Etiket: alevi bektaşi federasyonu ABF

  • Tuncer Bakırhan: Alevisiz barış olmaz!-VİDEO

    Tuncer Bakırhan: Alevisiz barış olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Sultangazi Alevi Kültür Derneği Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılan Sivas Madımak Katliamı anmasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevisiz barışın olmayacağını vurgulayarak, “Alevilerin mücadelesini sahipleniyor, taleplerini her zaman dile getiriyoruz.  DEM Parti Alevilerin partisidir” dedi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde, katledilen 33 sanatçı, aydın, yazar, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi ve Habibler Cemevi’nin düzenlediği anmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuştu.

    Bakırhan, Alevisiz barışın olmayacağını vurgulayarak, “Alevilerin mücadelesini sahipleniyor, taleplerini her zaman dile getiriyoruz.  DEM Parti Alevilerin partisidir” dedi.

    MÜCADELE VURGUSU!

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Emin olun bugün burada olduğu gibi yaşamın her alanında haksızlıklara karşı, zulme karşı, Yezitlere karşı bir arada olabilirsek yeni Sivas’lar yaşamayız. Yeni Gazi’ler, Dersimler, Koçgiriler yaşamayız.

    Sistem açık ve net bir şekilde tek bir millete ve inanca indirgemiş bir Türkiye toplumu yaratmaya çalışıyor. Bizler de bunun karşısında inancımızı, renklerimizi ve kimliklerimizi yaşatmaya çalışıyoruz. Ama bir eksiğimiz var. Sistemin bu tekçi anlayışına karşı bir biçimiyle bir arada birlikte omuz omuza güçlü bir şekilde mücadelemizi ortaya koyamadık.

    Bu katliamlarda kaybettiğimiz canlara bir öz eleştirimiz oldu. olsun. Bu Sivas’ta yitirdiğimiz yazarlara, sanatçılara, kadınlara, gençlere ve çocuklara öz eleştirimiz olsun. Sivas’ın, Gazi’nin, Dersim’in ve benzer diğer katliamların olmasında güçlü bir irade ortaya konulabilseydi bugün başka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik.

    Daha dün 33 yıl önce Sivas Madımak’ta büyük bir katliam Türkiye tarihine kara bir leke düştü. Güpegündüz devlet kontrolünde ve denetiminde insanlar Madımak’ta diri diri yakıldı. Bu kara lekeyi kabul etmiyoruz.

    Bu katliamları unutmuyoruz, unutmayacağız. Ama bu bu ve benzer katliamların yaşanmaması için de birlikte ve bir arada olmalıyız. Kürt’ün barış arayışıyla Alevi’nin eşit yurttaşlık arayışı, kadının haklarının arayışıyla, gençlerin geleceğinin arayışıyla, emekçilerin alın terinin karşılığını arayışı aynı mücadelenin bir ürünüdür. Dolayısıyla bu sistemden memnun olmayan, bu sistemin katliamlarından, ötekileştirici politikalarından bıkan bizlerin önümüzdeki günlerde daha fazla dayanışma içerisinde olması ve mücadele etmesi gerekiyor.”

    “ALEVİSİZ BİR BARIŞ OLMAZ”

    Türkiye’de bir barış süreci yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, “Bu süreç AKP ile işbirliği yaptığımız anlamına gelmesin. O masada Kürtlerin demokratik haklarının olduğu kadar Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkı da var. O masada dilini ve kimliğini konuşamayan inancını özgürce yaşayamayan Türkiye’de bütün hakların ve inançların hakkı var. Bizim olduğumuz yerde Alevisiz bir barış olmaz. Alevilerin olmadığı bir toplumsal barış toplumsal barış değildir” diye belirtti.

    “33 canımız kaybedildi, 33 yıl geçti ama hala aydınlatılmadı” diyen Bakırhan, bu katliamları yapanları ve bu katliamların arkasında duran kim olursa olsun hepsinin demokratik bir yargı karşısında yargılanmasını hep birlikte sağlayacaklarını söyledi.

    “DEM PARTİ ALEVİLERİN PARTİSİDİR”

    DEM Parti’nin sadece Kürtlerin değil, Alevilerin de partisi olduğunun altını çizen Bakırhan, “Alevilerin derdini kendisine dert edinen bir duruş içerisinde olmaya çalışıyoruz. Emin olun bu ülkenin en güçlü dinamiği Aleviler, Kürtler, devrimciler ve sosyalistlerdir, kadınlardır. Bir arada birlikte omuz omuza demokratik hak ve özgürlüklerimizi sahiplenir. Kürt’ü kardeş görür. Ezilen emekçiyi, ezileni kardeş görebilirsek kadını genç yol arkadaşı olarak görebilirsek bizim başaramayacağımız hiçbir şey yoktur” ifadelerine yer verdi.

    Anma sanatçılar Gülcihan Koç, Gani Pekşen ve Aşık Alican’ın seslendirdiği deyiş ve nefeslerle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Amasya’daki Alevi köyleri tehdit altında: Alevi kurumları olarak maden projesine rızamız yoktur!

    Amasya’daki Alevi köyleri tehdit altında: Alevi kurumları olarak maden projesine rızamız yoktur!

    PİRHA- Amasya’daki Alevi köylerinin su havzaları ve inanç mekânlarını tehdit eden maden projesine tepki gösteren Alevi kurumları, “Bu durum, başta inanç özgürlüğü olmak üzere, yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının da ihlali anlamına gelmektedir. İnanç mekânlarımızın, köylerimizin ve su kaynaklarımızın, sermaye odaklı projelere peşkeş çekilip tahrip edilmesine asla rızamız yoktur! Yaşam alanlarımızın ve inanç merkezlerimizin korunması için her türlü direnişi göstereceğiz!” dedi.

     

    Enerji Bakanlığı’na bağlı, Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün, 25.03.2026 tarihinde yaptığı 317 nolu ihalesi kapsamında, Amasya Gümüşhacıköy’ün; İmirler, Aşağıovacık, Karaali, Kılıçaslan Köyleri ve Tekke Mahallesi’ni içeren, 4040 hektar alan, 4. Grup (altın, bakır, gümüş gibi kıymetli madenler) maden alanına ilişkin ihale yaptı.

    Konuya dair Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yazılı açıklama yaptı.

    ZİYARETGAHLAR ETKİLENECEK

    Amasya’da Alevi köylerinin bulunduğu bölgelerde, köylerin su havzalarını, tarım arazilerini ve meralarını kapsayan alanlarda, maden işletmeciliği faaliyetlerinin planlandığı ve bu projelerin, Alevi inancının kutsal mekânları olan tekke ve ziyaret alanlarını da içine aldığı belirtilen açıklamada, şunları ifade edildi:

    “Yine; maden ihale alanının sınırına kadar dayandığı, Alevilerin kutsal mekânlarından olan, Niyaz Baba, İmir Dede ve Kötekli Baba türbeleri mevcuttur. Niyaz Baba Türbesi, yaklaşık 1800 rakımda bulunan, bölge halkı tarafından her yıl toplu anmaların yapıldığı, niyazların ve ibadetlerin gerçekleştirildiği bir inanç merkezidir. Eğer, maden faaliyeti gerçekleşirse türbeye ulaşım imkânı kalmayacaktır. Ayrıca; bölge halkının mezarlıkları maden alanının tam ortasında kalmış olup, Alevi Bektaşi edebiyatının önemli ozanı, Âşık Özlemi’nin mezarı da orada bulunmaktadır.”

    “İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ TEHDİT ALTINDA”

    Alevi-Bektaşi inancının; doğayı, suyu, toprağı ve tüm canlıları “can” bilerek korumayı esas aldığının vurgulandığı açıklamada,  “Su havzaları yalnızca çevresel yaşamın değil, aynı zamanda inançsal sürekliliğimizin de temelidir. Bu alanlara yönelik her türlü tahribat, yalnızca çevreye değil, Alevi toplumunun inanç değerlerine ve kültürel varlığına da doğrudan bir müdahaledir. Planlanan maden faaliyetlerinin; bölgedeki su kaynaklarını kirletme, doğal yaşamı geri dönülmez biçimde tahrip etme, tarım, hayvancılık ve arıcılık ile geçinen bölge halkını da sermayeye mahkûm etme girişimi olduğu açıktır. Ayrıca; maden sahasının, Alevi toplumunun ibadet ve ziyaret mekânlarını yok edeceği de açıktır. Bu durum, başta inanç özgürlüğü olmak üzere, yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının da ihlali anlamına gelmektedir” denildi.

    “HER TÜRLÜ DİRENİŞİ GÖSTERECEĞİZ”

    Yetkililere çağrıda bulunan Alevi kurumları, “Amasya’daki ve benzer Alevi yaşam alanlarındaki maden projeleri derhal durdurulmalı, su havzaları ve kutsal mekânlar koruma altına alınmalı, bu alanlara yönelik tüm tehditler ortadan kaldırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; suya, toprağa ve inanca yapılan müdahale, yaşamın kendisine yönelmiş bir tehdittir. İnanç mekânlarımızın, köylerimizin ve su kaynaklarımızın, sermaye odaklı projelere peşkeş çekilip tahrip edilmesine asla rızamız yoktur! Yaşam alanlarımızın ve inanç merkezlerimizin korunması için her türlü direnişi göstereceğiz! Bölge halkının yanındayız!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, “Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz, susmayacağız, kabul etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösterdi.

    Gönderilen genelgenin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiği vurgulanan açıklamada, “Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur” denildi.

