Etiket: alevi asimilasyonu

  • Özgür Kaplan: Biz devletin Alevisi olmamayı Pir Sultan Abdal’dan öğrendik – VİDEO

    Özgür Kaplan: Biz devletin Alevisi olmamayı Pir Sultan Abdal’dan öğrendik – VİDEO

    PİRHA- ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, kültürel bir zehir gibi Aleviliğin ruhuna zerk edilmeye çalışıldığını belirterek, “Biz devletin Alevisi olmamayı, sarayın Alevisi olmamayı Pir Sultan Abdal’dan öğrendik. Biz ne kimliğimizden ne değerlerimizden ne de kutsal mekanlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri tepki çekmeye devam ediyor. 2022 yılında kurulan ve birçok asimilasyon faaliyetine imza atan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı faaliyetlerine devam ediyor.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ adlı etkinlikte Pir Sultan Abdal’ın portesindeki sazı kaldırılarak, yerine elleri rüku şeklinde bağlanmış ve boynundaki teslim taşı kolye olmuş bir Pir Sultan portesi yayınladı. Aynı zamanda Alevi Dergahları üzerinde de işgalci bir politika izleyen başkanlık, Alevi toplumundan büyük tepkiler topluyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”

    Alevilere bir hafıza kaybı yaşatmak istediklerini belirten Özgür Kaplan, Alevisiz bir Alevilik yaratmaya çalışıldığına vurgu yaptı. Kaplan, “Biz Pir Sultan Abdal’dan öğrendik devletin Alevisi olmamayı, sarayın Alevisi olmamayı. Pir Sultan Abdal çünkü bir başka inanca karşı mücadele ederken ya da başka bir kimliğe karşı mücadele ederken ölmedi, katledilmedi. O bizzat sarayın Alevisi olmayı reddettiği için katledildi. Dolayısıyla biz devletin Alevisi olmayacağız derken tam olarak da bunu kastediyorduk” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL BİR ZEHİR GİBİ ALEVİLİK RUHUNA ZERK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    2 yıl önce Hünkar Hacı Bektaş’ın portresindeki aslan ve ceylanı da aynı zihniyet tarfından çıkartıldığını hatırlatan Kaplan, “Aslında Aleviliğin omurgası zedelenmek isteniyor. Çünkü Pir Sultan Abdal’ın isyanı sazındadır, isyanı sözlerindedir. Dolayısıyla bizim sembollerimizi ters yüz etmek, bizim sembollerimizi gerçekliğinden saptırarak tarihe mal etmeye çalışmak aslında Aleviliğin DNA’sına hamle yapmaktır. Biz bunu asla kabul etmeyeceğiz. Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet yürüten bir misyonerlik, bir asimilasyon merkezi haline dönüşen, aslında kuruluş amacı da bu olan bir kurumdan bahsediyoruz. Bu adeta kültürel bir zehir gibi Alevilik ruhuna zerk edilmeye çalışılıyor ve biz bunu kabul etmeyeceğiz” dedi.

    “İNSANLARIN CANIYLA KANIYLA YARATMIŞ OLDUĞU BİR TARİH VAR”

    Kutsal mekanların işgal altında olduğunu belirten Özgür Kaplan, “Biz Alevi inancında emeğin ve rızalığın en yüce değer olduğunu biliriz, buna göre hareket ederiz. İnsanların emeğiyle yaratmış olduğu bir tarih var, canıyla kanıyla yaratmış olduğu bir tarih var. O tarihi ters yüz ediyorlar ve bunu kabul etmemiz söz konusu değil” diye ekledi.

    “ALEVİLER SÜREKLİ HEDEF HALİNDE”

    Hacıbektaş’ta yapılan ‘Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması’nı da eleştiren Özgür Kaplan, toplumsal barıştan söz edilirken Alevilerin hedef halinde olduğunu belirterek, “Hacıbektaş Dergahı’na, milyonlarca Alevi’nin serçeşmesinin bulunduğu yere Ankara merkezli İslamcı bir dernek gidip şeriat propagandası yapıyor. Müzikler açıyor, propagandalarını yapıyorlar. Bunu kabule etmiyoruz” dedi.

    “HER KUŞ KENDİ SESİYLE ÖTER, HER ÇİÇEK KENDİ KÖKÜNDE BİTER”

    “Biz ne kimliğimizden ne değerlerimizden ne de kutsal mekanlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” diyen Kaplan, “Cemevi Başkanlığı’nın bütün çalışmalarını yakından takip ediyorum. Köylerdeki, kırsal kesimdeki cemevlerine daha çok gidiyorlar. Oradaki insanları asimile etmek için uğraşıyorlar. ‘Her kuş kendi sesiyle öter, her çiçek kendi kökünden biter’ diyoruz. Dolayısıyla bizim sembollerimizle uğraşmasınlar. Biz o sembollerimizi canımız, kanımızla, yüzyıllara dayanan geçmişimizle yaratmış bir halkız. Alevi Bektaşi Federasyonu olarak da buna izin vermeyeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Kelleci: Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’ine cami yapıldığı duyumları aldım -VİDEO

    Kelleci: Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’ine cami yapıldığı duyumları aldım -VİDEO

    PİRHA- CAN TV Programcısı Hüseyin Kelleci, Tokat’ın Güllüce köyündeki cemevi-cami projesine dair izlenimlerini anlattı. Kelleci, Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’ine cami yapıldığı duyumları aldığını söyledi. Kelleci ekledi: Ben bu sorunun derinliklerine inmeye başladıkça oradaki köylülerde müthiş derecede korku gördüm. Hatta çok kısa bir süre önce beni oraya mihman eden taliplerimizden biri, beni arayarak ‘bu konuyu kapatalım, siz yayınladığınız o görüntüleri kaldırabilir misiniz? Beni düşkün sayacaklar’ dedi.

    Fethullah Gülen ve Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın 2012 yılında Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı adıyla Tokat’ın Reşadiye ilçesi Güllüce köyünde açmış oldukları cemevi-cami binasında hala 5 vakit ezan okunuyor. Alevilerin yaşadığı köyde ezan okunması halkı rahatsız ediyor.

    CAN TV’den Hüseyin Kelleci’nin “Can Bizim Eller” programında konuşan Güllüce köylüleri Alevi oldukları halde köyde uzun süredir ezan okunduğunu belirterek bu durumdan rahatsız olduklarını söylemişlerdi.

    Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı Güllüce köyünde cemevi-cami projesi kapsamında yapılan binada ezan okunduğu sırada çekim yapan CAN TV Programcısı Hüseyin Kelleci, Güllüce köyündeki izlenimlerini PİRHA’ya aktardı.

    “İKİ KAPI VAR, BİRİNDEN DEDE DİĞERİNDEN İMAM GİRİYOR”

    Hüseyin Kelleci, “Güllüce, benim de mensupları olduğum Hubyar Ocağı’nın taliplerinin yoğun olduğu köylerden bir tanesidir. Biz orada çekim yaparken uzaktan gelen ezan sesiyle şoke oldum. Oradakilere sordum. Dediler ki uzaktan kumanda. Ben, ‘bir Alevi köyünde caminin olması mümkün müdür?’ diye sorduğum adam, korkmaya başladı. ‘İkisi de lazım’ demeye başladı. Bu cami cemevi projesi mi diye sordum. ‘Evet bu cami-cemevi projesi’ dediler. Hatta ben cemevinin içerisine girdiğimde iki tane kapı gördüm. Enteresan bir şekilde birinden imam diğerinden dede girdiğini söyledi oradaki yetkili” dedi.

    “BİR TANE DEĞİL, BİRKAÇ KÖYDE CEMEVİ-CAMİ PROJESİ VAR”

    Bu durumdan rahatsız olduğunu belirten Kelleci şöyle devam etti:

    “Biraz rahatsız oldum. İlçe ile köy arası 13 kilometre, ana yola yani Doğu Anadolu’ya bağlayan yola ise üç buçuk kilometre olan bir Alevi köyü ve bu üç buçuk kilometreye insanlar milyonlarca parayı oraya yatırıyor cami-cemevini yapıyor. Ama üç buçuk kilometre yolu Alevi köyü olduğu için yapmıyor. Alevileri asimile etmek için cami-cemevi projesini orada hayata geçiriyor ama yolunu yapmıyor. Ben o bölgenin en büyük ocağı olan Hubyar Ocağı’na mensup bir insan olarak da bizim taliplerimiz nasıl böyle bir şeye onay verir diye üzüldüm. Bunun altından derin meseleler çıktığını, muhtarın babasının daha önce bu konuda başka yerlerde 15 Temmuz sonrası tanıklık yaptığını öğrendim. Fakat sadece orası değil birkaç köyde cami-cemevi projesi yapıldığını öğrenmekteyim, hala da şu an öğreniyorum.”

    “ORADAKİ İNSANLAR ARTIK İBADETLERİNİ YAPMIYOR”

    “Üzücü olan ise oradaki insanların artık ibadetlerini yapmıyor olması” diyen Hüseyin Kelleci, “Ne camiye gidiyorlar ne de cemevi olarak kullanıyorlar. Sadece yemeklerini; kırk yemeği, varsa cenaze yemeği ve kurban kesilmişse kullanıyorlar. Onun dışında kullanmıyorlar. Sebebini de sorduğumdaysa ‘kışın artık burada kimse kalmıyor, biz geleneklerimizi, göreneklerimizi İstanbul’da yapıyoruz’ cevabını aldım. Bu cevapları alırken insanların gözlerinde bir korku hissettim. ‘Cami de bizim cemevi de bizim’ demeye başladılar. ‘İzzettin Doğan bu cami-cemevi projesini önermişti, siz ona mı karşı geliyorsunuz’ dediler. Ben de ‘evet ben İzzettin Doğan’ın önerdiği projeye karşı çıkıyorum. Alevi köylerinde olması gereken cemevidir. Eğer devlet yapıyorsa cemevidir, Sünni köyde yapılması gerekiyorsa da camidir’ dedim. Ondan sonra anlatmaya başladılar. Köyde hakikaten farklılıkların oluştuğunu, farklı insanların gelmeye başladığını söylediler. O proje tam anlamıyla bitseymiş o köyde öğrenciler konaklayacakmış. Abiler, ablalar gelecekmiş” ifadelerini kullandı.

    “KÖYLÜLER KORKUYOR”

    Köylülerin korku yaşadığını ifade eden Kelleci, şunları kaydetti:

    “Ben bu sorunun derinliklerine inmeye başladıkça oradaki köylülerde müthiş derecede korku gördüm. Hatta çok kısa bir süre önce beni oraya mihman eden taliplerimizden biri beni arayarak ‘bu konuyu kapatalım, siz yayınladığınız o görüntüleri kaldırabilir misiniz? Beni düşkün sayacaklar’ dedi. Oraya 2 Ekim günü farklı bir basın organı getireceklermiş. ‘Bizim köyümüzde cami de var cemevi de var’ diyerek methedeceklermiş. Daha doğrusu Reşadiye bölgesindeki korkularını, kendi yandaşlarıyla birlikte böyle bir şeyin olmadığını söyleyeceklermiş.

    Şu an araştırmalarıma göre Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’in üzerindekilerin hepsine uzaktan kumandalı cami yapıldığı duyumları alıyorum. Hatta şu an ki Güllüce köyü muhtarının babasının Reşadiye’nin merkezindeki büyük caminin yapımında çok büyük emekleri olduğu, o camiyi yaptırdığı söylenmekte.”

    “ALEVİLERİ; ALEVİ İŞ İNSANALRIYLA, ALEVİ AKADEMİSYENLERLE, DEDELERLE ASİMİLE EDİYORLAR”

    Tokat’ta Alevi köylerinin yollarının çok kötü olduğunu ifade eden Kelleci, devletin Tokat’taki yaklaşımına ve bölgede Aleviler üzerinde yapmak istediği asimilasyona dair şunları söyledi:

    “İnançla ilgili herhangi bir şey geldiği zaman hem Türkiye’nin Alevi iş adamları hem devlet ve Diyanet, komple Alevi köylerinde ciddi bir şekilde çalışıyor. Tokat Amasya bölgesinde, Çorum’un Alaca bölgesinde, Kürt Alevilerin olduğu bölgede asimilasyon için ellerinden geleni yapıyorlar. İlçeye 26 kilometre olan bir yere ambulansın gelmediği, bırakın köyün yolunu, hasta için ambulans gelmiyor. PİRHA’nın bu konuda yaptığı haber etkili oldu. Ve bu bölgede hemen oraya taş döşendi. Yani ambulans daha rahat gitmeye başladı. Yani kısacası bu bölgelerde devletin müthiş derecede asimile etmek için baskıları var. Üstelik Alevilerle asimile ediyor. Alevi iş insanlarıyla, Alevi akademisyenlerle, Alevi dedeleriyle asimile ediyorlar.

    “MUHTARLARI KANDIRIYORLAR; KÖYLERDEKİ CEMEVLERİNDE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN TABELALARI VAR”

    Bu belki 50-100 yılın projesi ama projeyi çok hızlandırıyorlar şu an. Muhtarları kandırıyorlar. Bütün o bölgedeki cemevleri yalan söylüyor. Hepsinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tabelaları var. Tabelayı koyduğu yerde devlet etkili. Tabelayı koyuyorsa olay bitmiştir. Gece gündüz durmadan çalışıyorlar. Üstelik çalışma taktiklerini o kadar güzel değiştirmişler ki Alevi sivil toplum örgütlerinden ‘hayır’ cevabı aldıklarını, pasif, hiçbir şey karışmamış, kimsenin beğenmediği, umursamadığı dedeler ve o köyün muhtarını ikna etmişler. Ve saydığım Tokat, Sivas, Amasya, Çorum bölgeleri hatta Samsun’a kadar uzanan bölgeye müthiş derecede hakim olmuşlar. Devlet kendi Alevisini var etmeye çalışıyor.

    “İNSANLAR PİRHA’NIN BU KONUDA HAKLI OLDUĞUNU GÖRÜYOR”

    Dolayısıyla PİRHA gibi haber ajanslarının, televizyonların o bölgelere gidip sık sık bu haberleri yapması; devleti biraz daha geriye çekip Alevilerin de kendine gelmesini sağlayacak. Çünkü haberlerin oturduğu ve belirdiği yerlerde gördüklerim bunlardır. İnsanlar, mesela PİRHA’nın bu konuda haklı olduğunu görüyor.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Cami-Cemevi projesinin sonucu: Tokat’ın Alevi köyü Güllüce’de ezan okutuluyor-VİDEO

  • ‘Alevi dünyasında emek veren herkes asimilasyona karşı adım atmalı; bu güce sahibiz’

    ‘Alevi dünyasında emek veren herkes asimilasyona karşı adım atmalı; bu güce sahibiz’

    PİRHA- PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, AKP iktidarının asimilasyon hamlelerine karşı Alevi kurumları başta olmak üzere Alevi dünyasında emek veren tüm kesimlerin bu süreci boşa çıkarmak adına adım atması gerektiğine işaret etti. Gülüm, “Alevilerin akademisyeni, basını, yazarı, çizeri kurumları tüm ihtiyaçlara cevap verecek konuma gelmiş bir dönemde. Bu dönemin ihtiyaçlarını ve gelecek sürecin nasıl olacağına dair atılacak adımları bu toplamla planlayabiliriz” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP hükümeti, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm‘e sorduk.

    “KÖYLERİ ÖZEL OLANAKLARLA TARAFLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    HASAN GÜLÜM: AKP hükümeti toplumun her kesimine yönelik tekçi politikalar uygulamaktadır. AKP hükümeti Alevilere yönelik uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarını iktidara geldiği günden bugüne daha da hızlandırarak, tekçi politikaların uygulanması için devletin Alevisini oluşturma adımlarını hayata geçirmek istiyor. Son dönemlerde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bunun en somut adımıdır. Kurduğu bu sözde Alevi kurumu ile Alevilerin bulundukları alanlara yöneldiler. Alevi kurumların giremediği başta Alevi köyleri olmak üzere özel olanak ve imkanlarla taraflaştırmak istedikleri yerlerde (köylerde, cemevlerinde ) uygulayarak ve Alevi toplumu içinde adımlar atarak politikalarını hayata geçirmek istiyorlar.

    “ÇÖZÜM DEĞİL, DEVLETİN ALEVİSİNİ YARATMA HEDEFTE”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilerin sorunlarını çözmek üzere kurulan bir kurum değildir. AKP hükümeti bu kurumla Alevileri asimile etme üzerine kurulan devletin Alevisini oluşturma adımıdır. bu nedenle Alevilerin sorunlarını çözmek yerine devletin istediği Alevilerin  sorunlarını çözme politikaları uygulanmak istenmektedir. Bunun başında bulunan Alirıza Özdemir de, MHP’nin Alevilere yönelik attığı adımların iktidar içindeki adımıdır.  Bu nedenle Alevi kurumları bu kurumu tanımadıklarını ifade ettiler. Kaldı ki bu kurum Alevilerin kurduğu ve talep ettiği  bir kurum değildir.

    “ALEVİLERİN ÖNEMLİ BİR BİRİKİMİ VAR, BUNUN TOPARLANMASI LAZIM”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP iktidarının kurduğu bu kurum sadece cemevleri üzerinden Alevilere yönelik asimilasyon adımı atmıyor, aksine daha kapsamlı ve esaslı adımlar atılmaktadır. Bunlardan biri de Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatmakla Alevilerin geleceği, tarihsel kültürünü de karartarak asimilasyonda geleceğe dair daha kapsamlı adımları atmak istemekteler. Bunun için geçmiş tarih önemli yerde durmaktadır. Alevilerin tarihi (geçmişi) sözlü tarih olması yazılı olarak fazla olmaması nedeni ile bu alanda devletin imkanları ve olanaklarını kullanarak buradan da hedeflediği amaca katkı sunmak istiyor.

    Bu durumun Alevi kurumları başta olmak üzere tüm Alevi dünyasında emek verenlerin bu sürecin ortak adımların atılmasını sağlamak gerekiyor. Bunun için önemli bir birikim oluşmuş durumda. Bugün tam da bu birikimin toparlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu sürecin ihtiyacını karşılayamazsak asimilasyon daha fazla nüfus etmiş olur.

    “ÇEDES’E KARŞI TÜM KESİMLERLE ORTAKLAŞMALI”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES proje olarak eğitim sistemi içinde atılan adımdır. Kısacası eğitimin gerçekleştirilmesi için atılan bu adımın karşısında tek başına Alevi kurumların atacağı ya da ortaya koyacağı tutumla bu durum değişemez. ÇEDES olarak ifade edilen sorun AKP’nin eğitimde ve tüm yaşamda önüne koyduğu ekonomik ve siyası politikaların uygulanması için hayata geçirmek istemekteler. Alevi kurumların bu alanda tek başına atacakları adımların uygulanması çok gerçekçi değildir. Ancak Alevilerin bu durum karşısında sadece Alevilerin maruz kaldığı bir durum dışında bu politikalardan etkilenen tüm toplumsal kesimlerin  ortaklaştırılmasını sağlayan bir program oluşturulmalıdır. Bunu sadece bir protesto olmaktan çıkarmalıyız. Sürekli ve ısrarlı, kapsamlı tüm alanlarda hayata geçecek adım olmalıdır.

    “DİYANET’İN YETİŞTİRDİĞİ GRİ PASAPORTLU DEDELERE KARŞI ÖNLEM ALINMADI” 

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevilerin bulunduğu cemevlerin önemli kısmında kuran kursu uygulamaları yapılmaktadır. Kartal Cemevi bunun başında gelmektedir. Diğer cemevlerimizde de kuran kursu verilmezse bile Diyanetin yetiştirdiği hocalar, dedeler bunun gereklerini yerine getiriyor. Kabul edelim ki demokratik Alevi hareketi bu durum karşısında yeterli ve gerekli önlemleri alamadığı gerçeği ortadadır. İçerden yürütülen asimilasyonun bir ayağı da buradan ilerlemektedir. Bu durum bugün Alevilerin önemli bir sorunu olarak durmaktadır. Cemevlerinde Kuran önemli bir tartışma sorununa dönüştürülmek istenmektedir. Bugüne gelene kadar cemevlerinde oluşturulan yönetim modelinde, inanç alanında hizmet yürüten ve bizzat Diyanetin yetiştirdiği gri dedelerin girmesine karşı gerekli önleminin alınmaması bu durumu bugün daha da sorunlu hale getirmiştir. Bu nedenle sorun cemevlerinde Kuran kursu verme meselesini aşan bir adıma ihtiyaç bulunmaktadır. Alevilerin cemevlerine dair yaklaşımı değiştirilmelidir. Yemek veren, cenaze kaldıran yer dışında bir alana dönüşecek adımlar olmalıdır.

    “İHTİYAÇLARA CEVAP VERECEK KONUMA GELMİŞ DURUMDAYIZ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Aleviler kurdukları kurumların kuruluş döneminden bugüne önemli adımlar attı. Aleviler, saldırılara, asimilasyon karşı mücadele ederken diğer yandan kurumsal olarak kurdukları dernekler üzerinden örgütlendi. Cemevleri bu örgütlenmenin önemli sonucu olarak kazanıma dönüştü. Bütün alanlarda Aleviliğin bir hak olarak görülmesi sağlandı. Kurulduğu günden bugüne yaşanan süreçteki değişim ve ihtiyaçlar Aleviler tarafından da bugün dikkate alınmalıdır. Alevilerin dün ihtiyaç olarak kurdukları cemevleri cenaze kaldırma yeri olarak ihtiyacı karşılarken bugün bunun dışında başka bir adıma ihtiyaç bulunmaktadır. Alevilerin akademisyeni, basını, yazarı, çizeri kurumları tüm ihtiyaçlara cevap verecek konuma gelmiştir. Bu dönemin ihtiyaçlarını ve gelecek sürecin nasıl olacağına dair atılacak adımları bu toplamla planlayabiliriz. Bu yukarıdaki bahsini ettiğimiz sorunların da çözüm yeri olacaktır.

    ALEVİ KURUMLARININ GENEL KURULLARINA ÇAĞRI

    Bunun için izlenecek yol önemli yerde durmaktadır. Daha önceki denemeler ve atılan adımlar da dikkate alınarak daha az hata yaparak, daha kapsamlı bir çalışma ortaya çıkarılabilir. Alevi kurumların 2024 sonu ve 2025 başında genel kuruları yapılmaktadır. Bu genel kurullarda bunların tartışmaya açıldığı, 2025 genel kurulları sonrası adımların atıldığı bir süreç bu durum için en doğru adım ve tarih olacağı kanaatindeyim.

    PİRHA/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    19-‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’
    20- ‘Bazı cemevlerinde Sünni-Şii erkan uygulanıyor, buna ses çıkarılması lazım’- VİDEO 
    ‘Alevi örgütleri iyi bir eğitimden geçmeli, neler yapılacağı konusunda bir karar çıkartmalı’-VİDEO
    21- ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

  • ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

    ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Hizmetkarı Mustafa Sazcı, hükümetin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi Bektaşilere yönelik asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele hattı oluşturulması gerektiğini söyledi. Özellikle örgütsüz olan köyler ve derneklerin seçildiğine işaret eden Sazcı, “AKP, Alevi Bektaşi kurumların boş bıraktığı her alanı kendi düşüncelerini empoze edebilecek bir araç haline getirerek dolduruyor. Alevi kurumlarında esas yapılması gereken şey gençlik örgütlenmesinin örgütlenmesidir. Gençliğin bir meclis oluşturması ve o meclisin yönetimde doğrudan söz sahibi olması gerekir” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkarı Mustafa Sazcı‘ya sorduk.

    “ALEVİLERİN MEVCUT BİRLİĞİNİN BOZULMASI HEDEFTE”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    MUSTAFA SAZCI: Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, daha önce de İçişleri Bakanlığı tarafından yönlendirilen kişiler tarafından yapılan ziyaretler Alevi Bektaşi toplumunun lehine olabilecek ziyaretler değil, Alevilerin aleyhine yapılan ziyaretlerdi. Her toplum için ana sütü gibi helal olan “Eşit Yurttaşlık” hakkı her toplum için haktır. Bunu örtebilmek için suni bir şekilde ihtiyaçlar silsilesi yaratılıyor ve o ihtiyaçların karşılanması yönünde sözde ihtiyaçlar karşılanıyor. Dolayısıyla bu yapmacık şeylere de hoşgörü algısı yaratılıyor.

    Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine baktığımızda Alevilerin kendi arasındaki mevcut olan birliğin bozulması için ellerinden geleni yapıyorlar. Son süreçlerde özellikle Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan açılış etkinliğinde bu biraz daha yukarı çıktı. Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Haydar Baki Doğan’ın sosyal medyada yayınlamış olduğu yazı, Alevi Bektaşi kurumlarını alanda yalnız bırakmaları ve bir taraftan da tehdit edici açıklamaları ve şantaj girişmeleri açıkçası bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu içerisinde ne gibi faaliyetlerde bulunacağının en büyük göstergesi haline geldi.

    “ORTAK MÜCADELE HATTI CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI BERTARAF EDEBİLİR”

    Dolayısıyla bugün sorunlu olan nokta şu: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşundan itibaren aslında bizlerin de bir bütün tespiti bu gibi şeylerin olabileceği idi.  Ancak gelişmeleri gözlemlediğimizde Alevi Bektaşi kurumlarının bu konuda biraz sınıfta kaldığını söylemek mümkün. Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı olmayan derneklerle iletişime geçme konusunda ciddi güçlükler çekildi. Bunların en büyük örneği özellikle Ege bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’nde var olan Tahtacı kurumları. Bunun sebebi de şu: Tahtacı toplumunun milliyetçi duyguları, Türklük ve Türkmenlik üzerinden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir faaliyet yürüttü. Bugün Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerini koordine ettiklerinde destekçi olarak o Tahtacı kurumlar var.

