında sizlerin ne gibi talepleriniz var?’ diye sordular. Biz de tadilat, tamirat gibi sorunlarımızın olduğunu söyledik. Eksikler tam anlamıyla karşılanamadı ama belirli bir bütçe yardım edildi. Kalanı da biz kendimiz yaptık.
    Bize ‘Eksikleriniz nedir?’ diye sorduklarında benim için en büyük eksiğin cemevimizin ibadethane olarak sayılmaması konusu olduğunu söyledim. Yani bana yaptıkları boyanın bir anlamı yok. Bunu da dile getirdim. Onlar da bu konuda çalışmalarının devam ettiklerini söylediler sadece. Bizim en büyük sorunumuz cemevlerinin ibadethane sayılmaması.”

    “ALEVİ KÖYLERİ YOL HİZMETİ ALAMIYOR”

    Mevcut siyasal iktidarın Alevi sorununun çözümünde yetersiz olduğunu ifade eden Muhtar Kılıç, yeterli yol hizmeti alamadıklarının altını çizdi. “Yol sorunumuz çok eskiden beri devam ediyor” diyen Erdoğan Kılıç, şunları kaydetti:

    “Bu sorun ağırlıklı olarak Alevi köylerinde var. Diğer köylerde insanların, hayvanlarını götürdüğü yere kadar kilit taşı var ama bizim ulaşım yapacağımız hiçbir yerde kilit taşı yok. Talepte bulunduğumuz zaman ‘bütçe yok’ gibi bahanelerle bizi başlarından göndermeye çalışıyorlar. Ama bizler mücadelemize devam ediyoruz. Yollarımızın asfaltlanmasını istiyoruz. Çünkü burası çok büyük bir köy. Dışarıdan da çokça bilinen bir köy. Yatırlarımız, ibadethane ve türbelerimiz var. Yazın o nedenle yoğun ziyaretler oluyor.

    ALEVİ KÖYLERİNDEKİ ÇEVRE TALANINA BİR ÖRNEK DAHA!

    Köyümüzde bir de taş ocağı sorunu var. Köylüler olarak biz bu faaliyete karşı geldik. Vali ve kaymakama kadar çıktık. Çorum’un bütün yetkilileri ile görüştük ama bize bir cevap gelmedi. Ocaktan kum çıkartmaya çalışıyorlar, o da tarım arazilerine ve hayvancılığa çok büyük zarar verdiği için biz bu ocağın yapılmasını istemiyoruz. Ocak 3 yıl önce faaldi ancak şu anda tekrar  faaliyete başlamak için Çevre Bakanlığı’ndan ÇED (Çevresel Etki Denetleme) raporu hazırlanıyor. Köylüler olarak biz de bu ÇED raporlarına karşı dilekçemizi verdik. Buraya bir heyetin geleceğini, tekrar bizimle görüşeceklerini söylediler.”

    Erdoğan Kılıç, köylerine ve kültürel değerlerine sahip çıkmak adına göç eden halka da seslenerek son olarak şu çağrıda bulundu:

    “Cemlerimizi yapmamızdaki sebep; Alevi gençlerimiz daha çok gelsin ve örf-adetlerimizi öğrensin. Ama insanlar köyden uzaklaştığı için kimi sıkıntılar yaşıyoruz. Durum böyle olunca İçişleri Bakanlığı gelip senin cemevine sahip çıkmaya çalışıyor! Değerlerimize daha çok sahip çıkmamız lazım. Özellikle Avrupa’da yaşayan köylülerimizin buralara daha fazla sahip çıkmasını istiyoruz. Bizler burada dedeler, dernek başkanları ve köylüler olarak mücadele ediyoruz ama birçok yerde yetersiz kalıyoruz. Hayat şartları insanları zorluyor. Köyümüze gelip buraların canlandırılması gerekiyor. Örneğin taşocağı mücadelesi veriyoruz ama köylüler ortada yok.”