    “DEVLETİN GÖREVİ, TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE EŞİT MESAFEDE DURMAK”

    Genelgenin, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahale olduğunu dile getiren Alevi kurumları, açıklamanın devamında şunları belirtti:

    “Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.

    “Okullarda Ramazan şenlikleri, iftar programları, ortak iftar sofraları, davul çalma, topluca camilere gitme, okulları Ramazan ayına uygun bir biçimde süsleme” gibi faaliyetleri içeren bu genelge, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı müfredata dayandırılmaktadır. Bu da, bizim bu müfredata niçin karşı çıktığımızı daha anlaşılır kılmaktadır.

    Devletin görevi, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak, hiçbir inancı ya da mezhebi diğerine üstün kılmamaktır. Oysa; bu genelge ile; okullar, yani kamusal ve tarafsız olması gereken alanlar, dini referanslarla yeniden düzenlenmekte, çocukların zihinleri belirli bir inanç kalıbına göre şekillendirilmeye çalışılmaktadır.”

    “BU, BİR İNANÇ MESELESİ DEĞİL; HAK, HUKUK VE ÖZGÜRLÜK MESELESİDİR”

    Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr, dışlanma ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığının altını çizen Alevi kurumları, “Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, Cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir. Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI SİYASAL-DİNİ PROJELERE TESLİM ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kamusal eğitim alanı olmadığına dikkat çekilen açıklamanın devamında, “Dini propaganda alanı değildir. Siyasal iktidarın ideolojik arka bahçesi değildir. Tek bir inancın topluma dayatılacağı bir alan hiç değildir. Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz. Bu alanda hukuki, toplumsal ve demokratik tüm mücadele yollarını sonuna kadar kullanacağımızı, buradan ilan ediyoruz. Unutulmasın ki; laiklik, bir lütuf değil, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bir haktır. Kimsenin bu hakkı gasp etmesine, çocuklarımızı siyasal-dini projelere teslim etmesine izin vermeyeceğiz” denildi.

    “İNANÇ TEMELİNDE AYRIM YAPILMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının ortak açıklamasında, şunlara işaret edildi:

    “* Eğitim politikaları, çoğulcu, eşitlikçi ve bilimsel bir temelde yeniden düzenlenmelidir.

    * Hiçbir çocuk, inancı ya da kimliği nedeniyle baskı altına alınmamalı, dışlanmamalı ve asimile edilmemelidir.

    * Laik, demokratik, bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim, her çocuğun hakkıdır.

    Bu hak, siyasilerin ve hükümetlerin ideolojik emellerine kurban edilemez. Bu ülkenin çocukları arasında, inanç temelinde ayrım yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız ! Kabul etmeyeceğiz ! Boyun eğmeyeceğiz !

    Okullar; bilim yuvası, sanat ve kültür yuvası olmaktan hızla uzaklaşmakta, cemaat ve tarikatların kontrolüne terk edilmektedir. Buna izin vermeyeceğiz ! Karanlığa teslim olmayacağız !”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi örgütlerinden yeni yıl mesajı: 2026 eşitlik ve barış dolu bir yıl olsun- VİDEO

    Alevi örgütlerinden yeni yıl mesajı: 2026 eşitlik ve barış dolu bir yıl olsun- VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumlarının yöneticileri, 2025 yılının hak ihlalleri, adaletsizlikler ve katliamlarla geçtiğini belirterek, 2026 yılına barış, eşitlik ve demokratik toplum mücadelesini büyütme çağrısıyla girilmesi gerektiğini vurguladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yöneticileri, 2025 yılına dair değerlendirmelerini paylaşarak 2026 yılına ilişkin beklentilerini açıkladı. Yöneticilerin değerlendirmesinde Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar, kadınlara dönük şiddet, hukuksuzluk ve eşit yurttaşlık talepleri öne çıkarken, yeni yılda barış, adalet ve demokratik toplum mücadelesinin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

    “KATLİAMLARI KINIYOR, MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül, geride kalan yılın hem olumlu hem de ağır acılarla geçtiğini belirtti. Suriye’de Dürzi ve Alevilere yönelik saldırılara dikkat çeken Gül, bu katliamları güçlü bir şekilde kınadıklarını söyledi. Kadınlara yönelik şiddet ve katliamların da devam ettiğini hatırlatan Gül, “Geçen yıl hem güzel hem de olumsuz olaylar yaşadık. Suriye’de yaşanan katliamları kınıyoruz. Kadınlar üzerinde gelişen katliamlar da devam etti. Umut ediyoruz ki önümüzdeki yıl güzel şeyler olur. Bunu sadece umut etmiyoruz, aynı zamanda mücadelesini de vereceğimizi belirtmek isterim. Yeni yıl huzur mutluluk ve barış ve eşitlik getirsin” diye konuştu.

    KETE’DEN BİRLİĞİN GÜÇLENDİĞİ BİR YIL DİLEĞİ

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi inancında yeni yılın yalnızca takvimsel bir başlangıç olmadığını belirterek, bunun aynı zamanda bir “eşik” anlamı taşıdığını söyledi. Kete, eşiğin yüzleşme, niyet etme ve hakikat mücadelesinde yeni bir süreci ifade ettiğini dile getirdi.

    2025 yılının Aleviler açısından hak ihlalleri, eşitsizlik ve hukuksuzluklarla geçtiğine dikkat çeken Kete, inançlarının hala hukuki olarak tanınmadığını söyledi. Eğitim müfredatları ve kamusal alanlarda cinsiyetçi ve tekçi anlayışların dayatıldığını belirten Kete, bu gerçekliğin görmezden gelinemeyeceğini vurguladı. “Biz bu topraklarda misafir değiliz, eşit yurttaşız” diyen Kete, barışın Alevi inancının temel bir erdemi olduğunu ifade etti. 2026 yılının Aleviler açısından suskunluğun değil, hakikatin konuşulduğu; ayrışmanın değil, birliğin güçlendiği bir yıl olması temennisinde bulundu.

    “SESSİZLİK KATLİAMLARIN ORTAĞIDIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan ise 2025 yılını özellikle Alevi hareketi açısından değerlendirdi. Demokratik Alevi hareketinin tüm baskılara rağmen hükümetin inkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüttüğünü vurgulayan Aslan, bu mücadelenin koşullar gereği büyük zorluklarla sürdürüldüğünü söyledi.
    Siyasi tutuklamalar, kayyum uygulamaları ve hukuksuzlukların 2025 yılına damga vurduğunu ifade eden Aslan, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının yılın en acı başlığı olduğunu dile getirdi. Cihatçı gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırıların sürdüğünü belirten Aslan, başta Türkiye olmak üzere uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki gösterdi.
    Aslan, “Başta Türkiye olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri ve dünya ülkelerinin sessizliği, üç maymunu oynaması elbette ki canımızı acıtmaya devam ediyor. Herkes şunu bilmeli ki Suriye’de yaşanan katliamlardan, hayatını kaybeden her canın sorumlusu sessiz kalan ülkelerdir” dedi. 2026 yılına dair beklentilerini ise eşitliğin, laikliğin, demokrasinin ve özgürlüğün egemen olduğu bir yıl temennisiyle dile getirdi.

    “HOŞGÖRÜNÜN ÇOĞALDIĞI BİR YIL OLSUN”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise,“2026 yılı Hakk’ın nurunun yolumuzu aydınlattığı, canların bir olduğu, gönüllerin rızalıkta buluştuğu, darda olanın darına koşulduğu, lokmaların pay edildiği, sevginin, hoşgörünün ve adaletin çoğaldığı bir yıl olsun. Yolumuz hak yolu, muhabbetimiz daim, birliğimiz ve dirliğimiz baki olsun. Tüm canların yeni yılını kutlarım” dedi.

    SEHER ŞENGÜLLÜ YILMAZ: BARIŞIN OLDUĞU BİR YIL OLSUN

    2025’te birçok olumsuzluk yaşandığına değinen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz da barış vurgusu yaparak, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu yıl madencilik adı altında doğa talanlarına, MESEM adı altında çocuk işçiliği ve çocuk katliamlarına, kadın cinayetlerine ve Suriye’de yaşanan soykırıma tanıklık ettik. Suriye’de dünyanın gözünün önünde insanlar inançlarından dolayı, Alevi olduklarından dolayı katlediliyorlar, soykırıma maruz kalıyorlar. Kadınlar kaçırılıyor, köle pazarlarında satılıyor, tecavüz ediliyorlar. Her katliamın her soykırımın, her savaşın en büyük mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Bugün Filistin’de, Suriye’de masum insanlar dünyanın gözünün önünde katlediliyorlar. Tüm dünyayı bu soykırımı tanımaya, görmeye, duymaya davet ediyoruz. 2025 yılında hep kötü şeyler de olmadı, güzel şeyler de oldu. Bu memlekette barış konuşulmaya başlandı. Bu memlekete barış gelecekse, demokrasi gelecekse elbette ki Aleviler tam olarak bu barışın yanında, arkasında duracaktır. 2026 yılında tüm dünyaya barışın geldiği, tüm inançların, tüm halkların özgürce, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşadığı bir dünya özlemiyle 2026’yı karşılıyoruz. 2026 yılı tüm dünyaya barış, huzur, kardeşlik, sevgi getirsin diliyoruz. Hızır cümle canın elinden tutsun diliyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA/ PİRHA

  • Alevi kurumları: Özer’den özür bekliyoruz!

    Alevi kurumları: Özer’den özür bekliyoruz!