    Dolayısıyla burada bizim eksiğimiz, noksanlığımız ortaya çıkıyor. Alevi Federasyonu, vakıflar çatısı altında birleşmeyen kurumlarla iletişime geçmemesi, geçilmemesidir. Dolayısıyla yapılması gereken Hünkarın söylediği gibi bir olmak, iri olmak, diri olmak. Ancak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak bir mücadele hattı örülürse yol içerisinde yapılan asimilasyon bertaraf edilebilir.

    “ALEVİ KURUMLARININ GİDEMEDİĞİ KÖYLERE, DERNEKLERE EL ATMIŞ DURUMDALAR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi mücadele tarihinin ve Alevi Bektaşi toplumunun 100 yıla yakın süre içerisinde vermiş olduğu eşit yurttaşlık ve laik demokratik Türkiye mücadelesi bize şunu gösterdi: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı muhatap alıp almama durumunu çok fazla dikkate almamalıyız.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarını muhatap almamasını bir kenara bırakıyorum. Daha kötü olan ise bir devletin kendi yurttaşlarının kurmuş olduğu sivil toplum kuruluşlarını, dernekleri, vakıfları, federasyonları dikkate almamakla birlikte onlara karşı tabela dernekleri, federasyonu oluşturması açıkçası en utanç verici bir durum.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bizi muhatap alıp almasını beklemek doğru değil, biz onları muhatap almıyoruz. Biz onların yapmış olduğu faaliyetlerin farkındayız ve buna karşı bir mücadele aracını nasıl oluşturabiliriz. Bu mücadeleye baktığımızda ise maalesef görünen o ki mevcut derneklerin yapısıyla bu olacak şey değil. Dolayısıyla farklı bir mücadele nasıl oluşabilir? Bugün Alevi Bektaşi toplumuna yapılanları yalnızca Alevi Bektaşi kurumlarına değil, sivil toplum örgütlerine, hak mücadelesi veren tüm kesimlere kurumlarına bilgilendirmeli, anlatmalı ve bu kesimler bu mücadelenin içerisine dahil olmalılar diye düşünüyorum.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi kurumlarının gidemedikleri derneklere, köylere el atmış durumdalar. Örgütsüz olan örgütleri, toplumu kendi istedikleri kalıbın içerisine sıkıştırmak, kendi yanlarında bulundurmak için bir faaliyet içerisine girmişler.

    “HAZIRLADIKLARI ANSİKLOPEDİYİ DEDELERE, OCAK EVLATLARINA GÖNDERECEKLER”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Özellikle bu ansiklopedi meselesinin daha öncesinde de bu tür faaliyetler yürütülüyordu. Bu faaliyet nasıl yürütülüyordu? Hükümetler ve devlet tarafından Türkiye Diyanet Vakfı tarafından Alevi Bektaşi Klasikleri adı altında bu süreç başlatıldı. Dolayısıyla Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı devletin Alevi Bektaşilere yönelik politikalarını daha da sistematikleştirdi ve adeta vücut buldu. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin başından beri bir politikasıydı. Bu, Alevi Bektaşi toplumunu nasıl asimile edebiliriz, nasıl dejenere edebiliriz anlayışıdır.

    Alevi ansiklopedisinde Şii İslam’ın dışında herhangi bir şey olmayacak. Alevi Bektaşi kavramlarının, terimlerinin kendi bildikleri gibi olmasını isteyecekler. Hazırladıkları ansiklopedilerle eminim Alevi Bektaşi köylerinde hizmet yürüten dedeler, ocak evlatlarına, orada Hakk’a uğurlama erkanlarını yürüten kişilere, muhtarlara gönderecekleri açık.

    “ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMUNUN GENETİĞİYLE OYNANIYOR”

    Bu bir yayın, herhangi bir kitap çıkartayım meselesi değil. Bu büyütülen bir şey de değil. Bu çıkan ürün sonucunda Alevi Bektaşi toplumunun genetiği ile oynanılıyor. Alevi Bektaşi toplumunun yapmış olduğu Hakk’a uğurlama hizmetlerini etkileyecek., Alevi Bektaşilerin geleneksel olarak yol sürdürdüğü o süreklerin gelenekselliği ortadan kalkacak. Alevi asimilasyonunu daha sistemli bir hale getirildiğinin örneği olacaktır. Ali Rıza Özdemir’in şahsiyeti ve daha önce yayınlamış olduğu kitaplarında Alevi Bektaşi inancını nasıl değerlendirdiği de dikkate alındığında bugün ortaya çıkacak ansiklopedinin felsefesi genel olarak ortada olacaktır diye düşünüyorum.

    “BU İŞİ ÖRGÜTLERİN KENDİLERİ DAHİ DİLEKÇE VERMEMİŞ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Tüm bu faaliyetlerin sonucu yeni nesillerin, genç beyinlerin, zihinlerin esir olmasını sağlamak. ÇEDES protokolüne karşı yapılması gereken birçok şey vardı ancak bu duruma biraz geç kalındı. Burada açıkçası yine toplumdan çok kurumların etkisi oldu. Çünkü bu kurumlarda bulunan kişiler halkına karşı sorumludur. Halk bu durumun bu tehlikenin farkına varmamış olabilir ancak buna karşı Türkiye Barolar Birliği bir faaliyet içerisinde girebilirdi maalesef girilmedi. Eğitim -Sen, Veli-Der vs. yapılan şeyler aslında örgütlü olan insanlara hitap edilecek faaliyetler şeklinde oldu. İzmir’de ve İstanbul’da yapılan mitingler ve onun dışında faaliyetlere de ihtiyaç vardı.

    Bunun yanı sıra ‘aman çocuğum ifşa olmasın, arkadaşları tarafından deşifre edilmesin, hocaları çocuğuma karşı bir pozisyon almasın’ gibi kaygılarda söz konusuydu. Hukuk büroları çocukların ifşa olmayacaklarını biliyor. Bunu benim veya herhangi biri kişinin söylemesinden daha çok bir avukatın, hukukçunun söylemesi daha çok etkili olacaktı. Dediğim gibi bu işin örgütlenmesinde ciddi problemler yaşandı, kimse tepki vermedi. Antalya’da bir kişinin dilekçe verdiği söyleniyor; maalesef bu işi örgütleyenler de dahil dilekçe vermemiş, en vahim durum, en kötü tabloda bu.

    “CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ OLAN ABDAL MAHALLESİ’NDE ALEVİLİĞE HAKARET EDİYORLAR!”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi Bektaşi kurumları içerisinde Kur’an kursunun verilmesine karşı olmak bir yana genel anlamda bu gibi kursların tamamen kapatılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çoğu merdiven altında yapılıyor. Bunun en azından örneğini geçenlerde canlı bir şekilde gördük. Konya Doğanlar Mahallesi bir Abdal Mahallesi. Abdal Mahallesi’nde bir evin bir odası sabahları kadınlara, akşamları erkeklere ve çocuklara kuran kursu verildiği yer haline getirilmiş. Sonrasında oraya gelen giden cemaatler ciddi bir faaliyetin içerisine giriyorlar. O faaliyetler sonucu bugün orada yaşayan Aleviler Alevi ismini duyduğunda ağza alınmayacak hakaretler ediyorlar, konuşuyorlar. Aynı zamanda akraba oldukları kişilere karşı fütursuzca hakaretler edebiliyor. Dolayısıyla bu yaşanalar ciddi anlamda bir tehlike.

    Mevcut olan bu tür cemaatler, faaliyetlerini halkı kin ve düşmanlığına sevk etmek için yapıyor açıkçası. Alevi Bektaşi toplumu içerisinde böyle bir faaliyetin yürütülüyor olması açıkçası utanç verici. Bundan kaygılanmamalı, dokunulmaz hale getirmemeliyiz.

    Bu gibi faaliyetleri yapan cemaat, tarikatlar varken bir Alevi Bektaşi kurumunun tek vazifesi tek misyonu buymuş gibi buna canı pahasına sarılması sorunlu görüyorum. Dolayısıyla burada yine mesele kurumun yaptığı yanlışa karşı ancak toplumun tepki gösteriyor olmasıdır. Çünkü kurumlar hiçbir yöneticinin malı değil, Alevi Bektaşi toplumunun kurumlarıdır. Dolayısıyla biz o kurumlarda hatalı oldukları noktalarda yöneticileri eleştiriyor olmamız lazım.

    “GENÇLİĞİN BİR MECLİS OLUŞTURARAK SÖZ SAHİBİ OLMASI GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Çoğu bilim adamının söylediği gibi doğa boşluk tanımaz ifadesinde olduğu gibi bence AKP iktidarı da boşluk tanımıyor. Alevi Bektaşi kurumların boş bıraktığı her alanı kendi düşüncelerini empoze edebilecek bir araç haline getirerek dolduruyorlar. Bugün Alevi Bektaşi kurumlarının gerçekten hizmet yürütecek dedelerin, babaların, zakirlerin hayatlarını idame ettirebilecekleri bir konum oluşturulmasına ihtiyaç var. Bu Alevi kurumları ve toplumun gönlünden kopan rıza lokmaları ile birlikte yapılmalı.

    Alevi Bektaşi kurumlarının Alevi köylerinde bulunan halkla iletişime geçmesi gerekiyordu, bu boşluğu da AKP doldurdu. Dolayısıyla burada asıl yapmamız gereken mesele her alanı doldurabilmek, boşluk bırakmamak ve her alanda faaliyet yürütmek gerekiyor. Alevi Bektaşi toplumunun aydınlanacağı, kendi yolunu, mekanını öğrenebileceği, gündeme hâkim olabileceği herhangi bir kanal yok. Yalnızca sosyal medya ve YouTube var. Maalesef bunlar yetmiyor.

    Gerçekten gündem çok hızla akıp gidiyor. Burayı engellemek ancak en kötü ihtimalle yazılı belge dokümanlarla olur. Belge ve dokümanları bir kenara bırakalım e-dergiler artık popüler hale geldi. Alevi Bektaşi kurumlarının bu gibi faaliyetlerde girmesi gerekiyor.

    “GENÇLİK ÖRGÜTLENMESİ YAPILMALI”

    Bu alanlarda faaliyet yürütebilecek süreçleri hazırlamamız gerekiyor. Bugünden itibaren Alevi Bektaşi kurumlarında esas yapılması gereken şey gençlik örgütlenmesinin örgütlenmesidir. Mevcut yaşlı yöneticilerle geleceğe güzelleme yapmayla bu faaliyet yürütülmez. Gençliğe kurumlarda yer verilmeli, alan açılmalı, oda verilmeli, yönetimde söz sahibi olmalılar. Göstermelik olarak kurumlarda gençlik kolları değil, aslında o gençliğin bir meclis oluşturması ve o meclisin yönetimde doğrudan söz sahibi olması gerekir. Bu gibi alanlar açılırsa bu faaliyetler yürütülebilir.

    Özellikle köyleri ve herhangi bir kuruma bağlı olmayan diğer Alevi derneklerini bir çatı örgütünün altına toplayan ve Alevi derneklerinin yanı sıra yöre dernekleriyle iletişime geçmeli, gerekiyorsa o çatı örgütünün içerisine alınarak üye yapılmalı diye düşünüyorum.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    19-‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’
    20- ‘Bazı cemevlerinde Sünni-Şii erkan uygulanıyor, buna ses çıkarılması lazım’- VİDEO 
    ‘Alevi örgütleri iyi bir eğitimden geçmeli, neler yapılacağı konusunda bir karar çıkartmalı’-VİDEO

     

     

  • ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    PİRHA- Alevi kurumlarının, ahlaki sorumlulukla asimilasyon politikalarına karşı net bir tutum alması gerektiğini söyleyen Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin, “Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Bu ülkede hukuk işlemiyor. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin‘e sorduk.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ASİMİLASYON DÜZENEĞİDİR”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde planlandı ve 1685 cemevini dolaşarak bir rapor hazırlandı. O dönemde bu raporu hazırlayan Ali Arif Özzeybek isminde Süleyman Soylu’nun danışmanı bu kişi aynı zamanda sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmalığını yapmıştı. Bu isim aynı zamanda kişilik olarak da çok fazla açık olmayan, karanlık biri.

    Alevilerin 30- 40 yıldır süren bir kimlik mücadelesi demokratik hak ve anayasadan, yasalardan kaynaklanan o taleplerin yerine gelmesi için yürüttükleri bir mücadele var.

    Çeşitli zamanlarda çeşitli kampanyalar yaparak, hukuk sürecini işleterek bu hakları her zaman devletten hükümetten talep etmişlerdir. Ama hiçbir hükümet döneminde ne AKP iktidarı döneminde ne de ondan önceki dönemlerde hiçbir zaman Alevilerin taleplerine karşı duyarlı bir bakış açısını maalesef göremedik. Hep hasır altı edildi. Bütün taleplerimiz görmezden gelindi. 2001 yıllarda 1 milyon imza toplayarak zorunlu din derslerine karşı bir imza kampanya yapmıştık. Bir kamyon dolusu klasörü TBMM götürerek aradaki yetkililere teslim etmiştik. Ama hiçbir çalışma olmadı, bu konuda yasal düzenlemeler yapılmadı

    Bunların olması için yasaların değişmesi, yasalarda düzenleme yapılması gerekiyor. Anayasa’da Alevilerin haklarının güvence altına alınması gerekiyor.  Bunların hiçbirisi yerine getirilmeden yapılan bütün düzenlemeler göstermeliktir ve göz boyamaktan ibarettir. Bu anlamda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilerin bir kısmını parayla satın almak için kurulmuş bir asimilasyon düzeneğinden başka bir şey değildir.

    “ÖZKAN, ÜLKÜ OCAKLARINDA YETİŞMİŞ DEVŞİRMEDİR”

    Bu havuç olayı, para olayıdır, kamu olayıdır. İnsanların ihtiyaçları üzerinden maddi, parasal ihtiyaçlarını ve cemevlerinin tamir bakım masraflarını üstlenme şeklinde, aynı şekilde dedelere kadro verilmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Diğer yönden de bunun arkasından çok büyük bir baskı gelecektir. Alevi Bektaşi kamuoyu derneklerimiz, kurumlarımız, vakıflarımız henüz bunun ayrımında değildir.

    Ali Rıza Özdemir ile ilgili dilimin döndüğünce küçük kısa bir bilgi vermek gerekiyor. Ali Rıza Özdemir Erzincan’ın Avcılar Kiştin köyünden bizim ocağımızın da talibi olan bir şahsiyettir. Ancak ülkü ocaklarından yetişmiş ülkücülüğü ile övünen bir kişi Türkçü milliyetçi ve aynı zamanda İslamcı birisidir.

    Türk İslam sentezinin uygulayıcısı olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı görevine getirilmiş çevresine topladığı en yakın çalışma arkadaşları da genellikle Doğu Perinçek görüşünün etrafından dolaşan Türkçü, milliyetçi kişilerden oluşmaktadır ve büyük bir kadro hareketi de Cem Vakfı’ndan devşirip Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na aktarmıştır.

    “KURUMLARIN MALİ YARDIM ALMASI VAHAMETTİR, TEHLİKEDİR!”

    MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ali Rıza Özdemir hayatı boyunca bir gün dahi Alevi derneklerinde bir çalışma yürütmemiş, bütün ömrü hayati ülkü ocaklarında geçmiş olan ırkçı, milliyetçi akımlar içerisinde yer almış olan bir kişi. Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı gibi Aleviliğe, Alevi kurumlarına, Alevilerin kurmuş olduğu cemevlerine hükmetmek üzere aslında görevlendirilmiştir. Şimdi bu durumda birçok Alevi Bektaşi kuruluşu, federasyonlar ve dernek genel merkezleri bu kuruluşu tanımadıklarını ifade ettiler.

    Yalnız şöyle bir tehlike var: Bakın, bu kuruluş devletin elindeki devasa ekonomik imkanları kullanıyor ve devletin elindeki devasa ekonomik ekonomik imkanları kullanarak onlarca kişiyi Kerbela Necef yolculuğuna çıkardı.

    Aslında burada çok önemli bir uyarı da yapmak istiyorum. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi Bektaşi Federasyonu ve ona bağlı bileşenler olan Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Dernekler Federasyonu’na bağlı şubelerin mali yardım aldığı açıklandı.

    Bu çok tehlikeli durumu bize işaret ediyor. Sebebi şudur: Böyle bir açıklama doğru mudur, değil midir bilmiyorum. Eğer böyle bir açıklama doğru ise bunun vahameti ortadadır. Eğer bu açıklanan doğruysa kim ne kadar almıştır?

    “NET DURUŞUMUZ OLMAZSA DEVAMI KÖTÜ GELECEKTİR”

    Bu kurumun hedefinde Türkiye’deki bütün cemevlerini zapturapt altına almak vardır. Türkiye’deki bütün cemevlerinde görevli olan dedeleri aynı şekilde bir kadroya bağlamak aynı zamanda bütün cemlerin  aynı zamanda Hakk’a yürüme erkanlarını nasıl yapılacağına karar vermek, dolayısıyla Alevilerin en yumuşak karnı olan cemler ve erkanları üzerinden Aleviliğin asimilasyonunu tamamlamaktır, yapılan proje budur.

    Şimdi elektrik parası ile başlayan bir olay, bir kurbağa deneyimini bana hatırlatıyor. Alevi Bektaşi kamuoyu soğuk suya konulan bu kurbağa misalidir teşbihte hata olmaz. Sözümü kimse başka bir yere çekmesin.

    Tabiri caizse böyle bir yöntem kullanılıyor. Yani kapıdan giremedikleri yerlere pencereden giriyorlar sizi parayla satın almaya bağlamaya ve sizin içinize bu yolla girmeye çalışıyorlar. Bu nedenle Alevi Bektaşi kamuoyu Alevi Bektaşi kuruluşlarını, vakıflarının ve derneklerini ve Federasyonlarının tamamını buradan uyarıyorum:

    Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı kuruluşların yöneticileri ağır bir vebal altındadır. Bu sorumluk benim için ahlaki ve namus bilinciyle yapılmış bir sorumluluktur. Bu konuda açıkçası çok net bir duruşumuzun olması lazım eğer biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir diye düşünüyorum.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞINDA GÖREV ALMAM TEKLİF EDİLDİ!”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    2001 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından müftülüklere ilahiyatçılara ve kendilerine bağlı kuruluşlara vaiz, hoca, imam görevlilerinin hepsine gizli bir genelge gönderildi. Böylelikle bundan sonra ilahiyat fakültelerinde camilerde hocaların vaazlarında ve din derslerinde o genelgede Aleviliğin Hanefi mezhebinin içinde anlatılmasını talimat olarak bildirdiler. Bütün ışık kaynağı budur. Asimilasyon projesi devlet tarafından Diyanet tarafından geliştirilmiş bir plana, bir programa bağlanmıştır. Bu programlarını gereği bu asimilasyon projesi çerçevesinde şimdi ansiklopedi çalışması bulunmaktadır.

    Abdal Musa törenlerinde dağıtıldığına şahit olup, böylesi bir kitabın dağıtılmasını engelleyen ve bu yüzden gözaltına alınan bir kişiyim. Çok açıkça soyluyorum, bir duruşumuz olmalı. Hayatta sizin bir duruşunuz olduğunda hiç kimse sizi satın alamaz. Satın almak için bana da çok müracaat edildi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığında görev almam için bana da teklif yapıldı.

    Eski MHP Genel Başkan Yardımcısı yani Alparslan Türkeş’in Genel Başkan Yardımcısı olan Namık Kemal Zeybek, bugün en büyük baş danışman olarak hâlâ görev yapmaktadır. Eski ülkücü öğretmen ve genel başkan yardımcısı Musa Serdar Çelebi, İzzettin Doğan’ın yanında danışman olarak görev yapmakta ve TİKA projelerini yürütmektedir. Ayrıca uluslararası alanda asimilasyon projelerinin mimarıdır. Şimdi aynı proje yürütülüyor ve oradan bir grup bu tarafa devşirildi ve bu şekilde Alevi olmayan Türk İslam sentezci aracılığıyla bir yazılı külliyat oluşturmaya çalışıyorlar.

    “ÇEDES’E KARŞI SİVİL İTAATSİZLİĞİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gerici eşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES projesi, Diyanet akademisi, diyanet işlerinin çalışmaları ve bütçesi, Millî Eğitim Bakanlığının müfredatı hepsi bir bütündür. Bu birbirinden ayrılmaz bir hale gelmiştir. Milli Eğitim bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine verilmiştir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar Diyanet işleri Başkanlığı tarafından ÇEDES projesi adı altında yetkin olmayan, liyakati olmayan şeriatçı kadroların emrine tahsis edilmiştir. Çocuklarımızın asimilasyona uğratılması ve çocuklarımızın beyinlerinin yıkanması için en uygun zamanlar 5 ila 12 yaş arasıdır. Ben 46 yıllık eğitimciyim. Çocukların kişilik gelişimi 5 yaşında başlar. 12 13 yaşına kadar oturur. 13-1 4 yaşından sonra o çocuğa ne verirseniz verin artık kişilik büyük bir oranda oturmuş olur.  O nedenle. Milli Eğitim Bakanlığı ÇEDES projesiyle kreşlerden başlayarak çocuklara şeytan taşlamayı öğretiyor.

    ÇEDES projesi de bu büyük resmin içinde sadece bir bölümdür. ÇEDES Projesi Türkiye’de laik, bilimsel, eğitimden şeriatçı bir eğitime geçişin ilk evresi ilk aşamasıdır. Aslında ilk aşaması zorunlu din dersleri ile başlamıştır. İkinci aşaması da ÇEDES’tir.

    Yine Milli Eğitim komisyonunda Diyanet Akademisi diye bir proje geçti. Maalesef Diyanet projesinde sosyal demokrat, sol sosyalist, diğer muhalefet partilerinin hiçbirinin ciddi bir çalışmasının olduğunu görmedik. Aleviler sadece burada en can yakıcı sonuçları yaşayacak toplumsal kesimini oluşturuyor. Alevilerin çocukları bu yolla devşiriliyor. Bu yolla onların kendi kimliklerinden kültürlerinden, inançlarından uzaklaşıyor. Birçok Alevi çocuğunun okulda aldığı eğitimlerden sonra evde anne babalarıyla ilişkilerinde sıkıntılar yaşadıklarını biliyorum. Buradaki sorunun çözümü benim tezime göre sivil itaatsizlikten geçiyor.

    Kurumlarımız sadece basit bir bildiri ile bunu geçirmemeli. Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Binlerce 10 binlerce dava açmak durumundayız ve yargı yolu tükettikten sonra Avrupa insan hakları mahkemesine bunu taşımak, fiili durum yaratmak zorundayız. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Bu insan hakları siz mücadele verdiğinizde zaman bir haktır.

    Bu iktidar yukarıdan aşağıya kafasındaki bütün şeriatçı modelleri mili eğitime kamu kuruluşlarına, devlete her yere uygulamaya çalışıyor. O nedenle çok hızlı bir şekilde toparlanmamız çok hızlı bir şekilde harekete geçmemiz, her türlü demokratik mevziiyi sonuna kadar korumamız gerekiyor.

    “KURAN KURSU CEM VAKFI UYGULAMASIDIR, BİLİNÇLİ OLARAK SEÇİLDİ”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerin cemevlerini kendileri tanımlamayarak buralara konumlamaya çalışıyorlar. Yani formatlarını kendilerini çiziyor, sınırlarını kendileri belirliyor. İçinde kimin neyi, ne kadarını yapacağını kendileri belirliyorlar. O nedenle Alevi kurumlarına bağlı cemevlerinde Kuran kursu açılması çok büyük bir tehlikedir.

    Biz tarih boyunca iktidara, muktedirlere bize karşı uygulanan bütün şeriatçı söylemlere karşı Aleviliğin tarihten gelen kadim bir inanç olduğunu, kendine özgü olduğunu, hiçbir inanca sığmadığını ve sığmayacağını söylüyoruz. Cemevlerimizde üstüne üslük şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan kuran kursları var. Çok ilginçtir. Yani siz cemevini Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir görevliye teslim ediyorsunuz. Kuran kursu 30-35 yıllık bir geleneği olan bir uygulamadır. Cem Vakfı tarafından icat edilmiş, 35 ve 35. ayetlerle çerağ uyandırılması yine bunlar tarafından uydurulmuştur.

    Bu yolu kirletenlerle mücadelem ölünceye kadar devam edecektir. Cem Vakfı da bu yolu kirleten ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile aynı zihniyetin devamı olarak Türk İslam sentezinin sözcüsü ve aynı zamanda Şii İslam misyonerlerinin de beslemesidir.

    Şiilik, gerekse de Sünni İslam’ın Alevilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ikisinin arasındaki fark bir soğan zarı kadardır. Alevilik bunun ikisinden de tamamen uzakta. Bu toplumun vebali de bu toplumun kanaat önderlerinin dedelerinin ve kurumlarının omuzundadır. Bu veballe hareket etmelerini makam, mevki, para için bu yolu peşkeş çekmemeleri gerekiyor.

    “ALEVİ KURUMLARI DEMOKRATİK TAVIR SERGİLEMİYOR”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Cemevlerimizin her türlü eğitimin verildiği eğitim ve kültür mekanlarına dönüşmesi gerekiyor. Siz Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorsanız yaptığımız cemin bir anlamı yok, seyirlik olur o cem. Buradan dedelere ve yöneticilerine sesleniyorum: Sevgili Ali Aksüt’le birlikte burada 2 yıl eğitim çalışması yürüttük ve bugün Antalya’da söz söyleyebilen; toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ağzı laf yapan gençlerimiz o zaman bizim yaptığımız eğitim çalışmalarından yetiştiler. O nedenle iş kişinin aynasıdır lafa bakılmaz prensibiyle gideceğimiz bir süre cemevi var.