    Eren GÜVEN / ÇORUM

  • Büyük Keşlik köyünde Abdal Musa birlik cemi yapıldı-VİDEO

    Büyük Keşlik köyünde Abdal Musa birlik cemi yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Çorum’un Büyük (Nesimi) Keşlik köyünde Abdal Musa birlik cemi yürütüldü. Pir İbrahim Kete, siyasal iktidarın asimilasyon politikalarına dikkat çekerek “Alevilerin varlıkları yok edilmek isteniyor. Hakikatinden uzaklaştırılmış Alevilik yaratılmak isteniyor. Rıza Şehri’nde yaşayanlar bu hale mi düşmeliydi? Maaş almak, pasaport edinmek utançtır” dedi.

    Çorum’un Alaca İlçesi Büyük Keşlik köyünde Abdal Musa birlik cemi yürütüldü. Şıx Çoban Ocağı Evladı Pir İbrahim Kete’nin yürüttüğü cemde, Şıx Çoban Ocağı Evlatlarından Garip Aygün, Haydar Aygün, Sultan Aygün, Çelebi Aygün ve Ağuçan Ocağı Evladı İsmail Şahin posta oturdu. Hasan Yavuz’un da zakirlik hizmeti yürüttüğü ceme ilgi bir hayli yoğun oldu.

    Dede Garip Aygün, köylerinde ilk kez bir ananın posta oturduğunu belirterek, kadınlar da cem hizmetinde posta oturması gerektiğini söyleyerek “Bazı İslamcı dedeler, anaları posta oturtmak istemez. Ben o İslamcı dedelere saygı duyamam. Bizler Aleviliği annelerimizden öğreniyoruz. Bugün posta bir anamızın oturması sebebiyle gurur duyuyorum. İsterim ki gençlerimiz de 12 hizmeti bilsin. Ancak maalesef bu konuda çok eksiğiz. Bunda biz dedelerin de eksiği var” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLİK EŞİTLİKÇİ, ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR YOLDUR”

    Pir İbrahim Kete ise Alevi inancında cins ayrımının olamayacağının altını çizdi. Pir Kete, inanca dönük iktidar baskısına da işaret ederek şu konuşmayı yaptı:
    “Bizler zulmün binlercesine uğradık. Bizler hakikat arayışında derisi yüzülen, darağacına uğrayan canlarız. Dışlanmış, horlanmış, ahlak dışı olarak tanımlanmış canlarız. Bizler, tanrıyı kendi özümüzde görenleriz. Zalimin sofrasına asla oturmayız. Bizler güvercin donundan gelerek barışı savunduk. Bizler hakikat yolcularıyız. Bizler emeği kutsayanlarız. Bizler asla coğrafyalara, bir tek kelimeye de sığmayız. Bizim Yol erkanımızda doğa dengesi vardır. Ana Fatma’dan şefaat bekleyen, cins ayrımı görmeyen bir yoldur bizimki. Bugün Aleviliği bir mezhebe bağlamak Aleviliği sınırlamaktır. Yani Yol’umuz mazlumların yoludur. Bizler evrensel mesajları ilke edinenlerdeniz. Din, dil, ırk üzerinden siyaset yapmadık. Bugün Alevi öğretisini, Yol erkanını bugüne getiren en önemli unsurlar Yol önderlerimizdir. Bu Yol, erkan cümleden uludur. Pirler eğer yanlış yaparlarsa hesap sorulur. Hiçbirimiz birimizden üstün değiliz. Bu kapıdan içeri girildiğinde erkek, kadın ayrımı olmaz. Bu Yol kıldan ince kılıçtan keskindir. Eşitlikçi, özgürlükçü bir yoldur bu. Ama bugün inancımızı kendi çıkarları doğrultusunda götüren, kendi cennetini mazlum Aleviler üzerinde kuranlar asla bizden değildir.”