    PİRHA- Alevi kurumları, ortak bir açıklama yaparak, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, “Türkler ve Kürtler olarak 1514 Çaldıran’da birlikte mücadele ettik” sözlerine tepki gösterdi.

    Halk TV’de yayınlanan Rota programına konuk olan ‘Kent Uzlaşısı’ gerekçe gösterilerek tutuklanıp, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, “Türkler ve Kürtler olarak 1514 Çaldıran’da birlikte mücadele ettik” sözleri, gündem oldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Özer’in sözlerinin sosyal medyada yayılması sonrası açıklama yaptı. “Alevi toplumunun hafızasında derin bir yara açmıştır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Çaldıran gibi Alevilerin topluca katledildiği bir felaketi “kardeşlik” örneği gibi sunmak; tarihsel acıları yok saymak, katliamları meşrulaştırmak ve Alevi toplumunun onurunu zedelemektir. Yavuz Sultan Selim döneminde yaşanan Alevi katliamlarını başarı hikâyesine dönüştüren bu yaklaşım, barışa hizmet etmediği gibi toplumsal yaraları daha da kanatmaktadır. Barış sürecine Çaldıran’ı referans göstermek; hem Alevilerin acısını tazeler, hem de Türkiye’de barışın yalnızca Türk ve Kürt kimlikleri arasında kurulacağı şeklinde dar ve dışlayıcı bir bakış açısını dayatır.

    Çaldıran katliamı, bu coğrafyada yüzyıllardır süren hak ihlallerinin en karanlık sayfalarından biridir. Böyle bir trajedinin “örnek”, “kardeşlik” ya da “barış” başlığıyla anılması kabul edilemez, asla da meşru görülemez. Bu saygısızlığı reddediyoruz. Ahmet Özer’i ve benzer açıklamalar yapan herkesi en sert şekilde kınıyoruz. Üstelik Ahmet Özer, 2014 yılında katıldığı bir panelde Çaldıran sonrasındaki Alevi katliamlarını bizzat anlatmış, bu acılarla yüzleşilmesi gerektiğini söylemiştir.

    Bugün aynı olayı Türk-Kürt kardeşliğinin temeli gibi sunması ise hem çelişki hem de akademik ve siyasi sorumluluğuna yakışmayan bir tutumdur. Bu tür açıklamalar, toplumsal barışın önünü açmak yerine kapatmaktadır. Çünkü başkalarının acısı yokmuş gibi davranarak barış kurulamaz. Gerçek ve onurlu barış; inkârla değil, yüzleşmeyle, adaletle ve eşit yurttaşlıkla mümkündür.

    Alevi toplumu adına Alevi kurumları olarak Ahmet Özer’den şimdi açık ve net talebimizdir:

    Alevilerden derhal özür dilemelidir.

    Biz Aleviler, inancımız gereği onurlu barışın ve adaletin yanındayız. Bu topraklarda yaşayan her mazlum halkın acısı bizim de acımızdır. Türkiye Cumhuriyeti, laik ve demokratik bir hukuk devleti olana; bütün halklara ve inançlara eşit yaklaşana dek mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurumlarından ortak sonuç bildirgesi: Artık kurumlar değil, Yol konuşacak!

    Alevi kurumlarından ortak sonuç bildirgesi: Artık kurumlar değil, Yol konuşacak!

    PİRHA- Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları, İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergâhı’nda düzenlenen çalıştayın ardından ortak bir sonuç bildirgesi yayımladı. Bildirgede, Alevi toplumunun kendi iradesiyle örgütlenmesi, kadın ve genç temsiliyeti ile şeffaf karar mekanizmalarının öncelikli olduğu vurgulandı.

    4-5 Ekim’de İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergâhı’nda “Alevilerin Örgütlenme Manzarası: Sorunlar, İmkânlar ve Arayışlar” başlığıyla gerçekleştirilen çalıştay, Türkiye ve Avrupa’dan 26 Alevi kurumunun temsilcisinin yanı sıra akademisyen, araştırmacı, pir, ana, dedeyi bir araya getirdi.

    Katılımcılar arasında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Garip Dede Dergâhı Vakfı temsilcileri yer aldı. Çalıştay boyunca, kadın ve genç temsilciler özel oturumlarda görüşlerini paylaştı ve katılımcılar arasındaki fikir alışverişi, uzun süredir Alevi toplumunda beklenen ortak zeminin işareti olarak değerlendirildi.

    “KURUMLAR DEĞİL YOL KONUŞACAK”

    Sonuç bildirgesinde öne çıkan en önemli başlık, Aleviliğin kendi iç iradesiyle örgütlenmesi gerektiği vurgusu oldu:

    “Artık kurumlar değil, Yol konuşacak. Devlet müdahalesine kapalı yapılar içinde, inancımızı özgürce yaşatacak mekanizmaları inşa edeceğiz.”

     Bildirgede, cemevlerinin sadece ibadet alanı değil, aynı zamanda hakikatin yaşandığı mekânlar olması gerektiği ifade edildi.

    KADIN VE GENÇLER KARAR MEKANİZMALARINDA

    Bildirge, Alevi toplumu içindeki eşitlik ve kapsayıcılık vurgusunu da ön plana çıkardı.

    • Karar mekanizmalarında kadınların ve gençlerin eşit temsiliyeti sağlanacak.

    • Gençlerin aktif katılımı ile geleceğe dönük sürdürülebilir örgütlenme hedefleniyor.

    • Kadın ve genç temsilciler, çalıştayın özel oturumlarında karar alma süreçlerinde görünürlük talep etti.

    ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK

    Bildirge, şeffaf örgütlenme ve hesap verebilirlik konularına da dikkat çekiyor:

    • Tüm karar süreçleri görünür, belgelenmiş ve erişilebilir olacak.

    • Kurumlar arası işbirliği ve bilgi paylaşımı artırılacak.

    • Farklılıklar bir zenginlik olarak görülerek, ortak hedefler için birleştirici bir yaklaşım geliştirilecek.

    YENİ YAPI: ALEVİ BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ

    Bildirgeye göre, Alevi toplumunun kendi öz örgütlenmesini temsil edecek Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi kurulacak.

    • Meclis; tüm kurumların katılımıyla çalışacak ve karar alma süreçlerini yönlendirecek.

    • Kadın ve gençlerin eşit temsiliyeti sağlanacak.

    • İlk toplantısının 2026 Ocak ayında yapılması planlanıyor.

    Meclisin, Alevi toplumu içindeki ayrışmalara karşı ortak bir zemin oluşturması ve geleceğe dönük karar mekanizmalarını güçlendirmesi bekleniyor.

    Bildirge, devletin Aleviliğe müdahale girişimlerine karşı şu ifadeyle net bir mesaj verdi:

    “Alevilik, Diyanet’in gölgesinde değil; Yol’un ışığında yaşar. Devletin tanımladığı değil, canların yaşadığı Alevilik esastır. Alevi örgütleri teolojik farklılıkları düzleme ve bu alanda bir tekleşme arayışına girmeden, sosyokültürel ve sosyopolitik düzlemde tüm Alevi inanç ve yol erkânlarının kendine yer bulabileceği, katılımcı ve kapsayıcı bir çatı birlik oluşturma yönünde gayret sarf etmelidir. Bunu sağlamak hem mümkün hem de değerlidir.”

    Katılımcılar, bildirgenin bu bölümünü Alevi toplumunun kendi kimliğini ve iradesini koruma kararlılığı olarak yorumladı.

    Bildirgenin sonunda yer alan ortak çağrı şöyle:

    “Artık kurumlar değil, Yol konuşacak. El ele, el Hakk’a.”

    Çalıştay sonrası katılımcılar, birlik mesajı ve diriliş vurgusu ile ayrıldıklarını belirtti. Ortak sonuç bildirgesi, Alevi hareketinde yeni bir dönemin başladığını ve uzun süredir süren kurumsal ayrışmalara karşı ortak bir yeniden örgütlenme iradesini simgeliyor.

    Sonuç bildirgesinin tamamı: Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştay ve Forumu_Sonuç Bildirisi

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı’nda ‘Meclis’ kurma kararı!-VİDEO
    Alevilerin Örgütlenme Manzarası – Sorunlar, İmkanlar ve Arayışlar Çalıştayı 2. gününde devam etti-VİDEO

     

  • Alevi kurumlarından ‘Cemevi Külliyesi’ne tepki: İnancımızdan elinizi çekin’

    Alevi kurumlarından ‘Cemevi Külliyesi’ne tepki: İnancımızdan elinizi çekin’

    PİRHA- MHP tarafından 11 Ekim’de Hacı Bektaş’ta açılması planlanan “Cemevi Külliyesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, “Bugün, Alevi katliamların sorumluluğunu taşımayan, yüzleşmek istemeyen, Alevilerin katillerini kahraman gibi gösteren bir siyasi geleneğin,  “Cemevi Külliyesi Açıyoruz” demesi; Alevi toplumunun vicdanında bir samimiyet ifadesi değil, aksine, Alevileri dizayn etme girişimidir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), MHP tarafından yaptırılan ve 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta açılacağı duyrulan “Cemevi Külliyesi”ne dair açıklama yayınladı.

    “İNANCIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN!”

    Yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Son günlerde, kamuoyunda sıkça dillendirilen Alevi açılımı söylemlerinin bir nişanesi olarak gösterilen ve MHP tarafından yaptırılan “Cemevi Külliyesi” açılışının, 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta yapılacağı duyurulmuştur.