    Programlı müfredatlı bir eğitim çalışmaları başlatalım. Zorunlu olarak gelip hizmet vermeye hazırım. Avrupa bu anlamında bizden bu konuda biraz daha ilerde. Bunun 2 tane sebebi var. Avrupa’nın bu demokratik haklarının alınması daha iyi durumda. Avrupa Aleviliğe daha çok hak veriyor. Alevilerin kendilerine özgü bir inanç olarak kabul ediyor. O nedenle özerk bir yapıları var. O anlamda kendi aralarında kurumlaşmaları da örgütlenmeleri de eğitimleri de daha kolay.

    Gençlik niye cemevlerine gelmiyor? Gençliğin cemevlerinde aradığını bulamadığı için gelmediğini hiç düşündük mü? Siz gençliğe eğitim vermezseniz, siz gençliğe felsefe öğretmezseniz, siz gençliğe Alevi tarihini anlamazsanız gelmez. Cemevleri bugün sadece cenazelerin Hakk’a uğurlama erkanlarının yapıldığı, cenazelerin sonunda cenaze yemeklerinin verildiği bir yere dönüşmüş durumdadır. Senede bir veya birkaç kere göstermelik seyirlik cemlerin yapıldığı yerlere dönüştü. Maalesef her ocak kendi talipleriyle cem yapamıyor. Cemevi yöneticilerin seçtiği ya da tayin ettiği dede vasıtasıyla erkana ve süreğe bağlı olmayan veya insanlara başka fikirlere empoze edebiliyor. Bu konuda demokratik bir tavır sergilenmiyor.

    “EĞİTİM KONUSUNDA GÖREV ALMAYA HAZIRIM”

    Bizim yaptığımız cemlerin tamamı seyirlik. Maalesef hep söyledik bizim cemlerimiz Hakk için ola, seyirlik için olmaya derlerdi ama nedense seyir için olsun, seyir için olsun noktasında kalıyoruz. Eğer gerçekten yaptığımız iş Hakk ve hakikat yoluna hizmet edecekse eğri oturup doğru konuşmalıyız. O nedenle ön yargılardan, hırslardan ve diğer bencilce duygulardan kendimizi sıyırıp yüreğimizi yola açmalıyız.

    Eğitim konusunda organizasyon yapmaya hazırım. Yeter ki kurumlarımız kapılarını açsınlar. Bizi çağırsınlar, projelerimizi kendilerine sunalım. Projemizi oluşturmak için de gecemizi gündüzümüze katarak geçmiş dönemlerde olduğu gibi gençlerle cemevlerimizi tekrar buluşturalım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’

     

     

  • ‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

    ‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Attila Taş. Taş, Alevi örgütlerinin 30 yıla yakındır kurumsallaşmasını tamamlayamadığını ifade ederek, “Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar. Cemevlerinde kuran okutulması da bu asimilasyonun çabalarından biri ama sadece tek parça değil erkanın başından sonuna kadar asimilasyon işaretleri var, eylemleri var. Bunların önüne geçmediğiniz sürece bu tür şeylerden şikayet etmenin çok da bir anlamı yok” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Gazeteci Attila Taş, PİRHA için yanıtladı.

    “BU BAŞKANLIK ALEVİLERİN HAYRINA DEĞİLDİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ATTİLA TAŞ: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevilerin en ihtiyacı olan maddi desteği vererek kendi yönüne çekmeye çalışıyor ama Alevilerin maddi değil manevi talepleri ağırlıkta. En önemlisi mesela dile getirdikleri cemevlerinin ibadethane olarak sayılması ve bunun anayasal güvence altına alınması. İkincisi hem manevi hem maddi bir talep olan zorunlu din derslerinden Alevi çocukların muaf tutulup gerçek anlamda seçmeli ders haline getirilmesi. Bunlara benzer aslında Alevilerin manevi taleplerini tanımlayacak bir başkanlık olması yerine insanların yoksulluğunu kullanarak bir rüşvet gibi görünüyor bu. Bu kurum aslında nasıl bir misyonu olduğunu bize bunlarla gösteriyor. Cemevlerine gidip ‘dedenizin parasını verelim, elektriğini ödeyelim’ diyorlar ama sorun bu değil. Bu iş cemevinin binasının devamlılığını sağlayabilir ama Aleviliğin devamlılığını sağlayamaz. Tam tersine Aleviliği sonlandırmak, noktalamak için atılan bir adımdır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLİĞİN İÇERİĞİNE MÜDAHALE EDİYOR”

    Aleviler cemevinin varlığından değil Aleviliğin varlığından yana bir tutum beklemektedirler. Gerçekten örgütlenmiş Alevi kurumlarının bu ilişkilerin dışında daha çok ötekileştirilerek ‘Ali’siz Aleviler bunlar, şuradan fonlanıyorlar’ gibi bir takım karalamalarla aslında Alevi toplumunun içinde olmadığını da gösteren bir kurum aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı. Hem Alevi kurumları arasında bir ikilik yaratarak Aleviliği kendi düzleminden çıkarmak istiyorlar hem de Aleviliğin içeriğine müdahale etme durumları var. Tam anlamıyla Aleviliğin süreğini değiştirme, asimile etme ile yüzyıllarca devam eden devlet aklıyla Aleviliği devletin istediği bir çizgiye getirmek gibi bir izlenim veriyor. Attıkları adımlar da devlet aklının pratikte çok yanlış işlediğini de gösteriyor bize. Bu saatten sonra kör topal ilerler. Bir süre sonra da şu ortaya çıkar: Alevi kurumları aslında bu noktada bu başkanlığı tanımıyorlar ama Kültür Bakanlığı içerisindeki çalışmalara destek veriyorlar bu da ayrı bir sorun. Alevi kurumlarının kendi içerisindeki çelişkiyi öne çıkaran bir durum ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çok sakat doğmuştur ve ilerlemesi bu noktada mümkün değildir. Aslında ilerlemesi de Alevilerin hayrına değildir.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI BAŞTAN SAKAT DOĞDU”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu kurum bir çözüm kurumu olmaktan uzaklaştı. Çünkü siz bir çözüm niyetindeyseniz öncelikli olarak bu sorunu muhataplarıyla çözmelisiniz. Alevi Çalıştayı’nı sorunları çözmek için bir çalıştay olarak değerlendirdiler. Buraya imam çağırdılar, Diyanet’ten çağırdılar, eski Maraş Katliamı sanığı aynı zamanda eski milletvekili Ökkeş Şendiller’i dahi Alevileri katletmiş bir adamı dahi davet ettiler. Gerici sendika başkanları dahi katıldı. Konudan bağımsız tamamen ideolojik yaklaşan, toplumsal yapıyı temsil eden insanları dahil davet ettiler. Aleviler neredeyse hariç. Biz burada aslında devletin sorun çözme mantığını buradan anlıyoruz. Bütün Alevi kurumları o çalıştayda 6-7 maddelik talepleri dile getirdiler. Bunlar içerisinde zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in kaldırılması, laikliğin savunulması, beraberinde Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması, cemevlerinin ibadethane sayılması gibi bütün Alevi kurumlarının ortaklaştığı bir şey var. Devlet ‘bir araya gelin ki biz sizin sorununuza çözüm bulalım’ dedi, bir araya geldiler hiçbir şey olmadı. Bu noktada iktidarın Aleviliğe yaklaşımı rengini belli etti. Kürtler olmadan Kürt sorununu, kadın olmadan kadın sorununu tartışırsanız orada zaten bir çözümsüzlük noktasında ısrar ettiğiniz anlaşılır. Burada da bu olmuştur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevileri muhatap almadan Alevilikle ilgili sorunları çözmeye çalışıyor. Yani Alevilerin içerisinde olmadığı Alevilikle alakalı bir sorunu çözmeye çalışıyor. Baştan sakat doğmuş bir başkanlık bu. Ben bunun açıkçası uzun süre devam edeceğini düşünmüyorum. Bu kurum belki bir süre sonra tasfiye edilir ama iktidarın, devletin bu mantığı yeni kurumlarla, projelerle devam eder diye düşünüyorum.

    “ALEVİ KURUMLARI KENDİ GÜNDEMLERİNE SADIK KALMALILAR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevi kurumları ne yazık ki gündem belirleyemiyor. Devletin attığı adımlara karşı kendileri bir çözüm bulmaya çalışıyorlar. Bu yanlış bir şey yani gündemi belirleyip o gündem etrafında bir kamuoyu oluşturmaktan ziyade AKP’nin attığı adımlara bir itiraz siyaseti güdüyorlar. Bu yanlış bir durum. Ve buna maalesef bir çözüm de bulamıyor Alevi kurumları. İtiraz ediyorlar fakat sonrasında ne olacağının cevabı yok. Şu an Alevi kurumları, gündem oluşturabilecek bir siyaset, bir vizyon, bir sağlıklı proje üretemiyor. Alevi Ansiklopedisini 30 yıllık Alevi kurumları hiç düşünemedi mi? Almanya’da Rıza Akademisi bir Alevi Ansiklopedisi çalışması başlattı. Alevi toplumunun kendi yapması gereken çalışmaları Alevi kurumları yapmadığı için devletin attığı maksadı belli adımları da bu sefer devletin bir noktada elini güçlendiriyor. Alevi kurumlarının da bu noktada vizyon anlamında bir güç olmadığını da maalesef görüyoruz. Alevi kurumlarının eylemlilikte bir devamlılık eksiği var. Eylemlilikleri 365 güne yayamıyorlar ve o eylemliliklerin sonuna kadar gitmeleri lazım. Eylem 3-5 ay sürüyor. Sonra iktidar, başka bir gündem belirliyor. Hemen o gündeme kayıyoruz. O yüzden kendi gündemlerine sadık kalmalılar. Burada da aslında Alevi kurumlarının devletin attığı adımlara göre siyaset ürettiğini, kendi siyasetlerini ortaya çıkaramadıklarını da söylemek mümkün.

    “DEVAMSIZLIK HALİ ALEVİ TOLUMUNUN KURUMLARLA OLAN İLİŞKİSİNİ ZEDELİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bundan birkaç yıl önce Alevi çocuklarını okula göndermeyeceğiz, dedik bir de propaganda yaptık. Şimdi kimse onunla ilgili bir veri açıklamak istemiyor, çünkü buna dair bir veri yok. Kurum temsilcilerinden birkaç kişi göndermediğini açıkladı ama bunu tabana yayamadık. Yaptığımız eylemlerin devamı gelmiyor. Yaptık o sene, 1 yıl sonra çocuklar hiçbir şey olmadan tıpış tıpış okula gitti. Burada özellikle topluma liderlik edenlerin bu işi kendi davaları olarak benimsedikleri bu işi, öncelikle kendileri hayata sokmalılar. Böyle bir şeye tanık olmadık maalesef. Bu devamsızlık Alevi toplumunun kurumlarla olan arasındaki ilişkiyi de biraz zedeliyor. Alevi kurumlarının bu noktada atamadığı o güvence adımlarını karşısında görmeyen toplum da bu noktada bu eylemlere müdahil olamıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Anadolu’da bu kadar büyümesinin tek nedeni gerçek anlamda tabandan bir örgütlenme olmadığıdır.

    “DEVLETİN ISRARLA YAPMADIĞI ŞEYLERİ SİZİN YAPMANIZ GEREKİR”

    Bir federasyon nerede bir cemevi varsa orada örgütlenecek, nerede bir Alevi köyü varsa orada örgütlenmesi gerekiyor ama böyle bir durum yok. Haberlerde hep ‘Alevi köyüne yol, su gitmiyor’ diye duyuyoruz. Şimdi orada bir örgütlenme olsa, Alevi kurumları oraya el atmış olsa böyle bir sorunla karşılaşabilir miyiz? Ses yükseltilir, kamuoyuna yayılır böyle bir şey yok. Sen orada örgütlüysen Türkiye’deki insanları harekete geçirerek sen o köye kendi yolunu, suyunu götürebilirsin. Devlet ısrarla görmek istemiyorsa bile. Örgütlenme böyle olur. Sizin gidip festivale katılmanız bir örgütlenme değil, sorun yaşandığı zaman oradaki sorunlara müdahale edip gelmek bir örgütlenme değil. İnsanların yaşamdaki sıkıntılarına müdahale etmektir örgütlenme. Suyu yoksa su getirmektir, okulu yoksa okulu yapmaktır. Devletin ısrarla yapmadığı şeyleri sizin yapmanız gerekir.

    “ASİMİLASYONLA MÜCADELE İLK OLARAK DEVLETLE DEĞİL CEMEVLERİNDE BAŞLAR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Bu sorun aslında çok da önemli bir sorun değil. Bir zincirin halkası aslında bu. Alevi kurumlarına, cemevlerine bakarsak tek sorun bu değil, bundan daha kötü sorunlar var. Bazı cemevleri, cumada cuma namazı kıldırmaya başlamış, cemevlerinde kadınlar erkekler ayrı oturtulup kadınlara zorla başörtüsü dağıtıyorlar, Arapça’dan geçilmiyor, Ramazan’da neredeyse cemevlerini kapatıp yemek vermiyorlar, ‘Ramazan cemi’ diye bir şey uydurulmuş, bunda tabi hepsinin suçu var. Hakk’a uğurlama erkanlarının da camiden, imamdan farkı yok. Bunlara bakınca gerçekten Alevileri devlet mi asimile ediyor sorusu aklımıza geliyor. Tam tersi Alevileri Alevi kurumları, cemevleri asimile ediyor. Ondan sonra dedeleri sıraya koyabilirsiniz, sonra belki devlet gelir. Yönetim nasıl istiyorsa ben öyle cem yürüteyim diyen dedelerle karşılaştım. Böyle cem yapan dedelerin olduğu bir yerde asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Bu noktada buna müsaade eden Alevi kurumlarının yöneticileri olduğu sürece siz bu asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar. Cemevlerinde kuran okutulması da bu asimilasyonun çabalarından biri ama dediğim gibi sadece tek parça değil erkanın başından sonuna kadar asimilasyon işaretleri var, eylemleri var. Bunların önüne geçmediğiniz sürece bu tür şeylerden şikayet etmenin çok da bir anlamı yok.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ HER KONUDA KENDİNİ GÜNCELLEMELİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi toplumu aslında çok şey bekliyor biraz beklentilerini düşük tutsunlar. Beklenti ne kadar yüksek olursa hayal kırıklığı da o kadar derin oluyor. Alevi kurumlarının ciddi anlamda bir kurumsallaşma sorunu var. Aleviler bir örgüt ama bir kurum değiller. Kurumsal değiller, yani bir yönetim gittiği zaman gelen bir yönetim kaldığı yerden devam edemiyor. 30 yıldır var olan ama bir kurumsallaşmayı tamamlayamamış bir yapı var. Komisyonları olmayan, alt komisyonları, basın komisyonları, hukuk komisyonları, çevre komisyonu, kadın haklarıyla ilgili komisyonu olmayan bir yapı var. Bizler her şeyi biliyoruz bu ülkeyi yönetenlerin 300-500 tane danışmanı var. Ama Alevi kurumlarının bir danışmanı yok. Bu komisyonların gerçek anlamda özgür çalışması lazım. Bu komisyonlar yok Alevi kurumlarında. En önemli şey ‘kalkınma planları’ yok. 1 yıl sonra 5 yıl sonra ne yapmayı planladıklarına dair bir açıklama görmedim. Bizim bir kere örgütleme uygulamamız güncel değil. Bunu güncellememiz lazım. 30-40 yıl önceki pratiklerle siz örgütlenmeye gidemezsiniz. Şu an Alevi kurumları apolitik durumda çünkü kendini güncelleyemiyorlar. Açıklamalarında ‘soracağız, edeceğiz’den öteye geçmeyen içinde bir empati duygusu oluşturmayan, okuyanların ‘ya ne güzel bir açıklama yapmışlar’ diyemediğimiz açıklamalardan yola çıkıyoruz. Toplumun diğer katmanlarında farkındalık oluşturabileceği bir dil oluşturmamız lazım öncelikle. En önemlisi de Alevi kurumlarının yöneticilerinin birer hizmet eri olduklarını unutmamaları lazım. Alevi örgütlülüğü kendini diliyle, tavrıyla her konuda güncellemesi lazım.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

  • ‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

    ‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

    PİRHA – Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Çilem Küçükkeleş. Küçükkeleş, Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacını olduğunu belirterek, “Bunu çözmenin yönteminin de biraz bu yapıların daha demokratikleşmesi, daha gençleşmesi ve daha kadınsallaşmasıyla olabileceğini düşünüyorum” dedi. “Şimdi savunma meselesi bitti,  kurucu bir yapıya ihtiyaç var” diyen Küçükkeleş ekledi: Bu konuda yeniden inşa etmeye kalkışırlarsa Alevi toplumunun bununla baş edeceğini, toplumun kendi önleminin ve kendi öz savunmasının olduğunu biliyoruz.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Gazeteci Çilem Küçükkeleş sorularımızı yanıtladı.

    “BU BAŞKANLIĞA ALEVİ TOPLUMU TARAFINDAN KAYYIM İSMİYLE HİTAP EDİLDİ”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ÇİLEM KÜÇÜKKELEŞ: Biliyorsunuz AKP 2007 yılında Çalıştaylarla Alevilerin sorunlarını çözme konusunda bir iddiada bulundu. Sonuç itibariyle o çalıştaya ilişkin bir rapor yazıldı ve aslında Alevilerin ne kadar parçalı olduğu, kendi içerisinde sol-sosyalist, Kürt hareketine yakın kesimleri tasfiye etmelerini ve bu meselenin bir güvenlik sorunu olduğuna dair bir sonuç çıktı o raporda. O rapor, topluma bakış açısından bir rezaletti. AKP tam da o çalıştaylardan çıkardığı sonuçlarla orada gördüğü Alevi yapılanmasına ilişkin tam da güvenlik dediği nasıl politikalar üretebileceğini kurgulamak için bir çalıştay yapmıştı aslında, toplumun sorunlarını çözmek için değil. O kadar çok görüşme yapıp ondan sonra öyle bir rapor yazmak doğal olarak da toplumu çözüp baskıcı bir şey üzerinde kurmak üzerineymiş. Biz bunu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile anladık. Bu başkanlık tam da o çalıştayda AKP’nin çıkardığı sonuçlar üzerine kuruldu. Elbette AKP hiçbir şeyi toplumsal eylemediği gibi bunu da toplumsal eylemedi. Tam da bu başkanlık Alevi toplumu tarafından kayyım ismiyle hitap edildi çünkü toplumun kendi kendini yönetmesinin önüne geçmek ve bunu bir devlet eliyle yönetmeye kalkışmak tam da toplum dışılıktır ve kayyım hareketidir.

    Kayyım aslında belediyelere atanırken çokça konuşulmuştu ‘bu mesele belediyelerden ibaret kalmaz’ diye. Belediyedeki adı kayyım başka yerde başka bir şeydi ama toplamda hepsi kayyımdı ve kayyımların bugün Türkiye belediyelerinde geldiği yere bakarsak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da başka bir sonuç elde etme ihtimali yok. Bu başkanlıktan ne çıkar? Devlet eli, iktidarı, gücü ve imkanlarıyla Alevilerin kendi imkanlarıyla kurduğu kurumları ele geçirmek, bunun yöntemi de toplumun talep ettiği hak talepleri değil, elektrik, su, çalışan gibi iktidar ve ekonomik güçle bir şekilde bu kurumları denetim altına almaya kalkışmaktır. Doğal olarak da böyle bir başkanlığa karşı koymak da toplamda sadece Alevilerin açısından değil Türkiye demokratik hayatı açısından da çok önemlidir. Alevilerle eyleyen herkes açısından da buna bir söz söylemek gerekir. Çünkü dediğim gibi kayyım politikası her yerde devam ediyor ve bu politikayı reddetmek toplumsallığı kabul etmektir. Bu politikaya dahil olmak, bir toplum yoktur, artık bir devlet vardır ve her şeyle devlete teslim olup tam da bu bildiğimiz kirli, iktidarcı devletin bütün kirliliklerine bulaşmak demektir.

    “CUMHURİYETİ ZORLAMAMIZ VE DEMOKRATİKLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Elektrik faturası ödemek demek, Alevilik vardır demek değildir. Toplumun sorunlarını nasıl çözer kısmında tüm örgütlerimizin iddiası ‘Alevilik vardır, Alevilik haktır’ sloganının gereği yerine getirilsin ki daha sonra var olduğunu kabul ettiği topluma devlet hizmet etmeye çalışsın. Ama hizmet etmeye çalışırken de mutlaka o toplumun örgütlü gücüyle diyalog halinde olsun. Bu örgütlerimiz tam da bu hak mücadelesinin muhatabı olmak üzere, bu hak mücadelesini derleyip toplayıp devleti buraya çekmek üzere varlar. Ve bunca yıllık Alevi hareketinin -en bilineni 30 yıl ama- hem 100 yıllık Cumhuriyet boyunca hem Osmanlı’dan beri varlığını reddetmediği için baskı gören, kendinden vazgeçmediği için baskı gören bir toplumuz ve kendimizden vazgeçtiğimiz andan itibaren mezarlarımız bile kendimizin inkar etmesi anlamına gelir. O yüzden öncelikle devlet şunu anlamalı ne yaparsa yapsın belli ki toplumlar kendinden vazgeçmiyorlar. Türkiye’de bu çok açık bir şekilde görünüyor. Kadınlar kendinden vazgeçmiyor, Kürtler kendinden vazgeçmiyor, Aleviler kendinden vazgeçmiyor bunca kırım, bunca asimilasyon politikalarına rağmen. Doğal olarak da bu toplumun örgütlü gücünü, bu toplumun varlığını kabul etmeden yapılan her şey aslında o toplumun çok büyük bir inkarının da politik bir göstergesidir. Bu yok sayma politikasına karşı Türkiye demokrasisinin gelişebilmesi için gerçekten bu ülkenin demokratik bir ülke olmasını istiyorsak meseleyi sadece Alevilerin yaşadığı sorun, Kürtlerin yaşadığı sorun olmaktan çıkarmak ve farklılıklarıyla bir arada yaşama kültürünü bu Cumhuriyet’e anlatmak gerekiyor. Bu Cumhuriyet’in ilk Anayasası olan 1921 Anayasası kurulurken hepimizin varlığı üzerine, birlikteliğimizin mayası üzerine kuruldu ama öyle bir yere gitti ki hepimizi yok sayan bir hale geldi. Şimdi belki hepimizin yeniden o mayaya dönmek üzere Cumhuriyet’i zorlamamız ve demokratikleştirmemiz gerekiyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN YENİDEN İNŞAYA İHTİYACI VAR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Sadece ÇEDES ve sadece Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kapsamında değerlendiremeyiz bunu. Belli ki örgütsel eksiklerimiz var ki biz bunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Doğal olarak da aslında bu kadar demokratik ol çağrısında bulunduğumuz ve devlete atfettiğimiz belki kendimize atfetmediğimiz meseleyi önce dönüp biz ne kadar demokratiğiz üzerinden bir tartmaya ihtiyaç var. Alevilerin, Alevi örgütlerine sel gibi coşkuyla aktığı dönemlerde biraz Alevi örgütleri bu enerjiyi boşa harcadılar ve yerli yerine oturtmadılar. Ama şimdi bir şeyler yapmak isteyen kurumlarımız var fakat aynı toplumsal ilgiyi görmüyorlar. Çünkü toplum yoruldu. Sonuç almak kısmında, zamanında tepki vermek, gerekirse gövdesini ortaya koymak kısmında Alevi örgütlerinin eksiklikleri oldu. 30 yıllık deneyim var, elbette ki çokça kazanım var ama Aleviler açısından bakarsak eğer birbiriyle ilişkilenme sorunu var. Doğal olarak da önce bunu çözmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunu çözmenin yönteminin de biraz bu yapıların daha demokratikleşmesi, daha gençleşmesi ve daha kadınsallaşmasıyla olabileceğini düşünüyorum. Önce dönüp kendimize bir bakmalıyız zaten. Bu her zaman desturumuzdur. Önce kendini sorgulayan tarza ihtiyaç var. Ve ben Alevi örgütlenmesinin yeniden bir inşaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede çok şey değişiyor, biz aynı kalamayız. Bu ülkede bir OHAL süreci yaşandı ve bu konuda da Alevi örgütlerinin çeşitli yıpranmaları oldu. Birçok sivil toplum kuruluşu ciddi zedelendi ve AKP en çok buraları dağıtmak istedi. Tam da bunun farkındalığıyla ‘biz ne yapabiliriz?’ Sorusunu sormaya ihtiyaç var. ‘Bir şey çıksın reddedelim’ çok gelişiyor. Ama bizde bir üretim sorunu var. Ne istiyoruz’u daha açık ifade etmemiz gerekiyor yani Alevi çalıştaylarındaki taleplerimizle duramayız artık. Ve istediğimiz şeyin mutlaka toplumsal bağını kurmaya ihtiyaç var. Sadece biz Alevilerin hakkını verse bu ülke asla demokratik olmaz. Çünkü vermeyi hak bilen almayı da hak bilir, doğal olarak da bunu örgütlemeye ihtiyaç var. Ve bu örgütleme süreci aslında en zor olan işlerden biridir.