    “HİLEYE KARŞI SEYİT RIZA OLMAK GEREKİR”

    Pir İbrahim Kete, günümüzde Aleviliğin yok edilmek istendiğini vurgulayarak “Bu yol gönül yoludur. Bugün cem olup cemal cemale durmak, sorunlarımızı çözmek varlık nedenimizdir. Pir Sultan, ‘Yürü bre Hızır Paşa, senin de çarkın kırılır’ derken özgürlük ve hakikat mücadelesine işaret ediyor. Bugün Hızır Paşalara karşı Pir Sultan, yalana, hileye karşı Seyit Rıza olmak gerekir. Eğer bu çerçevede bir yaşam tesis edilmezse ikrardan dönülmüş olunur. Sonucu da asimilasyondur” diye konuştu.

    “MAAŞ ALMAK, PASAPORT EDİNMEK UTANÇTIR”

    Pir Kete, Alevilik adına hizmet yürüttüğünü ifade edip iktidarın yanında yer alan dedeleri de eleştirerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Ama bugün Pir Sultan gibi, Hallac-ı Mansur gibi ‘Enel Hakk’ diyen, gri pasaportlara meyil etmeyen, insan-i kamil olmayı hedefleyen duruş olmalıdır. Ama bugün Aleviler adına hareket ettiğini söyleyenler, zehiri şerbet edip içmesini bilmeliler. Alevilerin varlıkları yok edilmek isteniyor. Hakikatinden uzaklaştırılmış Alevilik yaratılmak isteniyor. Her gün can evinden vuruluyoruz. Rıza Şehri’nde yaşayanlar bu hale mi düşmeliydi? Maaş almak, pasaport edinmek utançtır.
    Yolumuz Şahı Merdan Ali yoludur. Yolumuz zulme karşı İmam Hüseyin gibi dik duranların yoludur. Yolumuz yetmiş iki millete bir nazardan bakmıştır. Bir Alevi dedesinin istemleri insanlığa yönelik olmalıdır. Bugün Dört Kapı Kırk Makam’dan bahsediyoruz. Burası sorgu yeridir. Biz hiçbir zaman hakikati o dünyada aramayız. Bizim hakikatimiz bu dünyadır. Ama bugün pir, mürşidini tanımayıp, müsahip olmayanlar posta oturuyor. İşte böyle olunursa karanlıkta kalırız. Sizi ceddim Şıx Çoban, Ocağım Ağuçan ile selamlıyorum.”

    Cemin devamında Zakir Hasan Yavuz’un seslendirdiği deyişlerle birlikte 12 hizmet görüldü. Yürütülen cem ardından lokmalar dağıtıldı.

    PİRHA/ÇORUM

  • Dede Mehmet Yücer: Yeni cemevi ile insanlarımızı birleştireceğiz-VİDEO

    Dede Mehmet Yücer: Yeni cemevi ile insanlarımızı birleştireceğiz-VİDEO

    PİRHA – Dede Mehmet Yücer, Ankara’nın Keçiören ilçesinde yapımına başlanacak yeni cemevi inşası hakkında konuştu. Dede Yücer, “İnsanlara dostluğu, kardeşliği, birleştiriciliği, birbiriyle yakınlaşmayı ve birbirinin derdine ortak olmayı gösterip bu doğrultuda insanlarımızı bir araya getirmek istiyoruz” dedi.

    Çorum’un Alaca ilçesi Akveren köyünden çıkıp Ankara’nın Keçiören ilçesine yerleşen Kocaleşker evlatlarından Dede Mehmet Yücer, uzun yıllardır Ankara’da cem hizmeti yürütüyor. Aynı zamanda Keçiören Cemevi yönetiminin başında yer alan Dede Yücer, yeni temelini atacakları Keçiören Cemevi hakkında bilgi verdi.

    Ovacık Mahallesinde yeni yapılacak cemevinin arsası ücreti karşılığında Keçiören Belediyesi’nden satın alındı. Cemevinin inşası için gerekli olan inşaat malzemeleri konusunda ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin destek sağlayacağı bilgisi verildi. İş gücünün henüz nasıl karşılanacağı ise henüz netlik kazanmış değil.

