Etiket: alevi bektaşi

  • Kemal Çiçek: Devlet adım atmalı, genel af ve tahliyeler şart!-VİDEO

    Kemal Çiçek: Devlet adım atmalı, genel af ve tahliyeler şart!-VİDEO

    PİRHA- PİRHA’ya konuşan Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde devletin somut adımlar atması gerektiğini belirterek, “Genel affın çıkartılması ve siyasi tutsakların bırakılması gerekiyor” dedi.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının ardından başlayan ve örgütün kendini feshetmesi ile silah bırakma sürecine girmesi sonrası hız kazanan Barış ve Demokratik Toplum Süreci tartışılmaya devam ediyor. Süreç kapsamında siyasi partilerin oluşturduğu komisyonların çalışmaları ve İmralı görüşmeleri gündemdeki yerini korurken, Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek de sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Türkiye’nin 40 yıl bir savaş süreci yaşadığını belirten Çiçek, “Bununla ilgili geçen seneden beri özellikle Kürt hareketi ile devlet arasında bazı görüşmeler oldu. Bu görüşmeler genelde Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi süreci içerisinde gerçekleşti” diye belirtti.

    Suriye’de ve Ortadoğu’daki yaşanan süreçleri pratik olarak gördükten sonra barış sürecinin başlatılmış olmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Çiçek, “Türkiye’nin iş birliği elbette ki hepimiz açısından önemli. Bundan dolayı en son partiler görüşmesi ile bir rapor hazırlandı. Bu raporun içeriğine baktığımızda Kürt sorunu ile ilgili hiçbir ibare yok. Sadece işte silahları bırakın, teslim olun, üzerinden yürütüldü” şeklinde ifade etti.

    “BİR BARIŞ SAĞLANACAKSA DEVLETİN GEREKLİ YASAL ADIMLARI ATMASI GEREKİYOR”

    Kamuoyunda ve basına yansımalarını da böyle okuduklarını belirten Çiçek, “Var olan gerçeği de böyle. PKK’nın yaptığı açıklamalarda biz kendi üzerimize düşeni yaptık. Silahları bıraktık. Bundan sonraki süreç devletin atacağı adımlarda. Evet, eğer gerçek anlamda bir barış sağlanacaksa bir genel affın çıkartılması siyasi tutsakların bırakılması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    “SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE SİYASİ MAHPUSLAR BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Cezaevlerinde Selahattin Demirtaş’la birlikte binlerce siyasi mahpusun bulunduğuna dikkat çeken Çiçek, “Bununla ilgili adımın atılması lazım. Selahattin Demirtaş ve siyasi mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı. Bu adım atılmadığında iç barışı sağlayamayız” dedi.

    Bu ülkenin bir Kürt sorunu olduğunu belirten Çiçek, “Ben Kürt sorununu kabul ediyorum. Bu sorun var ama bu sorun sadece Kürtlerden kaynaklanan bir sorun değil, devletin yıllardan beri inkarıyla ortaya çıkmış bir sorun” dedi.

    “BU ÜLKEDE BARIŞIN SAĞLANACAĞINA İNANIYORUM”

    Eğer ülkede tam anlamıyla bir barış gerçekleşecekse yasal süreçlerin derhal başlatılması gerektiğinin altını çizen Çiçek, “Elbette ki biz Aleviler olarak da her zaman olduğu gibi barıştan, kardeşlikten eşitlikten yanayız. Umarım gerekli adımlar atılır. Hasret kaldığımız o barışı bu coğrafyada hepimiz birlikte yaşarız. Hepimiz adına da iyi şeyler olacağına inancımı belirtmek istiyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Davut Sulari Konyaaltı Cemevi’nde deyişleriyle anıldı!-VİDEO

    Davut Sulari Konyaaltı Cemevi’nde deyişleriyle anıldı!-VİDEO

    PİRHA – Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, halk ozanı Davut Sulari’nin ölüm yıldönümü dolayısıyla Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik Konferans Salonu’nda anma konseri verdi.Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, halk ozanı Davut Sulari’nin 41. ölüm yıldönümünde verdiği konserle hem usta ozanı andı hem de Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı güçlü bir mesaj verdi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi bünyesinde çalışmalarını sürdüren, ağırlığı kadınlardan oluşan ve koro şefliğini Serdar Baysal’ın yaptığı Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu’nun konseri yoğun ilgi gördü.

    Konser öncesinde Davut Sulari’nin yaşamına dair bir slayt gösterimi sunuldu. Sunuculuğunu Fatma Güngör’ün yaptığı gecede ilk konuşmayı Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Başkanı Tahsin Akpınar yaptı.

    “DAVUT SULARİ’Yİ MİNNETLE ANIYORUZ”

    Akpınar, Davut Sulari’nin Alevi inancı ve halk kültürü açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek,
    “Ozanımız Davut Sulari, kendi çağında at sırtında köy köy dolaşarak bu inancı ve kültürü yaydı, deyişlerini bizlere miras bıraktı. Kendisine minnet borçluyuz” dedi.

    Konuşmasında güncel siyasal gelişmelere de değinen Akpınar, AKP Genel Başkan Yardımcısı Leyla Şahin Usta’nın TBMM’de yaptığı açıklamayı hatırlatarak şunları söyledi:

    “Suriye’de yaşanan katliamları dile getiren milletvekillerine ‘Müslümanlar ölürken sesiniz çıkmıyordu ama bugün Aleviler ölüyor diye konuşuyorsunuz’ denilmesi asla kabul edilemez. Bu söylem, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları meşrulaştıran bir zihniyettir ve şiddetle kınıyoruz.”

    “KATLİAMLARA KARŞI HER YERDE TEPKİ GÖSTERMELİYİZ”

    Akpınar, dünyanın neresinde olursa olsun tüm katliamlara karşı olduklarını vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Filistin’de olduğu gibi, Suriye’de Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara, Kürtlere ve tüm inançlara yönelik saldırılara karşıyız. İŞİD’in Müslümanlara yaptığı zulmü de aynı şekilde kınıyoruz. Katliamın kim tarafından ve kime karşı yapıldığına bakmadan karşı çıkmak, insan olmanın gereğidir.”

    Uluslararası siyasete de değinen Akpınar, başka ülkelerin siyasi iradesine müdahaleleri demokrasi ve hukukla bağdaşmadığını belirterek bu anlayışı reddettiklerini söyledi.

    DAVUT SULARİ DEYİŞLERİ SESLENDİRİLDİ

    Konuşmaların ardından Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, Davut Sulari’nin unutulmaz deyişlerini seslendirdi. Dinleyiciler, ozanın eserlerine hep birlikte eşlik etti.

    PİRHA / ANTALYA

     

  • Urla’da 500 yıllık Samut Baba Türbesi haftanın 5 günü ziyarete açık -VİDEO

    Urla’da 500 yıllık Samut Baba Türbesi haftanın 5 günü ziyarete açık -VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Urla ilçesinde bulunan Samut Baba Türbesi, her yıl binlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Alevi kurumları öncülüğünde bu yıl 12’ncisi düzenlenen anma etkinliklerinin yanı sıra yurttaşlar çerağlarını uyandırarak dileklerini tutuyor. 

    Urla ilçesindeki İçmeler mevkiinde bulunan Samut Baba Türbesi’nin yaklaşık 500 yıllık tarihi olduğu biliniyor. Uzun yıllardır define avcılarının hedefi olan ve doğa koşulları ile birlikte bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan türbe, 2012 yılında Urla Belediyesi’nin restorasyon çalışmasıyla yeniden eski görüntüsüne kavuştu.

    Yıkılmaktan kurtarılan Samut Baba Türbesi, bu tarihten itibaren haftanın 5 günü ziyarete açılmış durumda. 2012 yılında ilki gerçekleşen Samut Baba Anma Etkinlikleri’nin bu sene 12’ncisi gerçekleşen anma etkinliklerine ise çok sayıda yurttaş katıldı.

    Samut Baba’nın bölgeyi ‘Müslümanlaştırmak’ ‘Türkleştirmek’ için geldiği kimi sayfalarda bilgi kaynağı olarak verilse de, Alevi kurumları Samut Baba’nın bölgede topluma hizmet için gönderilen bir Alevi evliyası olabileceği çok daha kabul görmüş durumda.

    EVLİYA ÇELEBİ’NİN ZİYARETİ

    Samut (Samud) Baba ile ilgili Alevi Kültür Dernekleri Urla Şubesi’nin yaptığı araştırmada Samut Baba’nın kişiliği hakkında herhangi bir kayda rastlanmasa da, Urla’da halk arasında anlatılan menkibesine göre Samut Baba Urla’ya uzak diyarlardan gelip savaşmış ve bu savaşta kellesini kaybetmesine rağmen savaşı bırakmamış, savaş zaferle sona ererken elinde tuttuğu başı ile olduğu yara yığılmış ve bu yere gömülerek üzerine, bugün gördüğümüz türbesi inşa edilmiş.

    1671 yılında Urlayı ziyaret eden Evliya Çelebi ise Urla’nın ziyaretgahlar içerisinde “Evvela Tekke Karyesi’nde Samud Baba” diyerek, Samut Baba’nın adını vermekle yetinmiş, ayrıca Girit Adası’ndaki Kandiye şehrinin kuşatılması sırasında (1669) kendisinin özellikle yaşadığı mağaraya kadar gidip ziyaret ettiğini, sohbette bulunduğunu, şu fani dünyadan elini eteğini çekmiş Söylemez oğlu Ali Dede’nin Samut Baba olarak da anıldığını belirtmektedir.

    “SAMUD BABA, HEM ALEVİLİK HEM DE BEKTAŞİLİK İÇİNDE GEÇERLİ BİR İSİM”

    Araştırmanın devamında şunlar kaydediliyor:

    “Evliya Çelebi’nin yukarıda belirttiğimiz üzere sadece adını vermekle yetinmesi de bu görüşü destekler mahiyettedir. Ancak Sivas ili sınırları içerisinde “Tekke” adında iki köy ve bir de mezra vardır (7). Her üçünde de Hacı Bektaş Veli’nin halifeleri veya o dönemin önde gelen din adamlarına ait olduğu sanılan yatırlar bulunmaktadır. Bunlardan biri de Kangal’ın Tekke köyündeki Samud Baba’dır. Türbenin giriş kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre eser, 1573 tarihinde inşa edilmiştir. Bu bilgi doğrultusunda da Samud Baba’nın Bektaşi olabileceği de anlaşılmaktadır. Veriler dikkate alındığında Samud Baba kavramının hem Alevilik hem de Bektaşilik için geçerli olduğunu belirtmek uygun görülmektedir. 1563 yılına ait Maraş tahrir defterlerine göre, Göynük, Maraş’a bağlı bir nahiye merkezidir ve bu tarihte nahiyeye bağlı mezraların arasında Samud Mezrasının adı da sayılmaktadır..”

    “YOL KAYBOLACAK DEĞİL, SAHİP ÇIKSINLAR”

    Sivas’ta doğup büyüyen ve 11 yaşında Ankara’ya giden Hüsne Özbek, son 3 yıldır yerleştiği Urla’da bulunan Samut Baba Türbesi’nin rüyasında kendisine ayan olduğunu belirtti. Çıkıp gelerek Samut Baba Türbesi’ni bulan Özbek, “Sivas’ta doğup büyüdüm. 11 yaşında Ankara’ya taşındım. Evlendim ve tekrar Sivas’a döndüm. 3 yıldır İzmir’deyim. Bu türbeyi ben rüyamda gördüm ve burası bana lokma verdi. Kimse inanmadı ve gelip buldum. Burada huzur buluyorum, ne varsa erler, evliyaların hürmetine var. Şimdi er de, pir de kalmadı. Gençlerimiz gelmiyor, küçüklükten bunu veremedik. Hata çocukların değil, biz aileler onlara bunu aşılamadık. Köydeki Alevilik ile şehirlerdeki Alevilik birbirinden uzakta. Eskileri özlüyoruz. Bizler geldik gidiyoruz, bu yol kaybolacak değil, sahip çıksınlar” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

    PİRHA- Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, küçük Diyanet olma yolunda ilerliyor. Cemevi Başkanlığı’ndaki Sünni/İslamcı yapılanmaya tepki gösteren Prof. Dr. Ali Yaman, başkanlığın Diyanetin farklı versiyonu gibi olduğunu belirtti. Yaman, “Aleviliği Sünni bakış açısına göre organize edeyim anlayışı kabul edilemez. Cemevi Başkanlığı, Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman, Diyanetin farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman bir anlamı kalmıyor” dedi. 

    AKP hükümeti, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurdu.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Başkanı, aynı zamanda danışma kurulunun da başkanı olacak ancak hala Danışma Kurulu oluşturulmadı. 11 kişiden oluşacak Danışma Kurulu Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçilecek. Danışma kuruluna ‘gerekli görüldüğünde’ Bakan da başkanlık edebilecek.