    “DERNEKLER YASASINDAN ARTIK KESİNLİKLE ÇIKMAK GEREKİYOR”

    İddia etmek kolaydır, devrim yapmak zordur. Ama devrimi inşa etmek devrim yapmaktan daha da büyük bir zorluk taşır. Dolayısıyla ben yeniden bir inşaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunu kurumlara çekecek, güvenilir yani kendine, Alevilere benzeyen bir yönetim tarzı, dernekler yasasından artık kesinlikle çıkmak gerekir. O kanunsal bir şey ama bizim bir uygulama pratiğimiz mutlaka olmalıdır ve doğal olarak da Alevi örgütlerindeki demokratikleşme, değişim, gençleşme, kadınlaşma meselesi başlarsa ben Alevi toplumunun buraya ilgi duyacağına çok inanıyorum. Çünkü bu kimlik hala çok canlı ve çok diri yaşıyor. Bu kimlik hala bu ülkede çok kez ötekileştirmeyle karşı karşıya kalıyor ki ve son 10 yıldır artık memur bile olamıyor. Doğal olarak da buna ilişkin mutlaka Alevi örgütlerine kurucu bir görev düşüyor. AKP şimdiye kadar sivil toplum kuruluşlarını hep savunmada tuttu. Alevi hareketi de savunmadaydı. Şimdi savunma meselesi bitti, kurucu bir yapıya ihtiyaç var. Bu konuda yeniden inşa etmeye kalkışırlarsa Alevi toplumunun bununla baş edeceğini, buna yönelik toplumun kendi önleminin olduğunu, kendi öz savunmasının olduğunu biliyoruz. Bunun örgütlü güçle buluşması konusunda eksikliklerinin olduğunu düşünüyorum. Benim annem babam hiçbir Alevi kurumu olmasa da Aleviliği konusunda direnmeye devam eder. Ama tam da o direneni kurumla buluşturduğumuz andan itibaren örgütlü gücümüz artar ve bize rağmen gelişemez bazı şeyler. Şimdi muhtemelen hükümet ‘kaç kişi üye ki’ diye düşünüyor. Tıpkı eskiden olduğu gibi bin yılın türküsü denilince binlerin aktığı bir topluma dönüşürse sadece AKP açısından değil Türkiye muhalefeti açısından da çok daha sözü etkili bir güce dönüşür ki o söz etkili bir yere dönüşmediği sürece söylemek de çok anlamlı olmayabiliyor.

    “BU ANSİKLOPEDİ ASLA ÇIKMAMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Bunun kesinlikle önünde durmak gerekiyor. Bu ansiklopedi asla çıkmamalı. Bununla mücadele ederken mutlaka bir yazım eksikliği varsa bunu da Aleviler tamamlamalı ve bildiğim kadarıyla DAKME’de (Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi) Rıza Şehri bir Alevi ansiklopedisi çalışması yapıyor. Bu çalışmayı ben çok önemsiyorum içinde akademisyenler var, içinde düşünürler var, bu konuda yazan çizenler var ve bir şekliyle oradan başlaması kıymetli. Çünkü oradaki olanaklar bazen Türkiye’de çok gelişemeyebiliyor. Toplumun dayanışmasıyla devletin reddettiği her şeyi aşabilip kendi bilgisini üretebileceğini gösterdiği Madımak Hafıza Müzesi gibi ansiklopedi de benzer bir şekilde örgütlenmeli ve asla onlar tarihe kayıt düşmeden biz Aleviler tarihe kayıt düşmeliyiz. Bunu bir grup akademisyen bile bir araya gelip çok rahatlıkla yapabilir ve o ansiklopediden önce daha genel herkesin açıp bakıp faydalanabileceği, daha derli toplu, dijital olabilir bu baskılı da olmayabilir, çok dilli olabilir asgari bilgi edinebileceği bir şeyi kesinlikle biz oluşturmalıyız. Belki bunun için örgütleri beklemek değil bir bütün akademideki Alevilerin de sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

    “CEMEVLERİNİN TOPLUMSALLAŞMASI GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Her şeyi çözebilecek bir potansiyeli beklemenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Kurumların da gücü bir yere kadar. Bu kurumları toplum güçlü sahiplenirse içinde avukatı da öğretmeni de doktoru da olur. Bir araya geldiklerinde birbirinin sorunlarını da çözerler. Biz cemevlerinde sadece cenazelerde bir araya gelip ve sadece lokma verdiğimizde yemeğimizi yiyip evimize gittiğimizde işte orası sosyalleşebildiğimiz bir yere dönüşemiyor. Oysaki Alevilik çok sosyal bir inançtır. Birbirinin derdini çözmek üzere vardır, musahiplik bu yüzden vardır. Bu kısmı olmayınca o zaman cemevleri hepsini yapsın diyoruz ve hepsini de cemevlerinin yapma imkanı maalesef yok. Bizim toplum olarak kentleşmeden kaynaklı, kentlerin yoruculuğundan kaynaklı bir araya gelme sorunlarımız var ki, kent bizi öyle bir hale getiriyor ki misafirlerimizi evimizde ağırlamak yerine dışarıda yemeğe gidip daha kısıtlı ve daha zorlayıcı olmayan işler yapmaya çalışıyoruz. Şimdi bu kadar kentleşince sosyalliğimiz de ciddi oranda azalıyor. Ve yorgun topluluklara dönüşüyoruz. Bu mekanlar biraz daha toplumsallaşırsa mesela cemevinde avukat tanırız, bir ev işçisi kadını tanırız. Ve toplumsal olarak birbirimizin sorununu çözebiliriz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

  • ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü kimliğiyle bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesinin Alevi katliamlarını yapanların devamlılığı açısından gözdağı olduğunu belirten Şahin, “Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir” dedi.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin sorularımızı yanıtladı.

    TÜRK- İSLAMLAŞTIRMA VE TOPLUMSAL HAFIZANIN YOK EDİLMESİ

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok Cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala Cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SERPİL DENİZ ŞAHİN: AKP Hükümeti Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurma amacını iki başlıkta ele almak istiyorum.

    Birincisi kesintisiz olarak devam eden Anadolu’nun Türkleştirme ve İslamlaştırma projesinin bir sonuç olarak, diğeri de de toplumsal hafızamızı yok etmek için yeni bir tarih yazımına girişmek ve böylelikle toplumsal bilincimizi engellemek amaçlı. Demokratik Alevi örgütlenmesini yok sayıp, ‘kendi Alevisini’ yaratarak, onları muhatap alma girişiminin altında, bizleri örgütsüz, ışıksız ve çıkışsız bırakmak yatmaktadır.

    Tarih boyu görüyoruz ki bilinçlenmemizi engellemek için Devlet katliam, kıyımla yetinmemiş, eğitim, hukuk gibi tüm kurumlarıyla baskı ve sindirmeyi denemiş, yetmedi bu hamlesiyle asimilasyon hızından ve iştahından vazgeçmediğini kanıtlamıştır.

    Aslında görmemiz gereken; Türkiye de ideolojik ve siyasi olarak Anadolu’nun İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesi projesinin Selçukludan Osmanlı’ya oradan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar sistematik olarak, her dönemde kesintisiz devam ettiği gerçeğidir. Sanki bu Cumhuriyet döneminde kesintiye uğramış gibi algılandığından atılan adımlar ve sonuçları tam değerlendirilemiyor diye düşünüyorum. Osmanlı’da padişahı öven tarih yazıcıları, Cumhuriyette de yeni ideolojiyi pekiştirme görevi yaptılar. Burada toplumsal olayları sınıf mücadelesi çerçevesinden bakamamamın sancısını çekiyoruz. Bu döneme ışık tutması gereken Aydınlar; halklar ve ezilenlerin yarattığı kültürü, kültürleşmeyi incelemek ve kayda geçirmek yerine, onların sırtına kambur olan devletlerin resmi ideolojisi lehine refleksler verdiler. Sol-Sosyalist birkaç aydın tüm acılara rağmen sözünü sakınmamıştır. Bu da siyasi bir körleşmeyi beraberinde getirdiğinden, toplum hafızamız ya hiç oluşmuyor ya da derin yaralar alıyor.

    “AKP-MHP ASİMİLASYON VE KATLİAM BAYRAĞINI TARİHSEL DEVAMLILIKLA SÜRDÜRÜYOR”

    Şimdi nefes alamadığımız, en demokratik haklarımızın budandığı bu duruma adım adım gelindi. Bu sebeple diyebiliriz ki Alevi kimliği dahil birçok kültür ve kimliğe karşı bilinçli bir körlük, sağırlık söz konusu. Türkiye siyasi tarihinde Alevilerle birlikte sol sosyalistlerin ürettikleri her şeyden korkanlar, siyasi darbeler ve acılarla halkı sindirmeyi hep denediler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’ye ‘OHAL devleti’ ya da ‘darbeler cumhuriyeti’ diyebiliriz. Kuruluş paradigmasında farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine hep peşinen potansiyel suçlu ilan etmiş ve yok etmeye çalışmıştır. Kah Ermeniler, kah gayri müslümler, kah Aleviler, kah Kürtler hedef seçildi. En son Hakkâri’ye kayyım atamalarında  görüyoruz ki Kürtleri susturmak için apartheid (ırksal üstünlük) yöntemleriyle adeta toplama kampı zihniyeti ile yönetmek istemekteler. En son 1980’de ABD patentli, uluslararası sermaye ve egemenlerinin yeşil kuşak projesinin 12 Eylül mahsulü siyasal İslamcıların önündeki tüm engeller tıraşlanarak, Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalist tüm yapıların, emekçilerin üzerinde sopa gibi dikta bir rejime dönüştürüldü. Öyle ki Egemenler çıkarları için kan ve gözyaşıyla dizayn ettikleri yeni düzende; kıyım ve katliam, işkence, baskı, sindirme yaşayanların gözünün içine baka baka gerçekleri ters düz ederek mağduriyet edebiyatı üretebildiler. Bu iklimden nemalanan siyasal İslamcıların eliyle özgürlük ve demokrasi getireceği iddiası bazı aydınlarda destek buldu. Böylelikle tek adam rejimi giderek daha da güçlendirildi. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra İslami faşist yapıya bürünen AKP-MHP bloku saray rejimini inşa ederek, tüm muhalif yapıları sindirme, baskılama, ortadan kaldırma aşamasına geldi.

    Asimilasyon, katliam, kıyım bayrağını tarihsel devamlılıkla sürdüren AKP- MHP bloku kendi kodlarında bulunan gerici, ırkçı, tekçi, emek düşmanı politikaları Aleviler üzerinde kullanarak, onları Türk İslam sentezi içinde eritmeyi, tarih sahnesinde onu farklı kodlayarak özgürlükçü, eşit paylaşımcı, demokratik, laik yapısını budamak istiyor iştahla. Böylelikle farklı ırk, kültür ve inançlarını insanlığın ortak mirası olarak gören, damlaların derya olduğu ,zalimin karşısında boyun eğmeden özgürce bir arada yaşamın tohumlarının atıp, aşure gibi herkesin kendi tadında kendi renginde bir arada kardeşçe, barış  içinde bir yaşama umudunu da yok etmek için sahnedeler.

    “ALEVİLERİ, DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ YARATMAK ADINA HEDEFLERİNE KOYDULAR”

    Osmanlı’da oyun çok derler ya şimdi ‘Alevi’ kelimesine bile tahammül edemeyen bu zihniyete karşı dişimizle, tırnağımızla, zorlu bir mücadelelerle oluşturduğumuz demokratik Alevi hareketini yok saymaya, dedelerimizin, analarımızın, pirlerimizin zora direnerek bugünlere getirdiği kadim inancımızın içini boşaltmaya çalışıyorlar. Biz tarihsel olarak onları çok iyi biliyoruz. Onlar da tarihten bizleri çok iyi tanıyorlar. Osmanlı ve Cumhuriyet’in egemenleri bu düzenini sürdürebilmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördükleri biz Alevileri; dikensiz gül bahçesi yaratmak adına toplum mühendisliği planlarının hedefine koydular ve hep gizli bir ajandaları oldu. Osmanlı ve Cumhuriyet egemenleri milyonların canını aldı, yetmedi onları ışıksız, örgütsüz ve çıkışsız bırakmak için de bu yapay örgütlenmeleri, paralel yapıları kurmayı hep denediler. Artık sağır sultanın duyduğu taleplerimizi duymayanlar sadece cemevlerinin ihtiyaçlarını gidermek için anladıkları tek dil olan betonlaştırmayla, devletin kaynaklarını kullanarak onları satın almaya çalışıyor. Bu girişimler samimi olmadığı gibi art niyetlidir. Alevilerin içine Truva atı sokma girişimidir. Bizlerin’’ Eşit Yurttaşlık’’ gibi haklı taleplerimizi görmezden gelenler, bir lütuf gibi ‘cemevlerinin ihtiyaçlarını gideriyoruz’ yalanlarıyla her türlü manipülasyonu denemekten geri kalmıyorlar.

    “ALEVİ KİMLİK MÜCADELESİ HEDEF ALINIYOR”

    Milyonlarca Alevinin onurunu kırmak amaçlı tepeden bakarak ‘Alevileri siz temsil etmiyorsunuz’ şeklinde üstenci, saldırgan, alevifobik, ötekileştirici nefret dilini kullanarak bu örgütlenmeleri Alevi tabanından koparmaya, marjinalleştirmeye, hatta şeytanlaştırmaya çalışıyor. Cemevlerine cümbüş evi diyen zihniyet, örgütlülük karşısında geri adım atıp, değiştiremediğini dönüştürüp, kendine bağlayarak ‘devletin Alevi’si ’yaratma çalışmalarında epey yol kat ettiğini artık görmemiz lazım. Cemevlerini Kültür Bakanlığına bağlama cüreti enerjimizi yanlış adreslerde harcamaya, bölüp, parçalamaya, her zaman ki gibi sorunu çözüyor gibi yapıp, örgütlenmeyi baltalamaya ve Alevi kimlik mücadelesinin içini boşaltmayı açıkça hedeflemektedir.

    “ALEVİLER EGEMENLERİN YÜZÜNE TÜKÜRME CESARETİNİ GÖSTERDİLER”

    Toplumsal hafıza ve toplumsal bilinç arasında kopmaz bir bağ olduğunu bildiklerinden tarihi yeniden yazarak neyin hatırlanıp neyin kayda geçeceğini belirlemek istiyorlar. İşte yeniden tarih yazımıyla karartma çabasının altında Alevilerin ayak izlerini silinmesi çabası yatar. Çünkü tarih sahnesinde onun ürettiği değerlerden ölesiye korkuyorlar. Dağınık parçalı da olsa milyonları bulan Alevi toplumunun asimilasyon cenderesinden çıkarak örgütlenmesi, kendi sözünü ve siyasetini üretmesi demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik, emek düşmanı olan egemenlerin ve onların taşeronluğunu yapan AKP-MHP’nin korkulu rüyasıdır. İzlediğim bir filimde ABD’de köleliğin olduğu bir dönemde sürekli kaçan bir köleyi sahipleri yakalayıp halkın önünde aşağılayıp kaçmasın diye döverler. Köle de efendisinin yüzüne tükürür ve anında öldürülür. Bunun üzerine arkadaşları öleceğini bile bile neden böyle yaptı diye mırıldanırken biri şöyle haykırır: Arkadaki küçük çocuğu göstererek, ‘o efendisinin yüzüne tükürülebileceğini göstererek gelecek kuşaklara cesaret tohumu ekti’ der. İşte Aleviler de tarih boyunca kendi gibi ezilip yok sayılanlarla birlikte tarihte egemenlerin yüzüne tükürme cesareti gösterdiler. İşte katlimize sebep suçumuz!

    (Neşet Ertaş pirimizden değiştirip alıntılayarak) Aleviler madımak gibidir. Üzerinde tepinip yok sayarsın tam kurudu derken bir yağmur görmeye görsün. Tekrar başlarını kaldırıp filizlenir güçlenirler. Bu korku, ülkeye barış demokrasi özgürlük fikirlerinin filizlenme korkusudur.

    “ALEVİLER ANCAK TÜRKLÜK VE İSLAM ÇERÇEVESİNDE KABUL EDİLEBİLİR KILINDI”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Aslında tarih bugün yaşadığımız olaylar dizisi hakkındadır. Bizim nasıl biz olduğumuzun öyküsüdür aslında. Onu anlamak içinde yaşadığımız dünyayı da değiştirmenin anahtarıdır. Totaliter tüm yapılar ‘geçmişi kontrol eden geleceğide kontrol eder’ demişlerdir. Binlerce yıl önce Çin imparatoru bugünü eleştirmek için geçmişi kullananları öldürmüştü. Astekler Meksika vadisini fethedince tüm her şeyi yakıp yıktılar. İspanyollar da tüm asteklerin belgelerini yok ettiler. İskenderiye kütüphanesi yakıldı, Naziler ilk kitaplardan başladılar yakmaya, 12 Eylül de insanlar, kitaplar, geleceğe ait tüm umutlar yakılıp, yıkıldı, yok edildi.

    Tarihi iyi okumayanlar tekrar tekrar bu acıları yaşamak zorunda kalacağı gerçeğinden hareketle bu alanları boş bırakmamamız gerekir. Bu           çalışmaların amacı Aleviliğin muhalif, özgürlükçü eşitlikçi, paylaşımcı yönünü budayıp, adeta folklorik bir hale dönüştürmektir.

    Bizleri sanki hep devlet hiyerarşisiyle yaşamışız gibi inandırmak istiyorlar. Oysa insanlık tarihi yıllarca devlete ihtiyaç olmadan yaşadı, rızalık toplumları yarattı. Bu sistemin en büyük başarısı tüm insanları alternatifsiz olduğuna inandırarak, çıkışsız ve ışıksız bırakmaktır. Böylelikle egemenler, büyük bir  değişim ve dönüşüm aktörlerinden olan Alevileri sanki tarihte hiç yaşamamış gibi yaparak, onların ortak yaşam ve kominal paylaşımlarını da yok sayarak, aktarılmasını engelleyerek, çarpıtarak karartmalar yapıyorlar. 1920’lerde Fuat Köprülü tarafından oluşturulan Orta Asyacı paradigma etrafında kurgulanıp şekillendirilen Türkçü, Turancı tarih yazımını güncelleyip 1980’lerde tekrar popüler hale getirip Kürt hareketini karşı sisteme yedeklemeyi denediler. Yani  açıkça milliyetçiliği inşa etmek adına tarihin yeniden yazımı söz konusudur. Böylelikle Alevi Bektaşi Kızılbaşlar olarak bizler bir yandan eksik İslamları giderilip eğitilecek, siyaseten de zararsızlaştırılıp, yola getirilmesi gerekenler olarak kodlandık. Aleviler ancak İslam ve Türklük çerçevesinde kabul edilebilir kılındı.

    “MHP’Lİ ALİRIZA ÖZDEMİR, ÇORUM VE MARAŞ’TAKİ KATLİAMININ DEVAMLILIĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLE SEÇİLMİŞTİR”

    Aslanlar kendi tarihini yazmadıkça avcılar hep kahraman olarak yazılacaktır’ gerçeğinden hareketle bizlerin unutmaması gereken tarihteki bu karartma, Alevileri yok sayarak yapılan tarih yazıcılığı bizim belleğimizi yok edip zehirlemekte, sahici bir Alevi tarihi yazımını da engellendiğinden bu da at izini it izine karıştırmaktadır. Belleği olmayan Alevi toplumunun kimlik mücadelesi de mitolojide Penelope’nin dokuması gibi her gün örülse de sökülüp duracaktır. Oysa toplumsal hafızamız Simurg misali küllerimizden yeniden yaratılıp, kendi özgür gökyüzümüzde uçma cesaretini gösteren kanatlarımızdır. İşte tüm çalışmalar onu budama telaşıdır.

    Selçukludan Osmanlı’ya yakıp yıkan, katleden, sürgüne gönderenler yetmedi inanç merkezlerine el koyanlar, yazılı birçok kaynağı yok edenler, 38 Dersim Tertelesi’nde tarihte görülmemiş acılara imza atanlar, Ortaca’da, Çorum’da Maraş’ta ortaçağı yaşatanlar, Sivas’ta yakanlar, Gazi’de, Gezi’de öldürenler, şimdi de bizleri tek merkezden istedikleri kalıba sokma hevesindeler. Bir Ali Cengiz Oyunu olan bu girişiminin MHP kökenli biri tarafından yönetilmesi Alevilere yönelik Çorum’da Maraş’ta katliam yapanların devamlılığı açısından korkutmak ve sindirmek, gözdağı vermek amaçlıdır ve bilinçli seçilmiştir. Ve her cemevinin yanına bir de mescit yapılacağını söylemesi, açıkça bizlerin talepleriyle alay etmektir. Bizleri milliyetçi, ırkçı ögelerle İslam’ın içine alınmakta ısrar edenlere cevabımız, Alevi öğretisinin ırkların değil kırkların yolu olduğudur.

    “ÖZGÜVENLİ BİR SİYASET HATTI VE MÜCADELE EDEREK MUHATAPLIK GÜCÜ KAZANABİLİRİZ”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Sadece iktidar karşıtlığı kimseyi düzen sınırlarının dışına çıkarmaz. Alevi siyaseti, en başta amaç ve vizyonuyla ama aynı zamanda örgütlenmesi ve eylemiyle kendisini kurulu düzenin dışında tanımlamalı.

    Bizim özgüvenli bir siyasi hat örmemiz, kapitalizmin tüm kültürleri yağmalama ve yabancılaşmasına alternatif üretmemize bağlıdır. Alevi kurumları olarak bizler bu topyekûn devasa saldırılara karşı sadece basın açıklaması kınama ve salon toplantıları yaparak alan açamayız. Sorunlarımıza bilinçli bir körlük ve sağırlık içindeki devlete ‘bizi muhatap al ‘yakarışı yerine özgüvenli bir siyasi hattı örerek, mücadele ederek muhataplık gücünü kazanabiliriz.

    “BİZLER YANİ ALEVİ ÖRGÜTLERİ ÇUVALDIZI KENDİNE BATIRMALI”

    Çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batıralım. Geminin su aldığını görmekle başlayalım. Örgütlerdeki bu tıkanıklıkları aşmanın yolunu bulmak, bulunduğunuz her toplumsal alanı, sokağı nasıl Alevi’ce yaşayacağımız, kendi felsefe ve yolumuza uygun nasıl davranacağımız, hayatı nasıl yaşayıp, şekillendireceğimiz, birbirleriyle nasıl ilişkilendiğimizi, mücadeleyi, örgütlenmeyi eylemleri hangi değer ve ilkelere göre yürüteceğimizle çok yakından ilgilidir. Alevilerin ibadethanesi dört duvar arası hiç olmamıştır. Alevilerin cem erkanları sosyal dayanışmadır, eğitimdir, felsefedir, arınmadır. Bunun için samimiyetle özveriyle bu yola turap olma mütevazılığı ile yönümüzü  geçmişimize çevireceğiz. Kendi özgürleşmemizin birebir başkasının özgürleşmesine bağlı olduğu bilerek, diğer demokratik güçlerle dayanışma içinde birlikte mücadele etmemiz tarihi sorumluluğumuzdur. Bunu yaparken kendi dilimizi kurmalıyız. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini ifade ve yaşattığı bir dil varken, onun yerine Sünni inancın dilini kullandığımızda, onun penceresinden baktığımızda kendimizi sınırladığımızı görmeliyiz.  Savunmacı ve açıklayıcı dil kullanmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Bizler inancımızın farklı inanç ve ritüelleri olduğunu özgüvenle ve cesaretle savunabilmeliyiz.

    Yol ulularımız bunu, ‘Bu yol demirden leblebi ateşten gömlektir ayağını seven gelmesin’ diye ne güzel demişler. Özgüvenli bir siyasetin ilk adımı olarak, bütünü kaçıran, enerjimizi boşa  harcayarak bizleri kutuplaştıran  köken tartışmalarını bir kenara bırakmamız gerekir. Onun yerine enerjimizi  Balkanlar’dan Asya’ya Anadolu’dan, Afrika’ya kadar devlet baskısına rağmen aynı felsefe ve  ritüellerle nasıl hayat bulduğuna odaklayabiliriz.

    Aleviliğin kendini nasıl var ettiğine, ocak sistemi dâhil hangi sistemleri kullandığını, birliğini dirliğini, felsefesini, toplumsallığını nasıl sağladığına, yaşadığı bölgelerde nasıl bir değişime ve dönüşüme sebep olduğunu araştırmalıyız. Telli kuran diyerek zakirlerimizin cemlerimizde söylediği deyişlerin, sözlerin bu geniş coğrafyada nasıl hiç değişmeden hep bir ağızdan söylendiği, kimler tarafından bu kültürün taşıyıcılığının yapıldığı, altındaki felsefesi, verdiği mesajlarını bir an önce öğrenme gayreti içinde olmalıyız. Özgürlük mücadelesinin ‘hiç bitmeyen bir mücadele olduğunu bilerek, sürekli ve birleşik bir mücadele ağı örmeye çalışmalıyız.

    Örgütlü bir toplumu hiçbir kuvvetin yenemeyeceği bilinciyle ister İslam içine alınmaya çalışılsın, ister ansiklopediler hazırlansınlar. Gezi’deki gibi, depremdeki gibi devletin dışında farklı dayanışma hatları örmeyi başardığımızda ve süreklilik sağladığımızda özgüvenli bir örgütlenmeyi başardığımızda tüm bu saldırılar püskürtülecektir.

    “AKP, DEMOKRATİK DEĞERLERE SALDIRARAK, KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ İLE ÜLKEYİ YÖNETİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bugün bizler tarikat-mafya-sermaye-iktidar ilişkilerinin hâkim olduğu, demokratik hak ve özgürlüklerin, laik kazanımların, barış içinde bir arada yaşama umudunun yok edilerek, ülkenin taşının, toprağının yağmalandığı, türlü hak ihlallerine maruz bırakıldı bir ülke manzarasıyla yüz yüzeyiz.
    AKP kindar ve dindar nesil yetiştirme projesi ile 22 yıldır tüm demokratik değerlere saldırarak, rıza üretmek için insanları kutuplaştırıp gerilim siyasetiyle ülkeyi yönetmeyi başardı. Bu sebeple tek adam rejimini korumak için önündeki en büyük engel gördüğü eğitime el atarak dindar ve kindar ve itaatkâr bir gençlik yaratmak için tüm gücüyle çalışmakta.