    Alevi toplumu, bu yapıya rızalık göstermeyecektir. “Külliye” kavramının, Alevi inanç geleneğinde yeri yoktur. Alevilerin Cemevleri ve Dergahları vardır. Buranın bir asimilasyon merkezi olacağı, zaten isminden de bellidir. Söz konusu siyasi parti,  Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamları’nın sorumlusu ve katillerinin koruyucusu olarak, Alevi toplumunun hafızasında yer etmiştir. Bu katliamlarda , Alevilerin canı, malı ve inancı hedef alınmış, aynı zamanda, toplumların bir arada yaşamasını engellemeye yönelik, çok derin yaralar açılmıştır.

    Bugün, o katliamların sorumluluğunu taşımayan, yüzleşmek istemeyen, Alevilerin katillerini kahraman gibi gösteren bir siyasi geleneğin,  “Cemevi Külliyesi Açıyoruz” demesi; Alevi toplumunun vicdanında bir samimiyet ifadesi değil, aksine, Alevileri dizayn etme girişimidir.

    Aleviler ile barış istiyorsanız, Alevi inancına yönelik sistematik asimilasyon politikalarına son verin!

    -Alevi köylerine cami yapımına devam edilerek,

    -Zorunlu ve seçmeli din derslerinde Sünni inancı dayatılarak,

    -Anaokulu çağındaki çocuklara bile din eğitimi verilerek,

    -Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olma ilkesi ortadan kaldırılarak,

    -Ülke, üstü kapalı bir şeriat düzenine yönlendirilerek,

    -Diyanet’in, Medeni Kanun’a müdahalesine izin verilerek,

    -Alevilere karşı nefret söylemlerine karşı sessiz kalınarak,

    -Ülke, adeta açık bir cezaevine dönüştürülerek,

    hiçbir açılımdan, ya da barıştan söz edilemez ! Samimi ve gerçek bir açılım, tüm halklara ve inançlara yönelik hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasıyla olur. Alevilerin birlik olmaya yönelik hiçbir itirazı olamaz. Çünkü Alevi inancı, tüm milletlere aynı nazarla bakmayı gerektirir. Ancak, gerçek bir toplumsal barış, tüm eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır. İnancımızdan Elinizi Çekin !”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Yalçın Çakmak’ın yanındayız!

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Yalçın Çakmak’ın yanındayız!

    PİRHA- Alevi kurumları, Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın “Kırklar Meclisi”ne dair yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatılmasına tepki göstererek, “Şu iyi bilinsin ki biz Aleviler, Sayın Yalçın Çakmak’a bu nedenle yöneltilecek her uygulamayı Alevi inancına yönelik bir saldırı olarak kabul ediyor ve sonuçlarını bu gözle takip edeceğimizi ilan ediyoruz!” dediler.

    Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının mitsel anlatımlarından en önemlisi olan “Kırklar Meclisi”ne dair geçtiğimiz yıl yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Doç. Dr. Yalçın Çakmak hakkında inceleme başlatılmasına tepki gösterdi.

    “DOÇ. DR. YALÇIN ÇAKMAK’A YÖNELİK SALDIRILAR VE SORUŞTURMALAR ALEVİ İNANCINA YÖNELİKTİR”

    Alevi kurumları tarafından yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Zahiri aklınızla Bâtıni inancımızı yargılayamazsınız! Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, inancımızın mihenk taşını oluşturan “Kırklar Meclisi” konulu paylaşımı üzerine kendisi hakkında Rektörlük tarafından inceleme başlatılmıştır.

    Söz konusu paylaşımda, Alevi inancının Cem ibadetinin başlangıcı olduğuna inandığımız Kırklar Cemi’ne ithafen “Kırklar, Muhammed peygambere şöyle seslendiler: Git peygamberliğini ümmetine yap. Aramızda peygambere yer yok.” ifadelerini başka bir inanca karşı yapılmış bir saygısızlık gibi görmek, Alevi inancındaki “Cem’e makam ve mertebe ile girilmez; herkes yalnızca candır.” öğretisini yok saymaktır. Bu öğretiyi Peygambere yönelik bir saygısızlık olarak yorumlamak ise Alevi inancına yönelik bir saldırıdır.

    Öğretide, peygamberin Bâtıni ruhu anlayarak kendisinin de aynı hale büründüğü anlatılır. Peygamberin göstermediği benliği, günümüz zahirilerinin göstermesi; akıl ve gönül süzgecinden geçirmeyenlerin işidir.

    Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’a yönelik saldırılar ve soruşturmalar, aslında şahsına değil, Alevi inancına yöneliktir. Bu durum, hiçbir makam ve mevki ile girilmeyecek Cem ibadetimizin eşitlik düsturuna yapılan bir saldırıdır. Hiç kimse ve hiçbir makam, inancı kendi tekelinde göremez; kendi zahiri aklıyla bizi mahkûm edemez!

    Cem ibadetimize yönelik, tarihten bugüne gelen saldırılara bir yenisinin daha eklenmesine asla izin vermeyiz! Alevi inancını, söylencelerini, kültürünü; hâsılı dolaylı olarak bütün Alevileri hedef göstermeye kapı açan bu durum, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin de önünü açacaktır. Asıl bu şekilde hedef gösterenler, halkı kin ve nefrete yönlendirmektedir.

    Bazı haber sitelerinin ve sosyal medya trollerinin hedef göstermesiyle, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün akademik kimliğe yönelik bu saldırılara prim vererek inceleme başlatması, akademik etikle bağdaşmamaktadır. Rektörün bu tutumunu iyi niyetli bulmuyor ve kendisine yönelik inceleme talep ediyoruz !

    Bu nedenle, Alevilik açısından önemli bir merkez olan Dersim’de, Alevilik çalışmaları yürüten bir akademisyenin, basın ve CİMER yoluyla hedef gösterilmesinin ardından herhangi bir izaha gerek duyulmadan incelemeye muhatap kılınmasını kınıyor, Rektörü istifaya davet ediyoruz! Şu iyi bilinsin ki biz Aleviler, Sayın Yalçın Çakmak’a bu nedenle yöneltilecek her uygulamayı Alevi inancına yönelik bir saldırı olarak kabul ediyor ve sonuçlarını bu gözle takip edeceğimizi ilan ediyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Ateşin Düştüğü Yer; Sivas’ isimli fotoğraf sergisi Ankara’da ziyarete açıldı-VİDEO

    ‘Ateşin Düştüğü Yer; Sivas’ isimli fotoğraf sergisi Ankara’da ziyarete açıldı-VİDEO

    PİRHA- Mülkiyeliler Birliği Sergi Salonu’nda, Madımak Katliamı’nın 32.yılı sebebiyle “Ateşin Düştüğü Yer; Sivas” isimli fotoğraf sergisi ziyarete açıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) 2 Temmuz yaklaşırken, katliamın 32.yıldönümünde, katledilen 33 canı anmak amacıyla Mülkiyeliler Birliği’nde “Ateşin Düştüğü Yer; ‘Sivas’” isimli fotoğraf sergisi düzenlendi.

    Sergide Madımak Otel’inde katledilenlerin fotoğrafları yer alırken katliam gününe ait fotoğraflar sergileniyor.

    Sergi; 21,23, 24 Haziran’da Mülkiyeliler Birliği Sergi Salonu’nda ziyarete açık olacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Suriye’de katliam var, herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Suriye’de katliam var, herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz

    PİRHA- Alevi kurumları ortak bir açıklama yaparak Suriye’de yaşanan katliama tepki gösterdi. Suriye’de insanlık suçu işlendiği belirtilen açıklamada, “Şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi Hıristiyan ayrımı yapmadan katlediyor. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler” denildi.

    Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) konuya ilişkin ortak açıklama yayınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrını ve rolünü de değerlendirdi.

    “SURİYE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”

    Suriye’de insanlık suçu işlendiğinin altını çizen Alevi kurumları, “Suriye iç savaşında sağlanan ateşkes sonucunda cihatçı selefi örgütler İdlib bölgesine sıkışmışlardı. Bir yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Filistin halkına yönelik yapılan katliamlar karşısında bu selefi /ırkçı çeteler sessiz kaldılar. Ne zamanki İsrail ile Lübnan hükümeti arasında sağlanan ateşkes süreci başlayınca bu güçler Suriye Hükümetine ve bölge halkına karşı savaşı başlattılar. ABD ve bölgedeki işbirlikçileri tarafından Eğitilen-donatılan, beslenip palazlandırılan şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi, Hristiyan ayrımı yapmadan katlediyor” dedi.

    “İDLİP’TEN YOLA ÇIKAN KONVOYLAR ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ İŞKENCELERLE KATLETMEKTE”

    İdlip’ten yola çıkan konvoyların Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte olduğunu belirten kurumlar, açıklamalarında şunları ekledi:

    “Suriye ile başlatılması düşünülen görüşmelerden olumlu sonuç alamayan siyasi iktidar ne yazık ki uzun bir süredir kontrol altında tuttuğu ve desteklediği ÖSO / SMO güçlerini serbest bırakarak Suriye denkleminden karlı çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. Bölgede çok sayıda Şeriatçı/ selefi örgütler bulunmaktadır. Bu örgütlerle birlikte, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ), (Nusra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) öncülüğünde başlatılan saldırılar El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslam Partisi’nin eklenmesiyle daha da katliamcı bir hale geldi. Türkistan İslam partisi ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) askeri konvoylarında Türk Bayraklarının oluşu ve Suriye ordusunun mevzilerine obüs atışlarının olması ülkemizin bu konudaki tavrını ve rolünü açığa çıkarmaktadır. İdlip’ten yola çıkan konvoylar Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte, Sosyal medyada yayınlamaktadırlar. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler.”