    “İNSANLARIMIZI BİR ARAYA GETİRELİM İSTİYORUZ”

    Dede Mehmet Yücer, “Keçiören’de tüm canlarla, birbirine kucak açtırarak bir cemevi yapma girişimimiz var” diyerek amaçlanan projenin detaylarına dair şunları söyledi:

    “Keçiören gibi bir bölgede ilk defa böyle mülkiyeti bize ait bir cemevi yapacağız. Ve bu cemevini yaparken de hiçbir ayrım gözetmeksizin tamamen bütün canları kucaklayan, Yol’umuzu, erkanımızı ve cem hizmetlerimizi 4 Kapı 40 Makam kavramı içerisinde yürüteceğiz. İnsanlara dostluğu, kardeşliği, birleştiriciliği, birbiriyle yakınlaşmayı ve birbirinin derdine ortak olmayı sağlayarak insanlarımızı bir araya getirelim diyoruz. Hakk, Muhammed, Ali Yol’u, erkanı bazında zaten bizim ana temamız budur. Bu düşünceler doğrultusunda insanlarımızı birleştirmeyi düşünüyoruz. Ve bu yönde Keçiören Cemevimizi yapmaya karar verdik. Tabii bunu yaparken bize Ankara bölgemizde, Türkiye genelinde hatta yurt dışından destek veren, bizimle beraber olan tüm canların emeğine canı gönülden teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

    “İNSANLARI KUCAKLAŞTIRAN BİR SİYASİ ORTAM LAZIM”

    Mehmet Yücer Dede, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan cemevi ziyaretleri hakkında da konuştu. Yücer, iktidarın Alevi politikalarına ilişkin şu açıklamayı yaptı:
    “Tabii ki bizim genel düşüncemiz, insanların kendi ibadetlerini özgürce yapmaları yönündedir. Cemevlerinin ibadethane statüsü düzeyinde tanınması konusu zaten yıllardan beri süregelen bir konudur. Ancak ne var ki mevcut iktidarlarımız bu konuyu ele alıp yeteri kadar eğilmemişlerdir. Ama bugün ülkemizde Alevi toplumunun cemevlerine ihtiyacı vardır. Alevi kitlesinin cemevleri bünyesinde kendi kültürünü kendi geleneğini kendi ibadetini yapması gerekli bir durumdur. Gel gör ki insanlar arasında ayrım gözetmeksizin insanları kucaklaştıran bir siyasi ortam olması lazım. Ama yaşadığımız dönem içerisinde biz, siyasilerde bu kucaklaşmayı maalesef göremiyoruz. İnancı bütün, ülkesini seven insanlarla kucaklaşarak bu sıkıntıları aşacağımıza inanıyor ve bu yolda da biz Alevi kitlesi olarak bu çabayı sarf ediyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Çorumlu kadınlardan Otlu Bükmece ve Katmer tarifi-VİDEO

    Çorumlu kadınlardan Otlu Bükmece ve Katmer tarifi-VİDEO

    PİRHA-Çorum’un Alaca ilçesi Küçükkeşlik köyünden Esma Samut, arkadaşlarıyla birlikte Çorum’a özgü hamur işi yemeklerini anlattı. ‘Otlu bükmece-Yanıç’ ve ‘Katmer’ tarifleri veren Samut ve akrabaları, imece usulü ile nasıl mutak hazırlığı yaptıklarını gösterdi. Esma Samut ayrıca ailesinin Dersim sürgünü olduğunu belirterek “Dilimiz olan Kürtçeyi unuttuk ama inancımızı yaşıyor, cem yapıyoruz” dedi.

    Esma Samut ve iki akrabası ile Küçükkeşlik köyündeki evlerinin avlusunda buluştuk. Sac fırını etrafında toplanan kadınlar, ‘Otlu Bükmece’ bir diğer adıyla ‘Yanıç’ ekmeğinin yapılışını anlattı.