    22 yıllık iktidarlarında en çok eğitim sisteminde değişiklik yapıldı. 4+4+4 eğitim sistemi, ÇEDES ile tarikat ve cemaatlere protokollerin imzalayarak hem sermayeyi oraya akıttı hem de çocukları tarikatların kucağına bıraktı. Eğitim sisteminde muhafazakarlık ve dinselleştirme adına her çalışmayı yaptı yapıyor. Kuran kursları, Okullara mescit, Ana okullarına kadar inen bir karanlık ile karşı karşıyayız. Çocukların bir öğün yemeği bile kaldırılırken, itibardan tasarruf olmaz deniyor ve Dev bütçeler ayırdığı diyanetiyle bu toplumu itaatkâr şükürcü yapmak için her fırsatı değerlendiriliyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını için AİHM’de kazanımımızı boşa çıkarmak için okullara Kuranı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı, İslam bilim tarihi, İslam kültür ve medeniyet tarihi, temel dini bilimler gibi dersler ilave edildi. Tüm okullar imam hatipleştirilmeye çalışılıyor. Akıllarında eğitimin tüm kurumlarını medreseleştirme girişimi var. Bir yandan da MESEM gibi uygulamalarla çıraklık adı altında çocuklar sermayenin sömürüsüne sunuluyor.

    “IRKÇI, ASİMİLASYONCU EĞİTİME DEĞİL, FARKLILIKLARI ZENGİN GÖREN DEMOKRATİK EĞİTİME İHTİYACIMIZ VAR”

    Bilimden, demokrasi, insan hakları ve laiklikten uzak milli ve manevi değerler altında eğitim dinci gerici kuşatması söz konusu. Âdeta muz cumhuriyetini de aratarak Anayasanın birçok maddesini rafa kaldırıp, 42. maddesi olan çağdaş eğitim hakkının açıkça ihlal etmekte. Bu model minik çocuklara ölü yıkamayı, cin çarpmayı öğreterek, onların soyut şeyleri algılama yaşı görmezden gelerek tamiri zor yaralar açmakta. Laik bilimsel demokratik ve Anadilde eğitim amaçlanacağına piyasacı gerici dinci ve çocukların pedagojik gelişimini ters düz edecek uygulamalar açıkça cinayettir. Biz Aleviler açısından eğitim hep sorunlu olmuştur. Ciddi bir eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Bizim ihtiyacımız olan ırkçı, bireyci, piyasacı asimilasyoncu bir eğitim değil, değil farklılıkları zenginlik olduğu, pozitif değerlere sahip çıkan bir eğitim sistemidir.

    “AKP İKTİDARI, GELECEĞE DAİR UMUTLARIN DA HIRSIZI”

    Müfredat eğitimin anayasasıdır. Demokratik, modern, çağdaş bir yaşamı kucaklayan, savaşın değil barışçıl bir dünyayı kurmak için gençlerin fırsat eşitliğinin olduğu, kamucu demokratik, laik, bilimsel bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu da ancak eğitimcilerle, sendikaların, bilim insanlarının, veli derneklerinin, pedagogların fikri alınarak ortak yapılacak uzun soluklu çalışmalarla başarılabilir. AKP iktidarı sadece biz Alevilerin değil tüm gençlerin çocukların eğitim hakkını çaldığı gibi, geleceğe dair umutların da hırsızıdır. Bu alanda uzun soluklu hak alıcı birleşik bir mücadele hattı örülmeli. Velileri sürekli bilgilendirerek eğitim hakkımız için mücadele hattı örmeyi başarmalıyız. Ekmek kadar su kadar ihtiyacımız olan demokrasi, özgürlük ve laiklik sadece Alevilerin sorunu değildir. Kurtuluşumuz ortak mücadele ile atılan adımların hayat bulmasındadır.

    “RADİKAL KARARLAR SAYISAL KOPUŞLAR YAŞATSA DA KARANLIĞI AYDINLATIR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    2007 yılında AİHM tarafından karara bağlanan zorunlu din derslerinin kaldırılması kararına rağmen geçen 14 yıl içinde tam tersi ders sayısı artırıldı. Bu koyu karanlığı yaymak için pilavdaki beyaz taşları, içimizdeki Hızır paşaları kullanmaktan geri durmadılar. Kartal Cemevi de buna kuran kursu vererek hizmet etmekte.

    Alevilik bir kişinin ya da sınıfın kurduğu bir tarikat, mezhep veya cemaat değil bugüne kadar dara çekilmiş, derisi yüzülmüş, kuyulara atılmış bazılarının adını sanını bile bilmediğimiz Yol erenlerinin sürdüğü ilimin rehberliği ve sevginin ışığı ile gidilen bir Yoldur. Kendine imtiyazlı haklar kazanmaya çalışan kurumların, kişilerin, cesaretle bu yapılardan arındırılması gerekir. Bir yerlerle Alevilik adına pazarlıklar yapanlar, oluşturulacak bir divanda dara çekilerek, asimilasyona hizmet eden kişilere ve kuruluşlara Yolumuzun hukuk kuralları içinde en ağır şekilde gerekli olan ceza verilmeli. Bunların topluma açık bir şekilde müşkül oldukları anlatılmalı, kurumsal bağlar koparılmalı. Orada hizmet yürüten asimilasyoncular seminerlerde, cemlerde, muhabbetlerde teşhir edilmeli. Bunları yapmaz isek bu kirliliği durduramayız. Radikal kararlar sayısal kopuşlar yaşatsa da karanlıkları aydınlatır.

    “TALİPLERİ YOL İLE BULUŞTURABİLMEK GÖREVİMİZ OLMALI”

    – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    AKP-MHP inşa ettiği saray rejimiyle ırkçı, şovenist ve faşist, alevifobik, nefret dili söylemleriyle güvercin tedirginliğinde yaşamaya zorlanıyoruz. Sadece egemenlerin değil bu ülkede yazarından, çizerine, kültürel yapısından, eğitimine medyasına, el cümle Alevifobik kodlarıyla, gün geçmiyor ki kadın erkek ibadetteki ısrarımız sebebiyle her türlü karalama, aşağılamaya boğuşuyoruz. Murat Belge gibi bilinen bir entelektüel bile Adam yayınlarından yaptığı bir çeviride ‘ensest’ kelimesini ‘kızılbaş’ diye çevirme cüreti gösteriyor. Bu iktidar da devletin tüm yapılarından Alevileri temizlenmeye çalışıyor. Yapılan sözlü sınavlarda çocuklarımız eleniyor, ayrımcılığa uğruyor.

    İnsanın insan olma yolculuğunda yarattığı etik değerler çok önemlidir. İnsan, hak, doğa eksenli inancımız tarihsel yolculuğunda eşitlik, özgürlük, adalet kavramlarını toplumsal yaşamda rızalık ilkesiyle birleştirip, kurdun kuşun hakkını gözeten bir noktadan bakarak, içindeki beni öldürerek bizi koyan, sevginin paylaşımın, aklın kutsandığı bir inanca dönüştürmüştür. Özgürleştirmeyi savunan bir felsefeyle, yarattığı toplumsal arınmayla, ahlakıyla dünyayı cennetleştirmeye çalışan bir toplum hedeflemiştir. Hürrem dinliler, Karmatiler, Babekler, Baba İlyaslar, Şeyh Bedrettinler Yol süreğinde binlerce yıldır komünal yaşamı hayata geçirdiler. Bu inanç bir anlamda da insanlık mirasıdır. İşte yarattığı bu değerlerle insanlığa ışık tutan bu inanç egemenlerin hep hedefi olmuştur. Bizler tarihimizden biliyoruz ki bu topraklar, bu kadim dünya katliamlara, savaşlara tanık olduğu gibi mücadele edenlere de tanıktır. Hiçbir baskıcı karanlık zihniyet, köklerini sevinç ve acılarından alan güzellikler karşısında yaşamaz. Bu topraklara eşitlik özgürlük hümanizm mayasını atmak için ağır bedeller ödeyen pirlerimiz, taliplerimiz, analarımız, dedelerimizin bize bıraktıklarına güvenerek yola koyulmalıyız. Yolun sahibi olma vasfı atfedilen, biz kadınların öncülüğünde kurumlarımızdaki her bir üyemizi ‘’talip’ olarak görerek, talipleri Yol ile buluşturabilmek gibi bir görevimiz olmalı.

    “RIZALIK ALAN YATAY ÖRGÜTLENMELER İLE SÜRECİ ŞEFFAF VE DEMOKRATİK YÜRÜTEBİLİRİZ”

    Kurumlarımızı belli etkinliklerle çekim merkezi haline getirmek için çok emek verilmesi gerektiğini, ilk başta kadınlarımız olmak üzere tüm taliplerin temel gereksinimlerinin ne olduğunun tespitine başlamalıyız. Bu yanıyla anasız, kadınsız kalmış bir Aleviliğin hakikatsiz bırakılmış bir Alevilik olduğunu unutmamak gerekir. Kadınlar bu inancı besleyen yeraltı kaynakları, akarsular gibi kılcal damarlarımızdır. Özellikle kadınların temsiliyeti ve karar mekanizmalarında bulunduğu, yetki aldığı yapıların oluşturulması, kişilerin tekelinde görüntü veren Alevi siyasetini tekrar toplumuyla buluşturacaktır. Herkesin birbirine can eli olmaya birbirinin Hızır’ı olmaya ihtiyacı var. Bunun için ateşin yeniden keşfedilmesine gerek yok. İlk bakmamız gereken, hiyerarşi ve iktidarların reddedildiği, binlerce yıllık geçmişiyle yürütülen cemal-cemale muhabbetlerde; toplumsal sorunların, konuşulup çözüm üretildiği doğrudan doğruya demokrasinin de hayat bulduğu yerler olan cem erkanlarımızdır. Tekrar toplumla bağımızı kurmak için, pir –mürşit- talip ilişkisini güncelleyerek, herkesin söz söyleyebileceği muhabbetleri, buluşmaları çoğaltarak, birbirimizi denetleyen, rızalık alan yatay örgütlenmelerle süreci şeffaf ve demokratik olarak yürütebiliriz.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ MECLİSLEŞMELERLE ORTAK PROGRAM ETRAFINDA TOPLANMALI”

    ABF bağlı kurumlar ve alandaki Alevi örgütlenmeleri bu meclisleşmelerle Alevi düsturuyla ortak bir program etrafında toplanmalı. Bu meclisten seçilecek üst kurullarda, gelişen olumsuzluklarda yapılacakları kararlaştırabilir, böylelikle kendi denetlememizi kurarak alanda ki kirlenmelere bir duruş sergileyebiliriz. Cemlerimizde ‘Ölü giren diri çıkar’ şeklindeki arınmanın tekrar gerçekleşebilmesi inancın folklorik halden çıkarılmasıyla mümkündür.

    “CEMEVLERİNİ BİRER SANAT, KÜLTÜR, EDEBİYAT, BİLİM MERKEZİNE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”

    Cemevlerinin binalarının kutsayarak beton yığınlarına anlam yüklememek gerekir. Alevi kurumlarında cemlerin otantik yapıları korunarak birer sanat, kültür, edebiyat, bilim merkezlerine dönüştürebiliriz. Kurumlarımız Alevi tarihini yol erkanını anlatan eğitimler vererek gençlere ulaşmanın yolları bulunmalı.  Bunu sağlayacak ışık tutacak eğitimleri kurumlarımızda yapmamız gerekiyor. Bunlar belli günlerde halk günü şeklinde seminer şeklindeki cemal cemale sohbetler olabilir. Kinden, kibirden arınmış samimi dost sohbetlerinin etrafında BİZ olmalıyız. Tek başına düşünebilen, fikir üretebilen söz söyleyen, yaşamın içinde üreten, eyleyen, dönüştüren, özgür düşünceli bireyler olarak sağlıklı BİZLER yaratabiliriz.

    Haklarımıza saldırılar karşısında kurumlarımızınım her biri insan hakları, ekolojik kriz, ekonomik eşitsizlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitsizliği, kadın hakları, sağlık ve eğitim hakları konusunda çözüm üreten, söz söyleyen, ve bu konuda Hak ihlallerine uğrayanlara yol gösteren dinamik yapılara dönüştürmeliyiz.

    Alevi meclislerinde çıkan sonuçlar bilgi havuzunda toparlanabilir, bir akademi gibi çalışılıp kültürel ve sosyal bir aydınlanmayla büyük bir sinerji yaratılabilir. Demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirliği kendi kurumlarımızda hayata geçirip, demokrasiyi ete kemiğe büründürebilirsek, ondan sonra  ülkemizdeki  demokrasi ikliminden bahsedebiliriz. Tüm bu rejime karşı yeni, özgür, katılımcı toplumun filizlenmesi böyle sağlanacaktır.

    “ALEVİ İNANCININ KÖK SALDIĞI PİLOT BÖLGELERDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTELEBİLİR”

    Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir. Alevi inancının kök saldığı bölgelerde pilot bölge seçilip yoğun çalışmalar yürütülebilir. Karaburun da Şeyh Bedrettin’in izleri, Amasya Tokat ve Karadeniz de Baba İshak, Balkanlar’da alevi tarihi açısından tekrar kökleriyle buluşması için çalışma yürütülebilir.

    “ASİMİLE EDİLEN BÖLGELERİN, KÖYLERİN HARİTALARI ÇIKARILMALI”

    Önümüze ciddi çalışmalar koymalıyız. Günümüzde Alevi sayısının bile tam olarak bilinmemesi ciddi bir sorun ve ilk etapta bu sorunu gidermek için çalışmalar yapılmalı. Alevi halkının nerelerde yaşadığı, kendini Alevi olarak kaç kişinin ifade ettiği, popülasyonunun sosyo-ekonomik haritası çıkarılabilir. Asimile edilen köy veya yerleşkelerin, bölgelerin haritaları çıkarılmalı ve ona göre kısa ve uzun vadede çalışma planları yapılmalı. Dergâhlar ve kutsal mekânlarımız inanç merkezlerimiz haline getirilmelidir. Dergâhlarımız ve inanç merkezlerimizin Alevilere teslim edilmeleri için çalışmalar yürütülmeli. Buralarda büyük buluşmalar, cemler organize edilebilmeli.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR YAPININ OLUŞMASI İLE GERÇEKLEŞEBİLİR”

    Eşit yurttaşlık talebimiz eşitlikçi katılımcı, paylaşımcı, demokratik özgür laik bir yapının oluşması ile gerçekleşeceğinin bilincinde olmalıyız. Dünyadaki kadın sorununu Alevi kadın sorunuyla birleştirerek, ‘rıza şehri ‘ütopyamızı emek mücadelesiyle birleştirerek, doğa merkezli inancımızı ekolojik ve iklim krizlerinin engellenmesi mücadelelerini birleştirerek, Can kavramını tüm ezilen, yok sayılan, ötekileştirilenlerin kimlik mücadelesiyle birleştirerek yol alabiliriz. Baskıcı, asimilasyoncu ve tekçi iktidarlara alternatif yeni, özgür, katılımcı, paylaşımcı, toplumun filizlenmesi böyle sağlanabilir.

    “KATLİAMLARIN ARAŞTIRILMASI İÇİN ULUSLARARASI KAMUOYUNUN GÜNDEMİNE GETİRMELİYİZ”

    Avrupa’daki Alevilerin mücadelelerine ve kazanımlarına sahip çıkılan birleşik bir mücadeleyle bu örgütlerle de bütünlük içinde çalışmalıyız. Avrupa’da bir Alevi diasporası kurup tüm Avrupa parlamentolarında siyasal alanda kendimizi var edip, tüm katliamların sorumlularının açığa çıkarılması ve devletin bu katliamlardaki rolünü deşifre edip uluslararası bir baskının oluşturulmasını sağlamak için birleşik bir mücadele ağı örülmeli. Bu katliamların bir daha yaşanmaması için devletin özür dilemesi sağlanmalıdır. Şili’deki Pinoche örneği gibi katliam sorumluları diktatörler yıllar geçse de uluslararası kamuoyuyla yargılanabildiler. Bizler de başta Dersim, Çorum, Sivas katliamlarının araştırılması için komisyonlar kurup bu konuyu uluslararası kamuyu gündemine getirebilmeliyiz.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

     

     

  • ‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    ‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın hazırlatmak istediği Alevi Bektaşi Ansiklopedisi’nin ‘bir tarih uydurması’ olacağını ifade eden Esenler Cemevi Yöneticisi Erhan Şahin, “Sünni ulema zihniyetinin herhangi bir şekilde inancımızı bize anlatması bizim mücadele etmemiz gereken bir durum. Adına ansiklopedi de deseler bizim açımızdan bir kabulü yok. Bir tarih uydurmacasıyla onun bir ansiklopedi olacağını düşünmüyoruz” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Esenler Cemevi yöneticilerinden Erhan Şahin, PİRHA için yanıtladı.

    “ÇÖZÜM ÜRETME İHTİMALİ GERÇEKÇİ DEĞİL”

    PİRHA: MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    ERHAN ŞAHİN: Alevi toplumunun rızalığını, görüşlerini almadan tepeden kurulmayla ocak sistemlerimizi dedelerimizi cemevlerimizi toplamında Alevi toplumunu muhatap almadan kurulan bir başkanlığın çözüm üretme ihtimalinin gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz.

    “ALEVİLERİN MADDİ DEĞER ÜZERİNDEN DÜŞÜNÜLMESİ AŞAĞILAYICI”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Elektrik faturası, su faturası gibi bizler için önemli olmayan şeyler. Cemevlerimizde var olan en önemsiz sorun faturalardır. Alevi toplumunun en başta eşit yurttaşlık talepleri gibi talepleri bulunurken bunlara yönelik adımlar atılmayarak Alevi toplumu aşağılanma içinde. Var olan asimilasyonun yok saymanın maddi unsurlarla satın alınabilecek gibi görünmesi bizim açımızdan oldukça incitici. Alevi toplumunun maddi bir değer üzerinden, bir pazarlık içerisinde düşünülmesi bizleri aşağılayan bir tutum. Var olan iktidarın Alevilere bakış açısının tezahürü. Bizlerin derdi faturalar değil eşit yurttaşlık. Bizim talebimiz Alevi inancının geleneklerinin kültürünün kabul edilmesi. Burada en önemli unsur Alevi inancı bir folklor unsuru gibi gören, inancımızı yok sayan bir anlayışa karşıyayız. Böyle bakan bir anlayışın sorunları çözebilme ihtimali de tabiatına aykırıdır.

    “ANSİKLOPEDİ ANCAK TARİH UYDURMACASI OLUR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    En başta biz kendi tarihimizi, doğrularımızı yazamadığımız sürece birilerinin bunu anlatmasına fırsat vermiş oluruz. Kendimizi anlatmadığımız sürece her zaman birileri inancımızı tarif etmeye kalkabilir. Pirimizin dediği gibi ‘inancımız bir, süreğimiz bin bir. Biz kendi süreğinde, inancında bir toplumuz. Kendi inancı içinde bile bir tarife karşı çıkarken Sünni ulema zihniyetinin herhangi bir şekilde inancımızı bize anlatması bizim mücadele etmemiz gereken bir durum. Adına ansiklopedi de deseler bizim açımızdan bir kabulü yok. Bir tarih uydurmacasıyla onun bir ansiklopedi olacağını düşünmüyoruz.

    “DAYATMAYI KABUL ETMİYORUZ”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Biz Alevi toplumu olarak seküler bir toplumuz ve sekülerliği savunuyoruz. Biz kendi içimizde de bir Alevi inanç öğretisinin okullarda öğretilmesini doğru bulmayız. Buradaki bir dayatmayı doğru bulmuyoruz. Herhangi bir dini eğitim öğretimin gerekli olduğunu düşünmüyoruz. Daha çok fen liseli açılmalı, bilimsel akademik eğitim olmalıdır. Bunun dışındaki durumların toplumun ileri gitmesine bir faydası olacağı yok. Diğer bir yandan dini eğitimle amaç toplumun gericileşmesi ve biat kültürünün sağlanması. Bu asimilasyon yalnızca Alevi kültürüne karşı da değil elbette. Toplumun içinde farklı inançlar var. Bizim özelimizde hem asimilasyon hem de toplumun gericileştirilme unsuru olarak değerlendiriyoruz.

    “PARÇALI DURUŞ BİZLER İÇİN SORUN”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Son yıllarda Alevi toplumu federasyonlarla birlik yaratabildi. Bu birliklerin daha da ilerletilmesi, yükseltilmesi ve daha büyük birliktelikleri örgütleyebilmesi bizler açısından ve toplum açısından değerli. Çünkü parçalı durmak herkes açısından sorun. Alevi toplumu için de federasyonların derneklerin çok parçalı olmasını bir sorun olarak görülebilir ama aslında bu bizim zenginliğimizdir bir yandan. Önemli olan bu zenginliği bir üst aşamada birlikte hareket edebilir bir aşama getirmektir. Bunu dünya ölçeğinde sürdürebilir ve büyütebilirsek bizler açısından daha iyi olur.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO

  • Şafak Yıldırım: Cemevi Başkanlığı Alevilerin sorunlarını çözebilecek bir kuruluş değil – VİDEO

    Şafak Yıldırım: Cemevi Başkanlığı Alevilerin sorunlarını çözebilecek bir kuruluş değil – VİDEO

    PİRHA – AKP-MHP eliyle kurulan Alevi Bektaşi Cemevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin sorununu çözmekten ziyade daha da derinleştireceğini ifade eden Okmeydanı Cemevi Gençlik Kolları Başkanı Şafak Yıldırım, “İbadethane statüsünde olmasını istediğimiz bir yeri Kültür Bakanlığı’na bağlamak sorunun temeli. Sorunu çözmekle kalmaz, sorunu daha da büyük bir hale getirir” dedi.

    Okmeydanı Cemevi Gençlik Kolları Başkanı Şafak Yıldırım, Alevilerin yaşadığı sorunlar ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ALEVİLİK HAKKINDA ÇIKARILAN HİÇBİR ŞEY ALEVİLERİN SORUNLARINI ÇÖZMEDİ”

    “Bu zamana kadar Alevilik hakkında çıkartılan hiçbir şey Alevilerin sorunlarını çözmedi” diyen Şafak Yıldırım, “Alevi Bektaşi Cemevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilerin sorunlarını çözebilecek bir kuruluş değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Biz Alevilerin istekleri, eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, herkese eşit bir şekilde davranılan bir eğitim. Gerçekten okullarda sosyal bilimlerin, fen bilimlerinin öğretildiği bir eğitim. Bütün halkların, bütün dinlerin, bütün inançların, bütün mezheplerin kardeşçe birlikte yaşayabileceği bir ortamın, bir zeminin oluşması. Bir kere en baştaki isteklerimizden birisi de cemevlerimizin ibadethane sayılması. İbadethane statüsünde olmasını istediğimiz bir yeri Kültür Bakanlığı’na bağlamak bunun turistik bir olgu olduğunu gösterir. Bu sorunun zaten temeli. Sorunu çözmekle kalmaz, sorunu daha da büyük bir hale getirir” dedi.

    “MADDİYAT HİÇBİR ZAMAN SORUNUMUZ OLMADI”

    Maddi konuların Aleviler için sorun teşkil etmediğini belirten Yıldırım, “Bu zamana kadar zaten maddiyat bizim hiçbir zaman sorunumuz olmadı, hiçbir zaman da maddiyatı konuşmadık. Cemevlerimizi büyüklerimiz, bizim cebimize koyması gereken harçlıktan keserek yaptılar. Maddiyat hiçbir zaman sorunumuz olmadı aslında bizim. Aleviliğe hitap etmek akademisyenlikle veya bir rütbeyle olacak iş değil. Alevilerin içinde olmak gerekir. Bu sorunları bilmek için bu sorunları görmek için burada yaşamak, bu sorunlarla mücadele etmek gerekir” diye konuştu.

    “KESİNLİKLE DİYANETİN ORTADAN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    Zorunlu din dersinin kaldırılması için Alevilerin mücadele verdiğini ifade eden Şafak Yıldırım şunları kaydetti:

    “Biz bunun için çok mücadele verdik aslında. Zorunlu din derslerinin kaldırılması için çok fazla miting yaptık, çok fazla toplantılar gerçekleştirdik. Bir nebze de başarılı olduk aslında. Okuldaki eğitim dediğimiz zaman kesinlikle sosyal bilimlerin, fen bilimlerinin, kültürel faaliyetlerin gerçekleştirildiği bir noktada olması gerekiyor. Dini eğitim alınacak zaten birçok yer varken -ki adları da güzel anılmıyor- okullarda çok küçük çocukların bununla ilgilenmiyor olması gerekirken, çocuklar dini eğitime maruz kalıyorlar. Bunun için kesinlikle bir kere Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu ülkede şu an sözde laiklik var. Laik bir devlet haline gelmesi gerekiyor. Çocuklarımıza, gençlerimize bir inancı seçmenin kendi tercihleri olması gerektiğini aileler olarak aşılamamız gerekiyor.”

    “HER AĞIZDAN BİR SES ÇIKACAĞINA TEK BİR AĞIZDAN YÜKSEK BİR SES ÇIKMALI”

    Alevi asimilasyonuna da dikkat çeken Yıldırım, “Daha inanç hakkında hiçbir şey bilmiyorken asimilasyona uğruyoruz aslında bu damgalamayı yaşıyoruz. Bununla ilgili de kesinlikle bir çatı altında toplanmalıyız ve birlikte yolu yürümemiz gerekiyor. Her ağızdan bir ses çıkacağına tek bir ağızdan yüksek bir ses çıkması her zaman daha iyi olacaktır” dedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

  • ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, cemevlerinde bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışların uygulandığını belirterek, “Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım” dedi. İçimizdeki hocaların Sünni İslam anlattığını belirten Şanlı, Şiiliğin pirler ve toplum üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı. Bu da inancın yürütülmesinde sıkıntınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “İNSAN BİRBİRİNİN YÜZÜNDE HAKK’IN CEMALİNİ GÖRÜR”

    Talipin, mürşit tarafından yola kabul edilmesi sürecine değinen Şanlı, “Bu süreç içerisinde mürşit, eğitimin sonunda talibe bir bade verir. O badeyi içer, mest olur ve o süreç içerisinde Hakk’ın cemalini görür. Hakk dediğin; evren, ağaç, insan. Yani insan birbirinin yüzüne baktığı vakit Hakk’ı görür” dedi.