    Cemevi Başkanlığı kurulduğundan beri Alevi örgütlerinin ve toplumun tepkisini çekti. Alevi toplumunun sorunlarının çözümüne odaklanmayan Cemevi Başkanlığı’nın İslamcı bir yapılanmaya gittiği iyice belirginleşiyor.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulurken işin içinde olan Prof. Dr. Ali Yaman, Başkanlığa ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    Şu an başkanlığın Sünni bir yapılanmaya dönüştüğünü söyleyen Yaman, “Diyanet’in farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman oradaki anlayış Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman bir anlamı kalmıyor. Hala bugün Alevilerin dönüştürülmesini istemek insanlık ayıbıdır ve kabul edilemez” dedi.

    Cemevi Başkanlığı’nda Alevi Bektaşi Ansiklopedisini hazırlayan kadronun da Sünnilerden/ilahiyatçılardan oluştuğunu, aralarında sadece bir kaç Alevi olduğunu belirten Prof. Dr. Yaman, ansiklopediyi hazırlayanlar arasında Sünni bir akademisyen olan Alirıza Özdemir’in eşinin de yer aldığını ifade etti.

    Cemevi Başkanlığı’nda henüz maaş alan, kadrolaşan dede olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ali Yaman, “Çünkü henüz ilana çıkılmadı” dedi.

    CEMEVİ BAŞKANLIĞI NASIL KURULDU?

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kasım 2022’de kuruldu. Böyle bir başkanlığın kurulması kimin fikriydi, kuruluşunda siz var mıydınız, kimler var? 

    ALİ YAMAN: Çok daha önceden başlayan, devletin içinde sürekli Alevilikle ilgili bir şey kurulsun, kurulmasın tartışması olmuş. Ta Cemal Gürsel’e uzanan daha sonra yine İzzettin Doğan’ın başında olduğu bir Alevi Dairesi kurulması ile ilgili zaman zaman basında bilgiler yer aldı. Demek ki devlet sürekli bu Alevilik meselesi ile ilgili bir başkanlık kurulsun kurulmasın tartışmasını yaşamış.
    En son bu cemevlerine İçişleri Bakanlığı’nın 2 yıldır ihtiyaçların tespiti, yardımı şeklinde çalışmalar olmuştu. Ondan sonra da böyle bir başkanlık kurulması fikri ortaya atıldı. Bu ziyaretleri yürüten de biliyorsunuz Ali Arif Özzeybek‘ti. Eskiden Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve o zaman da İçişleri Bakanı’nın (Süleyman Soylu) danışmanıydı. O zaman ‘nasıl olsun, nasıl bir şekilde yürüsün’ şeklindeki tartışmaların içinde, danışılan akademisyenler içinde ben de varım. Ben dedim ki madem devlet böyle bir kurumlaşmaya gidiyorsa biz önerilerimizi söyleyelim.  Alevi hassasiyetlerini dikkate alacak bir başkanlık neden olmasın? Yani kurulabilir. Arsa imar sorunu, elektrik giderleri… Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, İzzettin Doğan davasında bir din dersleri var, bir de bu mesele var. Bir de kişilerin açtığı, kendi mağduriyetleri, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu olması ile ilgili davalar var. Ayrıca büyük daireye giden cemevi davası var. Orada Alevilerin eşitliğe tabi tutulmadığı din hizmetleri ve genel sorunlar var. Bunu çözmek için ne yapacaksınız? Ya elektrik harcamalarına, cemevleri harcamalarına katkıda bulunacaksın ya onların personel giderlerini çözeceksin ki eşitlik sağlansın. Çünkü Sünni kesim için din hizmetlerine ayrılan devasa bir bütçe var. Dolayısıyla böyle bir başkanlık belki bu işlerin görülmesinde doğru bir bakış açısına hizmet edebilir. Devletin vatandaşı Alevi ya da Sünni olarak görmesi doğru değil. Vatandaş hakları var, o hakları bir şekilde Alevi, Sünni demeden eşit şekilde vereceksin.

    “ALEVİLER DEVLETE GÜVENMİYOR; DEVLET ADIM ATACAK, GÜVENİ TESİS EDECEK”

    -Tamam ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulurken Alevi örgütlerini, Alevi toplumunu muhatap almadı. Bu çok tepki çekti. Ne dersiniz?

    Ben Şahkulu Sultan Dergahı’nda Yönetim Kurulu üyesiyim. Başka derneklerde ve vakıflara da üyeyim. Bir şey yapmak istemiyorlar, açıkçası bir güvensizlik var. Kamu yetkilileri ile görüştüğümde de bunu söyledim, bir güvensizlik var. Yani Aleviler devlete güvenmiyor, bu açık. Burada yapılması gereken devlet bu güveni tesis edecek, adım atacak. Kurum yöneticileri ‘gidersem oraya acaba yanlış bir şey yapılırken ben de mi buna dahil olurum’ diyerek katılmıyorlar. Benim de görüştüğüm insanlar oldu, görüş beyan ettim. ‘Ne yapılacak, ne edilecek’ diye kendileri de geri duruyor. Kurumların hepsi de aynı şekilde düşünmüyor. Bir kısmı biraz daha devletin yaptığı faaliyetlerde yer almaya çalışan, kamu yöneticilerini de davet eden, onlardan yardım almaya çalışan bir yaklaşım içindeyken, kimisi de ‘Hayır biz sivil toplum örgütü olarak bu şekilde devam edeceğiz’ diyorlar.

    -Alevi örgütleri uzak duruyor çünkü ‘Biz Alevi Diyaneti istemiyoruz’ diyorlar. Bir de şu var. AKP hükümeti Alevi toplumunun hiçbir talebini yerine getirmedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın kararlarını uygulamıyor. Cemevine ibadethane statüsü vermiyor. Alevi örgütleri ve toplum “Hükümet hiçbir talebimizi yerine getirmezken neden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdu. Acaba bu başkanlık bir asimilasyon merkezi mi olacak?” diye endişeleri ve tepkileri var. 

    Tabii işte güvensizlik, şüphe var. Kurumların ve Alevi genel kamuoyunun genel güvensizliği ister istemez var. Çünkü daha önce birçok açılım yapılmış. Ben  bunları çalışmalarımda da kullandım ‘Hükümetten Alevi atağı’ diye. 90’lı yıllardan başlayan bir silsile var ama bu atakların hiçbirisi nedense neticelenmiyor.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI YENİ BİR AÇILIM OLARAK İLERİ SÜRÜLDÜ”

    -Alevi çalıştayları yapıldı…

    Çalıştaylara katılan insanlara ‘Evet bu iş istediğiniz gibi çözülecek’ denildi. O bir hayal kırıklığı olarak kaldı. Çalıştaylardan sonra iki komisyon kuruldu. Din dersleri ve Cemevleri Komisyonu ama bir neticeye varılamadı. Sonra bu sefer bu Cemevi Başkanlığı yeni bir açılım olarak ileri sürüldü. Aleviler ‘bekle, gör’ politikası izliyor, ‘bakalım ne olacak’ diyor. Hükümet burada doğru bir şekilde Alevilerin taleplerini, en azından herkesin anlaşabildiği talepleri, anlaşılamayan şeyler de vardır ama bütün Aleviler için cemevi ibadethanedir. İbadethane diye söyle kardeşim ne olacak!

    “ÜSTTEN BAKIŞ KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİL”

    -Hükümet “Cemevi ibadethanedir” demiyor, bu konuda diretiyor. Cemevi Başkanlığı’nı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamaları da bunun somut bir örneği! 

    Türkiye’de din hizmetlerinden sorumlu kurum olarak Diyanete burayı bağlamak daha büyük tartışmalar yaratır. Cumhurbaşkanlığına bağlarsanız o da farklı daha büyük tartışmalar yaratır. Bir tür geçiş olarak Kültür Bakanlığı olabilirdi. Ben bunu iyimser bir bakış açısıyla söylüyorum. Ama eğer kötü niyetli iseniz ‘Ben bunu kültür dairesi içerisinde görüyorum, inanç hizmetlerine bunu yaklaştırmam. Dolayısıyla senin yerin burası’ gibi bir üstten bakış olursa tabii ki bu gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Mesela kurumun tabelası konuldu, oraya sadece kurumun ismi yazıldı. Üstüne Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ismi yazılmamıştı. Niye? Yarın öbür gün bu kurum alınır daha özerk bir hale getirilir diye. Tabii ki alternatif de yok, yani buraya bağlanmasın dediğimiz anda da nereye bağlanacağınız noktasında sıkıntılar var. Devlet yapılanmasında, devlet sistemi içerisinde mutlaka bir yere bağlı olmanız gerekir. Çünkü başkanlık bir genel müdürlük seviyesinde. Alevilerin çoğu diyor ki ‘burada da bir şey var. Kültür Bakanlığı’na bağlanmasında da bir art niyet var.’

    “ALEVİLERİN TALEPLERİNİN KARŞILANMASI LAZIM AMA ALEVİLERİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE”

    -AKP hükümeti Alevilerin hiç bir ortak talebini yerine getirmedi. 2 yıldır İçişleri Bakanlığı görevlileri cemevlerini dolaşıp ihtiyaç listesi yaptı. Alevilerin taleplerini boya, badana, sandalyeye, bilgisayara, dedelere maaşa indirgedi. Alevi örgütlerinin, Alevi toplumunun esasında eleştirisi bu yönde.

    Tarihsel olarak baktığım zaman Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı mirası üzerine şekillenmiş bir devlet. Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti olarak anayasada her ne kadar genel çizilse de açık bir şekilde uygulanıyor ama anayasal bağlamında söylüyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünni Diyanet İşleri Başkanlığıdır. İlahiyat Fakültesi deniliyor. İlahiyat Fakültesi Sünni ilahiyat fakültesidir. Dolayısıyla böyle bir stok var ortada. Bu yavaş yavaş dönüştürülebilir. Yani bu bir anlamda Belki dönüştürülemeyebilir. Onun için şimdi geçiş aşaması olarak önce belli taleplerden gidersin. Zaten ben şunu da söylüyorum: Buraya eninde sonunda sen ibadethane demek zorundasın! Kaldı ki Aleviler buraya ibadethane diyorsa bitmiştir. Bence bu bir mesele değil, bu resmiyetin bir ayıbıdır. ‘Efendim ben ibadethane olarak görmüyorum.’ Görmüyorsan görme, zaten sen buraya gelmiyorsun ki, ben gidiyorum. Onun için bence ibadethane konusu bitti. Bakın ben uzun zamandan beri takip ediyorum.
    Mesela cemevlerinin kentlerde özellikle olumsuz bir imaj kazanması için bir çaba yürütüldü. Ancak böyle bir şey olmadı. Cemevleri giderek kentlere yerleşti ve  cemevleri halkın itibar ettiği, gidip geldiği kamusal alanlara dönüştü. Tartışmasız ibadet mekanları oldu.

    “DİYANETİN FARKLI BİR VERSİYONU GİBİ KURDUĞUNUZ ZAMAN BİR ANLAMI KALMIYOR”

    ‘Efendim ben cemevi demiyorum.’ Deme kardeşim! Bu senin sorunun. Bunu sen düşün Bu ayıp sana yapışır, Alevilere bir şey olmaz! Ama ibadethanenin sembolik olarak kritik önemi var. İşte ‘İslam’da ibadethane tektir, böyle olursa şöyle olur’ şeklinde birtakım kendilerine göre gerekçeleri var bizim kabul etmediğimiz. Din eğitimi yani inanç eğitimi ve hizmetleri noktasında en azından Alevilerin taleplerinin karşılanması lazım ama Alevilerin istediği gibi karşılanması lazım. Bakın bu çok önemli, Alevilerin istediği şekilde… ‘Efendim ben Başkanlığı kuruyorum.’ Ama Diyanet’in farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman oradaki anlayış Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman bir anlamı kalmıyor.

    “YASAL MEVZUATTA ‘CEMEVLERİNİ BU KURUM YÖNETİR’ DİYE YAZMIYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşunu desteklediniz ancak şimdi desteğinizi çektiniz, hatta eleştirmeye başladınız. ‘Cemevi Başkanlığı Sünni İslam inancı doğrultusunda yönetilmeye çalışılıyor’ diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız. Diyanet’in müdahalesi mi var?

    Ben tabii ki söylediğim noktalarda devletin Alevi yurttaşların taleplerine bütçeden destek sağlamasınının kesinlikle yapılması gerektiğini düşünüyorum ama bunu Sünni bir perspektif üzerinden veya Aleviliğin içeriğini, anlam dünyasını, sembollerini Sünni perspektif üzerinden yürütürsen bunu kabul etmem mümkün değil. O zaman da söyledim. Yanlış şeyler olduğu zaman ben bunu savunmam. Çünkü benim düşüncelerim belli.

    NEDEN ROTA DEĞİŞİKLİĞİ OLDU?

    Bu kurumun yasal mevzuatına baktığınız zaman hep koordinasyon, destek… Mesela ‘cemevlerini bu kurum yönetir’ diye bir şey yazmıyor orada. Yasayı iyi okumamız lazım. Bu yasa hazırlanırken bizim de katkımız oldu ama yasanın bir de uygulanması var. Maddede böyle yazar ama gider başka şekilde uygularsın, o da ayrı bir konu. Yasal mevzuata baktığımızda bir sorun gözükmüyor. Burada bakış açısı, o kurumun idaresi falan önemli. Buraya (Cemevi Başkanlığı’na) uzman alındığı zaman İlahiyat Fakültesi ilana konulmadı. İlahiyat fakültesinin konulmasını uygun görmedik, ilanı da biz hazırladık.