    Hamurlarını sabah erkenden hazırlayan kadınlar, odunları ateşe verdikten sonra oklava ile ekmeklerini açmaya başladı.

    Ekibin en genci olan Esma Samut, sohbetimizle birlikte aslen Çorumlu olmadığını, ailesinin Dersim Katliamı sebebiyle zorunlu göçe tabi tutulduğunu anlattı. Samut, babaannesinin, 6 çocuğuyla birlikte Ovacık’tan Çorum’a geldiğini belirterek “Sonraki yıllarda babaannem, amcalarım, eniştelerim Dersim’e gidip geldi. En son amca çocuklarım, babaannem vefat edince gidilmedi. Gençler de İstanbul’a taşınmışlar. Bizler ise Dersim’i hiç bilmeyiz. Yani Dersim’le bütün bağımız koptu. Babamlar 7-8 yaşındayken Çorum’a gelmişler. Ardından burada evlilik yapmışlar. Bizler doğma büyüme buralıyız ama Dersim’e de hiç gidemedik” dedi.

    Çorum’a zorunlu göçle birlikte ailesinin kültürel değişime uğradığını da anlatan Esma Samut, anadilleri olan Kürtçeyi konuşamadıklarını ancak inançlarını yaşayabildiklerini aktardı. Köylerinde cem yaptıklarını da söyleyen Samut, aileden ocakzade olduklarına da işaret etti.

    ÇORUM KLASİĞİ: OTLU BÜKMECE

    Esma Samut, “Çorum mutfağının vazgeçilmezi” diye anılan Otlu Bükmece hakkında bilgi verdi. Samut, taş fırın üzerine kurdukları sac ile tüm ekmeklerini pişirdiklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Normal bir hamur yoğurduktan sonra doğal yollarla çıkan ‘Karagöz’ isimli otu tarlalarda toplayıp hazırlıyoruz. Şehirlerde bu ot satın alınabilir. Bu otu ayrıca 10 gün kadar buzdolabında tutup tüketebilirsiniz.

    Karagöz otunu açtığımız hamurun arasına koyup etrafını iyice bastırıp kapatıyoruz. Ardından sacın üzerine pişmeye bırakıyoruz. Bu işin püf noktası ise kullanılan tereyağı ve zeytinyağı. Bu ekmek Çorumlular tarafından o kadar çok sevilir ki şehirlerde de artık yapılmaya başlandı. O nedenle ben de bu yaşıma kadar hiç yufka ekmeksiz kalmadım.”

    “DOKTORUM, KÖYDE YAŞAMAM GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Perihan Samut ise ‘karagöz’ adlı yeşilliğin hamur içerisine konulduktan sonraki aşamasında devreye giriyor.

    Doğal taş ile örülmüş sac fırınının başında oturan Perihan Samut, Tüm ekmekleri odun ateşinde pişiriyor. 1 sene bayatlamayan sac ekmeği ürettiklerini söyleyen Samut, pandemi öncesinde Ankara’da yaşadığını belirterek “Geçmişte köye sadece yazları gelirdik. Salgınla birlikte köyün de değerini anladık. Ayrıca astım hastasıyım. Doktoruma da köyde bulunduğum sürede hiç ilaç kullanmadığımı ilettim. Doktor da burada yaşamam gerektiğini söyledi. Artık hastalık bitse de kışın iki aylığına şehre döneriz. Burada bostan ekip, kışlık ekmeğimizi yapma olanağımız da var” şeklinde konuştu.

    “ARTIK SUYUMUZ DA DEĞİRMENİMİZ DE YOK”

    Ekibin üçüncü çalışanı Cevahir Samut ise Katmer’in hazırlanış sürecini anlattı. Samut, katmerin içerisine tereyağını gezdirdikten sonra tercihe göre haşhaş ya da ceviz eklendiği bilgisini verdi. Cevahir Samut, lezzetli bir Katmer için hamura biraz süt ve çok az miktarda tuz ile şeker eklediklerini de söyledi.