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN AKRABA VE AŞİRETLERİNİN BİR YARISI SURİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE YAŞAMAKTA”

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamakta olduğunu dolayısıyla planlamalar yapılırken bu hassasiyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Alevi kurumları, şunları ekledi:

    “Siyasi iktidarın ve devletimizin tüm birimlerinin unutmaması gereken en önemli konu şudur: Tüm emperyalist devletlerin bölge ile ilgili planları olabilir, çıkarları yerine gelmeyince veya elde edince arkalarına bakmadan çekip gidebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir şansı ve olanağı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletimiz bölge ile ilgili planlamalar yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmalıdır.”

    “SAVAŞ, İNSANLIK SUÇUDUR”

    Suriye topraklarının ilhak edildiğini belirten Alevi kurumları, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ikinci aşamasına geçmiş göründüğünün altını çizdi.

    Kurumlar açıklamada, “Peki savaş karşıtları, barış yanlıları, halkların özgürlüğü ve kardeşliğinden yana olanlar, insan hakları savunucuları bizler bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız. Yanı başımızda insanlık ölüyor. Suriye’de ve Ortadoğu’da İlhak, işgal, talan ve katliam var. Eğitilip donatılan Şeriatçı, Selefi, Irkçı çeteler kardeşlerimizi katlediyor. Savaş, ölüm demek, göç demek, yoksulluk ve çürümeye neden olan bir yıkım demektir. Savaş cinayet, savaş tecavüz, savaş yetim kalan çocuk demektir. Savaş, insanlık suçudur… Tüm siyasi Partileri, Emek ve Meslek Örgütlerimizi ve Demokratik Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz! Bozatlı Hızır darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin…” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları ile Alevi kurumlarının başkanları kahvaltıda bir araya geldi -VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanları ile Alevi kurumlarının başkanları kahvaltıda bir araya geldi -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Alevi kurumlarının genel başkanları Ankara’da düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi. Yapılan konuşmalarda asimilasyona ve inkara karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı.

    DEM Parti, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE), Alevi Kültür Derneği(AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) genel başkanlarıyla ve kurum yöneticileriyle Ankara’da düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi.

    Kahvaltıya; DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez’in yanı sıra kurum yöneticileri de katıldı.

    HATİMOĞULLARI: ASİMİLASYONA KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR

    İktidarın Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına değinen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yan yana duran bir ilişki biçimini yakaladık. Savaşın etrafı sardığı bir dönemdeyiz. Tarih boyunca Aleviler üzerindeki asimilasyon mevcut iktidar ile başka bir aşamaya geçmiştir. Asimilasyona karşı ortak mücadele yürütmek gerekiyor” dedi.

    BAKIRHAN: ALEVİLER VE KÜRTLER BU TOPLUMUN EN ÖRGÜTLÜ KESİMİDİR

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise “Ciddi bir kırılma yaşanıyor Ortadoğu’da. İnkarcı rejimlerin yaşama şansı yok. Dünya başka bir yere gidiyor. Örgütlü olan, güçlü olan kazanıyor. Diyanet tekçiliği dayatan bir kurum değil mi? Aleviler de bu ülkede çok şey yaşadı. Aleviler ve Kürtler bu toplumun en örgütlü kesimidir” diye konuştu.

    MUSTAFA ASLAN: TÜRKİYE BİR DEĞİŞİM SÜRECİNE GİRECEK

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarının ardından söz alan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bir olmaya ihtiyaç var. Türkiye bir değişim sürecine girecek. Daha çok bu süreçte, siyasi arenada gelişecek gelişmeleri bir araya gelerek konuşmaya ihtiyaç var.Bir anayasa tartışması yapılacaksa Alevi toplumunun taleplerinin de dile getirilmesini bekliyoruz. Diyalog ve müzakereden kaçmamak lazım, kendi taleplerimizi dile getirmeliyiz” dedi.

    ERCAN GEÇMEZ: ALEVİ ÖRGÜTLENMESİ ÇOĞULCU BİR ÖRGÜTLENMEDİR

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi örgütlerinin sadece bir inanç örgütü olmadığının altını çizerek, şunları söyledi:

    “Türkiye’nin sorunları karşısında kafamızı kuma görmemizi istiyorlar. Alevilerin ürettikleri politikaların Türkiye için değerli olduğunu düşünüyorum. Ürettiğimiz politikaların da siyasette yansıması olması gerekiyor. Sistemin yaptığı en büyük şey düşmanlaştırmaktı. İki toplum için bunu yaptılar. Alevi örgütlenmesi çoğulcu bir örgütlenmedir. Biz demokratik mücadelemize devam edeceğiz.”

    ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ALEVİ TOPLUMUNUN SİYASET OLUŞTURMASI GEREKİYOR

    AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da, Alevilerin siyaset oluşturması gerektiğini dile getirdi. Yılmaz, “CHP dışında muhalefeti ören partilere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu kan gölü. Alevi toplumunun siyaset oluşturması gerekiyor. Aleviler olarak demokratik zeminde siyaset üretmemiz gerekiyor. Z kuşağını çok ciddiye almamız gerekiyor. Çocuklarımız bu yozlaşmış sistem içerisinde kendi değerlerinden uzaklaşıyor. Bunu çok tehlikeli görüyorum” dedi.

    CUMA ERÇE: 10 EKİM KANLARIN BİRBİRİNE KARISTIĞI BIR GÜNDÜ

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlar karşısında ortak mücadelenin önemine dikkat çekerek, “Biz bir korku duvarının içerisinde kalan toplumlarız. Bir çok meseleye doğru noktadan bakılsa bile doğru siyaseti üretilemiyor. Mücadelemizde eşit yurttaşlık talebimizin sadece Aleviler için olmadığının bilinmesini isteriz. 10 Ekim kanların birbirine karıştığı bir gündür. Anadolu’da var olan kan kardeşliği aslında o meydanda gerçekti. Katliama maruz kalan tüm kesimlerin bir arada olacağı ortamlar oluşturmamız gerekiyor” diye konuştu.

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: İKTİDAR KENDİNE DÜŞMAN YARATTIKÇA OYLARINI ARTTIRIYOR

    ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise “Yüzyıllardır Aleviliğin yaşadığı soykırımı başka bir toplum yaşasaydı iktidar olurdu. Ancak şu an Alevilerin durumu yüzyıl öncesinden daha kötü durumda. Aleviler son 30 yıldır çok önemli bir örgütlenme faaliyetine girişti. Mevcut iktidar, kendine düşman yarattıkça oylarını arttırıyor. Hedefleri ortak olanları bu masaya davet etmek lazım” ifadelerine yer verdi.

    KADRİYE DOĞAN: BİZLERİN GEÇMİŞE DÖNÜK HESAPLAŞMASI GEREKİYOR”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, ülkede Aleviler ve Kürtler’in en mağdur toplumlar olduğunun altını çizerek, “Bizlerin geçmişe dönüp hesaplaşmamız gerekiyor. Biz Alevilerin bir gücü var. Taleplerimizden bir tanesi demokrasi, barış, özgürlük. Daha sık bir araya gelip içinde bulunduğumuz durumu değerlendirip yol alacağımıza inanıyorum. Mevcut eğitim modeli ile, zorunlu din dersleri ile, ÇEDES ile mevcut iktidar tercihini yapmıştır” ifadelerini kullandı.

    ZEYNEL KETE: BİZİ EN ÇOK ZORLAYAN MİLLİ MUHALEFETİN ALEVİLİĞİ DİZAYN ÇABASIDIR

    10 Ekim Katliamı’nın, barış için birlik olarak söz söylediği zaman iktidarı ne kadar rahatsız ettiğini gösteren bir katliam olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, şunları kaydetti:

    “Tarihsel hafıza, köklerimiz bize yol gösteriyor. Aleviler kabul ve ret ölçülerini sistemlerin dışında aramalıdır. Bizi en çok zorlayan milli muhalefetin Aleviliği dizayn etme çabasıdır. Kriz derin olabilir, bu bir sonuçtur. Kriz dönemlerinde Demokratik Alevi siyasetini ortaklaştırmazsak boşlukları doldururlar. Eşit ve özgür yurttaş kavramını kullanmak istiyorum. Eğer siyaset demokratikleşirse sorunlardan kurtulunabilir. Bu buluşmalar devam etmelidir. Demokrasi birliği oluştuğunda Alevilerin sorunları giderilebilir.”

    CELAL FIRAT: BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLMAMIZ GEREKİYOR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise “Dedelere bile dede demiyorlar, cemevi uzmanı diyorlar. Diyanetin lağvedilip yerine başka bir kurum gerekiyor, bu büyük bir ihtiyaç. Hepimiz aynı söylemleri geliştiriyoruz. Birimizin Hızır’ı olmamız gerekiyor” dedi.

    “BİZİM DE HAYATLARIMIZA KAYYIM ATANIYOR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Nurullah Esat Ünsal, Alevilerin herhangi bir partinin arka bahçesi olmadığını dile getirerek, Alevilerin nasıl bir anayasa istediğinin önemli olduğunu söyledi.

    ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan ise gelişmeler üzerinden muhalefetin rehavete kapılmaması gerektiğini söyledi. Kaplan, “Sizin belediyelerinize kayyım atanıyor ama bizim de hayatlarımıza kayyım atanıyor. Bu bir ortaklaşmayı sağlayabilir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ABF: Katliam yasa tasarısı derhal geri çekilmelidir

    ABF: Katliam yasa tasarısı derhal geri çekilmelidir

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) sokakta yaşayan hayvanların “uyutmak” adı altında katledilmek istenmesine karşı yayınladığı açıklamada, “Hayvan haklarını yok sayarak uyutma adı altında yaşamlarına son vermeleri ne insanidir ne de kamu hizmetidir” dedi. Ayrıca yayınlanan açıklamada, sokak hayvanları için katliam niteliğinde olan yasa tasarısının derhal geri çekilmesi çağrısında bulunuldu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), kamuoyunda “Katliam yasası” olarak bilinen “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılması Dair Kanun Teklifi”ni ele almaya hazırlanıyor. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndaki görüşme 17 Temmuz saat 14.00’te başlayacak.

    Hayvan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları tarafından büyük tepki çeken bu yasa teklifi, hayvanların korunmasına yönelik mevcut düzenlemelerde değişiklikler öngörüyor. 17 maddelik teklifle belediyelere; kuduz, bulaşıcı hastalık veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara ötanazi yapma, yani bu hayvanları öldürme yetkisi veriliyor.

    ‘Uyutma’ adı altında mecliste görüşülmesi beklenen ‘Katliam Yasası’na karşı tepkiler yükselmeye devam ederken bir tepki de Alevilerden geldi. Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) sokakta yaşayan hayvanların “uyutmak” adı altında katledilmek istenmesine karşı sosyal medya hesaplarından tepki gösteren bir açıklama yayınladı.

    “YAŞAYAN HER CANLININ YAŞAM HAKKI VARDIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) tarafından yapılan açıklamada, “İnsanı, ağacı, kurdu, kuşu, börtü böceği, yani doğadaki var olan tüm canlı cansız her şeyin korunması, yaşatılması ve yaşamasını sağlamak ve saygı duymayı inancımızın temel düsturlarından olan “Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü” sözünü esas alırız. Doğa bütünüyle doğadır. Her parçası doğayı doğa yapan ve tamamlayandır. Yaşayan her canlının da yaşam hakkı vardır” denildi.

    “KATLİAM YASA TASARISI DERHAL GERİ ÇEKİLMELİDİR”

    Açıklamanın devamında şunlar yer aldı:

    “Meclise AKP tarafından getirilen Hayvan hakları yasası yaşamı değil yaşamı sonlandırmayı kutsayan yanıyla kabul edilemez. Sokak hayvanlarının da evcil hayvanlar gibi yaşam hakkı 5199 sayılı yasayla güvence altına alınmışken bu haklarının ellerinden alınmasını ve yaşamlarını sahiplendirilmesine bağlı bırakılmasını kabul etmiyoruz. Devlet yaşama yönelik çözümler üretmelidir. Mevcut 5199 sayılı yasanın uygulanması hayvan bakım merkezlerinin kurulması, kısırlaştırma, aşılandırma ve rehabilitasyon hizmetlerinin gerçekleştirilmesi zaten sorunları giderecektir. Sorunları çözüme götürme yerine hayvan haklarını yok sayarak uyutma adı altında yaşamlarına son vermeleri ne insanidir ne de kamu hizmetidir. Sokak hayvanları için katliam niteliğinde olan bu yasa tasarısı derhal geri çekilmelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kurumları: Bakan Tekin’e medrese eğitimine doğru gidilmesinin tehlikelerini anlattık

    Alevi kurumları: Bakan Tekin’e medrese eğitimine doğru gidilmesinin tehlikelerini anlattık

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile dün makamında görüşen Alevi çatı kurumların yöneticileri ortak yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Başta Alevi çocukları olmak üzere bu ülkedeki başka inançlardaki çocukların yaşadıkları sıkıntıların altını çizdik. Milli Eğitiminin son yıllarda artarak devam eden eğitimde gericileşme, bilimsellikten ve laiklikten uzaklaşmanın sonuçlarından biri olarak eğitimin medrese eğitimine doğru gitmesinin tehlikelerini anlattık” denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşbaşkanı Nevin Kamil Ağaoğlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, önceki gün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüştü. Kurumlar, yapılan görüşmede Bakan Tekin’e, Alevi kurumlarının kuruluşundan bugüne kadar başta zorunlu din dersleri olmak üzere, çocukların eğitim alanında yaşadığı sıkıntıları, sorunları anlattı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Derneği (AKD) ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV)’nın katıldığı dünkü görüşmenin ardından kurumlar adına ortak bir açıklama yapıldı.

    Görüşmenin detaylarının aktarıldığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla kamuoyu ile paylaşılan projenin, toplumu kutuplaştıracağını, başta Aleviler olmak üzere farklı inançlardaki çocukları ötekileştireceğini vurguladık. Yine bu bağlamda, uzun yıllardır dile getirdiğimiz laik, bilimsel, demokratik eğitim vurgusunun bizim açımızdan ne anlama geldiğini ve ne ifade ettiğini kendisine ayrıntılı olarak anlattık. Yıllardır zorunlu din derslerine karşı verdiğimiz mücadelede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazandığımız davalara rağmen bu kararların uygulanmadığına vurgu yaptık. Sözde seçmeli din dersi olmasına rağmen fiiliyatta zorunlu olan din dersleri ile ilgili pratikteki uygulamaları anlattık.

    “ALEVİ ÇOCUKLARIN YAŞADIĞI ZULMÜ ANLATTIK”

    ÇEDES ve benzeri projeler ile Alevi çocuklarının yaşadığı zulmü anlattık. Bu projeleri kabul etmediğimizi, başta Alevi çocukları olmak üzere bu ülkedeki başka inançlardaki çocukların yaşadıkları sıkıntıların altını çizdik. Milli Eğitiminin son yıllarda artarak devam eden eğitimde gericileşme, bilimsellikten ve laiklikten uzaklaşmanın sonuçlarından biri olarak eğitimin medrese eğitimine doğru gitmesinin tehlikelerini anlattık. 2024-2025 eğitim öğretim yılında uygulamayı planladıkları yeni müfredat ile ilgili kaygılarımızı, itirazlarımızı dile getirdik. Çağdaş, bilimsel, laik ve demokratik bir eğitim modeli ve programına ihtiyaç olduğunu ancak bu hazırlanan modelin bu ihtiyacı karşılayamayacağını belirtip, programın geri çekilmesini ve bütün toplumsal muhatapları ile tartışılmasını talep ettik. Bu haliyle müfredatı asla kabul etmeyeceğimizi bununla ilgili bütün demokratik haklarımızı kullanacağımızı, geçmişte olduğu gibi önümüzdeki süreçte de bu yönde mücadelemize devam edeceğimizi ilettik.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Alevi kurum başkanları, Bakan Tekin’le görüştü: Alevi çocukların yaşadığı zulüm anlatıldı-VİDEO

  • Alevi kurum başkanları, Bakan Tekin’le görüştü: Alevi çocukların yaşadığı zulüm anlatıldı-VİDEO

    Alevi kurum başkanları, Bakan Tekin’le görüştü: Alevi çocukların yaşadığı zulüm anlatıldı-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumlarının randevu talebi üzerine kurum başkanları, bugün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüştü. PİRHA’ya açıklamalarda bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ” Milli Eğitim Bakanı’yla makamında görüştük. Alevi kurumların kuruluşundan bugüne kadar başta zorunlu din dersleri olmak üzere, çocuklarımızın eğitim alanında yaşadığı sıkıntıları, sorunları ve rahatsızlıklarımızı dile getirdik” dedi.

    Alevi kurumlarının genel başkanları, bakanlıklardan randevu talebinde bulunmuştu. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan dönüş üzerine Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşbaşkanı Nevin Kamil Ağaoğlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüştü.

    Görüşmenin ardından PİRHA‘ya konuşan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan görüşmenin detaylarını aktardı.

    “BAKANA ALEVİ ÇOCUKLARIN YAŞADIĞI ZULMÜ ANLATTIK”

    Mustafa Aslan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile görüşerek eğitim alanında yaşanan sorunları kendisine aktardıklarını söyledi.

    Aslan, şu ifadeleri kullandı:

    “Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Deneği (PSAKD), Alevi Kültür Deneği (AKD) ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) olarak Milli Eğitim Bakanı’yla makamında görüştük. Alevi kurumların kuruluşundan bugüne kadar başta zorunlu din dersleri olmak üzere, çocuklarımızın eğitim alanında yaşadığı sıkıntıları, sorunları ve rahatsızlıklarımızı dile getirdik. Her zaman dile getirdiğimiz laik, bilimsel, demokratik eğitim vurgusunun ne anlama geldiğini, ne ifade ettiğini kendisine anlattık.

    Adının seçmeli din dersi olmasına rağmen zorunlu din dersleri ile ilgili pratikteki uygulamaları anlattık. ÇEDES ve benzeri projeler ile Alevi çocuklarının yaşadığı zulmü anlattık. Bu projeleri kabul etmediğimizi, başta Alevi çocukları olmak üzere bu ülkedeki başka inançlardaki çocukların yaşadıkları sıkıntıları anlattık. Milli  eğitiminin bir medrese eğitimine doğru gitmesinin tehlikelerini anlattık. 2024-2025 uygulamayı planladıkları yeni müfredat ile ilgili kaygılarımızı, itirazlarımızı dile getirdik. Ve bu müfredatı asla kabul etmeyeceğimizi bununla ilgili bütün demokratik haklarımızı kullanacağımızı, geçmişte olduğu gibi mücadelemize devam edeceğimizi ilettik sayın bakana. Aslında 20 dakikalık planlanan görüşme 1 saat sürdü. Uzun bir görüşmeydi.