    Bize soruldu. Neden? Çünkü Aleviler, Diyanete, ilahiyatçılara güven duymuyor. Buradaki eğitimle ilgili eleştirileri var. Buralarda Sünni inanç ve kültür eğitimi veriliyor. Bu kişilerin gireceği iş bulacakları pek çok alan var. Tarih, sosyoloji, edebiyat alanında doktora, master yapmış eğitim görmüş birçok Alevi çocuğu var. Bunlar tez yazmış. Bu insanlar buraya girsin. Zaten 40 kişi alacaksınız.

    “ALEVİ TOPLUMUNA HİZMET EDECEKSE ALEVİLERİN OLMASI ÇOK DAHA DOĞRUDUR”

    -Bu 40 kişi Alevi uzman mı sadece?

    Şöyle, devlete alırken Alevi Sünni diyemiyorsunuz. Mesela Diyanete de girerken ‘Alevi, Sünni’ denilmiyor değil mi? Ama kim giriyor İslamcılar, Sünniler giriyor. Dolayısıyla burada da beklenen şey nedir? Alevi toplumuna hizmet edecekse bu kurum, o zaman Alevi Bektaşilik konusunda uzmanlaşmış, eğitim almış Alevi çocuklarının olması çok daha doğrudur.

    “KADROYA ALINAN DEDE HENÜZ YOK, MAAŞ ALABİLMESİ İÇİN İLANA ÇIKMASI LAZIM”

    -Cemevi Başkanlığı’nda kadroya alınan, maaş alan dede var mı?

    Hayır orada kadroya alınan dede yok. Dedelerin maaş alabilmesi için bir ilana çıkılması gerekir. İlanlara başvurulması gerekiyor: Şu an söz konusu değil. Diğer bakanlıklardaki gibi uzmanlar var.
    Daire başkanları kuruluş aşamasında giren insanlar. Eğitim Dairesi, Cemevi Hizmetleri Dairesi gibi daireler var. Uzmanlar sınavla, kitap yazmış, tez yazmış insanlar.

    “İKİ KOORDİNATÖR VAR, İKİSİ DE SÜNNİ, BİRİ BAŞKANIN EŞİ”

    Eski Cemevi Başkanı ile yeni başkan döneminde çok farklılıklar oldu. Çalışmalarda Alevi akademisyen sayısı çok az. Çoğu Sünnilerden oluşuyor. Hatta ansiklopedi çalışmasının koordinatörler var, ikisi de Sünni. Birinin başkanın (Alirıza Özdemir’in) eşi olduğu söyleniyor.

    -Bu Alevi toplumuna meydan okuma değil mi? Vicdanı olan herkes tepki göstermesi lazım.

    Artık onu bu kararı alanlar düşünecek. Biz doğruları ifade etmekle görevliyiz. Gerçekten Alevi toplumunu kucaklayacak bir başkanlık kurulmalıydı.

    “İLANDA İLAHİYAT FAKÜLTESİ YAZMAYINCA ELEŞTİRİLDİ, DEDİKODUSU YAPILDI”

    -Şu an Cemevi Başkanlığı’nda uzmanlar ağırlıkla Sünni İslamcı kesimden mi oluşuyor?

    Cemevi Başkanlığı’na şu anda girenler Alevi Bektaşi ağırlıklı bir yapıdan oluşuyor. Tamamına yakını böyledir. Çünkü ilanda ilahiyat fakültesi olmadığı için sosyoloji, tarih, kamu yönetimi gibi şeyler konuldu. Hatta çok eleştirildi, şikayet konusu yapıldı. Orada burada, diyanette bu konu dedikoduya çevrildi. Biz de dedik ki ‘kusura bakmayın. Bu yapılan şey doğrudur.’ Çünkü Alevi toplumu o zaman diyecekti ki ‘işte bakın gördünüz mü, ilanda ilahiyat fakültesi var, devlet Alevileri asimile etmek istiyordu, işte görün, burada var.’

    -Diğer türlü de sinsice yapmıyor mu? Tamam ilahiyat fakültesi yazmıyor ama sonuçta el altından ilahiyatçı uzman alıyor.

    Şu anda alımlarda ilahiyatçılar el altından giremez. Orada mezun olanların bölümleri belli. Doktorası olan, yüksek lisansı olan insan da var. Bunlar hep Alevilik Bektaşilik çalışmış insanlar. Bunların ilahiyatla ilgisi yok. Bizim önerimiz döneminde, bu kuruma giren insanların çoğunun bölümleri belli, yaptıkları çalışmaları belli. Mutlaka bir makale, tez, kitap yayınlamak gibi şart konulmuştu. Bunlar konulurken de hepsinin altında gerçekten ‘Alevi Bektaşiliğe hakim insanlar olsun, toplumla iyi ilişki kuracak insanlar, onlara ulaşabilecek insanlar olsun’ anlayışı hakimdi.

    “MUHTEMELEN DİYANETÇİLERİN GİRİŞİMLERİYLE OLDU”

    -Peki şimdi nasıl bir yapılanma var?

    Şimdi şöyle: Uzman düzeyinde değil. Eski başkanın (Ali Arif Özzeybek) görevden alınması büyük ölçüde bu yapılanlardan kaynaklı. ‘Burada istemediğimiz bir gidişat var’ şeklinde ve artık bana göre muhtemelen bu Diyanetçilerin girişimleriyle oldu.

    “2 YILDIR HALA DANIŞMA KURULU ORTADA YOK”

    -Yani Cemevi Başkanlığı’na Diyanet’in bir müdahalesi mi oldu?

    Bence bunların orada burada belli kesimlere giderek, ‘işte bakın buraya ilahiyat fakültesi mezunları alınmıyor’ şeklinde propaganda yaptıklarını düşünüyorum. Bunun üzerine de başkan (Ali Arif Özzeybek) görevden alınarak kendi istedikleri bir yeni başkan atandı. O başkanın atanması da pek  uygun değil. Yani siz genel müdür seviyesine getirdiğiniz, bir başkanlık seviyesine getirdiğiniz şeye de uygun değil statü itibarıyla. Bu şekilde yapılıyor ve Danışma Kurulu hala atanamıyor. İlk başta denilen şuydu: Dedeler ve akademisyenlerden oluşacak bir Danışma Kurulu olacak. 2 yıla yaklaşıyor hala Danışma Kurulu ortada yok.

    “KURUMUN RESMİ AÇILIŞI DA YAPILMADI”

    -Acaba neden hala Danışma Kurulu kurulamadı?

    Bu çok enteresan! Mesela şu anda hala kurumun resmi bir açılışı yapılmamıştır.

    “HALA DANIŞMA KURULU YOK, BUNLAR NORMAL Mİ?”

    -Peki hala resmi açılışın olmamasını nasıl yorumluyorsunuz?

    -Demek ki bu meselenin hala devlet nezdinde önemi kavramamamış. ‘Alevi Bektaşi toplumuna güzel bir şey yapıyorum, size hizmet edecek bir kurum’ diyeceksiniz ama gereklerini yerine getirmeyeceksiniz. Yani Danışma Kurulu olacak diyorsun ama atanmıyor. Bir resmi açılış olacaktı Türkiye kamuoyuna duyurulması için. Şahkulu Sultan Dergahı’nda bunun yapılacağı duyuruldu. Dolayısıyla bunlar normal mi yani? Kendi istedikleri gibi insanlar bulabilirler. Beni atayın demiyorum. Ama kendinize uygun bir insan şu Türkiye’de yok mu? Şu andaki başkanlığın zihniyetine uygun dede akademisyen yok mu? Vardır tabii ki, bulunur. Ama o bile olmuyorsa, o zaman derim ki Aleviler ve ihtiyaçları önemsenmiyor.

    “AYDINLATMA GİDERLERİNİ SADECE CEM YAPILAN SALONUN AYDINLATMASINA DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Dikkat edin şu an atanan iki başkanın yardımcıları bile tam olamadı. Devlette genellikle bu tür kadrolar doldurulur, daha önce de bir başkan yardımcısı vardı. Niyeyse ikinci bir başkan yardımcısı yok mesela? Bu da enteresan! Ve bakın aydınlatma giderleri meselesinde bunu sadece cem yapılan salonun aydınlatmasına dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir şey!

    “BİZ KARŞI ÇIKTIK, CEMEVİYLE CAMİNİN FONKSİYONU FARKLI”

    -“Koskoca” bir başkanlık kuruyorlar ve bu da cemevlerinin sadece cem salonunun elektrik giderlerini karşılamak istiyor!

    Ama işte elektrik gideri bile tam verilmemeye çalışılıyor. Biz buna karşı çıktık. Dedik ki cemevleri ve camilerin fonksiyonu farklıdır. Burada lokma cenaze hizmetleri var. Dolayısıyla sen kalkıp haftada bir cem yapılacak, yarım ampul parasını veremezsin. Zaten kaç tane cemevi var? Toplasan 300 tane elektrik harcayan yer bulursun. Bunun da paralarını lütfen hepsini ödeyin!

    -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘Cemevi bir bütündür ibadethane olarak tanıyacaksınız ve giderleri de karşılanacak’ dedi sonuçta.

    Onların gerekçesi, bunu cami şeklinde düşünüp, elektrik giderlerinin hepsinin karşılanmamasını engellemeye çalışıyorlar. İkincisi de bu dedelere maaş meselesi.

    “DEDELERE MAAŞ KONUSUNDA FARKLI DÜŞÜNÜYORUM”

    – Dedelere maaş konusuna nasıl bakıyorsunuz? Alevi toplumu tepki gösteriyor, ‘asırlardır dedeler hiçbir zaman maaş karşılığı hizmet vermedi, maaş karşılığında köy köy gezmedi’ diyorlar. Alevi örgütleri ve toplumu bu anlamda çok tepkili. Siz ne diyorsunuz?

    Çocukluğumdan beri bu konunun içerisinden gelmiş birisiyim. Eskiden zaten dede köyde yaşıyordu zaman zaman da taliplerini ziyaret edip cem cemaat bu hizmetleri yürütüyordu. Yine toplum dedelere destek oluyordu, hakkullah veriliyordu. Ama bugün kentlerde cemevinize gelen dedeye yol parasını vermeden gelip gitmesi mümkün değil. Gerçekten nitelikli, okuyan, yazan eğitimli bir insanın yetişmesi maliyetli bir konu. Biz artık dedelerin çok iyi bir şekilde, nitelikli bir şekilde olması için toplumun bir maliyete katlanması gerekiyor. Şimdi ülkede Sünnilerin inanç hizmetlerinde personel gideri olarak bütçe ayrılırken, cemevlerindeki görevlilere de kesinlikle destek olunması gerekir. Bunun formülü bulunur. Şahkulu Sultan Dergahı’nda 20’den fazla kişi çalışıyor. Şimdi oradaki görevliler maaş almadan nasıl çalışabilecek? Binlerce insan gelip gidiyor oraya, onun için ben bu maaş konusunda farklı düşünüyorum. Ama onun da yolları var.
    Eğer cemevleri diyorsa ki ‘inanç önderlerimizin giderlerini biz karşılıyoruz’ veya belediyeler karşılıyor, o zaman dedeler bir şekilde katkı yani maaş almış oluyor.

    DEDELERİN EĞİTİLMESİ

    -Belediyeler cemevlerindeki personele maaş veriyor olabilir ama Cemevi Başkanlığı’nın maaş vermesi başka bir şey. Cemevi Başkanlığı “dedeleri eğiteceğiz” diyor. Kim eğitecek dedeleri? Bu yüzden Alevi toplumu diyor ki “Bizim dedelerimizi asimilasyona uğratacaksınız. İmamların eline kağıt tutuşturduğunuz gibi dedelerin de eline kağıt tutuşturup ‘bunu okuyun diyeceksiniz.’ Maaş alan dede devletin memuru olur ve söyleneni yapar. Tepkiler bu yüzden!

    Tabii eğitim konusu önemlidir ama burada Alevi toplumu düzgün şekilde bu noktada bir program oluşturursa devletin kalkıp orada kendi fikrini  uygulayabileceğini düşünmüyorum. Bu zamana kadar zaten böyle bir şey yapılamadı. Alevilikle ilgili olması gereken eğitim meseleleri şunlardır veya biz bunu kendimiz yapacağız, sivil toplum kendisi bunu çözerse devlet niye bu alana girsin.
    Siz boşlukta bıraktığınız zaman ister istemez bir kısım cemevleri de talep ediyor. Cemevlerinin bir kısmı da devletten destek alıp eğitim vermek istiyor.

    -Daha çok bağımsız cemevleri maaş istiyor.