    Tüm evlerin ekmek ihtiyacını toplu halde yaptıklarını anlatan Cevahir Samut, her evin Katmer ve Yanıç ihtiyacının 1 saat sürdüğünü anlattı.

    Ekibin en deneyimli ismi olan Cevahir Samut, kullanılan unu artık kendilerinin üretemediğini söyleyerek hamurunu açarken şunları anlattı:

    “Önceden tarladan çıkarttığımız ekinleri götürüp değirmene öğütürdük. Yani unu tümüyle kendimiz yapıyorduk ama şimdi ekini fabrikaya götürüp bırakıyoruz. Ardından unumuzu alıp köye dönüyoruz. O eski değirmenler bitti. Geçmişte su değirmenlerimiz vardı. Artık suyumuz da yok. Köyde su da kurudu. Eskiden tarlalarımızı rahatlıkla eker sulardık. Artık evlerimize dahi su bulamıyoruz. Sabah 8’de sular geliyor 10’da ise kapanıyor. Yakınımızda Ethem Sarısülük’ün köyüne ise 3 günde bir su veriliyor.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ÇORUM

  • Üzerinden 39 yıl geçen Çorum Katliamı’nın acıları unutulmadı

    Üzerinden 39 yıl geçen Çorum Katliamı’nın acıları unutulmadı

    PİRHA- 28 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

    27 Mayıs 1980 günü MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin arkasından Çorum’da ırkçılar tarafından karışıklıklar çıkartıldı. Ancak, Maraş olaylarının etkisiyle halkın sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaları sonucunda o gün saldırganlar istedikleri sonucu alamadı.

    MARAŞ’IN DEVAMI BİR KATLİAM

    1 Temmuz 1980 Çorum’da ırkçıların yeniden saldırılara başlaması sonucunda yer yer çatışmalar oldu. Alevi ve sol görüşlü yurttaşların evlerine girişilen saldırılar sonucunda 4 kişi hayatını kaybetti.  Saldırıların genişlemesinden sonra, 2 Temmuz sabah saat 06.00’da başlamak üzere Çorum’da yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    IRKÇILAR KOLLANIYOR

    2-3 Temmuz günleri sokağa çıkma yasağına rağmen, saldırganlar bombalı ve silahlı saldırılarını sürdürdüler. Olaylarda 3 kişi daha öldü ve 5 kişi yaralandı. Bu 3 kişinin 2’si İskilip yolu üzerinde ölü olarak bulunmuştu. Irkçılar çok sayıda işyerini ateşe verdiler. Her yerde arama yapılmasına rağmen, faşistlerin saldırı üssü olarak kullanıldığı mahallelerde güvenlik kuvvetleri hiçbir arama yapmadılar.

    KÖYLÜLERDEN PROTESTO EYLEMİ

    Bu arada 2-3 Temmuz günlerinde Çorum’un Alaca ilçesinde de bin kişilik bir grup saldırıya geçerek 50 işyerini tahrip etti ve 8 kişiyi yaraladı. Mecitözü’ndeki olaylarda da Hisarkavak köyünden bir kişi tabancayla vurularak öldürüldü, 3 kişi yaralandı. Hisarkavaklılar ilçeye gelerek protesto gösterilerinde bulundular.

    4 Temmuz Cuma günü saldırgan güruh, Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün bir saldırıya geçtiler; ikinci bir Maraş katliamı yaratmayı amaçladılar. Önceden planladıkları saldırılarla Çorum bir savaş alanı oldu.