    “SORUN İKTİDAR PARTİSİNİN GENEL ANLAYIŞI”

    Sayın bakan kendisini anlattı bize, kendisi ile ilgili kamuoyunda çıkan ifadelerin gerçek olmadığını aktardı ve kendi hayatıyla ilgili örnekler verdi. Burada sorun aslında iktidar partisinin genel anlayışı, iktidar partisinin zihnindeki sıkıntılar ile karşı karşıyayız. Kimin koltuğa oturduğundan çok o koltuğu kontrol eden zihniyet önemli. O zihniyetin Türkiye’yi laik eğitimden, bilimsel eğitimden, demokratik eğitimden ne kadar uzaklaştırdığının göstergesi. Biz itirazlarımızı söyledik kendisi de dinledi, uzunca notlar aldı. Takipçisi olacağız.

    Dün KESK’i ziyaret ettik daha önce de Eğitim Sen’i ziyaret etmiştik. Tüm eğitim sendikalarıyla birlikte laik ve seküler yaşamdan yana olan tüm kesimler ile bu süreçte yapılması gereken bütün demokratik hakları kullanma konusunda kararlılığımız devam edecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • ABF: 2024 yılında da yoksula yoldaş, mazluma Hızır olacağız

    ABF: 2024 yılında da yoksula yoldaş, mazluma Hızır olacağız

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), yeni yıla dair yayımladığı mesajda, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk yılına girerken, ırkçı ve şeriatçı kuşatmaya karşı eşit yurttaşlık mücadelemizin yükseldiği, tüm komşu inanç ve kimliklerin özgürce bir arada yaşadığı bir ülkeyi kuracağımıza olan inancımızla yeni yılınızı kutluyoruz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, 2024 yılana dair sanal medya hesaplarından bir mesaj yayımladı.

    ‘2024 yılında da yoksula yoldaş mazluma Hızır olacağız’ başlığıyla yayımlayan mesajda yeni yılda da eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet mücadelesinin büyüyeceğine dair temenni de bulunuldu.

    “İNANÇLARIN VE KİMLİKLERİ ÖZGÜRCE YAŞADIĞI BİR YIL DİLİYORUZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yeni yıl mesajı şöyle:

    “Biz Aleviler yüzlerce yıldır yaşadığımız zulme rağmen; Tüm canlıların eşit ve adil bir yaşam kurmaları için mücadele ederken, mazlumun yanında zalimin karşısında olduk. Uğruna sayısız bedeller ödediğimiz yolumuzdan ve ikrarımızdan dönmeden bu gün de yürümeye devam ediyoruz.

    2023 yılı da yaşadığımız zor zamanlardan biri oldu. Bizi açlığa ve onursuzluğa mahkum etmeye çalışanlar, yaşadığımız depremde yüzbinlerce yurttaşı göçük altında ölüme terk etti. Cemevlerimizle, demokratik kitle örgütlerimiz ve devrimciler omuz omuza vererek kendi yaramıza merhem olmaya çalıştık.

    Halk yaşamda kalma mücadelesi verirken, iktidar sahipleri kadına yönelik gün geçtikçe artan şiddet ve katliamlarını, hayvanların ve doğanın yaşam haklarına yapılan saldırılarını sürdürdü. Can’lar-yaren yoldaşlar; Halkının derdini kendi derdi bilmeyenin Piri olmaz.

    Tüm zamanlarda olduğu gibi, bu karanlık günleri de omuz omuza yürek yüreğe verip hep birlikte atlatacağız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk yılına girerken, ırkçı ve şeriatçı kuşatmaya karşı, eşit yurttaşlık mücadelemizin yükseldiği, tüm komşu inanç ve kimliklerin özgürce bir arada yaşadığı bir ülkeyi kuracağımıza olan inancımızla yeni yılınızı kutluyoruz. Bozatlı Hızır yoldaşımız olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Aslan ve Erçe’den çağrı: Yediden yetmişe tüm dostları Kadıköy Meydanı’na bekliyoruz– VİDEO

    Aslan ve Erçe’den çağrı: Yediden yetmişe tüm dostları Kadıköy Meydanı’na bekliyoruz– VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, 10 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine herkesin katılması için çağrı yaptılar. Genel başkanlar, laiklik, demokrasi için verilen mücadelede Alevilerin yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladılar.  

    Alevi kurumları öncülüğünde 10 Aralık Pazar günü saat 14.00’te İstanbul Kadıköy’de “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.

    PİRHA’ya konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Gelin bu ülke bizim, bu ülkede daha demokratik, daha özgür, daha eşit ve kardeşçe yaşamak bizim elimizde. Bu mücadelede bizi yalnız bırakmayın” diyerek mitinge herkesin katılması için çağrı yaptılar.

    “HERKESİ MİTİNGE BEKLİYORUZ, BU MÜCADELEDE BİZİ YALNIZ BIRAKMAYIN”

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, 10 Aralık’ta saat 14.00’te Kadıköy Meydanı’nda yapılacak “Laik eğitim, insanca yaşam, demokratik Türkiye” mitinginin önemine işaret ederek, “Bu ülkede geçinemeyen, ekonomik anlamda sıkıntı yaşayan kadınlarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız, bu ülkede cinsel tercihinden dolayı ötekileştirilen, etnik kimliğinden dolayı dilinden, siyasi görüşünden dolayı ötekileştirilen, ‘ben de bu ülkenin laik olmasını istiyorum, ben de bu ülkede çocuğumun bilimsel eğitim almasını istiyorum, ben de bu ülkenin demokratikleşmesini istiyorum’ diyen yediden yetmişe tüm dostları Kadıköy Meydanı’na bekliyoruz. Gelin bu ülke bizim, bu ülkede daha demokratik, daha özgür, daha eşit ve kardeşçe yaşamak bizim elimizde. Bu mücadelede bizi yalnız bırakmayın.”

    “MİTİNGİN ÖNEMİ ÇAĞRININ SLOGANINDA GİZLİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Dünya İnsan Hakları Günü’ne denk gelen bir günde “Laik eğitim, insanca yaşam, demokratik Türkiye” şiarıyla miting çağrısı yaptıklarını belirterek, mitingin öneminin yapmış oldukları çağrının sloganında gizli olduğunu söyledi.

    Erçe,“Laik eğitim derken neyi kastettiğimizi, insanca yaşam derken neyi kastettiğimizi ve demokratik Türkiye derken neyi kastettiğimizi halkımız yaşayarak görüyor” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Eğitim alanında hızla gericileşen, eğitim müfredatının akıldan ve bilimden hızla uzaklaştığı günlerde laik eğitimin ne kadar önemli bir talep olduğu ortada. Artık Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okullarda hükmettiği, imamların okullarda görev yapmaya başladığı bir ortamda laik eğitimin önemi bir kat daha artıyor.

    Diğer taraftan artık insanların geçinemez hale geldiği ve açlığın, sefaletin, işsizliğin, yoksulluğun, yokluğun artık insanları gerçek anlamda hayattan bıktırdığı, gençlerimizin intihara sürüklendiği, okuyamaz, eğitim ve sağlık haklarından yararlanamaz hale geldikleri bir ortamda insanca yaşam talebimizin ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

    Diğer taraftan artık adaletin ekmek kadar tuz kadar ihtiyaç haline geldiği günleri yaşıyoruz. Bu ülkede katillerin serbest bırakıldığı, en son Hrant Dink’in katiline olduğu gibi Madımak katillerinin olduğu gibi kadın cinayeti işleyenlerin, çocuk tacizcilerinin, uyuşturucu baronlarının serbest gezdiği bir ülkede siyasetçilerin, seçilmişlerin, halkın iradesiyle iş başına getirilenlerin cezaevinde tutuluyor olmaları, demokrasi ihtiyacının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiş durumda.”

    “BU ÇAĞRI MİLYONLARA YAPILAN BİR ÇAĞRIDIR”

    Erçe, mitinge katılım çağrısı da yaparak şunları kaydetti:

    “Herkesin inancından, dilinden, kültüründen, cinsiyetinden dolayı ötekileştirilmediği, öldürülmediği, katledilmediği herkesin kardeşçe bir arada yaşayabildiği laik, demokratik bir ülkede bilimsel, çağdaş, parasız ve anadilde eğitimin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşayabilmek adına halkların birbiriyle kutuplaştırıldığı değil tam tersine birbiriyle kaynaşmasının esas alındığı, herkesin eşit haklarla yaşayabildiği, eşit yurttaşlık ilkesinin Anayasal güvence altına alındığı bir ülke talebiyle halkımızın tamamını, bütün ezilenleri, bütün ötekileri 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de buluşmaya davet ediyoruz. Bu çağrı Alevi kurumlarının çağrısıdır ama aslında milyonlara yapılan bir çağrıdır.”

    Devrim FINDIK – Cihan BERK/İSTANBUL

  • Narlıdere Demokrasi Platformu: Demokratik ve barışçıl çözüm için sorumluluk alınmalı- VİDEO

    Narlıdere Demokrasi Platformu: Demokratik ve barışçıl çözüm için sorumluluk alınmalı- VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Demokrasi Platformu, İsrail’in Filistin’e yönelik soykırım politikalarını kınayarak, ulus-devlet esaslı yaklaşımların sorunları derinleştirdiğini ve halklar arasındaki düşmanlığı arttırdığını belirtti. 