    Bağımsız cemevleri ama neticede ‘kamuda bu alanda ihtiyaç var’ diye düşünüp oraya girmek istiyor. Şurası çok önemli, yine tekrar ediyorum Alevi Bektaşi toplumunun geleneksel, bu zamana kadar yaşanmış Aleviliğine uygun bir eğitim çizilmedi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ ANSİKLOPEDİSİYLE İLGİLİ TOPLANTIYA KATILANLARIN YÜZDE 90’NI SÜNNİ”

    -Peki bu mümkün mü? Siz buna inanıyor musunuz? Şu an bile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın nasıl bir yapılanmaya saptığını görüyorsunuz!

    – İnanıp inanmamaktan ziyade uygulamayla bu anlaşılır zaten. Şu andaki mesele Alevi Bektaşi ansiklopedisi. Ansiklopediyi hazırlamakla ilgili toplantı yapılıyor. Bu toplantıya katılanların %90’nı Sünni akademisyen ve ilahiyatçılardan oluşuyor. Araya 2-3 Alevi serpiştirmişler, böyle bir ansiklopedi olmaz! Eğer eğitim programı yapılacaksa yine bu şekilde bir eğitim öğretim, öğretmen veya eğitici kadrosu ile bu eğitim olmaz. Bunu zaten Aleviler kabul etmez. İnanmaktan ziyade içerik ne olacak?
    Eğitim kadrosu önemli. Başkanlık ocaklarla ilgili toplantı yapmış. Bakıyorsunuz bir kaç dede ve baba oturmuş, diğerlerinin hepsi Sünni. Şimdi bu nasıl olacak? Olmaz yani. Şunu söyleyeyim: Boşuna bir uğraş olarak düşünüyorum. Bu şekilde bir bakış açısıyla gerçekleştirilecek bir eğitim faaliyeti, bir ansiklopedi çalışması boşa gider, yazık olur!

    Gerçekten Alevi Bektaşi toplumunun gerçeklerini yansıtacak bir ansiklopedi olmalıydı. Bir Sünni Aleviliği ne kadar yazabilir?

    “BENİ DİYANETE GÖTÜRÜP SÜNNİ HOCALARIN DERSLERİNE SOKUYORLAR MI?”

    -Alevilikte ocak sistemi var. Pirler tarihten bu yana ocaklarda yetişmişler ve her dede çocuğu da dedelik yapamıyor biliyorsunuz. Taliplerin tercih ettiği, en kamil insan dedelik yapabiliyor. Durum böyleyken bu Cemevi Başkanlığı’nın görevlendireceği hangi uzmanlar dedelere eğitim verecek? Dedenin, pirlerin üstünde kim olabilir? Bu da bir eleştiri konusu.

    Oranın uzmanı bürokrasiyi oluşturur. Mecburen zaten ocakzade dedelerin işin içine katılması lazım. Ocakzade dedeler varsa zaten Alevilikle ilgili çalışma yapmış akademisyenlerin özellikle de Alevi kökenli olmaları gerekir. Dünyanın her yerinde böyledir. Mesela beni Diyanet İşleri Başkanlığına götürüp Sünni hocaların, ilahiyatçıların dersine sokuyorlar mı? Hayır. Niye sokmuyorsun? E o zaman Alevilerle ilgili bu iş yapılırken neden böyle yapıyorsun? Tabii ki Alevi inanç adamları veya inanç eğitmenleri ön planda olmalıdır. Her yerde böyledir. Protestanlardan katoliklere bu böyledir. İnanç alanı diğer bilimsel faaliyetlerden farklıdır. Onun için tabii ki mutlaka Alevi inanç önderlerinin, burada temel rol oynamaları gerekiyor.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NDA KURUMSAL YAPI HALA OLUŞTURULAMAMIŞ”

    -Alevi olmaları yetmiyor biliyorsunuz. Alevi kökenli olup da asimilasyon yapan insanlar var. Tamamen Sünnileşmiş ya da Şialaşmış insanlar tanıyoruz. Dolayısıyla Cemevi Başkanlığı’na baktığımız zaman durum ortada. Ülkücü MHP kökenli bir insan Cemevi Başkanlığı’nın başına getirildi. Dolayısıyla bir güvenin olması Aleviler açısından söz konusu değil. Öyle değil mi?

    Bu başkanın milliyetçi kimliği ön plana çıkıyor ama mesele milliyetçilik falan meselesi değil. Siz herhangi bir ideolojiyi, siyaseti taşırsınız ama gelirseniz orada doğru bir şeyler de yapabilirsiniz. Bir insan atandığı görevde kendi mensubiyetini dışarıda tutabiliyorsa problem olmaz ama burada yapılan uygulamalar problemli. Siz şu anda ne yapıyorsunuz? Kurumsal yapı halen oluşturulamamış. Eksiklikler halen devam ediyor. Aradan çok zaman geçmesine rağmen normal devletin işleyişine uygun değil. Ama bakıyorsun burada böyle. Niye acaba?

    “DAHA ÇOK SÜNNİ AKADEMİSYENLERLE İŞLERİ YÜRÜTMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    -Siz başından beri işin içindesiniz, neden peki? Ne amaçlanıyor?

    -Bakış açısı sorunu var. Alevilikle ilgili kurduğunuz bir başkanlıkta düzgün bir şekilde diğer kurumlardaki gibi işleyişi görmüyorsunuz, farklı bir bakış açısıyla burayı yönetiyorlar. Bu, Alevi Bektaşi toplumunu gerçekten rahatsız eder. Ayrımcı farklı bir bakış açısı bu kurumun kurumlaşmasında bile gösteriliyorsa o zaman insanların tepkisini çeker. Zaten alan dar, konuştuğun zaman bunu insanlar söylüyor. Başkanlığın icraatları burada çok önemli. Zaten fazla bir icraat da yapılmadı. Şu an bu ansiklopedi ve toplantılar yapılıyor. Daha çok Sünni akademisyenlerle işleri yürütmeye çalışıyorlar.

    “CEMEVİNE MESCİT AÇILMAZ, CEMEVİ CEMEVİDİR”

    -Sünni (Siyasi İslamcı) akademisyenlerle işleri yürütmeye çalışıyorlar çünkü başkanlığın başındaki kişinin de Sünnileştiği yönünde söylemler var. Ali Rıza Özdemir, 2 yıl önce yazdığı bir yazıda ‘Cemevlerine mescit açılsın. Bu durum Sünnilerin de çok hoşuna gider’ diyor. Şimdi bunu yine dillendirdiği iddia edildi. Bu konuda ne diyeceksiniz? Nasıl olur da “cemevine mescit açılsın” denilebilir?

    Cemevine mescit açılmaz. Cemevi cemevidir. Yani Alevi Bektaşi toplumunun ne yaptığı ne ettiği, nereye gittiği belli. O kendi fikridir, fikrini kendisine saklayabilir. Alevi toplumu böyle bir şeyi doğru bulmaz.

    “BAKIŞ AÇISINDA HAKİKATEN SIKINTI VAR”

    -Sonuçta bu zihniyetteki bir insan Cemevi Başkanlığı’nın başına getirildi!

    Evet bu doğru bir yaklaşım değil. Bakış açısında hakikaten bir sıkıntı var. Alevi Bektaşi cemevlerinde ne olur, ne olmaz belli. Yüzyıllar içerisinde oturmuş bir yapı bu zaten. Mescit önermenin bir gereği yok. Cemevinin içerisinde gider ibadetini yapar, sorun değil. İlla belli bir şablon, belli bir ismin takılması gerekmez ki resmiyet böyle tanımıyor diye. Onun için kesinlikle sıkıntılı bir bakış. Şu anda bunu açıkça söyler miydi bilmiyorum. Kişisel bir şey, Alevi toplumunu bağlamaz bu. Dedeler, babalar, pirler böyle bir görüşü kabul etmez!

    “BİR HAYAL KIRIKLIĞIYLA SONUÇLANMAYA DOĞRU GİDİYOR VAZİYET”

    -Alevi toplumunun, kurumların kabul etmesi mümkün değil. Alevi köylerine camiler yapılıyor. Cemevi Başkanlığı’nın, bunu sorun ettiğini görmedik, hiçbir zaman açıklama yapmadı. “Cemevlerine mescit açılsın” diyen bu zihniyet Alevi köylerine cami yapılmasını engeller mi? Engelleyemez sanıyorum.

    Cemevi Başkanlığı’nın Diyanetin veya diğer kurumların çalışmasına müdahil olabileceğini zannetmiyorum ama yeter ki kendi alanı ile ilgili kalsın. Düşünsenize bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı cami, mescitin yaygınlaşması için çalışırken, devletin bir başka kurumu çıkıp ‘Ya bu nasıl oluyor?’ demez. Devlet kurumları arasında böyle bir işe girmezler. Zaten hiyerarşik olarak da Diyanetin devlet katında güçlü olduğunu biliyorsunuz. Cemevi Başkanlığı böyle değil ama en azından Alevi Bektaşi toplumunun ihtiyaçlarını görecek bir organizasyona girse, bu bile bence iyi. Ama bunu bırakıp Sünni ilahiyatçıları, akademisyenleri toplayıp bir şeyler yapılacağını zannediyorsa bir şey çıkmaz. Çok yanlış. Devlet, Aleviler için bir şey yapıyormuş diye düşünürken, sevinirken yine bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmaya doğru gidiyor vaziyet.

    “BOŞLUKLARI, SORUNLARI ALEVİ KURUMLARININ GİDERMESİ GEREKİYOR”

    -Demek ki Alevi örgütleri, Alevi toplumu endişelenmekte, karşı çıkmakta haklıymış. Alevi toplumu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na başından beri karşı çıktı. Çünkü MHP’nin desteklediği, AKP’nin kurduğu bir kurum. Hükümet Alevilerin hiç bir talebini yerine getirmeden bu kurumu kurdu. Aleviler “Bu başkanlıktan bir hayır gelmeyecek” diyor. Katılıyor musunuz?

    Ama işte şunu da unutmamak lazım. Alevi Bektaşi toplumunun eğitim ve hizmetler konusunda, değişik noktalardaki boşluklar, Anadolu’nun köylerinde (cenaze vb) sorunlar varsa o zaman Alevi kurumlarının, federasyonların gidermesi gerekiyor. Bir taraftan da siz ev ödevlerinizi yapmak zorundasınız. Alevi Bektaşi toplumunun cenaze hizmetleri ile ilgili ihtiyaçları varsa, dede sorunu varsa, eğitim meselesi varsa giderilmeli. Ben şuna inanıyorum: Bu başkanlığın kurulması da bir boşluktan, ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Eğer siz bu alanda böyle bir boşluk bırakmasaydınız, zaten devlet burada kurumu kuramazdı.

    “DEVLET ‘ALEVİLER ŞÖYLE OLSUN, BÖYLE OLSUN’ DEMEMELİ, BUNUNLA BİR YERE VARAMAYIZ”

    -Ben Cemevi Başkanlığı’nın ihtiyaçtan kurulduğunu düşünmüyorum. Devletin “Alevilerin böyle bir ihtiyacı var kuralım” dediğini düşünmüyorum. Başından beri Aleviler, bu kurumun asimilasyon için kurulduğunu belirtiyor, arkasına Diyaneti alarak, Alevi toplumunu, inancını başkalaştırmak, müdahale etmek için kurulduğuna inanıyor. 

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını ve bunu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin izleme başlatmasının bir taktik engellemesi gibi söylenen şeyler de var. Böyle bir nedenle de bunların yapıldığı ifade ediliyor ama bence bunları konuşsak bile çok yanlış ve ayıp. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2024 yılına geldiğimiz şu günlerde bile hala ‘Aleviler şöyle olsun, böyle olsun’ dememeli. Aleviler nasıllarsa öyle kalsınlar. Sünniler de nasıllarsa öyle kalsınlar. Alevi toplumu başka insanların ne yapacağını ne edeceğine karışmıyorsa kimse de Alevilerin inançlarına, itikatlarına karışmasın.
    Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için böyle bir taktik izleniyorsa bu da çok ayıp, komik. Yani böyle şeylere değmez, ne olur 3 gün sonra yine başa dönülür. Siz hala bir toplumun ‘ben haklarını vermeyeyim de böyle engellemelerle, dışlama stratejileri takip edeyim’ derseniz olmaz. Tarih bunları kaydediyor. Tarih ne yaparsak ne edersek hepsini bir şekilde kayda geçiriyor.

    “‘ALEVİLİĞİ SÜNNİ BAKIŞ AÇISINA GÖRE ORGANİZE EDEYİM’ YAKLAŞIMI KESİNLİKLE DOĞRU OLMAZ”

    Hala bugün Alevilerin dönüştürülmesini istemek insanlık ayıbıdır ve kabul edilemez. Bu insanların talepleri neyse karşılayacaksın! Bazı kurumlar diyorlarsa ki ‘biz böyle bir şey istemiyoruz’ tamam onları karşılamazsın diğerlerine de katkı sunarsın. Ama yine Alevilerin istediği gibi Alevice bunu yaparsın. ‘Efendim ben bir Sünni bakış açısıyla kendime uygun bir şekilde Aleviliği Sünni çerçeve içerisinde ele alayım, bu kurumu da Sünni bakış açısına göre organize edeyim’ şeklinde bir düşünüş kesinlikle doğru bir yaklaşım olmaz ve zaten kabul de görmez.