    CAMİ BOMBALANDI YALANI

    Cuma günü olaylar, TRT’nin Milönü Mahallesi’nde bulunan Alaaddin Camisinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberleri yaymasıyla doruk noktasına çıktı. TRT Çorum muhabiri bu haberi kendisinin yapmadığını söylese de, TRT polis kaynaklı olduğunu söylediği haberde ısrar etti. Aynı anda bütün camilerde benzer propagandalar yapıldı. Camilerden boşalan vatandaşların büyük bir kısmı haberin yalan olduğunu anlayınca faşistlerin peşinden gitmedi. Ancak, “Komünistler camileri yakıp yıkıyor” söylentileri şehirde yoğun bir şekilde işlendi ve bir kısım yurttaş tahrik edildi. Sigortaevleri, Terlemezevler semtlerinde başlayan olaylarda bazı polisler de kalabalık faşist topluluklara öncülük ettiler. Gösteri ve saldırılar daha sonra sol görüşlü kişilerin oturduğu mahallelere yayıldı ve yüzlerce ev çıkarılan yangınlar sonucu hasar gördü. Saldırıların yöneldiği semtlerde, faşistlerle halk arasında yoğun çatışmalar oldu.

    57 ALEVİ VATANDAŞ KATLEDİLDİ

    Saldırganlar her seferinde barikatların ardındaki halk tarafından püskürtülmesine karşın olaylar sonlandığında  korkunç manzara gün ışığına çıkmıştı. Olaylar süresince, 57 Alevi katledilmiş  300’e yakın yurttaş yaralanmıştı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkılmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çiftçilikle uğraşıyoruz ancak su olmadığından pancar, soğan gibi şeyler ekemiyoruz’-VİDEO

    ‘Çiftçilikle uğraşıyoruz ancak su olmadığından pancar, soğan gibi şeyler ekemiyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Köylerindeki sorunları anlatan Büyük Keşlikliler köylerinde su, elektrik ve yol sorunları yaşadıklarını dile getirdiler. 

    Haberin Videosu

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyük Keşlik Köyü’nde yaşayanlar köydeki sorunlarını PİRHA’ya anlattılar. Köyde su, elektrik ve yol gibi sıkıntıları olduğunu ifade eden köylüler bu sorunları özellikle kış aylarında yaşadıklarını belirttiler.

    “KÖYDE SU VE ELEKTRİK SORUNLARI YAŞANIYOR”

    Büyük Keşlik Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Önceki Başkanı ve şimdi başkan yardımcısı olan Halil Kabadayı köyün sorunlarıyla ilgili bilgi verdi. Kışın köyde iki veya üç hane kaldığını ve kalanların da yaşlılardan oluştuğunu söyleyen Halil Kabadayı köyde su ve elektrik sorunlarının yaşandığını dile getirdi. Kışların köyde çetin geçtiği için ulaşım koşullarının zor olduğunu belirten Halil Kabadayı, özellikle kışın elektrikler kesildiği zaman bayağı sıkıntı yaşadıklarını ifade etti. Halil Kabadayı belediyenin son zamanlarda köyün ve cemevinin çöpleriyle ilgilenmeye başladığını, köye çöp konteynırları bıraktığını belirtti.

    “KÖYLÜLER DERNEĞE OLDUKÇA İLGİLİ”

    Büyük Keşlik Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı olan Hüseyin Tercanlı, derneğin faaliyetleriyle ilgili bilgi verdi. Derneğin 1996 yılında kurulduğunu kendilerinin yönetimi yeni devraldıklarını köyün yol ve su gibi sorunlarıyla uğraştıklarını söyledi. İleriki dönmelerde köy şenliklerini yapacaklarını dile getiren Hüseyin Tercanlı, köylülerin özellikle gençlerin dernekle yakından ilgilendiklerini de ekledi.

    “KIŞIN 3- 5 HANE YAZIN İSE 70 HANE”

    Köyün muhtarı olan Mesut Satılmış, köyün su sıkıntısı olduğunu, yollar için ise 6 bin metre taşa ihtiyaçları olduğunu ifade etti. Köyün temel geçim kaynağının çiftçilik olduğunu ancak hayvancılık yapılmadığını söyleyen Mesut Satılmış, köyde kışın yaklaşık 3-5 hanenin kaldığını ancak yazları nüfusun yaklaşık 70 haneye çıktığını belirtti.