    “ŞİA’NIN ALEVİLER ARASINA SOKTUĞU NİFAK BUGÜN HALA SÜRÜYOR”

    Babasının pirlik dönemlerinden örnekler veren Şanlı, Şia’nın dedelerde ve toplumda yarattığı asimilasyonu şu şekilde ifade etti:

    “Babam yolu, erkanı, cemi yapıyordu. Kuralları uyguluyordu ama isimler Arap’tı. Talipleri kavga ettiği vakit mahkemeye gitmiyordu, babama geliyordu. Babam gidiyordu, barıştırıyordu. Aynı babam kadınların kestiğini yemiyordu, bu yanlıştı. Demek ki oraya baktığımız vakit Şia’nın Alevi Kızılbaşların arasına soktuğu nifak, bugün aynı şekilde sürdürülüyor. Bugün gerek cemevlerinde, gerek başka yerlerde, bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışlar uygulanıyor. Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Çünkü belli sorunlar var. Mesela dede kendisini kutsallaştırıyor. Olduğu yerde ‘çıralığımı ver gideyim. Hakkımı ver gideyim’ diyor. Dede böyle yapınca talip ne yapabilir. Dedeler bilinçisiz. Eğer dedelerin bilinçsizliğinden kaynaklanmasaydı, o gerçeği öğrenebilselerdi, böyle olmayacaktı.”

    “İMAM CAFER ALEVİ DEĞİLDİR”

    Eskiden dedeliğin babadan oğula geçen bir şey olmadığının altını çizen Şanlı, dedelik ve Şia bağlamında tarihsel referansları da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Dedeliğin kuralları var. Birincisi nesl-i sade olmak diyorlardı, ben ona katılmıyorum. İkincisi ilim ve irfan sahibi olmak. Üçüncüsü eline, beline, diline sahip olmak. Eğer bilgiliyse ama eline beline, diline sahip değilse, onun pirlik yapması mümkün değil. Ona rehberlik verilir, pirlik verilmez. Orada babanın oğulları arasında bir yetkiliyi seçmesi gerekir. Ama ben şimdi onları suçlayamam ki. Neden? Çünkü bu dağ başında eğitim yok ne yapabileceklerdi? Ondan sonra bir de hocalara, gerçek hocalara bakıyorsun. Sünni İslam anlatılıyordu. İmam Cafer Buyruğu diyelim. Ama o imam Cafer Buyruğu değil ki. O Şeyh Safi buyruğudur. İmam Cafer Alevi de değildir.

    “DOĞRUYA DÖNMEMİZ, GERÇEĞE YÖNELMEMİZ LAZIM”

    Bir din var ki sonu gelmez. Başlangıcı da yok. O doğal dindir. Doğal dinin başı yok ki sonu olsun. Yazılı olmayan, doğal ahlak kurallarını uygulayan Alevidir. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım. Pirin de okuması lazım. Mesela Hristiyan papazlar gidip eğitim veriyor. Bizim pirlerimiz niye eğitim görmüyorlar. Bazı kitaplar var. Okuyoruz. Onları okuduğum vakit bakıyorum ki tam tersi, demek ki asimilasyonu en fazla o kitaplar yapıyor. Mesela keramet gösterdi, havadan uçtu, bilmem ne yaptı. Bunlar asimilasyonun birinci sebebidir. Günümüzde asimilasyon yapmak için gelenlerin, içimize gelmesi için ayaklarının altına kırmızı halı sermişler. Bunun üzerine yürüyorlar.”

    (Yarın 3. bölüm yayınlanacak)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    -‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’-VİDEO

  • ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım” dedi. Allah ile Hakk’ın farklı mana içerdiğini belirten Şanlı, Alevi inancında kurban kesmek olmadığını da ekledi.  

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde sıkıtınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZİM YOLUMUZ SEMAVİ DİNLERDEN FARKLIDIR”

    Öncelikle yol erkanın ne için yapıldığını anlamak ve çok eski zamanlardan günümüze gelen ilkelerin bilinmesi gerektiğini belirterek söze başlayan Şanlı, “Bizi diğer semavi dinlerden veyahut başka dinlerden ayıran, vahdet-i mevcutta, tasavvuf felsefesinde, doğanın iki özelliği var. Düşünce özelliği, düşünce sistemini kurarken, nitelik özelliği de fiziksel nesneler sistemini kurar. Birincisi Allah düşünce sistemi. İkincisi Hakk. Birincisindeki Allah cismani değil, görünmezdir, hayali diyebiliriz. İkincisinde cismanidir. Cismani dediğimiz, yer kaplayan. O da nedir. Tüm evren. İşte biz bu evrenin tümüne Hakk diyoruz. Bu söylediklerimiz diğer dinlere göre batıldır. Fakat biz kimseye batıl demiyoruz” dedi.

    Bu bilgileri öğrenilebilmesi ve yolun sürdürülebilmesi için, Pirlerin belli kurallar koyduğunu, bunun da eğitimle mümkün olduğunu söyleyen Pir Şanlı, “Bu erkan nedir? Yol erkan sürüyoruz ya, görgü gibi. Onu niye yapıyoruz? Onu yapmamızın nedeni yemine vurdurarak yola almak. Yola alındığı vakit o sırrı başkalarına faş etmemek içindir, yani anlatmamak içindir. Çünkü her taraftan düşmanlık var. Her taraftan saldırıyorlar” ifadelerine yer verdi.

    “BİZ EVRENİN TÜMÜNE HAK DİYORUZ”

    Hakk’ın bütün evreni, doğayı kapsadığını söyleyen Şanlı, evrenle ilgili şunları ifade etti:

    “Evrende mesafe ışık hızı ile ölçülüyor. Işığın saniyedeki hızı dünyamız ile ayın mesafesi kadar. Bizim galaksimizin bir ucundan bir ucuna mesafe 90 bin ışık yılı. Evrende bizim galaksimiz gibi bir milyon galaksi var. Hatta bazıları daha fazla diyor. Uçsuz bucaksız, önsüz, sonsuz. Bize en yakın Andromeda takım yıldızlarıyla bizim aramız bir milyon ışık yılı.

    Bugün geliştirilmiş elektronik aletlerle insanlık, 20 milyar ışık yılı ötedeki bir gezegeni görüntüleyebiliyor. Ondan geriye gidemiyoruz. Gerisi kaostur. Kaos dediğimiz, Big Bang (Büyük Patlama) öncesi gibi milyar derecelik fırın gibidir. İşte biz Batıniler, bu önsüz, sonsuz, uçsuz, bucaksız evrenin tümüne Hakk, doğa, tabiat, kainat diyoruz.

    Biz de yine o doğanın bir parçasıyız. Doğayı bizim eskilerimiz üçe bölmüş; Cematat, Nebatat, Hayvanat. Cematat cansız varlıklardır. Nebahat bitkiler, otlardır. Hayvanat da bizim de içinde bulunduğumuz canlı varlıklardır. Bu canlı varlıkların en görkemlisi insandır. İnsan düşünen beyniyle tüm evreni bilebilir, sırlarını çözebilir. En mükemmel varlıktır.”

     “DİNLER KURULDUĞU GİBİ KALMIYOR, DEĞİŞİME UĞRUYOR”

    Pir Hasan Hayri Şanlı, başlayan her şeyin bir sonu olduğunu, bir şey başlamışsa mutlaka sonunun da geleceğini belirterek, “Semavi dinler, kurucu peygamberlerin kurduğu dinlerdir. Dinler kurulduğu gibi kalmıyor, her şey değişime uğruyor. Büyük patlamanın arkasında toz bulutu var. Bizim evrenimiz de bir gün patlayacak. Daha Hazreti Muhammed sağlığında ‘Ümmetimin 73 bölüğünden 72’si cehennemliktir demişti. Demek ki farkındaydı ki kendi kurduğu yol devam etmeyecek. O da biliyordu. Ne olacak? Big-bang öncesine döneceğiz. Kaos bir gün patlayacak. Yeni bir evren, yeni galaksiler doğacak. Sonra insanlar gelecek. İnsanların içinde çeşitli dinler oluşacak. Ve bu dinlerin içerisinde haham, papaz, imam ve bizim gibi dedeler olacak” diye konuştu.

    Kendisini “Ben Batıniyim” diyerek tanımlayan Şanlı,yola bağlı olmanın önemine işaret etti.

    “CENNETE-CEHENNEME İNANMIYORUZ; BİZİM VARLIK DEDİĞİMİZ BİLİMSELDİR, GÖRÜNENDİR”

    Semavi dinlerin düşünce sistemini kurarken Allah’a görünmezlik verildiğinin, soyut olduğunun, cismi olmadığının altını çizen Şanlı, “Cismani olmadığı için toplum ne yapıyor? Görmediği Tanrıya, Allah’a görmeden tapıyor kendisine. Yani cismi yok, olmayan bir şey. Ama Hakk dediğimizde cismi var. Görünüyor. Musa, Tur Dağı’na giderken, Turda ararken, Tanrı’yla konuşurken, Tanrı, ‘siz beni asla göremezsiniz’ demiş. Yani varlık ötesi ama biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Mesela cennet cehennem. Biz ona inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. Melekler de aynı düşünce sisteminin içinde. Yani soyut. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım. Melekelerin yeri yok ama bugün sürülen yollarda bugünkü duruma baktığımız vakit ben buna Alevilik diyemem asla. Bunlar Sünniliğin bir kolu gibi. Bunlar toplumun içinde doğru bilinen yanlışlardır” şeklinde dile getirdi.

    “BİZDE CENAZE NAMAZI YOK, KURBAN YOK”

    Alevilerde cenaze namazı olmadığını, namaz kılmadıklarını ama bunu söylediği zaman diğer dedelerin kendisine karşı çıktığını anlatan Şanlı, şunları aktardı:

    “Çünkü eğitim yok. Gerçek yok. Bilimle gidilmeyen yolun kesinlikle karanlık olduğunu söyleyebiliriz. Bizim inancımızda peygamberin yeri yok. Kurbanın yeri de yok. 2001 yılında kurban kitabım çıkmıştı. Orada aynen şöyle yazmıştım: Cematat, Nebatat ve Hayvanat diye bir ayrım yapıyorduk ya. Mesela hayvanat cüzünde hayvanla insan aynı cüzde. Tabiatın bir varlığı. Semavi dinlere göre bakarsak, eğer Allah’a kurban kesiyorsak kurbanı kesip yiyince el açıyor. Sana kurban kestik. Ben Allah’ın yerinde olsam derim, ben seni de dünyada yaşamaya gönderdim onu da. Sen onu öldürdün. Sen katilsin diyeceğim. Ben olsam öyle derim.Bizim yol erkanımızda, Seyit Seyfi’nin dediği gibi, ‘Kıyamazsan baş u cana. Ağır dur girme meydana. Bu meydanda nice baş, kesilir de soran olmaz.’

    “ASIL KURBAN HAYVAN BOĞAZLAMA DEĞİL”

    Geçmişte ‘Musahiplik Erkanı’ yapıldığını vurgulayan Şanlı, “Ben de yaptırıyordum. O erkan yapılırken bir tane kurban tığlıyorlardı. Etini pişirip yiyorlardı. Orada asıl kurban hayvan boğazlama değil. Asıl kurban cananı tarafından öz canı sızdırılan talibin kendisi. Kendisine sorulmuşsa, gelme, gelme. Dönme, dönme. Gelenin malı, dönenin başı.” şeklinde konuştu.

    (Yarın devam edecek)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

    ‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’

  • ‘Alevi hukukçular Alevi gündemine refleks göstermeli; gözlem merkezi oluşturulmalı’ (3)-VİDEO

    ‘Alevi hukukçular Alevi gündemine refleks göstermeli; gözlem merkezi oluşturulmalı’ (3)-VİDEO

    PİRHA- Alevi hukukçuların Alevilere yönelik hak ihlalleri ve eşit yurttaşlık mücadelesinde refleks göstermede eksik kaldığı eleştirisini yönelten Avukat Aytekin Aktaş, “Alevi hukukçular olarak Alevi gündemine ilişkin refleks gösteremedik, ortak hareket edemedik. Bunun özeleştirisini vermek lazım” dedi. Aktaş, Alevilerin maruz kaldığı hak ihlallerine yönelik bir hukuk topluluğu oluşturulmasının elzem olduğunu kaydetti.

    AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı sözde ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmaları daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler.

    Aleviler, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı ülkenin birçok yerinde alanlara çıkarak, “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajı verdi.

    Avukat Aytekin Aktaş, AKP iktidarının İçişleri Bakanlığı aracılığıyla gerçekleştirdiği ‘ihtiyaç’ ziyaretlerini, 2009 yılından beri devam eden açılım süreçlerinin seyrini, Alevi kurumlarının ‘kayyım’ olarak değerlendirdiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı hamlesini, torba yasadaki maddelerin eşitlik ilkesi/laiklik ilkesi/ din ve vicdan hürriyeti bağlamındaki hukuksal çerçeveyi, Alevi dedelerine kadro ile birlikte ‘kararnameli’ Alevilik oluşturulması planını, devletleştirilmek istenen Aleviliği bekleyen tehlikeleri, iktidarın Alevi asimilasyonunda yerel yönetimler eliyle kurduğu tahakküm ilişkilerini ve Alevi kurumlarının iktidarın bu hamlesine karşı nasıl bir karşı koyuşu örgütlemesi konularına dair PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLİK DEVLETLEŞİRSE ÖZ DEĞERLERİNİ KAYBEDER”

    Kendi yaşam alanlarında var olmuş Aleviliğin devlet dini haline getirilmesinin tüm toplumsal değerlerini yok edeceğini kaydeden Aktaş, “Diyanet İşleri Başkanlığı hükümet aracılığıyla bir inanç topluluğu adına konuşabiliyor. Devlet, Diyanet İşleri Başkanı’nı yanında gezdirerek her açılışta konuşturup kendisine dua ettiriyor. Hükümetin resmi sözcüsü olarak hareket ediyor. Hangi inanç bunu kabul edebilir? Hangi inanç kendisini bir devlete bağlı kılabilir? Şimdiler de ise hükümet kendi çıkarları için Alevilere Diyanet gibi aynı muameleyi uygulamaya çalışıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl çıkıp fetva veriyorsa sözde Alevi dairesi sözcüleri Aleviler adına siyasi demeçler verecek. Hükümetin planı bu yönde. Bizler bu konuda uyarıyoruz; sakın böyle bir şeye yeltenmeyin. Bu Alevilerin çözmek bir yana sorunlarını giderek derinleştirir. Dolayısıyla Alevilik devletleşirse veya güncel haliyle devlet dini haline gelirse kendi öz değerlerinden hiçbir şey bırakmayacak. Aleviler kaybedecek. Seçim malzemesi olarak bu inanç tahakküm altına alınmak isteniyor” diye konuştu.

    YEREL YÖNETİMLERİN ALEVİLERE YAKLAŞIMI 

    Avukat Aytekin Aktaş, devlet aklının Alevilere bakış açısının yansıması olan kimi yerel yönetimlerin Aleviler ve taleplerine dair geliştirdiği tahakküm ilişkilerini eleştirdi.

    Aktaş,  “Burada toplumsal muhalefetin iğneyi kendisine de batırması gerekiyor. Nasıl ki dini politikaya alet eden çevreler bunu Alevilere karşı kullanıyorsa, benzeri durumu muhalefetin bileşenleri içerisinde de görüyoruz. Bugüne kadar gelen bütün siyasi öbekler Alevileri seçimde hatırlayarak oy deposu olarak görüyor. Alevilerin meşru ve somut hiçbir talebi hala kabul görmüş değil. Bu durum Alevi kamuoyunun da belki öz eleştiri vermesi gereken hususlardan bir tanesi. Ana muhalefet bileşenleri cemevlerini arka bahçeleri olarak görerek Alevi örgütlerini siyasette basamak atlamak için bir zıplama tahtası olarak görüyor. Bu ülkede etnik temelli, cinsiyet temelli, cinsel temelli, ekonomik temelli, engellilik temelde ayrımcılık var. Sol sosyalist kamuoyu diğer ayrımcılık başlıklarında gösterdiği özveriyi inanç temelli ayrımcılıkta gösteremiyor. İşte nasıl ki merkezi iktidar Aleviler üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor ise benzeri süreçleri yerel iktidar olan belediyelerde de görüyoruz. Gerçekten kişisel iradesiyle, inisiyatifiyle Alevilerin taleplerine olabildiğince yerel yönetimler adına Alevilere kimi kıymetli hizmetler verildi. Ama dikkatli de olmak lazım. Aleviliğe bir siyasi partinin arka bahçesi gibi bakılması Alevilerin var olan problemlerini daha da büyütür. Bu dolayısıyla siyaset üstü bir talep olduğu için yadsınamaz, görmezden gelinemez. Bunu bütün siyasi organların, yerel ve merkezi yöneticilerin kabul etmesi ve bu anlayışla eşit yurttaşlık hakkını Alevilere teslim etmesi mecburidir, lütuf değildir” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER ASGARİ MÜŞTEREKTE BİR ARADA OLMALI”

    Alevilerin kimi inançsal ve politik farklılıklarına rağmen hak ve taleplerine ilişkin asgari müşterekte bir araya gelerek mücadele etmesinin altını çizen Aktaş şöyle konuştu:

    “Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesindeki sorunları gidermek istiyorsak yapılacak şeyler belli. Evvela bir defa Alevi kamuoyunun kendi içinde bir olması, iri olması, diri olması elzem. Alevi kamuoyu art niyetli siyasi odakların nifak tohumlarıyla, ajanlık faaliyetleriyle her türlü asimilasyon şiddet politikasıyla birlikte bir araya gelemiyor. Alevi kamuoyu etnik, siyasi, politik, inançsal her türlü farklılığı zenginlik olarak kabul edip asgari müşterekte anlaşmak zorunda. Alevi kamuoyu temel taleplerinde bir araya geldikten sonra bunun öncelikle toplumsal muhalefete, demokratik kamuoyuna ve kitle örgütlerine bunu doğru bir şekilde izahı yapılmalı. Uluslararası arenada Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin kabul edilmesi lazım. Yerelden, hane içinden hane dışına, yerelden genele ve uluslararasına doğru giden bir mücadele hattı silsilesi örülmeli.”

    “ALEVİ HUKUKÇULAR OLARAK REFLEKS GÖSTEREMEDİK”

    Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ülkedeki çoklu ayrımcılığa karşı verilen mücadelelere destek olacağını sözlerine ekleyen Av. Aktaş şöyle devam etti:

    “Alevilik dediğimiz bir şey var ve bunun ortak değerleri var. Yani önce hayatta kalma mücadelesi verip ondan sonra Aleviliği icra etmek bir amacı olacak tabii ki. Bunu kapalı kapılar ardında siyasi, ekonomik çıkarlarla değil şeffaf bir şekilde ve dürüstçe yapmak gerekiyor. Bu çok hayati. Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi tüm diğer eşit yurttaşlık mücadelelerinin ayrımcılığına karşı verdiği mücadelelere destek olacak. Alevi kurumlarının Alevilere yönelik hak ihlallerine dahil girişimi oldu. Bir hukuk komisyonu kuruldu. Genel bahsettiğimiz gözaltı, tutuklama, asayiş süreci, çarpılama, Alevi köylerinde zorla cami yaptırılması gibi bir sürü hak ihlalleri devam ediyor. Çok iyi bir niyetle ortaya konulan Alevi kurumlarının bir araya geldiği bir ölçekte bir Alevi hukukçular grubu oluşturuldu. Nasıl ki Alevi kurumları beraber tam olarak verimli çalışamıyorlarsa, biz Alevi hukukçular da sahiden Alevi gündemine ilişkin refleks gösteremedik, ortak hareket edemedik. Bunun özeleştirisini vermek lazım.”

    “ALEVİ HAKLARI GÖZLEM MERKEZİ OLABİLİR”

    Avukat Aytekin Aktaş, Alevi hukukçuların Alevilere yönelik hak ihlallerine refleks göstermede eksik kaldığı eleştirisini yöneltti. Bütün Alevi kurumlarını kapsayan ve Alevilere yönelik hak ihlallerini takip eden geniş bir hukuk birimi kurulmasını önerisini yineleyen Aktaş, “Alevi yurttaşlarının evlerinin kapısına çarpı atılıyor. Alevi çocuklar okuldan zulme maruz kalıyorlar, Alevi olduğu için iş bulamıyor. Devlet de mobbinge maruz kalıyor. Bu ülkede Alevilere  ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yapılıyor. Çok daha fazla yan yana gelmeliyiz. Alevi hukukçular toplumsal muhalefetlerin çok farklı yerlerinde çok güzel işler yapıp çok önemli görevler üstleniyorlar. Ama Alevilerin maruz kaldığı ayrımcılıklar ve hukuksuzluklara karşı organize bir şekilde refleks gösteremiyoruz. Bu alanda çok ciddi bir eksiklik var. Alevi hakları takip merkezi veya Alevi hakları gözlem merkezi gibi hangi formatta olursa olsun bu bir hukuk derneği olabilir. Bu sivil bir organizasyon olabilir. Bütün Alevi kurumlarıyla ortak çalışabilecek bir mekanizma oluşturup Aleviliğin halihazırdaki problemlerini, ihtiyaçlarını karşılayacak bir hukuk topluluğu oluşturmaya çalışıyoruz. Evet hukukçuların yapacağı çok iş var. Ama bu toplumun bütün bileşenlerine görev yüklenmeden bunun oluşması zor” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER

    Av. Aytekin Aktaş: Hükümet Aleviliği tehlike olarak görüyor, bu kabul edilemez (1)-VİDEO
    ‘Alevilik Diyanetleştiriliyor; kararnameler ile Aleviliğe yol yürütülmek isteniyor’ (2)-VİDEO

     

  • Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan uyarı: Oruç açma gösterişten ve merasimlerden uzak olmalı

    Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan uyarı: Oruç açma gösterişten ve merasimlerden uzak olmalı

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Muharrem ayı içerisinde olunması dolayısıyla tutulan oruçlara ve oruç açmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Özellikle son zamanlarda oluşturduğumuz toplu oruç açma faaliyetini siyasi ve kişisel amaçlarla cemevi dışına taşıyıp özel salonlarda gerçekleşmesi bu yolu asimile etmeye hizmet etmektedir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Muharrem ayı içerisinde olunması dolayısıyla tutulan oruçlara ve oruç açmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    ABF İnançtan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Engin tarafından yayınlanan açıklamada, son yıllarda yaşanan gösterişli ve çeşitli siyasiler ile kamu görevlilerinin katılımıyla yapılan oruç açma faaliyetleri eleştirildi.

    Alevilik inancında toplu oruç açmaların olmadığı vurgulanan açıklamada, yaşananlara sessiz kalındığı takdirde Alevi inancının özünden koparılarak Alevilerin asimile olacağı belirtildi.

    “TOPLU ORUÇ AÇMA FAALİYETLERİ İNANCIMIZIN RİTÜELİ DEĞİLDİR”

    ‘Muharrem ayı içerisinde Muharrem orucu tutan Can’larımızın niyetleri kabul ola…’ denilerek başlayan açıklamada, “İnancımızı sürdürürken ve geleceğe aktarırken özünden kopmadan ve tarihten günümüze gelen yol düsturumuz dikkate alınmalıdır. Geçmişte bazı olumsuz örneklerini bugün de görmekteyiz ve daha da olumsuz etkisi olabilecek etkinlikler için hazırlıklar yapıldığına şahit olmaktayız. İnancımıza şehirleşme ile birlikte girmiş olan toplu oruç açma faaliyetleri (inançsal bir ritüel olmadığı için) maalesef ki artık cemevlerimizde siyasilerin ve kamu bürokrasisinin boy gösterdiği durumlara dönüşmeye başlamıştır” ifadelerine yer verildi.

    “ORUÇ AÇMA GÖSTERİŞTEN VE MERASİMLERDEN UZAK OLMALIDIR”

    Engin açıklamanın devamında, Alevilik inancında kimin oruç tutup tutmadığını kimsenin bilmediği belirtilerek, “Orucun özü itibariyle gösterişten uzak yapılması gerekirken, toplu oruç açma merasimlerine katılan siyasi ve devlet erkanı ile boy boy resimlerinin sosyal medya hesaplarından paylaşılıp reklam edilmesi de yolumuzun neresinde yer almaktadır?” diye sordu.

    “VALİLİK VE BELEDİYELERİN ORUÇ AÇMA PROGRAMLARINA KATILMAK KESİNLİKLE DOĞRU DEĞİL”

    Oruç açımının gösteriş olmadan yapılması gerektiği vurgulanan açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Herhangi bir protokol olmadan yapılmalı ve öncesinde veya sonrasında muhabbetler yapılmalıdır. Dışarıda yapılan, valilik veya belediyelerin yaptığı oruç açma programlarına katılmak kesinlikle doğru değildir. Alevilikte lokma kültürü çok önemli bir yere sahiptir. İnancımızın belki de en çok korunması gereken kültürlerinden biridir. Yalnız son zamanlarda lokma kültürü ve özellikle Karakazan anlayışımıza aykırı durumlar çok fazlasıyla yaşanmaktadır. Lokma veya Karakazan’a girecek payların muhakkak rızalık esasına dayalı olması ve gönüllerin birlenmesi sonrası pay edilmesi inancımızın esaslarından olmasına rağmen kamuda herkesin vergisiyle dönen bütçelerden Karakazan’a lokma girmesi de ayrı bir tartışmadır.”