    “DİYANET ÜZERİNDEN OLMASI DAHA FAZLA TEPKİ ÇEKERDİ”

    -Ali Arif Özzeybek zamanında da böyleydi. Esas taleplere kulaklarını kapatıp cemevinin küçük ihtiyaçlarını not edip gittiler. Yani Özzeybek de Alevilerin taleplerine kulak tıkadı. Üstelik de İçişleri Bakanlığı danışmanın ne işi olabilirdi cemevlerinde! Bu da çok büyük bir tepki çekti.

    Cemevlerine Diyanet üzerinden olması daha da fazla tepki çeker. Kültür Bakanlığı ile o zaman böyle bir organik kurumsal yapı yoktu. Oradan da olmuyor. O zaman geriye devletin bir kurumunun bir şekilde ihtiyaçları toplayarak, insanlar tabii ziyaret edilerek dinleniyor. O sırada siyasetin uygun gördüğü neler yapılabilecekse bunlar sağlanıyor. Yani usulen siz doğru bulmayabilirsiniz, şekil olarak. Neticede bunlar siyasi kararlarla yürüyen şeyler, bu şekilde yapılıyor. Ama ne olur? Siz önce böyle başlarsınız ama daha sonra gerçekten esas ana sorunlara da inebilirsiniz.

    “ALEVİLERİN İÇ ORGANİZASYONLARINA MÜDAHALE EDİLMEDİĞİ SÜRECE PROBLEM YOK”

    -Esma Ersin var. İçişleri Bakanlığı Bakan Müsteşarı. O da cemevlerini dolaşıyor. AKP ve MHP ne yapmaya çalışıyor?

    Cemevlerinin kamu yetkilileri tarafından ziyaret edilmesinde bir sorun yok. Ziyaret neden etmesinler, tabii ki de edecekler. Bütün vatandaş bir şey olduğu zaman kaymakamlığa, valiliğe, oraya buraya gider. Bence Alevilerin kendi iç organizasyonlarına müdahale edilmediği sürece hiçbir problem yok. Bence ziyaret ederler, onu da yaparlar, toplum kendileri de gitmek istiyor yani cemevlerinden gidenler de oluyor. Buradaki çizgi bence şudur: Cemevlerinin kendi iç işleyişlerine müdahale edilmemesi!

    “TOP GENE ALEVİLERDEDİR”

    -Müdahale edilmemesi sizce mümkün mü? Bu kadar para yardımı yaparsa ‘dedelere maaş vereceğiz’ derlerse müdahale mümkün olmaz mı? Alevi toplumunu dönüştürmek için dedeleri satın almanız, dönüştürmeniz gerekiyor önce. Yani dedeleri eğiteceğiz demelerinin altında öyle basit iyi niyet yatmıyor!

    Böyle bir çalışmaya cemevleri ve dedeler katılmaz olur biter. Burada top gene Alevilerdedir. Dersin ki ‘biz bu eğitime katılmayacağız’, bitmiştir.

    -Ama işte bunu herkes demiyor gidip maaşı kabul eden dedeler var.

    Alevilerin kendisi eğitim yaparsa sorun biter. Alevilerin kendisi dedelerin ihtiyaçlarını çözerse bence orada bir boşluk kalmaz.

    -Ben bir Alevi alarak dedelerin cem hizmetlerinden dolayı maaşa ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü dedeler sabahtan akşama kadar en az 8 saat bir mesai harcamıyor. Talipleriyle buluşuyor, cem yapıyor. Eskiden beri bu böyle olmuş. Zaten dedelerin masrafları karşılanıyor. Cemevlerine bağışlar yapılıyor. Aleviler diyor ki ‘bizim sorunumuz dedelere maaş verilmesi meselesi değil.’ Zaten birçok dede de  maaş alınmasına karşı çıkıyor. Alevi toplumu bu kadar basit görülemez, konu dedelere maaşa indirgenemez. Esas mesele bu!

    Şimdi bakın dünyada bütün toplulukların inanç okulları var ama Alevilerin yok.

    -Aleviler kendi okullarını kurabilir.

    İşte kurabilir. Ben zaten derneklerimizi, vakıflarımızı bu anlamda da eleştiriyorum.

    “PEKİ ALEVİ KİMLİĞİ NASIL KORUNACAK?”

    -Aleviler açısından Devlete, Cemevi Başkanlığı’na gerek yok!

    Eğitimle ilgili bir şey düşünülmediğini, hiç konuşulmadığını görüyoruz. Bu çok yanlış. Sen bunu yapmazsan peki bu Alevi kimliği nasıl korunacak? Bugün dünyada, Almanya’da, İngiltere’de neden Alevilikle ilgili dersleri vermeye, yaygınlaştırmaya çalışıyoruz? Çünkü okulda olmadığı zaman bunun sadece sivil toplum üzerinden yürütülmesi mümkün değil.

    OKULLARDA ALEVİLİK DERSİ

    -Ama şöyle…Avrupa’daki Alevilik dersleri en azından federasyonların kontrolündeki tanınan, bilinen insanlar tarafından veriliyor.  Hem cemevlerinde hem okullarda.

    Cemevleri, Alevi dernekleri ve federasyonları oturup benzeri ve şeyi ortaya koyacaklar, bunu yapmıyorlar. Düşünebiliyor musun bütün bu kurumlar toplandı dedi ki ‘biz bundan sonra Türkiye’de şu kadar sayıdan fazla olan okullarda seçmeli Alevilik dersi konulmasını istiyoruz, müfredatı hazırladık. İçeriği şudur, budur.’ Böyle bir şey ortaya koymuyoruz ki!

    “FEDERASYONLARIMIZ, KURUMLARIMIZ 50-100 YILIN PLAN VE PROGRAMINI HAZIRLAMASI GEREKİYOR”

    – Hocam keşke öncülük yapsaydınız. Siz yapsaydınız. Akademisyenler, Aleviler bir araya gelemiyor mu?

    Federasyonlarımızın ve kurumlarımızın Bence 50 ya da 100 yılın plan ve programını hazırlaması gerekiyor. Okul çok önemlidir. Zorunlu din dersleri ile ilgili kararlarda benim de ismim vardır. Eleştiriyorum, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini bütün öğrenciler adına istediğimiz kadar şikayet edelim. O zaman benim yapmam gereken bu derslerin içeriğinin bir şekilde dönüştürülmesi. Şimdi ‘zorunlu din dersleri kalksın’ deniliyor, kalkmıyor. Kalkmıyorsa o zaman kalkması için de uğraş. Tamam eyvallah ama bir taraftan da bunun içeriğinin değiştirilmesi için çalış, önerilerde bulun. Bu yapılmıyor.

    -Peki siz bunları önerdiniz mi? O gücünüz vardı en azından. Cemevi Başkanlığı kurulurken içindeydiniz!

    Ben bir akademisyen öğretim üyesiyim. Ben derneklerimizin içerisinde faydalı olmaya çalışıyorum, bazen beni dinliyorlar ya da dinlemiyorlar. Bana ‘Efendim şöyle bir şey var. Ne diyorsunuz?’ diye sordukları zaman ben de önerilerimi söylerim ama karar alıcılar gene kendileri.

    CEMEVİ BAŞKANLIĞI LAĞVEDİLMELİ Mİ?”

    -Peki tüm bu olumsuzluklar karşısında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı lağvedilmeli mi? Bu haliyle Alevi toplumuna bir yararı olmayacağı ortada! 

    Ben şahsen Alevi Bektaşi toplumunun pek çok meselesiyle ilgilenmesi gereken bir resmi daireye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Cemevlerinin içişlerine, inanca müdahale etmeyen bir devlet kurumuna ihtiyaç var. Lağvedilmesini savunmuyorum ama eğer bir Sünni başkanlığına dönüştürülürse bir anlamı kalmaz.

    “BU ÇALIŞTAY, SÜNNİ İLAHİYAT ANLAYIŞININ ALEVİLİK TEZLERİNİN MEŞRULAŞTIRILMASINA HİZMET EDER!”

    -Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi çalıştayı düzenliyor. Bu çalıştaya siz davet edildiniz mi?

    Ben davet edilmedim. Zaten katılmayacağımı bildikleri için böyle bir daveti de yapmazlar. Böyle bir çalıştay ancak Sünni İlahiyat anlayışının Alevilik tezlerinin meşrulaştırılmasına hizmet eder. Başkanlığın ansiklopedi çalışmalarına, birlikte toplantı düzenlenen akademisyenlere bakıldığında bunların tamamına yakınının Sünni akademisyenler olduğu görülmektedir. Araya birkaç tane de Alevi akademisyen acaba görüntüyü kurtarabilir miyiz diye alınmıştır. Siz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenleyeceği Sünnilik Çalıştayına bir tane Alevi akademisyeni davet edebileceğini düşünebilir misiniz? Ama konu Alevilik-Bektaşilik Ansiklopedisi, Çalıştayı olunca Sünni İlahiyatçılar, akademisyenler işin başına geçebiliyor. Böyle bir başkanlık eğer Alevi-Bektaşi toplumuna hizmet için kurulduysa, Alevi-Bektaşiliğe bakışı herkesçe bilinen Sünni Diyanet ve İlahiyat anlayışının buraya verebileceği hiçbir şey olamaz.

    “RESMİ DİN ANLAYIŞINA UYGUN BİR ALEVİLİK DİZAYN ETME AMACINA HİZMET EDER”

    -Cemevi Başkanlığı’nın YÖK’e yazı yazarak, son 3 yılda bu alanda yüksek lisans ya da doktora yapan uzman akademisyenlerin çalıştaya katılımını istediği ortaya çıktı. Ayrıca YÖK’ten akademisyenlerin bilgilerinin istenmesini nasıl yorumluyorsunuz?

    YÖK Tez katalogları incelendiğinde sadece 3 yıl değil, çok daha geriye de gidilerek bu konuda yapılan tez çalışmaları ve onların danışmanları olan akademisyenlerin bilgilerine ulaşılabilir. Başkanlığın halihazırdaki yönetim anlayışı da düşünüldüğünde bu şekilde elde edilecek bilgilerle toplanacak bir Alevi Çalıştayı’nın Diyanet ve İlahiyat çevrelerince belirlenen resmi din anlayışına uygun bir Alevilik dizayn etme amacına hizmet edeceği tahmin edilebilir.

    Nilgün METE- Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO

     

  • Kenanoğlu’ndan AKP’ye ‘Ana Meryem Türbesi’ tepkisi: Kutsallarımızdan elinizi çekin-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan AKP’ye ‘Ana Meryem Türbesi’ tepkisi: Kutsallarımızdan elinizi çekin-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Abdallar tarafından kutsal kabul edilen Ana Meryem Ziyaretgahı’nın AKP’li Esenler Belediyesi tarafından yıkılmasını Meclis gündemine taşıyan HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, “AKP iktidarı rant uğruna sınır tanımıyor. Bu sefer de elini ziyaret yerlerine atmış durumda. İnsanların kutsal mekânlarından elinizi çekin” dedi.

    Halkaların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Abdallar tarafından kutsal kabul edilen Ana Meryem Ziyaretgahı’nın AKP’li Esenler Belediyesi tarafından yıkılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Meclis Genel Kurulu’nda söz alan Kenanoğlu, AKP iktidarının rant uğruna kutsal mekanları bile yıktığına vurgu yaparak olayı kınadı.

    “RANT UĞRUNA SINIR TANIMAYAN SİYASİ İKTİDAR, KUTSAL MEKÂNLARDAN ELİNİ ÇEKMELİDİR!”

    Kenanoğlu konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sayın Başkan, İstanbul Esenler’de Abdal Alevi toplumunun Ziyareti, ibadet mekânı var. AKP’li Esenler Belediyesi, Ana Meryem Ziyareti’ni dün gece yıkmış. Haberini bugün aldık. Kentsel dönüşüm alanı içerisinde diye bu ziyaret yeri yıkılmış. Bölgede yaşayan Abdal Alevileri önemli ölçüde burayı ziyaret edip, ibadetlerini burada gerçekleştiriyorlar. AKP iktidarı rant uğruna sınır tanımıyor. Bu sefer de elini ziyaret yerlerine atmış durumda. İnsanların kutsal mekânlarından elinizi çekin diyor ve bu yıkımı da kınadığımı ifade etmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevilerin ziyaret ettiği Şengül, Çıtlık ve Gülşen Dede türbeleri yok olmuş durumda’-VİDEO

    ‘Alevilerin ziyaret ettiği Şengül, Çıtlık ve Gülşen Dede türbeleri yok olmuş durumda’-VİDEO

    PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya’nın Kaleiçi ilçesinde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede ve Gülşen Dede olarak bilinen türbeye ilişkin bilgiler vererek, “Bundan yaklaşık 5-10 yıl öncesine kadar Alevi Bektaşilerce ziyaret edilen, çerağ uyarılan ve lokmaların pay edildiği merkezlerden birisiydi. Şu an bu durum tamamen yok olmuş durumda” dedi. Sazcı, ilgilenmeleri için Alevi kurumlarına çağrı yaptı.

    Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarı Mustafa Sazcı, Antalya’nın Kaleiçi ilçesinde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede ve Gülşen Dede olarak bilinen türbeye ilişkin bilgiler vererek, bu tür yerlerin Alevi kurumlar öncülüğünde Alevi toplumuna yeniden kazandırılması gerektiğini söyledi.

    Alevi yurttaşlara da çağrı yapan Sazcı, etraflarında bulunan türbelere, dergahlara daha fazla gitmelerini ve inancın ritüellerini buralarda hayata geçirmelerini istedi.

    “BİRKAÇ YIL ÖNCESİNE KADAR ZİYARETLERİN YAPILDIĞI BU YER ŞU AN YOK OLMUŞ DURUMDA”

    Antalya’nın en bilinen ve turistik merkezlerinden birisi olan Kaleiçi’nin, 14. ve 15. yüzyılda yaşamış olan Alevi Bektaşi erenlerine ait izler barındırdığını aktararak sözlerine başlayan Sazcı, “Bugün 21. yüzyılda bizler hala bu izlere ulaşabiliyoruz. Ancak bu izlerin tekrar koruma altına alınması ve erenlerin hayatlarının tekrar anlatılması, inancın sürekliliği açısından büyük önem arz ediyor. Yanımızda bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede veya Gülşen Dede olarak bilinen yatır, bundan yaklaşık 5-10 yıl öncesine kadar Alevi Bektaşilerce ziyaret edilen, delil uyarılan, çerağ uyarılan ve lokmaların pay edildiği merkezlerden biriydi. Şu an bu durum tamamen yok olmuş durumda” şeklinde konuştu.

    “BU DERGAH VE TÜRBELERİN YENİDEN ALEVİLERE KAZANDIRILMASI GEREKİYOR”

    Şengül Dedeyi, Çıtlık Dedeyi hatırlayan Alevi yurttaşların neredeyse kalmadığını söyleyen Sazcı, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Sadece bu Şengül Dede, Çıtlık Dedeyle de kısıtlı bir durum değil. Diğer Alevi Bektaşi erenlerine ait mezarlarda, türbelerde ve dergahlarda da aynı sorun yaşanmaktadır. Bugün Şengül Dede etrafına baktığımızda gördüğümüz durumu aktarmak istiyorum. Antalya Kaleiçi’nin en izbe köşelerinden birinde çevresi çöple dolu bu alanların temizlenmesi, korunması gerekir. Bunun için bir tabelayla burada Şengül Dede’nin, Çıtlık Dede’nin yatırının, makamının bulunduğunun bildirilmesi gerekir. Bu dergahın, türbenin tanıtılması gerekiyor. Aynı zamanda şu anki bulunduğu yerin yan tarafında daha önceleri de Bayraktar Baba Dergahı’nın olduğunun topluma anlatılması ve oradan çıkarılan bizlere ait olan eserlerin tekrar Alevi Bektaşi toplumuna kazandırılması gerekiyor.”

    “EN BAŞTA ALEVİ KURUMLARI TÜRBELERE, DERGAHLARA SAHİP ÇIKMALI”

    Bu tür yerlerde bulunan dergah, türbe ve ziyaretgahların korunması ve Alevi toplumuna kazandırılması için Alevi kurumlarına büyük görev düştüğünü kaydeden Sazcı, “Çünkü bugüne kadar üç bölümdür yaptığımız çağrılara henüz kulak verilebilmiş değil. Ancak biz şunu iddia ediyoruz ve diyoruz ki, Alevi kurumlarının kuruluş amacı neydi? Alevi Bektaşi değerlerine sahip çıkarak, Alevi kamuoyunun kendi geçmiş dönemlerde var olan haklarının tekrar hayat bulmasını sağlamaktı. ‘Bugün dergahlar bizimdir’ diye çağrılar yapıyoruz. Dergahlarımızı korumak için eylemler düzenliyoruz. Ancak kendi lokallerimizde bulunan, kapımızın önünde olan dergahlara, türbelere, yatırlara, makamlara ne kadar sahip çıkıyoruz? O yüzden bugün Kaleiçi’nde bulunan Şengül Dede, Çıtlık Dede gibi bu türbelerin yaşatılması mevzusunda yine bizlere iş düşüyor. Kurumlara baskı yapmak yine bizlerin boynunun borcu meselesi haline gelmiş durumda” dedi.

    “BU TÜRBELERİN, DERGAHLARIN YENİDEN ALEVİ TOPLUMUNA KAZANDIRILMASI LAZIM”

    Tüm canları buralara sahip çıkmaya, buralara gelip lokmalarını pay etmeye, çerağlarını uyandırmaya çağıran Sazcı, son olarak şunları dile getirdi:

    “Buradan kurumlara tekrar çağrı yapmak istiyorum. Bugün Alevi kurumlarının ve bizlerin burayı yeniden kurması gerektiğini düşünüyoruz. Antalya’da bulunan yaklaşık 53 tane dergâha, türbeye, yatıra, makama Alevi kurumları sahip çıkmak zorunda. Bu bir lütuf değil. O koltuklarda oturan kişilerin, o derneklerin, o vakıfların asli görevi bu. Biz bunun için baskı ve çağrı yapmayı sürdüreceğiz. Aşk ile…”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Eriş: Bölgemizde Alevi olan 52 köyden sadece 2 tanesi Alevi kaldı-VİDEO

    Eriş: Bölgemizde Alevi olan 52 köyden sadece 2 tanesi Alevi kaldı-VİDEO

    PİRHA-Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş; Hakk’a yürüme erkanına ilişkin bilgi vererek, asimilasyona dikkat çekti. Abdal Musa’nın köyü ve civarındaki Alevi olan 52 köyün içinde sadece 2 tane Alevi köy kaldığını belirten Eriş, “Geçmişte çok baskı altında tutulmuş, köy halkının arazileri elinden alınmış, insanlar bir şekilde aç bırakılmış ve bunlara bağlı olarak Sünniliğe özendirilmiş” dedi. 

    Hakk’a yürüme erkanına ile ilgili konuşan Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, eskiden cenazelerin evlerde bekletildiğini, bu bekletme sürecinde Hakk’a yürüyen can için deyişler söylendiğini aktardı. Modernleşmeyle birlikte cenazelerin artık evlerde bekletilmediğini, morglara taşındığını ve bu gibi gelişmelerden dolayı cenaze erkanlarının eskisi gibi yapılmadığını belirtti.

    Eriş, babasının ekonomik yoksunluklar nedeniyle imamlık yapmak zorunda kaldığını ve devletin, insanları yoksul bırakarak zorla Sünniliğe yönlendirdiğini de anlattı.

    “BİZİM İNANCIMIZDA 4 KAPI 40 MAKAM VARDIR”

    Hüseyin Eriş, Hakk’a yürüme erkanlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi vererek şunları dile getirdi:

    “Bizde cenaze erkanları, Hakk’a yürüme erkanları daha çok dar kurma ve dardan indirme şeklinde olur. Bizim Alevi Bektaşi inancında, 4 kapı 40 makam yani şeriat, tarikat, marifet ve hakikat makamı vardır. En son makam olan Hakk olma makamı ile Allah’la bütünleşmek vardır. Orada da helallik almak, geçmişte burada yaşadığı dünyada ki insanlardan helallik alma erkanı vardır. Hakk’a yürüyen canın borcu, alacağı, vereceği varsa eşi, dostu ödemek üzere sözler alınır, sözler verilir. Sonrasında ise bunun hizmeti, duası okunur, kurbanı yapılır. Böylelikle bu candan helallik alınmış olur. Hakk’a yürüme erkanını biz böyle yapıyoruz. Akrabaları, eşi, dostu, en yakınları, çocukları dara duruyor, soruyor. Baba erenler filanca can Hakk’a yürüdü bu erkanda, bu toplulukta bu candan razı mısınız? Alacağı, vereceği olanlar var mıdır? Bu şekilde sorular sorularak rızalık alınır. Sorunun ardından herkes ‘razıyız’ diyorsa tamam olur. Yakınlarına da bu canın ola ki bir borcu olur, maddi manevi olarak karşınıza çıkar yarın bunu siz ödemeye razı mısınız, diye sorulur. Onlarda ‘razıyız’ derse bundan sonra duamızı yaparız, ritüellerimizi yerine getiririz. Son olarak da cemdeki muhabbeti devam ettirip bitiririz.”

    “ALEVİ OLAN 52 KÖYDEN 2 TANE KALDI”

    Eskiden Hakk’a yürüyen canlar için dualar ve deyişler okunduğunu söyleyen Eriş; “Bir cenaze özellikle evde ise akşam onun başında toplanılır ve deyişler okunur o canı yâd ederdik. Şimdi ise can Hakk’a yürüdüğü zaman cenaze evde kalmıyor. Morglara götürülüyor. Artık biraz daha çağdaşlaştık hem de pandemiden dolayı cenazelerimizi evlerde tutamıyoruz. Şu ana kadar burada bulunan cemevinden cenaze kaldırmadık. Ama bundan sonra düşünüyoruz. Neden kaldıramadık peki? Abdal Musa’nın köyü ve civarındaki Alevi olan 52 köyün içinde sadece 2 tane Alevi köy kalmış. Dolayısıyla geçmişte çok baskı altında tutulmuş, köy halkının arazileri elinden alınmış, insanlar bir şekilde aç bırakılmış ve bunlara bağlı olarak Sünniliğe özendirilmiş. Bu dergâhın ortasına 2. Mahmut’tan sonra yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla birlikte şuraya cami kurulmuş. Bu dergah camiye çevrilmeye çalışılmış.

    “BABAM CAMİDE İMAMLIK YAPTI”

    Benim babam imamlık yapmış bu camide. Çünkü geçerli bir meslek. Dolayısıyla babam burada 20 – 25 sene imamlık yaptıktan ve emekli olduktan sonra bir daha camiye gitmedi. O bir mecburiyetti yani. Babam her şeyi biliyordu ama 8 tane çocuğu ve aileyi beslemekte onun işiydi. Gidecek ya balta, ok, yaba, kürek, sap yapacak çevre köylere satacak ya da imamlık yapacaktı. Kendimizde arazi yoktu. Eve ekmek getirecek ki biz doyacağız. Dolayısıyla bu bir baskıdır, bu bir asimilasyon olayıdır” şeklinde konuştu.

    “DÜZEN, HER DÖNEM KENDİ ALEVİ’SİNİ YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Eriş, Hacı Bektaş Veli Dergahı bahçesindeki camiyi hatırlatarak, “Bizim inancımızda, erkanımızda cami yok ki. İbadet sırasında arka arkaya durmaz ki insanlar, cemal cemale durur. Çünkü bu insan sıfatı, Allah’ın yarattığı en kutsal sıfattır onun için cemal cemale niyaz olunur. Dolayısıyla farklı dönemlerde egemenler kendi Alevi’sini yaratmak için her türlü düzenbazlığı yapmıştır. Hala da yapılmaya çalışılıyor bugün” dedi.

    Cebrail ARSLAN/Tekke Köyü-ANTALYA

  • Alevilerin Yunanistan’da Kasım Kurbanı etkinlikleri başlıyor

    Alevilerin Yunanistan’da Kasım Kurbanı etkinlikleri başlıyor

    PİRHA- Her yıl, Yunanistan’da geleneksel olarak yapılan, “Kasım Kurbanı Etkinliği” – Mürsel Bali Kurbanı- bu sene de; 9 Kasım Cumartesi günü Seyyid Ali Sultan Dergâhı sınırları içindeki “Mürsel Bali Sırtı”nda yapılacak.  

    Yunanistan’daki en önemli Alevi-Bektaşi etkinliği olan Kasım Kurbanı etkinliği, inançsal bir tarihi gün dönümünü simgelerken, aynı zamanda binlerce insanın katıldığı bir sosyal etkinlik özelliği gösteriyor.

    Yunanistan’da, Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli)’nin manevi varlığını yaşatmak ve onunla özdeş dergâhın (ocak-tekke) korunup onarılması vazifesini gönüllü olarak üstlenen insanlar tarafından kurulmuş Seyyid Ali Sultan Dergâhı Koruma Heyeti Kurumu tarafından düzenlenen etkinliğe, aynı zamanda yurt dışından da katılımlar oluyor. Etkinlikte; Rumeli’yi fetheden, Rumeli’nin Gözcüsü olarak kabul edilen, Seyyid Ali Sultan ve tüm eren-evliyalar aşkına kurbanlar kesilip lokmalar dağıtılıyor.

    Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli), Rumeli (Balkanlar)’da Sarı Saltuk’tan (Rumeli’ye geçişi 1263) sonra bu toprakların sevgiden, barıştan, dostluktan yana bir yurt yapmış, buraların Ehlibeyt’in ışığıyla nurlanmasını sağlamış, bu topraklara bolluk ve bereket, adalet ve barış getirmiş bir alp-eren olarak anılıyor.

    Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli düşünce dünyasının içerisinde yer alan ve 1354 tarihinde diğer eren ve alp-erenlerle bu topraklara gelmesinin üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen halen çok derin bir sevgi ve saygıyla anılıyor, onunla özdeş gelenekleri yaşatılıyor.