    İzmir Narlıdere Demokrasi Platformu, İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarını protesto etmek amacıyla Semt Polikliniği önünde açıklama yaptı. ‘Tüm Dünyadaki Savaşlara Hayır, Barış Hemen Şimdi’ pankartının açıldığı açıklamada ‘Savaşa hayır barış hemen şimdi’, ‘Birleşe birleşe kazanacağız’, ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ sloganları atıldı.

    Açıklamaya Narlıdere Demokrasi Platformu üyelerinin yanı sıra Narlıdere Cemevi yöneticileri ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan katıldı. Açıklamayı okuyan Disk Emekli Sen temsilcisi Firdevs Kutluk , İsrail’in Gazze’de ‘soykırım’ uyguladığını söyledi. İsrail’in hastaneleri, camileri, kiliseleri, okulları hedef aldığına dikkati çeken Kutluk, İsrail’in savaş suçu işlediğini vurguladı.

    İSRAİL VE HAMAS’A SAVAŞ SUÇU ELEŞTİRİSİ

    İsrail’in açıkça savaş suçu işlediğini belirten Kutluk, aynı zamanda HAMAS’ın sivillere yönelik saldırılarının da bu savaş suçuna ortak olduğu eleştirisinde bulunarak, “Bu yapılanlar açıkça bir savaş ve insanlık suçudur. Bu saldırılar ahlaki ve insani değerlerden yoksunluğu, barbarlığı temsil etmektedir. Bu suçu işleyenler insanlığın vicdanında mahkûm edilmiş, lanetlenmişlerdir. Aynı şekilde HAMAS’ın İsrailli sivillere saldırıları ve sivil insanların cenazelerinin teşhir edilmesinin de savaş suçu olduğunu hatırlatmak isteriz” dedi.

    “ULUS-DEVLETLİ YAKLAŞIMLAR SORUNU DERİNLEŞTİRİYOR”

    Kutluk, Ortadoğu’daki temel iki mesele olan Filistin ve Kürt meselesi çözülmeden Ortadoğu’daki sorunların çözülemeyeceğinin acı bir biçimde tecrübe edildiğini ifade ederek, “Ulus-devlet esaslı yaklaşımların sorunları derinleştirdiğini, halklar arasındaki düşmanlığı arttırdığını her çatışmada bir kez daha görüyoruz. Ortadoğu’da milliyetçi ve dini bölünmelerin bitmeyen acılara kapı araladığına inanıyoruz. Halkların binlerce yıldır bir arada ve barışçıl yaşama deneyimine sahip olduğu bu coğrafyada huzuru tekrar tesis etmenin en doğru yolu demokratik ve barışçıl çözümü esas almaktır. Bizler Ortadoğu’da şiddetin, ölümün ve tekçi-iktidarcı anlayışların değil; halkların bir arada barış içinde yaşamalarından yanayız” diye belirtti.

    BARIŞIN TESİSİ İÇİN SORUMLULUK ÇAĞRISI

    ‘Adil bir barışın kaybedeni olmaz’ şiarıyla bölgede etkili tüm aktörleri, barışın tesisi için sorumluluk almaya çağıran Kutluk, “ Bizler emek ve demokrasi örgütleri olarak; ölümü değil yaşamı, savaşı değil barışı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, karanlığa karşı aydınlığı savunduk ve savunmaya devam edeceğiz .Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir kez daha İsrail’in soykırım politikalarını, Gazze şeridinde hastanelere yönelik tüm saldırılarını kınıyoruz. Dünyada var olan tüm savaşların bir an önce durdurulmasını ve barışın derhal hayata geçirilmesini savunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Alevi kurumları, 21 Mart günü Hacıbektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandıracak-VİDEO

    Alevi kurumları, 21 Mart günü Hacıbektaş Veli Dergahı’nda çerağ uyandıracak-VİDEO

    PİRHA- UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş Veli yılı olarak ilan etmesi dolayısıyla Türkiye ve Avrupa’dan birçok Alevi kurumu Hacıbektaş Dergahı’nda çerağ uyandıracak.

    Unesco 2021 yılı Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran yılı olarak ilan etti.

    UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre yılı olarak ilan edilmesinden dolayı, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları 21 Mart’ta Hacı Bektaş Dergahı’nda buluşup birlikte delil uyandırarak anma etkinliklerini başlatacak.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) öncülüğünde 21 Mart günü saat 13.00’te Hacı Bektaş Dergahı’nda çerağ uyandırılıp etkinliklerin başlangıcı yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi Bektaşi Federasyonu: Kadınlar devlet ve erkek şiddetinin olmadığı bir dünya kuracak

    Alevi Bektaşi Federasyonu: Kadınlar devlet ve erkek şiddetinin olmadığı bir dünya kuracak

    PİRHA- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu, erkek egemen zihniyetin ve devletin kadının kazanılmış haklarını elinden almaya çalıştığını kaydetti. Açıklamada, “Ege’de ve Karadeniz’de doğayı ranta teslim etmemek için direnen kadınların yürüdüğü yolda birleşen elleriyle kadınlar, yoksulluğun, ayrımcılığın, devlet ve erkek şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya kuracaklar” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair açıklama yaptı. Yazılı olarak yayınlanan açıklamada erkek egemen zihniyetin ve devletin kadının kazanılmış haklarını elinden almaya çalıştığına vurguda bulunarak,  iktidarın kadına yönelik şiddet ve katliamda birinci derecede sorumlu olduğu ifade edildi.

    Kadına yönelik cinsel, bedensel ve psikolojik şiddetin yasalar ve yargılama önünde cezasız bırakılması politikasının adalete güvensizliği getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, her geçen gün kadın katliamlarının devam ettiği hatırlatıldı.

    Direnen kadınların ortak mücadelesi ile yoksulluğun, ayrımcılığın, devlet ve erkek şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya kurulacağı temennisinde bulunulan açıklamada 8 Mart ayrıca selamlandı.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE CEZASIZLIK ADALETE GÜVENSİZLİĞİ GETİRİYOR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    8 Mart kadının, örgütlenme ve eşit yaşam hakkı için mücadelesinin simgesidir. 8 Mart, dünyanın her yerinde, her şehrinde kadının mücadele, özgürleşme ve dayanışma günüdür.

    8 Mart’ta tüm dünyada kadın haklarından, onların ne kadar fedakar, cefakar ve kutsal olduğundan bahsedilir. Emekçi kadınların hakları, sözde de olsa teslim edilmeye çalışılır, kadınların hak ettikleri hayatı yaşayabilmeleri için planlar yapılır, projeler gerçekleştirilir. Ancak ülkemizde yaşayan kadınların durumu ise biraz farklı…

    Onların önemli bir kısmına göre kadın olmak, ayrımcılıkla, şiddetle, acıyla, tacizle, tecavüzle ve ölümle iç içe yaşamak demek! Ülkemizde bir çok yerde kadına şiddet hala meşru görülüyor. Ayrıca, şiddet gören kadınlarımızın neredeyse yarısı, kocalarının kendilerine şiddet uygulamalarını haklı buluyor. Evde kocaya, işyerinde işverene, baba ocağında babaya, abiye “BORÇLU” sayılan kadın, haklarının farkında olamıyor. Tüm bunların yanında kadına yönelik şiddet cinsel, bedensel ve psikolojik şiddet ceza bile almadığından, umut kırıcı ve adalete güvensizliği getiriyor.

    “KADINLARIN KAZANILMIŞ HAKLARI ELLERİNDEN ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Tüm bu erkek egemen zihniyet, kadının kazanılmış haklarını elinden almaya çalışan devlet terörü üzerine, hükümet sözcüsü olan Özlem Zengin’in, ”AKP gelene kadar ‘kadın’ kelimesinin adı yoktu Türkiye’de” sözleri, kulağa son derece ironik geliyor. İktidarları boyunca kadının adının sadece şiddet ve cinayet gibi konularda geçtiği gerçeği bir yana, bir de kadının kazanılmış hakları da ellerinden alınmaya çalışılıyor.

    “DEVLET VE ERKEK ŞİDDETİNİN OLMADIĞI EŞİT BİR DÜNYA KURULACAK”

    Bu baskılar, düşündüklerinin aksine daha direngen, mücadeleci, birleşik kadın mücadelesini sağlamalıdır. Dil, din, ırk gözetmeksizin, evde, fabrikada, tarlada, sokakta, okulda, tüm kadınlar dünyayı değiştirecek gücün kendi ellerinde olduğunun bilinciyle birleşmelidir.

    Çünkü kadınlar, mücadele eden, direnen Zeynep Anaların, Clara Zetkinler’in, evlatlarının kemiklerini bulmak için yıllardır inatla mücadele veren Cumartesi annelerinin, Gezi Şehitleri annelerinin, “Namus benimdir, onu kimselere bırakmam hakim bey” diyen Çilem Doğanlar’ın, Ege’de ve Karadeniz’de doğayı ranta teslim etmemek için direnen kadınların yürüdüğü yolda birleşen elleriyle, yoksulluğun, ayrımcılığın, devlet ve erkek şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam, eşit ve özgür bir dünya kuracaklar. Kadının gücüne olan inancımızla, 8 Mart birlik, dayanışma ve mücadele gününü selamlıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)