    “BUGÜN BUNA SES ÇIKARMAZSAK YARIN BEŞ YILDIZLI OTELLERDE ORUÇ AÇILIR”

    Bazı paylaşılan oruç açma görsellerinde yolda olmayan iftar kelimesi ve iftar duası gibi yolu asimile eden örneklere çokça rastlamakta olduklarını söyleyen Engin son olarak, “Özellikle son zamanlarda oluşturduğumuz toplu oruç açma faaliyetini siyasi ve kişisel amaçlarla Cemevi dışına taşıyıp özel salonlarda gerçekleşmesi bu yolu asimile etmeye hizmet etmektedir. Bu konuda çalışma yapanlara bugün ses çıkarmaz isek yarın beş yıldızlı otellerde yapılacak oruç açmalara zemin hazırlamış olacağız. Kentleşmenin getirdiği nedenler ne olursa olsun Aleviliğin özünden kopmadan inancımızı geleceğe doğru bir şekilde aktarmak biz kurumların ve yol erenlerinin sorumluluğudur. Öncelikle organizasyonlarda yer almamalarını önemle rica ederiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Kabadayı: Pirlerin mezarlarında ‘ruhuna fatiha’ yazıyor, işte asimilasyon budur! (1) -VİDEO

    Yazar Kabadayı: Pirlerin mezarlarında ‘ruhuna fatiha’ yazıyor, işte asimilasyon budur! (1) -VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Mehmet Kabadayı, Alevi asimilasyonunun üç unsur üzerinden yapıldığını işaret ederek, “Sizi tanımayan bir iktidar ile neden cemevi açılışı yapıyorsunuz?” diye sordu. “Asimilasyon, devlet-iktidar ve Alevi kurumları içindeki ‘Bizim içimizdeki bizler’ tarafından yapılıyor” diyen Kabadayı, ekledi: Asimilasyon, mezarlarımızda, Hakk’a yürüme erkanlarımızda ve cem erkanlarımıza yansıdı. Mesela Ocakzadelerin, pirlerin mezarlarında ‘ruhuna fatiha’ yazıyor. İşte asimilasyon, benzeşme bu.

    Çorum’un Alaca ilçesindeki Kürt ve Alevi köylerindeki asimilasyon hız kesmeden devam ediyor. Kavli Aşireti ve Şıh (Şıx) Çoban Ocağına bağlı olan Alevi-Kürt köylerinden birisi olan Büyük Keşlik köyü de asimilasyon politikalarının merkezinde olan bölgelerden birisi.

    Araştırmacı Yazar Mehmet Kabadayı’nın da doğup büyüdüğü köy olan Büyük (Nesimi) Keşlik köyündeki baskı politikalarını konuşmak üzere bölge halkı tarafından bilinirliği yüksek olan Nesimi Dede Türbesi önünde bir araya geldik.

    Köy mezarlığı içerisinde yer alan Nesimi Dede Türbesinin civarında birçok pir ve Yol hizmetkarına ait mezarlıklar da bulunuyor. Ancak göze çarpan ilk husus, 1980 yılı sonrası yapılan mezarlıklardaki değişim oluyor. Çorum Katliamı ve 1980 darbesinin ardından mezarlıklardaki Alevi özgünlüğü yok edilerek tek tip yapılar belirmeye başlıyor.

    “ÖRNEK OLSUN DİYE MEZAR TAŞIMIZI DEĞİŞTİRDİK”

    Yazar Mehmet Kabadayı, bu değişimi “Aleviler 100 yıldır Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de devletin her kurumunun kıskacı altında asimile edilmeye devam ediyor” diye özetliyor. Mehmet Kabadayı, Alevi inancının özellikle cemevleri üzerinden kontrol altına alınmak istendiğini vurgulayarak mevcut asimilasyona şu sözlerle dikkat çekti:

    “Bu bölgede yaklaşık 20 köyün üzerindeyiz. Şıx Çoban evlatlarının bir kolu olan Nesimi Dede kolu Büyük Keşlik köyünde yaşıyor. 1980’ler sonrasında şehirleşme ve Çorum Katliamı ile beraber Çorum’a ve Avrupa’ya yoğun göç söz konusu. Ancak köyümüzde hiçbir zaman hizmetler; Görgü Cemi, Abdal Musa Birlik Cemleri eksik olmadı. Köyümüzün bir diğer özelliği de ziyareti olması sebebiyle yazın devamlı Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelir. Ancak Aleviler üzerindeki asimilasyonu anlatacak olursak bunu mezarlıklarda görebiliyoruz. Asimilasyon benim köyümde de 3 koldan devam etti. Bu asimilasyon, mezarlarımızda, Hakk’a yürüme erkanlarımızda ve cem erkanlarımıza yansıdı. Mezarlardaki asimilasyon benzeşme ile yürüdü. Mesela Ocakzadelerin, pirlerin mezarlarında ‘ruhuna fatiha’ yazıyor. İşte asimilasyon, benzeşme bu.

    Cenaze erkanlarındaki asimilasyon durumu ise son 10 yıldır konuşulmakta. 2021 yılı itibariyle biz şunu yaptık; yakınlarımızın mezarlarında ‘ruhuna fatiha’ yazıyordu. Büyük bir direniş göstererek bunu değiştirip ‘devri daim olsun’ yazılması kararını aldık. Elimizi taşın altına koyup 4 mezar taşımızı değiştirdik ve köyümüze örnek olsun dedik. Bundan sonra yapılacak mezar taşlarının da bu şekilde gitmesini istiyoruz.”

    “ALEVİLİĞİ İKTİDAR AYAĞIYLA TANIYORLAR”

    Yazar Mehmet Kabadayı, süregiden asimilasyonda cemevleri üzerindeki sinsi planlara da değindi. İktidar yetkililerinin, cemevleri ile olan yakınlaşmasına işaret eden Kabadayı, Alevi bireylerin asimilasyondaki payına da vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Bugün ‘AKP bizi tanımıyor’ diyorlar. Ben ise tam tersini söylüyorum. Devlet anayasal olarak Aleviliği tanımıyor. Oysa tırnak içerisinde söylüyorum ‘AKP iktidarı Aleviliği tanıyor’. Çünkü Türkiye’nin dört bir yanında cemevleri yapılıyor ve temelleri atılırken devletin bütün mülki amirleri ve müftüleri o törenlere katılıyor. Dualar eşliğinde cemevi temel atma törenleri, açılışları yapılıyor.

    Örneğin Çorum bölgemizde 24 köyde cemevi var ve bu cemevlerine Çorum il Özel İdaresi tarafından yardım yapılacağına dair tebligat gönderiliyor. Ardından bu cemevlerinin boya-badanası yapılıp para veriliyor. Küçük küçük şeylerle içeriye girerek anayasal olarak tanımayıp iktidar ayağıyla tanıdığını göstererek asimilasyonu üçlü saç ayağı ile yapıyor. Bunu da yine ‘bizim içimizdeki bizler’ ile yapıyor. Yani ocak evlatları ile dernek hattı ile yapıyor ve son 10 yılı incelediğinizde bunun da örneklerini açık bir şekilde göreceksiniz. ‘AKP Alevileri tanımıyor’ değil. Mesela yakın zamanda Çorum’da bir cemevi temel atma töreni yapıldı. O erkanın görüntülerine bakarsanız devlet erkanının hepsi orada. Sizi tanımayan, nasıl olur da gelip temel atma törenine katılabilir! Sizi tanımayan bir iktidar ile neden cemevi açılışı yapıyorsunuz?”

    “ERKE BULAŞIYORSANIZ İSTER İSTEMEZ BENZEŞECEKSİNİZ!”

    Mehmet Kabadayı, konuşmasında laiklik vurgusu da yaparak “Bizler şunu söyleyemeyiz; ‘devlet, camiye veriyor, bize de versin’. Bu laiklik anlayışına terstir” dedi. Demokratik laik devletin hiçbir şekilde inançlara karışmaması gerektiğini söyleyen Mehmet Kabadayı şöyle devam etti:

    “Devlet, dinler karşısında kör olmalıdır. Laikliği savunan bir can olarak ‘camiye veriyor bize de vermeli’ diyemem. Alevi kurumları olarak bunu terk etmeliyiz. Bugüne kadar Alevi toplumsal yapısı ocak sistematiği, talibi ile hiçbir erke bulaşmadan kendini bugüne getirmiş. Bundan sonra da taşır. Çünkü koşullar bundan 200 yıl evvelkinden daha iyi. Eğer erke bulaşıyorsanız ister istemez erke benzeşeceksiniz. Dernek başkanı kimi dostların, ocakzade dedelerin, ‘AKP, bu hükümet bizi tanımıyor’ sözlerini işaret ederek, ‘bu mesele hükümet meselesi değildir. Bu mesele anayasaldır’ diyorum. ‘Devletin, Alevileri ve Aleviliği anayasal olarak tanımadığı doğrudur ama ‘AKP bizi tanımıyor’ diyenlere inanmıyorum. Çünkü nüansları ortaya koyuyorum. Çünkü AKP’li belediyelerle temel atıyorsunuz. AKP iktidarı ve belediyelerle birlikte ‘holding binaları’ gibi cemevi yapıyorsunuz. Yani asimilasyon konusu çok derin bir mesele. Bizi kuşatan iç ve dış asimilasyona dair şunu söylemiştim; devlet, Çorum, Amasya, Tokat, Isparta, Antep örneğinde bunları yaparken tek başına gelip yapmıyor. Başta dernek yönetimleri ve ocak mensupları ile bunu yapıyor. Bu çok açık. Bunu gizleyerek bir yere varamayız hakikati dile getirmek zorundayız. Asimilasyon, devlet iktidar ve Alevi kurumları içindeki ‘Bizim içimizdeki bizler’ tarafından yapılıyor. Bunlar sonra televizyonlara çıkıp asimilasyona karşı olduklarını söylüyorlar. Pazar günü temel atıyor salı günü ise televizyonda ‘AKP bizi tanımıyor’ diyor.”

    Röportajın 2. Bölümü 20 Temmuz’da…

    PİRHA/ANKARA

  • Yağmur: AKP’nin cemevi ziyareti samimiyetsiz; biz sadece inancımıza saygı bekliyoruz-VİDEO

    Yağmur: AKP’nin cemevi ziyareti samimiyetsiz; biz sadece inancımıza saygı bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA – Keçiören Cemevi yaptırma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Yağmur, inşasına başladıkları cemeviyle ilgili konuşarak “İlçemizdeki insanlar, cenazelerini kaldırmak için başka semtlere gidiyorlardı. Bu cemevinin yapılması ile birlikte Alevilerin asimilasyona uğramasına engel olunacak. Ayrıca çocuklarımıza kendi inancımızı ve duruşumuzu sergileyip öğreteceğiz” dedi.

    Uzun yıllar ardından Ankara’nın en büyük ikinci ilçesi olan Keçiören’de 12 hizmetin yürütülebileceği cemevi için çalışmalara başlandı. Keçiören Cemevi yaptırma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Yağmur, temeli atılan cemevi projesinin nasıl hayat bulduğunu anlattı.

    Yakup Yağmur, önceki yıllarda olanaksızlıklar nedeniyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bünyesindeki küçük bir mekanda cem yürüttüklerini söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “PSAKD şubemizde aşurelerimizi dağıtıyoruz, saz kursları ve kimi öğretilerimiz de veriliyor. Ama tabii ki bu Keçiören nüfusuna çok az geliyor. Çünkü cenaze kaldırma imkanımız dahi yok. Daha sonra biz bu cemevini büyütmeye karar verdik. Keçiören ilçesinde binlerce Alevi yaşıyor. Bu insanlar kendi öğretilerini, inançlarını yaşayamıyor, cemlerini yapamıyorlar. Aleviler burada cenazelerini kendi inançlarına göre defnedemiyor. Bu durumdan dolayı bu yola baş koyduk. Bir arayış içerisine girdik ve dönemin Belediye Başkanı Mustafa Ak’a yer taksisi için müracaat ettik. O da sağ olsun çok iyi niyetli bir insandı, bize ‘Keçiören’deki Alevi kurumları ile birlikte gelin, size bir cemevi yeri tahsis edeceğim’ dedi. Biz de bütün Alevi kitle örgütleri ile birlikte bir dernek kurduk; Keçiören Cemevi ve Yapma Derneği. Bunun içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Derneği ve yöre dernekleri de var. Bütün bu dernekler bir araya gelerek böyle bir talebimiz oldu ve belediye başkanı talebimizi karşıladı. Para karşılığında bu arsayı satın aldık. Arsamız cemevi için biraz küçüktü ve büyütmek istedik. Daha sonra bugünkü Belediye Başkanı Turgut Altınok’a müracaat ettik ve bu konuda bize yardımcı oldu. Arsanın bir parçasını bize verdi.”

    “BU CEMEVİNİN YAPIMI ASİMİLASYONU ENGELLEYECEKTİR”

    Yakup Yağmur, Keçiören’deki birçok mahallede cemevi olmadığının altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir tek Batıkent’te büyük bir cemevi var. İnsanlar buralardan cenazesini Batıkent’e ya da çok uzak ilçe olan Çubuk’a götürmek zorunda kalıyor. Bu cemevinin yapımı hem Alevilerin asimile olmasını engelleyecektir hem de burada biz, çocuklarımıza kendi öğretimizi, geleneklerimizi, duruşumuzu sergileyip, çocuklarımıza öğretilerimizi sunacağız. Burada ayrıca Hakk’a yürüme erkanları da yapılabilecek. Yani Alevi toplumunun burada örgütlenebileceği bir cemevi olacak. Bir cemevi inşaatı başlattık ve umarız bunu başarabiliriz. Zor bir süreç. Çünkü devletin bu konuda hiçbir katkısı yok. Bugün bir kazma dahi vursan her şey para. Zorlu bir süreç ama bunu elbirliğiyle, bütün Alevilere ulaşarak, herkesin bir tuğla koyma şartıyla başaracağımıza inanıyorum.”

    “İNANCIMIZA SAYGI DUYSUNLAR YETER”

    Yakup Yağmur, iktidarın cemevi ziyaretlerini de samimiyetten uzak bir davranış olarak değerlendirdi. Yağmur, öncelikle Alevi inancının resmiyette tanınması gerektiğini vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Kendilerini hiç samimi görmüyoruz. Biz AKP’yi iyi takip ediyoruz. Geçmişte 8 tane Alevi çalıştayı oldu. Çeşitli Alevi dedelerinden kabineye atanan insanlar oldu. Ama bunun sonucunda bir şey alınamadı. Çünkü AKP bu konuda samimi değil. Biz de AKP’den bir şey istemiyoruz. Aleviler olarak bizim inancımıza saygı duysunlar, inancımızı tanısınlar, biz onlardan herhangi bir şey istemiyoruz. Yani biz ne ‘dedelerimize maaş verin’ ne de ‘gelin cemevimizi yapın’ diyoruz. Bizi Alevi olarak tanısınlar, inancımıza saygı duysunlar biz bunun dışında onlardan bir şey istemiyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

    İLGİLİ HABERLER
    Keçiören Cemevi için temel atma töreni yapıldı-VİDEO

  • Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı

    Avusturya’da nasıl bir Alevilik tanındı? Tüm merak edilenleri Özgür Turak PİRHA’ya anlattı

    PİRHA- Avusturya’da asimilasyoncu zihniyete karşı mücadele verdiklerini ifade eden AABF Genel Başkanı Özgür Turak, “Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışı, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğidir. Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz” dedi.

    13 Nisan 2022 tarihinde Avusturya’da Alevilik ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı. Avusturya devleti Alevi inancının bağımsız, özgür bir inanç olduğunu belirterek noktayı koydu. Aleviliğin bu şekilde tanınmasında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 13 yıl verdiği hukuk mücadelesi etkili oldu.
    Aleviliğin Avusturya’da resmi olarak tanınmasının ardından AABF, “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele edip, direnenlere aşk ola” diyerek açıklama yaptı.

    Öte yandan, Avusturya devletinin Aleviliği bağımsız bir inanç olarak tanımasının ardından çeşitli spekülasyonlar yapılarak, tanınan Alevilikte Hakk-Muhammet-Ali, Ehlibeyt olmadığı iddiaları bile ortaya atıldı.

    PİRHA olarak bu konuda tüm merak edilenleri, 13 yıllık mücadeleyi, nasıl bir Aleviliğin tanındığını, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak’a sorduk. Turak, Avusturya’da İslam Yasası’nın Diyanet benzeri bir yapı olduğunu belirterek, buna onay vermediklerini, 13 yıllık bir hukuki mücadele sonucunda kazandıklarını vurguladı.

    İslam Alevi İnanç Toplumu’nun, AABF ve bileşeni kurumları “terör örgütü” diye şikayet bile ettiklerini ifade eden Turak, 2020’de İslam Alevi İnanç Toplumu’nun, AABF ve bileşenlerinin kurumsal kimliğinde kullandıkları Alevi isimlerini patentleterek, Viyana Ticari Mahkemesi’nde tazminat davası açtığını da hatırlattı.

    Asimilasyoncu zihniyete karşı mücadele verdiklerini ifade eden Özgür Turak, “Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışını, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğidir, Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz” dedi.

    İşte Özgür Turak’ın sorularımıza verdiği yanıtlar:

    “AVUSTURYA’DA İSLAM YASASI DEMEK DİYANET DEMEKTİR, BUNA ONAY VERMEDİK”

    PİRHA: Alevi inancı Avusturya devleti tarafından bağımsız bir inanç olarak tanındı. Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olarak tanınması ne demek? Bunu biraz açar mısınız?

    ÖZGÜR TURAK: 13 Nisan 2022 tarihinde Avusturya’da Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması, Alevi dünyası adına bir dönüm noktası olmuştur. Anadolunun kadim inançlarından biri olan Alevilik bir Avrupa ülkesinde, kendi ana topraklarından binlerce kilometre uzaklıkta, uluslararası vidan ve inanç hakları ölçeğinde yasal zemine kavuştu! İnancın hayat bulduğu, yeşerdiği Anadolu topraklarında, Hünkar Hace Bektaşı Veli ile Yunus ile Pir Sultanlar ile katmerlenip bugünkü şekli aldığı kendine özgü değerleri ile İnsan-ı Kamil olma mertebesine ulaşılabilecek yolun adı olarak tanındı.
    Avusturya’daki mevcut yeni İslam Kanunu Türkiye’deki mevcut Diyanet İşleri Başkanlığı ile eş değerdedir. Avusturya’da başkanlıktan ziyade, İslam kökenli mezhepleri yeni bir İslam Yasası’nda kontrol altına almaya yöneliktir. Türkiye’de Alevileri Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde barındırarak asimilasyona yol açılması olayının aynısıdır Avusturya’da yapılmak istenenler. Avrupa ve Türkiyedeki Alevi kurumları olarak ‘kırmızı çizgimiz’ şeklinde nitelendirdiğimiz Diyanetin lağvedilmesi konusundaki mücadelemize rağmen Avusturya Federasyon olarak bir İslam Yasası ile devletin sunduğu şatafatlı imkanlardan yararlanmak için onay verseydik, o zaman kırmızı çizgilerimizin bir önemi kalmazdı. Avusturya’da Aleviliğin bağımsız, özgün bir inanç olarak tanınması demek; Alevilerin Diyanet çerçevesi dışında tanımlanması demektir.

    13 YILLIK MÜCADELE

    -13 yıllık bir mücadeleden söz ediyorsunuz. Nasıl bir mücadeleydi? Mahkeme süreçleri konusunda biraz bilgi verir misiniz? Hem psikolojik olarak hem ekonomik olarak hangi sonuçları yaşadınız?

    Tüm devlet ve bürokrasi anlayışlarında olduğu gibi Avusturya da, mevcut yasalar çerçevesinde ülkede yaşayan vatandaşlarına hizmet ölçeğinde hareket eder. Avusturya’da diğer Avrupa ülkelerinde olmayan ve Avusturya’ya özgü 1912 yılından itibaren var olan bir İslam Yasası mevcuttu. Bu İslam Yasası Avusturya’da yaşayan İslam (müslüman) kökenli yurttaşların temel haklarına yüzeysel ölçülerde olanak sağlıyordu. 1912 yılında oluşturulan yasa, Avusturya’da güncelliğini kaybetmiş, özellikle de son dönemlerde siyasal islamı kontrol altında tutmak ve gerekli önlemleri almak için yetersiz bir yasa durumundaydı. Avusturya’da gelişen topluluklar ve ihtiyaçlar artıyordu. Bu gereksinimle İslam Yasası’nın değiştirilmesi gerekiyordu. İslam Yasası’nı değiştirirken, Avusturya yetkilileri bu yasa altında Alevilere de imkan sunarak, Türkiye ve İslam ülkeleri kökenli tüm kuruluşları yeni İslam Yasası çerçevesinde dizayn etmek ve yönetmek istiyordu. Biz Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ailesi olarak bu anlayışa karşı mücadele verdik. Karşımızda yalnız kendi bireysel çıkarlarını önde tutan, Alevilerin asimilasyonuna neden olabilecek bir anlayışın yanı sıra, Türkiye kökenli insanları Türk ve Müslüman olarak değerlendiren, bir de kamu güçlerini kullanan anlayışla da mücadelenin adıydı bu!

    Bugüne kadar neler olmuştu kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

    24.11.2007: AABF genel kurullarında Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak tanınması için başvuru kararı alındı.
    2007 – 2009: AABF Tüzük Hazırlık Komisyonu ve tüzük çalışmaları yürütüldü.
    03.07.2008: AABF, 10. Yıldönümü kutlamaları etkinliğinde bakanlar ve milletvekillerin katılımı ile ilk defa federasyonun tanınma süreci için başvuru yapacağını kamuoyu ile paylaştı.
    12.08.2008 – 23.03.2009: AABF ve Avusturya İnanç Dairesi arasındaki müzakere süreci yoğun bir şekilde, bakanlığın yaptığı tüzük değişikliği önerileri doğrultusunda yürütüldü.
    23.03.2009: AABF’ye bağlı olan Viyana Alevi Kültür Birliği üyelerinden üç-beş kişinin, bileşen kuruma ve üyelerine danışmadan gizlice, İslam Alevi İnanç Toplumu, (İAGÖ) adı ile İslami bir mezhep olarak, sadece bir sayfadan oluşan tanınma başvuru dilekçesini bakanlığa elden verdiler.
    09.04.2009: AABF, Avusturya’da inanç olarak tanınmak için olan 300 imzayı, inancı tanımlayan inanç tüzüğü ve destek veren kurumların destek açıklamaları ile beraber tam donanımlı bir başvuru dosya ile inanç başvurusunu gerçekleştirdi.
    09.07.2009: AABF başvurusunda imzası bulunan AABF Genel Başkanı ve AABF İnanç Kurulu Başkanı, Viyana Alevi Kültür Birliği üyeliklerinden sistematik ve usulsuzca ihraç edildi ve İslam Alevi İnanç Toplumu, bu ihraçları gerekçe göstererek, AABF’nın başvurusunun geçersiz sayılması ve ret edilmesi talebinde bulundu. Aynı zamanda AABF’den bir hafta önce yaptıkları tek sayfalık dilekçe başvurusu nedeni ile kendi başvuruları sonuçlanıncaya kadar AABF’nin başvurusunun durdurulması talebinde bulunuldu ve bakanlık göz yumarak bunu kabul etti.
    Avusturya İnanç Dairesi, İAGÖ’nün yalnızca bir sayfadan oluşan ve tanınma başvurusu için gerekli olan evrakların eksikliğini göz önünde tutmayarak, AABF’nin tam donanımlı başvurusunu, İslam Alevilerin bir hafta öncesinden yaptığı başvuruyu gerekçe göstererek, AABF’nin başvurusunu durdurdu. AABF konuyla ilgili itiraz ve hukuku süreci başlattı.

    İslam Alevi İnanç Toplumu (İAGÖ), tanınma süresi icin gerekli olan 300 imzayı üç-dört aylık süre zarfında tamamlayıp, AABF’nin hazırlamış olduğu tüzüğün başlığını “Avusturya Alevi İnanç Toplumu” yerine ‘İslam Alevi İnanç Toplumu‘ olarak ve inanç tanımı bölümüne de “Alevilik İslami bir dindir” cümlesini ekleyerek, AABF bileşenlerinin iki yılı aşkın bir süre ile hazırladığı tüzüğü gasp edip, olduğu gibi içeri verdi.
    Avusturya İnanç Dairesi daha sonra İAGÖ’nün başvurusu ile durdurulmuş olan AABF’nin başvurusunu, İAGÖ tüzüğü ile aynı olduğu gerekçesi ile ret etti.

    “İSLAM ALEVİ İNANÇ TOPLUMU, AABF VE BİLEŞENLERİNİ “TERÖR ÖRGÜTÜDÜR’ DİYE ŞİKAYET ETTİ”

    İslam Alevi İnanç Toplumu (İAGÖ), daha sonra Avusturya Anayasası’nı Koruma Teşkilatı’na (Bundesamt für Verfassungsschutz und Terrorismusbekämpfung), “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu diğer sol, devrimci, demokrat örgütlerle ilişki içerisindedir, etkinliklerine katılmaktalar, birlikte etkinlikler düzenlemekteler, bu örgütler terör örgütleridir, dolayısıyla AABF ve bileşenleri de terör örgütleridir’’ şeklinde AABF’yi şikayet ettiler.

    “AVUSTURYA’DAKİ İSLAM KANUNU DİYANETİN AVUSTURYA VERSİYONUDUR”

    13.03.2013’te Avusturya yasalarınca tanınan Avusturya İslam Alevi İnanç Toplumu, 100. Yılı kutlanan Avusturya İslam Yasası’nın değişmesi için büyük bir rol oynadı ve 2015’te İslam Yasası’nda Avusturya İslam Teşkilatı (İGGÖ) ve İslam Alevi İnanç Toplumu (İGGÖ) resmi olarak tanındılar.
    2015 İslam Kanunu Türkiye’deki Diyanet İşleri Bakanlığının Avusturya versiyonudur ve İslami tüm mezhep ve kuruluşları kontrol eder, haklarını bu yasa ile belirler.