    “SU OLMADIĞI İÇİN PANCAR, SOĞAN GİBİ ŞEYLER EKEMİYORUZ”

    Yazları köyde kışları ise Çorum merkezde yaşayan Hüseyin Demir, köyde genellikle çiftçilikle uğraştıklarını, buğday, nohut, mercimek gibi şeyler ektiklerini ancak suları olmadığından dolayı pancar, soğan gibi şeyler ekemediklerini kaydetti. Ektiklerini Çorum’un Alaca ilçesine götürerek sattıklarını belirten Hüseyin Demir, kışın şehirde yaşadığı için köy hayatına özlem duyduğunu ve eskiden cemlerin de daha bir birlik beraberlik içerisinde yapıldığını, şimdiki gençlerde biraz kültürden uzaklaşma olduğunu da dile getirdi.

    Suay ABAK/ÇORUM

  • Çorumlu Yazar Kabadayı PİRHA’ya konuştu: Köyümüz de Alevi katliamlarından etkilendi-VİDEO

    Çorumlu Yazar Kabadayı PİRHA’ya konuştu: Köyümüz de Alevi katliamlarından etkilendi-VİDEO

    PİRHA – Büyükkeşlik Köyü Çorum’un Alaca ilçesine bağlı bir Alevi köyü. Büyükkeşlik Köyü de diğer Alevi köylerinin kaderini paylaşıyor. Yazın köye ziyaretler oldukça artarken kışın ise neredeyse kimse kalmıyor köyde. Ancak yaşanan göçlere rağmen köy halkı araziyi ekmekten vazgeçmemiş. Bu köyde doğup büyüyen yazar Mehmet Kabadayı’dan dinliyoruz Büyükkeşlik Köyü’nü.  

    Haberin Videosu

    Büyükkeşlik Köyü’ndeyiz. Eski adıyla Nesimikeşlik Köyü Çorum’un Alaca ilçesine bağlı bir Alevi köyü. Büyükkeşlik Köyü yazar Mehmet Kabadayı’nın da köyü aynı zamanda. Mehmet Kabadayı, 35 yıl önce ayrılmış köyünden. Zaman zaman köye gelip giden Kabadayı son 10 yıldır çok sık gelip gitmeye başladığını, köyün ikrar ve inanç boyutuyla yakından ilgilendiğini söylüyor.

    “ÇORUM COĞRAFYASI ALEVİLİĞİN KADİM YURDU”

    Köyde Şıh Çoban Ocağı’nın bir dergahı olan Nesimikeşlik Türbesi yer alıyor. Kabadayı da bu dergah etrafında elinden geldiği kadar pir-talip buluşmasını yapmaya çalışıyor. Çorum’da Şıh Çoban Ocağı’nın 21 talip köyü olduğunu ve Çorum coğrafyasının Aleviliğin kadim yurdu olduğunu söyleyen Kabadayı, köyün yüksek tepelerinde bulunan ziyaretleri işaret ederek “Doğayı kutsayan kadim Alevilik inancının kadim inanç merkezleri var köyümüzde” diyor.

    Köylerinin normalde nüfus olarak yoğun olduğunu ifade eden Kabadayı, göçlerin yaşanmasından sonra ıssızlaştığını belirtiyor. Çorum Katliamı’nın tanığı olan Kabadayı bu yaşanan katliamlardan tüm Alevi toplumunun etkilendiğini, bu katliamların köylerine de yansımaları olduğunu ekliyor.

    “ARAZİ TERK EDİLMEDİ”

    Köyden Avrupa’ya göçlerin 1970’lerde başladığını kaydeden Kabadayı, köy halkının büyük çoğunluğunun Çorum merkezde yaşadığını ancak arazinin terk edilmediğini köyde hala yoğun bir şekilde tarım yapıldığını belirtiyor. Kabadayı, köyün dernek merkezinin Çorum merkezde bir derneğin de Ankara’da olduğunu iki derneğin de koordineli bir şekilde çalışmalarını yürüttüğünü söylüyor ve köye tekrar dönüşlerin başladığını  da ekliyor.

    Suay ABAK/ÇORUM