    O bir inanç önderi olmasının yanında, bir toplum önderi olarak kabul ediliyor, tüm dünyada aralıksız hizmet yürüten en önemli Alevi- Bektaşi inanç ve kültür merkezlerinden birinin kurucusu olarak kabul edilen bir seyyid olarak seviliyor. Gerçekten de bu ocak-tekke merkezi çerağların sönmeden yandığı, meydanevinde cemlerin yapıldığı, dünya Alevi- Bektaşi toplumunun en önemli inanç merkezlerinin başında yer alıyor.

    TÜRKİYE VE BULGARİSTAN’DAN DA KATILIM OLACAK

    Eski Türk takviminde kışın başlangıcı olarak kabul edilen 8 Kasım günü, inançlarını, kültürlerini her koşulda ve tüm boyutuyla sürdüren- yaşatan Yunanistan’daki Alevi Bektaşi toplumu için de ayrı bir öneme sahip. Önceki senelerde olduğu gibi bu seneki etkinliğe de, Türkiye ve Bulgaristan’dan birçok misafirin katılması bekleniyor.

    Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Türbesi, Ruşenler (Russo) Köyü sınırlarında. Ruşenler ise Dimetoka (Didmotiho) İlçesi, Evros (Meriç) İli’ne bağlı.

    Ayhan AYDIN

  • Alevi Bektaşi Akademisi’nin 9-10 Mart’ta eğitimi olacak

    Alevi Bektaşi Akademisi’nin 9-10 Mart’ta eğitimi olacak

    PİRHA – Türkiye Alevi Bektaşi Akademisi’nin ders programı açıklandı. ‘Alevilikte kadın ve Alevilik bilgisi’ başlıkları ile 9-10 Mart’da Sarıgazi Cemevi’nde eğitim verilecek. 

    Türkiye Alevi Bektaşi Akademisi dersleri, 9-10 Mart’ta Sarıgazi Cemevi’nde yapılacak. 9 Mart Cumartesi saat 14.00’de ‘Alevilikte kadın ve Bacıyan-ı Rum’ konusunu eğitmen Nilgün Mete anlatacak. 10 Mart Pazar günü ise Eğitmen Vedat Kara’nın sunumu olacak. Kara, ‘Alevilik bilgisi eğitimi’ konusunda ders verecek.

    Uzman akademisyenler tarafından Alevi Bektaşi inancının anlatılması için her yıl, altı ay süren panel, seminer ve ders niteliğinde çalışmalar yapılacak.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinlerinden bildiri: Ali’yi bilmeyen kendini Ali bilir!

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinlerinden bildiri: Ali’yi bilmeyen kendini Ali bilir!

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Sefa Ulusoy ve Veliyettin Hürrem Ulusoy’un imzalarıyla Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Vakfı adına “Ali’yi bilmeyen kendini Ali bilir!” başlığı altında bir bildiri yayınlandı. Son dönemde meydana gelen, Yolumuzun temel düsturları ve Alevi Bektâşi toplumunun inancında yeri olmayan yaklaşımlara dair olan bildiri “Gelin gönül gözümüzü açalım! Nefis körlüğünden, dilli-dilsiz şeytanların esaretinden kurtulalım, aslımıza dönüp ve özümüzü dara çekip, ikrar verelim” sözleriyle son buluyor. 

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Sefa Ulusoy ve Veliyettin Hürrem Ulusoy’un imzalarıyla Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Vakfı adına “Ali’yi bilmeyen kendini Ali bilir!” başlığı altında bir bildiri yayınlandı. Son dönemde meydana gelen, Yolumuzun temel düsturları ve Alevi Bektâşi toplumunun inancında yeri olmayan yaklaşımlara dair olan bildiriyi olduğu gibi yayınlıyoruz:

    ALİ’Yİ BİLMEYEN KENDİNİ ALİ BİLİR!

    Ali’yi karadan okuyan yüzünün karasını görmez de Ali’yi karadan sanır. Ali’yi karadan sananın teni kırk teneşirden geçse yunup arınmaz: Ali nurdur, nurdandır; biz o nurdayız, o nurdanız! can da O’dur, canan da! Ne canımızı ne cananımızı elden biliriz; Alidir ki o konuştuğumuz dilden biliriz! Dilimiz hiçbir kitaba gelmez; her kitap ondan bir fasıldır. Her kitap; her beden Ali’ye ten! Kitabı bırakıp kabına secde olan, canı bırakıp teni yuyan hem kitaptan olur hem Ali’den!

    Kimdir o Ali’ye hüccet getire; odur ki Ali’yi inkâr ede! Kim soyunu mızrak üzre çekip yürürse Ali’nin üstüne yürür. Hizmet eyle talibe, sofra kur, turap ol canana ki soyun kutlulansın denir de soyun kutludur ki sana sofra kurula denmez! Soyuna borcunu inkâr ile alacaklıyım deyu dolanan, soyuna borcunu talibe hizmet ile ifa etmeyen, soya borcu soya hizmet sanan Ali soyundan değil Muaviye tahtındandır! Tahtı Muaviye’dir kim bahtı Muaviye! Ali’nin yolundan ırak.

    “Ali dindir, Ali iman”: Ne dinimizi ne imanımızı müflis tüccar misali pazara sürmeyiz. Lal-ü Gevher taşır kervanımız ki kervancı başımız Ali’dir; Ali’ye Ali’den gayrı tellal gerekmez…

    Bühtanını burhan sanan ehl-i cehl bilmez Ali’yi Hind’in kazlarından da Mülcem’in kılıcından okuya; Ali’ye kılıç vuran kol onun koludur! Ol dinimizdir ki cenazemiz yedimizde, peşimizden koşan ol Hüseyin ile Hasan doğdular Ali ile Fatıma’dan da Ali doğdu döne döne; Haydar-ı Kerrar, ol nevcivandan, her nevcihanda; Bismişah, Bismişah, Bismişah… Ol Şah-ı Merdan, Fatımatü’z Zehra’dan ol sahip zaman!

    Baş odur ki, başının üstünde tutanlar ve başını dizine koyanların başı derd-i belaya girdiğinde, turap olup, başını meydana koya…

    Merhaba Sevgili Dostlar,

    Alevi Bektâşi toplumu yüzlerce yıldır, sadece Alevi Bektâşi Yolu’na inandıkları için katledildiler, zalimin zulmüne uğradılar. Kerbelâ’da, Başsaz’da kanlı katliamlar ile Alevi Bektâşiler katledilirken bir yandan da Alevilik üzerine oyunlar oynandı ve asimilasyon politikaları sürdürüldü. Hak Muhammed Ali Yolu’nu süren canlarımız bilirler ki daha önceki söylemlerimizde şunu ifade ettik: “Eskiden Aleviler katlediliyordu, şimdi Alevilik.” Bu alicengiz oyunları yeni değil, geçmişte de vardı, bugün de var, gelecekte de var olacak ve oynanmaya devam edecektir. Sıffin’de “Hakem Olayı” buna bir örnektir.

    “İnsan, dilinin arkasında gizlidir” der ulu Pir’imiz. Saldırganca öfke, tehdit ve iftiralar ile dolu dildir ki Muhammed Mustafa’ya karşı Ebu Süfyan tarafından kullanılmıştır. Aynı dil onun soyu Muaviye tarafından İmam Ali’ye ve torunu Yezit tarafından da İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e karşı kullanılmıştır. Zalimler, hasetlik, çekememezlik, kin ile gözleri dönmüş olanlar iftiralar ile üste çıkmaya çalışmışlardır. Bu tür duyguları barındıranlar da zaten inancımıza iman getirmemiş olanlardır. Soyunun nemasını isteyerek benlik içinde kibirlenen; Yol’a hizmet edenlere üstünlük taslayanlar ise bir kast sistemi varmış gibi kibir ile tepeden bakmaktadırlar. Nuh’un oğlu, İsa’nın havarisi, Muhammed Mustafa’nın Leheb’i, İmam Ali’nin Ukayl/Akil’i gibi; Serçeşme’mize de birçok iftiralar ve ihanetler olagelmiştir, halen de sürmektedir: Bu dil Muaviye dilidir.

    “İnsanın cemâli sözünün güzelliğidir.” der, ulu Pir’imiz ve bize yol gösterir. Yol ulularımız; ocak Pirleri ataları olan İmam Ali’nin “Ebu Turap” olma özelliğinden ayrılmamışlar ve Kırklar’a girebilmek için “Hadim-ül Fukarayız” ile ilerlemesinin ne anlama geldiğini çok iyi bilmekte ve bu şekilde davranarak Yol sürmektedirler. Yolumuzun uluları, hak ile batılın mücadelesinde terk etmedikleri temel ilkeler ile örüntülü yaşamlarını bizlere örnek olarak sunmuşlar, son nefeslerinde bile Yol dili ile hareket etmiş; Yol dili ile insanları hakikate ve Hakk’ın doğru yoluna çağrılarını sürdürmüşlerdir. Bu çağrının en tepe noktalarından biri hatta en üst noktası Kerbelâ’da olmuştur ve bu çağrıya cevap veren Hür ise ilk şehit olandır: Bu çağrı dili, Yol Dili’dir.

    Yolumuzun, “Yetmiş iki fırkayı bir nazar ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asidir” gibi temel bir düsturu olmasına rağmen; içinde bulunduğumuz şu günlerde Aleviliği ve Alevileri çeşitli etnik gruplar üzerinden ayırmaya çalışan ve bununla da yetinmeyip yeni bir Alevilik tanımlamasına girmeye çalışanlar mevcuttur. Kimileri de kendilerine Aleviliğin koruyucu meleği olmak gibi bir görev biçerek iftira, tehdit, ahkâm kesme, kin ve kibir ile “güya soyun önemine vurgu yaparak” kendi kişisel nemalanmalarına zemin hazırlamaktadırlar. Kibir benliklerini öyle kaplamış ki kendilerinde Serçeşme’yi temsil etme yetkisini görmektedirler. Birileri de Serçeşme’yi taraf olmakla itham etmektedirler. Tarihte hep taraflar ve taraf değiştiren hariciler olmuştur. Önce mektup ile çağrılar yapıp Kerbelâ’da terk edenler olmuştur. Pirincin içinde beyaz taşlar; geçmişte de varlardı, şimdi de varlar, gelecekte de var olacaklardır. Serçeşme taraftır: Hakk’ın birliğine, Hünkâr’ın Pirliğine taraftır. Haksızlığın önünde eğilmeden dik duran Hamdullah Çelebi gibi, Kalender Çelebi gibi, Pir Sultan Abdal gibi. İmam Hüseyin ise bu duruşun en üst noktasındadır ve bu duruş, “Hüseyni Duruş” tur.

    Hünkârımız Molla Said’e, Muhammed Mustafa da amcası Ebu Leheb’e defalarca çağrılar yapmışlardır. İsa peygamber çarmıhta “Baba onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar affet onları” demiştir: Bu Yol’un çağrısıdır. Bu Hakk’tan batıla yönelmiş olanlara kurtuluş çağrısıdır.

    Bizler bu Yol’un çağrısını insanlık tarihi boyunca, insanlığın nefse karşı olan savaşında onun kötü emellerine kapılmış her insana tek tek yapacağız. Biz bu Yolu yaşayacağız ve yaşatacağız. Bizler, inancımızı yaşamak ve yaşatmak için Yol dilinden vazgeçemeyeceğiz ve haksızlığın karşısında eğilmeyeceğiz. Hüseyni duruşumuzu Kerbelâ’da, Başsaz’da, Amasya’ya giderken nasıl göstermiş isek; yine o duruşumuzla buradayız. Hak ile batılı seçmek akıl-gönül birliği ya da nefis ile olur.

    Görmek isteyenler için gönül gözü açıktır. “Asıl görmeyenler ise nankördür” Hünkârımızın düsturunu göremeyenlere, Yol dili ile diyoruz ki:

    “Destur-u Pir… Bismişah… Allah Allah…”

    “Yedi kat yerde, yedi kat gökte, arşta, kürşte, levh-i kalemde, on sekiz bin âlemde varlığını her nesneye nakş’eyleyen, kendini âdeme bahş’eyleyen, Hak aşkına;

    Üçlerin, Beşlerin, Yedilerin, Kırkların, On İki Sadr-ı Velayet, On Dört Masum-u Pak, On Yedi Kemerbest’in, enbiyanın, evliyanın, âşıkların, sadıkların, ariflerin, bilgelerin aşkına;

    Gelin gönül gözümüzü açalım! Nefis körlüğünden, dilli-dilsiz şeytanların esaretinden kurtulalım, aslımıza dönüp ve özümüzü dara çekip, ikrar verelim, ikrarımızda durup, “ikrarbend” olalım. Gelin birlikte yol alalım, Yolumuzu sürelim. Gönül birliğiyle diyelim Allah Allah…

    Secde haktır âdeme
    Seyrangâhız âleme
    El ele el Hakk’a dedik
    Geldik bu Dem’e
    Hal erenler halidir,
    Yol erenler yoludur,
    Gafil olmayın canlar,
    İnen ustaz elidir.
    El bizden, pençe; Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den ola!
    Hak, Muhammed, Ya Ali Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli!”
    Dil bizden nefes Hak erenlerden ola,
    Nur-ı Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli. Gerçeğe Hü!”