    2016 İslam Kanunu gereği, İslam Alevi İnanç Toplumu’na bağlı olmayan Alevi kurum ve kuruluşlarının kapatılması veyahut İslam Alevi İnanç Toplumu’na bağlanması talebi ile AABF ve tüm bileşenlerine tebligatlar gönderildi ve üzerinden yaptırımlar uygulanmaya çalışıldı.

    “AABF’YE BAĞLI KURUMLARDA ‘ALEVİ İNANÇ RİTÜELLERİ YAPILIYOR’ DİYE KAPATILMAYA YÖNELİK TEBLİGATLAR GÖNDERİLDİ”

    2018’de AABF’ye bağlı kurumlarda Alevi inanç ritüelleri yapılıyor, diye İslam Kanunu gereği tekrar AABF ve bileşen kurumlarının kapatılmasına yönelik tebligatlar gönderildi.
    2020’de İslam Alevi İnanç Toplumu, Patent Dairesi’nde AABF ve bileşenlerinin kurumsal kimliğinde kullandıkları Alevi isimlerini patentleyerek Viyana Ticari Mahkemesi’nde tazminat davası açtı.

    “HEM AVUSTURYA DEVLETİNE HEM DE ASİMİLASYONCU ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEMİZ OLDU”

    Bunlar tabi ki buzul dağının görünen başlıca konularıydı. Bunun yanı sıra daha birçok konuda hukuk ve mücadeleyle 13 yıllık bir süreci arkamızda bıraktık. Hem Avusturya devletinin Alevileri İslam Yasası altında yürüttüğü yüzeysel yaklaşıma karşı, hem de Aleviliği İslam Yasası çerçevesine sokmaya çalışan asimilasyoncu zihniyetine karşı mücadelemiz oldu.

    -Peki Avusturya’da daha önce Alevilik devlet tarafından tanınmamış mıydı? Eğer tanındıysa daha önce, şimdi ki tanınma biçimiyle farkı nedir?

    Avusturya’da bizimle beraber Alevi ismini taşıyan mevcut üç kurum var! İlk olarak AABF’ye üye derneklerden biri olan Viyana Alevi Kültür Birliği’nin öncülüğünde, yeni İslam Yasası içerisinde ‘İslam Alevi İnanç Toplumu’ olarak kendilerini adlandıran ve halen mevcut İslam Yasası’nda bu isim ile yasal statüsüne, Şii ve Sünni mezhepleri ile birlikte tanınan bir İslam Alevi İnanç Toplumu var. Bu bizim karşı olduğumuz yapılanma şekli.
    Bir de 2013 yılında ‘Alt-Aleviten’, sözcük anlamı Eski-Aleviler veya kendi tanımlarında adlandırmalarında olduğu gibi ‘Kadim-Aleviler’ olarak tanınan bir inanç grubu var! Bu inanç grubu da Anadoluda bildiğimiz, yaşadığımız değerler olan Hünkar Hacı Bektaşı Veliyi, Nesimi, Yemini, Fuzuli, Virani, Hatayi, Kul Himmet gibi değerlerimizden daha ziyade Şamanizme dayanan ve Kürt halkına özgü bir tanımlamayla var olan bir kurum.
    Bunların yanı sıra Avrupa Alevi örgütlerimiz, kuruluş ilkeleri ile hareket eden Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’muzun tanınması var.

    Böylece Avusturya’da;
    1. İslam Alevi İnanç Toplumu-Alevilik İslami bir mezheptir, anlayışını savunan bir inanç.
    2. Kadim-Alevi İnanç Toplumu -İslam öncesi Kürt halkına özgün Şamanizme dayanan bir inanç.
    3. Özgür-Alevi İnanç Toplumu -Anadoludaki Aleviliği kendi öz değerleri ile bütünleştiren bir inanç var.

    “VARLIĞIN BİRLİĞİ’NİN AYRILMAZ OLAN ‘HAKK-MUAHMMET-ALİ’ BİRLİĞİNİ VURGULUYORUZ”

    -Avusturya’daki ve Türkiye’deki kimi çevrelerin pek hoşuna gitmedi Aleviliğin bağımsız olarak tanınması. Hatta “İçi boş bir Alevilik tanındı, içinde Hakk, Muhammet, Ali yok, ehlibeyt yok” gibi iddialar dahi var. Bu konuyu nasıl açıklarsınız?

    Bizler, Aleviliğin Avusturya’da yeni İslam Yasası çerçevesinin dışında “kendine özgü bir inanç” değerlerini savunduk. Bunu yaparken de; Alevilik, İnsan-ı Kamil olma yolunu tanımlayan bir inançtır. Bu nedenle inancımızı ‘Yol’ olarak adlandırıyoruz. Alevilik varoluşa inanır, diyoruz. Aynı zamanda, Alevilikteki Hakk anlayışında, Varlığın Birliği/Vahdet-i Vücud’un ayrılmaz olan ‘Hakk-Muhammed-Ali’ birliğinden bahsedip, Hakk odaklı bir inançtır vurgusunu yapıyoruz.
    Aleviliğin yaradılış anlayışını dillendirirken, çoğu yazılı kaynak yok veya manipüle edilmiştir. Bu nedenlerden dolayı da yedi ulu ozan olan Nesimi, Yemini, Fuzuli, Virani, Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet derlemelerini ve divanlarını kaynak olarak gösteriyoruz. Aynı zamanda Edib Harabi’nin şu dizelerini dillendiriyoruz:

    “Daha Allah ile cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
    Hanemize aldık mihman eyledik
    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi söyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan eyledik.”

    “HEDEFİMİZ ÖĞRETİMİZİ SAĞLAM, BİLİMSEL KAYNAKLARLA BULUŞTURARAK YOL ALMAK”

    “Alevilik değerlerinden Dört Kapı, Kırk Makamı, Alevilikte Yol’a girmenin ilk adımı olan İkrar’ı, Hakk’a uğurlamada Devriye’yi, Alevilerin ütopyası olan Rıza Şehrini anlatıyoruz. Cem erkanlarımızın ayrılmaz bütünlüğü olan İkrar, Oniki Hizmet, Dar-ı Mansur, Düşkün kaldırma, Rızalık vermek Tevhid ve Miraçlama, Bağlama, Saz ve Semahlarımızı, Lokma ve Niyazlarımızı Gülbanglarımızı anlatıyoruz. Talip, Rehber, Pir ve Mürşid öğretisini dillendiriyoruz! Anadoluda yaşadığımız Aleviliği yaşıyoruz ve ecdatlarımızdan aldığımız öğretinin yasal zeminle buluşmasını yapıyoruz. Elbette bundan hoşnut olmayan, Alevileri Şii misyonerleri çerçevesinde görmek isteyen, Alevi çocuklarının başlarını örtmek, Alevileri hac ziyaretleri seferberliğine çıkarmak isteyen zihniyet olacaktır. Ama bizim ana mücadelemiz de bu yönlü. Yasal statüler çerçevesinde Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu güvencesini almak ve bu alanda alan çalışmaları yürüterek, kendi akademisyen ve araştırmacılarımız ile öğretimizi daha sağlam ve bilimsel kaynaklarla buluşturarak yol almaktır hedefimiz!

    “AVRUPA’DA ASİMİLASYONUN MERKEZİ AVUSTURYA”

    -Aleviliği eritme, başkalaştırma çabalarını Türkiye’de de yoğun olarak görüyoruz. Alevi türbeleri işgal altında ve camiye dönüştürülüyor. Alevi köylerine hala cami yapılıyor işbirlikçiler eliyle. Avusturya’da da bir İslami asimilasyon yoğun yaşanıyor mu?

    Avrupada asimilasyon yoğunluğunun merkezi Avusturya olsa gerek ki, İslam Kanunu ile tanınan zihniyet kendi cemevlerinde Hakka uğurlama erkanlarını camilerden getirdikleri hocalar ile helallik- haramlık olgusu ile yapıyor, kadınlar ayrı erkekler ayrı yerlerde saf tutuyor. Alevice yaşamış ama Allahuekber nidaları ile müslüman şekilde sırlanan olaylara şahit oluyoruz. Allahuekber nidalarını atan kişiler sözüm ona kendisini dede olarak nitelendiriyor. Ve hacı, hocanın helallik-haramlık olarak ayırdığı alanlarda saf tutan kişilerin İslam Alevi kurum yöneticilerinden oluşması büyük bir asimilasyon ürünüdür.

    “AVUSTURYA’DAKİ ZİHNİYET, OKULLARDA ALEVİLİĞİ KURAN AYETLERİYLE ANLATIYOR”

    İslam Yasası ile şatafatlık imkanlarını kendilerine sunan ve bu bağlamda Alevilik derslerini okullarda veren zihniyet, ilkokul ve lise düzeyinde hazırlanan ders müfredatlarında Aleviliği Kuran’ı kerimdeki ayetlerle anlatıyor. Üniversitedeki Alevi kürsüsü, İslam Teolojisi altında alt bir bilim dalı olarak geçiyor. Bunların hepsi asimilasyonun görünen cilalı yönüdür ve daha tehlikeli olanıdır!
    Avusturya’da çocuk cemleri adı altında, cocuklarımızın başları kapatılıyor ve toplu şekillerde Alevi inancına mensup olan kişiler kara çarşaflar giydirilerek, Hac ziyaretleri yapılıyor. Bunların hepsi kurbağa deneyinde olduğu gibi yavaş yavaş gelen tehlikenin ölçüleriydi! Avusturya’da tanınmamız ile beraber bu sürecin önüne geçtiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz!

    “AABF’NİN KIRMIZI ÇİZGİSİ, ALEVİLERİ İSLAM YASASI ALTINDA ERİTMEYE ÇALIŞAN ANLAYIŞTIR”

    -Aleviliğin başka inançlar gibi var olması, devletler tarafından tanınması genel olarak Alevi toplumunda büyük sevinç yarattı. Bu pozitif durum karşısında özellikle de Avusturya’da oluşan ayrışma yeniden toparlanır mı? Bu konuda çabalar olacak mı?

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun kurulma amacı isminde de belirtildiği gibi Alevi inancına mensup olan Alevilerin birliğine yöneliktir ve adını bu birlikten alır. Alevi kurumsal yapılanmamızın belirli kırmızı çizgileri vardır. Bu çizgilerden bir tanesi Alevileri İslam Yasası altında eritmeye çalışan anlayıştır! Eğer bu kuruluşlar İslam Yasası’ndan ziyade Alevi Yasası’nın oluşması için göstereceğimiz çalısmalarda, köstek yerine destek olurlarsa, Alevi İnancı, öğretisi doğrultusunda Alevice hareket edip, özlerini dara çekerlerse, Alevilerin bir araya gelmeleri için bir sakınca yoktur. Aleviler kendilerine özgü inancı ile kendilerine özgü yasaların hak ve hukuk mücadelesi doğrultusunda diğer tüm inançlar ile eşit yurttaşlık hakları ekseninde aynı göz hizasında mücadele etmeye devam edecektir!

    -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açtınız? Orada süreç nasıl ilerleyecek?

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki hukuki süreç devam etmekte. Buradaki davayı da avukatlarımız ile takip etmekteyiz. Önümüzdeki kısa zaman diliminde bu sürecin de, uluslararası din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde bizim lehimize sonuçlanacağını temenni ediyoruz. Gelişmeleri hep beraber takip edeceğiz.

    Nilgün METE/ PİRHA 

    İLGİLİ HABER

    ‘Alevi ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır; bu karar yanılgıları düzeltmeye vesile olacak’

  • Kepez’de evde cem yapıldı; ‘Asıl cem, kişi kendini pişirerek yola girdikten sonra olur’-VİDEO

    Kepez’de evde cem yapıldı; ‘Asıl cem, kişi kendini pişirerek yola girdikten sonra olur’-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Aleviler, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği öncülüğünde Kepez ilçesinde bir evde cem oldu. Yapılan muhabbette, kalabalık salonlarda, rızalık alınmadan yapılan cem ibadetlerinin Yol inancına aykırı olduğu vurgusu yapıldı. Cemde, okullardaki din dersleri üzerinden çocuklara dayatılan asimilasyon da ele alındı.

    Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği, Antalya’nın Kepez ilçesine bağlı Ayanaoğlu Mahallesinde cem gerçekleştirdi.

    Semah eğitmeni Turgay Satılmış’ın evinde yapılan ceme Abdal Musa Kültür ve Tanıtım Derneği Başkanı Gülçin Akça, Mehmet Gündoğdu, Zakirler Süleyman Demir, Hayri Aslandoğan ve canlar katıldı. Yapılan muhabbetlerde deyişlerin, nefeslerin anlam ve içeriği ile zorunlu din dersleri konuları tartışıldı.

    “TİYATRO GİBİ YAPILAN CEMLER CEM DEĞİL”

    Zakir ve yol yürütücüsü Süleyman Demir, muhabbete başlayan isim oldu. Demir, günümüzde yapılan kalabalık cem biçimlerini eleştirerek şunları söyledi:

    “Dede alışmış, dernek cemlerine hazırlanırken kravatını takıp geliyor. Bildiğimiz sözcükleri; ‘Hakk için ibadet yapıyoruz’ deniliyor. Alevilikte cennet-cehennem kaygısı yok. Alevi Bektaşilerde cennet-cehennem, huri, kılman için ibadet anlamında muhabbet yapılmaz. Burada yapılan muhabbetler, kısaca birbirimizle rızalaşacağız, sohbetlerimiz, gönül birliğimiz, rızalık olunca bir deyiş söyleyip açacağız. Görgü, sorgu olmayan Alevi cemlerinin sadece bir gösteri amaçlı tiyatro yapar gibi hizmetleri sadece  ‘Allah, Allah ah Hüseyin vah Hüseyin’ ağla git, bu cem değil. Asıl cem, kişi kendini pişirerek yola girdikten sonra olur. Cemevleri büyüdü, salonlara 500-1000 kişi geliyor, kimse kimseyi tanımıyor. Rızalık alacaksın. Nasıl alacaksın? Kimse kimseyi tanımıyor. Kimse kimseye vekil, kefil değil. O zaman cem olmuyor. 500 kişi 1000 kişi toplanıp öyle tiyatro gibi yapılan cemler cem değil. Ama bizler buradayız. Bir Balım Sultan muhabbetiyle yapılan sohbet ayrı bir şey.”

    “ALEVİLİK DİN DEĞİL FELSEFEDİR”

    Yol yürütücüsü Mehmet Gündoğdu ise ‘4 Kapı 40 makam’ ile ilgili bilgiler verdi. Gündoğdu, Alevi Yolunun bir din değil, felsefe olduğunu vurgulayarak “Bizim felsefemizde Dört Kapı 40 Makam’da 4 ana sır vardır. Hava, su, ateş ve topraktır. Biz burada bu hizmeti yaparken yeri süpürdük, temizledik, toprağı anlattık elimize su döktük, suyla arındık. Çerağ uyandırdık ateşi kutsadık, sazlarımızla havayı kutsadık. Bunlar bizim felsefemizin içinde olmazsa olmazları, aynı zamanda 4 kapının kurallarıdır” ifadelerini kullandı.

    ÇOCUKLARIMIZI ÇOK CİDDİ BİR TEHLİKE BEKLİYOR, GÖZARDI EDİLEMEZ”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtım Derneği Başkanı Gülçin Akça ise okullardaki zorunlu din dersi uygulamalarına dikkat çekerek şunları söyledi:

    20. Eğitim Şura toplantısı oldu ve bu toplantıda 4-6 yaş arasındaki anaokuluna giden çocuklara din eğitimi verilmesi önerisi çıktı. Bunun arkasından Milli Eğitim Bakanlığı var. 4+4+4 uygulaması da aynı şekilde bu eğitim şurasının önerisi ile gündeme gelmişti, daha sonra yasallaştı. Ve önümüzdeki günlerde anaokuluna giden çocuklarımıza din eğitimi verilecek. Bununla ilgili bir çalışma başlatıldı. Alevi örgütleri, demokratik örgütler, bu arada imza kampanyası başlattı. Ama toplumun bu konuda çok uyanık olması lazım. Çünkü 4-6 yaşında anasınıfına giden bir çocuk, daha soyut kavramlara hazır değildir. Onlara somut objelerle hitap edebilirsiniz. O yaştaki çocuk daha evreni, çevresini, hayvanları, eşyayı tanımaya çalışırken çocukların aklına, ‘İşte sen şunu yaparsan cehenneme gideceksin. şunu söylersen cennete gideceksin’ gibi kavramlarla beyinleri kirlenecek.

    Bizim çocuklarımız, torunlarımız tehlikeye açıklar. Bu konuda çok duyarlı olmamız gerekiyor. Bu anlamda hareket halinde imza toplayan kurumlara destek vermemiz gerekiyor. Çocuklarımızı çok ciddi bir tehlike bekliyor. Biz, ‘okullarda din dersi kaldırılsın’ mücadelesini verirken, bunun üstüne üstlük anasınıfındaki çocukların hurafelerle beyinlerini kirletecekler. Bu eğitimi alan çocuklar artık biat kültürüne alışmış ve sorgulamayan çocuklar olacak. Bu çocuklar, ne gördülerse inanacaklar. Böyle bir kalıp içerisinde bir nesil yetiştirilmek isteniyor. Çok çok büyük bir tehlike, bu göz ardı edilemez.”

    “ASİMİLASYONUN HIZINI GÖRÜYOR MUSUNUZ?” 

    Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir ise köylere yapılan camiler ile sürdürülen asimilasyon politikalarına dikkat çekti. Demir, “Cami projeleri Alevi köylerine ilk Tunceli’nin dört köyünde muhtarla konuşarak yapıldı. İlk başlangıç noktası orası. Bir deneme yapıyorlar; ‘yol yapacağız, edeceğiz’ diye başlanıyor. Bütün Alevi köylerine camileri yaptılar ve birer hoca da atadılar. Köylüler, önce gülüp geçtiler. Tabi ‘bizi mi değiştirecekler?’ dediler ama köydeki camiler ve atanan hoca sonucu, şu anda bütün Alevi köylerinin yüzde 90’ı Hakk’a yürüme erkanını İslam’a göre yapıyor. Orada yetişen çocuklarımızı düşünün. Hocaya, camiye alıştılar. Onlardan gelecekler de Sünni İslam’ın yasalarına alışacak. Yetmedi ‘Arapça öğreteceğiz, Osmanlıca öğreteceğiz’ diye derslerde işlenen konulara Kur’an da eklenecektir. Asimilasyonun hızını görüyor musunuz?” diye sordu.

    İÇİMİZE GİRMİŞ OLAN BU ASİMİLASYONU SÖKÜP ATMAMIZ LAZIM”

    Muhabbette söz alan Yol yürütücüsü Mehmet Gündoğdu ise asimilasyonun Alevi toplumu içinden de yöneltildiğini ifade ederek “Özeleştiri yapmamız gerekiyor” dedi.
    Gündoğdu, “Biz içimizde Allah, Muhammet, Hasan, Hüseyin, Ali, 12 imamlar verip veriştiriyoruz. Bunlar İslam… Sorguladınız mı hiç? Bunlar ne zaman girdi bizim içimize? 1500 yıl sene önce girdi. Şah İsmail’in yoluyla, Balım Sultan yoluyla girdi. Ondan önce var mıydı? Yoktu. ‘Abdal Musa Cemi’ diyoruz. Abdal Musa cemini biz öldürdük, bitirdik. Abdal Musa Cemi öyle değil, Abdal Musa cemi bir sohbet bir muhabbet demektir. Ama biz bitirdik. Bizim bir kere içimize girmiş olan bu asimilasyonu içimizden söküp atmamız lazım. O da pek kolay olmuyor. Ama benim vicdanım rahat değil, çünkü kandırıldık. Adamlar çok güzel çalışıyorlar. 500 yıl önce içimize girmiş zaten onu da söküp atamıyoruz. Ne yapacağımızın cevabı herkesin kendi vicdanında…”

    “ÖRGÜTLERİMİZE SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM”

    Yeniden söz alan Abdal Musa Kültür ve Tanıtım Derneği Başkanı Gülçin Akça ise “Demokratik bir devletin aslında dini olmaz” dedi. Akça, Diyanetin varlığını eleştirdiği konuşmasında “Biz şimdi ‘din dersleri kaldırılsın’ derken ana sınıflarına da din dersi koyuyor. Çocuklarımızın geleceği kontrol altına alınmış oluyor. Buna şiddetle tepki vermemiz lazım. Buna tepki veren örgütlerimize sahip çıkmamız lazım. Çocuğa, hiç kimse din öğretmez, öğretmemesi lazım. Kişi ne zaman 18 yaşına geldi, kendi araştırır ve bulur. Eğer bir devlet dini öne sürüyorsa orada laiklik bitmiştir, orada cumhuriyet bitmiştir” şeklinde konuştu.

    Çerağların uyandırılmasıyla başlayan muhabbet ceminde 12 hizmetlerin ardından lokma gülbengi ile cem tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • CHP’den ihracı istenmişti; Şener, Alevi İnanç Birliği Vakfı ile ilişkisine açıklık getirdi

    CHP’den ihracı istenmişti; Şener, Alevi İnanç Birliği Vakfı ile ilişkisine açıklık getirdi

    PİRHA AKP’ye yakın olan Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın, Ankara’da Hüseyin Gazi Türbesinin elektrik abonmanlığını kendi üzerlerine almasının ardından, vakıfla yakın ilişkileri olan CHP’li Abdüllatif Şener de eleştirilerin odağında oldu. Milletvekili Şener, davet edilmesi nedeniyle Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın etkinliklerine katıldığını, çok bir bilgisinin olmadığını savundu. 

    Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı’nın Avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, Alevi İnanç Birliği Vakfı ile Milletvekili Abdullatif Şener’in işbirliği yaptığını iddia ederek 1 Ekim’de Şener’in CHP’den ihracını talep etmişti.

    Konuya ilişkin CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener PİRHA’ya konuştu. Şener, “Benim, Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın iç işleyişi ile ilgili, organizasyonları, hedefleri, yaptıkları işlerle bağlantılı hiçbir bilgim yoktur” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Diğer Alevi toplulukları gibi Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın da bir sivil toplum örgütü olduğunu biliyorum. Bu nedenle diğer Alevi dernekleri veya diğer sivil toplum örgütleri davet ettiklerinde nasıl toplantılarına gidiyorsam Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın toplantılarına da zaman zaman katılmışımdır. Bunun haricinde diğer birtakım vakıflarla, derneklerle arasında hangi bağlar var, hangi ihtilaflar var bunlarla ilgili hiçbir bilgim yok. Nitekim Hüseyin Gazi Türbesi ve Vakfı ile bağlantılı ihtilaflardan da hakkımda yazılanlar çıkana kadar hiç haberim yoktu. Davet etmişlerdi ve sadece gitmiştim.”

    “O KONUDA KESİN BİR ŞEY SÖYLEMEYEYİM”

    Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın, Hüseyin Gazi Türbesinin elektrik abonmanlığını kendi üzerlerine almasının ardından tartışmalar da büyüyor. Milletvekili Abdüllatif Şener açıklamasında, iktidara yakın olduğu söylenen vakfın, Hüseyin Gazi Türbe yönetimini baskı ile ele geçirme konusunda herhangi bir bilgisi olmadığını belirtti.

    “Yaşananlardan sonra Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın çağrılarına karşılık verir misiniz?” sorumuza ise Milletvekili Şener şu cevabı verdi:

    “O konuda kesin bir şey söylemeyeyim. Türbeyle ilgili ihtilaflardan hiç haberim yok. Türbenin ele geçirilmesi ile ilgili Alevi İnanç Birliği’nin yaptığı resmi girişimlerden ne de bir başkalarının yaptığı resmi girişimlerden de hiçbir haberim yok. Bu yaşananlar bildiğim konular değil. Beni de ilgilendiren bir konu değil. Çünkü ben bir milletvekiliyim ve tüm yurttaşlara, sivil örgütlenmelere zaman zaman davet ederler, çoğunu da araştırmayız bile, kendi sevenleri vardır, katılırız… Onun dışında bu tip kuruluşlarının sevenlerini, sevmeyenlerini, ihtilaflarını ve görmediğimiz kısımlarını bilmeyiz. Ama genel olarak bakarız; işte bir takım insanları bir araya getirerek toplantılar yapıyor ve belli tartışmalar yaptırılıyor. Yani genel görüntülerine göre katıldık. Çünkü Türkiye’de o kadar çok sayıda kuruluş var ki hangisinin ne olduğunu ölçmek tartmak zor oluyor. Ama kesin bildiğimiz inandığımız ters bir yer varsa oraya da katılmanın pek anlamlı olmayacağı için katılmayız. Ama bugün edindiğim bilgiler çerçevesinde ben bu konuyu değerlendireceğim.”

    “KLASİK ALEVİ KURULUŞLARININ DIŞINDA BİR İZLENİM EDİNMEDİM”

    CHP’li Şener, “Alevi kamuoyu, İnanç Birliği Vakfı’nı ‘Asimilasyoncu’ olarak tanımlıyor. Sizin böylesi bir gözleminiz oldu mu?” sorumuzu ise şu cümlelerle cevapladı:

    “Böyle bir gözlemim olmadı. En son Hüseyin Gazi Türbesinde yaptıkları aşure programında cem töreninin olacağını da söylediler. Ben de o cem töreninin sonuna doğru katılabildim. Sonrasında ise aşure programına kısaca katılıp ardından ayrıldık. Yani ritüellere, görüntülere baktığınız zaman klasik Alevi kuruluşlarının dışında ben bir izlenim edinmedim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABER:

    *CHP’li Şener’in, türbe elektriğini kesen vakıf ile işbirliği yaptığı iddia edildi!