    Aşk-ı muhabbetlerimizle,

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi-Bektaşi kitaplarını kapsayan 3’üncü Şahkulu Kitap Fuarı bugün başlıyor

    Alevi-Bektaşi kitaplarını kapsayan 3’üncü Şahkulu Kitap Fuarı bugün başlıyor

    Türkiye’de ilk kez yapılan “Şahkulu Kitap Fuarı”nın üçüncüsü bu yıl 11-14 Ekim 2018 tarihleri arasında yapılıyor. Dört gün sürecek olan ve 40’a yakın yayınevi, 30’un üzerinde yazar ve araştırmacının katılacağı “3. Şahkulu Kitap Fuarı”nda imza günleri, söyleşiler de yer alacak.

    Alevi-Bektaşi kitaplarını kapsayan “3. Şahkulu Kitap Fuarı” 11 Ekim Perşembe günü saat 13:00’te kapılarını kitap severlere açacak.

    İstanbul Göztepe Merdivenköy’deki Şahkulu Dergahı’nda açılacak kitap stantlarında Can, Demos, Everest, İletişim, Siyah Beyaz, Kapı, La, Der ve Yurt gibi Alevilik-Bektaşilik üzerine kitap yayınlayan yaklaşık 40 yayınevinin yanı sıra, Şahkulu Sultan Dergahı, Alevi Bektaşi Enstitüsü, Karaca Ahmet Sultan Dergahı, Erikli Baba Dergahı, Garip Dede Dergahı, Güvenç Abdal Derneği gibi Alevi kurumları da kendi yayınlarıyla fuarda yer alacaklar.

    Her gün 10:00 ile 19:00 arası açık olacak olan Şahkulu Kitap Fuarı’na çok sayıda yazar ve araştırmacı katılacak, yazarlar kitaplarını imzalayacak, söyleşiler yapacak.

    12 bin yayının ve yüzlerce görselin bulunduğu “Şahkulu Bilgi Merkezi” de hizmet vermeye devam edecek. 3. Şahkulu Kitap Fuarı 14 Ekim Pazar akşamı sona erecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    PİRHA- Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini özet halinde ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabında topladı. Aydın, “Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” dedi. 

    Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini aktardığı  ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı yeni kitabına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Kitabına ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adını bilinçli koyduğunu belirten Aydın, “Dostluk, sohbet ve muhabbet çok güzel.  Muhabbet insana kapılar açıyor, yaralar sağaltıyor, insanı alıyor başka dünyalara götürüyor” diye konuştu.

    Aydın, “Bu kitabım benim denemelerimden oluşuyor. Alevilik Bektaşilikle ilgili iki bine yakın söyleşi yaptım. Bu söyleşilerin bir kısmı kitaplaştı, internet ortamında yayıldı, televizyonlarda, radyolarda bunları halka taşıdık. Ben de bu camianın içerisinde bunca yıl geçiren bir insan olarak tabi ki kimi gözlemlere sahip oldum ve bunları bir araya getireyim dedim. Bir kısmı daha önce bazı sunumlarda, dergilerde çıkmış yazılardan oluşuyor. Dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerimiz, gözlemlerimiz özet halinde burada aktardım” dedi.

    “GEÇMİŞİ GELECEĞE BAĞLAYACAK ALTIN ZİNCİRİN HALKASI GENÇLER”

    Gençlerle hasbihal eyledim, dertleştim ve dertlerimi onlara anlattım” diyen Aydın şöyle devam etti:

    “Bazen insan kör, sağır duvarlarla, engellerle ve dağlarla karşılaşıyor. Sizi en çok gençler anlar. Ve gençler bu geleneği yaşatacaklar, gençler bu yolu tutacaklar. Dolayısıyla gençlik o kadar önemli ki, yeryüzünün en önemli şeyi. Çünkü genç alacak hafızasına ruhuna ve kendi aklına yatanları daha çok içselleştirecek ve onları kendine dahil edecek. Bir bütün halinde topluma baktığınız zaman her şey aynı, değişen bir şey yok. Dolayısıyla geçmişi geleceğe bağlayacak zincirin altın halkası gençler. Biz onlara ne kadar çok şey verirsek, derdimizi anlatırsak o kadar kârdayız. Bizim kârımız da budur. Geleneğin bilgisini, gözlemlerimizi, sorunları serbestçe rahat bir şekilde okura taşıyacağız ve özellikle gençlerin anladığı dilden okura taşıyacağız. Onlar oradan ne alırsa hiç önemli değil. Yüzde birini bile almış olsa gerçekten onlar kendi düşünceleriyle bunu harmanlayacaklar, yoğuracaklar ve yollara devam edecekler.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ SİSTEMİ BU KİTAPTA YER ALIYOR”

    Bu kitaptaki en önemli yazıların Balkanlarla ilgili yaptığı çalışmaların olduğunu belirten Aydın, “Yaklaşık 20-25 yıldır Balkanlara büyük bir ilgim var defalarca oraya gidip geldim. Bütün bu gezi notlarını bir başka bağımsız kitapta toplayacağım daha detaylı bir şekilde. Fakat bu kitapta en azından herkesin okuyabileceği şekilde aşırı detaylara girmedim ancak baktım yine 40 sayfayı bulmuş. Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” diye konuştu.

    “OZAN YÜREĞİNE SAHİP VE OZANLARI SEVEN BİRİYİM”

    “Kitapta Kayaözlükten ozanları anlattığını ozan yüreğine sahip ve ozanları seven bir insan olduğunu” söyleyen Aydın, konuşmasına yeni kitabında da yer alan Kayaözlük Keskinli Aşık Haydari’ye ait şiirin şu dizeleri ile son verdi:

    “Ben ozanım Anadolum.
    Tasavvufta Yunus’uz biz, ben ozanım Anadolum.
    İsyanlarda Pir Sultanız, ben ozanım Anadolum.
    Taassubu yenebilen, türkü türkü Karacaoğlan, Köroğlu’nun sazını alan ben ozanım Anadolum.
    Torosların sert yaylası, Dadaloğlu’nun dili, Nazım ustanın teli ben ozanım Anadolum.
    Hem savaşta hem barışta, insanlık için yarışta, Mahsuni’yim ben Maraş’ta ben ozanım Anadolu’m. Nesimi’yim, Akarsu’yum.
    Yakıldıkça artar soyum, hem Gültekin hem Veysel’im, ben ozanım Anadolum.
    Yüz senede akmaz kanım, Hakk bendedir ben insanım, Daimi’yim çırakmanım ben Anadoluyum, ben ozanım.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği Şahkulu Vakfı’nda yapıldı

    Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği Şahkulu Vakfı’nda yapıldı

    PİRHA – 54. Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği, geniş bir katılımcı eşliğinde Şahkulu Sultan Vakfı’nda yapıldı. Etkinlik kapsamında “Alevi Bektaşilikte Kütüphanelerin Rolü” alt başlığıyla yapılan panel kendi alanında bir ilki temsil ediyordu.

    Etkinlikte panel öncesinde “Şahkulu Alevi Bilgi Merkezi (Kütüphanesi) ve çalışmaları” üzerine çeşitli konuşmalar yapıldı.

    BİLGİNİN VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİNE DEĞİNİLDİ

    Şahkulu Alevi Bilgi Merkezi Kütüphane Sorumlusu Yusuf Karaman’ın moderatörlüğünü yaptığı etkinlikte, açılış konuşmasını Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur yaptı. Mehmet Çamur konuşmasında kitabın ve kütüphanenin önemi üzerine örnekler verdi. Arkasından da bilginin ve öğrenmede kütüphanelerin önemine dikkat çekti.
    Etkinliğe katılan CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi ise kitabın ve kütüphanenin hoşgörüdeki önemine dikkat çekerek, Yunus Emre’den, Hacı Bektaş’tan ve Hz. Ali’den örnekler vererek, aydınlanmaya hizmet eden çalışmalara verilen desteğin önemine vurgu yaptı.

    “KİTABIN OLDUĞU YERDE SAVAŞ OLMAZ”

    Şahkulu kütüphanesinin yeniden yapılanmasında görev yapan ekip adına konuşan Özlem Güneş ise çalışmaların daha büyütülmesini istedi.

    Şahkulu Sultan Vakfı’nda “Akademi, Kütüphane, Kitap Fuarı, Ozanlar Festivali” gibi projelerde danışmanlık yapan Necdet Saraç ise bilimde, demokraside ve barışta kitabın önemine vurgu yaparak, “bilimin, sanatın, kitabın olduğu yerde savaş ve kutuplaştırma olmaz” vurgusu yaptıktan sonra geleneksel çalışmaların yanı sıra esas itibariyle model çalışmaların büyütülmesinin önemine dikkat çekti. Ve 12-13 Mayıs’ta “2. Ozanlar Festivali”, Eylül’de “3. Alevi Kitap Fuarı”nın yapılacağını açıkladı.

    “KÜTÜPHANELER SOSYALLEŞME MERKEZLERİDİR”

    Açılış konuşmalarından sonra yapılan panelde, Şahkulu Kütüphanesi’nin ilk oluşum döneminde de yer alan Dr. Güssün Güneş, Türkiye’de genel olarak okuma ve kütüphane alışkanlıklarına vurgu yaparak, “kütüphaneler aynı zamanda sosyalleşme merkezleridir” dedi. Güneş, “Alevi Bektaşi araştırmalarında Şahkulu Kütüphanesi önemli bir merkezdir, bu çalışmayı daha da güçlendirmek ve büyütmek gerekir” diye konuştu.

    “NEFESLER OLMADAN ALEVİLİK OLMAZ”

    “Alevi nefesleri ve yazılı kaynakları” üzerine konuşan Muharrem Temiz de “Nefesler olmadan Alevilik olmaz” vurgusu yaptıktan sonra, örnekler de vererek, “Bu alanda kaybolmuş, kaybolmaya yüz tutmuş eserlerin yeniden ortaya çıkartılması ve dokümantasyonların oluşması için Alevi kurumlarına büyük görev düşüyor, ben bu çalışmada görev almaya hazırım” dedi.

    Muharrem Temiz konuşmasını bitirdikten sonra nefesleri kapsayan kısa bir dinleti yaptı, arkasından da kendisinin derlediği “Arguvan Deyişleri” başlıklı kitaplarını imzaladı. (HABER MERKEZİ)

     

  • 7 ulu ozan anıldı

    7 ulu ozan anıldı

    Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, hem Muhsin Ertuğrul’un anıları sahnelendi hem de Alevi-Bektaşiliği’nin 7 ulu ozanı programla anıldı.

    Türk tiyatrosunun kurucusu, Türk sinemasının öncü isimlerinden oyuncu, yapımcı, yazar ve yönetmen Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı anılar, Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde sahnelendi.

    Alevi-Bektaşiliği’nin yedi ulu ozanı kabul edilen Seyid Nesimi, Şah İsmail Hatayi, Fuzuli, Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet de Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı “Yedi Ulu Ozan” isimli etkinlikle anıldı.

    MUHSİN ERTUĞRUL’UN KALEME ALDIĞI ANILAR SAHNELENDİ

    Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, “Kim Var Orada? Muhsin Bey’in Son Hamlet’i” adlı oyunla, çağdaş Türk tiyatrosunun kurucusu, Türk sinemasının öncü isimlerinden oyuncu, yapımcı, yazar ve yönetmen Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı anıları sahneledi. 2016 yılında düzenlenen 21. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri, tiyatro ödülleri dram dalında, Cüneyt Yalaz’a “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu”, İlker Yasin Keskin’e “Yılın En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncusu”, yine aynı yıl 41. İsmet Küntay Ödülleri En İyi Oyun Yazarı, Direklerarası Seyirci Ödülleri 2016 En İyi Erkek/Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kazandıran oyun, Maltepeli tiyatroseverler için sahnelendi. İki perdelik oyunda, metin düzenlemesini Cüneyt Yalaz ve İlker Yasin Keskin, dekoru Özgür Eren, müzikleri Aybars Gülümser hazırladı. Oyunda Vahram Papazyan’ı canlandıran İlker Yasin Keskin, Muhsin Ertuğrul’u canlandıran Cüneyt Yalaz ve Latife hanıma hayat veren Banu Açıkdeniz, sahne performanslarıyla izleyicilerin beğenisini topladı.

    7 ULU OZAN ANILDI

    Öte yandan yine Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir diğer anma programında, halk müziği sanatçısı Hasan Papur, yedi ulu ozanın Alevi-Bektaşi inancının temel taşı olduğunu söyledi. Yedi ulu ozanı saygıyla anan Papur, halkın, toplumun dili olan, gönüllerinde yaşayan halk ozanlarını, ozan geleneğini genç kuşaklara anlatmanın önemine dikkat çekti. Programda, Gülşen Kantoz Şahin, Sebahattin Yılmaz, Sinem Kantoz Şahin, Mey Üstadı Ali Kaya, yedi ulu ozanın deyiş ve türkülerini seslendirdi.